Türk Tiyatrosundaki “Yerli yazar - Yerli oyun” eksikliğine destek veren, toplumumuzda sıkça karşılaştığımız “bizden” konuları ele almış, bir aile içi dram oyunu.
2 erkek kardeş babalarının eski bir mahalle arasındaki Kasap dükkanının bodrumunda buluşur. Anneleri önceden ölmüş, babaları ise yakınlarda ağır bir Kalp ameliyatı geçirmiştir. Kardeşler zıt karakterlere sahiptir. Eğitimleri, dini görüşleri, konuşma üslupları, olaylara ve hayata bakış açıları tamamen farklıdır. Büyük kardeş eşi ile boşanma aşamasında ve ciddi ekonomik sıkıntı içindedir. Hedefi babasının dükkanını satmaktır. Küçük kardeş ise öğretmendir ve abisinin bu planından habersizdir. Bodrumdaki eşyaları toplarken, geçmişlerinin sıkı bir muhasebesini yaparlar, kah gülerler kah hüzünlenirler. Ama oyunun finalinde açığa çıkacak olan inanılmaz ve sarsıcı gerçek tüm hayatlarını alt üst edecektir.
Tek perde ve 75 dakika süren oyunun girişteki gereksiz uzun kısmı biraz sıkıcı ve seyircinin oyunu anlamasını geciktiriyor. İlk 15-20 dakika kısaltılabilirmiş. Oyuncular Cem Arslan ve Utku Arslan son derece etkileyici bir performans sergiliyor. Gerçek hayatta da kardeş olmaları oyunun inandırıcılığını üst seviyeye çıkarıyor. Duygu geçişleri hızlı. Dekor bir Kasap dükkanının bodrumunu yansıtmakta. Işık ve Müzik desteği daha fazla olabilirmiş.
Toplumuzdaki Aileler içinde çokça yaşanan Miras paylaşımı, Anne Baba bakımı, kardeşler arası çekişme, sıkıntılı evlilikler ve ekonomik sıkıntılar gibi konuları son derece çarpıcı bir finalle anlatan bu oyunu izlemenizi önemle öneririm. Özellikle Yerli oyunlara ve tiyatro gruplarına destek açısından da bu oyunu izlemeniz değerlidir.
Gençlik yıllarımda çok şiir okumuş, çok şiir yazmış, yazdığı şiirler çok sevilmiş ve kitap yapalım teklifi almış birisi olarak, oyunun adı ve konusu daha oyunu izlemeden beni cezbetti. Fiziksel Tiyatro ile Şiiri birleştiren, Ölüm ve Yaşamı sorgulayan, etkileyici bir mistik oyun.
2 çocuk annesi, ailesine çok bağlı, bir trafik kazasında ölen Şair Piraye ile henüz annesinin karnında 7 aylıkken, babasının annesini tekmelemesi sonu erken doğup sadece bu dünyada 8 saat kalabilen Mısra’nın, “Şairler Mezarlığı” denen dünya ile ahiret arasında kalmış bir Araf’ta ki diyaloglarından oluşuyor oyun. (Bu arada bilgi vereyim, İran’ın Tebriz şehrinde gerçekten de sadece ünlü şairlerin yattığı bir Şairler Mezarlığı bulunmakta). Ölümün şokunu atlatamamış, hüzün ve keder içindeki Piraye ile yaşadığı Araf’a adapte olmuş, enerji ve sevgi dolu Mısra zıt karakterleri ve dünya görüşlerini temsil ediyor. Oyun metni üst seviye ve takibi için belli bir bilgi birikimi gerektiriyor. Yazar Ersin Doğan’ın usta işi benzetmeleri ve vurguları aklıda kalıcı. Örnek olarak oyundaki şu sözü unutmam pek mümkün olmayacak: “Unutulmanın İlacı bulunamadı!”. Öyle ya da böyle ne kadar sevilirse sevilsin ölen insanlar çabuk unutuluyor, yokluğuna herkes bir şekilde alışıyor. Ayrıca finale doğu insanoğlunun her ortamdaki çıkarcılığı ve bencilliği de eleştiriliyor.
Oyuncular Selena Demirli ve Dilek Uluer başarılı. Karakterlerini yaşayarak oynuyorlar. Oyun başta Üstün Akmen ve İsmet Küntay olmak üzere birçok dalda ödül aldı, dikkatinize sunarım. Bu başarı da şüphesiz oyunun dekoru, ışık düzeni ve efektlerinin büyük payı var. Duman, perde, gölge ve ışık desteği ile Araf inanılmaz etkili canlandırılmış. Diyaloglara göre değişen renkler zekice düşünülmüş. Oyun 1 perde ve 75 dakika. Süre 1 saate çekilse Klasik seyircinin oyunu daha çok sevmesi ve anlaması sağlanabilirmiş. Yakın tarihteki bazı siyasal olay ve cinayetlere yapılan atıfların oyunun genel yapısına uymadığını da belirtmem lazım.
Houseseat dijital tiyatro platformu üzerinden, Türkiye’nin her yerinden izleyebileceğiniz bu etkili, düşündürücü ve mistik oyunu seyretmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü ülke insanımızın düşünmeye çok ihtiyacı var…
Kanlı Nigar / Konyaaltı Belediyesi Nazım Hikmet Kongre ve Fuar Merkezi
Geleneksel Türk orta oyunu türünde yazılmış sevimli bir komedi. 1981 yapımı ve başrollerinde Kemal Sunal ve Fatma Girik’in oynadığı film ile halkımızın gönüllerine yer etmiş bir Sadık Şendil eseri. Ki bu yazar yine çok sevilen “Yedi Kocalı Hürmüz” komedisinin yazarı ve “Neşeli Günler“, “Banker Bilo” ve “Gırgıriye” gibi birçok unutulmaz filmin de senaristi.
Osmanlı Devleti'nin son döneminde geçen oyunda, dönemin toplumsal yapısı, Kültürel farklılıklar, dinsel sömürü, ikiyüzlülük, çıkarcılık ve Kadınların var olma mücadelesi anlatılıyor. Küçük yaşta kimsesiz kalan Nigar, kaldığı konakta birçok eziyet çeker, hor görülür. Hatta sonunda evin küçük oğlunun tecavüzüne uğrar. Sokağa atılır. O günden sonra giderek güçlenen ve oyunu kuralına göre oynayan Nigar “Kanlı Nigar” olur ve tüm erkeklerden yaşadığı zulümlerin acısını çıkarmaya başlar.
11 kişilik kalabalık oyuncu kadrosu birçok tanıdık isimden oluşmakta. Ama şüphesiz Nigar rolünde yılların eskitemediği oyuncu Çiğdem Tunç, anlatıcı Abdi rolünde Deniz Salman ve Agah Efendi rolünde Yaşar Ayvacı çok başarılı. Dekor sadece arka planda eski bir İstanbul afişinden oluşmakta. Kostümler inanılmaz güzel ve dönemi aynen yansıtmakta, emek harcanmış. Müziklerin hepsi bildik, tanıdık Esin Engin eserleri. Ses konusunda ise sıkıntı var, özellikle büyük salonlarda arka tarafların birçok repliği duyması imkansız. Kesinlikle mikrofon kullanılmalı. Ayrıca oyun 2 perde ve ara dahil 2 saat 40 dakika. Bir de oyun sonunda Çiğdem hanım tüm oyuncuları tek tek ve detaylıca tanıtıyor. O süre ile birlikte oyun neredeyse 3 saat. Dolayısı ile dönüş planınızı bu bilgiye göre yapmanızda fayda var.
Halen Anadolu turnesinde olan bu oyuna sevdiklerinizle giderek, böyle bir eseri Anadolu halkına ulaştıran bu cefakar ve güzel ekibe destek olmanız, Türk Tiyatrosu adına faydalı olacaktır.
Alman yazar Goethe’nin yaklaşık 60 yılda! tamamladığı dünyaca ünlü şiirsel romanı FAUST, dünyevi zevkler ve büyülü ileri düzey ilimler karşılığında ruhunu Şeytana (Mefisto) satan Doktor Faust’u anlatır. Büyük bir zaman diliminde, çok çeşitli - fantastik ortamlarda ve birçok karakterin yer aldığı bu eseri sahneye koymak gerçekten büyük bir cesaret.
Görkemli bir dekor, ışık, kostüm, efekt ve oyuncu kadrosuna rağmen, eseri okumamış izleyicilerin asla bir şey anlayamadığı ve takip edemediği bir oyun olmuş maalesef. Genel izleyici yorumları ve oyun puanı da bu görüşümü destekliyor. Özellikle ilk perde de konu anlaşılır ve takip edilebilir olsa da, ilk perdeden oldukça farklı 2.perde seyirciyi oyundan tamamen koparıyor. Uyarlama daha sade, daha anlaşılır ve kısa yapılabilirmiş. Çünkü oyun 2 perde ve ara dahil tamı tamına 3 saat 15 dakika!
Oyunculuklarda Faust rolünde Emre Başer ve Mefisto rolünde Sükun Işıtan son derece başarılı. Sahneye ve izleyiciye olan hakimiyetleri, fiziksel kabiliyetleri ile ses güçleri etkileyici. Hareketli ve sahne arkasına doğru 2 kademeden oluşmuş dekor oyuna büyük bir derinlik kazandırmakta. Kostümler, makyajlar, görsel efektler, ışık desteği ve müzikler kusursuz.
Klasik tiyatro seyircisinin ve FAUST eserini okumamış izleyicinin anlaması ve sevmesi mümkün olmayan, çok zor bir oyun.
SSCB döneminde yazılmış, 1981 Estonya’da 1982 Moskova’da Prömiyer yapmış, 1983’de Sovyet Kültür Bakanlığınca “Sovyet Gençleri Böyle Olamaz !” diye yasaklanmış, 1987’de Perestroyka açılım sürecinde tekrar sahnelere konmuş ve gişe rekorları kırmış, son derece ilginç ve başarılı bir gerilim oyunu.
İdealist ve Ahlaki değerlere sonuna kadar bağlı olan Öğretmen Yelena Sergeyevna’nın bir akşam kapısı çalınır. Gelenler ona sürpriz doğum günü partisi yapmak isteyen 4 Lise öğrencisidir. Masum ve sevgi dolu görünen bu ziyaretin arkasında ise öğrencilerin son derece tehlikeli ve art niyetli bir hedefi vardır. Şu an tüm dünyada doruk noktasına ulaşmış olan, Kapitalizmin ve Liberalizmin en büyük başarısı “Kültürel ve Ahlaki Yozlaşmanın” temellerinin nasıl atıldığını gösteren bir oyun.
Oyunculuklarda Öğretmen Yelena rolünde Hazal Uprak’ı çok beğendim. Kim bilir, belki de bire bir aynı karaktere ve dünya görüşüne sahip olduğum için! Öğrenciler ise biraz daha genç yaşta oyunculardan seçilebilirmiş. 2 perde ve ara dahil 1 saat 35 dk. süren oyunda, dekor standart ve bakımsız bir Sovyet evini aynen yansıtmış, başarılı. Kostümlerde öğrencilerin giysileri dönemin ilerisinde kalmış. Müzik desteğinde ise döneme ait SSCB marşları daha fazla kullanılabilirmiş.
Bu oyunu Öğretmenler, Öğrenciler ve çocuklarını ahlaklı yetiştirmek isteyen Veliler muhakkak izlemeli. Ama çocuklarını ne olursa olsun, hangi yolu seçerse seçsin, ne yaparsa yapsın da çocuğum birinci ve başarılı olsun diyen VELİLER özellikle izlemeli! İzlemeli ve ESERLERİNDEN UTANÇ duymalı …
Gazetecilik, Savaş Acıları, Savaş Fotoğrafçılığı ile AHLAK arasındaki ilişkileri irdeleyen bir Mehmet Ergen rejisi. Seyirciye mesajlar vererek, sorular sorarak gelenekselleşmiş bakış açılarını sorgulatan bir oyun. Örneğin benimde her zaman aklıma gelen şu soru ve yanıtı var oyunda: ”Neden bir gazeteci önünde bir çocuk ölürken ona yardım etmez de fotoğraf çekmeye devam eder ?”
Oyunun ana konusu Savaşların yarattığı travmalar. Oyunun ödüllü yazarının bu acıları yaratan ülkenin bir vatandaşı olması ise ilginç bir tezatlık oluşturmakta. Irak’ta savaş fotoğrafçılığı yaparken ağır yaralanıp, bir süre komada kalan, sonra iyileşip ülkesine dönen Sarah ile uzun süredir birlikte yaşadığı erkek arkadaşının, bu travma sonrasındaki inişli çıkışlı öyküsü anlatılıyor. Oyuncuların hepsi başarılı ama özellikle sorunlu, sert, soğuk, geçimsiz gazeteci Sarah rolünde Sevil AKI ile oyunun “Barbie” kızı Pervin BAĞDAT daha akılda kalıcı. Hele de Pervin Bağdat oynadığı uçuk kaçık, sadece eğlenmeyi isteyen, saf, komik, seksi genç kız rolü ile oyuna büyük enerji katmakta. Her 2 kadın karakterlerin birbirlerine olan zıtlığı oyunun vermek istediği mesajlar ile paralellik teşkil ediyor.
2 perde ve ara dahil 2 saat süren oyunda, dekor oldukça başarılı. Yine bir Barış Dinçel ustalığı söz konusu. Tavandaki camlara sahne geçişlerinde yansıtılan video görüntüler ve görüntülerdeki savaş sahneleri oldukça sarsıcı. Müzik ve Işık oyunla uyumlu, kostümler inandırıcı.
Dünyada Kötüler kadar İyilerinde olduğunu fakat İyilerin dünyayı düzeltmek anlamında ellerinden bir şey gelmediğini anlatan etkileyici bir dram.
Yeni nesil, bencil, sorumsuz, birçok kötü alışkanlığa sahip, doğurmak üzere olan hamile bir genç kız ile herkesten uzakta, yalnız, aşırı düzenli, tek düze bir hayata sahip orta yaş üstü bir memurun inişli çıkışlı ilişkisini anlatan sevgi dolu bir komedi.
İngiliz Ray COONEY ile Gene STONE’un yazdığı oyunu, muhalif oyunları ile çok sevdiğimiz Ragıp Yavuz ülkemize uyarlamış. Yönetmen, oyun broşüründe ki söylemi ile “En başa döneyim ve yeni mücadeleme İnsandan başlayım” demiş! Bununla birlikte keşke uyarlama değil de orijinal şekli ile sahneye koysaymış daha inandırıcı olurmuş. Çünkü oyunda yaşananların ülkemizde yaşanma şansı hemen hemen yok. Sevgi, insanlık, yardımseverlik, merhamet mesajlarının bol olduğu oyunda oyuncular Can Ertuğrul ve Derya Çetinel çok başarılı. Rollerine tam uymuşlar.
2 Perde ve ara dahil 1 saat 50 dk. süren oyunda, dekor muhteşem! Öyle ki bir apartman dairesi neredeyse birebir sahneye konmuş. Hele de mutfakta ki detaylar inanılmaz ince düşünülmüş. Barış Dinçel ustaya bir kez daha tebrikler! Işık, Kostüm, Müzik desteği kusursuz.
İstanbul seyircisinin oyunlarda ki “FOTOĞRAF VE VİDEO ÇEKME GÖRGÜSÜZLÜĞÜ” ile artarak devam ediyor maalesef! Artık bu sorun çekilmez bir hal aldı, çare bulmak gerek. Ya yanındaki seyirciler sert bir şekilde müdahale etmeli ya da kimi Bölge tiyatrolarında olduğu gibi sahne görevlileri bu görgüsüzleri lazer ışık ile uyarmalı.
Sevginin, ilginin, karşılıksız yardımın nice kötülükleri yenebileceğine, nice kötüleri değiştirebileceğine dair sevimli, sıcak bir komedi. Kaçırmayın derim.
3 Yaşlı ve işsiz Palyaço, gazetedeki bir iş ilanı için ıssız bir bekleme odasında buluşurlar. Geçmişte beraber çalışmış eski dostlardır. Maddi durumları artık kötüdür. Bu işe çok ihtiyaçları vardır. İşe seçilmek için gösterdikleri rekabet, eski dostluklarının önüne geçebilecek midir?
Beklerken eskilerden konuşmaya başlarlar. Anılarını tazeler, güler, eğlenir, hüzünlenirler. Yaşlanmanın ve artık istenen niteliklere sahip olamamanın sıkıntılarını yaşarlar. Ki bu saptama oyunun aslında temel mesajını da belirliyor. Hangi sektörde olursanız olun, yeni dünya düzeni belli bir yaşın üzerindeki çalışanlara karşı çok acımasız. Oyunda “Godot’u Beklerken” konsepti açıkça kendini gösteriyor. Yazarın o oyundan etkilendiği net. Oyuncular Tolga Tekin, Cüneyt Mete ve Turan Günay eşit derecede başarılı.
Tek perde ve 80 dk. süren oyunda dekor çok etkileyici. Sahneye derinlik kazandıran dev kapı özellikle dikkat çekiyor. Kostümler ve makyajlar muhteşem. Işık, müzik ve efektler başarılı. Oyunun ortalarında tempo düşüyor, monoton bir sürece giriliyor. Ama sona doğru Palyaçoların hünerlerini sergilemeye başlaması ile birlikte tekrar akıcılık sağlanıyor.
Komedi ile başlayıp drama evrilen, yaşlanmanın, işsizliğin, çaresizliğin, beklemenin acılarını yansıtan etkileyici bir oyun.
Musahipzade Celal’in 3 farklı oyununun (Aynaroz Kadısı – Fermanlı Deli Hazretleri – Atlı Ases) birleştirilmesi ile oluşturulmuş, Geleneksel Tiyatro ile Modern Tiyatronun bir potada eritildiği, eğlenceli, sürükleyici, keyifli bir müzikal komedi.
Bol ödüllü ve efsanevi “Şark Dişçisi” ve “Şekerpare” oyunları ile gönüllere taht kuran Engin Alkan’ın bu oyunu, o oyunlar ile aynı konsepte sahip. Fakat o oyunların bir miktar gerisinde kalmış. Bunun nedeni olarak bu sefer 3 farklı oyunun birleştirilmesi söylenebilir. Konu olarak ta, devletin ve adaletin başındaki kişilerin, devleti ve halkı değil de, şahsi menfaatlerini ve çıkarlarını öne çıkarmaları, hırsızlıkları, nasıl birer HARAMİYE dönüştükleri anlatılıyor. Hristiyan olsun Müslüman olsun Din tüccarlarının halkı nasıl kullandıkları da oyunun diğer bir mesajı. Ara dahil 3 saat 10 dakikalık süresi ile hayatımda seyrettiğim en uzun oyun. Dolayısı ile oyun dönüşünüzü bu bilgiye göre planlamanızda fayda var.
Oyuncu ekibi komple başarılı. Ama özellikle Eda Hatun rolünde Pelin Budak, Kamer rolünde Aslı Altaylar, Anlatıcı rolünde Elçin Atamgüç ve tabii fırıldak Kadı Yakup rolünde Zafer Kırşan daha dikkat çekmekteler. Makyaj – Kostüm – Işık ve Müzikler tartışmasız ödüllük seviyede. Özellikle makyajlara bayıldım. Çok özenli ve anlam yüklü. Bu görkemli mutfak unsurlarına uymayan tek şey dekordu. Hareketli ve değişken dekor diğer unsurlara göre biraz sönük – vasat kalmış. Bu arada belirteyim, oyunda Muhafazakar seyircileri rahatsız edecek sahnelerde var.
Haramileri tarih boyunca hep çevremizde gördük. Gördükçe kızdık, öfkelendik, lanet okuduk. Haramileri bu sefer de sahnede bir görün ve bu sefer bol bol gülün …
Türk Tiyatrosunda eksikliği giderilmeye çalışılan “Yerli Yazar – Yerli Oyun” sorununa çözüm sunan başarılı bir gerilim oyunu. Konusu Çekmeköy’de geçen, bizden karakterler ve bizden olaylara sahip oyunun keşke ismi de Türkçe olsaymış diye düşündüm. Oyun boyunca bir sürü isim buldum aklımda oyuna çok daha yakışan.
“Callback” sahne sanatlarında Yönetmen Görüşmesi demek. Yönetmen ya da Yapım ekibi, akıllarına yatan oyuncuları görüşmeye çağırır. Bu ekibin oyuncuyu beğendiğini, tanışmak istediğini, gerekirse tekrar bir deneme çekimi yapmak istediği anlamına gelmektedir. Oyunun konusunda gelirsek, kırkına merdiven dayamış fakat hayali olan oyunculuğa bir türlü kavuşamamış Seren, bu durumu takıntı haline getirmiş, hatta bu takıntı bir nevi deliliğe yol açmıştır. Bu deliliğin sonunda da ödüllü bir yönetmeni kaçırarak, evinin bodrumuna zincirler. Aklınca oyunculuğunu yönetmene gösterecek ve yeni vizyona girecek filmin başrolünü alacaktır. Karşısındaki tehlikeli ve psikolojik sorunları olan kadını gören Yönetmen, oradan kurtulmak için stratejiler geliştirecektir. Tabi karşılıklı konuşmalar ülkemizdeki Sinema TV Dizi sektöründeki çarpık ve adaletsiz noktalara da parmak basacaktır.
Tek perde ve 70 dakika süren oyun son derece sürükleyici. Gerilim bir an bile düşmüyor. Konu nereye varacak merakla takip ediyorsunuz. Oyuncular Eray Cezayirlioğlu ve Zuhal Acar (Ki oyununda yönetmeni) oyunu yaşayarak oynuyorlar, başarılılar. Dekor bir bodrum katını aynen yansıtmış. Müzik desteği yok. Işık ve kostümler oyun ile uyumlu. Yalnız oyunun finalinde önemli bir mantık hatası var. Oyun boyunca zeki ve sinsi karakterine şahit olduğumuz yönetmenin, olayların tüm kaydını yapan kamerayı Bodrum katında bırakması bence mantıksız olmuş. Kamerayı alıp götürmeliydi.
Sinema Televizyon Dizi ve Tiyatro sektöründe çalışanların çok daha ilgi ile izleyeceğini düşündüğüm bu başarılı oyunu herkese tavsiye ediyorum.
Fransa’da Yılın en iyi komedi oyunları arasında adaylığı bulunan, interaktif, kahkahası bol, sürprizleri bol, keyifli bir komedi. Yönetmen Buğra Koçtepe ve tüm ekibi tebrik ederim. Şu ana kadar bu sezon için izlediğim en iyi komedi diyebilirim.
İlginç bir tesadüf ki, oyunun yazarlarının (2 yazarı var) diğer bir oyunu olan “Berlin Berlin” komedisi de henüz 3 hafta önce izlemiştim. Birbirlerine benzer yanları oldukça fazla, oyunun aynı yazarlardan çıktığını hissedebiliyorsunuz. Oyun bir film çekim ekibinin hikayesini anlatıyor. Ekipte işler son derece karışık, kimin eli kimin cebinde belli değil. Aşk ilişkileri, çıkar ilişkileri, entrikalar bolca mevcut. Biz izleyiciler de filmin Figüranları rolündeyiz :) Bu nedenle sahne ekibi ile seyirci arasında devamlı bir iletişim var. Bir ara kim oyuncu kim seyirci gerçekten karıştırdık! Oyunun sevilmesinin, keyif alınmasının en büyük faktörü de bu iletişim.
Oyuncuların hepsi çok başarılı. Tek tek sayamıyorum ama özellikle Yönetmen Yardımcısı rolünde Ceyhun Gen, Lola rolünde Dilan Serinyel ve Rose rolünde tecrübeli oyuncu Saliha Karahasan oldukça etkileyici bir performans sergiliyorlar. Dekor, Işık ve kostüm desteği oyunla uyumlu. Bence oyunun olmayan tek kısmı, oyunun ilk başlarında konuya biraz geç girilmesi ve monoton tonda başlaması. Oyun tek perde ve 1,5 saat sürmekte.
Gülmek, eğlenmek, yaşadığımız şu sıkıntılı dönemlerde biraz olsun Ferahlamak istiyorsanız bu oyunu kesinlikle kaçırmayınız.
Soğuk Savaş dönemini yeni kuşak bilmez. Orta yaş kuşak zor hatırlar. Tiyatro dünyasında da o dönemi anlatan oyunlara pek rastlanmaz. İşte bizlere o dönemi anlatan, öğreten, hatırlatan çok keyifli bir komedi. Bu bağlamda Yönetmen Tayfun Güneyer ve tüm ekibe öncelikle teşekkür etmek isterim.
Berlin’in Doğu tarafında yaşayan yeni evli genç çift, baskıcı komünist düzenden bıkmış ve özgür! kapitalist dünyayı temsil eden Batı tarafına geçme hayalini kurmaktadırlar. Genç kadın, Berlin Duvarı’nın dibindeki bir evde yaşayan yatalak hasta bir kadına bakmak için işe girer. Ama asıl plan, evin altındaki gizli mahzene inmek ve Berlin Duvarı’nın altından geçen gizli tünelleri kullanarak Batı Berlin’e kaçmaktır. Ama yaşlı kadının çapkın oğlu efsanevi Doğu Alman Gizli Servisi STASI’nin önemli bir ajanı çıkınca işler karışır.
2 Perde ve ara dahil 2 saat 10 dk. süren oyunda, 1. ve 2. Perdenin başında Berlin Duvarı, Soğuk Savaş dönemi ve STASI hakkında video görüntüler eşliğinde o döneme ait bilgiler veriliyor ki bunu seyirci açısından son derece faydalı buldum. Oyun boyunca çok sert bir Sosyalizm eleştirisi ve Batı Kapitalizmine övgüler var. Ama bu Özgür ! Batının ezilen dünya halklarına o dönemden bugüne getirmiş olduğu özgürlükleri görünce de (Vietnam, Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Gazze gibi) hangi sistem daha iyiydi sorusu ister istemez akıllara geliyor.
Oyunculuklarda başrolde ki yeni evli çifti canlandıran Kardelen Göktaş ve Samet Sünbül çok başarılı. STASI Ajanı İnanç Keteci, CIA Ajanı Serkan Yanar ve STASI Albayı Elif Yalçın da keza akılda kalıcı. Her perde için yarı bir dekor yapılmış. İlk perdede bir Doğu Alman evi, 2.perdede ise bir STASI karargahı inandırıcı bir şekilde sahneye konmuş. Sadece her 2 dekorda da camdan çok kısıtlı görünen Berlin Duvarı, arka planda ve çok daha büyük olarak resmedilseymiş bence çok daha etkileyici olurmuş. Çoğu seyirci camdan görünen yerin Berlin Duvarı olduğunu oyunun sonunda anladı. Kostümler dönemi yansıtmakta.
Soğuk Savaş dönemini bilmek, öğrenmek, o dönemden dersler çıkarmak günümüz jeopolitik stratejisi için çok önemli. Mesela Rusya’yı eski gücüne kavuşturan Putin eski bir KGB ajanı iken STASI’de de görev almış. Bu bağlamda hem yakın tarihi öğrenmek hem de bolca gülmek için bu oyunu kesinlikle izlemenizi öneririm.
Bu tek kişilik oyunu 5 yıl önce İstanbul Şehir Tiyatrolarında Levent Üzümcü oyunculuğunda izlemiş ve kelimenin tek anlamı ile bayılmıştım. Muhteşem bir oyundu. Oyunun yazarı ve yönetmeni Cengiz Toraman beydi. Şimdi Cengiz bey bu etkileyici oyunun yazarlık ve yönetmenliğine, oyunculuğunu da ekleyerek ustalık işini tamamlamış, tebrikler!
Oyun Osmanlı’nın son döneminde geçiyor. Girit’te yaşayan ve çok sevilen Demirci Rüstem ve ailesi, İngilizlerin ve onlara UŞAK olmayı çok seven Türk işbirlikçilerinin bir oyunu ile haksız yere İstanbul’a sürülüyor. Dürüst ve cesur bir insan olan Rüstem kısa zamanda İstanbul’da da ünleniyor. Oğlu Cemal’de elbette babasının izinden gidiyor. Tek perde ve 1,5 saat süren oyunu kimi zaman hüzünle ama çoğu zaman gülerek ve keyifle soluksuz izliyorsunuz. Geleneksel Türk Tiyatrosundan ve Meddahlıktan esinlenen oyunun başarısında şüphesiz Cengiz bey ustalığının çok büyük payı var. Sık sık seyirci ile etkileşime girerek (Hatta bazen sahneye çıkararak!) seyircinin oyuna bağlanmasını sağlıyor. Babalar ile Oğullar arasındaki genelde hiç açığa çıkarılamayan sevgi üzerine seyirci ile yaptığı dertleşme de unutulmayacak türden hüzünlü.
Dekor olarak Kahverengi Sarı (nostaljik) tonlarda, eski Girit ve İstanbul resimlerinden oluşmuş dev bir arka plan kullanılmış. Devlet Tiyatroları web sitesinde detaylı olarak görebilirsiniz. Kostümler döneme uygun ve inandırıcı. Işık, Müzik desteği ve şarkılar güzel fakat özellikle oyunun başlarında arka planda müziğin devam etmesi kimi replikleri bastırmakta.
Günümüz dünyasında artık neredeyse hiç göremediğimiz Dürüstlük, İnsanlık, Komşuluk İlişkileri, Yardımseverlik ve İnsan Sevgisi üzerine bir oyun izlemek istiyorsanız bu oyunu muhakkak seyrediniz.
Victor Hugo’nun ölümsüz eseri Sefiller oldukça uzun bir romandır. Türkçe çevirisi yaklaşık 2.000 sayfadır. Karakter çok, olay bol, süreç de uzundur. 1815 – 1832 yılları arasındaki Fransa’da yaşanan toplumsal bozulma, fakirlik, sınıf ayrımı ve insanoğlunun önyargılarının değişememesi ana konusudur.
Böyle bir eseri sahneye taşımak cesaret ister. Daha önce bu cesareti Ankara Devlet Tiyatrosu göstermişti ki maalesef o oyunu başarısız bulmuştum. Hem de çok büyük bir bütçe, dekor, kostüm, oyuncu sayısından oluşmasına rağmen. Ben bu tip uzun ve derin konulara değinen oyunların sahneye konmaması gerektiğini düşünenlerdenim.
Ritim Yapım bu zor eseri hem sahneye koyarak hem de bir adım daha atarak turnelerle Anadolu’da ki tiyatro severlere ulaştırarak ülke tiyatro sanatı adına büyük bir iş yapmakta. Öncelikle tebrik etmek isterim ekibi. Oyun tek perde ve 1,5 saat. Dolayısı ile kitaptaki birçok konu ve karakter çıkarılmış zorunlu olarak. Ekmek çaldığı için tüm hayatı boyunca suçlanan Jean Valjean’ın hayat hikayesi anlatılmış. Günümüzde de olduğu gibi kimse neden bu adamın ekmek çalmak zorunda kaldığını sorgulamamış ?
Oyunculuklarda Merve Köse ve Ziver Armağan Açıl (Aynı zamanda oyunun yönetmeni) öne çıkmakta. Dekor doğal olarak çok güçlü değil. Arka planda video görüntüler olsaymış belki mekanlar daha iyi yansıtılabilirmiş. Kostümler döneme uygun. Işık ve Müzik desteği ise iyiydi. Oyunun sonunda oyuncular sahneyi terk etmiyor, isteyen seyirciler ile fotoğraf çektiriyor, bu sosyal medyayı çok seven halkımız için oldukça cazip olabilir!
Halen turnede olan bu oyun, şehrinize geldiği zaman muhakkak gidip izleyiniz. Bilet fiyatları da son derece uygun. Bu şekilde tiyatro emekçilerine destek vermiş olursunuz.
Ahududu / Kastamonu Belediyesi Nikah ve Konferans Merkezi
Dünya tiyatrolarında en çok oynanan komedilerden birisi olan, Joseph Kesselring’in “Arsenic and Old Lace” adıyla yazmış olduğu, Nedim Saban tarafından da Türkçe’ye ve ülkemize başarılı bir şekilde uyarlanmış bir oyun. 1944 yılında “Arsenik Kurbanları” ismi ile sinemaya da aktarılmış ve büyük gişe başarısı elde etmiş.
“AHUDUDU” olarak ülkemize uyarlanan oyun 2016 yılından bu yana tam 9 yıldır çoğu zamanda kapalı gişe olarak sahnede. Tabi bu başarıda oyunun 2 yaşlı kız kardeş karakterini canlandıran Suna Keskin ve Melek Baykal’ın muhteşem oyunculuklarının büyük payı var. O kadar ustalar ki bırakın seyirciyi bence her tiyatro oyuncusu bu oyuna gidip tiyatro sanatı ve kariyerleri adına dersler çıkarabilir. Oyunun konusu da son derece ilgi çekici. Hiç evlenmemiş 2 kız kardeş, babalarından kalan konakta, bir küçük odayı kiralığa çıkarmışlardır. Bu odayı kiralamaya gelen, kimsesiz, umutsuz ve genelde yaşlı insanları ustalıkla zehirleyerek “Huzura” kavuşturmaktadırlar!
2 perde ve ara dahil 2,5 saat süren oyunda 2 büyük usta dışında 2 oyuncuyu da çok beğendim. Dr. Einstein rolünde Selim Tezin ve Sadist Yeğen Halim rolünde Murat Turhan da çok etkileyicilerdi. Dekor son derece inandırıcı, detaylı ve başarılı idi. Hele de böyle bir dekoru, özel bir tiyatronun turneye çıkarması büyük cesaret ve emek işidir, Tiyatrokare’yi bir tiyatro sever olarak tebrik etmek isterim. Kostümler keza çok iyi ve döneme uygundu. Oyun öncesi, arası ve oyunda çalan Türk Sanat Müziği eserleri de muhteşemdi. Oyunun olmayan yönleri ise (Bana göre elbette) ilk perde ve oyunun başlarında konuya çok geç girilmesi (ki oyunun süresini de gereksiz uzatmış) ve Deli yeğen Zeki rolünde yönetmenin değil de başka bir oyuncunun oynamaması olmuş.
Şu anda Anadolu turnesinde olan bu oyunu tiyatroyu seven her bir izleyicinin muhakkak seyretmesi gerekli. Şehrinize gelirse kaçırmamanızı öneririm. Suna Keskin ve Melek Baykal gibi ustalar bir daha bu sahnelerde zor görülür.
Öksüzler / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
İstanbul Şehir Tiyatrolarının geleneksel Genç Günler Festivali ve Genç Tiyatrosu ilk defa iyi bir oyun çıkaramamış maalesef! Oyun metinsel içeriğinden kurgusuna, oyunculuklardan finaline kadar oldukça yetersiz ve başarısız.
Dışarıdaki kötücül dünyadan izole ve mutlu bir şekilde yaşayan genç çiftin hayatını bir anda alt üst eden sorunlu, sadist, psikolojik olarak sorunlu bir erkek kardeş oyunun ana konusu. Bu sorunlu kardeşin karı koca arasında yarattığı problemler oyun boyunca bitmiyor. (Ki Türk aile hayatında da sık sık karşılaştığımız bir sorun) Oyunun başarısız olmasındaki en büyük etken aslında Yazar Dennis Kelly. Birçok farklı konuya değinmeye çalışırken işin içinden çıkamamış ve hiçbir konu hakkında seyircinin aklında kalıcı net bir mesaj verememiş.
Tek perde ve 70 dk. süren oyunda oyunculuklar da yetersiz ve duygusal aktarım açısından etkisiz. Oyunu yaşayamadıkları ve rol yaptıkları bariz şekilde belli oluyor. Oyunun tek güzel yanı dekoru ve ışık düzeni. Orta üst düzey bir evin oturma odası başarılı bir şekilde sahneye konmuş. Tavandaki dikdörtgen ışıklı bloklar görselliği zenginleştirmiş. Oyundaki gerilime ve repliklere göre renk değiştirmesi de etkileyici.
Her oyuna gidecek vaktiniz yoksa ve bir oyun elemek durumunda kalırsanız bu oyunu seçebilirsiniz.
Evli çiftler arasındaki Aldatma, sadakat anlayışı, ayrılmalar, gidip gelmeler ve tek taraflı bağımlılıklar üzerine etkileyici bir dram. Kendisini birçok kez aldatmış olan kocasına saplantılı bir şekilde bağımlı olan Azra’nın hüzünlü öyküsü.
Yerli bir yazar (İnci Aral) ve bizden bir oyun olunca tabii konu evrensel de olsa daha ilgi çekici oluyor seyirci tarafında. Oyunun giriş kısmın konsept anlaşılıncaya kadar biraz sıkıcı. Kişileri, ilişkileri, konuyu ve formatı anladığınız an (Oyuncular birbirlerine değil seyirciye karşı konuşuyor oyun boyunca) oyun ilgi çekici olmaya başlıyor. Oyunculuklarda Azra rolünde Esra Akbaş ve Ferda rolünde Eray Cezayirlioğlu başarılı, cazibeli ve güzel baldız rolünde de Ceren Narinoğlu etkileyici. Sadece kız kardeşler fiziksel olarak biraz daha birbirlerine benzer seçilebilirmiş.
Tek perde ve 80 dk. süren oyunda dekor çok sade ve ilginç. Her bir oyuncu için ayrılan 4 ayrı platform, ayaklı mikrofon ve sandalye var sahnede. Kostümler ve ışık desteği güzel. Arka plandaki video görselleri ise gereksiz buldum.
Çevremizde maalesef artık daha da fazla görmeye başladığımız Aldatma ve Sadakatsizlik üzerine, yapılan yanlışların ve bağımlılıkların insanları hangi olumsuz noktalara götürebildiğini anlatan bir oyun.
Fransız devrimi öncesi, Fransız zenginlerinin yaşadığı (ki devrime de sebep olan) şatafatı, ahlaksızlıkları, ikiyüzlülükleri, adaletsizlikleri ve çıkarcılıkları eleştiren bir Moliere komedisi. Oyun 17.yüzyılda yazılmış ama hala günümüzde bu rezilliklerin geçerliliğini koruması da ayrıca üzüntü verici.
Tek perde 1,5 saat süren oyunun 2 perdeye bölünmemiş olması bence en önemli eksisi. Çünkü özellikle ilk yarım saatte karakterleri ve oyun kurgusunu anlayana kadar sıkıcı bir süreç var. Girişte yazdığım özelliklere sahip Fransız zenginlerine karşı savaş açan, doğruluktan ve dürüstlükten ayrılmayan Alceste’nin zorlu mücadelesi ve güzel ama çıkarcı Celimene’e olan umutsuz aşkı anlatılıyor.
Oyunculuklarda Alceste rolünde Emre Ön ve Celimene rolünde Fatma Nazlı Kurbal başarılı, etkileyici. Dekor 17.yüzyıl Fransa saraylarının şatafatlı bir salonunu tam olarak yansıtmış. Ama kostümleri ve makyajları özellikle belirtmem lazım, net olarak ödüllük. Kostümlerde ki zarafete ve ince detaylara hayran kaldım, oyunun web sitesinde sizlerde görebilirsiniz. Işık desteği yerinde ama müzik desteği zayıf kalmış.
Geçmişte Fransız ve Avrupa Aristokrasinin yaşadığı, şimdilerde dizi ve sinemalarda gösterilen zengin ünlülerin yaşadığı pırıltılı ortamların gerçek yüzünü gösteren oyun, bu ortamlara heves eden özellikle genç ve hırslı nesillere önemli uyarılarda bulunuyor.
Sanat (Mesela Tiyatro) Halk için mi yapılmalı? Yoksa Sanat için mi yapılmalı? Doğru olan elbette Halk için yapılması ama ülkemizde yıllardır halka ve seyirciye çok ta önem vermeyen “HAKİM ZÜMRE” tarafından “Sanat” için yapıldığı çok açık. (Örnek olarak, geçen sezon seyircinin hiç sevmediği ve anlamadığı MEDEA MATERIAL oyunu tiyatroyu yöneten güçler tarafından ödüllere boğuldu???)
Çünkü yıllardır seyircinin hiç sevmediği, sıkıldığı, anlamadığı, yarısında terk ettiği Çehov, Gogol, Dostoyevski gibi klasikler ısrarla ama ısrarla sahnelere konuyor. Elbette Tiyatral açıdan bu oyunlar zengin olabilir, kaliteli olabilir, Tiyatro akademisyenleri – yönetmenleri - oyuncuları çok sevebilir ama seyirci sevmiyor bu oyunları! Artık Hakim Zümrenin bunu anlaması lazım. Israr edilecekse Yerli ve bizden olan oyunlarda ısrar edilmeli. Örnek olması açısından Karacaoğlan – Mevlana - Pir Sultan – Yunus Emre gibi bizden olan değerler sahneye konmalı. (Ki halkımızın bu değerleri çok ta iyi tanımadıklarını yakından biliyorum) Yakın Türk tarihi hiç yok mesela sahnelerde? Kıbrıs üzerine bir oyun gördünüz mü hiç? Turgut Özakman’ın “Çılgın Türkler Kıbrıs” kenarda bekliyor mesela yıllardır? İlla yabancı yazar olacaksa da çağdaş ve yakın modern zaman yazarları tercih edilmeli. Lütfen Seyirci ve Halk için tiyatro yapın artık!
Oyuna gelecek olursak, Vanya Dayı rolünde Süleyman Atanısev ve Doktor rolünde Tolga Evren çok başarılı. Dekor Rus kırsalındaki bir çiftlik evini güzel yansıtmakta. Ama oyunun başında 2 oyuncunun tavukları yönetmesini anlamsız buldum. Yağmur efekti etkileyiciydi. Kostümler dönemi yansıtmış ama bazı oyuncuların modern tarz ayakkabıları kostümlerine uymamış.
Sahnelerimizde seyircilerin güleceği, ağlayacağı, düşüneceği, öfkeleneceği kısaca DUYGU VEYA MESAJ ALABİLECEĞİ oyunlar görmesi dileğiyle…
Çocuğuna TANRI gibi tapan, her dediğini yaparak şımartan, kusurlarını göremeyen, gördüğünde örtbas etmeye çalışan YENİ NESİL ebeveynleri ve Eğitim sisteminin bu tip sorunlarda ki yetersizliğini ağır şekilde eleştiren, çok başarılı ve sürükleyici bir Ersin Umulu rejisi.
Tek perde ve 85 dakika süren oyunu seyirciler soluksuz izliyor. Çünkü konu hemen hemen herkesin şu an çevresinde yaşadığı sorunları dile getiriyor. 11 yaşındaki çocuğu okuldan 5 gün uzaklaştırma cezası alan bir Edebiyat Profesörü kadın, konuyu konuşmak üzere cezayı veren Öğretmeni görmeye gelir. Veli Öğretmen görüşmesi ilerledikçe inanılmaz ve çok acı gerçekler su yüzüne çıkacaktır. Annesinin gözünde dahiyane bir şair olan çocuk mu haklıdır yoksa çocuğu psikolojik sorunlara sahip bir psikopat gören Öğretmeni mi haklıdır?
Oyuncular Özge Özder ve Özgür Kaymak oyunu çok iyi özümsemişler. Konsept gereği sık sık seyircilerin yanına gelip oturmaları, seyircinin de oyuna tam katılımını sağlıyor. O kadar başarılı ve konsantreler ki ağladıkları sahnelerde bile içtenlikleri derinden hissedilebiliyor. Dekor olarak çok renkli bir okul sınıfı sahneye konmuş. Sınıf tahtasındaki Mitolojik Tanrılar ilgi çekici. Oyundan önce de Fuaye de seyircileri teneffüsteki çocuk sesleri karşılıyor.
Oyunun ismi “Gordion’un Düğümü” efsanesine atıfta bulunuyor. Gordion’un düğümünü hiç kimse çözmeyi başaramamıştır. Kehanete göre çözecek kişi Asya’yı fethedecektir. Büyük İskender de bunun üzerine Gordion’a gelir ve düğümü çözmeye çalışır. Çözemeyince ve sabrı tükenince sinirlenir, kılıcı ile düğümü ortadan ikiye keser. Bu efsanede ki mesajda sorunların sabırla ve itina ile çözülmesi mi yoksa kaba kuvvetle ve hızlıca çözülmesi mi doğrudur? Oyundaki sorunlu çocuğun ismi de Gidion’dur. Oyunun bana mantıklı gelmeyen tek yönü ise (ki bu yazar ile ilgili bir durum) sınıfın 5. Sınıf ve çocukların da 11 yaşında olması! Yaşanan olayları gördüğümüzde yaş seviyesinin 14-15 yaş seviyesine çıkması daha gerçekçi olurmuş diye düşünüyorum.
Yeni nesil Anne Babaların, çocuklarının hatalarını görmezden gelenlerin, bu sorunlu nesil ile karşı karşıya olan Eğitim camiasının kesinlikle izlemesi gereken, ders niteliğinde çarpıcı ve sürükleyici bir oyun.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bu en ünlü romanı, Türk toplumunun Meşrutiyetten Cumhuriyete nasıl evrildiğini ve bu değişime nasıl adapte olduğunu ironik tarzda anlatan okuması zor bir romandır. İşte bu zor romanı sahneye uyarlamak daha da zor ve cesaret işidir. Bu zor sahnelemenin başarı ile altından kalkan Yönetmen Serdar Biliş’i öncelikle tebrik etmek isterim.
Ama bu başarıyı daha da taçlandıran şüphesiz tam 55 farklı ve canlandırması da oldukça zor karakteri tek başına büyük bir performans ile oynayan büyük oyuncu Serkan Keskin! Gerçekten sahnede devleşiyor. Sahneye, dekora, kostüm değişimlerine, karakter değişimlerine olan hakimiyeti olağanüstü. Bu oyuna özel aldığı her bir ödülü hak etmiş.
Oyun içine kapanık, önyargılı, geleneksel muhafazakar tarzda büyütülmüş ama daha sonra Modernizimle tanışan Hayri İrdal'ın trajikomik hayat hikayesini anlatıyor. Oyun aslında sadece tiyatro değil, bir sinema ve tiyatro birlikteliği. Çünkü sahnenin ortasındaki dev elips ekranda oyunun diğer karakterleri (ki onları da Serkan Keskin canlandırmış) ile Serkan Keskin devamlı iletişim halinde. Bir ekran bir sahne şeklinde zekice bir kurgu yapılmış! Raylara döşenmiş devamlı değişen hareketli dekor, yapılması riskli olmakla beraber son derece başarılı olmuş. Kostümler, ışık, müzik sorunsuz.
Olmayan 2 yönü var oyunun. Birincisi hemen hemen herkesin şikayet ettiği, 2 saatlik bir oyunun tek perde olması! Kesinlikle katılıyorum, çünkü artık seyirci 1,5 saate bile dayanamıyor. 2 perde olmalıymış. Özellikle 1.saat sonunda birçok seyirci oyundan kopuyor, monotonlaşma başlıyor. Diğer konuda aşırı yüksek bilet fiyatları. Elbette müthiş bir bütçe harcanmış, bu net, ama hiç değilse 3.kademe bilet fiyatları bir öğrencinin veya orta direk ailenin alabileceği fiyatlara çekilmeli. Yapım firmasının dikkatine!
Büyük bir yazarımızın ünlü bir romanını, sahnelerde büyük bir reji ve oyunculuk ile izlemek istiyorsanız bu oyunu kaçırmamanızı öneririm.
Totaliter rejimleri, hakim güce tapınmayı, halkın yanlış olduğunu bilse de çoğunluğa tabii olmasını, hatta bu gaye için insanlıklarını terk edip hayvanlaşmalarını (Gergedan) eleştiren absürt bir komedi.
1959 yılında yazılmış oyunda, bir Fransız kasabasında yaşayan insanların girişte anlattığım nedenlerden dolayı, bilerek ve gönüllü olarak insanlıklarını terk edip Gergedanlara dönüşmesi anlatılıyor. Bu kasabada yaşayan ve aykırı bir tip olan Berenger ise bu dönüşüme sonuna kadar karşı çıkacak, insanlığından vazgeçmeyecektir.
Enerjik, hareketli, fiziksel beceri dolu ve oldukça aktif bir oyun. Oyunda az yer almasına karşın danslar ve oyuncu uyumları etkileyici. Oyunculuklarda başroldeki Hakan Kahraman başarılı. Oyunun başında seyirciyi devasa bir Gergedan maketi karşılıyor. Sonra bu maket parçalara ayrılarak modüler ve hareketli bir dekora dönüşüyor ki akılda kalıcı. Işık desteği güçlü, Kostümler dönemi tam yansıtmış.
Oyunun dışına çıkarak önemli bir sorunu dile getirmek isterim. Tekel sahnesi tadilata girdiği için İstanbul Devlet Tiyatrolarında sahne sorunu var bu sezon. Devlet Tiyatroları yönetiminin acilen en az 2 adet sahneyi bölgeye kazandırması gerekli.
Günümüzün en büyük ve temel sorunu bence insanların giderek (Başta ülkemizde) insanlıklarını kaybetmeleri. İşte bu oyun tam da bu acı gerçeği seyircilerin yüzüne vuruyor ve dersler almasını umut ediyor.
“NE söylediğin değil NASIL söylediğin önemli !” fikrini ilke edinmiş absürt bir komedi.
Oyunda evli bir çift var. Bu çiftin birebir aynı kelimelere ve metne sahip konuşmaları 5 farklı bölümde seyirciye sunuluyor. Ama her bölümde kelimelerin söyleniş tarzı, mimikler ve hareketler sertleşiyor. İlk bölümde birbirine ölesiye aşık bir çift, son bölümde birbirlerine fiziksel şiddet uygulayan birer canavara dönüşüyor. Ama konuştukları her kelime aynı her bir seviyede. Dolayısı oyunun ana fikri İletişimde ve ilişkilerde hareketlerinizin, gözlerinizin, mimiklerinizin, tarzınızın sözlerden çok daha etkili olduğu üzerine.
1 Perde ve 80 dakika süren oyunda oyuncular Begüm Atak ve Can Yılmaz başarılı bir performans sergiliyorlar. Fiziksel olarak ta zor sahnelerin olduğu oyunda dekor ve ışıklandırma da modern çizgiler kullanılmış. Müzik akılda kalıcı. Oyunun olmayan kısmı olarak fazla süresini gösterebilirim. 5 bölüm 80 dk. yerine 3 bölüm 1 saat bence seyirci tarafında daha etkili olurmuş. Çünkü özellikle 3.bölümde seyirci kurguyu artık anladığı için oyun fazla tekrara giriyor, monotonlaşıyor. Ayrıca oyuncuların söylediği canlı şarkılar da olmayabilirdi diye düşünüyorum.
Ülkemizin bence en önemli sorunlarından birisi İLETİŞİM TARZI! Sokakta, trafikte, toplu taşımada, kadın erkek ilişkilerinde, okullarda, SİYASETTE anlatmak istediğinizi olması gereken tarzda anlatamadığınız için kavgalar, sorunlar, nefretler hiç bitmiyor. İşte bu oyun tam da bu soruna çözümler sunuyor. Çözümlerin örnek alınması temennisiyle…
Tek kişilik komedi türünde hayatımda seyrettiğim EN İYİ OYUN diyebilirim. Tek perde ve 1 saat 20 dakika boyunca gülmekten, gülümsemekten, kahkaha atmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Bu başarıda büyük pay sahibi oyuncu Koray Karaca ve Yönetmen Ali Meriç beyleri gönülden tebrik ederim.
Oyun Meddahlık ve Geleneksel Türk Tiyatrosu üzerine kurgulanmış. Meddahlık, taklit ve canlandırmalarla dinleyiciyi eğlendirmek amacıyla öykü anlatma sanatı ki bu oyunda bu sanat gerçekten zirve yapıyor. Oyun broşüründe Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun Meddahlık üzerine verdiği çok değerli bilgiler var. Oyun son derece dürüst, doğru, saf ve iyi bir insan olan Nadir’in hayat hikayesini anlatıyor. Bu ülkede bu niteliklere sahip olan çoğu vatandaş gibi kaybetmeye ve ezilmeye başlayınca, Nadir de ülkenin istediği İNSAN! tipine dönüşmek zorunda kalıyor. Ama sonunda ne yaparsa yapsın içindeki insan sevgisi ve doğruluktan ta ayrılamıyor.
Oyuncu Koray bey sahnede gerçekten mucizeler yaratıyor. Yaklaşık 20 değişik karakteri başarı ile canlandırıyor. Özellikle kadın karakterleri canlandırması uzun yıllar akıllardan çıkmayacak türde iyi. Seyirci ile çok etkileşimli bir oyun. Hatta bir seyirci oyunun neredeyse yarısında yardımcı oyuncu gibi oynuyor. O yüzden en önden bilet alan seyirciler, lütfen hazırlıklı gidin :) Dekor sade, arkada video desteği oyun boyunca devam ediyor. Koray beyin kıyafet değişimleri ve hızı da takdire şayan.
Tam 8 sezondur sahnelerde olması başlı başına oyunun başarısının çok büyük bir ispatı. Ankara Devlet Tiyatrosunun bu oyunu turneler ile Türkiye’de ki her bir şehre muhakkak götürülmeli. Tiyatroya hiç gitmemiş insanların bile çok seveceği bu oyunu “Ölmeden Önce izlenmesi gereken 100 değil 10 oyun“ arasına koyuyorum.
İstanbul Şehir Tiyatrolarının geleneksel “Genç Günler” festivali, repertuara oyun kazandırmaya devam ediyor! Genç Tiyatro son yıllarda ki başarısına bu sezon “Gölge” ve “Öksüzler” oyunlarını da eklemiş.
“Gölge” oyunu tiyatro yazarı olmaya çalışan bir genç kız ile bir firmada çalışan sevgilisi arasındaki inişli çıkışlı ilişkiyi baz alıyor. Bu ilişkinin yönünü belirleyen argüman ise İç Ses! İç Ses (Gölge) insanların hayatları boyunca kabul etmediği, bastırdığı, söylemek isteyip te söyleyemediği taraflarını temsil ediyor. Gerçek hayatta kolay kolay devreye girmeyen bu İç Seslerimiz eğer karşı tarafa ifşa edilirse de neler olabileceğinin acı örnekleri sergileniyor.
Tek perde ve sadece 50 dk. süren oyunda, oyun yazarı Yağmur Topçu ve Yönetmen Ahmet Kahvecioğlu aynı zamanda oyunun başrol oyuncuları. Rollerinin altından başarı ile kalkıyorlar. Vücuda gelmiş iç ses rolünde de Berfin Berber görev almakta. Dekor oldukça sade, bir apartman dairesinin oturma odası. Giysiler oyun ve zamanımız ile uyumlu. Işık desteği başarılı. Oyunun bir eksiği olarak finali söylenebilir. Daha net daha anlaşılır ve aceleye getirilmeden yapılabilirmiş.
Yeni nesil evliliklerde biliyorsunuz ve görüyorsunuz ki boşanmalar çok fazla. Bunda en önemli etkenin evlilik öncesi çiftlerin birbirlerini yeterince tanımaması olduğunu düşünüyorum. İşte bu oyun tam da o konu üzerine düşündüren mesajlar veriyor. Bu yüzden özellikle bu aşamada olan çiftlerin oyunu seyretmeleri faydalarına olacaktır.
Ödenekli tiyatrolar bu sezona ünlü İsviçreli oyun yazarı Friedrich Dürrenmatt ile başladı ! Önce Devlet Tiyatrolarında “Büyük Romulus” sonra Şehir Tiyatrolarında “Bir Ziyaret”. (Ki oyunun asıl ismi “Yaşlı Hanımın Ziyareti”dir, neden ismi değiştirilmiş anlayamadım ?) İlginç bir tesadüf deyip oyun eleştirisine başlayalım.
Gençliğinde sevgilisi Alfred tarafından aldatılıp, kasaba ahalisinin de desteği ile kovulan, çocuğunu kaybedip kötü yola düşen Claire, yıllar sonra dünyanın en zengin kadını olarak geri döner. Yoksulluk içindeki kasaba halkına bir servet vaat eder. Fakat son derece zor bir şartı vardır ki bu şart kasabalıları ve Alfred’in hayatını alt üst edecektir. Oyunun verdiği ana mesaj Kapitalizm ve Paranın insan üzerindeki değişmez hakimiyeti üzerine. Ayrıca Avrupa’nın ikiyüzlülüğü, Din Tüccarları ve Yanlı Medya da şiddetle eleştiriliyor.
2 Perde ve 2 saat 50 dakika gibi çok uzun bir süreye sahip oyun beklentilerimin altında kaldı. (Ki başarılı yönetmen Yıldırım Fikret Urağ’ın ilk defa bir oyununu sevemedim) Çünkü oyun tiyatrodan farklı türdeki birçok sanat dalına gereğinden fazla yer veriyor. Sinema, Animasyon, Video Grafikler, Konseri andıran gösteriler, müzikler, danslar ile oyun tiyatro olmaktan çıkmış. Görkemli müzikal bir şova dönüşmüş. Mesela oyunun hemen başında öyle anlamsız bir animasyon var ki oyun maça 1-0 yenik başlıyor. Diğer yandan şarkıların süre olarak fazlalığı ve yüksek ses seviyesi de oyunun olmayan yanlarıydı. Çoğu seyirci ilk perde sonunda oyunu terk etti maalesef.
Oldukça zengin bir oyuncu kadrosuna sahip oyunun yıldızı şüphesiz Tiyatronun duayenlerinden Şebnem Köstem idi. Claire rolünde harika bir performans sergiledi. Özellikle sesindeki o farklı tını beni yıllarıdır büyülemekte. Dekor, kostümler, ışık desteği kusursuz. Hatta ödüllük düzeyde. Oyunun başında oyuncuların bir kısmı seyircileri salonda karşılıyor. Ayrıca oyunun sonunda interaktif bir seyirci oylaması da var.
Görkemli, şatafatlı, yüksek sesli, ışıklı, müzikal gösterileri seven izleyicilerin beğeneceği fakat benim gibi klasik tiyatro seyircisinin çok zevk alamayacağı bir oyun. Bununla birlikte oyuncuların ve ekibin çok büyük bir emeği var elbette, özellikle teşekkürlerimi iletirim.
Romulus Augustus (Genellikle "Küçük Augustus" veya “Küçük Romulus” olarak anılır), tarihte hüküm sürmüş son Batı Roma İmparatorudur. Yazar Friedrich Dürrenmatt tarihte gerçekten yaşanmış olayları, biraz değiştirerek ve içine komedi de katarak seyirciye sunmuş. Örnek olarak Küçük Romulus’un lakabını ilginç ve sıra dışı fikirleri nedeni ile Büyük Romulus olarak değiştirmiş.
İlginç diyorum çünkü bu İmparator uyarlamada (Gerçekliği ispatlanmamış) aşırı derecede savaş karşıtı, eylemsiz ve barış yanlısı olarak anlatılmakta. Öyle ki ülkesi işgal edilirken kılı kıpırdamıyor. Hatta ülkesi işgal edilsin diye çaba sarf ediyor! Takıntı haline getirdiği Tavukları ile ilgileniyor! Tabi bu durum çevresinde büyük tepki çekiyor. Oyunun kimi mesajlarına katılmakla birlikte, İmparatorun ülkesi için yapmadıklarına katılmak elbette mümkün değil. Savaş karşıtlığının çözümü ihanet olmamalı.
Oyunculuklarda Romulus rolünde Erşan Utku Ölmez öne çıkmakta. Sahneye hakimiyeti ileri düzeyde. Ayrıca bence oyunun en sempatik yanı olan Tavuk Grubunun başındaki Anlatıcı Ayşegül Erkutay’da çok başarılı. Özellikle mimik, konuşma tarzı ve hareketleri çok inandırıcı seviyede. Dekor, kostüm, ışık ve müzikler kusursuz. Koreografi de geçen senenin yıldız oyunu “Lysistrata” izleri bolca görünmekte. Sibel Erdenk – Barış Erdenk imzası ve kalitesi hissedilmekte. Oyun tek perde ve 1 saat 40 dk. sürüyor.
İsrail ve ABD emperyalizminin doruk yaptığı ve soykırıma dönüştüğü bu zamanlarda, savaş karşıtlığı üzerine keyifli bir komedi izlemek isterseniz bu oyunu kaçırmamalısınız.
Radyo-yu Hümayun / İzmir Devlet Tiyatrosu - Bornova Bozkurt Kuruç Sahnesi
Osmanlı’nın son döneminde 1910 İstanbul’un da geçen, etliye sütlüye pek karışmayan, fazla mesaj içermeyen, eğlenceli, keyifli bir müzikli komedi. Gerek dünyada gerekse de ülkemizde ki şu sıkıntılı günlerde biraz nefes alıp gülebilmeniz için iyi bir fırsat.
Bir konakta becerikli kalfaları ile birlikte yaşayan Paşa çocukları Hayri Bey ile Hayrünnisa Hanımın çevresinde gelişen komik olaylar anlatılıyor. Birbirleri ile hiç anlaşamayan kardeşlerin aşklarına ulaşma çabaları da oyunun gidişatını belirliyor. Oyunculuklarda Hayri bey rolünde Fuat Şarbalkan oyunun itici gücü. Ses gücü ve söylediği şarkı etkileyici idi. Ayrıca Kalfa Efser rolünde Betül Işık ve Tanburi Mehmet bey rolünde Sezer Akçe de dikkat çeken diğer oyuncular.
Oyun 2 perde ve 2 saat, ara dahil. Dekoru etkisiz ve vasat buldum. Özellikle Paşa Konağı daha etkileyici olabilirmiş. Kostümler dönemi iyi yansıtmış, özenilmiş ve başarılı. Işık ve müzik desteği yerinde. Orkestra başarılı. Müziklerin oyunda çok fazla yer tutmaması da bence güzel tercih olmuş, sıkılmıyorsunuz. Oyuncular 2 sahnede seyirci ile keyifli bir etkileşime de girmekte.
Geleneksel Türk Tiyatrosundan izler taşıyan bu keyifli ve eğlenceli oyunu henüz seyretmemiş İzmir seyircisine ve turne ile şehrinize gelirse diğer tiyatro severlere tavsiye ediyorum.
Öncelikle 2025 – 2026 Tiyatro sezonunun tüm Tiyatroseverler ve Tiyatro sanatı ile uğraşanlar için mutlu ve başarılı geçmesini temenni ederim. Sezonu Direklerarası Tiyatro Ödülleri 2023 "Tek Kişilik Performans" ve Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri 2022 "En İyi Uyarlama Ödülü" alan Quasimodo ile açtık.
Aldığı bu ödülleri hak eden, tek kişilik, tek perdelik, bir Notre Dame’ın Kamburu uyarlaması. Victor Hugo’nun bu ölümsüz eserindeki ana karakterler ve genel kurgu baz alınarak yapılmış sürükleyici bir oyun. Kambur, çok çirkin, topal ve tek gözü yaralı Kilise Zangoçu (Zangoç, Kilisede çan çalma ve temizlikten sorumlu hizmetli demek) Quasimodo’nun güzel çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkı ve kendisini kıza sevdirme çabası anlatılıyor. Paralelde de Kilise baskısının, Din Tüccarlarının ve Feodal yönetimlerin halkı sömürmelerinin eleştirisi var.
Normalde onlarca karakterden oluşan bu romanın uyarlamasında sadece 4-5 önemli karakter kullanılmış. Oyuncu Muharrem Uğurlu aldığı tüm ödülleri ispatlarcasına tüm bu karakterleri ustalıkla canlandırıyor. Kullandığı maskeler ile oluşan karakter değişimlerindeki becerisi üst düzey. Ses gücü ve seyirciye hakimiyeti de (Seyirci ile 3 kez interaktif iletişime girmekte) keza başarılı. Kostümü döneme uygun. Dekor olarak sadece bir kutu, bir ip (Kilise çanı için) ve maskelerin takıldığı 3 adet askılık var. Işık ve müzik desteği yerinde. Sadece kimi repliklerde arka planda müziğin devam etmesi söylenenleri anlamamızı engelliyor. Repliklerde müzik devam etmese sözler daha etkili ve anlaşılır olur.
Halen Anadolu turnesinde olan bu oyun eğer şehrinize gelecek olursa kesinlikle kaçırmamalısınız. İstanbul seyircisi iseniz de ilk fırsatta bu oyuna gitmenizi öneririm.
Eski Roma’lı Devlet adamı ve oyun yazarı Seneca’nın yazdığı oyun, Tiyatro dünyasında “İntikam Trajedisi” türünün en bilinen örneklerinden birisidir. Sahneye koymakta cesaret işidir. Bu cesaretlerinden dolayı her geçen gün güçlenen, çalışkan Ankara’lı Genç Tiyatro topluluğu SOSYAL SAHNEYİ öncelikle tebrik ederim. Ama bu oyun olmamış maalesef !
Tek perde ve 1 saat süren oyun, Thyestes'in, ikiz kardeşi ve aynı zamanda Argos şehri kralı olan Atreus'un karısını ayartmasını; daha sonra da Atreus'un ondan öç almasını anlatır. İntikam şekli oldukça acımasızdır. Atreus Thyestes'in çocuklarını öldürecek ve etlerini ona yedirecektir. Oyun boyunca metin gereği aralıklı devam eden bağrışmalar, söylenmesi gereken replikleri bastırdığından çoğu yerde seyirci hiç bir şey anlamıyor. Keza sahne geçişlerindeki haykırışların anlamını da çözemedim ? Zaten oyunu izlemeden önce muhakkak oyunun kitabını okumamız veya en azından özetini okumanız gerekiyor. Yoksa hayatınız boyunca seyrettiğiniz en anlamsız oyunla karşılaşabilirsiniz.
Oyunculuklar vasatlık ile amatör seviye arasında gidip gelmiş. İsim verebileceğim bir oyunculuk göremedim maalesef. Dekor ve Işık düzeni başarılı iken Kostümleri oldukça yadırgadım. Böyle bir dönem oyununda oyuncuların giysileri atlet ve şorttan müteşekkil olmamalıydı bence.
Sosyal Sahnenin Youtube kanalında her an izleyebileceğiniz bu oyun Türkiye’de ilk defa sahnelenmiş. Çeviriyi de ekibin kendisi yapmış. Umarım ileriki dönemde bu başarılı topluluk daha iyi oyunlar çıkarırlar.
Almanya’ya sıkıntılı ailevi sorunları nedeni ile zorunlu olarak gitmek zorunda kalan ve gerek fiziki gerek ruhsal büyük yaralar ile geri dönen Gurbetçi Musa’nın trajikomik hikayesi. Bu hüzünlü hikaye Musa’nın da üyesi olduğu YAREN KÜLTÜRÜ çerçevesinde çoğunlukla komedi tarzında seyirciye sunuluyor.
Oyunun ilk kısmı aslında oldukça sıkıcı. Çünkü halkımızın (Ben de dahil) çokta bilmediği bir Yaren Meclisi ile oyun açılıyor. Bu bölümü anlamak için Yaren Kültürünü bilmek gerekli. Özellikle Çankırı ve Kastamonu’da etkin olan Yarenlik, Orta Asya geleneklerimiz ile Ahilik kültürünün karışımı bir yapıya sahip. Konukseverlik, cömertlik, cesaret, kahramanlık, yiğitlik, yardımlaşma ve dayanışma üzerine bir dost meclisi Yarenlik. Gurbete gidip geri dönen “Alamancı” Musa üyesi olduğu bu mecliste hareket ve davranışlarından dolayı tepki ile karşılaşır, meclisten çıkarılmasına karar verilir. Bu duruma kızan Musa gurbet hikayesini anlatmaya başlar. Gerçekler ortaya çıkmaya başlayınca hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı anlaşılacaktır. Ülkemize geldiklerinde (Özellikle eski yıllarda) her zaman farklı gözle bakılan ve kıskançlıkla karşılanan gurbetçilerin aslında Almanya’da ne kadar da zor şartlarda para kazandıklarını, kültürel ve ırkçı baskılara uğradıklarını görüyoruz.
Oyuncu kadrosu çok başarılı. Özellikle Gurbetçi Musa rolünde tiyatromuzun tecrübeli isimlerinden Ahmet Çökmez sahne hakimiyeti ve konsantrasyonu ile oldukça etkili. Kadın oyuncuların erkek rolünde, erkek oyuncularında kadın rolünde olduğu oyunları sevmememe rağmen, bu oyundaki Aile Meclisi sahnesinde gülmekten yoruldum. Erkek oyuncular ailenin yaşlı kadınlarını inanılmaz güzel canlandırdılar. Keza Musa’nın Almanya’da yetişen çocuklarının gurbetçi şiveleri de son derece inandırıcı idi. Işık, dekor, kostümler ve müzikler ise oyunla uyumlu idi.
Almanya’da yaşamış veya yaşamakta olan gurbetçilerimizin ve Yaren Kültürünü öğrenmek isteyecek herkesin muhakkak izlemesi gereken, bizden bir oyun.
Sadece bu sezonda değil tüm tiyatro hayatım boyunca seyrettiğim EN İYİ KOMEDİ OYUNU. Ülkemizde hani en çok bilindiği için örnekleme yapayım, gösterisi boyunca gülmekten yorulduğunuz bir Cem Yılmaz Stand-Up gösterisinden daha yüksek kalitede şahane bir komedi! Başta Yönetmen Lerzan hanım olmak üzere tüm ekibi gönülden tebrik ederim.
2 Perde ve ara dahil 1 saat 50 dk. süren Oyun içinde Oyun, Amatör bir tiyatro topluluğunun klasik bir cinayet oyununu sahnelemesini anlatıyor. Ancak daha perde açıldığı anda yanlış giden olaylar zinciri (Dekorun çökmesi, Aksesuarların kaybolması, Oyuncuların repliklerini unutup doğaçlamaya başlaması) oyun bitene kadar devam ediyor. Tabi bu durdurulamaz şanssızlıklar seyirci tarafında da durdurulamaz bir kahkahaya dönüşüyor.
Oyunculuklarda oyuncu seçimleri de mükemmel. Tüm ekip o kadar uyumlu ve başarılı ki herhangi bir oyuncuyu öne çıkarmam mümkün değil. Ama amatör tiyatronun sahibi ve oyunun anlatıcısı rolündeki Serdar Orçin bir nebze daha dikkat çekmekte. Fiziksel olarak son derece riskli ve tehlikeli sahnelerin olduğu oyunda, ekip bu sahneleri akrobatik bir beceri ile canlandırıyor. Oyunun yapısı gereği tel tel dökülen dekor, ışık desteği, kostümler ve aksesuarlar kusursuz. Zaten bu oyunu herkes çok sevecektir ama Tiyatro sanatının mutfak tarafındaki emektarları özellikle oyuna hayran olacaktır, bundan emin olabilirsiniz.
Sezon sonuna ve İstanbul depremine denk geldiği için gölgede kalan bu muhteşem oyun, gelecek sezonun şüphesiz en sevilen ve kapalı gişe oyunu olacaktır. Birçok ödül de alacaktır. Ama Şehir Tiyatroları yönetimi bu oyunu Mayıs ayında da programa alırsa, seyircisine büyük bir jest yapmış olur, önermek isterim !
1980 Darbesine ve Anayasasına Yüzde 91 rekor oy oranı ile destek veren halkımızın, aradan yıllar geçtikten sonra aynı darbe ve yapıcılarına yine aynı oranda lanetler yağdırması, Halkımızın Orta Asya’dan bugüne kadar gelmiş olan “Güce, Güçlüye ve Silah Sahibine Tapınma” geleneğinin en büyük ispatıdır. Bu gelenek bugünde güçlü bir şekilde devam etmektedir. Bu geleneğin en büyük kusuru “Doğruya Doğru demekten çekinmek“ ve Adaletten uzaklaşmaktır.
İşte bu oyun 1980 darbesinde aktif olarak görev almış ve Adaletten Doğruluktan İnsanlıktan uzaklaşmış eski bir Polis ile Doktorun yıllar sonrasındaki hesaplaşmalarını anlatıyor. Tek perde ve 80 dakika süren oyun, darbenin toplum üzerindeki yıllarca süren psikolojik etkilerini gün yüzüne çıkarıyor. Türk Tiyatrosundaki ismini Sahne ve Dekor Tasarımı ile yapan Barış Dinçel’in, yönetmenlik işine el attıktan sonraki yönettiği 4.oyun. Daha önce “Uçurtmanın Kuyruğu” oyununu izlemiş ve yine bu oyun gibi beğenmiştim. Özellikle oyunun ortalarındaki gereksiz tekrarlar seyirciyi bir miktar sıksa da, finaldeki inanılmaz sürprizler ve yükselen gerilim oyuna çok başarılı bir final yaptırıyor.
Vicdansız ve acımasız eski Polis rolünde Ahmet Saraçoğlu ile bir türlü geçmişinden kopamayan pasif bir karaktere sahip doktor rolünde Bahtiyar Engin çok başarılılar. Özellikle Ahmet Saraçoğlu başarılı karakter canlandırması ile soğukkanlı seyircilerde bile büyük nefret hissi uyandırıyor oyun boyunca. Dekor olağanüstü iyi çünkü yine bir Barış Dinçel işi. Arka plana yansıtılan videodaki canlı mahalle görüntüleri oyunu çok gerçekçi kılmış. Aksesuarların verdiği mesajlar zekice düşünülmüş. Eli tüfekli asker kuklaları ile deponun demirli dış tarafı sahneyi bir nevi hapishaneye çevirmiş. Karanlık Işık düzeni de konsepte uymuş.
1980 Darbesini yaşamış herkesin muhakkak izlemesi gereken bir oyun. Ama bence asıl izlemesi gereken kitle, ilk paragrafta yazdığım geleneği yıllarca uygulamaya devam edenler olmalı!
Yazarı Firuze Engin olan oyun, 2015 yılında Afife Tiyatro Ödülleri Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü'nü kazanmış. Oyunun ilginç karakteri Cambaz Rasim’in ölümünü ve sonrasında gömülmesine kadar geçen zaman dilimini anlatan sıcak bir komedi. Fakat oyunun ana mesajı özellikle sahil bölgelerimizi yok eden betonlaşmaya ve çıkarcı müteahhit zihniyetine karşı çıkması.
Daha önce Nilüfer Kent Tiyatrosunda da izlediğim, tek perdelik ve 1,5 saat süren oyun monoton bir tempoda başlıyor. İlk yarım saat konu tam netleşmediği için, seyirci oyuna ortak olamıyor. Karakterlerin net amaçları ortaya çıkınca hem komedi başlıyor hem de oyundan zevk almaya başlıyorsunuz. Oyunda sadece 2 oyuncu var ama onlarca karakteri inanılmaz bir başarı ile canlandırıyorlar. Karakter geçişleri (Kostüm ve aksesuar değişimleri dahil) çok hızlı olmasına rağmen, her bir karakteri aynen sahneye yansıtıyorlar. Bu anlamda Ünal Yeter ve Bülent Seyran’ı özellikle tebrik ederim. Birbirleri ile olan uyumları da dikkat çekici. Seyirci ile olan etkileşimleri de oyunu renklendiren diğer bir unsur.
Oyunun sosyal medya tanıtımları biraz yanıltıcı. Elbette oyun bir komedi ama tanıtımlarından sanki bir Stand-Up tarzı gösteri olduğunu sanıyorsunuz. Kimi seyircilerde bu duruma da şahit oldum. Halbuki ortada ödüllük bir konu var, güzel bir hikaye var, dram unsurlarını da barındıran. Sanırım tanıtımlar gişeye yönelik düşünülmüş. Parçalı Dekoru ve aksesuarları çok efektif buldum. Müzikler akılda kalıcı, ışık desteği yerinde.
Doğayı, ağaçları ve yeşili sevenlerin, betonlaşmaya ve müteahhit terörüne karşı olanların seveceği bu güzel komediyi, (neredeyse unutmak üzere olduğumuz) GÜLMEK isteyen herkese tavsiye ederim.
Liberal ve Kapitalist Ekonominin en önemli savunucularından olan bir Profesör ile geçmişte onun asistanlığını yapmış Doçent karısının harika görünen bir evlilikleri vardır. Birbirlerine olan sevgileri imrenilecek düzeydedir.
Yakınlarında yaşanan bir hırsızlık sonucu, kaçan suçlu bu kusursuz ailenin sokağında polis tarafından sıkıştırılır. Karı koca bir anda paniğe kapılırlar. Hem bu paniğin etkisi ile hem de aynı anda evlerine gelen Kapıcı Veysel efendinin devreye girmesi ile seyirciyi şok edecek gerçekler ve itiraflar su yüzüne çıkmaya başlar. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir !
Tek perde ve 1 saat süren oyunun ilk yarısı komedi, ikinci yarısı Trajedi şeklinde gelişiyor. Oyunun ana konusu evliliklerde yaşanan yalanları, güvensizlikleri ve sıkıntıları anlatsa da arka planda ve özellikle oyunun finalinde siyasi ve sınıfsal mesajlar bolca mevcut. Oyunun olmayan yönü olarak, yıllardır fark edilmemesi son derece zor olan önemli sırların, 5 – 10 dakika içinde ve sıradan şeylermiş gibi hızlıca açığa çıkması sayılabilir. Bana bu kurgu pek inandırıcı gelmedi. Finali de aceleye getirilmiş bir miktar.
Başroldeki Deniz Salman oyunu sürükleyen ana karakter olsa da gerek şivesi gerekse de doğallığı ile Veysel efendi rolünde Ali Hocaoğlu oyunun akılda kalan yönü. Işık ve müzik desteği hemen hemen yok. Dekor olarak tavandan aşağıya sarkan kurşun kalemler tercih edilmiş. Bir evin oturma odası havası pek verilememiş.
Tiyatronet (Yeni adı HouseSeat) üzerinden Türkiye’nin her yerinden ve her anında izleyebileceğiniz bu oyunu, evliliklerindeki sıkıntılara çözüm arayan kişilere tavsiye ediyorum.
Kalabalık ve büyük bir şehirde, kocası ve hayatı ile sorunlar yaşayan sıkıntılı genç bir kadının el çantasını bir Kapkaççı genç alır. Yankesici çocuk hızla kaçarken bir apartmanın Antre bölümüne girip saklanmak zorunda kalır. Apartmana giren çıkan kişilerin çokluğundan dolayı bir türlü saklandığı yerden çıkamaz. Apartman sakinlerinin yaşadığı olaylar ve sorunlar hem genç çocuğu hem de izleyiciyi oldukça şaşırtacaktır! Çevrelerinde normal hatta başarılı diye görünen çoğu apartman sakininin aslında o kapkaççı çocuktan çokta farklı olmadıkları ortaya çıkacaktır!
Oyunun ana felsefesi, günümüz toplumunun aslında hiç de masum veya göründüğü gibi olmadığı üzerine. Sosyal medyada veya gittiği mekanlarda 7 – 24 pozitif enerji yayarak mutlu görünen kitlelerin, aslında gerçek hayatlarında ne kadar da mutsuz olduklarını, sıkıntı yaşadıklarını vurguluyor. İlişkilerinin yapaylığını ve çabuk kırılabilir olduğunu da gösteriyor.
Tek perde ve 55 dakika süren enerjik oyun, başarılı oyuncu Elif Yalçın’ın ilk yönettiği oyun ki altından başarı ile kalkmış. Müzik, dans ve hareketlerle anlatılmak isteniyor çoğu mesajlar. (Ki bu durum klasik tiyatro izleyicisini zorluyor!) Hareketli dekoru (ve kostümleri) oyuncular oyun esnasında kurup, kaldırıyor. Koreografi ve Hareket düzeni etkileyici. Oyunculuklarda yankesici rolünde Mesut Elbay ve genç evli kadın rolünde Mekselina Düğdü oldukça başarılılar. Hülya Keli’de yine öne çıkan oyunculardan.
Oyunun olmayan yönlerine gelirsek, öncelikle yüksek müzik düzeyi sayılabilir. Özellikle oyunun başlarındaki yüksek müzik repliklerin duyulmasını engelliyor. Bu müzik seviyesi azaltılmalı. Ayrıca sahnedeki aynadan yansıyan ışık bazı seyircilerin sahneyi net görmesini engelliyor. Bu soruna da ayna yönünü değiştirerek çözüm bulunabilir.
Dans, Müzik ve Hareketlerin öne çıktığı, Fiziksel Tiyatro argümanlarının bolca kullanıldığı bu oyunu, yaşadığımız hayatın görünen (Sahte) ve görünmeyen (Gerçek) kısımlarındaki farklılıklarından rahatsız olan her bir birey izlemeli. Görüneni Görünmeyene yaklaştırma yolunda bu oyun izleyenlere yardımcı olacaktır !
Agorafobi, bir kişinin güvenli olduğunu düşündüğü ortamdan ayrılamamasına neden olan kaygı bozukluğu hastalığıdır. Daha anlaşılır bir ifade ile Agorafobili kişiler, evini tek güvenli ortam olarak gördüğünden günlerce, aylarca hatta bazen yıllarca evlerinden çıkamazlar.
Oyunun konusu ise bu hastalığa yakalanmış, eski bir binanın çatı katında yaşayan, orta yaşlarını artık geçmekte olan ve hiç evlenmemiş bir kadını anlatıyor. Dış dünya ile fiziksel ilişkisi yıllar önce bitmiş ve tek hedefi artık dışarıya çıkmak! Bir gün evine Belediyeden bir Mühendis gelir. Binaları eski olduğundan depreme karşı dayanıklılık tespiti yapılacaktır. Kadın önceleri izin vermek istemez. Ama polis zoru ile sonunda kapıyı açmak zorunda kalır. Karşısına yıllar sonra çıkan ilk erkek olan Mühendis (Ki o da hiç evlenmemiştir) kadında bir takım tutkuları tetikler ve adamdan etkilenir. Mühendiste aslında bir arayış içinde olan, geçmişte hüzünlü olaylar yaşamış yalnız birisidir. Aralarında romantik bir ilişki başlar.
Görünen konu Psikolojik rahatsızlıklar olsa da aslında oyun gerek kadın gerekse de erkek, hayatta umduklarını bulamamış ve doğru kişiyi bulma peşindeki insanları anlatıyor. Duygusal Komedi ile Kara Komedi arasında gidip gelen oyun, sonu son derece sürpriz bir biçimde ve seyircileri de ters köşe yapacak şekilde sonlanıyor.
Tek perde ve 75 dakika süren oyunda, tecrübeli oyuncular Nur Gürkan ve Deniz Salman oldukça başarılı. Özellikle Nur Gürkan Agorafobili bir hastayı oldukça inandırıcı bir şekilde canlandırıyor. Dekor eski bir binanın çatı katı dairesini sahneye aynen yansıtmış, başarılı. Oyun müziği Üstün Akmen Tiyatro Ödüllerinde 2022 yılında “Yılın En İyi Sahne Müziği” ödülünü almış. Müziği nahif ve dinlendirici olmakla birlikte ödüllük seviyede de bulmadım.
Tiyatronet (Yeni adı HouseSeat) üzerinden Türkiye’nin her yerinden ve her anında izleyebileceğiniz bu oyunu, orta yaş ve üzerinde olup, hiç evlenmemiş ya da evlenip ayrılmış ve bir arayış içinde olan kişilerin daha çok seveceğini düşünüyorum.
31 Mart Ayaklanması ile 1971 Muhtırası arasındaki Türk Siyasi dönemini anlatan keyifli bir komedi. ABD tarafından desteklenen sağ iktidarların, halkın dini ve milli duygularını kullanarak sömürmesi ve kullanması oyunun ana fikrini oluşturuyor.
Fakir ve dürüst Vicdani ile Zengin ve kurnaz Efruz’un çocukluktan büyümelerine kadar yaşadıkları sınıfsal farklılıkların yaşamlarına etkileri de ülkenin diğer bir acı yönünü ortaya koymakta. Türk Tiyatrosunun şüphesiz gelmiş geçmiş en başarılı oyunu “Keşanlı Ali Destanı” yönetmeni büyük usta Haldun Taner’in yazdığı oyun, yakın dönem en başarılı kadın yönetmenlerimizden (ki birçok ödül alan “Yaftalı Tabut” oyunu ile akıllarda kalan) Yelda Baskın’ın yönetiminde seyirciye neşeli anlar yaşatıyor.
Oyunculuklarda Vicdani rolünde Emrecan Karakurum özellikle 2.perde de ve finalde çok başarılı. Karakteri ile özdeşleşen fiziksel görünüşü başarılı bir oyuncu seçimi olmuş. Birçok farklı karakteri canlandıran Alp Tuğhan TAŞ’ta dikkatleri çeken diğer bir oyuncu. Dekor oyunun içeriğine göre oldukça zayıf kalmış. Daha yaratıcı bir dekor beklerdim. Müzikler ve şarkılar oyuna uyumlu. Ses iletiminin ve netliğinin mükemmele yakın olması oyunun artılarından.
Oyunun olmayan yönlerine gelirsek, öncelikle sadece 1 kadın oyuncunun kadroda olup, birçok kadın karakteri diğer erkek oyuncuların canlandırması hiç olmamış. Kadro sıkıntısı mı başka bir teknik neden mi çözemedim ? Ayrıca birçok seyircinin de şikayet ettiği gibi, ilk 20 dakika oldukça karışık, aceleye getirilmiş ve anlaşılmazdı. Daha sakin ve anlaşılır bir giriş yapılabilirmiş.
2 Perde ve 3 saat süren oyun, akşam seansında 23.30’da bitiyor! O saatten sonra İstanbul’da ki ulaşım ve güvenlik sorunları Şehir Tiyatroları yönetiminin hiç umurunda değil! Yıllardır söylüyoruz ama bu problemi çözecek empatisi yüksek bir yönetici maalesef hala çıkmadı. Diğer yandan oyun broşürlerindeki kalite her geçen gün artıyor. Bu konuda da aynı yönetimin ilgili birimini tebrik etmek isterim. Her seyirci oyundan önce muhakkak broşürün her bir sayfasını okumalı, oyunu çok daha iyi anlayacak ve sevecektir. Ayrıca bu broşür yapısının DEVLET TİYATROLARINA da örnek olmasını her zaman dile getiriyorum ama o kurumda da bu konuda bir gelişme yok maalesef.
Yakın dönem Türk siyasi tarihini ve başta ABD olmak üzere dış ülkelerin halkımıza yaptığı kötülükleri görmek, öğrenmek ve ilerisi için dersler çıkarmak adına herkese bu keyifli oyunu tavsiye ediyorum.
Yıllardır birbirlerine küs olan 2 kız kardeş, aile evinde ve Pandemi döneminde, yaşlılara uygulanan kısıtlama nedeni ile zorunlu olarak buluşmak zorunda kalırlar. Birlikte intihar etmeyi düşünmektedirler. Yılların hayal kırıklıkları, özlemleri, suçlamaları ve anıları bir hesaplaşma biçiminde gün yüzüne çıkacaktır.
Tek perde ve sadece 55 dk. süren bu sevimli oyun, genç seyircilere göre sıkıcı olabilir. Daha çok orta yaş üstü izleyiciler oyunu sevecek, kendi hayatlarından parçalar bulacak, belki de sonunda ağlayacaklardır. Fakat bence oyunu genç seyirciler izlemeli ! Çünkü şu an yaptıkları kimi yanlış ve düşüncesiz davranışların ileride yaşlılık dönemlerinde nelere yol açabileceğini şimdiden görüp önlemini alabilirler ?
Oyunun tüm ana kadrosunun kadın olması ilgi çekici. Tecrübeli oyuncular Funda Eskioğlu ve Özden Çiftçi 2 küskün kız kardeşi çok iyi canlandırmış. Performansları yaşlarına göre ileri düzeyde. Dekor keza çok iyi, nostaljik. Eski yılların ev eşyaları kullanılmış, detaylara dikkat edilmiş. Işık, Müzik ve Kostümlerde oyunla uyumlu. Bu arada hoparlörden verilen dış sesleri anlamsız ve etkisiz buldum, olmasa daha iyi olurmuş. Gereksiz aşırı küfürler de oyunun eksi yönlerinden.
Yaşadığımız hayatın, kendimize dert ettiğimiz birçok sorunun, 1.derece yakınlarımız başta olmak üzere yaşanan küslüklerin aslında ne kadar da anlamsız ve yanlış olduğunu hissettiren bu oyunu orta yaş üstü seyircilerimiz daha çok sevecektir.
Ekonomik zorluklar nedeni ile yaşadıkları Londra’dan, kırsalda ki bir kasabaya taşınmak zorunda kalan Entelektüel sosyalist bir aile ile kasabada komşu oldukları muhafazakar bir aile arasındaki sosyal, kültürel, siyasi, dinsel ve ekonomik farklılıkları irdeleyen keyifli bir oyun.
İngilizlerin sıra dışı yazarı Torben Betts’in yazdığı oyunda 2 perde birbirinden çok farklı. Ailelerin tanışmasını anlatan ilk perde de komedi unsurları ve siyasi görüş farklılıkları ağır basarken, ikinci perde yaşanan beklenmeyen gelişmeler sonucu oyun trajediye dönüşüyor. Oyun metni anlamında 2. Perde de yaşanan bazı olayların bana mantıksız geldiğini de söylemeliyim. 2 Perde ve ara dahil 2 saat 10 dk. süren oyunda Küfür, Argo ve Cinsellik öğeleri de bolca kullanılmış. Bu oyunun Türkiye’de geçen versiyonunun yazılması ve sahneye konması, yapımcılarına büyük gişe hasılatı bırakır, o tüyoyu da buradan vermiş olayım. Merak edenler için söyleyeyim, “Yenilmez” muhafazakar ailenin kedisinin ismi.
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri iyi. Özellikle entelektüel anne rolünde Nurdan Kalınağa çok başarılı bir performans sergiliyor. Dekor olayı ilginç ve sahnelerde görülmedik türden. Şöyle ki, sahnede ilk önce sadece bir ev iskeleti var. Oyun başlamasına 5 dk. kala evin iç dekoru döşeniyor, ailenin taşınmasını temsilen. Son 5 dk. da yine ailenin evi terk etmesini temsilen eşyalar toplanıp götürülüyor. Güzel düşünülmüş, tebrikler. Kostümler inandırıcı, özellikle Alan’ın İngiltere forması. Oyunun olmayan yönleri de var elbette. Bir kere süresi olması gerekenden uzun tutulmuş. Sıkıcı ve uzatılmış sahneler var. Birçok yorumcunun da belirttiği gibi yeni taşınan ailenin sarhoş olduğu sahne izleyiciyi bayağı bir sıktı. Verdiği mesajlar açısından da, finalde ki “Para her insanı, görüşü, düşünceyi satın alabilir !” mesajı yaşadığımız dünyanın bir gerçeği olsa da beni bir hayli üzdü.
Aileler ve toplumlar arasındaki siyasi, dinsel, ekonomik, komşuluk ve milliyetçilik görüş farklılıklarını izleyiciye yansıtıp, bu farklılıklardan ne gibi dersler çıkarılması gerektiğini anlatan bu ilginç ve başarılı oyunu herkese tavsiye ediyorum.
Popüler Kültürü, Sosyal Medya takıntısını, Zenginlik ve Gösteriş merakını, Toplumun duyarsızlığını ve hızla artan cahilliğini, Reyting uğruna halka eksik veya yanlış bilgi veren panik TV kanallarını eleştiren, verdiği tüm bu güzel mesajlara rağmen klasik tiyatro seyircisinin anlamakta ve beğenmekte zorlanacağı enteresan bir oyun.
Oyun bitiminde çevremdeki seyircilerin görüşleri benim için önemli bir kıstastır. Oyun iyi mi kötü mü ? Sıkıcı mı eğlenceli mi ? Seyirci size bunu alkışları veya yorumları ile söyler zaten. Bu oyun bitiminde de gördüm ki standart seyirci oldukça sıkılmış, anlamamış. Ki ben de bu gruba dahilim maalesef. Oyunu izlerken sanki İstanbul Devlet Tiyatrolarında 2022 yılından bu yana sahnelenen LİMON oyununu izliyorum sandım. Kurgu ve reji o oyuna çok benziyordu. Yönetmenlerinin aynı kişi (Sn. Semih Kaplanoğlu) olduğunu görünce şaşkınlığım sona erdi. Reji bakış açısı o oyun ile bire bir aynı.
Oyun eşiyle sorunları olan evli bir kadın yazarın yazmaya çalıştığı tiyatro oyunu üzerine. Yazarın yazdığı şeylerin gerçek hayatta gerçekleşmesi işleri karıştırıyor. Yaşananlar bir oyun mu yoksa gerçek mi birbirine karışıyor, arada kalıyorsunuz. 2 perde ve ara dahil 2 saat 10 dk. süren oyunda başrolde ki Eylem Yıldız çok başarılı. Yazarın entelektüel donanımını tam olarak seyirciye yansıtıyor. Dekor günümüzün pahalı modern sitelerindeki bir evin oturma odası ki oldukça başarılı. Detaylara özen gösterilmiş. Işık, Kostüm ve Müzik desteği de oyuna uyumlu.
Şiiri çok seven ve eskiden de yazan birisi olarak (Ki geçmişte kitaba dönüştürelim teklifi de gelmişti), oyunun yazarına ayrıca değinmek isterim. Yazarın oyun içindeki şairane benzetmelerine ve ileri düzeyde ki zekice kelime kurgularına bayıldım ! Yazar Leyla İpekçi hanımı da özellikle tebrik ederim.
Verdiği toplumsal ve sosyal mesajlarına tamamen katıldığım ama bir tiyatro oyunu olarak (uzun süresini de dikkate aldığınızda) takip etmekte ve beğenmekte sıkılma ihtimalinizin yüksek olduğu zor bir oyun.
Yunan Mitolojisinde önemli bir yer tutan Medea, Iason ve Argonotlar konularını ele alan, standart – klasik tiyatro seyircisinin anlama ve beğenme imkanının asla olmadığı çok zor bir oyun. Ki oyunun puanından ve seyirci görüşlerinden bu durumu sizler de tespit edebilirsiniz.
Tüm bu konuları daha önceden detaylıca okumuş, araştırmış ve birçok sahnede oyununu da izlemiş olmama rağmen, ben de belli bir noktadan sonra oyundan kopmak durumunda kaldım. Çünkü Yazar Heiner Müller bu oyunu sadece tiyatro profesyonelleri ve akademisyenleri için yazmış, bu net. “Sanat, Sanat içindir” görüşünün bir tezahürü. Avrupa’nın kültür başkenti Viyana’da belki kapalı gişe oynar bu oyun ama ülkemizde tutunma olasılığı çok düşük.
Kalabalık bir kadro görünmesine rağmen oyun aslında tek kişilik. Sadece Sükun Işıtan’ın replikleri var. Diğer oyuncular Koro – Dans ekibi şeklinde sahnedeler. Sükun hanıma muhakkak değinmek isterim çünkü mükemmel ses ve beklenmedik fizik gücü ile muhteşem bir oyun sergiliyor. Ama bu olağanüstü performansta maalesef oyunun anlaşılmasını sağlayamıyor.
Dekor, kostüm, ışık, müzik ve efekt desteği ödüllük derecede kusursuz. Devlet Tiyatroları oyun web sayfasında bu güzellikleri oyuna gitmeden de görebilirsiniz. Özellikle finalde ki mavi renkli ışık huzmesi sahnesi muhteşem kurgulanmış. Oyun fuayede başlıyor. Tek perde ve 1 saat.
Sadece Tiyatro profesyonellerine, yönetmenlerine, hocalarına ve akademisyenlerine önerebileceğim oldukça zor bir oyun.
Köpek Kalbi, SSCB dönemine ve rejimine yaptığı ağır eleştiriler ile tanınan Rus oyun yazarı Mihail Bulgakov’un en ünlü eserlerinden birisidir. Oldukça ilginç ve Ütopik bir konuya sahip, Kara Mizah ve Hiciv öğelerinden destek alan, Anti-Sosyalist bakış açısına sahip bu oyunu 2 ay önce “Küçük Salon” Tiyatro grubundan Emre Tandoğan rejisi ile izlemiştim.
Şehir Tiyatrolarındaki oyunun genç yönetmeni ise Onur Demircan. Yıllar önce (2011) henüz çok genç bir yaşta iken İstanbul Devlet Tiyatrolarındaki “BIRDY” oyunu ile büyük başarı ve ödüller kazanan (Ki çok beğendiğim oyunlar arasındadır) genç oyuncu, bu başarısını yönetmenliğe de taşımış görünüyor. İlk perde de ki durağanlığa ve gereksiz uzun süresine rağmen, 2.perde de sürükleyicilik kazanan ve etkileyici bir final yapan başarılı bir oyun çıkarmış.
Dünyaca ünlü bir Rus Profesör, Moskova sokaklarından aldığı sahipsiz bir köpeği evine getirir. Yaptığı ameliyatla, genç bir suçlunun hipofiz bezini ve testislerini köpeğe nakleder. Gençleştirme amacı ile yapılan operasyon beklenmedik sonuçlar doğuracaktır! Köpek Şarik değişim geçirerek insan Şarikov’a dönüşmektedir.
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri iyi. Özellikle köpek Şarik rolünde Caner Çandarlı çok etkileyici. Köpekten insana olan dönüşümdeki fiziksel hareketleri akıllarda kalacak türden başarılı. Fakat bazı oyuncuların birden fazla karakteri seri şekilde canlandırması pek olmamış. Koşarcasına kostüm, makyaj ve karakter değiştiren oyuncular bu zorluğun üstünden gelse de aynı kişiyi 1 - 2 dakika içinde farklı biçimlerde görmek inandırıcılığı azaltmış. Keşke her bir karakter için farklı oyuncular seçilseymiş. Dekor, ışık, kostüm ve müzik destekleri ise mükemmele yakın düzeyde. Özellikle köpek Şarik’in kostüm, makyaj, bakış ve hareketleri son derece inandırıcı. Oyunun sıkıntılı bir yanı da uzun süresi. Oyunu okuyanlar veya izleyenler bilir ki oyun tek perde de bitecek kısa bir oyun. 2 perde ve ara dahil 2 saat 10 dakikalık bir konu yok ortada. Özellikle oyunun hemen başında çok uzatılmış gereksiz sahneler var.
Sahnelerde alışık olunmadık bir konuya sahip bu etkileyici oyunu her tiyatro sever muhakkak izlemeli. Kapitalist ve Liberal görüşe sahip insanların daha çok seveceği de aşikar…
İkinci Perdenin Başı / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
Tiyatro dünyasında herkesin yıllardır çok iyi bildiği ama asla açıkça söyleyemediği tüm kirli ve karanlık ilişkileri, adam kayırmaları, haksızlıkları, torpilleri, despot yönetmenleri ve yönetici kaprislerini büyük bir cesaretle sahneye aktaran muhteşem bir oyun ! Hem genç yönetmen Alp Tuğhan Taş’ı bu cesur oyunu için hem de Şehir Tiyatroları Yönetimini böyle bir “Kral Çıplak” oyununu repertuara aldıkları için tebrik ederim.
Genç ve psikolojik sorunları olan bir tiyatro oyuncusu Muhsin, sektörün en ünlü yönetmenlerinden Afet’in açtığı bir oyuncu seçmesine girecektir. Ama elinde olmayan sebeplerden dolayı geç kalır, seçme saati geçmiştir. İçeri girip girmemekte kararsızdır. Hayata olan son kurşununu kullanır ve büyük bir cesaretle içeri girer. İdolü olan Yönetmenle inanılmaz noktalara varacak olan bir fikir tartışması başlar. Tiyatro dünyasının tüm kirli ve karanlık yüzü her iki tarafın itirafları ile gün yüzüne çıkacaktır. Kaprisli ve despot yönetmenler başta olmak üzere her soruna değinilir. (Ki yakın zamanda ben de şahit oldum ki, yönettiği bir oyunu SEYİRCİ PUANLAMASINA VE YORUMUNA KAPATAN megaloman yönetmenler, oyun ekibine ve oyuncu kadrosuna neler yapmaz düşünemiyorum !)
Oyunculuklar çok iyi. Gerek Alp bey gerek Ebru Hanım sahnedeki gerilimi inanılmaz iyi yansıtıyorlar. 1 perde ve 1 saat 5 dakika nasıl geçiyor anlamadım çünkü oyun çok sürükleyici. Tiyatroda benim için çok önemli olan Dekor – Işık – Kostüm ve Müzik desteğini hiç aramadım çünkü oyunun yapısı bu öğelere ihtiyaç duymamakta. Tek problem bence finali olmuş. Çok daha net, anlaşılır ve açık bitirilse daha iyi olurmuş.
Bu oyun 2024 yılı Genç Günlerde sahneye konan bir Genç Tiyatro oyunu. Yani Şehir tiyatrosunun içinden çıkmış oyunlardan. Gerek bir önceki seneden “Çingene Boksör” gerekse de bu oyun gösterdi ki, Genç Tiyatro çok iyi oyunlar çıkarıyor. Hem Genç Günlerde bu oyunların sayısı artırılmalı hem de sezona Genç Günlerden birden daha fazla oyun aktarılmalı görüşündeyim.
Tiyatro dünyasının içindeki her bir birey bu oyunu ne olursa olsun izlemeli. Muhakkak kendilerinden bir iz bulacaklardır. Ama bence asıl izlemesi gereken kitle, yukarıda anlatılan negatif özelliklere sahip Tiyatro Yönetmenleri ve yöneticileri olmalı. Belli bir yaştan sonra değişmek çok zor olsa da, belki oyundan bir feyz alarak bundan sonrası için doğru olan yöntemleri tercih ederler…
Zenginliğe ulaşma yöntemlerini, Zengin olma hırsını, Yeni Dünya Düzenini ve birbirleri ile gösteriş için ölümüne yarışan yeni nesli eleştiren, antikapitalist bir oyun. Vermiş olduğu doğru mesajlarına tamamen katıldığım çok ilginç ve başarılı bir yapım. Yönetmen Emre beyi ve ekibi tebrik ederim.
İlginç diyorum çünkü oyunda sahnelerde çok nadir rastlanan öğeler var. Bir kere oyun 10 dakika erken başlıyor ! (Bu nedenle oyuna erken gidiniz) Seyirciler yerleşirken oyuncular oyuna başlamış oluyorlar. Diğer bir farklılık, seyircilerin sahnede, oyuncuların ise seyirci koltuklarında olması ! Seyirciler içinden isteyen 15-20 kişi sahnenin içine alınıp, sağlı sollu sandalyelere oturup oyunu sahnenin içinden izliyorlar konsept gereği.
Maddi durumu iyi olmayan ve kirada oturan yeni evli çifte bir gün ilginç bir mektup gelir. Kendilerine eski ama büyük bir ev hediye edilecektir ! Tek şart evin tüm tadilatını kendilerinin yapmasıdır. Erkek biraz şüphelense de kadının ısrarı ile eve taşınırlar. Tadilatlar hiç beklenmedik bir şekilde ve tarzda karşılarına çıkacak (Sürprizi bozmamak için detay veremiyorum), hiç ummadıkları şekilde zenginliğe doğru yol alacaklardır.
Oyuncular çok gayretli ve oyuna konsantreler. Evli çift rolüne Zeynep Mataracı ve Tunca Soysal çok başarılı. Canlandırdıkları tüketim düşkünü yeni nesil gençliği tam olarak yansıtmışlar. Dekoru biraz zayıf buldum, özellikle çoğu aksesuarın hayali olarak yansıtılması olmamış. Müzikler güzel, gerilimi iyi yansıtmakta. Oyun aslında küçük sahne veya stüdyo sahne oyunu. Büyük sahnelere verilmemeli. Ses iletiminde sorun yaşanabilir. Büyük sahnede oynanacaksa mikrofon desteği kuvvetli planlanmalı. Tek perde ve 1,5 saat süren oyun 2 perdeye yayılsa daha etkileyici olurdu diye düşünüyorum.
Çocuklarım özel okulda okusun, Hastalanınca en pahalı hastanelere gideyim, en pahalı ve kıskanılan evlerde oturayım, komşularımın arkadaşlarımın önüne geçeyim, hep daha çok daha çok kazanayım, en pahalı düğünü ben yapayım, kimseyle hiçbir şeyimi paylaşmayayım diyen YENİ DÜNYA TOPLUMUNU yerden yere vuran bu oyunu muhakkak seyredin. Ama özellikle yukarıda özelliklere sahip kitle izlemeli bence. Belki hatalarının farkına varıp, bu yarışa dahil olmaktan vazgeçerler.
Kurtuluş savaşımızı anlatan ve 3 ayrı oyundan (Ateş – Savaş – Bayrak) oluşan “Yüzyıllık Destan” serisinin son oyunu. 26 Ağustos Büyük Taarruz ile Cumhuriyetin İlan edildiği tarihler arasını anlatıyor. Mudanya Mütarekesi ile Lozan Antlaşmasındaki pek de bilinmeyen tarihsel gerçeklere de değinen, coşkulu ve görkemli bir reji.
Tek perde ve 1 saat 10 dakika süren oyunda oyunculuklar normal düzeyde. Oyunculuklarda Mustafa Kemal Paşa’yı canlandıran Emre Başer yine çok başarılı, oyunun temel taşı. Kısa rolüne rağmen, “Kara Fatma” rolünde Demet Kızılay’da akılda kalan oyunculardan oldu. İsmet Paşa’yı canlandıran karakter ise iyi seçilememiş, hiç benzemiyor. Daha zayıf ve minyon bir oyuncu seçilmeliymiş. Danslar, marşlar ve Koreografi ilk 2 oyunda olduğu gibi çok güzel, kendi içinde uyumlu. Işık ve Müzik destekleri de oyunun artı yönlerinden.
Coşkulu ve gurur dolu bir son ile biten, bu yüzden de seyirciden ayakta bolca alkış alan bu oyunun, turneler vasıtası ile tüm şehirlerimizde sahneye konmasını Devlet Tiyatroları yönetiminin dikkatine sunuyorum.
İstiklal caddesinin tekinsiz ve ıssız bir sokağında, gecenin çok geç saatlerinde yalnız yürümekte olan genç ve güzel bir kadından, berduş kılıklı serseri görünümlü bir erkek sigara ister. Kadın korkarak hemen savunmaya geçer ve çantasından çıkardığı biber gazını adama sıkar. Akabinde 1 saat sürecek olan çok ilginç ve sürprizlerle dolu bir konuşma başlar. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi veya seyircinin beklediği gibi olmayacaktır.
Konuşma ilerledikçe, konular derinleştikçe, hem Feyruz hem de Kadim beklenmedik itiraflarda bulunacak, Edebiyat, Şiir, Tarih ve Sinema tarihini baz alan entelektüel hoş bir sohbete doğru yol alacaklardır. Tabii paralelinde hüzünler, eski aşklar, hayal kırıklıkları da konularına eşlik etmektedir.
Oyunculuklar çok başarılı. Gerek Melike Durak Aras gerekse de Lebip Gökhan oyunun ve sokakların atmosferini sahneye çok iyi yansıtıyorlar. Zaman zaman seyirci ile iletişime de giriyorlar. Dekor fiziksel olarak hemen hemen yok, dijital dekor tercih edilmiş. Arka plandaki perdelere video görüntüler ile İstiklal caddesi yansıtılmış. Oyuncular yürürken görüntülerin de hareket etmesi inandırıcılığı artırmış. Konuşmalarda adı geçen olay ve kişilerin arka plana yansıtılması zekice, dikkatli izlemek gerekir. 1 perde ve 1 saat 10 dakika süren oyunun eksik yönü olarak finali söylenebilir. Çok belirsiz ve ucu açık bitirilmiş. Daha net veya olumlu olmasını beklerdim.
Oyunun dışına çıkacak olursak, Garibaldi Sahnesi başta olmak üzere STÜDYO SAHNELERDE 3 önemli sıkıntı var hala çözülemeyen ! İlki koltukların numarasız olması. İnsanlar koyun gibi sıraya girip yer kapmaya çalışıyorlar kapıda. Tiyatroya yakışıyor mu bu durum ? Acilen numaralı sisteme geçilmeli. İkinci konu PROTOKOL ayrıcalığı ! 80 kişilik salonun en öndeki tam 10 koltuğu Protokole ayrılmış ! Üstelik gelenlerin yarısı tiyatro dünyasından olsa da yarısı da bu kişilerin eşi, dostu, komşusu ! Olur böyle bir haksızlık ? Hak etmeyen kişiler orada oturuyor. Prömiyer dışında Protokole koltuk ayrılmamalı. Hadi ayrılacak 2 kişiyi geçmemeli. Son konu da arka sıraların sahneyi görememesi ! Üsküdar da olduğu gibi geriye doğru portatif yükseltme yapılmalı. Bu sıkıntılar ve çözüm önerileri hakkında Devlet Tiyatroları yönetimi ile de irtibata geçeceğim artık, tatsız bir hal almaya başladı çünkü.
Yerli bir yazardan yerli bir oyun. Herkesin çok iyi bildiği bizden sokaklar ve mekanlar. Keza yine çevremizde sık sık karşılaştığımız türden bizden sorunlar. Edebiyat, Şiir, Tarih ve Sinemayı sevenlerin daha çok seveceği bu oyunu herkese tavsiye ediyorum.
Bir apartmanın çöp eve dönüşmüş çatı katında barınan, geçmişleri ile bağları kopmuş 2 çöp toplayıcı kardeşin, hayatları ve ülkenin çözümsüz sorunları üzerine konuşmalarından oluşmuş vasat bir oyun.
Vasat diyorum çünkü oyunda net bir net bir mesaj yok. Hemen hemen her bir sorun alınmış 2 satır cümle ile geçiştirilmiş. Ya da o sorun üzerine bir mesaj veya çözüm sunulmamış. Oyun bittiğinde ben bu oyundan “şunu anladım” diyemiyorsunuz. “Üzüldüm, mutlu oldum, şaşırdım” diyemiyorsunuz. Zaten oyunun yazarının bugüne kadar beğendiğim tek oyunu da “İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı” idi. Diğer hiçbir oyununu sevemedim maalesef.
Oyunculuklar iyi. Usta oyuncu Nişan Şirinyan kalitesini hissettiriyor. Ama bu kalite bile oyunu kurtaramıyor. Işık ve Müzik desteği hiç yok. Kardeşlerin giysileri birer çöp toplayıcıya göre bir üst kalite seçilmiş. Oyunun tek beğendiğim yönü ise Dekoru. Muazzam detaylı ve ince düşünülmüş, web sitesindeki oyun fotoğraflarından sizler de bu güzelliği görebilirsiniz.
Tek perde ve 70 dakika süren bu sıkıcı ve anlamsız oyunu sadece çok vaktiniz varsa izlemenizi öneririm. Özellikle zaman ayrılıp gidilecek bir oyun değil.
Halkımızın Antik Roma Dönemine ait en iyi bildiği, Sezar’ın ünlü söylemi “Sen de mi Brütüs ?” olayını anlatan bir Shakespeare Trajedisi. Kötü bir Diktatör mü yoksa çok sevilen bir İmparator mu olduğu sıkça tartışılan Sezar’a yapılan suikastın, hemen öncesi, suikast günü ve sonrasında yaşanan kargaşa oyunun konusunu oluşturuyor.
Gerek Sezar’ın gerekse de Brütüs’ün ülke yönetimi üzerine düşünceleri ve yaptıkları seyirciye anlatılarak, Sezar hakkındaki karar seyirciye bırakılıyor. Senato adı altında ve Cumhuriyet makyajlı yönetimi elinde tutmak isteyen güçlüler mi haklı, yoksa halkın çok sevdiği ve her hareketinde halkına bir fayda sağlayan Diktatör Sezar mı haklı? Kararı izleyince sizler vereceksiniz.
Her ne kadar oyun Sezar’ı konu alsa da, oyun boyunca ön plana çıkan isim Brütüs. Oyunculuklarda Sezar rolünde Onur Şenay ve Brütüs rolünde Uluç Özkök başarılı. Dekor ve ışık düzeni çok etkileyici. Tavandan aşağıya sarkıtılan onlarca kanlı hançer ile ihanete vurgu yapılmış. Karanlık ve renkli ışık düzeni oyun ile uyumlu. Kostümlerde yine siyah ağırlıklı güncel asker kıyafetleri kullanılmış. Ama bana göre dönemin kıyafetleri kullanılsa daha inandırıcı olurmuş. Müzikler güzel ama oyun boyunca devam etmesi rahatsızlık veriyor. Diyaloglarda bile müziğin arka planda olması bazı sözleri bastırmakta. Ayrıca gereksiz uzatılmış sahnelerde mevcut. Oyun tek perde ve 1,5 saat sürüyor.
Tarihi, Antik Roma Dönemini, Sezar’ı, Brütüs’ü, suikastın ve ihanetin nedenlerini, bu nedenlerin doğru mu yanlış mı olduğunu merak edenlerin sevebileceği ilgi çekici bir oyun.
Hep yönetmenler yapacak değil ya ! Biraz da yazarlar yapsın değil mi ama :) Klasik ünlü oyunların güncel – çağdaş uyarlamaları biliyorsunuz yakın tarih tiyatro yönetmenlerinin en önde gelen tercihi. Ama bu sefer bir yazar bu işe kalkışmış ! Absürd tiyatronun önde gelen yazarlarından Romanya’lı Eugene Ionesco, Shakespeare’in ünlü MATCBETH oyununu almış, hem ismini hem içeriğini hem de türünü değiştirerek MACBETT adlı bir kara komediye çevirmiş. Çok da başarılı olmuş. Gülmekten kırılacağınız, hoş vakit geçireceğiniz nefis bir komedi.
Yöneticilerin hırs, iktidar, güç, korku ve yolsuzluk zaaflarını irdeleyen oyun 2 perde ve ara dahil 2 saat sürüyor. Prömiyerini izleme şansı bulduğum oyunun özellikle ilk perdesinin başlarında oldukça keyif alıyorsunuz, çok gülüyorsunuz. İnce espriler, ince göndermeler bolca mevcut. Oyuncuların (Tamamının) yüksek enerjisi ve oyuna olan konsantrasyonları oyunun en güçlü yanı. Genelde bir veya birkaç oyuncu kendini daha çok fark ettirir ama bu oyunda tüm oyuncular çok başarılı. Tabi bunda çoğu oyuncunun birden fazla önemli karakteri canlandırması da etkili. Yine de değinmeden geçmeyeyim, Anlatıcı rolündeki Hülya Keli gerek sempatikliği, gerek karakter önemi, gerekse de enerjisi ile bir adım daha önde. Yönetmen Umut Tanyolu’nun yenilikçi farkı çok hissediliyor. Özellikle 2.Perdenin başındaki, 1.Perdenin hızlı özeti fikrine bayıldım, çok yapmadığım şekilde sesli güldüm.
Dekor, tavana kadar yükselen kırmızı siyah şeritlerden oluşmuş ve oyuna ironik bir şekilde kasvetli bir havanın hakim olmasını sağlamış, başarılı. Bilim Kurgu yada Ütopik filmlerde ki asker veya yönetici giysilerini andıran kostümler çok etkileyici. Silah olarak kullanılan aksesuarlar seyirciyi çok güldürdü, iyi düşünülmüş. Işık desteği yerinde ama müzikler daha etkileyici seçilebilirmiş.
Dünyayı, ülkeleri hatta şirketleri yönetenlerin bitmek bilmeyen zaaflarını tekrar görmek, ders almak, yapılması gerekenleri belirlemek için ama hepsinden önce bolca gülmek, eğlenmek için bu oyunu sakın kaçırmayın.
Bildiğiniz üzere genelde oyunları çok uzun ve detaylı yorumlarım. Ama bu oyun için bunu yapamayacağım. Çünkü oldukça sıkıcı, monoton, seyirciye hiç bir duygusal aktarım yapamayan kötü bir yapım. Orta yaş üstü bir kadının ülkemizdeki hayatta kalma çabaları anlatılmak istenmiş ama maalesef başarılı olunamamış. Kesinlikle önermiyorum.
Sabahattin Ali’nin ünlü romanı “Kürk Mantolu Madonna” her dönem en fazla satan kitaplar arasında olmuştur. Her kitapçının ön vitrinindedir. Öğretmenler sık sık öğrencilerine bu kitabı proje çalışması veya ödev olarak verir. Arkadaşlara alınan hediyeler arasında en önde gelen romanlardandır. Böylesine çok sevilen roman, Raif Efendi ile Maria Puder arasında Berlin’de geçen tutkulu, sıra dışı ve hüzünlü bir aşkı anlatır.
Böylesine sevilen bir romanı sahnelere aktarmak elbette birçok yönetmen ve tiyatro grubunun hedefi olmuştur. Araştırmalarıma göre romanın an itibarı ile 3 tanesi aktif tam 7 tiyatro uyarlaması var. Fakat genelde bu uyarlamalar seyirci tarafında hayal kırıklığı yaratmış ve çok beğenilmemiştir. Ben de 3 yıl önce bir uyarlamasını izlemiş ve vasat bulmuştum.
Dün akşam izlediğim, Ritim Yapım tarafından sahneye konan ve Ziver Armağan Açıl tarafından yönetilen oyun ise bugüne kadar yapılan en başarılı bir uyarlamalardan birisi olmuş. Aynen kitabında olduğu gibi, ilk yarısı son derece monoton ve sıkıcı geçse de Maria Puder’in devreye girmesi ile birlikte oyun ivme kazanıp, sürükleyici bir hal alıyor. Finali de son derece etkileyici. Şaşırtıcı bir şekilde oyun sona eriyor. Raif efendi rolünde Murat Dereli ile Maria Puder rolünde Merve Köse oyunun ana karakterleri ve çok başarılılar. Özellikle Merve Köse mimikleri, vücut hareketleri ve enerjisi ile oyunun yıldızı. Maria Puder’in bağımsız, özgür, feminist ve yüksek özgüvene sahip karakterini aynen sahneye yansıtmakta.
Dekor inanılmaz zayıf, daha doğrusu hiç yok ! Sadece 1 adet Bank’tan müteşekkil. Çok daha detaylı olmasını beklerdim. Turnelerde ki lojistik sıkıntılar ve maliyetler düşünülerek böyle dizayn edilmiş olabilir ama o zaman hiç değilse arka plandaki perdeye yansıtılan video görüntüler vasıtası ile dijital dekor sağlanabilirmiş. Oyunun geçtiği mekanlar konusunda hiçbir fikir edinemiyorsunuz. Işık desteği de çok yetersizdi. Giysiler dönemi kısmen yansıtmış. Müzikler ise oyunun en güçlü yönlerinden. Çünkü Edip Akbayram Müzik Danışmanlığını yapmış. Bu arada oyunun süre bilgisi yanlış. Oyun tek perde ve 1 saat 40 dakika. 2 Perde olsa çok daha iyi olurmuş diye düşünüyorum.
Kürk Mantolu Madonna romanını sevenlerin, hüzünlü veya hayal kırıklıkları ile dolu ama tutkulu aşklar yaşamış ya da yaşamakta olanların seveceği bu oyunu izlemenizi öneririm.
Genç yaşta hayata veda eden Fransız yazar Emmanuelle Marie’nin yazıp, Türk Tiyatrosunun önde gelen isimlerinden Ebru Nil Aydın’ın yönettiği oyun, ölmek üzere olan annelerinin son anlarında yanında olmak isteyen ve uzun zamandır görüşmemiş sorunlu 2 kız kardeşin geçmişlerine dönük hesaplaşmalarını anlatıyor.
Küçük kız kardeş evli, çocuklu fakat evliliğinde çok büyük sorunları var. Bir çıkmazın içinde. Abla ise hiç evlenmemiş, bu kararından dolayı pişman, büyük bir yalnızlık içinde. Genelde her ailede olduğu gibi kardeşler zıt karakterlere sahipler. Anne baba ayrılmış, anne hastalığından dolayı son günlerini yaşıyor. Ona bakmak için birleştiklerinde ise geçmişin hesaplaşması başlıyor. Tartışmaları ilerledikçe duyguları da farklı bir yöne doğru evriliyor.
Tek perde ve 70 dakika süren oyunda 2 oyuncu var sadece. Anne baba video görüntüler ile oyuna sanal olarak dahil edilmişler. Abla rolünde Nilhan Öğütçen ve ve küçük kız kardeş rolünde Canan Koyuncu, prömiyer heyecanlarına rağmen, son derece başarı ile rollerinin altından kalkıyorlar. Fiziksel olarak birbirlerine benzerlikleri de oldukça dikkat çekici ve şaşırtıcı. Bu anlamda bu oyuncuları seçen kimse o kişiyi de özellikle tebrik etmek isterim. Bu ince detaylar bir oyunun başarısındaki en büyük etkenlerdir. Sahnelerde birisi sarışın birisi esmer ve birbirlerine hiç benzemeyen kardeşlere de rastlamadım değil.
Dekor ve kostümlere emek harcanmış, bu net. Evin bahçesinin her iki yanındaki ağaçlar ve özellikle üzerinde sonbaharın renklerini taşıyan yapraklar çok nahif düşünülmüş. Işık ve müzik desteği yerinde. İki kardeşin dans ettikleri sahne çok hoş ve akılda kalıcı.
Kardeşler arasında ve/veya anne baba – çocuklar arasında sorunlar yaşamış, yaşamakta olan ailelerin izleyip dersler çıkarabileceği, hatta belki de sorunlarına çözümler bulabileceği bu dramatik oyunu seyretmenizi tavsiye ederim.
Karacaoğlan 17. yüzyılda Çukurova bölgesinde yaşamış, göçebe Türkmen boylarına mensup bir halk ozanıdır. Şiirleri aşk, doğa, ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm üzerinedir. Yabancı kültürlerin etkisinde kalmamış, yalın ve temiz bir Türkçe kullanmış, halk tarafından çok sevilmiştir.
Dinçer Sümer’in yazıp Boğaçhan Sözmen’in yönettiği oyun, Karacaoğlan’ın Sanem’e duyduğu hüzünlü aşk üzerine kurulu. Türküler, danslar, semahlar ve deyişler ile süslenmiş. Giriş kısmı biraz temposuz. Türkmen kadının anlattığı hikayenin uzunluğu oyuna sıkıcı bir başlangıç yaptırıyor. Ama daha sonra Karacaoğlan – Sanem – Kemter sıkıntılı ve sorunlu aşk üçgeni devreye girince oyun sürükleyici bir hal alıyor. Sahnelerde pek görmediğim türden, insanlardan yapılmış Nehir ve Orman Koreografisi çok etkileyici ve başarılı. Keza Obanın göç ederken bir katar halinde seyirci içinden salon dışına çıkışı da oldukça yaratıcı.
Oyunu 3 karakter sürüklüyor. Karacaoğlan (İsmail Tütüncü), Barakoğlu (İnanç Keteci) ve Delice Yunus (Emin Köksal Taşçıoğlu). Her biri de rollerinin hakkını veriyor. Özellikle Emin Köksal ve İnanç beylerin ses güçleri – seyirciye hakimiyetleri ileri seviyede. Dekor olarak göçmen oba çadırları metalik çerçeveler ile sahneye konmuş. Işık desteği mükemmel, duygu yoğunluğu ile tam uyumlu. Kostümler ödüllük derecesinde gerçekçi ve itina ile hazırlanmış. Devlet Tiyatroları web sitesinde oyun sayfasında bu dediklerimi sizlerde detaylıca görebilirsiniz. Müzikler (Türküler) ise Karacaoğlan deyişlerinden oluşturulmuş, genelde hüzünlü.
Bu oyun Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta, 2024 Ekim ayında 2.Türksoy Uluslararası Tiyatro Festivalinde ülkemizi başarı ile temsil etti. Ülkemizin Sanat camiasında ise kesinlikle hak ettiği ilgi ve desteği göremeyen, Mevlana – Yunus Emre – Hacıbektaş ve Karacaoğlan Anadolu Türk Halk ozanlarından en azından birisini tanımak, anlamak ve hissetmek isterseniz bu oyunu muhakkak izlemelisiniz.
Ünlü Rus Yazar Maksim Gorki’nin asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov’dur. Gorki Rusça’da “ACI” anlamına gelmekte olup, yazar çocukluğunda yaşamış olduğu zorluklar ve sıkıntılar nedeni ile hayatı boyunca GORKİ takma adını kullanmıştır. Çarlık rejiminin önemli bir muhalifi olarak Bolşevik devrimi için mücadele etmiş, Lenin’in yakın arkadaşı olmuştur. Ama devrim sonrası rejim ile yaşadığı görüş ayrılıkları sebebiyle sistemin dışında kalmıştır. En ünlü ve sevilen eseri ANA’dır.
Kaan Erkam’ın yazdığı kurgu tiyatro oyunu ise yukarıda yazdığım konuların hiçbirisi ile ilgili değil ! Ne Gorki’nin yaşamı ne fikirleri ne de yaşadığı dönemin gelişmeleri ele alınıyor. Gorki 1901 yılının Moskova’sında bir çatı katında çalışırken, komşusu olan güzel bir kadın evine zorla giriyor. Kadının zaten kendisini duvardaki bir delikten gizlice gözetlediğini öğreniyor. Çekici kadın Gorki’den sevgilisine mektup yazmasını isterken diğer yandan da onu taciz etmeye başlıyor. Tek perde ve 1 saat süren oyunun konusu, Kadının baskın ve ısrarcı karakter olduğu ilişkiler üzerine yapılan saptamalardan ibaret. Yani benim gibi aslında Gorki’nin hayatını, Bolşevik devrimi ile ilişkilerini ve düşüncelerini öğrenmek isteyenler için oyun koca bir hayal kırıklığı. Kadın erkek ilişkileri üzerine sıkça görmeye alıştığımız türden sıradan bir yapım.
Oyuncular Uğur Özbağı ve Almina Pilancıoğlu rollerinin hakkını vermişler. Dekor bir çatı katını andırıyor. Kıyafetler kesinlikle dönemi yansıtamamış, çok modern. Döneme uygun olmalıymış. Işık ve müzik desteği de zayıf.
Oyunun yüksek puanına ve sadece bu oyuna yorum yapmak / yüksek puan vermek için üye olmuş eş – dost – akraba görüşlerine inanmayın. Kadın erkek ilişkileri üzerine son derece sıradan, sıkıcı ve vasat bir oyun.
Köpek Kalbi Sovyet oyun yazarı ve Edebiyatçı Mihail Bulgakov’un en ünlü 2 eserinden birisidir. SSCB dönemine ve rejimine yaptığı eleştiriler nedeni ile birçok eseri yasaklanmış olan muhalif bir yazardır. Oldukça ilginç ve Ütopik bir konuya sahip, tek perde ve 55 dakika süren, Kara Mizah ve Hiciv öğelerinden destek alan fiziksel bir tiyatro oyunu.
Dünyaca ünlü bir Profesör, Moskova sokaklarından aldığı sahipsiz bir köpeği evine getirir. Yaptığı ameliyatla, bir bar kavgasında ölen genç bir suçlunun hipofiz bezini ve testislerini köpeğe nakleder. Gençleştirme amacı ile yapılan operasyon beklenmedik sonuçlar doğuracaktır! İnsana dönüşmek mi yoksa Hayvan olarak kalmak mı daha iyi sorusu seyirciye soruluyor. Emre Tandoğan’ın yönettiği oyunda, yazar Bulgakov sık sık eski Sovyet rejimini de eleştirmekte.
2020 yılında Direklerarası “En iyi yönetmen” ve Ekin Yazın Dostları “Küçük Salon Oyunu” ödülleri de alan oyunun en büyük gücü oyuncuların fiziksel becerileri. Kırmızı zemin üzerinde dairesel bir metal çember üzerinde (Ki oyunun tek dekoru) inanılmaz akrobatik hareketler ile oyunu sergiliyorlar, övgüye değer. Köpek rolünde Ufuk Fakıoğlu hareketleri ile oldukça inandırıcı ve başarılı. Ama makyaj ve kostüm desteği ile fiziksel olarak ta bir köpeğe benzetilse daha iyi olurmuş diye düşünüyorum. Profesör olarak çok genç yaşta bir oyuncunun seçilmesi oyunla uyumlu olmamış. Köpek hariç diğer oyuncuların giysileri tamamen beyaz renkte. Ne mesaj verilmek istenmiş çözemedim ? Ayrıca içerdiği sahneler ve ileri düzey küfürler nedeni ile oyunun 16’lık olduğunu da belirtmeliyim.
Sahnelerde alışık olunmadık türden bir konuya ve yapıya sahip bu oyuna her tiyatro sever bir şans vermeli diye düşünüyorum. Ülkenin her köşesinden ve istediğiniz her an TİYATRONET üzerinden izleyebilirsiniz.
Bu yıl Üstün Akmen Tiyatro Ödüllerinde “Yılın Müzikali” ödülünü almış bir oyun. Bu bilgi üzerine yüksek bir beklenti ile oyuna gittim. Ama ülkemizin Müzikal ve Müzikli oyunlardaki genel sorunu olan “Şarkı Müzik – Replik oranı” yine şarkılar lehine yüksek olunca oyun beklentilerimin altında kaldı. Şarkı - Müzik - Dans tarafı azaltılıp, repliklere ağırlık verilse daha başarılı bir yapım olabilirmiş.
Dracula, Frankenstein veya Nosferatu gibi korku karakterlerini Sinemaya, TV dizilerine, çizgi romanlara uyarlamak bile cesaret işiyken, tiyatro sahnesine uyarlayan KGS ekibini ve yönetmen Andrea Bahar’ı tebrik ederim öncelikle. Hem de müzikal tarzında ! Sadri Alışık tiyatrosunun gişeye yönelik iddialı “Frankenstein” oyunu büyük hayal kırıklığı yaratmıştı mesela.
Bram Stoker’in Kont Dracula’sının aşık olduğu kadın Mina için Transilvanya'dan İngiltere'ye gidişi anlatılıyor oyunda. Müzikal bölümlerin dışındaki sahneler ilgi çekici ve sürükleyici. Ama tam oyunu sevmeye başlarken müziklerin ve şarkıların araya girmesi ile oluşan ilgi dağılıyor. Oyuncular arasında Mina rolünde Aysu Serindağ gerek oyunculuk gücü gerekse de muhteşem sesi ile çok başarılı. Dracula’nın akrobatik, kıvrak ve çekici 3 gelini de akılda kalıcı düzeyde etkileyici.
Dekor olarak Kont’un ürpertici Şatosu baz alınmış, inandırıcı ve başarılı. Üst taraftaki yarasa motifleri iyi düşünülmüş. Müzikler ve şarkılar güzel, oyuna uyumlu. Genelde her müzikli oyunda yaşanan MİKROFON VE SES İLETİMİ sorunu bu oyunda yok, hatta gördüğüm en iyi ses iletimine sahipti oyun, teknik ekibi kutlarım. Kadınların ve Dracula’nın kostümlerinde sorun yok ama diğer erkek oyuncuların giysileri kesinlikle olmamış. O dönemde (1897 yılında) değil de sanki günümüzde yaşıyorlar gibi giyinmişler. Bu durum düzeltilmeli bence.
Müzikli, danslı, bol şarkılı Müzikal oyunları sevenlerin muhakkak izlemesi gereken bir oyun. Ama onun dışında kalan klasik tiyatro seyircisi için vasat düzeyde kalacak bir yapım.
Yıllardır dünyaya özellikle de geri kalmış Doğu halklarına, Medeniyetin, Uygarlığın, Barışın ve İnsan Haklarının beşiği diye lanse edilen Avrupa’nın tam göbeğinde, hem de 1992 yılında, evet 1992 yılında !!!, sırf Müslüman ve Boşnak oldukları için Hristiyan Sırplar tarafından soykırıma maruz bırakılan insanların acılarını anlatan (Srebrenitsa Katliamı) hüzün dolu başarılı bir dram.
Bu yaşanan utanç verici ve insanlık dışı dinsel katliamın, medeni ! Batı ülkelerinin hiçte umurlarında olmadığı 2024 yılında Gazze’de yaşanmakta olan daha utanç verici katliamla bir kez daha ispatlanmakta. Güce biat etmek ve güçsüzü ezmek yüzyıllardır insanlığın (Medeniler dahil) ana felsefesi olmuş, böyle de devam edecek!
Oyun Boşnak bir ailenin tek kızı olan Nadina’nın (Anlamı Umut demek) katliamın öncesinde, içinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatıyor. Tek kişilik oyunda Kübra Karatepe çok başarılı. Oyuna öyle konsantre ki ağladığı sahnelerde rol icabı değil de gerçekten hissederek ağladığını hissediyorsunuz. Kübra hanım ayrıca oyunun da yazarı. Oyun format olarak oyunun yönetmeni Selena Demirli’nin oynadığı ödüllü “AĞLADIM” oyununa çok benziyor.
Oyunun duygusal ritmine göre değişen ışık düzeni etkileyici. Dekor ise hemen hemen yok. Nadina’nın kıyafetleri döneme ve yaşananlara uyumlu. Müzik desteği daha etkin olabilirmiş.
Bence, medyaya hakim üst aklın başarılı taktikleri sonucu!, ülkemizde bile hala yeterince yankı bulamayan Srebrenitsa Soykırımını anlatan bu hüzün dolu oyunu herkes izlemeli. Sonra da şunu düşünmeli ; Kim daha uygar kim daha insan ?
2011 yılında İstanbul Şehir Tiyatrolarında prömiyer yapan “Şark Dişçisi” seyirci tarafında inanılmaz sevilmiş, aylarca kapalı gişe oynamış, 2012 yılında da almadığı ödül kalmamıştı. Yönetmen Engin Alkan ve başroldeki Çağlar Çorumlu’nun kariyerlerinde önemli bir dönüm noktası olmuştu. Benimde hayatım boyunca seyrettiğim en iyi müzikli komediler arasındadır. Oyunun geniş fragmanını tiyatrolar web sitesinde izleyebilirsiniz.
Sivas Devlet Tiyatrosunda izlediğim “Şark Dişçisi” ise, oyunculuk kalitesi açısından o oyuna yaklaşmış olsa da, teknik açılardan geri de kalmış, bununla birlikte seyirciye hoşça vakit geçirten başarılı bir müzikli komedi. Başarılı diyorum çünkü yaklaşık 3 saat süren bir oyunda (Oyun 2 perde ve ara dahil 2 saat 45 dakika) seyirciyi sıkmamak başarı ister. Yönetmen Taner Tunçay beyde bunu başarmış.
Oyunculuklarda Dişçi Taparnigos rolüne Emin Köksal Taşçıoğlu ve eşi Marta rolünde Elif Yalçın oyunun lokomotifleri. Ama Elif hanıma bir parantez açmak isterim ki, kesinlikle şu dönem Türk Tiyatrosunda kadın oyuncuların en iyileri arasında, bu net! Her rol bir oyuncuya bu kadar mı yakışır! Yakın zamanda başarılarının tüm ülkeye yayılacağını öngörüyorum. Evin genç kızını oynayan Hülya Keli de yine göze çarpan başarılı oyuncular arasındaydı.
Oyunun mutfak tarafı ise maalesef olmamış. 3 ayrı mekandan oluşan döner dekor oyunun içeriğine göre oldukça basit ve detaysız kalmış. Işık desteği iyi değil. Kostümlerde bazı oyuncuların giydiği elbiseler dönemin ilerisinde kalmış, 1860 İstanbul’unu yansıtamamış. Müzikler ve şarkılar ise vasat düzeyde, sadece kapanış şarkısı akılda kalıcı ve başarılı.
Ülke olarak yaşadığımız şu kötü günlerde, biraz olsun rahatlamak, gülmek ve eğlenmek istiyorsanız bu oyunu seyretmenizi öneririm.
2011 yılında bir Tır Konteynerinin arkasında gizlice İtalya’ya kaçmaya çalışan bir grup göçmenin trajikomik hikayesi. Çoğunlukla güldüren ama sonlarına doğru oldukça hüzünlendiren çok başarılı bir oyun. “Coğrafya Kaderdir” anlayışını bariz bir şekilde kanıtlayan sezonun en iyi oyunlarından biri olmaya aday.
Bu başarıda şüphesiz oyunculukların büyük payı var. “Bay Z” oyunundaki performansını unutamadığım Ali Çelik, yine bu oyunda da İsmail rolü ile seviyeyi çok yukarılara çıkarmış. Uçuk ve savruk karakter Cemal’i oynayan Kerem Paşaoğlu’da yine oyunun diğer yıldızı. İsmail ile Cemal arasındaki diyaloglar oyunun en güzel ve keyifli bölümleri. Her bir karakterin ileride yurtdışına gittiği zamanki karşılaşacakları durumlarda oyun bölümleri arasına serpiştirilmiş. Oyunun olmayan yönlerinden birisi ise tek bir repliği bile olmayan bolca göçmen karakterin tırın arkasına yerleştirilmeleri. 10 karakter var ama oyun sadece 4 karakter üzerinden yürüyor. Tır içindeki repliksiz karakterlerin sayısı kesinlikle azaltılmalıymış.
Dekor oldukça iyi ve ergonomik. Bir Tır Konteyneri aynen resmedilmiş. Sesler, müzikler, efektler ve ışıklar da keza başarılı ve yeterli. Oyunun sonuna doğru Irak’lı Ahmad’ın söylediği türkü bir nebze klişe kalmış.
ABD ve NATO başta olmak üzere, sömürgeci emperyalist güçlerin insanların hayatlarını nasıl kararttığını, yok ettiğini, acı çektirdiğini anlatan bu etkili oyunu herkes muhakkak seyretmeli.
Geçen sene İstanbul Şehir Tiyatrolarında sahnelenen ve birkaç ödülde alan başarılı SİVRİSİNEKLER oyununun ekibinden (Aynı yazar ve yönetmeninden), yine Kadının Özgürlüğünü hedefleyen başarılı bir oyun daha.
İlk perdesi monoton ve sıkıcı olsa da ikinci perdenin hemen başında ortaya çıkan sürpriz gerçekler oyunu bir anda akıcı hale getiriyor. 1759 İngiltere’sinde geçen oyun, suçlu bir genç kadının idamına karar vermesi beklenen 12 kadın jüri üyesinin yaşadığı çıkmazları anlatıyor. Oyun konsept olarak “12 Öfkeli Adam” ve “Cadı Kazanı” oyunlarını çok andırıyor. 2 Perde ve ara dahil tam 2,5 saat süren oyun beklenmedik bir finalle son buluyor. Özellikle ilk perde de ve sonlara doğru gereksiz birkaç sahne var. Bunlar olmasa oyun 2 saate rahat indirgenebilirmiş. (Not: Şehir tiyatrolarının akşam seanslarını ısrarla 20.30’da başlatma inadı hala devam ediyor. Oyunun bittiği saatten sonra İstanbul’un ulaşım ve güvenlik sorunları maalesef yıllardır hiç dikkate alınmıyor !)
Oyuncu seçimlerinde ve oyunculuklarda bazı sıkıntılar yok değil. Bazı oyuncuların özellikle ses gücü ve vurgulamalarında sıkıntılar var. Jüri üyelerinin sahneye ilk çıkış şekilleri ise harika olmuş ve akılda kalıcı. Elizabeth rolünde Aslıhan Kandemir ve Kitty rolünde Cana Kübra Birinci’yi çok beğendim. Aslıhan hanım yıllar geçtikçe sahnede daha da büyümeye devam ediyor. Dekor konusunda Türkiye’nin en iyilerinden Barış Dinçel bu sefer nedense biraz sönük kalmış. Toplantı odası ve diğer konumlar çok detaylı resmedilmemiş. Işık, müzik ve kostümler ise kusursuz. Kadınların kostümlerindeki renk ve şekil uyumluluğu özellikle dikkatimi çekti, çok başarılı.
Kadının sadece ülkemizde değil tüm dünyada ve tüm zamanlarda nasıl da ezildiğini, ikinci plana atıldığını ve bu duruma isyanı anlatan bu başarılı oyunu herkese tavsiye ediyorum. Ama ilk perdenin beklentilerinizin altında kalabileceğini de bilin.
Bu sene ödenekli tiyatroların ana konusu Savaş Karşıtlığı ve Barış. İlk duyduğunuzda bunların hoş bir konu olduğunu düşünseniz de, genel perspektife bakınca aslında bu durumun ne kadar da acı olduğunu fark edebilirsiniz ? Çevremizde ve dünyada o kadar savaş ve acı var ki, tüm sanat kurumları işi gücü bırakıp bu konuya yönelmek zorunda kalıyorlar. Keşke dünyaya barış hakim olsa da tiyatroların konusu da bu olmasa …
Cephede Piknik çok kısa süren (50 dk) savaş karşıtı absürt bir komedi. Fakat oyun vasat düzeyde kalmış. Bunda en büyük etken son yıllarda izlediğim en anlamsız ve en saçma finale sahip olması. Yazar böyle güzel bir oyunu nasıl böyle kötü sonlandırmış hayret etmemek elde değil. Yönetmenin yerinde olsam farklı bir uyarlama ile oyunu bitirirdim. Lise piyesi düzeyinde bir final söz konusu, izleyince sizler de rahat görebileceksiniz.
Issız bir cephede yapayalnız kalmış oğullarını bir Pazar günü ziyaret edip piknik yapmak isteyen ! bir anne ve baba ile başlıyor oyun. Daha sonra aralarına esir aldıkları bir düşman askeri ile sıhhiye hemşiresi de katılıyor. Aralarında ki dostane konuşmalar savaşın ne kadar anlamsız olduğunu vurguluyor. Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda yerinde. Tüm oyuncular ellerinden geleni yapıyorlar ama özellikle Şizofren Hemşire rolünde Öykü Kaya’ya bayıldım ! Mimikleri ve değişken ruh hali ile karakterini inanılmaz iyi canlandırmış.
Dekor olarak ıssız bir cephe siperi başarılı bir şekilde sahneye aktarılmış. Tel örgüler, kum torbaları ve el bombaları ile güçlendirilmiş. Işık desteği yerinde, müzik desteği daha iyi olabilirmiş. Kostümler ise kesinlikle olmamış. Ne askerlerin üniformaları bir üniformaya benziyor ne de diğer oyuncuların giysileri dönemi yansıtıyor.
Savaş karşıtı absürt bir komedi izlemek istiyorsanız tavsiye edebilirim. Fakat kötü ve aceleye getirilmiş bir final eşliğinde vasat bir oyunla karşılaşacağınızı da bilmenizde fayda var.
Ünlü yazarımız Yaşar Kemal romanlarında Anadolu köylüsünün fakirliğini, kimsesizliğini, halkı sömürenleri, sömürüye başkaldıranları ve adalet arayışlarını anlatır. Ama bana göre romanlarındaki asıl gücü gizemlerle, söylencelerle, kerametlerle, efsanelerle, doğaüstü olaylarla güçlendirilmiş MİSTİSİZM’dir. Hemen hemen her romanında kullandığı bu mistik güç Ağrı Dağı Efsanesi romanında ise tavan yapmıştır.
Yaşar Kemal’in bu muhteşem romanı, tiyatro dünyasında en beğendiğim yönetmenlerden olan Yiğit Sertdemir’in ellerinde (ki Hayal-i Temsil oyunu hala unutulmazlarım arasındadır) görsel bir şölene dönüşmüş. Dekor, müzik, ışık, kostüm, efekt ve genel reji anlayışı ile 2 perde (2 saat 40 dakika) boyunca inanılmaz sürükleyici bir masal (Daha doğrusu Yiğit beyin oyun tanıtımında belirttiği gibi bir efsane) izliyorsunuz. Binbir Gece Masallarını andıran konusu özellikle romanı okumayan seyirciler için daha da ilgi çekici.
Elbette her oyunun olduğu gibi bu oyunun da eksileri var. Oyuncu seçimlerinde bazı hatalar gördüm. Özellikle bazı ana karakterler için yanlış oyuncuların seçildiğini düşünüyorum, oyunu izleyen her seyircinin fark edeceği derecede bariz. Oyuncular içindeyse, romanda da en sevilen karakterlerden olan Zindancı Memo’yu canlandıran Besim Demirkıran’ı seyirci (Ben dahil) çok sevdi! İlk perdenin sonuna doğru oyun monotonlaşıyor. Ahmet ile Gülbahar’ın buluşmasındaki Ahmet’in söylediği şarkı gibi gereksiz ve uzatılmış çok sahne var. Oyun 2 saate indirgenebilirmiş.
Bir parantez de oyunun müzikleri için açmak isterim. Orkestra son yıllarda gördüğüm en iyi orkestra idi. Burçak Çöllü yönetiminde muhteşem bir performans sergiliyorlar. Bir ara oyundan bağımsız olarak kendimi üstü düzey bir konserde hissettim. Hepsinin emeklerine sağlık !
İktidarda olanların güç zehirlenmesine uğramaları durumunda, adaletten ayrılarak halka ve sevdiklerine nasıl zarar verebileceklerini anlatan bu muhteşem oyunu sakın kaçırmayın.
Daha önce bu oyunu Deniz Atam Project (DAP) grubundan izlemiştim. İspanyol yazar Mayorga'nın terör, barış, din ve devletlerin arka planda yaptıkları yasadışı eylemler üzerine mesajlar içeren sıra dışı bir oyundu. Oldukça ilgi çekici ve farklı bir konuya sahip olan o oyunu vasat bulmuştum. Ama hem Reji hem de Oyuncular değişince vasat bir oyunun nasıl güzel bir oyuna evrilebileceğine şahit oluyorsunuz.
3 köpek bilmedikleri bir yerde uyanırlar. İlaçla uyutulmuşlardır. Hedefleri K7 Terörle Mücadele köpeği olmaktır. Sadece 1 tanesi başaracaktır. Çeşitli sınavlara tabi olacaklardır. 3 köpek üzerinden 3 farklı siyasi anlayış resmedilmiş. Yapılan sınavlar boyunca her düşünce yapısının eksileri ve artıları ortaya konmuş. Devletlerin yapmaması gereken eylemler eleştirilmiş. Dini düşünceler ve Ateizm sorgulanmış.
Oyunculuklar ve Oyuncu seçimleri oyunun en büyük gücü ! İstanbul Devlet Tiyatrosunun en tecrübeli ve en kaliteli oyuncuları görev almış. Övgüden başka diyecek bir şey yok. Fakat Gerek makyajlar gerekse de kostümler inanılmaz yetersiz. Karakterlerin köpek olduğu kesinlikle anlaşılmıyor. Üzerinde daha fazla çalışılmalıymış. Dekor,müzik ve ışık desteği ise oyuna uyumlu. Oyun tek perde ve 1 saat 15 dakika.
Sıra dışı, farklı, bol mesajlı ve düşündürücü güzel bir oyun izlemek istiyorsanız bu oyunu önemle tavsiye ederim.
Hamlet / İzmir Devlet Tiyatrosu - Bornova Bozkurt Kuruç Sahnesi
Klasik eserlerin KLASİK YORUMLAMALARINA hasret kaldı Türk tiyatrosu ve seyircileri ! Neredeyse tüm yönetmenlerimiz GÜNCEL YORUMLAMA takıntısında ! Shakespeare oyunları başta olmak üzere tüm klasik eserler FARKLI olma çabasındaki yönetmenler tarafından günümüze uyarlanarak sahneye konuyor. Eleştirileri ve yorumları okumuyorlar sanırım ki başarısız olduklarının farkında değiller ve ısrarla bu duruma da devam ediyorlar.
Shakespeare’in o şairane sözlerini oyuncu okurken, üstünde günlük tişört mont kot olmamalı ! Dekor bir disko pistini andırmamalı ! Oyuncuyu bir video kamera çekmemeli ! Arka planda heavy metal müzik olmamalı ! Bunlar tiyatronun özüne uymuyor. Bu görüşler sadece bana aittir demiyorum, tiyatro sitelerindeki eleştirileri okurlarsa tiyatro toplumunun genelinin böyle düşündüğünü göreceklerdir. Artık yönetmenler bu isteklere kulak vermeli ?
Oyuna gelecek olursak, oyuncu seçimleri ve oyunculuklar yerinde. Oyuncular ellerinden geleni yapmışlar. Özellikle Prens Hamlet rolünde Sezer Akçe çok başarılı, rolünün hakkını vermiş. Dekorun en önündeki toprak ve su dolu dikdörtgen havuzlar ilgi çekici olmuş. Işık desteği mükemmele yakın. Müzikler ise inanılmaz kötü ve yüksek düzeyde. İkide bir araya giren yüksek sesler ve hayaletin “Öcümü Al Hamlet” repliği itici olmuş. Hayaletin kostümü etkileyici.
Klasik eserlerin güncel yorumlarını seven tiyatro izleyicilerinin elbette sevebileceği bir oyun. Ama benim gibi diğer grupta kalan seyirci grubu için vasat bir yapım.
Uzun zamandır bu kadar güldüğüm, eğlendiğim hatta kahkaha attığım bir oyun izlememiştim. İnanılmaz enerjik, tempolu, canlı ve sempatik bu oyun için başta yönetmen Barış bey olmak üzere tüm ekibi tebrik ederim, sezonun yıldız oyunlarından birisi olmaya aday ! Kadının gücünü, inancını ve toplum içindeki önemini, savaş karşıtlığı ile birlikte vurgulayan olağanüstü bir prodüksiyon.
Atina ile Sparta arasındaki bitmek bilmeyen savaş, savaşa tutkulu erkeklerin kadınlarını artık usandırmıştır. Bir çare bulmak isterler savaşı bitirmek için. Lysistrata kadınlara önder olur ve ilginç bir çare bulur: Kadınlar savaş bitene kadar erkekleri ile birlikte olmayacaktır :) Hem kadınlar hem de erkekler tarafında büyük bir tepki yaratan bu çözüm bakalım sonuca ulaşacak mıdır ? Konunun özü karı koca çatışmaları ve cinsellik olunca, espriler havada uçuşuyor, hiç yere inmiyorlar da :)
Oyuncu ekibini öncelikle gönülden tebrik ederim, muhteşemdiler. Başta oyunun sürükleyicisi Lysistrata rolünde Fulya Ülvan olmak üzere tüm kadro işlerine aşık bir şekilde performans sergilediler. Hele de Danslar, Şarkılar ve Koreografi kesinlikle ödüllük, çok iyi çalışılmış. Oyunun açılış ve kapanış şarkısının uzun yıllar akılda kalacağını düşünüyorum. Işık, Kostüm ve Müzik desteği de usta işi. Sadece dekoru biraz yetersiz buldum. Akropolis kalesi bazı aksesuarlar ve görsel efektler ile daha net belli edilebilirmiş.
Oyunun bitiminde aldığı coşkulu alkışlar kanıttır ki sezonun yıldız oyunu olmaya aday bu yapımı kesinlikle kaçırmayın. Özellikle Kadın seyircilere sesleniyorum, çevrenizde ne kadar kadın varsa alıp bu oyuna götürün, ne demek istediğimi oyun bitiminde hepiniz anlayacaksınız.
İstanbul Şehir Tiyatroları Genç Günlerde eskiden iç yapım (Genç Tiyatro) olarak en fazla 2 oyun olurdu. Genelde de oldukça başarılı oyunlar çıkardı. Mesela geçen seneki “Çingene Boksör” normal sezon repartuarına bile geçmeyi başardı haklı olarak. Bu sene ise bir atılım yapılmış ve tamı tamına 6 adet Genç Tiyatro oyunu var. Bu çok güzel bir gelişme, umarım her sene bu şekilde devam eder. Sadece 1 haftaya değil de 2 haftaya yayılarak programa konmasında fayda var.
Fransız yazar Enzo Cormann’ın DİKTAT isimli oyunu, Kurgu devletler Traklar ve Tripler arasında yaşanmış iç savaşta, Traklar’ın tarafına geçen Piet ile Tripler’in saflarında kalan kardeşi Val arasında yirmi beş yıl sonra geçen yüzleşmeyi aktarıyor. Orijinal oyunda 2 kardeşte erkek iken, bu oyunda kardeşlerden birisi kadın yapılmış, nedenini anlayamadım ? 1 perde ve 85 dk. süren oyun gereksiz uzatma ve zorlama replikler nedeni ile maalesef vasat düzeyde kaldı. Çok rahat 1 saatte bitirilebilirmiş.
Oyunculuklarda Piet rolünde Selin Türkmen tecrübesi ile fark ediliyor. Dekor oyunun geçtiği yıkık dökük bir şantiye alanını iyi yansıtmış. Kostümler oyuna uyumlu, ışık desteği de yeterli idi. Yalnız arka planda ki ekrana oyun boyunca sahnenin tepeden çekimi canlı olarak verildi. Nedenini veya verilmek istenen mesajı çözemedim ?
Savaşa, Etnik Siyasete, Irkçılığa ve Soykırımlara karşı yazılmış bu oyun, içerdiği mesajların güzelliğini sahneye yansıtamayan vasat bir oyun olmuş, tavsiye edemiyorum maalesef.
Absürd Tiyatronun önde gelen yazarlarından Romanya’lı Eugene Ionesco’nun savaş karşıtı bir komedisi. Fakat oyunu izlerken birkaç sahne hariç ne gülebildik ne mesaj alabildik ne de düşünebildik ! Maalesef bomboş repliklerle dolu vasat bir absürd komedi.
Bu vasatlıkta gereksiz tekrarların ve yenilemelerin payı çok büyük. Sadece oyunun girişinde neredeyse 10 dakika süren bir salyangoz kaplumbağa karşılaştırması var mesela. Oyun zaten 1 perde ve 1 saat. Bunun gibi anlamsız diyaloglarla dolu bir metin. Bir savaşın ortasında, bu savaşa duyarsız, tarafsız bölgeye sıkışmış bir erkek ile kadının aralarındaki yıllara yayılan anlaşmazlıkları anlatılmakta.
Oyunculuklarda gerek Özge Mirzalı gerekse de İrfan Buzcu çok başarılı idi. Fakat bu başarı oyunu kurtarmaya yetmiyor. Dekor arkaya doğru derinlik verilerek yapılmış, kırık dökük, dar bir apartman odası. Oyun ilerledikçe savaşın etkileri ile odanın aldığı hasarların gösterimi etkileyici. Işık, kostüm, makyaj desteği yerinde. Müzikleri ise zayıf buldum.
Bu arada Mecidiyeköy Stüdyo Sahnesinin oturma düzeni nedense bozulmuş ? Yetkililer buna çok acil çözüm bulmalı. Arkaya doğru yükseltme olmadığı için ön sıradakiler nedeni ile arkadakiler asla sahneyi net olarak göremiyor. Arkaya doğru acil yükseltme yapılmalı. Sahne Müdürlüğünün ve İstanbul Devlet Tiyatrosu yönetiminin dikkatine !
Kadın erkek çatışmaları üzerine, biraz da savaş karşıtlığı eklenmiş absürd bir oyun izlemek isterseniz bu oyun tam size göre. Lakin vasat bir oyun ile karşı karşıya kalacağınızı da bilmenizi isterim.
Öncelikle dün başlayan 2024 – 2025 Tiyatro sezonunun tüm seyirciler, oyuncular, yapımcılar ve emekçiler için mutlu ve huzurlu geçmesini temenni ediyorum. 1 yıl önce Barış Dinçel rejisinde İstanbul Şehir Tiyatrolarında izlediğim “Uçurtmanın Kuyruğu” oyununu dün de Bursa Devlet Tiyatrosu Serap Uluyol Karanfilci rejisinde izleme imkanı buldum. Geçen seneki oyuna göre artıları ve eksileri olan bir oyun.
Reji, dekor, ışık, müzik ve efekt açısından geçen seneki oyun çok daha ilerideydi. Fakat oyuncu seçimleri, oyunculuklar ve oyuncu – karakter uyumu açısından da bu oyun çok daha iyi. Oyunda hayatı boyunca disiplinli bir babanın etkisinde kalmış, bu yüzden hayatını hiç yaşayamamış ve intihar etmek üzere olan bir adamın duygusal hesaplaşması anlatılıyor. Tam intihar edecekken gizemli bir misafir kapısında beliriyor. Ve aralarında geçmiş yılların muhasebesi yapılmaya başlıyor. Sonu biraz fantastik, ucu açık ve hayali bitiyor.
Oyunculuklarda, oyuncu seçimleri de, oyuncu - karakter uyumluluğu da mükemmel. Cem Arabacıoğlu ve Ufuk Şener yaşayarak oynuyorlar. Mimikler ve duygusal geçişler usta işi. Teknik kısım ise başta da dediğim gibi vasat düzeyde kalmış. Dekor, aksesuar, ışık ve müzik desteği yetersiz. Daha iyisini beklerdim.
Sorunlu Baba oğul ilişkileri üzerine (Baba - Kız olarak ta düşünülebilir), problemleri düzeltmek adına mesajlar içeren bir oyun izlemek istiyorsanız bu oyunu izleyebilirsiniz.
Kurtuluş savaşımızı anlatan “Yüzyıllık Destan” oyunu “Ateş – Savaş – Bayrak” olarak 3 ayrı oyun olarak planlanmış. “Ateş” geçen sene sahneye kondu. “Savaş” bu sene prömiyer yaptı. “Bayrak” ise önümüzdeki dönemde sahnelerde olacak.
“Yüzyıllık Destan - Ateş” oyunu, daha önce sahnelere konmuş olan “Yüzünde Yüzler” (İstanbul Devlet Tiyatrosu), 1919 Şafak (Sivas Devlet Tiyatrosu) ve “Bu Memleket Bizim” (İstanbul Şehir Tiyatrosu) oyunları ile aynı konsept ve kurguya sahip. Görkemli, emek sarf edilmiş, coşkulu ve sürükleyici olmakla birlikte prodüksiyon olarak bu oyunların bir tık gerisinde.
Bunun sebebi içerik, kurgu ve oyunculuklardan daha çok teknik nedenler. Mesela dekor. Oyunun niteliğine göre basit kalmış. Mesela Kostümler. ABD’li General başta olmak üzere kimi kostümler gerçeği yansıtamamış. Keza bazı oyuncuların mikrofonlarının yetersiz olması çoğu repliğin duyulamamasına yol açtı.
Tek perde ve 1 saat 15 dakika süren oyunda oyunculuklar normal düzeyde. Oyunculuklarda Mustafa Kemal Paşa’yı canlandıran Emre Başer çok başarılı, oyunun lokomotifi. Özellikle “Bülbülüm Altın Kafeste” şarkısını söylerken oldukça etkiliydi. Sahneye ve seyirciye olan hakimiyeti ile ses gücü de oldukça iyi. Melek Reşit Hanım ve Koro’da ki rolleri ile Betül Tirben’de başarılı gördüğüm diğer bir oyuncu oldu. Danslar, marşlar ve Koreografi de çok güzel, uyumlu. Işık ve Müzik destekleri de oyunun artı yönlerinden.
Ülkemizin düştüğü zor durumları yansıttığında hüzünlendiren, zorluklara ve baskılara karşı geldiğinde gururlandıran, Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetimizin değerini anlatan bu güzel oyunun, turneler vasıtası ile tüm şehirlerimizde sahneye konmasını çok önemli buluyorum.
Eğer bir oyun 1 saat 40 dk. sürüyorsa kesinlikle tek perde olmamalı artık! 2 Perde olmalı. Artık diyorum çünkü dünyada her alanda olan değişim tiyatro seyircisinde de var elbette. Ve yeni tiyatro seyircisi, oyun güzel bile olsa, 1,5 veya 2 saatlik tek perdelik bir oyunda kesinlikle sıkılıyor, ilgisi dağılıyor, takipte zorlanıyor. Yönetmenlerin, Oyuncuların ve Tiyatro Akademisyenlerinin dikkatine önemle sunarım.
Oyuna gelecek olursak, Vodvil özellikleri gösteren ama güldürmeyi çok başaramayan, durgun ve vasat bir Fransız komedisi. Bu monotonlukta ilk paragrafta yazdığım unsurun büyük payı var! Özellikle ilk yarım saat oldukça sıkıcı, bu sıkıcılık oyun sonuna doğru dağılsa da oyunu kurtaramıyor maalesef. Oyun metni de özünde çok komik değil aslında. Bunda da Fransız yazarın asıl başarısının Sinema Yönetmenliği alanında olması yatıyor bence. Oyun bir sinema filmi olsa daha başarılı olabilirmiş. Bir Profesyonel kiralık katil ile karısından ayrılmak üzere olan intihara eğilimli bir Fotoğrafçı bir otelin yan yana odalarına yerleşirler. Tesadüfler üstü üste gelip, bir de meraklı bir otel görevlisi olaylara müdahil olunca işler oldukça karışır.
Oyunculuklarda veya oyuncu seçimlerinde sorun yok. Hepsi de rollerinin üstünden gelmekteler. Kiralık Katil rolünde M. Asım Tuncay Aynur özellikle etkileyici ve kuvvetli sesi ile daha öne çıkmakta. Dekor, kostüm, ışık ve müzik desteği oyunla uyumlu ve hatasız.
Aşırı komik, hareketli ve gürültülü komedileri sevmeyen, sadece hafif gülümseme isteyen seyirciler için biçilmiş bir kaftan olan bu oyun, dediğim gibi eğer 2 perde olsaymış beğeni kitlesini çok daha fazla artırabilirmiş.
*NOT: HAZİRAN AYININ ORTASINA kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız!
Albert Einstein’ın hayatını baz alarak, Bilim Adamları zamanlarını fikir ve projelerine mi yoksa Aile ve sevdiklerine mi ayırmalı sorununa çözüm arayan bir oyun. Özellikle günümüz dünyasında inanılmaz yoğun iş hayatı yaşayan herkes oyunda kendi hayatlarından bir parça göreceklerdir.
Genç gazeteci Margaret dünyaca ünlü Fizikçi Einstein ile söyleşi yapmak için plansız bir ziyaret yapar. Biraz da Margaret’in enerjisinden etkilenen Einstein söyleşiyi kabul eder. Fakat söyleşi ilerledikçe Fizik ve Kuantumdan uzaklaşılacak, hiç bilinmeyen şok edici sırlar gün yüzüne çıkacaktır.
Tek perde ve yaklaşık 1,5 saat süren oyun tamamen diyaloglardan oluşmakta. Dolayısı ile bu konuşmaları iyi takip etmek gerekiyor. Aksi halde sıkılırsınız ki oyunun kimi yerlerinde kopmalar mevcut. Oyun acaba 1 saate indirgense daha mı iyi olurdu ? Oyunun hem çevirmeni hem yönetmeni hem de başrol oyuncusu Buğra Koçtepe başarılı, oyuna çok emek sarf ettiği ortada. Sadece makyajı, ışıktan mıdır bilmiyorum, oyun fotoğraflarına göre fazla yapay kalmış. Margaret rolündeki Pınar Gün Topçu hakkındaki eleştirilere katılıyorum, özellikle giriş bölümündeki oyunculuğu abartılı.
Geriye doğru açılır dekor oldukça başarılı ve dönemi iyi yansıtmış. Işık ve müzik desteği yeterli. Kostümler de inandırıcı ve başarılı. Oyun başlamadan 5 dk. önce Einstein’ın sahnede görünmesi de iyi bir fikir olmuş, seyirci kendisini oyuna erken konsantre ediyor. Ama oyun esnasında fotoğraf ve video çekme görgüsüzlüğü maalesef devam etmekte.
Fizik ve Kuantuma meraklı olanların yada İş hayatı ile Aile hayatı arasındaki dengeyi kuramayan, sorunlar yaşayan ve çözümler arayan herkesin izleyerek ders çıkarabileceği bir oyun.
*NOT : HAZİRAN AYININ ORTASINA kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
Ülkemiz jeopolitik konumu gereği yüzyıllardır emperyalizmin ve kapitalizmin hedefi olmuştur. Büyük yüz ölçümü nedeni ile de hem nüfusu hem de haini çoktur. 1919 yılında da çoktu hain, şimdi çok daha fazla ! İşte bu kitlenin 1919 yılındaki heveslerinin nasıl kursaklarında kaldığını anlatan MUHTEŞEM BİR DESTAN Yüzünde Yüzler …
İnanılmaz kalabalık kadrosu, muhteşem oyuncuları, Anadolu Ateşi kalitesindeki dans ve müzikleri, ışığı, efektleri, kostümleri, marşları ile gözyaşları içinde soluksuz geçen bir 65 dakika. Ve tüm salonun dakikalarca ayakta alkışı, oyunu net özeti budur.
1919 yılında Bandırma Vapurunun yola çıkışı ile başlayan oyun İstiklal Savaşının kazanılması ile sona eriyor. Mustafa Kemal ve Türk Halkının şanlı direnişi, İstiklal Marşının 10 kıtası eşliğinde müzikle, dansla, şiirler, marşla anlatılıyor. Devlet Tiyatrolarının tüm usta oyuncuları görev almış. Ama özellikle müthiş ses ve sahne hakimiyeti ile Doruk Nalbantoğlu çok etkileyici. Dekor, ışık desteği, müzik desteği, kostümler, danslar, müzikler tamamı kusursuz ve çok uyumlu. Arka planda verilen gerçek siyah beyaz tarihi görüntüler oyunun etkisini daha da artırmakta. Karayılan, Hasan Tahsin, Cephane taşıyan kağnılar ve daha niceleri…
Bir çift mavi göz eşliğinde “Bu Memleket Bizim” şiiri ile biten oyunu, bu ülkenin kurucusunu, Cumhuriyeti ve bu milleti seven herkesin muhakkak izlemesi gerekli. Ama özellikle ulusal bilinçten her geçen gün uzaklaşan çocuklarımızın seyretmesi önemli. Bu konuda da Anne Babalara büyük görev düşmekte.
*NOT : Mayıs ayının son gününe hatta Haziran ayının ilk haftasına kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
2.Dünya savaşının bitmesi ile birlikte, yenilen Nazi ordusunun bir askerinin yaşadığı şehre geri dönmesini ve sonrasında bildiği tanıdığı her şeyin yok olması sonucu yaşadığı psikolojik travmaları anlatan, müzikli bir trajedi. Özellikle inanılmaz güzel çalışılmış müzik ve dans koreografisi ile başarılı bir oyun. Prömiyerini izleme şansı buldum dün akşam.
Alman asker Beckmann yaşadığı şehre geri dönmüştür. Ama ne bir dostu ne bir ailesi ne de bir işi vardır artık. Muhatap olduğu kesim çıkarlarını önde tutmakta ona asla yardımcı olmamaktadır. Kendisini ülkesine zaten bir kere feda etmiş olan asker, bir kez daha feda edecek midir ?
Oyunun en güzel yanı şüphesiz genç DANS EKİBİ ! Müthiş uyumlular, danslar kusursuz, mimikler içten, müzikler çok etkileyici, ses düzeni harika, çok ama çok çalışmışlar bu net. Hepsini tebrik ederim. Oyunculuklarda başrolde Can Yılmaz ödüllük derecede başarılı. Tek bacağı sakat askeri fiziksel olarak ta çok iyi sahneye aktarmakta. Genç kız rolünde Lalizer Tuinman da etkileyici.
Dekor yıkık bir Alman şehrini aynen yansıtmış. Çok detaylı ve özenli yapılmış. Işık desteği keza çok iyi. Kostümler inandırıcı ve dönemi yansıtmakta. Müzikler oyunun dans ekibi ile birlikte en kuvvetli yönü. 2 Perde ve ara dahil 2,5 saat süren oyunun olumsuz yönlerinden birisi özellikle ilk perde de gereğinden fazla uzatılmış sıkıcı metinlerin olması. Ara geçişlerde ki müzik ve danslar olmasa uyutacak seviyede, hatta arada müzik başlayınca sıçrayan seyirci görmedim de değil :)
Savaşın toplum ve birey üzerindeki yıkıcı etkilerini hüzünle değil de, müzikli ve danslı olarak enerjik bir şekilde anlatan bu oyunu herkese tavsiye ediyorum.
*NOT : Mayıs ayının son gününe hatta Haziran ayının ilk haftasına kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
Son derece garip bir oyun ismi, yine keza anlaşılmaz bir tanıtım yazısı, ilk defa yazılıp oynanacak bir oyun olması ve üstüne üstlük enteresan oyun fotoğraflarını görünce itiraf edeyim ön yargılı olarak oyunun prömiyerine gittim. Ama karşıma sezonun en iyi oyunlarından birisi değil en iyi oyunu çıktı! Yönetmen Oğuz beyi ve tüm ekibi yürekten kutluyorum, harika bir komedi.
Osmanlı’nın son döneminde geçen oyunda, içinde doğaüstü cinlerin perilerin ifritlerin büyülerin olduğu, 4 farklı hikaye (Fasıl) söz konusu. Her bir hikaye sonunda insanoğlunun hırslarına, hatalarına, açgözlülüğüne atıflarda bulunulmakta. Oyuncuların kendi çaldıkları müzik eşliğinde müthiş bir enerji, aksiyon, hareket ve komedi seyirciyi büyülüyor. İnce ve zeki espriler yanında dümdüz kalın espriler de söz konusu :)
Oyuncu kadrosu muhteşem ve çok enerjik. Oyunun lokomotifi şüphesiz Hagop rolünde Abdurrahman Merallı. Bernarda oyunundaki performansı aylardır aklımdan çıkmayan ve bence Türk Tiyatrosunun yeni yıldızlarından Özge Arslan da oyunun diğer yıldızı. Yüz ifadesi bile gülmemize yetiyor ! Ses gücü de inanılmaz iyi. Kostümler net bir şekilde sezonun en iyisi. Renklerine ve dizaynlarına bayıldım, ışıl ışıl. Dekor döner kısa merdivenlerden oluşmuş bir platform. Oyuncular dikkat etmeli, çünkü çok hareketli bir oyun, ufak bir aksamada düşülebilir bir dekor söz konusu. Işık desteğini özellikle kutluyorum çünkü çok fazla emek isteyen detaylı bir düzen, gidince siz de fark edeceksiniz. Müziklerde yine oldukça iyi, enstrümanları oyuncuların kendilerinin çalması çok hoş olmuş. Oyunun olmayan sadece 2 yönü var bence. Konuya giriş kısmı uzun tutulmuş, ilk 10 dakika pek bir şey anlaşılmıyor. Sonu da çok hızlı geçilmiş, daha açıklayıcı ve uzun tutulabilirmiş.
Sezonun sonuna denk geldiği için çok az şanslı seyirci ancak bu sezon oyunu izleyebilecek. Ama gelecek sezonun yıldız oyunu olacağı şimdiden garanti. Güzel ve çok keyifli bir komedi izlemek istiyorsanız bu oyunu kesinlikle kaçırmayınız.
*NOT : Mayıs ayının son gününe hatta Haziran ayının ilk haftasına kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
Türk Edebiyatının ustalarından Kemal Tahir, romanlarında genellikle Anadolu kırsal hayatını, köyleri, köylüleri, eşkiyalığı ve Anadolu insanının yaşadığı fakirliği anlatır. Tarzından farklı olarak yazdığı “Devlet Ana” ise Osmanlı İmparatorluğunun ilk kuruluş dönemi olan 1290 – 1299 yılları arası yaşanan olayları içermektedir. Bu romanında, Batı Kültürüne karşı Türk İslam Kültürünün daha iyi, daha Halkçı ve daha insancıl olduğunu savunur.
Dün akşam AKM Opera Sahnesinde izlediğim oyun ise (Bu arada AKM Opera Sahnesi inanılmaz güzel ve DÜNYA STANDARTLARININ ÜZERİNDE muhteşem bir salon olmuş, geç ve sıkıntılı bitirilmiş olsa da yapanların emeğine sağlık) maalesef GÖRKEMLİ kadro ve dekoruna rağmen, etkisiz kalmış vasat bir oyun. Son derece kalabalık kadrosu, usta oyuncuları, Orkestrası, muhteşem dekoru oyunu kurtaramıyor. Kimin kim olduğu, kimin ne söylediği, konunun nasıl geliştiği belli olmayan çok zayıf bir uyarlama. Ses ve ses iletimi de sorunlu. Eş dost akraba puanlamasına - şişirmesine bakmamanız da ve direkt gidip izlemenizde fayda var. Oyun 2 perde ve 3 saat. (Bu tip 3 saatlik oyunlarda oyun başlangıç saati öne çekilmeli)
Oyuncu kadrosu yaklaşık 40 kişi ama sadece Osman Bey rolünde Kutay Sungar dikkat çekici. Kimi oyuncuların sesleri duyulmamakta. Dekor ise dediğim gibi çok iyi. Çift Perdeli, döner hareketli yapıda, seyirci tarafına doğru ilk 5 sırayı işgal eden ışıklı çalılık şeklinde yapılmış ön dekoru ile kusursuz. Işık, efekt, canlı müzik keza çok iyi. Kostümler ödüllük ve son derece de inandırıcı. Zaten oyun puanını da bu unsurlar için verdim.
Osmanlı kuruluş dönemine, tarihe ilgi duyanlara veya kalabalık göz alıcı prodüksiyonlar sevenlere tavsiye etmekle birlikte, gidince hayal kırıklığı yaşamamanız için vasat bir oyun ile de karşılaşacağınızı söylemek isterim.
İçinde hiçbir duygu, mesaj, hareket, anlam barındırmayan bomboş bir oyunu bir yazar nasıl yazmayı başarabilir ? Hadi yazdı diyelim, bu oyun nasıl Repartuar Kurulunun önüne getirilebilir ? Hadi getirildi diyelim Kurul böyle bir oyuna nasıl onay verebilir ? Son yıllarda bu oyun kadar boş ve anlamsız bir metine sahip oyun hiç izlememiştim. Hayatında ilk defa tiyatroya gelen bir genç bu oyunla birlikte tiyatroyu da bırakabilir, o derece !
Kaçamak yapan bir koca, sorunlu sevgilisi ve karısının en yakın arkadaşının ailesi arasında tesadüfler sonucu bir restaurant’ta bir akşam yemeği boyunca geçen olayları anlatıyor. Gelgitler, bağrışmalar, kavgalar içinde geçen tek perde ve 1 saat 20 dakika süren bir ızdırap. Bari mesaj filan yok oyunda ama gülelim dersiniz o da yok maalesef !
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri yerinde, emek harcanmış net. Oyuncular arasında Sevgili rolünde Ebru Demirdöven sivriliyor, daha iyi adapte olmuş rolüne. Dekor son derece başarılı ve görkemli. Gerçek bir arabanın sahneye konması pek görülmeyen türden etkili. Restaurant’ta ki tuvalet ve sifon detayları gerçeğinden farksız. Işık desteği yeterli. Müzik desteği daha fazla olabilirmiş. Kostümler ise oyunla ve içeriği ile uyumlu. Zaten görüleceği üzere oyun olan puanını da bu mutfak tarafındaki başarısı ile almış görünmekte.
Hiçbir tiyatro türüne bağdaştıramadığım bu oyunu kesinlikle tavsiye etmiyorum, zamanınıza yazık. Diğer yandan ödenekli kurumların tiyatro hizmetlerine ilişkin aşağıdaki saptamamı da bu ayın sonuna kadar hatırlatmaya ısrarla devam edeceğim.
*NOT : Mayıs ayının son gününe hatta Haziran ayının ilk haftasına kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
Müzikal oyunları tiyatro sanatının içine tam olarak konumlandıramıyorum. Çünkü bu tarz oyunlarda tiyatro ana unsurlarına göre Opera, Dans, Müzikli Gösteri ve Konser unsurları daha ağır basıyor. Bazen bir tiyatro oyununda değil de bir Pop Konserinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Yıllardır gözlemliyorum, bu gerekçeler ile genel olarak tiyatro seyircileri müzikalleri çok sevmiyor. Hele bir de yüksek ses, replikten daha fazla yer alan gürültülü şarkılar ve kargaşa da varsa oyunu yarısında bile terk edebiliyor.
Ama bu oyunun puanının bu kadar düşük olmasının ve bu kadar negatif yorum yapılmasının sebebi yukarıda anlattığım gerekçeler değil bence. Yorumları okuyunca da görülecek ki bu oyunda ANA SORUN SES İLETİŞİMİ ! Mikrofonlardan mı ses sisteminden mi bilmiyorum, çoğu replik ve çoğu şarkı HİÇ DUYULAMADI ! Özellikle arka sıralarda. Dolayısı ile bir seyirci söylenen sözleri anlamadığı için oyunu da sevemedi ya da yarısında gitti. Oyunun Süreyya Opera Sahnesi gibi çok büyük ve katmanlı bir sahnede sahneye konması SES tarafında çok fazla incelik gerektirmeli. Yoksa oyun kesinlikle bu puanı ve yorumları hak etmiyor, çok büyük emek sarf edilmiş, enerjik bir oyun. Aşağıda detaylarını yazacağım. EĞER SES VER MİKROFON PROBLEMİ DÜZELTİLİRSE çok sevileceğini ön görüyorum.
Oyunun en güzel unsuru son derece enerjik ve konsantrasyonu yüksek oyuncu kadrosu. İşlerini severek yaptıkları belli. Dekor çok iyi, ışık desteği mükemmel, kostüm ve aksesuarlar olağanüstü. Müzikler dediğim gibi anlaşılamadığından oyunun negatif yanı. Oyunun yıldızı da şüphesiz AUDREY 2 :) Gitmeyen seyircilerin oyun zevkini bozmaması için için detayını yazmıyorum ama bayılacaklarını biliyorum :) Ayrıca belirtmek isterim ki, sadece sinema ve TV dünyasında görsel efektler vasıtası yapılabilecek bir yapımı tiyatro sahnesine aktarmak cesaret işidir. Bu bağlamda da yönetmen Boğaçhan Sözmen beyi tebrik etmek isterim.
Kara Komedi, Korku ve Bilim Kurgu türünü tiyatro da görmek istiyorsanız hele de müzikalleri seviyorsanız bu oyun tam size göre, kaçırmayın. Ama başta da dediğim gibi SES VE MİKROFON problemi düzeltilmediği sürece olumsuz görüşler devam edecektir.
Öncelikle Mayıs ayının son gününe hatta Haziran ayının ilk haftasına kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
İlgi çekici bir konusu var oyunun. Totaliter bir ülkede, bir suikastçının suç ortaklarını itiraf etmesi için hiçbir yöntem işe yaramayınca, bir grup suçsuz insanla suikastçı aynı hücreye kapatılır. Suçlu itiraf edene kadar ne olursa olsun kimse o hücreden dışarı çıkamayacaktır. Suçsuzlar arasında büyük panik başlar, Suçlu artık düşmanlarıdır. Asıl Suçlu kim Asıl Suçsuz kim tartışılır noktaya gelecektir. 2.Perde de ise roller tamamen değişecektir. Reginald Rose’un efsanevi “12 Öfkeli Adam” oyununa oldukça benzeyen bir konsepti var oyunun. Zaman zaman o oyunu izliyor gibi hissediyorsunuz. Suçlunun kim olduğunun oyunun son sahnesine kadar belli olmaması oyunu ilgi çekici ve başarılı kılmakta.
Tamamı erkek olan oldukça kalabalık bir kadro var. Oyunculuklarda Konsolos rolünde Sertel Uğur ve Sason rolünde Eren Pekgöz daha başarılılar. Özellikle Sertel Uğur rolü gereği yaptığı espriler ile oyuna renk katmakta. Dekor daha etkili ve detaylı olabilirmiş. Hapishane hücresi çokta iyi yansıtılamamış. Müzik ve Işık desteği fazla yok. Kostümlerde askeri üniformalarda eksikler söz konusu. Oyun 2 perde ve ara dahil 1 saat 50 dk. sürmekte.
Baskıcı rejimleri, totaliter iktidarları, insanoğlunun çıkarı için neler yapabileceğini ve savunduğu inançlar için hangi sınırları zorlayabileceğini anlatan mesajlarla dolu bu oyunu herkese tavsiye ederim.
Öncelikle Mayıs ayının son gününe hatta Haziran ayının ilk haftasına kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
Oyuna gelecek olursak, yıllar önce Trabzon Devlet Tiyatrosunda Yurdaer Okur rejisi ve Hakan Meriçliler oyunculuğunda izlemiştim. Beni son derece etkileyen, tiyatro sanatının tüm argümanlarını içeren, modern tiyatro oyunlarından birisidir. Yine Tiyatro dünyamızın usta yönetmenlerinden Gürol Tonbul rejisi ve Hakan Özgömeç oyunculuğunda dün izlediğim bu yeni oyun, eski rejiyi bir adım öne götürmüş, mükemmel düzeyde bir yapım çıkmış ortaya ! Tüm ekibi tebrik etmek isterim.
Özellikle başrol de Hakan Özgömeç öyle bir performans sergiledi ki tüm salon dakikalarca ayakta alkışladı, haklı olarak. Konsantrasyonu, oyunu yaşaması, sahne hakimiyeti mükemmeldi ama beni asıl etkileyen becerisi SES GÜCÜ VE SESİNİ KULLANIŞ biçimi oldu. Resmen hazır ol da izler gibi sizin oyunu tam dikkat izlemenizi sağlıyor.
Dekor Üsküdar Tekel sahnesinin dar uzun yapısı nedeni ile biraz pasif kalmış. Daha geniş bir sahnede çok daha etkileyici olacaktır. Işık ve Müzik desteği çok az ama olduğu sahnelerde oldukça başarılı. Kostümler olması gerektiği gibi. Yazar Goethe, Şair Tasso ve Aziz Francesco’yu bilenlerin çok daha fazla seveceği bir oyun bunu da belirtmek isterim. Bilginiz yoksa da gitmeden önce bilgi sahibi olmanızı tavsiye ederim.
Halen İstanbul’da turnede olan oyunu izlemenizi önereceğim ama bilet yok :) Bilet bulabilirseniz muhakkak izleyiniz. Bir baş yapıt, özellikle oyunculuk bakımından …
Resmi olarak 36 gayriresmi olarak en az 78 kadının katili ve tecavüzcüsü, Dünyanın ilk seri katili ve “Seri Katil” ifadesinin yaratıcısı Ted Bundy’nin, 1989 yılındaki idamından hemen önce, son 1 saatinde celladı olan Gardiyan ile yaptığı konuşmaları (hayatının öz eleştirisini) anlatan ilgi çekici ve başarılı bir oyun.
Tamamen gerçek olaylara dayanması ve seri katilin son derece ilginç karakteri oyunun başarılı olmasında ana etken. Ted Bundy çevresinde çok saygı gören, başarılı, zeki, siyasete bile atılmış bir Avukat ! Bu başarılı tablonun arkasında tam anlamı ile bir vahşet saklı. En az 78 kadını öldürmüş, çoğuna da öldürdükten sonra tecavüz etmiş. Sonunda yakalansa bile tam 2 kez hapishaneden kaçacak kadar da ileri derecede zeki. Hapisteyken evlilik teklifi alıp evlenecek kadar da hayranı olan bir sapık ! Gardiyan ile olan konuşmasında, çocukken yaşadığı travmalar nedeni ile bu hale düştüğünü itiraf etmekte. Sevgisiz, anasız, babasız büyümüş. Çoklu kişilik bozukluğu var. Ama anlattığı travmaları dinlediğinizde, özellikle ülkemizde bu tip olayların sıradan şeyler olduğunu görmektesiniz. Her bu tip travma yaşayan birey Ted Bundy’ye dönüşseydi dünyamızın halini düşünemiyorum !
Ted Bundy rolünde Orhan Kılıç çok başarılı. Zeki profiline uymayan derecede fazla küfürlü konuşması olmamış sadece. Gardiyan olarak Türk Tiyatrosunun duayeni ve oyununda yönetmeni Kemal Başar’ın oynaması bence karakter profiline uymamış. Başka bir oyuncu oynamalıymış. Dekor sadece 2 sandalye ve bir masa. Kostümler ile Işık desteğinin uyumu ise harikulade. Oyunun finalinde bir de trajik sürpriz var.
Tiyatronet web sitesinde her an izleme imkanınızın olduğu bu oyunu, Dünyanın ilk ve en ünlü seri katilinin hayatını merak edenlere ve Suç Psikolojisine meraklı olanlara tavsiye ediyorum.
Özel tiyatroların tiyatro sanatına katkıları yadsınamaz. Ödenekleri olmadığı, bütçeleri ve sahne imkanları kısıtlı olduğu için ortaya çıkardıkları oyunları ödenekli tiyatrolara göre daha değerli bulmaktayım. Fakat öyle özel tiyatro ve oyunları var ki inanın bir Üniversite Tiyatro Kulübünün hatta bir Lise Tiyatro Kulübünün kalitesinin daha gerisinde !
Victor Hugo’nun yazdığı ve M. Emre Aydın’ın yönettiği “Bir İdam Mahkumunun Son Günü” adlı oyun işte giriş paragrafının sonunda yazdığım türde bir oyun maalesef. Dekorun, Kostümün, Işık desteğinin olmadığı, dolayısı ile incelemesini de yapamadığım, tek kişilik oldukça yetersiz bir oyun. Oyuncu Ali Aktı metin gereği zaten oldukça zor ve durağan oyunu seyirciye aktaramıyor. Duygusal hiçbir geçişin veya aktarımın olmadığı, ileri düzeyde sıkıcı bir anlatım var. Oyun tek perde ve 50 dakika sürüyor.
Tiyatro TV’nin Youtube kanalında oyunu izleyebilirsiniz ama oyunu izlemeye başladıktan sonra devam edebilir misiniz bilmiyorum. Tiyatro adına yapılan her emeğe saygım sonsuz ama bazı ana unsurlar temin edilmeden oyunlar sahneye konmamalı diye düşünüyorum.
Donör / Trabzon Devlet Tiyatrosu Haluk Ongan Sahnesi
Hayatımda seyrettiğim en iyi oyunlardan birisi olan “MICHELANGELO”, 2011 – 2012 sezonunda İstanbul Devlet Tiyatrosunda sahneye konmuş, birçok ödül almış çok güzel bir oyundu. Muhteşem dekorunu ve Atilla Şendil’in oyunculuğunu unutmak mümkün değil. İşte o efsanevi oyunun yönetmeni olan ve diğer oyunları ile de kendisini çok beğendiğim Saydam Yeniay, başarılı rejilerine bir yenisini daha eklemiş: DONÖR
Oyunun çağdaş yazarı Branko Ruziç Londra’da yaşayan Hırvat bir oyun yazarı. Oyunu ülkemizde ilk defa oynanıyor. Londra’da ki bir hastanede geçen oyunda, Genel Cerrah Anna, ertesi gün küçük bir kız çocuğu için organ naklini kabul eden bir bağışçı ile ön görüşmeye gelir. Karşılaştığı kişi çok yakından tanıdığı biridir ve şok gelişmeler birbirini takip eder. Her 2 kişinin de geçmişi karanlık ve çarpıtılmıştır. Geçmişin şiddetli bir muhakemesi başlar. Kurban görünen aslında yaşanan acıların faili midir ?
Tek perde ve 70 dakika süren oyunun ilk yarım saati durgun geçiyor. Ama gerçeklerin ortaya çıkması ile birlikte sürükleyici bir hal alıyor. Özellikle son 20 dakika da heyecan ve gerilim tavan yapıyor. Neredeyse 5 dakika da bir ortaya çıkan her yeni bir sürpriz oyunu oldukça başarılı kılıyor. Oyunun çıkış noktası Sırpların Avrupa’nın orta yerinde yaptığı Boşnak katliamı ve dünyanın “her zamanki gibi” bu olaya seyirci kalması.
Oyunculuklar başarılı. Gerek Kardelen Göktaş gerekse İnanç Keteci rollerinin hakkını vermiş. Oyunun ilk bölümünde sahnenin hakimi Dr. Anna, son bölümünde ise ortaya çıkan gerçeklerle birlikte bağışçı Andrey olmakta. Döner bir yapıya sahip dekor tam bir hastane odası havasını vermiş, başarılı. Işık desteği güzel ama hastanede ışıkların gittiği sahnede, sahneye verilen loş ışık bence olmamış. Müzik desteği pek yok. İlk bölümde arka planda verilen yağmur sesi kimi zaman replikleri anlaşılmaz kılıyor. Azaltılarak tamamen yağmur sesi kesilebilirmiş.
Sosyal medyada, basında, gazetelerde ve hatta çevremizde bize görünen şeylerin aslında çokta doğru olmadığını, büyük sırlar ve yalanlar barındırdığını anlatan, düşündüren, bir olayda suçlu aslında kim diye sorgulatan bu başarılı oyunu tüm tiyatro severlere tavsiye ediyorum.
Yersiz Yurtsuz Tiyatro Antalya’da faaliyet gösteren özel bir tiyatro. Kurucusu Ruteba Doğan. Antalya Şehir Tiyatrosundan ayrılarak bu grubu kurmuş. “Taş Üçlemesi” diye adlandırdıkları 3 farklı oyunu (Bir Taşın Başında – Taşların Arasında – Taşlara Çarpa Çarpa) sahnelerde oynamaktalar. Ben “Bir Taşın Başında” oyununu izledim bugün.
Bir Heykeltraş, Çevirmen ve Belediye Denetçisi yeni ölen bir sanatçının “Anıt Mezar” projesi için "Bir Taşın Başında" bir araya gelir. Kendi yaşamlarındaki sıkıntıları dile getirerek, bu sıkıntılara çözüm arayışında bulunurlar. 1 Perde 1 saat süren bu oyunda ne bireysel ne de toplumsal en ufak bir mesaj alamadım, duygu yakalayamadım. Belki üçlemenin diğer 2 oyunu da izlendiği zaman bir mesaj yakalanabilir ama oyun tek başına bu hali ile gerçekten oldukça başarısız, monoton ve anlamsız olmuş.
Oyunculuklar vasat. Sadece Denetçi rolündeki sanatçı biraz daha önde. Dekor oldukça başarılı, bir mezar taşı atölyesi tam olarak sahneye konmuş. Işık desteği yok. Kostümler normal. Müzik olarak sahnenin hemen yanında Çello çalan bir sanatçı var ki arka planda oyuna hoş bir tını sağlıyor.
Oyunu Yersiz Yurtsuz Tiyatronun Youtube kanalında izleyebilirsiniz. Görüntü ve ses kalitesi inanılmaz iyi, dijital versiyon şeklinde çekilmiş. Bu uygulamaları için tiyatro yönetimini içtenlikle tebrik ederim. Umarım diğer özel tiyatrolara da bir örnek teşkil ederler. Her özel tiyatro bu şekilde oyunlarını yayınlarsa, ülkenin her bir yanındaki tiyatro severler ulaşma ihtimalleri olmayan oyunları bu şekilde seyretmiş olurlar.
Irmak Bahçeci çok sevdiğim bir yazardır. İstanbul Devlet Tiyatrolarında yıllar önce oynanan ve gelmiş geçmiş en sevdiğim oyunlar arasında yer alan MICHELANGELO ile yine büyük gişe başarısı yapmış (ve hala da oynanmakta olan) ALEVLİ GÜNLER oyunlarının yazarıdır. Kelepçe Kullanma Kılavuzu adlı oyunu ile başarılarına bir oyun daha eklemiş görünüyor.
İllüzyon gösterisi esnasında kocasını ortadan kaldıran kadın, eşinin bulunamaması üzerine cinayet zanlısı olarak tutuklanır. Emekliliğine saatler kalmış, yorgun fakat deneyimli komisere sorgulama görevi verilir. Amirlerinin baskısı ve kısıtlı zaman nedeniyle stresle sorgu odasına giren komiser yardımcısı ile şüpheli kadın arasında büyük bir irade savaşı başlar. Zaman geçtikçe roller değişecek ve hiç beklenmedik bir sonla karşı karşıya kalacaklardır.
Son derece sürükleyici, takip isteyen, yer yer güldüren, yer yer düşündüren ve sürpriz dramatik sonla biten eğlenceli bir oyun. Sinema ve TV dünyasından tanınan Hüseyin Avni Danyal ve Başak Daşman çok başarılılar. Özellikle Başak hanım, mimikleri, sempatikliği ve ses tonu ile oyunun lokomotifi. Bu arada tüm ekibe de teşekkür etmek isterim, çünkü genelde ünlü oyunculardan müteşekkil özel tiyatrolar devamlı olarak gişe amaçlı sabun köpüğü tarzı boş komediler sahneye koymakta. Bu oyunun o tarzda olmaması ve tiyatro sanatını öne çıkarması övgüye değer !
Turnede olan bir özel tiyatro olmasına rağmen dekoru çok beğendim. Emek harcanmış ve tam bir sorgu odası havası verilmiş. Işık ve Müzik destekleri de yerinde. Oyun boyunca devam eden gizemli ve mistik havanın, oyunun finalinde çok realist bir sorun ile bitmesi beklemediğim tek nokta oldu. Gidişata uygun bir gizemli son oyunu daha başarılı yapabilirmiş.
Sık sık Anadolu turnesine de çıkan bu oyunu tüm tiyatro severlere öneririm. İstanbul’da aralıklarla oynandığı için, özellikle Anadolu turnelerinde ilinize geldiği zaman kesinlikle bu oyunu kaçırmayın.
Çağdaş ve Genç yazar Adam Szymkowicz’in Kara Komedi türünde yazmış olduğu bir oyun. Yalnızlığın insan psikolojisine yaptığı negatif etkileri konu eden oyun komedi tarzında başlayıp gelişse de özellikle 2.perde ve finalinde bayağı bir gerilim türüne dönüşmekte.
Oyunun merkezinde evinden dışarı çıkamayan ve psikolojik sorunlar yaşayan Celia var. Çok yalnız ! Evine gelen kargo görevlisine kafayı takıyor ve kendisi ile yaşamaya ikna ediyor. Tabi bu durumda Teddy isimli kargo görevlisinin savruk ve hayattan bir beklentisinin olmayışının da payı büyük. Tam mutlu olmaları beklenirken Celia’ın son derece sosyal ! kız kardeşinin eve gelmesi ile işler karışıyor. Ara dahil 2 Perde 2 saat süren oyunun ilk perdesinde bolca gülerken, ikinci perdede ve özellikle finalinde travmatik sinir bozucu bir gerilim söz konusu.
Oyuncu seçimleri de yerinde oyunculuklarda. Ana karakteri canlandıran Elif Yalçın çok başarılı bir performans ortaya koyuyor. Oyunu oynarken bizzat karakteri yaşıyor. Fiziksel görünüşü de rolüne çok uyumlu olmuş. Sesini kullanışı da son derece kuvvetli. Cazibeli kız kardeş rolünde Çağla Nefesoğlu Kesiç ve Teddy rolünde Samet Sünbül de çok başarılılar. Sadece bir konuda eksiklik gördüm ki, oyunun sonundaki Hall karakteri için kesinlikle başka bir oyuncu olmalıymış. Samet Sünbül’ün her 2 karakteri de oynaması biraz garip kaçmış.
Dekor canlı ve oyun ile uyumlu. Sadece telefonun kordonuna bir çare bulmaları lazım, oyuncular takılıyor ! Kostümler çok renkli ve hoş. Amanda’nın makyajının biraz fazla kaçtığını gözlemledim. Müzik ve Işık desteği de yine yerinde.
Yalnızlık, Kadın – erkek ilişkileri, klasikleşmiş kız kardeş kıskançlık problemleri üzerine hoş bir Kara Komedi izlemek isterseniz bu oyunu kaçırmamanızı tavsiye ederim.
2.Dünya Savaşı resmi olarak Almanya’nın Polonya’yı işgali ile başlamıştır. İşte o dönemde Polonya’da ki bir tiyatroda geçen direniş çabalarını anlatan, savaş karşıtı bir komedi. Yer yer oyunda kopmalar ve gereksiz uzatmalar olsa da keyifli ve güzel bir oyun. Oyunun süresi 2 perde ve ARA DAHİL 2,5 saat. Oyun broşürlerinde süre bilgisine muhakkak “ARA BİLGİSİ” de eklenmeli, izleyiciler bu bilgiye göre program yapıyorlar çünkü.
Oyun bir tiyatroda geçince, kahramanlarda tiyatrocular olunca elbette bu sanata ilgi duyan kişilerin daha çok zevk alacağı bir oyun. Oyunculuklar yerinde. Ama oyunun lokomotifi şüphesiz cıvıl cıvıl karakteri ile Şenay Saçbüker, çok başarılı. Sahnelerin tecrübeli ismi Bahtiyar Engin’de kısa rolüne rağmen etkileyici. Oyuncu seçimlerini ise başarılı bulamadım maalesef. Rolüne uymayan çok karakter var. Ama en belirgini şüphesiz Albay Erhard rolünde Tarık Köksal olmuş. Belki orijinal metinde ironi olsun diye öyle belirlenmiştir bilmiyorum ama görünümü çok net bir şekilde Anadolu Türk insanı :) O rolde bilinen Nazi tiplemesine yakın Ari ırk unsurlarını taşıyan, bir oyuncu uygun olurmuş.
Dekoru etkisiz, kısır ve olması gerekenden sade buldum. Bayrak, flama ve portreler ile güçlendirme yapılmış. Kostümler çok iyi, ışık desteği ve müzikler keza güzel. Tiyatroya hiç yakışmayan SİLAH PATLAMALARI özellikle 1.perdenin sonunda bolca mevcut. Oyuncuların sahneye giriş çıkışlarında neden sık sık salonu kullandıklarını anlamadım ? Kimi oyuncuların sesleri zayıftı, arka sıralara ulaşmadı, muhakkak mikrofon kullanılmalı büyük salonlarda.
Nazilerin soykırımına uğradığı için yıllardır mağdur durumda kalan Yahudilerin, aynı zalimliği şimdilerde Gazze’de kendilerinin ISRARLA yapması ülkemizde ve tüm dünyada büyük bir Yahudi nefreti oluşturdu. Bu duygu oyunu izleyen seyircilere de ister istemez yansıyor. Oyun duygusal yönden etkileyici olamıyor. Oyun bittikten sonra Gazze, Kıbrıs ve Ukrayna’da ki savaş görüntüleri verilerek savaşın yıkımları seyircilere hatırlatılıyor. (Kıbrıs’ta yaşananlar kanımca çokta bilinmiyor ülkemizde. Turgut Özakman’ın ÇILGIN TÜRKLER KIBRIS kitabını önemle tavsiye ederim)(Oyunun çok sevdiğim ödüllü yönetmeni ve oyuncusu Hüseyin KÖROĞLU’da aslen Kıbrıslıdır ve oyun broşüründe Kıbrıs savaşı üzerine hüzünlü anılarını anlatmakta)
Savaşı karşıtlığı üzerine hoş bir komedi izlemek, Polonya’nın işgal dönemini ve 2.Dünya savaşının başlangıcını öğrenmek istiyorsanız bu güzel oyunu kaçırmayın derim.
Bolşevik devrimi öncesi Rus Aristokrasisi ve Çarlık dönemi tiyatrocular için vazgeçilmez bir oyun kaynağıdır. Yönetmen, oyuncu, yazar bayılırlar bu döneme. Halbuki seyirci tarafında bu dönem oyunları sevilmez, sıkıcı bulunur. Çehov, Tolstoy, Dostoyevski oyunları uzun ve monotondur. Savaş ve Barış kitabı da keza en uzun, zorlu ve anlaması gayret isteyen eserler arasındadır.
Hal böyleyken bir de tutup bu uzun klasik eseri (Oyun ara dahil 3 SAAT 20 DAKİKA) güncel yorumlama hatasına düşüp, tarz olarak ta ne olduğu belli olmayan Absürd / Kara Komedi sınıfında bir oyun çıkarırsanız, aşağıdaki gibi onlarca yüzlerce negatif yorum alırsınız. Dünyaca ünlü ve bol ödüllü bir yönetmen olmasına rağmen, Alexandar Popovski’nin Türkiye’de sahneye koyduğu bu 5. Oyunu da diğerleri gibi maalesef oldukça başarısız buldum. Bizdeki yabancı hayranlığı her sektörde karşımıza çıkmakta, tiyatro da eksik kalmamış. İlk perdenin bitmesini beklemeden çıkan seyirciler bile oldu.
Oyuncular arasında çok fazla ünlü oyuncu var (Levent Üzümcü, Can Başak, Murat Bavli gibi) ama bu oyuncular bile oyunu kurtaramamış. Fakat değinmeden geçemeyeceğim, kırmızı göz alıcı şık elbisesi, güzelliği, albenisi, ses gücü ve yılların getirdiği tecrübesi ile Anna Pavlovna rolünde Ayşegül İŞSEVER şüphesiz çok farklı ve başarılı idi diğer oyuncular göre. Büyük emek harcanmasına rağmen, oyun absürd olunca dekor da absürd olmuş ! Aralarında Sürat Botu ve buzdolabının da olduğu manasız onlarca aksesuar konusu, komedi düzeyinde ! Yerdeki çarşaflarda birkaç oyuncunun neredeyse düşmesine neden oluyordu. Kostümler, ışık ve müzik desteği ise mükemmele yakındı, oyun puanını da bu kısımlara verdim zaten.
Toplumdaki kültürel yozlaşma tiyatro seyircisine de iyiden iyiye yansımaya başladı ! Oyunda cep telefonu ile oynayan, fotoğraf çeken, uzun uzun video çeken görgüsüzlere şimdi de çatır çutur ses çıkararak kraker bisküvi yiyenler eklendi ! İstanbul Tiyatro seyircisindeki gerileme maalesef artarak devam etmekte.
Rus edebiyatını, klasik eserleri, tiyatroyu seviyorsanız kesinlikle bu oyundan uzak durun. 3,5 saatinize yazık ! Ve tiyatro yönetmenleri, lütfen şu GÜNCEL YORUMLAMA takıntılarınıza artık bir son verin, ipin ucu kaçtı.
Akademisyen ve işkolik bir oğul, Bakıma muhtaç demans hastası bir baba ve babaya bakmak için tutulan son derece sevimli bir bakıcı arasında geçen, sevgisizlik ile iletişim bozukluğunun negatif etkilerini, sevgi ve temas kurabilmenin neleri değiştirebileceğini anlatan güzel bir oyun.
1990’lı yılların başında Kanada’da geçen oyunda, yıllardır babası ile iletişim kurmamış ve hayatın yoğunluğuna kendisini kaptırmış bir üniversite hocası, babasının demans hastası olması sonucu yaşadığı olaylar üzerine babasının evine gelir. Niyeti kısa zamanda babasını bakımevine götürmektir. Bu arada babasına bakmak için bir de bakıcı tutar. Halkın içinden gelen, sempatik, sevimli, sevgi dolu ve oğul – baba arasındaki sıkıntıları iyi tespit eden bu kadın işleri kökünden değiştirecektir.
Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda harikulade. Herkes rolüne tam oturmuş. Özellikle oyunun yıldızı bence Bakıcı rolündeki Gülizar Oltulu. O kadar sıcak ve sempatik ki her sahnede olduğu an oyunun havası pozitife dönüşüyor. Elbette Nişan Şirinyan ve Kerim Altınbaşak’ta çok iyiler.
Dekor için özel paragraf açmak isterim. Mecidiyeköy Stüdyo Sahnesinin o küçük ve sınırlı alanı o kadar muhteşem kullanılmış ki, o küçük sahneye 3 – 4 odalı bir evin tamamı, mutfak ve üstüne üstlük deniz kıyısında bir iskele sığdırılmış ! Tam bir mühendislik harikası ! Son yıllarda gördüğüm en efektif dekor diyebilirim. Aytuğ Dereli ve tüm ekibini tebrik ederim. Işık, kostüm ve müzik destekleri ise yeterli düzeyde.
Çevremizde oldukça fazla görülmeye başlayan, bakıma muhtaç anne – baba ile çocukları arasındaki sorunlara değinen ve çözümler sunan bu sevgi odaklı oyunu, bu durumları yaşamış veya yaşamakta olan hatta yaşaması muhtemel herkese önemle tavsiye ederim.
Maviydi Bisikletim / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
Dinçer Sümer nahif bir yazardır. Genelde eski zamanları konu alır romanlarında, oyunlarında. “Eski Fotoğraflar” gibi. Ben de bir eski zamanlar aşığı olduğum için bu gibi öyküleri, kitapları, oyunları çok severim. “Maviydi Bisikletim” oyunu da 1950’li yılların İzmir’ini anlatan nahif bir oyun.
Oyunda unutulmaya yüz tutmuş o kadar güzel şeyler var ki, hatırlaması bile insana mutluluk vermekte. Sahaflar, Antikacılar, Antika eşyalar, eski film afişleri, radyolar, plaklar, eski esnaflar, eski yaşam biçimleri … Saymakla bitmez. Oyunun kahramanı bu argümanlar eşliğinde İzmir’de ki ilk aşkının hikayesini anlatıyor. Yaşadığı o unutulmaz ilk duyguları seyirci ile paylaşıyor. Anne ve babası ile yaşadıkları, arkadaşları ile yaşadıkları, okulda yaşadıkları olaylar da bu konuya eşlik ediyor. Sevimli, incelik dolu ve gerçekten çok sıcak (Hani kelimenin tam anlamı ile NAHİF) bir oyun.
Tiyatromuzun en sevdiğim genç ve sempatik oyuncularından (Bayb Face diyorum ben ona ) Çağrı Büyüksayar son derece başarılı bir performans sergiliyor. En son Oscar oyununda da yine çok başarılı idi. Yönetmen Ersin UMULU ile iyi bir iş çıkarmışlar. Keman ile oyuna eşlik eden sanatçımıza da teşekkür etmek isterim, kemana doyurdu izleyicileri. Dekor son derece nostaljik ve oyun ile uyumlu. Film afişleri havaya asılmış, bir sahaf, antikacı dükkanı ve Kukla vestiyeri de dekoru tamamlamış. Baba ve Anneyi kuklalar vasıtası ile canlandırmışlar. Müzikler keza eskilerden ve tabii yine çok güzel.
Eski olan her şeyi seven tipler vardır benim gibi. Sahaflardan, antikacılardan çıkamayan, Siyah beyaz filmleri seven, Türk Sanat Musikisi seven … Özellikle bu kişiler için kaçırılmaması gereken bir oyun. Ve tabii İzmir aşıkları için de …
Yeni nesil (Z Kuşağı) tiyatroyu sevmiyor, bu net. Gençleri Shakespeare, Çehov, Moliere sıkıyor ! Onları kazanmak için güncel konuları ve teknolojileri sahneye getirmek gerekli. Yapay Zeka, Cep Telefonu, PC Oyunları, Instagram gibi. İşte Sivrisinekler oyunu içeriğindeki CERN, Higgs Bozonu, Hackleme gibi konular nedeni ile bu türün başlangıcı sayılabilecek başarılı bir oyun.
Değil İstanbul’un bence Türkiye’nin en güzel Stüdyo sahnesi Müze Gazhane Meydan Sahnesi sanki bu oyun için dizayn edilmiş derecede oyuna yakışan bir sahne. 360’ dönen yapısı, sahneye giriş çıkış düzeni, ışık ve müzik desteği, seyirci oturma düzeni ile mükemmel bir uyum sağlamış oyun ile. Tabi görünürde konu teknoloji olsa da oyunun içine girince tamamen bir aile trajedisi söz konusu. Tipik kız kardeşler arası, ana – kız arası, ana – oğul hatta teyze - yeğen problemlerini içeren bir dram var sahnede. İzleyen herkes muhakkak kendi çevresinden bir iz bulacaktır oyunda. Özellikle orta bölümünde biraz sıkıcı ve gereksiz uzun diyaloglar olsa da (Oyun 2 perde, ara dahil 2 saat 15 dk) giriş ve final bölümleri oyunu kurtarıyor. 16 yaş üzeri bir oyun olduğunu da söylemem gerekli.
Oyunculuklarda sorunlu kız kardeş Jenny rolünde Senan Kara çok başarılı. Karakterini yaşayarak oynuyor. Natalie rolünde Pınar Demiral da dikkat çekici. Çok az rolü olan bazı oyuncular ise oldukça heyecanlı ve yetersizdi. Dekor, efekt ve Işık düzeni ödüllük derecede iyi. Kendinizi gerçekten de CERN’de deneyin yapıldığı laboratuarlarda hissediyorsunuz. Bazı giysileri ise döneme göre eski (Fazla klasik) buldum.
Fizik, Kuantum, Tanrı Parçacığı gibi ileri düzey teknik konularla ilgilenen veya Aile içi sorunlar yaşamakta olup bunlara çözüm arayışında olan herkese tavsiye edebileceğim bir oyun.
Oyunun tanıtımını okuduğumda tek kişilik olması, Bir Orkestra üyesinin hikayesini anlatması ve içeriği itibarı ile çokta keyifli olmayacağı yönünde bir ön yargıya kapıldım. Daha sonra oyun hakkında oldukça fazla sayıdaki övgü dolu yorumu ve puanları görünce bu sefer de yüksek bir beklentiye kapıldım. Ama seyredince ön yargılarımın da beklentilerimin de dışında bir oyunla karşılaştım !
Oyun (Tabii bana göre) ne yorumlardaki gibi muhteşem düzeyde ne de vasat seviyede, ilginç bir konuya ve gidişata sahip başarılı bir yapım. Özellikle “Aksesuvarcı” oyunu ile kendisini her zaman beğeni ile takip ettiğim Yönetmen Kubilay Karslıoğlu ve başarılı genç sanatçı Can Atak iyi bir iş çıkarmışlar. Bir orkestrada en atıl üye konumundaki bir sanatçının, ayrılmış olduğu karısı, çocuğu, iş arkadaşları ve Orkestra yönetmeni ile yaşadığı sorunlar anlatılıyor. Ki bu sorunlar oyunun sonuna doğru trajik bir hal alıyor. Finali ise gerçekten çarpıcı ve şok edici.
Tek perde ve 55 dakika süren oyun geçmiş yıllarda oldukça fazla sahnede kalan KONTRABAS oyununu andırıyor. Can Atak oyunu yaşayarak oynuyor, konsantre. Dekor sadece sandalye ve kürsüden müteşekkil. Işık düzenini çok beğendim, ödüllük. Yukarıdan aşağıya doğru süzülen ışıklar, dumanında etkisi ile sahneye ruhani bir hava vermiş.
Aslında orkestra üyesi ile özel olsun kamu olsun çalışan her bir bireyin yaşadığı sorunlar dile getirilmiş. Bu oyun o sorunların taraflarına yol göstermekte faydalı olabilir. Tarafların sorunları dikkate almadığında neler olabileceğini ise oyuna giderek görebilirsiniz.
Ülkemizin Kadın Hakları, Kadının toplumdaki yeri ve Sorunları konusundaki çalışmaları ile en önde gelen ve başarılı isimlerinden olan Hülya Karakaş, aynı başarıyı tiyatro sahnelerinde tekrarlayamıyor maalesef. Bugüne kadar oyuncu veya yönetmen olarak sahneye koyduğu hiçbir oyunu maalesef beğenemedim. Ben Medea Değilim oyunu ile bu gelenekte devam etti maalesef.
Halbuki oyun oldukça ilginç, komik ve enerjik başlıyor. Kendisini hemen sevdiriyor. Bunun en büyük nedeni de oyunun tek güzel öznesi olan Şirin ASUTAY. Seyirci ile oldukça uzun süren bir etkileşimi – sohbeti söz konusu. Sempatikliği ve doğallığı olağanüstü. Bu hoş giriş bölümünden sonra oyun Antik Yunan dönemine kaydıkça sıkıcı ve anlamsız bir hal alıyor. Finalde yaşananlarda oyunu vasat olmaktan kurtaramıyor. Medea’nın yaptığı vahşeti haklı çıkarmak için yazarın vermiş olduğu kimi mesajlar da rahatsız edici seviyede. Kim Medea’nın yaptığını onaylayabilir ki dünyada ?
Usta oyuncu Berrin Koper’in sesi (yaşının da etkisi ile) çok zayıf kalmakta. Çoğu repliği duyulamadı. Dekor oldukça zayıf ve hantal. Asansörün ne anlamı vardı çözemedim ? Kostümlerde kafa karıştırıcı idi. Işık ve müzik desteği ise güzeldi.
Şehir Tiyatrolarında akşam seansları tüm taleplerimize rağmen hala 20.30’da başlıyor. Bu saatin Devlet Tiyatrolarında olduğu gibi 20.00’ye hatta uzun oyunlarda 19.30’a çekilmesi gerekiyor. Umarım artık bir yetkili bu sesimizi duyar !
Tek perde 1,5 saat süren bu oyunu, oyunda anlatılan sıkıntıları yaşayan kadınlarımız elbette ilgi ile izleyecek belki de sevecektir. Ama tiyatral açıdan beklentinizin yüksek olmaması yönünde sizleri uyarmak isterim.
Son dönemde ivme kaybetmekte olan İstanbul Devlet Tiyatrosunun, yakın sezonlar içindeki en iyi oyunu diyebilirim ! Dünyaca ünlü FRANKENSTEIN Korku romanını 1 saat 15 dakika boyunca güldürerek, gülümseterek ve keyif içinde seyrettirmek büyük marifet gerektirir.
Bu marifeti yaratan 2 büyük etmen var. Birincisi çağdaş Alman oyun yazarı Sebastian Seidel. Bilinen korku romanını öyle başarılı yorumlamış ki hayranlık duymamak elde değil. İki kişilik kadroya sahip bir tiyatroda Frankenstein oyunu sahneye konacaktır. Gözünü hırs bürümüş tiyatro sahibi ve yönetmeni ile duygusal oyuncusu arasındaki ilişki, Frankenstein oyunundaki yaratan – yaratılan ilişkisine dönüşmektedir. Tabi bu dönüşüm oldukça trajik olsa da seyirciye çok keyif verici bir komedi biçiminde aktarılmaktadır. Sahne arkasında yaşananlarda elbette bu komediye dahildir.
Marifetin ikinci halkası da pek tabii Oyuncular ! Salih Bayraktar ve Levent Aras inanılmaz bir performans ortaya koymaktalar. Tempolu, fiziksel zorluklara sahip, hızlı karakter ve kostüm geçişlerini çok başarılı bir şekilde yapmaktalar. Her oyunun bir öne çıkanı vardır ama bu oyunda öyle bir seçim yapamıyorum, her 2 oyuncuyu da eşit derecede alkışlıyorum. Levent Aras’ın ses kuvveti ayrıca övgüye değer. Devlet Tiyatrolarının değişmeyen başarılı yönü Dekor, Kostüm, Efekt, Işık ve Müzik desteği yine bu oyunda da çok ileri düzeyde. Yaratığın oluşturulması esnasında aşağıya doğru kayan ışıklar oyuna büyük renk katmakta.
Bu arada oyun broşürlerinin ücretli olarak verilmesi yanlış uygulaması hala devam ediyor. Devlet Tiyatroları Şehir Tiyatrolarını örnek alarak, daha düşük boyut ve kalitede ÜCRETSİZ broşür vermelidir !
Tek perdelik bu komediyi herkese önemle tavsiye ediyorum. Kibir ve Sevgisizlik hangi trajedilere yol açmakta gidip görmeli, gülerek elbette …
Yazarı Aziz Nesin, Yönetmeni Kemal Başar, Oyuncuları da “Yılın Umut Veren Genç Oyuncuları” ödülünü almış olunca, oyun öncesi beklentim oldukça yüksekti. Fakat izleyince büyük hayal kırıklığı yaşadığım, vasat seviyeye bile ulaşamamış başarısız bir oyunla karşılaştım.
10 yıldır evli olan ve İp Cambazlığı yapan bir çiftin, aralarındaki sorunları, anlaşmazlıkları, görüş farklılıklarını içlerinden döktükleri tek perde 1 saatlik bir oyun söz konusu. Karı koca arasındaki sorunlar artık zirve yapmış ve ayrılma noktasına gelinmiş. Erkek işine aşırı düşkün, karısının isteklerini görmezden gelmekte. Kadın kocasına ve işine saygı duymamakta, çocuk yapma isteği hat safhaya ulaşmış. İletişim sıfıra yaklaşmış. Oyun tamamen bu konu üzerinde devam ediyor ve izleyen seyirciye hiçbir mesaj vermeden de sona eriyor. Özellikle orta bölümlerde klişe ve tekrarlanan diyaloglar seyirciyi inanılmaz sıkmakta. Bir an önce oyunun bitmesini bekliyorsunuz.
Oyunculuklar başarısız değildi ama yılın en umut veren genç oyuncuları ödülünü alacak kadar da iyi değildi. Bu arkadaşlardan daha başarılı çok fazla genç oyuncu seyrettim. Dekor hemen hemen yok. Işık desteği yeterli. Müzikler zaman zaman oyuncuların sesini bastırmış, daha alt düzeyde olmalıydı. Makyajlar çok başarılı.
Aşağıda oyuna 9 veya 10 puan veren yorumları ve oyun genel puanını dikkate almamanızda fayda var. Çünkü sadece bu oyuna yüksek puan vermek için siteye üye olup, puanlama yapan eş dost tanıdık üyeler söz konusu. Bu durum bu sitenin de en büyük sorunu.
Oyun TİYATRONET web sitesinde online yayında. İstediğiniz an siteye üye olup, çok uygun fiyatlarla abonelik veya Kiralama yöntemi ile tek seferlik izleyebilirsiniz. TİYATRONET sitesi uzun süredir yayındaydı ama çok az oyun vardı. Şimdi bayağı yeni oyun eklenmiş. Bu sevindirici bir durum olmakla beraber hala sitede ki oyun sayısı yeterli değil. Özellikle Şehir ve Devlet Tiyatroları arşiv oyunlarının online olarak web üzerinden yayına sunulması hayalim de devam ediyor.
Bu oyun sadece aralarında ciddi sorunların olduğu ve çözüm arayışında olan çiftler için ilginç veya seyredilebilir olabilir. Ama onun dışındaki seyirciler için özellikle de tiyatral açıdan çok yetersiz ve zevk alınmayacak bir oyun maalesef.
Türk Edebiyatının unutulmaz isimlerinden Rıfat Ilgaz’ın hayatını, özel yaşamını, yazarlığını, düşüncelerini, çektiği zorlukları ve acıları anlatan, film ve tiyatro öğelerinden oluşmuş otobiyografik bir belgesel. Yani bu yapımı tam bir tiyatro oyunu olarak değil de afişinde de yazdığı gibi FİLM VE TİYATRO karışımı bir belgesel olarak düşününüz.
Ama ben oyunu öncelikle tiyatral açıdan yorumlayacağım. Tiyatral açıdan baktığımızda oyun son derece başarısız ve zayıf maalesef. Bunun birçok nedeni var elbette. İlk akla gelen sıkıntı son derece gereksiz uzatmalar ve sahneler nedeni ile seyirciyi sıkan uzun süresi. 2 Perde 2 Saat süren oyun çok rahat 1 perde 1 saat olabilirmiş. İkinci konu yan rollerdeki oyuncuların yetersizliği. Genel olarak ses düzeylerinin zayıflığı. Öyle ki bazı sahnelerde konuşmalar arka sıraları bırakın önlerden bile duyulmuyor. Arka perdeye yansıtılan video (Sinematik) görüntülerin tiyatro sahnelerine göre fazlalığı da başarısızlıkta diğer bir etken. Son olarak oyunda verilmek istenen siyasi mesajların oyuna olan negatif etkisi ki bu konuya başlıca bir paragraf açmak isterim.
Ankara Birlik Tiyatrosu 1971 yılında Zeki Göker tarafından 1971 darbesine karşı kurulmuş, net bir şekilde Sosyalizmi savunan, tüm oyunlarını ve turnelerini de halkı aydınlatmak amacı ile yapan bir tiyatro grubu. Dolayısı ile Tiyatroyu sadece düşüncelerini aktarmak için bir araç olarak kullanıyorlar. Bu nedenle tiyatro oyunlarında ana tiyatro öğelerine çok dikkat edilmiyor. Tiyatro metinleri çok basit ve seyircinin düşünce yapısına yönelik yazılıyor. Aralara oyunla çokta ilgisi olmayan (kimisi komedi seviyesinde) siyasi sahneler konabiliyor. Mesela bu oyunda Rıfat Ilgaz’ın mecburiyetten anlaşma yapmaya çalıştığı dinci Matbaa sahibi ile yaptığı konuşma sahnesi komedi düzeyinde basitlikte. Bu bağlamda ABT oyunlarını izlemeye giderken tiyatrodan ziyade siyasi görüşlerin deklare edildiği bir propaganda gösterimi ile karşılaşacağınızı bilmeniz lazım.
Oyunu sinematik yanı ise çok özenli, detaylı ve emek verilerek hazırlanmış. Birçok profesyonel oyuncu yer almış. Sahneler sinema veya TV dizisi kalitesinde etkileyici. İlk perde sıkıcı bir tempoda giderken, ikinci perde ve özellikle HABABAM SINIFI devreye girince oyun daha izlenebilir bir hal almakta. Türk halkının çok sevdiği Hababam Sınıfı hakkında benimde yeni öğrendiğim ve şaşırdığım birçok ilginç detay öğreneceksiniz.
Bu oyunu (Daha doğrusu video belgeseli) sadece Rıfat Ilgaz’ı sevenlere, Eski muhalif sol edebiyatı ve Sosyalist düşünceyi savunanlara önerebilirim. Amacınız tiyatro oyunu izlemek ise asla vakit ayırmanıza gerek yok.
İlginç, komik ve cazip bir konuya sahip olmasına rağmen, yönetmen ve bazı oyuncu dokunuşundaki eksikler nedeni ile “İyi” düzeyini kılpayı kaçıran vasat bir oyun. Her ne kadar komedi türünde olsa da yer yer drama ya da Kara Komediye geçişler var. Bu geçişlerin seyirciye iyi yansıtılamadığı birçok sahne var maalesef.
Tabii bu geçişleri yansıtacak kişi Yönetmen ve Oyuncular ! Gerek müzik gerek ışık gerekse de oyuncunun mimik ve ses desteği ile ancak yapılabilecek birçok geçiş bu oyunda yok. Dolayısı ile gülüp gülmeyeceğimize veya üzülüp üzülmeyeceğimize gecikmeli olarak karar verebiliyoruz.
Oyunun diğer eksi bir yönü de giriş bölümü. Richard’ın ailesine başına gelen şeyi ve aldığı kararı açıklaması o kadar uzun o kadar uzun sürdü ki biz seyirciler bile bayağı daraldık, hadi söyle dedik artık! Oyun metninde belki öyledir ama gerekirse yönetmen inisiyatif kullanıp bu gereksiz uzatmaları önleyebilirmiş. Zaten oyun genel olarak olması gerekenden çok uzun. Ortada tek perde 1,5 saatlik bir konu yok. Rahat 1 saate indirgenebilirmiş.
Oyunculuklarda Rose Carre rolünde Özgür Oktay başarılı. Claire rolündeki oyuncunun heyecanı ise biraz fazla idi. Daha sakin oynamalı. Kimi diyaloglarda da Kıbrıs lehçesi kendisini hissettirdi. Dekor sade ama olması gerektiği gibi. Kostüm, Işık ve Müzik destekleri de yeterli.
Buradan Lefkoşa Belediye Tiyatrosuna bir konuda teşekkürlerimi iletmek isterim. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devlet Tiyatroları oyunlarına broşür basamazken, bastığı nadir sayıda broşürü de 10 TL’den satarken, LBT’nin seyircilerine ücretsiz verdiği (ki olması gereken budur zaten) broşür son derece detaylı ve kaliteli idi. Tebrik ederim LBT yönetimini.
Oyunu gülmek, düşünmek ve paranın hayatımızı nasıl kötü yönde etkilediğini görmek isteyenlere tavsiye ederim. Ama seyretmek için LBT’nun Turne yapması lazım elbette. Bu konuda da kendilerine ilgili her kurum yardımcı olmalı.
2019 yılında prömiyer yaptıktan sonra, günümüze kadar geçen 4 yıllık sürede halen sahnede kalan, birçok ödül kazanmış, beğeni toplamış, ünü dilden dile yayılan bu oyunu dün akşam izleme şansı buldum. Aşağıdaki abartı düzeyindeki bazı yorumlara katılmamakla birlikte, seyirciye çok hoş vakit geçirten ve kadının sömürülmesi üzerine yerinde sosyal mesajlar içeren güzel bir oyun.
Tek perde ve 55 dakika süren oyunun bu kadar beğenilmesindeki en önemli faktör şüphesiz Özge Arslan. 5 farklı (ama gerçekten her açıdan çok farklı) kadın karakteri inanılmaz bir geçiş hızı ile canlandıran Özge Arslan kazanmış olduğu ödülleri hak ettiğini gösterdi. Saniyeler içinde ölüme merdiven dayamış bir büyükanneden, 20’li yaşların heyecanını yaşayan genç bir kıza dönüşmesi hayranlık uyandırıyor. Oyun bir dram olsa da, oyunun gelişme bölümünde kahkahalara boğulacaksınız. Özge Arslan’ın özellikle Büyükanne karakterinde seyirci ile diyaloğa girmesi (Genelde cinsellik üzerine) oyundan daha çok keyif almanızı sağlıyor. Oyunun 15 yaş üzerine uygun olduğunu da belirtmeliyim.
Müzikler süper. Flamenko tınıları bolca mevcut. Geçiş sahnelerinde arka planda İspanya iç savaşının görüntüleri veriliyor. Işık desteği çok iyi. Dekor hemen hemen yok. 2 sıra dizilen çarşaflar videolar için perde görevi görmüş.
Baskıcı ve zorba rejimlerin, siyasilerin, aile bireylerinin asla başarılı olamayacağı ve çevresine felaketler yayacağı mesajını içeren bu oyun Feodal düzenin kadını nasıl bir kapana sıkıştırdığının da güzel bir örneği. Sadece Özge Arslan’ın muhteşem oyunculuğu için bile seyredilmesi gereken bir oyun. Sakın kaçırmayın, şu an turnede, yakında Samsun ve İzmir’de oynanacak.
Anlaşılması çok kolay ünlü klasik kitapları bile oyunlaştırmak zordur ve beğeni oranı seyirci tarafında düşüktür. Hele bir de o klasik eserin okuması, anlaması ve sürükleyiciliği zor ise sahneye koymak büyük cesaret ister. İşte Prömiyerini izleme şansı bulduğum bu oyun tam da o seviyede bir oyun oldu. Cesaret isteyen bir sahneleme fakat vasatı bile zor yakalamış bir klasik tiyatro oyunu !
Bu vasatlıkta şüphesiz 1.perdenin çok etkisi var. Çünkü 1.perde o kadar karmaşık, kimin ne olduğunun netleşmediği ve ana konuyu anlaması o kadar zordu ki gerçekten hiçbir seyirci zevk almadı, bir şey anlamadı. Yorumlar oldukça negatifti. Sonra 2.perde ile birlikte roller ve ana konu netleşip, sürükleyicilik sağlanınca oyun kendisini izlettirdi, finali ile vasat düzeye çıkabildi. 1.Perde de çok fazla gereksiz ve uzun sahne var.
Oyunculuklar yerinde ama oyuncu seçimlerinde bazı uyumsuzluklar tespit ettim. Mesela Yüzbaşı rolündeki oyuncu oldukça sırıttı ve oyuna uyumu yoktu. Esmeralda rolünde Hülya Keli ve Rahip Frollo rolünde Emin Taşçıoğlu ise çok başarılı idi. Özellikle Emin Taşçıoğlu’nun ses kuvveti ve sesini kullanış biçimi mükemmel düzeydeydi.
Dekor tarafında da olmayan noktalar mevcut. Arka plandaki Notre Dame Kilisesi çok iyi sahneye uygulanmışken, ön ve yan plandaki dekorlar ise oldukça özensiz ve basitti. Işık desteği yerinde ama müzik desteği çok zayıftı. Böyle bir oyunda müzik çok daha etkili olabilirdi. Bu arada oyunun tanıtımında MÜZİKLİ OYUN deniyor ama alakası yok, oyunda müzik filan yok. Hatta normal bir oyundakinden bile daha az müzik söz konusu. Kostümler ise mükemmeldi ve dönemi çok iyi yansıtmıştı.
Gerek oyun tanıtımında gerekse de oyun bitimindeki emeği geçenlerin sunumu bölümünde Yönetmen Ferdi beyden bir konuşma veya açıklama bekledik ama olmadı. Bu tip bir sahnelemeler de oyun tanıtımı / broşürü çok daha detaylı yapılmalı. Oyun bitiminde de ufak da olsa oyunun yapım hikayesine dair bir konuşma olmalı!
Klasik eserleri seven, Victor Hugo kitaplarını beğenen izleyicilerin sevebileceği ama tiyatral açıdan çok memnun olamayacakları bu oyunu, sonuç olarak imkanı olan herkes izlemeli. Böylelikle en azından Ortaçağ Avrupasının bağnazlığı, cahilliği ve dinsel acımasızlığı konusunda bilgi sahibi olursunuz.
Bu oyuna tiyatro değil de, şarkılı müzikli danslı gösteri dense daha doğru olurmuş. Çünkü replikten daha çok şarkı, caz, pop, piyano ve dans var ! Kadın sorunlarının sahneye yansıtılması denenmiş ama maalesef o konuda da başarılı olamayan çok başarısız bir yapım. Yukarıda yer alan OYUN PUANINA sakın aldanmayın, aşağıda göreceğiniz üzere bu puanı verenler hep ahbap dost tanıdık puanları. Sadece bu oyuna puan vermek için siteye üye olmuş kişiler.
Bir gece yarısı kapanmış olan bir barda karşılaşan 3 farklı kültüre ait kadının gece boyunca yaşadıkları anlatılıyor. Zaman zaman komedi zaman zaman duygusal öğeler ağır basıyor. Ama başta da dediğim gibi, yerli yersiz araya giren şarkılar ve danslar yapımı tiyatro olmaktan çıkardığı gibi seyirci konsantrasyonunu da sıfırlıyor. Hele finalde ki “Ayrılık” şarkısına bayağı bir güldüm, tam bir fiyasko.
Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar orta düzey. Azeri göçmen Temizlikçi Kadın rolündeki Başak Meşe bir adım önde. Dekor ödeneksiz bir tiyatro için üst düzeyde. Sadece piyano bile önemli bir maliyet unsuru. Bar havası ilgili aksesuarlarla çok iyi sağlanmış. Kostümler yerinde, ışık desteğini ise pek göremedim.
Oyun halen Youtube Pera Festivalleri kanalında yayında, girip hemen izleyebilirsiniz. Bu tip yapımları Youtube üzerinden tüm tiyatro severlere sundukları için Tiyatro Pera Yönetimine özellikle teşekkür etmek isterim. Ama bu oyun daha doğrusu müzikli gösteri sadece şarkı caz piyano pop sevip, arada kadın sorunları üzerine konuşmalar dinlemek isteyen seyircileri memnun edebilir.
Her kesime hitap etmeyen, düşünmenin, hayatı anlamanın ve doğru şekilde yaşamanın peşinde olan seyircilerin ancak sevebileceği, varoluşçu Felsefe üzerine vasat bir tiyatro oyunu.
Vasat dedim yani çok beğenmedim çünkü içerik ilgi alanımın çok dışında. Zaten mevcut ülke ve hayat şartları altında oldukça yıpranmışken, bir rahatlama ararken, bu tip bir oyuna gelip te daha da fazla zihinsel yorulmayı her bünye kaldıramıyor. Elbette hayatın anlamını bulma yolunda çok güzel felsefik mesajlar ve geleceğe yönelik umutlar veriyor oyun. Ama bu mesajları alabilmek yorucu. Bununla birlikte Sivas halkının oyuna ilgisi ve beğenisi çok hoşuma gitti. Çünkü büyük şehirlerde bile bu tip oyunlara olan düşük ilgiyi yakinen bilen birisiyim.
1 Perde 1 saat süren oyunda, oyuncu seçimleri de oyunculuklarda çok iyi. Erkek rolünde Samet Sünbül oyunun lokomotifi. Kısa rolüne rağmen İstasyon Memuru rolündeki İsmail Tütüncü de oldukça başarılı ve sempatik. Dekor etkileyici. Devlet Tiyatroları web sitesindeki oyun fotoğraflarında dekoru kısmen görebilirsiniz. Işık düzeni mükemmel. Müzik az yer almasına rağmen olduğu dakikalarda bayağı bir başarılı. Kostümler de olması gerektiği düzeydeydi. Bu arada sahneye sıkılan dumanın dozajı ve seyirciye ulaştığı miktarı iyi ayarlamak lazım. Nefes alma sorunu yaşayan kimi seyirciler ciddi sıkıntı yaşadı.
Felsefeyi, varoluş konularını ve hayatın anlamını arayan seyircilerin ancak sevebileceği, geri kalan klasik seyircinin uzak durması gereken bir oyun.
Cumhuriyetimizin 100. Yılında böyle bir oyunu seyirci ile buluşturdukları için öncelikle Sivas Devlet Tiyatrosu yönetimine teşekkürlerimizi iletiriz. Büyük bir coşku ve kalabalık içinde yapılan, Cumhuriyet Yürüyüşü ve Havai Fişek Gösterisinden sonra gittiğimiz bu oyun, tam da kutlamakta olduğumuz günlere yakışan ve tamamlayan bir oyun oldu !
Oyun Mustafa Kemal Paşanın Samsun’a çıkmasının öncesini, Samsun’a çıkışını ve sonrasında halkı örgütleyerek Sivas Kongresini yaptığı süreci anlatıyor sadece. Bu süreç tarih kitaplarında çok düz anlatılır. Oyunu bu sürecin tüm detayını anlattığından benim gibi tarih kitaplarına meraklı insanlar için bile şaşırtıcı ve bilinmeyen içeriklere sahip. Dönemin ve Halkın aslında ne kadar da umutsuz ve çaresiz olduğunu idrak etme bakımından son derece faydalı olmakta. Ve Atatürk’e olan hayranlığımızı uç noktalara taşımakta. Sadece son sahnede neden birden Sivas Kongresinin bitişi tarihinden 28 Ekim 1922 gecesine atladı oyun anlayamadım. Oyunun orijinalinde mi var yoksa günün önemine istinaden mi yapıldı bilemiyorum. Ama şık olmuş !
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri yerinde. M. Kemal Atatürk rolünde Samet Sünbül çok başarılı ve inandırıcı. Zaten tam 6 yıldır Sivas’ta her 4 Eylül’de Atatürk’ün şehre gelişini canlandırmakta. Halk olarak sadece kadınların seçilmiş olması güzel bir fikir. Sait Molla rolünde İsmail Tütüncü’de yine etkili bir kötü adam rolünü canlandırdı. Sahne aralarındaki müzikler ve türküler oyuna duygusallık katmış. Dekoru biraz zayıf buldum. Işık düzeni iyiyidi. Kostümler kusursuzdu. Akılda kalan çok etkileyici ve duygusal sahneler vardı. Atatürk’ün Samsun’a ve sahneye ilk çıktığı sahne, Annesi Zübeyde Hanımla olan vedası ve Kazım Karabekir Paşa ile olan sahnesi mükemmeldi.
Pek sahnelerde rastlamadığımız türden bir özelliği de var oyunun. Seyirciyi karşılama ve uğurlama bölümleri. Salona girmeden önce sizleri girişte İşgal askerleri ve bayrakları karşılıyor ! Hesap soruyor ve düşmanca davranıyorlar. Ayrıca tablolarda o dönemki işgal komutanları ve onlara destek veren yerli vatan hainlerinin portreleri var. Direnişçi Türk vatandaşı seyircilere “Direniş” yazan kağıtlar dağıtıyor. Oyunun çıkışında ise her şey değişmiş görünüyor. Türk bayrakları asılı her yerde. Atatürk’ün o dönemin en ünlü basın mecmualarında ki haberleri var. Portrelerde de Kurtuluş savaşımızın kahramanları yerini almış. Bu naif ve zekice düşünce için Tiyatro yönetimine ve ekibine teşekkürlerimizi sunarım.
1919 Kurtuluş savaşının başlangıcını ve Kongre süreçlerini anlatan bu oyunu, o dönemi tanımak isteyen veya bildiğini zanneden herkese şiddetle tavsiye ederim. Tiyatral açıdan mükemmel olmasa da vermiş olduğu duygusal, siyasi ve milli mesajlar açısından çok güzel bir oyun. (Ellerinden telefonu düşürmeyen gençler varsa ailenizde, özellikle götürün bu oyuna bilinçlenmeleri için)
Ülkemizde yaşanmış, yaşanmakta olan ve yine yaşanacak olan kadın – erkek – aile – aşk – kan davası – taciz - pavyon hayatı gibi konuları baz alan, zorlu ve talihsiz hayat şartları üzerine ağır bir dramatik oyun. 1 Perde ve 1,5 saat süren, ara verilmeyen, ağır bir konuya sahip, her sahne geçişinde dekor değişiminin beklendiği ve tüm bu etkenler ile maalesef vasat düzeyde kalmış bir oyun.
Halbuki küçük dokunuşlar ile oyun iyi düzeye çıkabilirmiş. Mesela keşke 2 perde olsaymış. Mesela oyundaki birçok karakter için 2 oyuncu değil de daha fazla oyuncu kullanılsaymış. Devamlı dekor değişimleri başka bir yöntem ile çözülseymiş. (Örneğin arka planda video kullanılabilirdi bunun için) Oyuncuları (Serkan Yanar ve özellikle Kardelen Fatma Göktaş’ı) tebrik ediyorum. Birçok farklı karakteri başarılı bir şekilde oynadılar. Her karakter için değiştirdikleri kostümler bile büyük bir çaba gerektiriyor. Sadece pavyon şarkıcısını canlandırırken belli noktalarda aksamalar gördüm.
Kostümler bence olmamış. 60’lı 70’li yılların giysileri yerine güncel giysilerin kullanılması bence inandırıcılığı azaltmış. Dekoru zaten girişte yazmıştım. Her sahne geçişinde dekor değişimin gerekmesi dekorun gücünü azaltmış. Arka planda dönüp duran boş çerçevelerin içi, ilgili sahneyi destekleyen resimler ile doldurulabilirdi mesela ? Işık ve müzik desteği çok güzeldi. Özellikle arka planda çalan Türk Sanat Müziği şarkıları izleyenleri eskilere götürdü.
Özetle bir pavyon şarkıcısının hüzünlü hayat öyküsünün, zamanda parça parça geri gidilerek anlatıldığı bu oyunu, orta yaş üstü seyircilerin daha çok seveceğini öngörüyorum. Vaktiniz varsa izlemenizi önermekle beraber vasat bir oyunun sizleri beklediğini bilmenizi isterim.
Tam 7 yıldır Sivas Devlet Tiyatrosunda kapalı gişe oynayan bu oyunun başarısını çok duymuştum. Sonunda dün akşam izleme imkanı buldum. Gerçekten de duymuş olduğum övgüleri fazlası ile hak eden, sıra dışı, inanılmaz tempolu, inanılmaz komik muhteşem bir oyun ! Usta yönetmen Volkan Ateş GÜNDÜZ’e ve tüm ekibe tebriklerimi iletirim. İstanbul’da özellikle son yıllarda seyrettiğim çoğu monoton ve sıkıcı onlarca Devlet Tiyatrosu oyununa örnek olacak bir yapım.
Oyuncu kadrosu sadece 4 kişi ama neredeyse 20’ye yakın karakteri canlandırıyorlar. Bu nedenle sahnelerde görmeye alışık olmadığımız türden hızlı karakter ve kostüm değişimleri söz konusu. Bu durumu yer yer espri olarak ta seyirciye sunuyorlar. Sinemavari sahneler bile canlandırılmış. Oyunun bitmek tükenmek bilmeyen bir temposu ve enerjisi var. Özellikle 2 yan karakteri canlandıran Serkan Yanar ve Burak Fındıkçı müthiş bir performans sergiliyorlar. Fiziksel olarak ta belki sadece akrobatların yapabileceği tarzda zor hareketleri başarı ile gerçekleştiriyorlar. Başroldeki İnanç Keteci ve Çağla Nefesoğlu Kesiç’te yine çok başarılar ve oyuna konsantreler. Ama Serkan Yanar’ı bir adım önde gördüm, tebrik ederim.
Dekor başlangıçta sade gibi görünse de oyunun devamında sizi şaşırtacak birçok sürpriz hareketli dekor var. Başta da dediğim gibi bir sinema filmini sahneye aktaracak derecede çeşitli sahne çok iyi canlandırılmış. Dekor tasarımını yapan Candan hanım ayrıca bir teşekkürü hak ediyor. Keza Işık, Müzik ve Kostüm tasarımları da başarılı. Kostümler tam da 1935 İngiltere ve İskoçya’sını yansıtmış.
Oyunda eksik gördüğüm yer ise 2. perdenin başındaki gereksiz bazı sahneler. Tempoyu ve komediyi düşüren bu 10 – 15 dakikalık bölüm olmasa daha iyi olurmuş. Bu arada oyun 2 perde ve ara dahil 2 saat 10 dakika. Diğer eksi de Tiyatroya hiç yakıştıramadığım silah patlaması bu oyunda da maalesef bolca var. Daha önce de dediğim gibi, silah oyunda zorunlu olsa bile hiç değilse sesi efekt ile ve düşük tonda yapılmalı. Silah patlaması sahneye hiç ama hiç yakışmıyor !
Oyun sonunda İnanç beyin yaptığı konuşmadan bu oyunun son temsil olduğunu duydum sanırım. Öyle ise çok ama çok yazık ! Bu oyun daha senelerce oynanmalı. Turnelere çıkmalı. Umarım duyduğum doğru değildir. Devamı olursa işinizi gücünüzü bırakıp muhakkak izlemenizi tavsiye ederim.
Bu tek kişilik Ankara Devlet Tiyatrosu oyununu daha önce İstanbul Şehir Tiyatrolarında Naşit Özcan oyunculuğu ve Ergün Işıldar rejisinde izlemiştim. Vasat ile iyi arasında gidip gelen o oyuna göre bir derece daha iyi bir oyun.
İki oyunda birçok açıdan birbirine benzer olsa da bu bir derecelik farkı oyuncu Erdinç Doğan yaratıyor. Oyuna hakimiyeti, sesini kullanış biçimi, farklı karakterleri çok seri ve başarılı bir şekilde oynaması ve tabii enerjisi ile oyunun başarılı olmasında en büyük etken. Sahne arkasındaki perdeye yansıtılan gerçek ve siyah beyaz görüntüler oyuna renklilik kazandırmış. İstanbul, şiir, öykü, edebiyat ve eski yaşam koşulları üzerine birçok güzel kısa öykü anlatılıyor.
Dekor çok iyi ve efektif yapılmış. Farklı sahneler harika bir şekilde tek bir yapıda toplanmış. Ses ve Müzik desteği de başarılı. Sadece 2 perde 1,5 saat süren oyun keşke 1 perde 1 saat olsaymış. Tek kişilik oyunların o insanı belli bir noktadan sonra sıkan durağanlığı olmayabilirmiş.
Şiir, Öykü, Edebiyat ve Sait Faik seven herkesin çok seveceği bu oyunu, TRT-2 Arşiv Youtube kanalında izleyebilirsiniz. Şu an sadece 2 oyun var kanalda. Umarım daha fazla oyun eklenir. Bu sayede ülkedeki binlerce tiyatro sever izleme imkanı olmadığı oyunları izleme fırsatı bulur ! Teşekkürler TRT-2 Yönetimi.
Bu oyunu 2021 yılında izlemiştim. O zamanki yorumumu, bu oyun siteye eklenmediği için, 2014 yılındaki oyunun altına yazmıştım. Tekrar aşağıda iletiyorum:
" Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı, Mustafa Kurt'un yönettiği bu oyun Kültür ve Turizm Bakanlığının bu yıl Covid-19 tedbirleri nedeniyle Ramazan ayı için hazırladığı etkinlikler kapsamında, 17 Nisan 2021 Cumartesi günü TRT 2’den naklen yayınlandı. Ben de izleme fırsatı buldum.
TRT-2'den yayınlanma fikri oldukça güzel ve naif bir düşünce olmasına karşın, keşke yayın saatine biraz daha dikkat edilseymiş ! Saat 19.00 hiç uygun bir saat değil çünkü. İnsanların genelde yemek yediği veya Haber dinlediği bir saat 19.00. Bunun yerine gündüz 15.00 kuşağında veya akşam 21.00 kuşağında yayınlansa daha çok kişi seyredebilirdi diye düşünüyorum. Ayrıca TRT-2'bin bu Pandemi günlerinde buna benzer başka oyunları da yayınlamasını önemle rica ediyoruz.
Oyuna gelecek olursak, Yunus Emre'nin hayatını, şiirlerini, düşüncelerini ve İslam Tasavvufunu anlatan tek kişilik 50 dk. süren vasat bir oyun. İslamiyetin şekilci ve ana fikirden uzak Arap zihniyeti yorumu karşısında, özellikle Anadolu'da yeşeren ve İslamın özünü (Olması gereken) anlatan, şekilcilikten uzak Tasavvufi bakış açısını savunan Yunus Emre'nin hayatı anlatılmakta. Çoğumuzun bildiği o güzel şiirleri ve o şiirlerin nasıl oluştuğu gösterilmekte.
Yukarıda gösterilen kadro oyunun 2014 yılı kadrosu. Bu yıl ki kadroda oyuncu olarak Alpay Ulusoy rol alıyor. Çok başarılı ! Oyuna iyi konsantre olmuş. Dekor ve Işık düzeni muhteşem ! 2014 yılında da bir çok ödül almış zaten ! Özellikle sonsuzluk işareti şekline çevrilen tren rayları görüntüsü çok etkileyici ve zekice ! Arka plandaki yıldızlarla uyumlu olmuş. Ara sahne geçişlerindeki şarkıları ise beğenmedim, gerek yoktu diye düşünüyorum.
Yunus Emre'yi, Hacı Bektaşi Veli'yi, İslam Tasavvufunu seviyorsanız izlemenizi öneririm. Ama nasıl izleyeceksiniz ? Bence bu konuda Devlet Tiyatroları bir girişim yaparak oyunu Youtube kanallarında 1 haftalığına yayına sokmalı. Umarım bu satırları okuyarak gereğini yaparlar. "
Turgenyev’in ünlü romanı “Babalar ve Oğullar” bir türlü okuyamadığım veya tiyatro sahnesinde izleyemediğim bir eserdi. Sahneye konması cesaret isteyen oyunların yapımcısı Tiyatro Pera sayesinde sahnede izleme şansı buldum. Bu anlamda böyle zor bir oyunu sahneledikleri için kendilerine teşekkür ederim ama geçmiş başarılı oyunlarına göre gerçekten oldukça zayıf ve yetersiz kalmış bir oyun olmuş.
Şüphesiz bu zayıflıkta oyuncu seçimlerinin ve amatör oyunculukların büyük rolü var. Başroldeki Murat Göksu ve Amca rolündeki Barış Çakmak hariç diğer tüm oyuncular oldukça yetersizdi. Özellikle genç oyuncular o kadar kötüydü ki, ben yönetmen olsam bu kadro ile sahneye çıkmazdım. 2. Veya 3. Derece rollerde elbette genç oyuncuya şans verilir. Ama 1.derece rollerde bu tip tecrübesiz oyuncuları kullanırsanız başarısızlık kaçınılmaz olur. Bu oyunun Yardımcı rolde en iyi erkek oyuncu ödülü aldığını görünce gerçekten inanamadım ! Tiyatro ödüllerinin ahbap çavuş ilişkisi içinde verildiğinin sağlam bir kanıtı olmuş bu ödül.
Ayrıca Klasik oyunun güncel yorumlaması da bence olmamış. Kostümlerde (Ki bazı yerlerde evde giyilen giysiler söz konusu !), aksesuarlarda (Paten, motosiklet … vb) ve Dekorda (Video görüntü destekli) güncel enstrümanlar kullanılmış. 19.yüzyıl Rusya’sı bir anda 20.yüzyıl ABD’sine dönüşmüş ? Klasik yorumlama taraftarı bir seyirci olarak gördüğüm en kötü güncel uyarlamalardan birisi olmuş bu hali ile. Ayrıca oyunun en iyi giysi tasarımı ödülü aldığını görünce yine bir irkildim !
Oyun halen Youtube Pera Festivalleri kanalında yayında, girip hemen izleyebilirsiniz. Bu tip oyunları Youtube üzerinden tüm tiyatro severlere sundukları için Tiyatro Pera Yönetimine özellikle teşekkür etmek isterim. Yıllardır hem savunduğum ve dile getirdiğim “Dijital Tiyatro” konusunda güzel bir örnek teşkil ediyorlar. Ödenekli olsun özel olsun tüm tiyatro kurumları, sahnelemeyi bitirdikleri tüm oyunları videoya çekip İnternet üzerinden tüm seyircilere açmalı. Hatta bu yayınlardan bir abonelik sistemi ile gelir bile elde edebilirler. Ama bu uygulamayı “Tiyatronet” dışında yapan bir platform yok maalesef. Onlarda sınırlı sayıda oyun yayınlayabiliyorlar. Bu da tabii ilgiyi düşürüyor.
Bu oyunu geçen sezon İstanbul Şehir Tiyatrolarında Ersin Umulu rejisi ile izlemiştim. Dün akşam da Sivas Devlet Tiyatrosunda izleme şansı buldum. Artıları eksileri ile en az geçen sezon ki oyun kadar keyif aldım. Zengin ve hırslı bir Fransız iş adamının kızını evlendirme amacını merkeze koyan, entrikalarla dolu, hemen hemen 5 dakikada bir sürpriz gelişmeler eşliğinde seyirciyi şaşırtan ve güldüren başarılı bir Fransız vodvili.
İlk perde de tempo zaten karmaşık olan konunun anlaşılamaması nedeni ile biraz düşük. Ama 2.perdenin özellikle sonuna doğru ters köşelerin ve sürprizlerin artması ile oyun ilgi çekici bir hal almakta. Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda çok iyi. İnanç Keteci başrolde ve Mösyö Barnier rolünün hakkını vermekte. Kimi zaman repliklerinde hata yapmasına rağmen. Ama beni daha çok etkileyen genç Christian Martin rolünde İsmail Tütüncü, Madam Barnier rolünde Nilhan Nimet Öğütçen (Sesini muhteşem kullanıyor) ve evin şımarık genç kızı rolündeki Merve Kozan oldu. Özellikle Nilhan Öğütçen sahneye her girişinde seyirciye büyük keyif ve enerji verdi.
Dekor sade ve oynandığı dönemi yansıtması bakımından olması gerektiği gibiydi. Ama Şehir Tiyatrolarındaki oyunun dekoru çok daha renkli, efektif ve canlı idi. Işık desteği ve müziklerde o oyunda daha iyiydi. Bu konular bu oyunun bana göre eksileriydi. Artıları arasında ise Kostümler başta geliyor. 1960'lı yılların Fransa'sı tam olarak yansıtılmış. Şehir Tiyatrolarındaki oyunda kostümler dönemin ilerisindeydi.
Sivas Devlet Tiyatrosu çok güzel bir sahneye, oyuncu kadrosuna ve sahne arkası ekibine sahip. Oyunları da bir bölge tiyatrosuna göre yüksek sayıda ve son derece ilginç konulara sahip. Devlet Tiyatroları web sayfasında görebilirsiniz. Yeni Sanat Yönetmeni Sibel Ferlibel hanıma da başarılar diliyorum. Bu oyunlara halkın ilgisini ise yetersiz buldum. Bu oyunlar normalde full çekmeli ve bilet bulmak çok zor olmalı. Hele de 2 Üniversiteye sahip şehrin gençlerinin salonu doldurması gerekli. Bilet fiyatları da komedi derecesinde ucuz. Hal böyleyken gelen seyirci sayısını az buldum. Halkımız maalesef tiyatronun insana verdiği katma değeri görmekten çok uzakta ! Tabii oyunların tanıtımı da önemli. Sosyal medya hesapları çok aktif ve devamlı olarak kullanılmalı. Umarım Sibel hanım bu konuya dikkat eder. Çünkü sosyal medya hesapları güncel değil.
Ara dahil 2 perde 2 saat süren bu oyunu, eğlenmek ve gülmek için muhakkak seyretmelisiniz !
2023 – 2024 Tiyatro sezonunun öncelikle tüm oyuncu, yönetmen, emekçi ve seyirciler için mutlu ve huzurlu geçmesi dileğiyle yeni sezon yorumlarıma başlıyorum. Bir sezona ilk defa ödenekli bir tiyatro yerine özel tiyatro ile başladım. Yılmaz Erdoğan’ın geçmişte çok başarılar kazanmış bu oyunu, maalesef aşağıda yazdığım nedenlerden dolayı vasat düzeyde kalmış bir komedi.
Bir kadın ile bir erkeğin tesadüfü olarak bir partide karşılaşmalarını, birbirlerini tanıyış süreçlerini, ilişkilerinin ilerleyişini ve sonunda evliliğe kadar giden süreçlerini anlatıyor. Günümüz kadın erkek sorunlarını Yılmaz Erdoğan tarzı ve zekası ile anlatan bu komedi, sık sık gülsek te, oyuncular Yılmaz Erdoğan ile Demet Akbağ olmayınca maalesef seyirciyi sarmıyor. Hep bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorsunuz. Bunda tabii oyuncuların etkisi büyük. Sanırım Melisa Varol’un ilk oyunuymuş bu oyun. İlk oyunu olmasına göre başarılı bulsam da, özellikle tiz sesi son derece yetersiz. Bu ses gücünü geliştirmeli. Erkek oyuncumuz tecrübeli Ali Okumuş ise oyun bir an önce bitse de gitsek modunda oynadı nedense.
Bu tip oyunlar turne ile seri şekilde birçok şehirde oynadığından, elbette oyuncular için yorucu olmaktadır. Bunu önlemek yada hiç yapmamak lazım ! Mesela oyun 2 perde 2 saat diye tanıtılırken 1 perde 1,5 saat sürdü. Direkt aklıma oyunda birçok skecin oynanmadığı geldi ? Mesela finali inanılmaz hızlı ve anlamsız oldu. Acaba bazı ara geçişler atlandı mı ? Ayrıca organizasyon ekibini de son derece yorgun ve isteksiz gördüm. Eğer turneler bu şekilde sonuç verecekse gösterime alınan şehir sayısı azaltılmalı. Dekor ve ışık desteği keza yetersizdi. Kostümler ise son derece kötü ve özensizdi. Bazı skeçlerde sahneye uygun giysilerin giyilmediğini –belki de yorgunluktan- hissettim.
Bu oyun şu an turnede ve birçok şehirde gösterime girecek. Programına baktım inanılmaz yoğun ! Elbette bu adette oynanırsa yukarıda yazdığım sıkıntıları o şehirlerde ki her tiyatro seyircisi de fark edecektir. Umarım bu yazdıklarım kendilerine ulaşır da seyircilere keyifli anlar yaşatırlar.
"Var olmanın dayanılmaz hafifliği" sözünden hareketle, tek kişilik tiyatro oyunları için bulduğum bir söz var : " Tek kişilik oyunların dayanılmaz yalnızlığı !" Oyuncu ne kadar başarılı veya konsantre olursa olsun, tek kişilik oyunlarda belirli bir noktadan sonra seyirciler oyundan kopmakta, zevk alamamakta. Çünkü durağanlık engellenemiyor sadece bir oyuncu olunca.
İşte bu akşam izlediğim oyunda aynı bu türde. Oyuncu Güldeniz Türküstün inanılmaz başarılı bir performans sergiledi. Oyuna inanılmaz konsantre idi, adeta Cahide Sonku'nun hayatını bire bir yaşadı. Ama gel gör ki özellikle oyunun ortalarında seyirci durağanlıktan dolayı oyundan kopup gitti ! Tabi bunda oyunun tek perde ve 1 saat 20 dakika olmasının da büyük payı var. (Yukarıda yazan oyun saati bilgisi yanlış)
Dekor oldukça sade. Renk ve ışık desteği güzel. Arka planda sık sık video görüntüler gelmekte. Cahide Sonku'nun hayatındaki önemli kişiler ile diyalogları sergilenmekte. Müzikler mükemmel ötesi ! Zeki Müren ve diğer dönem şarkıları oyuna inanılmaz güzellik katmış. Oyun bittikten sonra da seyirci dağılırken şarkıya devam edilmesi hoştu.
Oyun broşürünün dağıtılması güzeldi ama fiyatını oldukça yüksek buldum. 10 TL nedir ? Bırakın parasını ücretsiz olması gerekir aslında. Ama diyelim ki maliyetine katkı olsun diyorsanız da lütfen biraz mantıklı fiyat belirleyiniz.
Cahide Sonku'yu merak edenlere, Tiyatro ve Sinema dünyasında kadının yerinin nasıl oluştuğunu öğrenmek isteyenlere, bir sanatçının nerelere kadar yükselip nerelere kadar düşebileceğini görmek isteyenlere oyunu tavsiye ederim. Yalnız oyuncu kalitesinin yüksek, oyunun ise vasat düzeyde olduğunu tekrar belirtmek isterim.
Dario Fo oyunları halkçıdır, anti-kapitalisttir komiktir, düşündürücüdür. Çok oyununu izledim. Bu oyununu da başka gruplarda izlemiştim. En son Ankara Sanat Tiyatrosu AST yorumunu izlemiş ve vasat bulmuştum. Ama bugün izlediğim oyun en başarılı ve keyifli oyundu.
Bunda tabii en büyük faktörler şüphesiz Dekor, Işık ve Kostümler. Bir oyun ne kadar kötü olursa olsun bu faktörler nedeni ile seviye atlayabiliyor. Dekor muhteşem olmuş. 1974 İtalya'sında bir işçi evi ve eşyaları o kadar iyi kurgulanmış ki görmeniz lazım. Keza kostümler de tam da o dönemi anlatmakta. Dekorun arkasında asılı bulunan fatura - fiş - makbuzlar da harika dizayn edilmiş.
Oyunculuklar başarılı. Ana roldeki Özlem Akdoğan özellikle başarılı. Ama tek bir oyuncunun 3 - 4 farklı karakteri canlandırmasına oldukça şaşırdım ? Her ne kadar oyunda bile bu durum oyuncular tarafından "Fakir Tiyatroyuz" esprisi ile anlatılmış olsa da bu beni pek tatmin etmedi. Koskoca Eskişehir Şehir Tiyatrolarında bu oyuna nasıl tam oyuncu kadrosu bulunamaz ? Ödenek sıkıntısı mı var ?
Ezilen işçi sınıfının sorunlarını, fakirliğin değişmez sancılarını, politikacıların ve iktidarların her yerde aynı olduğunu komik bir dille anlatan bu oyunu muhakkak seyredin.
İstanbul dışı Tiyatro grupları arasında, Eskişehir Şehir Tiyatrolarından sonra en beğendiğim gruptur Nilüfer Kent Tiyatrosu. Vasat veya kötü bir oyununa çok az denk geldim. Ama vasat tarafında bu kural bugün bozuldu maalesef. Vasat ve anlaşılması çok güç bir oyun çıktı karşıma.
Tabii bu vasatlıkta ekibin veya yönetmenin fazla bir kusuru yok. Çünkü oyunun daha doğrusu kitabın kendisi zaten oldukça zor bir yapıt. Ünlü İngiliz yazar George Orwell’in kült eseri 1984 dünyanın en çok okunan kitapları arasındadır. Ama içeriğini, verdiği mesajları herkes kolaylıkla kavrayamaz. Kendisi de sıkı bir sosyalist olmasına rağmen, başta SSCB Stalin dönemi olmak üzere tüm totaliter ve baskıcı rejimlerin şiddetle karşısında durmuş olan Orwell, kitabını yazarken oldukça karmaşık bir kurgu kullanmıştır. Mesela Liseye giden çocuğuma dönem ödevi olarak verildiğinde, diğer birçok genç gibi benim çocukta kitabı anlayamamış ve zevk alamamıştı. Böylesine zor bir eseri sahneye koymak ise kelimenin tek anlamı ile cesaret işidir. Ki usta Yönetmen Murat Daltaban da bu durumu oyun broşüründe açıkça ifade etmiştir.
Oyun broşürü derken Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosuna en içten tebriklerimi sunuyorum. Çünkü girişte, kapı önünde, salon içinde, salon dışı oturma masa ve koltuklarında yani her yerde oyun broşürü vardı. Hem de en üst kalite ve detaylı bilgi içeren. Son 3 aydır Şehir, son birkaç yıldır da Devlet Tiyatrolarında oyun broşürü göremediğimizden pek de alışık olmadığımız bir durum !
Oyun video görüntüler ve kameralar ile desteklenmiş. Giriş kısmı video görüntüler gereğinden uzun. İlk 1 saat son derece sıkıcı ve anlaşılmaz. Bazı şeyler – kişiler – amaçlar netleşince son yarım saatte oyun biraz hareket kazanıyor, ilgi çekiyor. Tek perde ve 1 saat 35 dk. süren oyun keşke 2 perdeye bölünseymiş. İnanın çok daha iyi olurmuş seyirci ve seyir zevki açısından. İşkence sahneleri biraz sert olmuş. Oyunculuklara diyecek yok. Keza dekor, ışık, kostüm ve müzik desteği de çok iyi. Dekorda portatif, hareketli, uzun beyaz kuleler kullanılmış. Tam ortalarına konulan farklı renkteki ışıklar çok iyi düşünülmüş. Genel olarak bakıldığında bir akıl hastanesinin odasını andıran bir yapısı var dekorun.
Sonuç olarak kolay kolay herkesin anlamasının mümkün olmadığı, ya da zevk almakta zorlanacağı vasat bir oyun. Bu kitabı okumuş ve sevmiş herkes elbette izlemeli. Yalnız bu haftaki turnenin biletleri tükenmiş durumda. Biletleri yoksa gelecek turneyi beklemeliler.
Oyunun orijinal ismi RETRO. Ünlü Rus oyun yazarı Alexander Galin'in SSCB döneminde gişe rekorları kırmış bir oyunu. Yaşlılık, Yalnızlık ve Ebeveyn sorunları üzerine yer yer duygusal, düşündürücü ve hüzünlü sahnelerinde olduğu keyifli bir komedi.
Tabii bu oyunu bizim ülkemizde öne çıkaran en önemli unsur ise şüphesiz efsanevi oyuncu kadrosu ! Tiyatro dünyamızın gelmiş geçmiş en başarılı 2 ismini aynı anda sahnede görmek inanın büyük mucize ve gençler için bir fırsat. Sırf bu yüzden bile bu oyunu seyretmek gerekir. Zihni Göktay ve Hikmet Körmükçü ustalara bir kez daha saygılarımızı ve sevgilerimizi iletiyoruz !
Oyun aslında bu kadro olmasaydı bu kadar iyi olamazmış. Neden derseniz gereksiz uzun ve sıkıcı diyaloglar var. Süresi ara dahil 2 perde 2 saat 10 dakika. Ama perde süreleri eşit değil. İlk perde çok uzun, 1,5 saat sürüyor. Tüm oyun süresi rahat 1 saat 30 dakika sürebilirmiş. Rus yazarlar uzatmayı seviyor :)
Oyun boyunca çok hüzünlü ve düşündürücü sahnelerde var elbette. Özellikle yaşlı izleyiciler sık sık kendilerinden bir şey bulacaklardır. Hemen hemen her evde yaşanmakta olan yaşlı anne - yaşlı baba - hangi evlat bakacak - nerede bakacak gibi sorunlar detaylıca anlatılmış.
Dekor olağanüstü başarılı. Işık desteği ile daha da öne çıkmakta. Ödül alır diye düşünüyorum. Müzikler Rusya'dan ve oyuna tam uyumlu. Kostümleri ise biraz fazla güncel buldum, 1980 SSCB dönemi tam yansıtılamamış gibi geldi bana.
Başta yaşlı izleyicilerimiz olmak üzere, gülmek, eğlenmek, hüzünlenmek ve hayatlarının son demlerini planlamak isteyen herkese oyunu şiddetle öneririm.
Samuel Beckett’in yazdığı “Godot’yu Beklerken” Absürd ve Kara Komedi türünde en ünlü tiyatro oyunlarından birisidir. Felsefik öğelerin ağır bastığı bu oyunu Tiyatro dünyasının emektarları, yönetmenleri, oyuncuları çok severken, çoğu klasik tiyatro seyircisi ise maalesef Felsefeye uzak olduklarından ve verilen mesajlardan bir şey anlamadıklarından bu oyunu sevemez.
Hiç unutmam, bu oyunu yıllar önce yine Şehir Tiyatrolarında G.O.Paşa sahnesinde izlemiştik. Yanımdaki arkadaş, ki tiyatroyu çok sever, hayatında yarısında çıktığım tek oyundu demişti. Ben ikinci perdeyi de izlemiştim. Ama maalesef değişen bir şey olmamış ve oyundan zevk alamamıştım. Bu tip distopik veya ütopik oyunların seyirci tarafında bir karşılığı yok maalesef.
Yugoslav yazar Bulatoviç’in “Godot Geldi” oyunu ise o ünlü oyunun devamı niteliğinde kurgulanmış. Godot gelseydi devamında ne olurdu ? sorusuna yanıt aranmış. Ana oyun kadar sıkıcı ve anlaşılmaz olmasa da yine felsefik öğelerin ağır bastığı vasat bir oyun. Seyirci zevk alamıyor sonuçta. Günümüz siyasi yapısına ve ekonomik şartlarına sık sık yapılan göndermeler oyunu kurtaramıyor.
Oyuncu seçimleri sıkıntılı. Şüphesiz oyunun en anlamsız ve olmayan yönü 2 ana karakterden birisi olan “Vladimir” rolüne bir kadın sanatçının seçilmesi olmuş. Neden böyle bir şey yapılmış anlamak çok güç ! Hiç ama hiç olmamış. Meriç Benlioğlu’nun erkeğe benzemek için yaptığı mimik ve hareketler o kadar antipatik ve yapay ki ! Şehir tiyatroları kadrosunda bu oyunu oynayabilecek çok arkadaş var. Diğer oyunculuklar içinde ise şüphesiz Godot rolünde Can Başak son derece başarılı. Özellikle ses hakimiyeti mükemmel.
Dekor ve Kostümler mükemmel. Zaten oyuna verdiğim puanın büyük kısmını bu bölümler kapsıyor. Vladimir ile Estragon’un kostümleri olağanüstü başarılı. Bataklık ve ıssız kimsesiz bölge, telgraf telefon direkleri ile çok iyi resmedilmiş. Keza makyajlarda yine başarılı.
Felsefeyi seviyorsanız veya absürd distopik oyun izlemeyi seviyorsanız bu oyunu elbette kaçırmayın, izleyin. Ama bu konulara yabancı iseniz kesinlikle oyunu izlemenize gerek yok, sizin için vakit kaybı olur.
Ukraynalı Çağdaş Oyun yazarı Neda Nejdana’nın yazdığı kara komedi tarzındaki oyun, aslında çok ilgi çekici bir konuya sahip. Keza dekor, ışık, müzik desteği ve oyunun geçtiği yer itibarı ile oldukça da gizemli bir şekilde oyun başlıyor. Ama süre geçtikçe bu artı faktörler etkisini kaybediyor, konu bir türlü netleşmiyor, monoton bir hal alan oyun gerçekten çok hızlı ve bir o kadar saçma finali ile anlamsız bir şekilde son buluyor. Seyirci ters köşe yapılmak istenirken oldukça mantıksız bir son ile oyun bitiyor. Ayrıca açıkta kalan ve sonuca bağlanmayan birçok konuda oyunun diğer eksi yönü.
Oyunculuklar da oyuncu seçimleri de güzel. Erkek oyuncu Erşan Utku Ölmez’i, rol itibarı ile olması gerekenden daha fazla pozitif bir yapıda gördüm. Hüzünlü sahnelerde bile gülümsemesi bence olmamış. Dişi kedi rolündeki Handan Ölçener’i ise bayağı başarılı buldum, umut vadediyor. Gerek dekor gerek aksesuarlar (özellikle Dolunay’ın konumu) gerekse de ışık – renk desteği muhteşem. Devlet Tiyatroları web sayfasındaki detaylı oyun fotoğraflarından bu durumu sizlerde görebilirsiniz. Kendinizi gerçekten de bir binanın çatısında hissediyorsunuz. Mutfak ekibini tebrik ederim.
Bu arada hoş bir gelişmeden bahsedeyim. Yıllardır bu sayfalarda şikayet ettiğim OYUN BROŞÜRÜ verilmemesi olayına sonunda çare bulunmuş ! Oyun öncesi oyun broşürü dağıtıldı. Umarım tek seferlik veya sadece bu oyun için değildir. Genele yayılması tek dileğimiz.
1 Perde ve 1 saat 20 dakika süren bu oyun, ilgi çekici argümanları üzerinde barındırmasına rağmen, hızlı ve mantıksız finali ile vasatı aşamıyor. Ama yine de sıra dışı bir yapıya sahip olduğu için herkesin gidip izlemesini öneririm.
İlk defa tiyatro hayatımda bir oyunun yarısında bu kadar çok seyircinin çıkıp gittiğini gördüm ! O ünlü ve nostaljik Kadıköy Süreyya Opera Sahnesinin koltukları ilk perde bitiminde yüzde otuz hatta yüzde kırk boşaldı ! Çünkü karşımızda bir müzikal tiyatro değil de çalgılı çengili aşırı gürültülü bir sokak arası düğün vardı sanki ! Maalesef rezalet bir yapım.
Bir Müzikal tiyatro da şarkı – dans – metin döngüsünü çok iyi ayarlamak lazım. Metinler arası elbette dans ve şarkı olacak ama bu oyunda dans ve şarkı arası metinler vardı ! Oyuncular 3 - 4 cümle etmeden tekrar başlayan şarkılar ve danslar seyirciyi illet etti. Çoğu da ilk perde bitiminde söylene söylene gitti zaten.
Oyunculuklar ve Oyuncu seçimleri de oyun kadar kötü yine. Özellikle Pedro ve Konsolos (Murat Yatman) rolündeki oyuncular çok antipatikti. Son derece kalabalık bir kadro var, çoğu işlevsiz. Sadece dans amaçlı sahnedeler. Klişe espriler (LGBT içerikli) hiç güldürmüyor. Müzikler ve şarkılar keza başarısız. İyi olan şeyler ise sadece Dekor ve Kostümlerdi. Büyük emek sarf edilmiş belli. Vermiş olduğum puanda sadece bu unsurlar yüzünden zaten.
“Keşanlı Ali Destanı” veya yakın zamanda oynanmış olan “Cibali Karakolu” gibi efsane müzikalleri seyretmiş iseniz bu müzikalimsi oyunu kesinlikle tavsiye etmiyorum. Sakın gitmeyin vaktinize yazık. Müzikalden soğursunuz !
Tam 2 kez bilet aldığım halde çeşitli nedenlerden dolayı gidemediğim bu oyunu sonunda dün G.O.Paşa sahnesinde izleme şansı buldum. Son derece komik, zevkli, sürükleyici ve oyuncu performanslarının ileri düzeyde olduğu bir İngiliz komedisi.
"Karmakarışık" adlı başarı ile hala sahnelenen oyuna son derece benzer bir yapıda. Seri şekilde gelişen istemsiz yalanların ve para hırsının insanı ne hallere düşürdüğünün ispatı yapılmakta. Ara dahil 2 perde ve 2 saat 15. dk süren oyunda hemen hemen her an gülüyorsunuz. Ama aşağıdaki tespitlere ben de katılıyorum, kesinlikle bir aile komedisi değil, artı 18'lik bir oyun. Bu durum tanıtım ve satışlarda muhakkak belirtilmeli.
Oyunculuklarda oyuncu seçimleri de mükemmel. Bu kadar birbirini iyi tamamlayan bir ekip izlememiştim. Sonra nedenini oyun broşürünü okuyunca anladım. Bu oyun 2016 Genç Günlerde aynı ekiple sahnelenmiş zaten. Oyuncular sık sık metin dışına çıkarak güncel ve siyasi espriler yapmakta, iyi sabitlenmemiş dekoru eleştirmekte, yapılan esprilere kendileri de gülmekte ! Hele de oyun esnasında telefonu çalan sorumsuz ve saygısız seyirciye dönüp söyledikleri eleştiriyi tüm salon ben dahil alkışladı ! Bu eleştiriyi yapan da zaten oyunun başrol oyuncusu ve yıldızı Can Tarakçı idi. Rolünü keyifle sergilemek gerçekten bir başka usta oyuncular için.
Dekor sade ve dönem İngiltere'si iyi yansıtılmış. Kostümler bence olmamış, fazla güncel, dönem yeterince yansıtılamamış. Işık ve Müzikler ise çok güzeldi. Bu arada G.O.Paşa sahnesine tam 22 yıl önce gitmiştim en son. Yeni koltuk yapısı hiç ama hiç olmamış. Eski düzen sahneyi görme bakımından çok daha iyiydi. Koltuklar fazla aşağıda. Görüş açısı yeterli olmuyor.
Fazla düşünmek istemiyorsanız, şu bunaltıcı gündemde biraz rahatlamak istiyorsanız ve sadece bol bol gülmeye ihtiyacınız var ise bu oyunu muhakkak seyredin.
1980 Darbesi gerek tiyatro gerekse de sinema sektöründe çok ihmal edildi. Tüm toplumu derinden sarsan ve etkileyen bu olayın çok daha fazla oyunu ve filmi yapılmalıydı. Sanırım darbe sonrası yaşanan korku dönemi her yazarı ve sanatçıyı da üretim konusunda etkilemiş olmalı. Bu üretimsizlik yeni nesillerin o dönemi bilememesine ve yaşanılan korkunç acıları anlayamamasına neden oldu.
İşte bu yüzden o dönemi anlatan her oyun ya da film benim için altın değerindedir. Ne olursa olsun izlemeye çalışırım. Eskişehir Şehir Tiyatrolarının D-21 oyununu İstanbul turnesinde dün akşam izleme şansı buldum. İyi ki de izlemişim, mükemmel bir yapım !
Arkadaş Eskişehir Şehir Tiyatrolarından hiç mi kötü oyun ya da vasat oyun çıkmayacak :) Tüm oyunları mı mükemmel olur :) Can-ı gönülden tebrik ediyorum tüm Eskişehir Şehir Tiyatroları ekibini. Bugüne kadar hiçbir kötü veya vasat oyunlarını görmedim !
Oyun bir koğuştaki 8 mahkumun (Geneli siyasi suçlu) sevgi, vefa, dayanışma ve dostluk dolu ilişkilerini anlatıyor. Her birini ayrı bir hikayesi var. Baş rolde elbette Mehmet Hoca var. 9 yaşındaki kızına yazdığı mektuplar oyunun temelini oluşturuyor. Oyun 11 ayrı bölüm şeklinde sunulmuş. İlk giriş kısmı ve yine ilk 3 - 4 bölüm biraz sıkıcı. Ama oyun ortalarından itibaren seyirciyi kapsıyor ve son derece etkileyici final bölümleri ile sona eriyor. Özellikle son sahnelerde gözyaşınızı tutmanız oldukça güç.
Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda son derece başarılı. Mehmet Hoca rolünde Sermet Yeşil oyunun lokomotifi. Ama şüphesiz oyunun yıldızı oyun süresi boyunca (1 perde 1,5 saat) seyirciyi devamlı güldüren tipik Türk vatandaşı Salih karakteri ! Olaylara yorumları ve saptamaları efsane düzeyde iyi :)
Dekor son derece uygun, tam bir hapishane koğuşu resmedilmiş. Işık ve kostümler başarılı. Müzik derseniz ayrıca güzel. Özellikle oyunun başındaki “Şu Metrisin Önü” şarkısı o dönemi yaşayan ben gibilerin içini çok acıttı !
1980 dönemini merak eden, yaşayan, etkisinde kalan veya yeniden değerlendirmek isteyen herkese oyunu şiddetle tavsiye ederim. Şunu da belirteyim, gerek İstanbul Devlet Tiyatroları gerekse de İstanbul Şehir Tiyatroları bu oyunu muhakkak turne şeklinde tekrar İstanbul’a getirmeli. Çünkü oyun çok daha fazla seyirciye ulaşmaya değer yapıda.
Shakespeare ve Çehov'dan sonra sahnelere en çok aktarılan oyun yazarıdır Ibsen. Ben de ilk 2 yazara göre çok daha fazla severim Ibsen'i. Birçok oyununu izledim. "Bir Halk Düşmanı" adlı oyununu ise seyretme imkanı bulamamıştım bugüne kadar. Bugün Harbiye sahnesinde izledim. Gereksiz uzun olmasına ve eksiklerine rağmen özellikle 2.yarısındaki sürükleyiciliği ile oyunu başarılı buldum.
Yönetmen Orhan Alkaya sevdiğim bir yönetmendir. Sadece "Ayaktakımı Arasında" oyununu başarılı bulmamıştım. Diğer tüm oyunlarını çok sevdim. Bugün de iyi bir iş çıkarmış. Ama keşke aşağıda yazdığım olumsuz yönleri olmasa çok daha iyi bir oyun ortaya konabilirmiş.
Aşağıda birçok izleyicinin de tespit ettiği gibi, sahne geçişlerindeki canlı piyano ve yönetmenin yazdığı şiirden yapılma şarkılar hiç ama hiç olmamış ! Oyun zaten aşırı uzun (Ara dahil tam 3 saat !), bu şarkılar süreyi daha da uzatmış. (Özellikle 20.30 seansları için dönüş planınızı bu bilgiye göre yapın) İlk perde de çok gereksiz diyaloglar ve uzatmalar var. Rahat 2,5 saate indirgenebilirmiş.
İkinci olmayan şey ise şüphesiz başarısız dekor ve kostümler. Dekor oldukça özensiz ve basit. Kostümler güncel kıyafetlerden yapılmış. Halbuki oyun 1890 Norveç döneminde geçiyor. Neden güncel yaşam dekorları ve giysileri seçilmiş anlayamadım. O dönemde yaşananlar halen geçerliliğini koruyor demek istemiş olabilir yönetmen. Ama bu şekilde oyun inandırıcı olmaktan çok uzaklaşmış.
Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar yerinde. Özellikle ana roldeki Mert Tanık çok başarılı. Bir eli komple bandajlı şekilde sahne aldı. Bu fedakarlığı için kendisine bir seyirci olarak teşekkürlerimi sunarım. Muhsin Ertuğrul'un yolunu takip ettiği için. Keza yılların eskitemediği Müge Akyamaç'ı da sahnede görmek ve izlemek çok keyifliydi.
Şehir Tiyatrolarında bu sene başından beri devam eden Oyun Broşürü sıkıntısı hala devam ediyor. Özellikle yeni oyunlarda hala broşür yok ! Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül hanımın tekrar dikkatine sunuyorum. Lütfen bu sorunu acilen çözünüz.
Kapitalizm ve Liberalizmi yerden yere vuran, dürüstlüğün ve ahlakın önemini vurgulayan (Kaybetseniz bile !) bu oyunu, vermiş olduğu güncel mesajlar açısından da çok sevdim. Seyretmenizi öneririm.
Zengin ve hırslı tipik bir Fransız iş adamının kızını evlendirme amacını merkeze koyan, entrikalarla dolu, hemen hemen 5 dakikada bir sürpriz gelişmeler eşliğinde seyirciyi şaşırtan ve güldüren başarılı bir Fransız vodvili. Halen İstanbul Devlet Tiyatrosunda oynamakta olan "KARMAKARIŞIK" oyununa oldukça benzeyen bir yapı ve gidişata sahip olan oyun, tabii o oyun kadar da başarılı ve komik değil maalesef.
Özellikle ilk perde de tempo düşük. Gereksiz diyaloglar mevcut. Ama 2.perdenin özellikle sonuna doğru ters köşelerin ve sürprizlerin artması ile oyun oldukça ilgi çekici bir hal almakta. Oyuna neden "Oscar" ismi verilmiş anlayamadım. "Çanta" daha uygun bir isim olurmuş. Bazı tiyatro gruplarında da "Eyvah Yine Karıştı" ismi ile halen oynanmakta. 1985 - 86 sezonunda da "Döne Döne" adı ile oynanmış. Feridun Karakaya başroldeymiş. Onun anısına sahnede bir portresinin asılması çok güzel, vefalı ve anlamlı olmuş.
Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda çok iyi. Ustalardan Cem Karakaya başrolde ve Mösyö Barnier rolünün hakkını vermekte. Ama beni daha çok etkileyen genç oyuncu Çağrı Büyüksayar oldu ! "Gül'e Ağıt" oyununda da dikkatimi çeken bu oyuncu, uyanık Muhasebeci Christian rolünde inanılmaz başarılı. Tebrik ederim.
Dekor sade ama kullanılan renkler çok canlı ve pozitif bir sahne yaratmış. Işık desteği ve müzikler yerinde. Kostümleri ise döneme göre çok modern yani yanlış buldum. 1960'lı yılların Fransa'sı yansıtılamamış. Günümüzde geçiyor gibi giysiler seçilmiş.
Son 3 oyundur Şehir Tiyatrolarında hiç alışık olmadığımız bir durumla karşı karşıyayız. Oyun Broşürü yok ! Yeni oyun diye yetişmediği söylendi. Ama bu bir mazeret olamaz ! Büyük bir eksiklik. Şehir Tiyatroları yönetimi bu sorunu acil gidermeli.
Ara dahil 2 perde 2 saat süren bu oyunu, geçirmekte olduğumuz şu kötü günlerde biraz olsun kafa dağıtmak ve gülmek için seyretmelisiniz !
Bir oyunu Prömiyerinde izlemek son derece zevkli, farklı ve ayrıcalıklıdır. Oyunda emeği geçen herkesi tek tek görürsünüz. Oyuncu ve Yönetmenin duygularını, görüşlerini dinlersiniz. Oyunun nasıl oluştuğunun perde arkasını öğrenirsiniz. İşte dün akşamda "Uçurtmanın Kuyruğu" isimli oyunu Prömiyerinde izleme imkanı buldum.
Başta Yönetmen Barış Dinçel'in (ki ünlü yazar ve tiyatro duayeni Savaş Dinçel'in oğludur) duygusal konuşması olmak üzere oyunda emeği geçen herkesi görme fırsat buldum. Ayrıca izleyici olarak ta birçok yönetmen ve oyuncuyu görmek keyifliydi.
Oyuna gelecek olursak, Savaş Dinçel'in ödül de kazanmış ünlü bir oyunu. Hayatı boyunca disiplinli bir babanın etkisinde kalmış, bu yüzden hayatını hiç yaşayamamış ve intihar etmek üzere olan bir adamın duygusal hesaplaşması anlatılıyor. Tam intihar edecekken gizemli bir misafir kapısında beliriyor. Ve aralarında geçmiş yılların muhasebesi yapılmaya başlıyor. Sonu biraz fantastik, biraz ucu açık ve hayali bitse de oyun boyunca büyük keyif alıyorsunuz. Usta işi bir oyun var karşımızda, tebrikler !
Oyunculuklarda oyuncu seçimleri de mükemmel. Gün Koper ve Şehir Tiyatrolarına yeni dahil olan Ali Yoğurtçuoğlu çok iyiler. Rollerine inanılmaz uyum göstermişler. Fiziksel yapıları da rollerine çok uyumlu. Dekoru aynı zamanda oyunun yönetmeni (Ki asıl uzmanlık alanı dekor tasarımıdır) yapmış. Yıkılmayı andırır eğik açılı daire duvarları ve giriş kapısı oyuna müthiş bir derinlik kazandırmış. Sıra dışı bir tasarım. Ayrıca oyunun konusuna da çok uyumlu olmuş. Müzik, ışık, kostümler yine her zamanki gibi vasatın üstünde.
Oyunun bana göre 3 eksiği var. Birincisi oyuncuların üstlerinin değişimi seyirci önünde değil de arka planda yapılabilirmiş. İkinci eksik finali. Finali biraz daha net biraz daha açıklanabilir yapıda olabilirmiş. Son olarak ta oyun broşürlerinin Prömiyere yetişmemiş olmasını büyük bir eksiklik olarak görmekteyim.
Sorunlu Baba oğul ilişkileri üzerine (Baba - Kız olarak ta düşünülebilir) keyifli, yer yer komik, yer yer hüzünlü, problemleri düzeltmek adına bolca mesajlar içeren ödüllü bir oyun izlemek istiyorsanız bu oyunu kaçırmayınız.
Tartuffe'yi daha önce birkaç kez değişik sahne ve rejilerde izleme imkanım oldu. En son Tiyatro Mamart rejisinde izlemiştim, değişik ve başarılı bir yorumlama idi. Büyük yazar Moliere'in en başarılı oyunlarından birisi. Bugün de Hayal-i Temsil oyunundaki muhteşem yönetmenliği aklımdan hala çıkmayan Yiğit Sertdemir'in yorumunu izledim ki bu yorumda başarılı.
Yer yer gereksiz uzun diyaloglar ve şarkılara sahip olsa da oyunun geneli izleyene zevk veriyor, güldürüyor. Oyunu yerden yere vuranlara katılmadığım gibi muhteşem diyenlere de katılamıyorum. Eksileri artıları var.
Eksilerden başlarsak, bir kere müzikler gereğinden fazla yer almış ve üstelik çoğu söz anlaşılamıyor bile ! Bu sorunu devam edecek oyunlarda muhakkak çözmek lazım. Bazı oyuncular eğreti durmakta. Bazı diyaloglar gereksiz. Süresi 2 perde ve ara dahil 2 saat 30 dakika. Bu gereksiz şarkı ve diyaloglar azaltılsa süre 2 saate rahat iner ve çok ta güzel olur !
Artıları da elbette oldukça fazla. Bir kere gerek mutfak tarafı gerek sahne ekibi muazzam ! Hepsi usta isimler ! Dekor, ışık, kostümler mükemmel. Makyaj olağanüstü başarılı. 1600'lü yılların Fransa'sı aynen resmedilmiş. Oyunculuklar keza öyle. Özellikle en beğendiğim kadın oyunculardan Yeşim Koçak hizmetçi rolünde oldukça başarılı. "Melek" ve "Nora - Bir Bebek Evi" oyunlarındaki performansını aynen devam ettirmiş.
Bu arada oyun dışı güzel bir haber vermek isterim. Ümraniye Sahnesi İstanbul seyircisinin ulaşımda en zorlandığı sahneydi. Ümraniye trafiği nedeni ile birçok seyirci oyun kaçırmıştır. Ama artık bu ulaşım sorunu bitmiş ! 2 yeni açılan metro hattı ile (Bostancı - Dudullu ve Çekmeköy - Üsküdar) bu sahneye çok rahat ve zamanında gelebilirsiniz.
Gülmek, eğlenmek, düşünmek, karşılaştırma yapmak, klasik oyun seyretmek isteyen herkese bu oyunu önermekteyim.
Tüm ülkemizi ve halkımızı derin acılara boğan, hatta etkilerini üzerimizden hala atamadığımız dehşet verici Deprem felaketinden sonra, normalleşme adına ilk kez bir oyun seyretme imkanı bulabildim. Bu bağlamda acıların bir an önce yok olmasını istemekten ve oradaki insanlara devamlı maddi yardım yapmaktan başka bir şey elden gelmiyor maalesef. Ülkemizin başı sağ olsun !
Çehov, Tiyatro Dünyası ana unsurlarının, yönetmenlerinin, oyuncularının, hocalarının, öğrencilerinin vazgeçemediği ve çok sevdiği bir yazardır. Bu aşırı sevginin teknik veya sanatsal irdelemesine girmeyeceğim, bilenler biliyor zaten. Ama seyirci tarafında ise tam tersidir, çoğu seyirci Çehov oyunlarından zevk almaz, sıkılır. Aynen bu oyunda olduğu gibi !
Çünkü Çehov oyunlarında aksiyon, gerilim, heyecan yoktur. Düşünceler, fikirler, hayata dair tespitler yada halkın yaşadığı sıkıntılar uzun cümleler ile monoton bir dille anlatılır. Bu da tabi özellikle Türk Tiyatro seyircisine sıkıcı gelmektedir. Aşağıdaki bazı yorumcular oyunun düşük puanına şaşırmış. Ama tam da yazdığım sebeplerden dolayı bu seyirci puanı doğrudur, hatta beklediğimden yüksektir !
Oyun daha önce izlediğim "Kuğunun Şarkısı" oyunlarına göre daha görsel şekilde yorumlanmış. Belki de ilgiyi artırmak için. Ama özellikle birçok ünlü tiyatro oyunundan sahneler içerdiğinden, bu oyunlar hakkında bilgisi olmayan yada seyretmiş olsa da hatırlayamayan seyirciler için bu sahneler hiç bir anlam ifade etmiyor ! Çoğu kişi kişi boş boş sahneye bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyor.
Oyuncu kadrosu da oyunculuklarda çok iyi, ustalar sahnede. Sadece Yönetmen Bora Seçkin'in rolünü oldukça pasif buldum. Dekor, Kostüm, Müzik ve Işık desteği ise her zaman Şehir Tiyatrolarında olduğu gibi yine başarılı ve emek sarf edilerek yapılmış. Emekçileri tebrik ederim.
Bu oyunu sadece Çehov seven Tiyatro dünyası unsurlarına tavsiye edebilirim. Normal bir seyirci iseniz sakın gitmeyin, her Çehov oyunundaki gibi yine sıkılacaksınız.
Oyun İncelemesine başlamadan önce, İstanbul Şehir Tiyatrolarında ayyuka çıkan bir sıkıntıyı dile getirmek istiyorum: OYUN İPTALLERİ ! Evet, neredeyse artık her hafta 1 oyun iptal ediliyor ! En son bu hafta da KOMİK PARA adlı oyun iptal edildi. Bu iptal bu seneki kaçıncı iptal oyun, gerçekten bıktık ! Yedek oyuncu ve Yedek ekip uygulaması bu sene yapılmıyor mu ? Her oyuncunun bir yedeği yok mu ? Güç bela bilet buluyoruz, tüm planlarımızı oyuna göre yapıyoruz. Sonra birden oyun iptal oldu mesajı geliyor. Seyirci aşırı derecede rahatsız. Sosyal medya da bu durumu görebilirsiniz. Lütfen artık bu iptalleri engelleyin. Yıllardır tiyatroya gidiyoruz, eskiden böyle bir iptal kırk yılda bir olurdu. Genel Yönetmen Ayşegül İşsever hanımın ve Şehir Tiyatroları yönetiminin bu sorunu acil çözmesini bekliyoruz. Büyük Usta Muhsin Ertuğrul’un dediği gibi “Perde asla kapanmaz !”. Bu önemli tiyatro geleneğini bozmayın lütfen.
Konu Oyun İptallerinden açılmışken, aynı şehir ve aynı şartlarda hizmet veren İstanbul Devlet Tiyatroları yönetimini de, çok nadir Oyun iptali yaptıkları için gerçekten tebrik ediyorum. Şehir Tiyatroları yönetimine de örnek olmasını diliyorum.
Fakat Devlet Tiyatrolarında da başka büyük bir sıkıntı ve rezalet var: PROTOKOL UYGULAMASI. Özellikle numarasız bilet satılan küçük salonlarda en ön sıra PROTOKOLE ayrılmış oluyor. Normal seyircinin oturmasına izin verilmiyor. Bugün de Garibaldi Sahnesinde yine tartışma çıktı. Bu koltuklara İktidar partisinin tanıdıkları, eşleri veya Devlet Tiyatroları çalışanlarının, oyuncularının tanıdıkları, eşleri oturtuluyor. Tek kelime ile AYIP ! HAKSIZLIK ! HAK YEMEK ! Hepinizi şiddetle KINIYORUM ! Siz kimin koltuğunu kime vermiyorsunuz ? O koltuklar Devletin ! Devlette bu halkındır ! PROTOKOL uygulaması sadece oyunun ilk sahneye çıktığı Prömiyer gecesi yapılır. Onun dışında da sadece çok önemli bir kişi oyunu seyredecekse özel davetiye verilir. (Ki elbette o koltuk satılmamışsa verilir) Bu nedenle Garibaldi Sahnesi Yönetimine, İstanbul Devlet Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne sesleniyorum: LÜTFEN PROTOKOL UYGULAMASINI KALDIRINIZ ! Bu konunun takipçisi olacağız.
Ayrıca PROTOKOLE gösterdiğiniz hassasiyetin onda birini OYUN BROŞÜRÜ hazırlamaya gösterseydiniz (Ki asıl görevinizde budur !) çok iyi olurdu. Aylardır gittiğim hiç bir oyunda Oyun Broşürü dağıtılmıyor. Gerçekten acınası bir durum.
Oyuna gelecek olursak, Kosova’da geçen bir Gelin – Kaynana ilişkisi aslında. Web sitesindeki tanıtımda sanki Balkanlarda yaşanan savaşın etkileri anlatılıyor gibi dursa da, oyun bir Gelin ile onun soğuk ve gaddar Kaynanası arasındaki sorunları ve çıkmazları anlatıyor. Oyunun ilerleyen bölümünde de Kadınların Balkan Coğrafyasındaki yaşadıkları sıkıntılar ve reva görülen uygulamalar (Çocuk Gelin gibi) eleştiriliyor. Fakat oyun asla tempoyu ve seyirci ilgisini yakalamayan vasat bir oyun. Özellikle ilk yarım saat son derece ilgisiz ve gereksiz olmuş. Oyun 1 perde, 1 saat 15 dakika sürmekte.
Oyunculuklar ve Oyuncu seçimleri yerinde. Özellikle Geç kız rolündeki sanatçıyı biraz küçük yaşlı seçmişler diye düşünüyordum ki oyunun devamında neden öyle olduğunu anlıyorsunuz. Dekor muhteşem. Behlüldane TOR ustanın bir eseri olduğu hemen anlaşılıyor. Işık ve Müzik desteği de çok güzel. Kostümler son derece inandırıcı ve coğrafyayı yansıtmakta. Zaten bu argümanlar oyunu kötü olmaktan kurtarıp vasat seviyeye çıkarmış.
Kadın sorunlarına değinen, ülkemizde de şiddetle yaşanmakta olan Gelin – Kaynana ilişkilerini irdeleyen bu oyunu sadece çok vaktiniz var ise izlemenizi öneririm.
Yazıma öncelikle GARİBALDİ SAHNESİ ile başlamak istiyorum. Sayın İstanbul Devlet Tiyatrosu Yönetimi, bu salonu seçerken hiç mi düşünmediniz ? Hiç mi teknik şartlarını incelemediniz ? O kadar çok eksiği var ki saymakla bitmez. Şantiyenin içinde, korku tünelini andırır bir giriş yoluna sahip, İstikal caddesinin tüm seslerinin salona ulaştığı, asansörü olmayan, internetin giriş katında çekmediği (Online biletimi çok zor gösterebildim), 2 kat merdivenle çıkılan (Hiç mi engellileri, yaşlıları ya da dizinden sakat seyircileri düşünmediniz !), detaylı dekor kurmanın mümkün olmadığı bir sahne ! Gerçekten çok mu aradınız ? Acilen bu salonu gelecek sezondan itibaren salon listenizden çıkarınız.
Oyuna gelecek olursak, İngiltere’de geçen, 2 siyahi yazarın ortaklaşa yazdığı ve temelde 2 ana probleme (Irkçılık ve sorunlu Baba - Oğul ilişkileri) değinen tek kişilik bir oyun. Kadroda 2 oyuncu olduğuna bakmayın, ilk oyuncu sadece 2-3 dakika konuşup oyun boyunca seyirci bölümünde oturuyor. (Bununla ne mesaj verilme istendiğini de çözemedim inanın !) İlgi çekici ve sürükleyici bir metine sahip olsa da, tek kişilik oyunların dezavantajları ile vasat bir oyun şekline dönüşüyor.
Tek kişilik oyun demişken, daha önce de yazmıştım, artık tek kişilik oyunları repertuara almayın lütfen. Seyirci istemiyor. Sıkılıyor. Oyuncu çok zorlanıyor. Olacaksa bile oyunun süresi en fazla 40 ya da 45 dk. Olmalı. En sürükleyici metinlerde bile 40 dakika sonrası ilgi dağılıyor.
Oyuncu Cem Zeynel Kılıç mükemmel bir performans sergilemiş. Oyuna hakimiyeti, çok uzun bir metnin ezberi, mimikleri, diğer hayali karakterleri canlandırması ile dört dörtlüktü. Ama işte yukarıda saydığım gerekçeler çerçevesinde oyunu vasat bir oyun olmaktan kurtaramıyor bu meziyetleri. Dekor, müzik, ışık sıfır düzeyde. Ama zaten GARİBALDİ SAHNESİNDE bu saydığım unsurların iyi olmasının imkanı yok ! Teknik olarak mümkün değil bir kere.
Bu oyunu izlerken aklıma hep şu geldi: “Neden yerli bir yazardan yerli bir konu repertuarda olmaz ? “ Mesela yerli bir yazardan 1980 darbesi, öncesi veya sonrası yaşanan acıları anlatan bir oyunu sahnelerde görmeyi her zaman tercih ederim. İngiltere’de yaşanan ırkçılık sorunu mu daha önemli yoksa bu ülkede yaşanan sorunlar mı ? Oyunları seçenler bu konuyu bir düşünsünler lütfen !
Sorunlu Baba – Oğlu ilişkisi yaşayanlara veya yaşamışlara veya yaşaması olası kişilere öneriyorum bu oyunu sadece. Ders alacakları birçok konu olacak. Belki ilişkileri bile düzelecek. Ama onun dışındaki kitleler için vasat düzeyde kalmış ve ilgi çekmeyecek bir oyun.
Aşağıda oyuna 9 - 10 puan verenleri (Hatta bazısı 100 - 1.000.000 bandına filan çıkmış :) ) ve inanılmaz övgüleri görünce doğrusu yorum yapmakta çekinmedim desem yalan olur ! Çünkü oyun hakkındaki düşüncelerim onları çok ama çok rahatsız edecek. Ama benimle aynı düşünceye sahip yorumları okuyunca da rahatladım biraz, tiyatro anlayışımdan şüphe duyacaktım yoksa ! Bence son derece yavan ve vasat kalmış başarısız bir tiyatro denemesi ...
Tiyatro denemesi dedim çünkü oyun tiyatrodan daha çok, müzikli danslı bir belgesel gösteri tarzında sahneye konmuş. Oyun boyunca susmayan, repliklerde bile devrede olan arka plan fon müziği oyunu batırdığı gibi, tiyatrodan alıp sinemaya evirmiş. Hiç değilse repliklerde müzik kesilmiş olmalıydı. Eğer oyunu tiyatral açıdan değil de "Anadolu Ateşi" vari bir danslı gösteri sınıfında değerlendirirsek elbette o zaman sahneye konana başarılıdır diyebiliriz.
Victor Hugo'nun bu ünlü romanının okumayan izleyiciler için oyunu anlamaları oldukça zor. Hele de zamanda yapılan ileri - geri atlamalar bu anlayışı daha da zora sokmuş. Sefiller romanının ana fikri oyunun hiçbir anında izleyiciye yansıtılamamış !
Dekor dersen sıfır ! Böyle bir oyunu sıfır dekorsuz kurgulamak ne kadar doğrudur ? Sahnenin durumunda göre devreye sokulan tekerlekli portatif dekorlar o kadar basit ve özensiz ki bazıları lise serenomisi seviyesinde. Kostümler ise dönemi yansıtmış, başarılı. Işık düzeni de yeterli. Oyun ara dahil 2 saat 40 dakika sürmekte.
Oyunculukları ve oyuncu seçimlerini beğendim. İlk defa izlediğim Durukan Ordu oldukça başarılı. Özellikle sesi çok etkileyici, böyle tok ve hükmeden bir sesi yıllardır sahnelerde görmemiştim. Ama bana göre en başarılı oyuncu, bazı sahnelerinde abartıya kaçsa da, Polis Müfettişi rolündeki Caner Gezener oldu.
GELELİM ÇOK ÖNEMLİ BİR SEYİRCİ PROBLEMİNE ! Tiyatro seyirci kalitesi ve seviyesi o kadar düştü ki, Cep telefonları ile yapılan GÖRGÜSÜZLÜKLER artık oyunları izlenemez hale getirdi ! Oyun boyunca 20'nin üzerinde (evet bizzat saydım, 20'nin üzerinde) seyirci cep telefonlarını açtı ve herkesi gözü önünde ya fotoğraf çekti ya video kaydı aldı ya da instagram - WhatsAPp'a girip yazışma yaptı ! YETER DİYORUM ! Bu görgüsüz seyirci bozuntularını engellemenin tek bir yolu var. O da yanında sağında solunda önünde arkasında oturan seyircilerin sert bir şekilde bu kişileri uyarması ! Yoksa bu rezalet artarak devam edecek. Baktım bunu yapanların yanında oturanların kılı bile kıpırdamıyor ? Bu kişilerde en az onlar kadar suçludur onu söyleyeyim. Yanımdaki genç bir ara telefonunu açtı aynı anda sert bir şekilde uyardım. Bu uyarıdan sonra da bir daha telefon ortada görünmedi. Bu problemi gidermek kesinlikle sessiz kalan kesimin tepkisine bağlı !
Sonuç olarak hiç beğenmediğim ve vasat bulduğum bir oyun oldu. Çoğunluk çok sevmiş, elbette olabilir, görüşlere saygı duyarım. Zevkler ve renkler tartışılmaz !
Bir oyunu başarılı kılan 2 önemli etken vardır. Birisi sahne tarafı diğeri ise oyunun mutfağı. Sadece bir taraf iyi ise kesinlikle çok başarılı bir oyun çıkmaz. Seyirci muhakkak bir şeyi beğenmez. Ama hem arka mutfak tarafı hem de sahnedeki oyuncular ustalardan oluşursa karşınıza hep çok iyi oyunlar çıkar. Aynen bu oyunda olduğu gibi !
Başta Yönetmen Zafer Algöz olmak üzere bütün tasarım ekibi ustalardan oluşmuş. Bir de üstüne üstlük Timur Selçuk'un o muhteşem şarkıları devreye girince oyun dört dörtlük olmuş. Bir Yeşilçam klasiğini andırır oyunda sık sık aklıma Kadir İnanır Türkan Şoray ikilisini o efsane filmleri geldi. Canlı Müzik ve solist arkadaşta süperdi. Oyundan 10 dakika önce sahneye çıkıp Türk Sanat Müziğinden örnekler sunmaları zaten oyunu 1-0 önde başlatıyor, seyirciyi inanılmaz havaya sokuyor. İyi düşünmüş yönetmen bu olayı !
Oyunculuklarda oyuncu seçimleri de usta işi ! Bence şu an Türk Tiyatrosunun en başarılı kadın oyuncusu olan Eylem Yıldız bu oyunda da yine muhteşemdi. Seyirciye bu kadar pozitif enerji veren başka bir kadın oyuncu görmedim uzun zamandır. Oyunun diğer yıldızı da Düzenbaz Refik Mayısoğlu karakterini canlandıran Uğur Keleş'ti. Kostümler dönemi çok güzel yansıtmış. Işık düzeni süper. Dekor ise Tekel sahnesine biraz dar kalmıştı.
Dekor demişken bir konuda yöneticileri uyarmak isterim. Bu tip müzikal ve dekor açısından kapsamlı oyunları küçük sahnelerde oynatmamak lazım. Kesinlikle büyük sahnelerde sergilenmeli. Hem oyuncular hem dekor tasarımcıları hem de bilet bulma şansı artan seyirciler bu işe çok sevinir, emin olun.
Bu muhteşem dönem oyununu herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Bilet bulmanız çok güç. Umarım AKM'de üstü üste birkaç kez sahneye konur da birçok izleyici izleme şansı bulur.
Tiyatral açıdan başarılı ama vermek istediği mesajlar açısından hiç katılmadığım bir oyun. Yazarını sürgüne gönderen, 1917 Devrimini ve Sosyalizmi yerden yere vuran bu oyunun seçilme sebebini Devlette hala etkisini gösteren Soğuk Savaş döneminden kalma Sosyalizm korkusu olduğunu düşünüyorum.
Zira şu an tüm dünyada Kapitalizmin etkisi ile inim inim inleyen fakir ve orta direk halklar varken (Özellikle de ülkemizde durum bu kadar vahimken), Sosyalizmin veya Devletçiliğin daha doğru bir ekonomik model olduğu ispatlanırken ve kabul edilirken, böyle bir zihniyete sahip oyun seçilemezdi diye düşünüyorum !
Üstelik bence Mustafa Kurt Bey Yönetmenliği ve iktidara hoş görünen oyunları seçmeyi bırakıp, bence daha idari ve sorumlu olduğu sorunlara vakit ayırmalı diye düşünüyorum. Bakın yıllardır yazıyoruz ama ne ekibi ne de kendisi duymuyor ki bu isyanı oyunlarda hala oyun broşürü yok ! Ne kadar acı verici bir durum ! Ayrıca ara verilince sigara içmek isteyenler ile görevliler arasında kavga çıktı. Sigara içmem ve sevmem ama içenlere muhakkak bir çözüm bulmalı Devlet Tiyatrosu yönetimi.
Oyuna gelecek olursak 2 perde ve ara dahil 2 saat 30 dakika sürüyor. İlk perdenin önemli bir kısmı son derece durağan ve sıkıcı. Uyuyan seyirciler bile oldu ! İlk perdenin sonu ve 2.perdenin başı ile birlikte konu daha anlaşılır olunca, komedi ve mizahi yönlerde güçlenince oyun da keyifli bir şekilde sona erdi. Özellikle 2.perdenin hemen başındaki Rus Müziği ve Dansı süper güzeldi. Oyuna da hareket getirdi.
Oyunculuklar normal ama oyuncu seçimleri çok iyi değildi. Bazı oyuncular o kadar acemi idi ki bayağı sırıttılar. Şüphesiz oyunun yıldızı ve lokomotifi Rahip rolündeki Tunç Yıldırım idi. Seyirciyi çok güldürdü. Dekor dönemi başarı ile yansıtırken kostümleri çok başarılı bulmadım. Dönemin ilerisinde idi.
Yenilenmiş AKM'de ilk defa bir oyun seyretme imkanı buldum. Harika bir salon olmuş emeği geçenlere teşekkür ederiz. Yalnız salonda ses sorunu var bunu ilgililerin dikkatine sunarım. Arka sıralar replikleri fazla duyamıyor. Diğer büyük salonlarda olduğu gibi ya oyuncular mikrofon kullanmalı ya da yukarıdan mikrofon desteği sağlanmalı.
İlk bölümü sıkıcı olsa da sonrasında güldürerek keyif veren ama verdiği mesajlara asla katılamayacağım bir oyun.
Paris sosyetesinde gerçekleşen bir cinayeti, bir yerli Türk yazar sahneye aktarırsa elbette komedi unsurları öne çıkacaktır. Nitekim öyle olmuş, çok komik, ince espriler ile süslü keyifli bir oyun. Ama hiçbir mesaj vermiyor bunu da akılda tutmak lazım.
2 perde ve ara dahil 2 saat 15 dk. süren oyun, Katil Kim ? sorusuna cevap arayan, gizemli konuları oyun sonuna kadar net cevaplamayan bir oyun. Bu nedenle merakla sonucu bekliyorsunuz. Araya atılan Anadolu kökenli espriler de işin süsü oluyor. Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda harika. Usta oyuncu Atanısev yine oyunun ana lokomotifi. Genç oyuncuları da çok beğendim.
Döner ve efektif dekor, ışık düzeni, müzikler ve kostümler mükemmel. Bu dallardan birinde muhakkak Ödül alır bu sene. Olmayan yönleri de var elbette oyunun. Karton espriler oldukça sırıtmış, olmamış. Ayrıca oyunun başındaki ve sonundaki müziklerde anlamsız olmuş.
Sadece gülmek ve hoşça bir 2 saat geçirmek istiyorsanız izleyin derim.
Eskişehir Şehir Tiyatroları ve Nilüfer Kent Tiyatrosundan sonra en sevdiğim İstanbul dışı gruptur İzmit Şehir Tiyatroları. İstanbul’a her geldiklerinde muhakkak gitmeye çalışırım. Başarısız bir oyunlarına henüz denk gelmedim. Bugün seyrettiğim bu oyunları da yine çok ilgi çekici ve başarılı bir oyun.
Kadına Şiddet ve Kadının Toplumdaki yeri üzerine birbiri ile ilintili 2 farklı öykü ardışık anlatılmakta. 1 Perde ve 1 saat 10 dakika süren oyun oldukça sürükleyici. İlk öyküde bir Doktor ikinci öyküde ise bir Hostesin yaşadıkları travmalar anlatılmakta. İlk kadın ve ilk öykü son derece çarpıcı mesajlar ile doluyken, ikinci öyküyü oyunun ana fikrine hiç ama hiç yaklaştıramadım ? Çünkü ikinci öyküde Kadın ile ilgili bir sorun yok ? Cinsiyet bağımsız ister erkek ister kadın olsun gecenin bir yarısı hiç tanımadığınız bir erkek veya kadını evinize içkili olarak alırsanız elbette güvenlik sorunu yaşarsınız. Bu sorunu bir erkekte yaşayabilirdi ? Dolayısı ile 2. Bölümü oyunun temel felsefesine katkı veremeyen zayıf yanı olarak görüyorum.
İkinci eleştirimde oyunun tek kişilik olması. Gerek ilk gerekse de ikinci oyunda oyunun ta içinde 2 farklı erkek karakter var. Bunların ses olarak değil, canlı olarak oyunda olması gerekirdi diye düşünüyorum. Oldukça sırıttı bu karakterlerin olmaması. Amaçlanan ne ise olmamış.
Oyuncu Seçil Mutlu Oğuz aynı zamanda oyunu yazan ve yöneten kişi. Neredeyse 10 yıl olmuş oyun hala sahnede. Bugün 99.oyunu seyrettim. Bu büyük başarının temel kaynağı oyuncunun sahneye hakimiyeti ve konsantresi. Özellikle Hostes rolündeki içtenliği ve sempatikliği ödüllük derecede başarılı.
İzmit İstanbul komşu şehirler. Tiyatroları da komşu olmalı ! Sık sık karşılıklı turneler yapmalılar. Umarım Yöneticiler bu talebimize karşılık verirler. Bu sayede bu oyun İstanbul’a daha sık gelir ve daha çok seyircinin izleme imkanı olur.
Ülkemizin ilk devrimci kadın yazarlarından Suat Derviş’in yazdığı ve diğer bir usta Gülriz Sururi hanımın uyarladığı, çok renkli, çok aktif ve çok muzip başarılı bir müzikal ! Yaftalı Tabut oyunu ile dikkatimi çeken Yönetmen Sayın Yelda Baskın hanımı da ayrıca tebrik etmek isterim.
1930 ve 40’lı yılların Arka İstanbul’u nu ve hayat kadınlarının zorlu yaşam koşullarını anlatan oyun özellikle müzikleri ve son derece başarılı orkestrası ile dikkat çekiyor. Devrimci yazar Suat Derviş’in politik eleştirisel dokunuşları ara ara hissediliyor. Zaman zaman tempo düşse de ara dahil 3 saat boyunca bayağı bir keyif alıyorsunuz oyundan. Bolca argo ve sınırlı müstehcen sahne de mevcut.
Cevriye rolündeki genç sanatçımızı çok beğendim. Son derece zor bir rolün üstesinden başarı ile gelmiş. Ayrıca Güllü rolündeki sanatçımızı da çok beğendim, inanılmaz bir efor sergiledi. Eskilerden Binnur Şerbetçiğlu’da yine farkını gösterdi. Kostümler, müzikler, ışık düzeni mükemmeldi.
Ama dekoru çok beğenmedim. 1930 İstanbul’u iyi verilememiş sahneye. Daha renkli ve daha Galata vari bir dekor olabilirmiş. Finali de çok belirsiz ve aceleye getirilmiş. Öyle ki oyun bitince orijinal romanın sonuna internetten tekrar bakmak zorunda kaldım. (Ki roman ile tiyatro oyunundaki sonlar biraz farklı !) Bazı repliklerin de müzikli – şarkılı şekilde olması gereksizdi. Bunlar oyunun olmayan yönleri idi.
Ara dahil 3 saat süren oyun nedeni ile dönüş plan ve programınızı iyi yapınız. Konu oyun saatlerinden açılmışken İSTANBUL ŞEHİR TİYATROLARINDAN 2 önemli ricamız var !
1) Lütfen eskiden olduğu gibi PAZAR GÜNLERİ 15:00 seansları YETİŞKİN OYUNLARI olsun.
2) Akşam seanslarının başlangıç saati 20:00’ye çekilsin.
Umarım Ayşegül hanım bu taleplerimize yanıt verir.
Gülmek, kahkaha atmak, eğlenmek, bazen de hüzünlenmek istiyorsanız bu oyunu muhakkak seyredin. Ama bilet bulabilirseniz tabii. Çünkü satışa çıktığı ilk 1 dakika sonunda bilet kalmıyor !
Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu çok beğendiğim bir topluluk. Düzenleyenlere özellikle teşekkür ederim ki, her sene İstanbul’a 2 veya 3 oyun ile turneye geliyorlar. Son derece güzel oyunlar çıkarıyorlar. Hele de 2019 yılındaki “HAYALİ’NİN HAYALİ” oyunu gerçekten muhteşemdi.
Bugün izlediğim bu oyunda o seviyede olmasa da yine de izlenebilir ve keyif veren bir İskoç komedisi. Edinburgh’da geçen ve orta yaş bunalımı yaşan 2 sorunlu tip arasındaki meyvelenen aşkı anlatıyor. Tabii ki bol espri ve kahkaha eşliğinde. Mesaj vermekten ziyade izleyenleri eğlendirmeyi amaçlamış bir oyun.
Oyunculuklar muhteşem. Özlem Zeynep DİNSEL ve Mert TİRYAKİ inanılmaz enerjik, konsantre, seyircinin gözlerinin içine hitap eden tarzları ile oyunun başarısındaki en büyük etmenler. Sahnede 4 oyuncu vardı ama broşür ve afişte 3 kişi yazıyor. Bunu anlamadım ? 4.oyuncunun elbette etkisi ve repliği çok azdı ama yine de kadroya yazılmalı.
Olmayan şeyler neydi ? Bir kere süresi. 1 perde 1,5 saat süren oyun ya 2 perde 45’er dakika olmalıydı ya da tek perde 1 saat. Çünkü ortalarda yer alan kimi sahneler son derece gereksiz ve seyircinin dikkatini azaltan sahnelerdi. Yönetmenin dikkatine sunarım. Sahne geçişlerindeki müzikleri ve şarkıları ise çok gereksiz gördüm. Son olarak ta herkesin kaldıramayacağı cinsel içerikli sahneler. Broşüre 16 yazılmış ama bence 18’lik bir oyun. Oyunun henüz başında bazı muhafazakar seyirciler salonu terk etti. Bu durumu önceden bir şekilde lanse etmek bu gibi durumları da ortadan kaldırır. Parantez açayım ben bu sahnelere çok güldüm :))
Işık, Kostüm ve Canlı Müzik desteği çok iyiydi. Dekoru ise zayıf buldum. O muhteşem İskoç mimarisi arka planda fotoğraf olarak değil de, dekor olarak sahneye konsa çok daha etkileyici olurmuş.
Gülmek ve eğlenmek isteyen, orta yaş bunalımında olan 35 yaş civarı herkese bu oyunu tavsiye ederim.
Tiyatro dünyasının ünlü yönetmenini, başarılı sahne arkası ekibini ve usta oyuncularını bir araya getiren görkemli bir BRECHT Oyunu ! Bazı kısımları gereksiz ve vasat olsa da, komedi unsurlarının keyif kattığı 3 saatlik başarılı bir yapım.
Dün izlemiş olduğum ve başarısız bulduğum 3 saatlik bir HAMLET oyunundan sonra yine 3 saatlik bir oyunu kaldırabileceğimi düşünmüyordum. Ama 2.perdenin ilk yarım saati hariç, ki son derece gereksiz bir bölümdü, seyirciyi sık sık güldüren komedi unsurlarını içeren keyifli bir zaman geçirdik. 2.Dünya Savaşı sırasında Gürcistan'da geçen oyun, anti kapitalist ve halkçı yönü ile tipik bir Brecht oyunu. Oyun nedense bana Sezuan'ın İyi İnsanı oyununu hatırlattı. Format açısından çok benzer yapıdalar.
Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda mükemmel. Özellikle Gruşa rolünde Zeynep Deniz Denker'e hayran kaldım. Asker olan sözlüsü rolündeki oyuncunun sözleri ise pek anlaşılamadı. Pek iyi bulmadım. Dekor ödüllük derecede iyi. Ayrıca gerek dekor gerekse de birçok sahne oyuncular için bayağı tehlikeli idi. Umarım bir kaza çıkmaz ileride. Yatay olarak yukarı uzanan tahta zemin bazı oyuncular için tehlike yarattı bile bu oyunda. Işık düzeni yine ödüllük. Kostümler de inanılmaz güzel ve komikti. Bu oyunun mutfak tarafı çok ödül alır sezon sonunda.
Oyundan ayrı olarak, artık alıştık demeden, oyun broşürü konusunu her zaman dile getireceğim ! Bu oyunda da broşür yoktu. Biliyorsunuz Devlet Tiyatroları parasız bir kurum olduğu için ! broşürleri para ile satıyor. Ama bu oyunda da yine parası ile alabileceğiniz bir broşür yoktu. Gerçekten çok yazık ! Koskoca Devlet Tiyatroları bir oyun broşürü nasıl bastıramaz ? Nasıl bir vurdum duymazlıktır bu ? Her oyunda tekrar tekrar bıkmadan usanmadan dile getireceğim bu eksikliği.
Keyifli bir Brecht oyunu izlemek istiyorsanız bu oyunu muhakkak seyredin derim. Ama gitmeden önce oyun hakkında ön bilgi almanız oyundan zevk almanız açısından çok yararlı olacaktır.
Tiyatro dünyasının egemenlerinin 2 büyük saplantısı var. Yıllar geçse de bu saplantılar bitmiyor. Birisi Klasik oyunları modern yorumlama ! Diğeri de sahnede SİLAH PATLATMA ! Her 2 olguyu da seyirci sevmemesine ve istememesine rağmen ısrarla yapmaya devam ediyorlar. Yani "Sanat Halk içindir" demiyorlar ! Kendi egolarımızın tatmini içindir diyorlar !
İşte yine bir Klasik oyunu modern yorumlama faciası ! Hele de yazar Shakespeare olunca güncel yorumlamalar daha da acayipleşiyor. Ben bir Shakespeare oyununda cep telefonu, selfi çekim, teknolojik aletler, modern giysiler, dekorlar GÖRMEK İSTEMİYORUM ! Nokta. Klasik oyun Klasik sergilenmeli. Her şeyi ile.
Gelelim SİLAH PATLATMA takıntısına ! Yav arkadaş burada kaç kez edebi dille yazdık. SİLAH TİYATROYA YAKIŞMIYOR DEDİK ! Silah, şiddet, patlama en naif sanat olan Tiyatronun ÖZÜNE AYKIRI ! Ne zevk alıyorsunuz Yönetmenler Allah aşkına ? Ciddi merak ediyorum. Özellikle yıllar önceki ŞARK DİŞÇİSİ oyunu ile benim neredeyse 1 numaralı favori yönetmenim olan ENGİN ALKAN açıklar mısınız ? Bu silah sevdası nedir ? Yahu 1 değil 2 değil tam 5 kez yerimizden zıpladık bu akşam. Ne kadar çirkin bir şey şu silah patlatmak ! Seyirci istemiyor kardeşim, anlamıyor musunuz ? Hadi illa yapacağım diye inat ediyorsunuz bari Ramazan Topu şiddetinde yapmayın ! Düşük bir çatpat sesi ile olsa olmaz mı ? Lütfen bu satırları yazanları ve seyirci isteklerini dikkate alın artık, lütfen.
Oyuna gelecek olursak, yukarıdaki 2 unsuru bolca üzerinde bulunduran kötü ile vasat arasında gidip gelen 3 saatlik bir modern ! Hamlet uyarlaması. Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar iyi. Özellikle Hamlet rolünce Özgün AKAÇÇA ve Claudius rolündeki oyuncuyu beğendim. Elçim Atamgüç beklenenin aksine vasat ve pasif idi. Ophelia rolündeki sanatçıyı ise yetersiz buldum. Dekor sıfır düzeyde idi. Çocukların oynadığı tahta Legolar ile yapılmış gibiydi. Kostümler çağdaş stilde olup doğal olarak inandırıcılıktan uzaktaydı. Hele Hamlet’in sadece iç çamaşırı ve kadın ayakkabısı ile çıktığı sahnelere bir türlü bir anlam yükleyemedim ? Ne amaçlandı çok merak ediyorum ? Teşhir ? Sansasyon ? Kuvvetle muhtemel. Müzik ve Işık desteği ise güzeldi. Oyunun kimi yerlerinde arka planda çalan müziği beğendim.
Yukarıda yazdığım nedenlerden dolayı sevmedim bu oyunu. Önermem. Ama yine de gidecekseniz silah sesleri altında Anti-Klasik bir oyuna hazır olun …
Tek kişilik oyunlar zordur. Hem oyuncu hem de seyirci açısından. Her ne kadar Tiyatro dünyasının hakimleri bu tip oyunları sevse de seyircilerin çoğu tek kişilik oyunlardan çok zevk alamazlar. On yıllardır sahneleri takip eden bir seyirci olarak ben de çok sevdiğim bir tek kişilik oyun çok göremedim.
Durum buyken İstanbul Devlet Tiyatrolarında tek kişilik oyunların sayısı her sezon artıyor ! Üstüne üstlük gelen bir oyun diğer sezonda - sezonlarda da devam ediyor. Biraz önce baktım, bu sezon tam 9 tane tek kişilik oyun var !!! Bazı oyunlarda sadece 2 kişilik. Devlet Tiyatrolarında kadroda yer alan oyuncuların sahneye çıkamama gibi bir dertleri varken ve seyircilerde kalabalık oyunlar isterken bu tek kişilik oyun hastalığı ne kadar mantıklı, tartışılır ! Devlet Tiyatroları yönetiminin dikkatine sunarız.
Oyuna gelece olursak, 53 yaşına gelmiş bir kadının hayatında yaşadığı mutlulukları ve mutsuzlukları anlattığı bir oyun. Tek perde 65 dakika süren oyun, o kadar çok zaman sıçraması yapıyor ki belli bir andan sonra, özellikle oyunun ortalarında, oyundan koptum. Metinler tekrara geçti. İlgim dağıldı. Ayrıca oyun metni de sıkıntılı. Seyirciye ne bir mesaj ne de bir çözüm önerisi sunuyor. Bu kadar dertleşme sonrası bir çözüm ya da sonuç bekliyorsunuz ama maalesef yok.
Tek oyuncu Zeynep Erkekli gerçekten çok başarılı bir efor çıkarmış. Oyuna çok konsantre. Mimikleri çok inandırıcı. Böyle uzun bir metni de hatasız bitirdi. Tebrik ediyorum. Oyuna verilen yüksek puanın sebebi de bu efor aslında doğal olarak. Ama Zeynep hanımın olağanüstü oyunculuğu oyunu kötü olmaktan kurtaramıyor maalesef.
Dekor sadece eski püskü, paslanmış bir yangın merdiveninden ibaret. Oyunun gidişatına göre sahne dönüyor. Müzik ve Işık desteği çok güzel. Bu arada oyunun arka planında Işık Desteği hariç tüm kadro kadınlardan oluşmuş. Bu da oyunun ana konusuna çok uygun olmuş.
Başarılı bir tek kişilik performans izlemek istiyorsanız oyunu izleyin. Fakat gerek içerik gerekse de gidişat anlamında vasat altı bir oyun ile karşılacağınızı da unutmayın.
Tam 3 yıl önce sahnelenmeye başlamasına rağmen türlü nedenlerden dolayı (Garibaldi Sahnesine ulaşım, Pandemi, Oyun İptali …vb) bir türlü izleyemediğim bir oyundu. Sonunda Üsküdar Stüdyo sahnesinde dün izleme fırsatı buldum. Usta ve sahneye hakim oyuncular sayesinde izleyene keyif veren güzel bir komedi.
Önce Garibaldi Sahnesine değineceğim. Bu sahne hakkında birçok şikayet var. Arka sıraların sahneyi görememesi gibi. Aşağıda da okuyabilirsiniz bazılarını. Anadolu yakasından da toplu ulaşıma son derece ters. 3-4 araç değiştirmeniz gerekiyor. Bunlara ilaveten geçen sezon sonuna kadar bazı oyunlar sadece bu sahnede sergilendi. Diğer sahnelerde veya Anadolu yakasında göremedik bu oyunları. Bunun üzerine geçen sezon sonunda İstanbul Devlet Tiyatrosuna yazılı şikayette bulundum. Bu oyunların diğer sahnelerde de oynanması için. O yazı mı etkili oldu yoksa tesadüf mü bilmiyorum, bu oyunlar bu sezon artık diğer sahnelerde de programa alınmaya başladı. Bu anlamda İstanbul Devlet Tiyatrosu Yönetimine teşekkür ederim.
Oyuna gelecek olursak, 2,5 kısa oyundan oluşan bir Çehov komedisi. 2,5 diyorum çünkü “Tütünün Zararları” adlı oyun sadece 10-15 dakika süren ve karısından dertli bir erkeğin içini döken kısa bir metin. Oyun demekte güç aslında. Diğer 2 kısa oyun ise “AYI” ve “Bir Evlenme Teklifi”. Daha önce birkaç kez izlediğim bu oyunlar dün çok daha keyif verdi bana. Neden mi ? Bir alt paragrafa geçelim.
Oyunu güzelleştiren en büyük unsur şüphesiz oyunculuklar ve Oyuncu seçimleri. Türk Tiyatrosunun usta isimleri Erdinç Gülener ve Eylem Yıldız çok ama çok başarılı. Sahneye hakimiyetleri, konsantrasyonları, iş ciddiyetleri ama en önemlisi de Seslerini kullanım güçleri ! Ben gerçek bir sanatçıyım tarzlarını hissedebiliyorsunuz. Kostümler son derece güzel ve dönemi yansıtırken, Dekorun bu kadar zayıf ve basit olmasına şaşırdım. Sahne yanlarındaki ve arkasındaki perdeler ile kaplı devasa yapılar ile ne mesaj verilmek istenmiş, anlamadım. İtici bir görünümleri vardı. Tiyatro sanatının tek nefret ettiğim özelliği olan “Sahnede silah görünürse, muhakkak patlar !” bu oyunda da kendini gösterdi maalesef.
Çehov oyunlarını seviyorsanız, Klasiklerden hoşlanıyorsanız ve her şeyden önemlisi güçlü oyunculuk izlemek istiyorsanız bu oyunu kaçırmayın.
Son yılarda seyrettiğim en iyi oyunlar arasında yer alan “Hayal-ı Temsil” oyununun ve diğer birçok başarılı oyunun yönetmeni Yiğit Sertdemir’den yine usta işi bir baş yapıt ! Her ne kadar başlangıç kısmı biraz dağınık ve aceleye getirilmiş olsa da, gelişme ve final bölümleri ile izleyiciye büyük zevk veren başarılı bir dramatik oyun.
Arthur Miller’in 1952 yılında yazdığı bu oyun her ne kadar 17.yüzyılda ki Salem’de geçen Cadı Avcılığı ve Dinsel Yobazlığı eleştirse de, o zamanki (1950’li yıllarda ki) Totaliter ABD hükümetinin politikalarını da eleştirmekte. Hatta bu oyun yüzünden yazar da yargılanmıştır. Özgürlük ve Demokrasinin beşiği ABD yargısı tarafından !
Salem Cadıları birçok filme ve diziye konu olmuştur. Korku türünde elbette. Dolayısı ile böyle bir konuyu tiyatro sahnesinde görmek, türü dram olsa bile çok ilgi çekici. Karanlığın ve Yobazlığın hüküm sürdüğü ABD’nin Salem kasabasında Cadılıkla suçlanan kişilerin yargılanmasını anlatan oyun, arka planda İnsanoğlunun hırslarını, bencilliğini, yalanlarını, dinsel zaaflarını ortaya koymakta. Ne acıdır ki bu dinsel fanatizm ve dinsel baskı din ayırt etmeden hala günümüzde de geçerliliğini korumakta. Özellikle ülkemiz kırsalında.
Oyuncu kadrosu çok zengin. 7-8 tane usta var oyunda. Ama 2 oyuncuyu çok beğendim. Vahşi John rolünde Burak Davutoğlu ve Rebecca rolünde Rozet Hubeş. Oyunun yeni olmasından mı bilmem birçok oyuncu sık sık hatalı kelimeler kullandı. Oyuncu başına düşen metin göz önüne alındığında çok hoş olmayan bir durum bu. Ayrıca “Tanrı” lafı yerine “Allah” lafının seçilmesi pek inandırıcı olmamış. Dekor çok iyi. Salem Ormanlarının karanlık ve kasvetli yapısı çok iyi yansıtılmış. Işık desteği çok iyi. Kostümler mükemmel. Her detay düşünülmüş. Müzik ve ses seviyesini ise hiç beğenmedim. Seyirciyi inanılmaz rahatsız edecek seviyede yüksek bir ses seviyesi var. Müze Gazhane’de bunu 3.kez yaşıyorum. Hoparlör ses seviyeleri azaltılmalı. Efekt / ses uzmanlarının, İdari işlerin ve Yönetmenlerin dikkatine.
Bu arada Şehir tiyatroları yönetimine bir kez daha teşekkür etmek isterim. İnanılmaz özenle hazırlanmış OYUN BROŞÜRLERİ için. Yazar Tanıtımı, Yönetmen Tanıtımı, Yönetmen Yazısı, Oyun fotoğrafları ve Oyuncu kadrosunu tanıtan broşürler gerçekten harika. Koskoca DEVLET TİYATROLARI ise hala oyun broşürü vermemeye devam ediyor Bu da onların utancı olsun.
Yaklaşık 3 saat olan süresi nedeni ile özellikle akşam seansı izleyicileri geri dönüşlerini iyi planlamalı. Dev oyuncu kadrosu, içerdiği konu, vermek istediği amaç ve son derece sürükleyici yapısı ile bu oyunu herkese tavsiye ediyorum.
2022 – 2023 Tiyatro Sezonuna bugün gitmiş olduğum bu oyun ile başladım. Bu sezonun tüm tiyatro severler, oyuncular, yönetmenler, sahne arkası emekçiler ve eleştirmenler için başarılı ve mutlu geçmesini temenni ederim !
Ve hemen ilk eleştirimi de yapayım ! Koskoca İstanbul Devlet Tiyatrosu Ekim ayı programında 1, evet sadece 1 (Bir) adet yeni oyun var ? Bu nasıl bir iştir ? Bu nasıl bir vurdum duymazlıktır ? Yaz ayında sanırım herkes tatili fazla uzatmış. Bir ödenekli tiyatro, arkasında bu kadar destek varken, nasıl 1 adet yeni oyun çıkarabilir ? Geçmişte her sezon en az 3 - 4 yeni oyunla başlanırken son 2 yıldır İstanbul Devlet Tiyatrolarında büyük bir yeni oyun sıkıntısı var. Mesela Şehir Tiyatroları 4 yeni oyunla sezona başladı ! Birçok yeni oyunu hızlı bir şekilde sahnelerde görmek istiyoruz. Sayın Kubilay Karslıoğlu ve Mustafa Kurt beylerin dikkatine !
Oyuna gelecek olursak, usta Yönetmen Nurullah Tuncer’in sahneye koyduğu, anti emperyalist, anti kapitalist, anti Batıcı, Avrasya politikaları destekleyen, yer yer felsefik ve sosyolojik vurguların yapıldığı, sıradışı ama bence başarılı bir eleştirel oyun. Aşağıda bayağı bir sert ve olumsuz yorum okudum. Elbette haklı oldukları yerler var ama genel olarak belki de siyasi ve tarihi bakış açıma çok uygun olduğu için ben oyunu beğendim.
Önce empati yaparak aşağıdaki arkadaşları desteklemek isterim. Tek perde ve 1,5 saat süren oyunda ara olmaması ve özellikle orta bölümlerde oyundan kopularak halkın anlamakta oldukça zorlandığı Felsefe, Sosyoloji ve Sınıfsal Ekonomi konularına girilmesi izleyici de bir soğukluk yaratıyor. İzleyici sahnede ne mesaj verilmek isteniyor, anlamıyor. Bazı anlamsız sahnelerde bu düşünceyi artırıyor. Mesela Tarih Meleği anlamsızlığı ? Bu sahneler olmasa ve oyun 1 saat veya en fazla 1 saat 10 dakikaya yayılsa çok daha iyi olabilirmiş.
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri başarılı. Don Kişot ve Sancho’yu canlandıran oyuncular bence uyumlu olmuş. Ama bana göre oyunun en başarılı ismi Rocinante rolündeki Zeynep Kızıltan idi. Bu kadar kalabalık kadroya gerek var mıydı tartışılır. Ama bence çok fazla bir oyuncu kadrosu söz konusu. Dekor harika, Behlüldane Tor işi olduğu belli. Özellikle gerçek bir kitapçı dükkanını doldurabilecek sayıdaki kitaplar dekorun en ilgi çekici yanı. Arka perdeye yansıtılan video görüntüler ise bir o kadar mantıksız ve anlamsız. Kostümler ve makyajlar gerçekçi, başarılı. Müzikleri ise başarısız buldum. Özellikle ilk yarım saatte arka planda çalan disko sesi bayağı rahatsız edici.
Eksileri ve artıları ile kimi seyircinin hiç sevmeyeceği kimi seyircinin ise beğeneceği bu oyunu ben sevdim. Tavsiye ederim. Özellikle politik olarak Batıya karşı olanların sevme ihtimali daha yüksek olacak bu oyunla ilgili yorumumu, oyunun finalinde Don Kişot’un söylediği son cümle ile bitiriyorum: “Cenneti Dünyaya İndirin !”.
*Not: Tiyatrolar web sitesi yönetiminin dikkatine ! Yukarıda oyunla ilgili hemen hemen hiçbir bilgi yok. Acilen bilgileri sayfaya yazınız.
İstanbul Şehir Tiyatroları 36. Genç Günler kapsamında MÜZE GAZHANE Meydan Sahne'de, Cafer Alpsolay yönetimi ve Ercan Demirhan oyunculuğunda izledim bu oyunu.
Son derece hüzünlü bir konuya sahip, Nazi Almanya'sının insanlığa olan zulmünü çok gerçekçi bir şekilde sahneye koyan başarılı bir oyun. Nazilerin döneminde Orta Sıklet Boks Şampiyonu olan "RUKELİ" adlı boksörün hazin ve gerçek hikayesi. İnternet'te boksörün hikayesini detaylıca okuyabilirsiniz. Nazilerin genelde bilindiği üzere sadece Yahudi kökenlilere değil, birçok sınıftan topluluğa katliam yaptığını gösterir başarılı bir çalışma.
Tek perde ve sadece 40 Dakika sürmesine rağmen Boksörün hayatı çok iyi anlatılmış. Tek oyuncu Ercan Demirhan son derece enerjik ve konsantre. Oyun sonu Prömiyer ve Ödül töreninde yaptığı espriler ile de seyircilerde oldukça olumlu bir izlenim bıraktı. İzleyicilerin yarısından çoğu da Şehir Tiyatroları oyuncuları ve mutfak ekipleriydi. Herkesi bir arada görmek bu Genç Günlerin bir geleneği artık. Oldukça da keyifli bizler için.
Dekor, Efektler, Müzik ve Işık desteği her zamanki gibi mükemmel. Kostüm ve makyaj inandırıcı ve başarılı. Oyunun olmayan yönleri de var elbette. Oyunun hemen başında sandık içinde hem de Gaz Maskesi ardında yapılan ilk konuşmaları hiç kimse anlayamadı. Bunu muhakkak değiştirmek gerekli. Maske çıkarılarak konuşma yapılmalı. Gerçek hayattaki RUKELİ zayıf, hareketli ve kıvırcık saçlı birisiymiş. Oyuncu seçimi pek uymamış. Ya da en azından makyaj ile gerçek Boksöre fiziksel olarak benzeme sağlanabilirmiş. Bir de Final bölümü daha belirgin olmalıymış. Mesela arka planda video görüntüler desteği ile gerçek hayatta nelerin olduğu özetlenebilirmiş.
Her sene festivalde en az 2 GENÇ TİYATRO oyunu olurdu. Bu sene maalesef sadece 1 oyun var. Kesinlikle bu sayı artmalı. 3- 4 oyun seviyesine çıkmalı. GENÇ TİYATRO çok başarılı oyunlar sahneye koyuyor yıllardır. Ama maalesef Şehir Tiyatroları bu başarılı oyunları normal sezona dahil etmiyor. Etmeli artık ! Dün izlediğim oyun bu sene seyrettiğim onlarca oyundan çok daha başarılı idi. Umarım yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever Hanım bu tespitimize kulak verir. *
*Mayıs ayında yazdığım bu çağrımıza kulak veren Ayşegül hanımı tebrik ediyorum ! Oyun Şehir Tiyatrolarında sezon programına dahil edildi.
Her kadının (Özellikle ev hanımlarının) yaşadığı ve yaşamakta oldu tipik ailevi sorunları sahneye yansıtan ve çözümler sunan, son derece eğlenceli ve keyifli başarılı bir yapım. Oyun her ne kadar ABD'de geçtiği için ülkemizde yaşanan kimi sorunlara doğal olarak değinemese de oyunu izleyen her kadın oyunda kendi yaşadıklarından bir parça bulabiliyor. Bu arada oyun o kadar kadın yanlısı ki bir ara kendimi ev hanımlarının yapmakta olduğu bir GÜN toplantısında hissettim :)))
2 perde ve ara dahil 2 saat 20 dakika süren bu oyunun süresi daha kısa olsa daha iyi olurmuş. Özellikle 10 - 15 dakikada bir araya giren şarkılı bölümleri gereksiz buldum. Sadece bu bölümler çıkarılsa bile oyun çok daha keyifli olabilirmiş. Seyirciler bu bölümlerden resmen sıkıldı.
Oyunculuklar iyiydi ama oyuncu seçimlerinde bazı uyumsuzluklar gördüm. Oyuncuların şevkini kırmamak için detay vermiyorum. Oyunun hem yönetmeni hem de Sherry rolündeki Ebru Aytürk ise son derece başarılıydı. Enerjisi en arka sıralara kadar hissedildi. Geçmişte aldığı ödülleri teyit etti !
Arka sıralar demişken Üsküdar Tekel Sahnesinin bir sorunundan bahsetmek isterim. Nasıl dizayn edilmiş bilmiyorum ama orta sıralardan arkaya doğru gidildikçe sahnenin ön bölümü hiç ama hiç görülmüyor. Bu yüzden Yönetmenlerin bu duruma bir çare bulması gerekir. Sahne kurulumu arkaya doğru genişletilebilir veya ön taraftaki diyaloglar daha arka tarafta yapılabilir.(Mümkünse tabii)
Dekor, Işık düzeni, Kostümler ve Müzikler (Canlı piyano) mükemmeldi. Tam bir ABD Bar havası sahneye verilmişti. Danslarda da ekibi başarılı buldum.
Kadınların yaşadığı sorunlara ışık tutan bu keyifli oyunu özellikle kocalarından şikayet eden her ev hanımına şiddetle tavsiye ediyorum :)) Ama bu sezon bitti artık maalesef ! Lafı gelmişken bir daha söylemek isterim ki, Tiyatro sezonu Ekim - Nisan değil,, Eylül - Haziran aylarına genişletilmeli. VERİLEN 4 AYLIK ARA İNANILMAZ FAZLA !
İstanbul Devlet Tiyatroları Üsküdar Tekel Sahnesinde, Ebru Aytürk Şayan yönetiminde bugün izlediğim bu oyunun, tiyatrolar web sitesinde ayrıca bir kaydı olmadığı için, bu bölümde yorumlamasını yapıyorum.
Her kadının (Özellikle ev hanımlarının) yaşadığı ve yaşamakta oldu tipik ailevi sorunları sahneye yansıtan ve çözümler sunan, son derece eğlenceli ve keyifli başarılı bir yapım. Oyun her ne kadar ABD'de geçtiği için ülkemizde yaşanan kimi sorunlara doğal olarak değinemese de oyunu izleyen her kadın oyunda kendi yaşadıklarından bir parça bulabiliyor. Bu arada oyun o kadar kadın yanlısı ki bir ara kendimi ev hanımlarının yapmakta olduğu bir GÜN toplantısında hissettim :)))
2 perde ve ara dahil 2 saat 20 dakika süren bu oyunun süresi daha kısa olsa daha iyi olurmuş. Özellikle 10 - 15 dakikada bir araya giren şarkılı bölümleri gereksiz buldum. Sadece bu bölümler çıkarılsa bile oyun çok daha keyifli olabilirmiş. Seyirciler bu bölümlerden resmen sıkıldı.
Oyunculuklar iyiydi ama oyuncu seçimlerinde bazı uyumsuzluklar gördüm. Oyuncuların şevkini kırmamak için detay vermiyorum. Oyunun hem yönetmeni hem de Sherry rolündeki Ebru Aytürk ise son derece başarılıydı. Enerjisi en arka sıralara kadar hissedildi. Geçmişte aldığı ödülleri teyit etti !
Arka sıralar demişken Üsküdar Tekel Sahnesinin bir sorunundan bahsetmek isterim. Nasıl dizayn edilmiş bilmiyorum ama orta sıralardan arkaya doğru gidildikçe sahnenin ön bölümü hiç ama hiç görülmüyor. Bu yüzden Yönetmenlerin bu duruma bir çare bulması gerekir. Sahne kurulumu arkaya doğru genişletilebilir veya ön taraftaki diyaloglar daha arka tarafta yapılabilir.(Mümkünse tabii)
Dekor, Işık düzeni, Kostümler ve Müzikler (Canlı piyano) mükemmeldi. Tam bir ABD Bar havası sahneye verilmişti. Danslarda da ekibi başarılı buldum.
Kadınların yaşadığı sorunlara ışık tutan bu keyifli oyunu özellikle kocalarından şikayet eden her ev hanımına şiddetle tavsiye ediyorum :)) Ama bu sezon bitti artık maalesef ! Lafı gelmişken bir daha söylemek isterim ki, Tiyatro sezonu Ekim - Nisan değil,, Eylül - Haziran aylarına genişletilmeli. VERİLEN 4 AYLIK ARA İNANILMAZ FAZLA !
İstanbul Şehir Tiyatroları 36. Genç Günler kapsamında MÜZE GAZHANE Meydan Sahne'de, Cafer Alpsolay yönetimi ve Ercan Demirhan oyunculuğunda izlediğim bu oyunun, tiyatrolar web sitesinde ayrıca bir kaydı olmadığı için, bu bölümde yorumlamasını yapıyorum.
Son derece hüzünlü bir konuya sahip, Nazi Almanya'sının insanlığa olan zulmünü çok gerçekçi bir şekilde sahneye koyan başarılı bir oyun. Nazilerin döneminde Orta Sıklet Boks Şampiyonu olan "RUKELİ" adlı boksörün hazin ve gerçek hikayesi. İnternet'te boksörün hikayesini detaylıca okuyabilirsiniz. Nazilerin genelde bilindiği üzere sadece Yahudi kökenlilere değil, birçok sınıftan topluluğa katliam yaptığını gösterir başarılı bir çalışma.
Tek perde ve sadece 40 Dakika sürmesine rağmen Boksörün hayatı çok iyi anlatılmış. Tek oyuncu Ercan Demirhan son derece enerjik ve konsantre. Oyun sonu Prömiyer ve Ödül töreninde yaptığı espriler ile de seyircilerde oldukça olumlu bir izlenim bıraktı. İzleyicilerin yarısından çoğu da Şehir Tiyatroları oyuncuları ve mutfak ekipleriydi. Herkesi bir arada görmek bu Genç Günlerin bir geleneği artık. Oldukça da keyifli bizler için.
Dekor, Efektler, Müzik ve Işık desteği her zamanki gibi mükemmel. Kostüm ve makyaj inandırıcı ve başarılı. Oyunun olmayan yönleri de var elbette. Oyunun hemen başında sandık içinde hem de Gaz Maskesi ardında yapılan ilk konuşmaları hiç kimse anlayamadı. Bunu muhakkak değiştirmek gerekli. Maske çıkarılarak konuşma yapılmalı. Gerçek hayattaki RUKELİ zayıf, hareketli ve kıvırcık saçlı birisiymiş. Oyuncu seçimi pek uymamış. Ya da en azından makyaj ile gerçek Boksöre fiziksel olarak benzeme sağlanabilirmiş. Bir de Final bçlümü daha belirgin olmalıymış. Mesela arka planda video görüntüler desteği ile gerçek hayatta nelerin olduğu özetlenebilirmiş.
Her sene festivalde en az 2 GENÇ TİYATRO oyunu olurdu. Bu sene maalesef sadece 1 oyun var. Kesinlikle bu sayı artmalı. 3- 4 oyun seviyesine çıkmalı. GENÇ TİYATRO çok başarılı oyunlar sahneye koyuyor yıllardır. Ama maalesef Şehir Tiyatroları bu başarılı oyunları normal sezona dahil etmiyor. Etmeli artık ! Dün izlediğim oyun bu sene seyrettiğim onlarca oyundan çok daha başarılı idi. Umarım yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever Hanım bu tespitimize kulak verir.
Yerli ve genç bir yazardan, ilgi çekici bir konuya da sahip olmasına rağmen, sahneye uygulayış ve sürükleyicilik açısından vasat düzeyde kalmış bir oyun.
Konu değişik ve ilgi çekici. 2 Düşman askeri nedeni belirsiz bir şekilde bir mağaraya düşerler. Çaresiz durumdadırlar. Birbirlerine ihtiyaçları vardır. Ama düşmandırlar ! Süre geçtikçe ortaya çıkan halüsinasyonlar durumu daha da çıkmaz bir hale sokacaktır.
Savaş karşıtı mesajlar veren oyunda oyunculuklar orta düzey. Arka plandaki sesin zaman zaman sözleri bastırdığına dikkat edilmemiş. Özellikle final bölümünde. Mağaranın Boks Ringi şeklinde verilmiş olması zekice bir uygulama olmuş. Yalnız dekor her özel tiyatroda olduğu gibi zayıf kalmış. Ring dışında bir şey yok. Halbuki mekanın Mağara olduğunu gösteren enstrümanlar da olmalıydı. Asker üniformaları daha belirgin olabilirmiş. Işık desteği ise başarılı.
Şu an Youtube'da yayınlanmakta olan bu oyunu izlemenizi öneririm. Farklı yorumlar farklı eleştiriler Yönetmen - Yazar'a muhakkak yardımcı olacaktır. Yerli yazar ve oyunlara destek olmamız gerekiyor.
Memet Baydur sevdiğim bir yazardır. Yazdığı birçok oyunu izledim. Hepsi de güzeldi. Özellikle 1990'li yıllarda gişe rekorları kıran oyunu KAMYON çok başarılı ve unutulmaz bir oyundu. (Yeri gelmişken bu oyunu tekrar çevirmek ve sahnelere koymak umarım birilerinin aklına gelir !) Ama bugün izlediğim oyunu son derece başarısız ve sıkıntılı bir oyun çıktı !
Oyun o kadar karmaşık, anlaşılmaz, sıkıcı ve iç daraltıcı ki kelimelere sığdıramıyorum. İlk perdenin sonunda salonun neredeyse beşte biri boşaldı. Oyun 2 perde ve ara dahil 2,5 saat sürüyor. Oyunun kurgusu gereği perdeler eşit süreli değil. 1. perde 1,5 saat. Ara 15 dakika. 2.perde 45 dakika. (Devlet tiyatroları web sitelerindeki oyun tanıtımlarında oyun sürelerini sürekli yanlış vermekteler, birileri bunu düzeltsin lütfen. Bu oyun için 2 saat 10 dakika yazıyor. Halbuki oyun 2,5 saatlik bir oyun)
Oyunun yönetmeni Anadolu Ajansına verdiği oyun tanıtım demecinde "Seyircilerin sabır göstermesi gereken bir oyun" demişti. Dolayısı ile biraz hazırlıklı gitmiştim. Ama gerçekten de bu kadarını beklemiyordum. Kim kimdir ? Kim kimin neyi ? Aralarındaki ilişkiler ne ? Konu ne ? Mesaj ne ? Gelecek - geçmiş - zaman ne ? Görüleceği üzere neredeyse oyunun tamamı açıklanmayan ucu açık sorularla başlayıp bitti. Hemen hemen hiç bir soruya cevap verilmedi. Yukarıdaki oyunun özet yazısını okursanız sanırım ne demek istediğimi anlayacaksınız. Oyunun özeti bile anlaşılmaz !
Oyuna 2 puan verdim çünkü bir çok şeye bayağı emek harcanmış. Dekor, ışık, kostümler güzel. Oyunculuklar da başarılı. Özellikle Aziz rolünde Lebip Gökhan ile cıvıl cıvıl neşeli genç kız rolündeki Çağıl Tekten çok başarılı.
Bir de oyun dışı bir soruna değinmek isterim. DEVLET TİYATROLARINDA OYUN BROŞÜRÜ YOK ! OLMALI ! Oyunu tanıtan, kim kimdir, yönetmen ne demiş, oyunun amacı ne, kadro kim gibi konuları içeren oyun broşürleri muhakkak seyircilere ücretsiz sağlanmalı. Eskiden vardı, 2 TL idi. Artık o da yok ! Koskoca bir kurumun ücretsiz oyun broşürü dağıtacak gücü olmalı. Adı üstünde, DEVLET !
Sonuç olarak koskoca bir 2,5 saatlik zaman kaybı. Genelde ne kadar kötü olursa olsun bir oyuna gitmeyin demem. Ama bu oyun için diyorum. Ama giderseniz de eminim keşke bu adamı dinleseymişiz diyeceksiniz !
Sahnelerimizde ülkemize ait yerel oyunlar bence çok az yer alıyor. Elbette klasikler, yabancı yazarların oyunları her sezon fazlası ile olmalı. Ama yerel yazar ve oyunlara da sık sık imkan tanınmalı. İşte bu eksiliği gideren bir oyun "Gül'e Ağıt". Bazı kusurlarına rağmen çok başarılı bir Töre trajesidisi ve draması.
Doğu ve Güneydoğu bölgemizde şu an itibarı ile bile hala tam çözülemeyen Töre Cinayetlerini ve Kadınlarımızın sınıfsal ezilişi anlatıyor. Özellikle 2.perde ve finale doğru tavan yapan duygusal anlar, en soğuk insanlara bile bolca gözyaşı döktürüyor. Özellikle kadın izleyiciler çok ama çok etkilendi, gözlemledim. Ülke gündeminde çok yer alan Güldünya Tören adlı kızımızın Töre kararı ile katledilmesi sahneye konmuş. (Yalnız bir not ekleyeyim, sonu gerçek yaşananlara göre değiştirilmiş, neden böyle yapıldı anlayamadım !) Oyunun sonunda cinayet sonrasında yaşananların bir özeti verilebilirmiş. İnternette Güldünya'nın ve katillerinin gerçek hikayesini okuyabilirsiniz.
Yönetmen Özgür Kaymak'ı oyuncu olarak çok seyrettim. Daha önce de Yönettiği 2 oyunu izledim. "Son" oyununu çok başarısız, "Mavi Kuş" oyununu ise çok başarılı bulmuştum. Bu oyunda da çıtasını yükseltmeye devam etmiş. Tabii bazı kusurlar da yok değil ! Aşağıda da herkesin şikayetçi olduğu gereksiz uzun oyun süresi konusunda en de hemfikirim. Net yarım saat fazlası var oyunun. Ara dahil 2,5 saat süren oyun 2 saatte bitirilebilirmiş. İlk yarım saat çok gereksiz sahnelerle dolu. Veteriner olayı gereksiz. Finali biraz çabuk ve etkisiz olmuş. Daha dramatik yapılabilirmiş.
Oyunu seçimleri de oyunculuklarda mükemmel ötesi ! Başroldeki Aslı Nimet Altaylar harika bir iş çıkarmış. Rolüne inanılmaz uymuş. Sempatikliği, sevimliliği ve enerjisi üst düzey. Usta oyuncular sahnede görmek (İskender Bağcılar, Hikmet Körmükçü, Tarık Şerbetçioğlu gibi) keyif verici. Ama oyunun asıl yıldızı, aldığı alkış ile de bu durum tescillendi, Deli rolündeki Uğur Dilbaz oldu. Son derece zor bir rolü büyük bir performans ile sahneye koydu. Yardımcı erkek rolde bu sene ödülleri toplar diye düşünüyorum.
Dekor çok sade ama etkileyici. Tavandan sarkan tül ve perdeler ile yan aksesuarlar tam da bir Doğu köyünün havasını vermiş. Arka planda tavuk - horoz sesleri bu durumda katkı sağlamış. Ses derken bir konuya değinmek isterim. Harbiye Sahnesinde muhakkak ama muhakkak oyuncuların MİKROFON kullanması gerekiyor. Salon büyük olduğu için arka sıralar çoğu diyalogları duyamıyor ! Buna yönetmenlerin çok dikkat etmesi lazım.
Işık desteği de mükemmel düzeydeydi. Kostümler yöreye tam uyumlu. Müzikler biraz daha etkin ve yöresel olabilirmiş. Sahne geçişlerindeki dansları ise gereksiz buldum.
Süresi biraz uzun olsa da, bizden ve içimizden olan, her bir insanımızın bir şekilde kıyısından geçtiği Töre, Namus, Kadın ve Şiddet üzerine çok güzel dramatik bir oyun. Muhakkak izleyin. Son sözüm ise Şehir Tiyatroları yönetimine:
"Bu oyunun topluma, kadınlarımıza, kızlarımıza ve sonuçta ülkeye yararlı olabilmesi için, büyük şehirlerimizde değil de özellikle Doğu ve Güneydoğu illerimizde sahneye konması gerekli ! Bu yüzden bu oyunun o bölgelere çok sık turneye gitmesi en doğru seçim olacaktır. İlaveten Turne kültüründeki 1-2 günlük kısa süreli gösterimler şeklinde değil 1 haftalık uzun süreli gösterimler ile yapılmalıdır. Bu şekilde toplumsal bilinç ve farkındalık sağlanmış olacaktır. Umarım yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever hanım veya yardımcıları buradaki önerimi dikkate alırlar !"
Birbirleri ile bağlantılı 4 evli çiftin bir gece içinde yaşadıkları ilginç ve komik olayları anlatan, herhangi bir mesaj vermekten uzak, temposuz ve vasat bir İngiliz komedisi.
Oyun yapı itibarı ile "KARMAKARIŞIK" adlı oyuna benzese de o oyundaki muhteşem tempo ve mizahın çok gerisinde kalmış. Espriler son derece basit ve demode. Bir türlü oyuna ısınamıyorsunuz. Oyunun dingin ve tutuk bir gidişatı var. Ne olacağını az çok tahmin ettiğiniz bir çok sahne var. Bu da oyunu sürükleyici olmaktan çıkarıyor. Tabii ki kimi karı - koca atışmalarında yer yer oldukça gülüyorsunuz ama bu oyunun geneline yansımıyor. Oyuncu olarak birçok başarılı oyununu seyrettiğim (Özellikle 12 Öfkeli Adam oyunu) Ali Gökmen Altuğ'u bu yönetmenlik çalışmasına başarılı bulamadım maalesef.
Oyunculuklar fena değil. Ama Aslıhan Kandemir ile Nurdan Kalınağa bir adım daha önde. Ergin Gürmen ustayı uzun bir süre sonra sahnelerde görmek güzel. Kostümler dönemi ve İngiliz yaşam tarzını aynen yansıtmış. Dekor yan yana 3 yatak odasından oluştuğu için biraz dar kullanılmış. Müzik desteği hemen hemen yok gibiydi.
Evlilik hayatını mizahı yönden anlatması nedeni ile büyük bir ümitle ve beklentiyle gittiğim oyun ben de hayal kırıklığı yaşattı. Sizin de aynı duyguları yaşamamanız için beklentinizi düşük tutarak gitmenizde fayda var.
Harold Pinter'ı bizim yönetmenler çok sever ! Ülkemizde birçok oyunu sahneye konmuştur. Çoğunu izledim, bazıları güzeldi. Ama bu oyun onlardan birisi değil ! Gerek içeriği gerekse de sahneye konuş tarzı ile vasat hatta vasatın altında bir yapım.
Bir kere oyunda verilmek istenen bir mesaj yok ? Sadece aşırı zengin, şımarık ve sosyetik kesimlerin kirli, çıkarcı ve çarpık ilişkileri anlatılıyor. Bunları anlatmak için bir oyun yazmaya gerek yok ki ? İsterdim ki oyunun arkasında yukarı konan TV'de verilen görüntülere değinilsin ! O görüntülerde dünya tarihindeki katliamlar, savaşlar, soykırımlar ve terör saldırıları gösteriliyor. Önlerinde sergilenen oyun ise bambaşka ? Görüntülerle alakası yok ?
Zaten Harold Pinter'de çelişkilerle dolu bir yazardır ! İnsan hakları der, savaşa karşı barış der, kahrolsun kapitalizm der ama sonra gider Sırp Kasabı ve dünyanın gördüğü en büyük canavarlardan birisi olan Miloseviç için açılan "Miloseviç Serbest Bırakılsın" kampanyasına imza verir !!! Nasıl bir demokratlık bu ? Daha doğrusu nasıl bir insanlık ?
Oyuna dönecek olursak, kadro ünlü ve tecrübeli oyuncularla dolu. Herkes rolüne uyum sağlamış. Ama bu da oyunu kurtaramamış. Oyunun geçtiği üst düzey restoranda canlı müziği ünlü müzisyen ve yazarımız Burçak Çöllü piyanosu ile sağlıyor. Naif bir düşünce. Dekor ve ışık düzeni mükemmel. Kostümler yeterli.
Ama bir konu vardı ki acayip yanlış ve saçma olmuş. Oyunun konusu, kişileri ve yazıldığı zaman belli iken (1999), oyuna akıllı cep telefonlarının ve selfie çekiminin eklenmesi son dönemde gördüğüm en saçma tiyatro olayıydı. Usta yönetmenimize yakışmamış bu durum. Bence devam edecek oyunlarda bu unsur hemen kaldırılmalı. Ayrıca oyunun sonuna, sadece seyirciyi etkilemesi için eklenmiş olan, Çav Bella şarkısını ucuz bir taktik olarak görmekteyim.
Normal zamanda olsak bu oyuna gitmenizi asla tavsiye etmezdim. Zaman kaybı. Ama Pandemi nedeni ile sahnede oyun bulmak çok güç. O yüzden tiyatrosuz kalmaktansa vasatta olsa gidip izlemenizi öneririm.
İspanyol yazar Mayorga'nın terör, barış, din ve devletlerin arka planda yaptıkları yasadışı eylemler üzerine mesajlar içeren sıra dışı bir oyun. Oldukça ilgi çekici ve farklı bir konuya sahip olan oyun, aşağıda belirteceğim hatalar ile vasat düzeyde kalmış maalesef.
3 adet köpek bilmedikleri bir yerde uyanırlar. İlaçla uyutulmuşlardır. Hedefleri K7 Terörle Mücadele köpeği olmaktır. Sadece 1 tanesi başaracaktır. Köpeklerin özellikleri yukarıdaki oyun özetinde çok detaylı anlatılmış. Tekrar etmiyorum. 3 köpek üzerinden 3 farklı siyasi anlayış resmedilmiş. Yapılan sınavlar boyunca her düşünce yapısının eksileri ve artıları ortaya konmuş. Devletlerin yapmaması gereken eylemler eleştirilmiş. Dini düşünceler ve Ateizm sorgulanmış. Finali ise sönük, anlaşılmaz ve ucu açık kalmış.
Oyunculuklar yeterli. Sadece İnsan rolündeki oyuncunun sesi inanılmaz zayıf, anlaşılmadı. Çok daha yüksek ses tonu ile konuşmalı. Gerek makyajlar gerekse de kostümler çok yetersiz. Karakterlerin köpek olduğu kesinlikle anlaşılmıyor. Üzerinde daha fazla düşünülmeli. Işık düzeni berbat. Oyun boyunca karanlık ortamda oyunu izliyorsunuz. Oyuncuların yüzü seçilemiyor. Özellikle diyalog olan sahnelerde ışık desteği olmalı.
Tiyatronet web sayfasından sadece 24 TL karşılığı izlenebilecek bu oyunu, özellikle İstanbul Özel tiyatro oyunlarını seyredemeyen Anadolu tiyatro severlerine tavsiye ederim. Pandemi koşulları varken evinizden rahatça izleyebilirsiniz.
Öldün, Duydun mu? / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
Covid-19 nedeni ile oyun iptalleri o kadar fazlalaştı ki, bir oyunu seyretmek büyük bir lütuf ve şans haline geldi ! Öyle ki Şehir Tiyatroları Şubat ayı programı bugün açıklandı ve neredeyse sahnelerin tamamı boş ! Oyun filan olmayacak. Programda görünen oyunlarda az kişili kadrolar. Umarım o oyunlarda iptal olmaz.
Bu şartlar altında bugün izleme şansı bulduğum oyun, tiyatro zekasından asla şüphe duymadığım büyük usta Yiğit Sertdemir'in yazdığı, kara komedi tarzında, başarılı ve oldukça ilginç bir konuya değinen bir oyun. İntihar eden bir adamın diğer dünyada bir Melek (Masalcı) tarafından sorguya alınması ile oyun başlıyor. Sonra da devreye Tanrı giriyor ! Oyun boyunca adamın tüm pişmanlıkları, hataları, korkuları ile hesaplaşması sağlanıyor. Finali ise inanılmaz bir sürprizle sona eriyor.
Bu oyunun Muhafazakar ve dini çevrelerce oldukça tepki alacağını düşünüyorum. Çünkü çok görmediğimiz türden canlandırmalar söz konusu. Her ne kadar oyunun sonunda hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığı ortaya açıksa da, bir çok kişiyi rahatsız edici sahneler ve sözler mevcut. Benim şahsi düşüncem tüm inançların kutsal değerlerine sonsuz saygıyı içerir. Bu bağlamda ben olsam oyunu daha farklı yazar, yönetirdim. Kimseyi rahatsız etmeyecek şekilde bir yöntem bulurdum.
Oyunculuklarda oyuncu seçimleri de çok yerinde. Dekor, renklendirme ve aksesuarlara bayıldım. İlaç kapsülleri ile dolu intihar küveti tasarımı dahiyane idi ! Işık ve kostümlerde çok iyiydi. Arka plana yansıtılan video efektleri yersiz ve gereksiz buldum.
Ağır depresyon yaşamış veya yaşayan, hayat ile ilgili sorunları olan kişilere çözümler sunan bu oyunu gülmek istiyorsanız izleyebilirsiniz. Ama tekrar ediyorum, dini değerlere hassas iseniz hiç önermem.
40 kişiyi aşan muazzam kadrosu, iddialı tanıtımları ve medyaya sunuluş şekli ile büyük beklenti içinde gittiğim, ama aşağıdaki diğer tüm yorumcularında belirttiği gibi, olumsuz yanlarının çok daha ağır bastığı ve hayal kırıklığı yaratan vasat bir oyun.
Bir kere başrol oyuncusu inanılmaz yanlış seçilmiş. Bu kadar genç bir oyuncuya nasıl Yunus Emre oynatılır ? Hadi gençlik dönemini diyelim oynat ama orta yaş ve üzeri yılları için kesinlikle daha yaşlı bir oyuncu seçilmeliydi. Oyunculukların geneli de vasat düzeydeydi. Usta oyuncular bu vasatlığa dahil. Sadece Moğol Komutanı rolündeki Alparslan Çağlar'ı çok beğendim.
Oyunda o kadar çok dans ve yüksek sesli müzik vardı ki bir ara ANADOLU ATEŞİ gösterisinde zannettim kendimi ? Çoğu anlamsız, uzun süren ve bir mesaj vermeyen bu danslar ile yönetmen neyi anlatmak istedi acaba ? Üstüne üstlük Şaman ayini sandığım bazı dinsel ritüellerin müslüman tarikatları çıkması da beni ayrıca şok etti.
Gelelim aslında en önemli eleştirime. Oyunun ana mesajı yanlış ! Yunus Emre kimdir ? Yunus Emre Anadolu insanını şekilci ve gerici Arap kökenli ibadet anlayışından kurtaran, İslamın gerçek yüzünü gösteren, tasavvuf konusunda halkımızı aydınlatan öncü bir Eren'dir. Şiirleri çeşitli yobaz mollalarca şeriata aykırı diye yakılmıştır. Oyun boyunca Yunus'un dine bakış açısını boş yere arayıp durdum ! Maalesef yönetmen Yunus'un amacını sahneye yansıtamamış. Veya yansıtmaktan çekinmiş. Sanırım şu an ülkeye hakim olan gerici ve şekilci Arap hayranlığının baskısı altında kalmış.
Son eleştirim büyük hayranı olduğum Dekor Tasarımı konusunda ülkenin en iyisi olan Behlüldane Tor için olacak. İlk defa büyük ustanın çok ama çok kötü ve özensiz yaptığı bir dekora rast geldim ! O kadar basit ve baştan savma yapılmış ki yakıştıramadım.
Oyunun elbette güzel yanları da var. Bir kere inanılmaz detaylı yapılıp emek harcanmış kostümler ! Resmen ödüllük. Açık ara ! Sonra yine ödüllük seviyede olan makyajlar. Her bir oyuncu üzerinde tek tek büyük emek harcanmış. Işık desteği harika. Müzikler çok yüksek sesli ve uzun süreli olsa da, danslar ve koreografi mükemmel.
Pandemi nedeni ile birçok oyunun seri şekilde iptal edildiği, gelecekte belki de komple bir kapanmanın konuşulmaya başlandığı bu salgın günlerinde, bu tip çok kalabalık kadrolu bir oyunu seyretmek, vasat bile olsa biz seyirciler için bir lütuf ! Bu yüzden oyunlar iptal olmadan bir an önce gidip beklentiye fazla girmeden seyretmenizi öneririm.
Covid-19 öncesi zaman darlığı nedeni ile sadece Şehir ve Devlet Tiyatrolarına gidebiliyordum. Özel tiyatrolara zaman kalmıyordu. Birçok ünlünün yer aldığı medyatik özel oyunlarda gözüm kalırdı !
Fakat Pandemi ile birlikte özellikle geçen sene ödenekli tiyatrolar sahneleri kapatınca, birçok gişe yapmış özel oyunu online olarak internet üzerinden izleme imkanı bulduk. Ve neredeyse tamamına yakının tiyatro sanatı ile ilgisi olmayan, sadece gişe amaçlı yapılmış, şişirilmiş birer balon olduğunu üzülerek gördük !
İşte bu oyunda o balonlardan birisi. Konu, tempo, oyuncular, oyuncu seçimleri, ışık, dekor inanılmaz başarısız. İnanın birçok lise veya üniversite tiyatro oyunu bu oyundan kat be kat iyidir ! Ne güldüren ne düşündüren, bol bol küfür, argo ve cinsellik içeren çok kötü bir yapım.
Aşağıda bu oyuna 10 puan veren kişinin ekibe olan yakınlığını da bayağı merak ettim doğrusu. Tamam, genelde oyun ekibinin tanıdıkları - sevdiklerini oyunlara bol bol 10 puan verir, çok rastlarız buna ama bu oyunu yapan veya oynayan çocuğum olsa da yine 2 puandan fazla vermem. Yağcılığın ve şakşakçılığında bir sınırı olmalı ?
Digitürk üyelerine TİYATRONET web sayfasındaki bazı oyunlar ücretsiz olarak online hediye ediliyor. Güzel bir uygulama. Ama lütfen hediye diye çok başarısız ve kalitesiz oyunları da üyelerinize sunmayınız.
Tek kişilik oyunlar zordur. Hele de süresi 1 saati geçiyorsa seyirciyi oyuna adapte etmek kolay iş değildir. (Oyun 1 Perde - 1 saat 10 dakika) Ama oyuncu Fulya Ülvan'ın son derece başarılı performansı ile karşımıza çok eğlenceli, komik ve keyif verici bir oyun çıktı Mecidiyeköy Stüdyo Sahnesinde !
Orta yaştan yaşlanmaya doğru giden, yalnız, hayatta aradığını bir türlü bulamamış, çok konuşkan ve enerjik bir kadının (Susan) yıllar önce kız arkadaşları ile yaptığı Avustralya seyahatini tekrarlaması konu ediliyor. Havaalanında başlayıp Havaalanında biten oyunda, Susan oyun boyunca hayatının muhakemesini yapıyor. Mutlulukları, acıları, hüzünleri, kaçırdığı fırsatlar, erkek arkadaşları, kız arkadaşları ... Geçmişe duyulan büyük özlemle gelecekte mevcut hali ile mutlu kalabilmek çabası oyunun ve Susan'ın izleyicilere vermek istediği ana mesajı içeriyor.
Oyuncu Fulya Ülvan kelimenin tek anlamı ile harika ! Müthiş bir enerjiye sahip, konsantrasyon mükemmel, mimikler ve duygu geçişleri yerinde. Oyunda 1 dakika bile sıkılmamıza izin vermedi :) Dekor harika olmuş. Oyunun Devlet Tiyatroları tanıtım sayfasındaki fotoğraflarında da görüleceği üzere, sahneye çift taraflı yapılmış, portatif, kullanışlı ve üzerindeki nesneler - renkler çok güzel seçilmiş. Işık ve müzik desteği yine çok iyi.
Bu oyuna özellikle gelecek için kaygıları bulunan ya da karar verme aşamasında olan orta yaş veya orta yaş üstü kadın izleyicilerimiz muhakkak gitmeli. Çünkü bu oyundan alacakları büyük fikir ve dersler ilerisi için mutlu olmalarına neden olabilecek.
Nilüfer Kent Tiyatrosunu çok beğenirim. İstanbul ve Eskişehir Şehir Tiyatrolarından sonra 3.sıraya koyarım. Giderek te kendilerini aşıyorlar ! Şimdi de zor bir deneysel tiyatro işine girişmişler : "VUR - YAĞMALA - YENİDEN" Her biri 3 kısa oyundan oluşan aslında 5 farklı tiyatro oyunu.
1 Bölüm yaklaşık 1,5 saat dolayısı ile her 1 bölüm aslında 1 oyun demek. Yani 2 veya 3 bölümü peşi sıra vermek çok mantıklı olmamış ! Tiyatro tekniği açısından da seyir keyfi açısından da yanlış bir şey. Ben bugün sadece ilk bölümü yani 3 farklı kısa oyunu izleyebildim. 2.Bölüme gücüm ve konsantrasyonum kalmadı !
İlk oyun tamamen seyirci etkileşimli, komik, eğlenceli ve sürükleyiciydi. Oyuncular sık sık seyirci ile diyaloğa ve fiziksel etkileşime girdiler. Demokrasi, Siyaset ve Özgürlük kavramları üzerine güzel mesajlar verdiler. İkinci oyun İşkence, Şiddet ve Diktatörlük kavramları üzerine idi. Sert sahneler vardı. Üçüncü oyun ise yıllar sonra tekrar birleşen 2 homoseksüelin ilişkisini çözümlemeye çalışan vasat bir oyundu.
Oyunculukları çok başarılı ve etkileyici buldum. Kostüm - dekor - müzik hemen hemen hiç yok, sıfır. Sahnenin arkasına ünlü düşünürlerin oyunda konu edilen fikirler üzerine yaptıkları saptamaları anlatan uzun yazılar yansıtılmış.
Diğer 4 bölümü izleme şansım olmadığı için bir genelleme yapmam haksızlık olur. Ama 1.bölümü beğendim, hoş vakit geçirdim. Umarım tekrar İstanbul'a gelebilirler ve böylece kalan bölümleri de izleyebiliriz.
Bu oyunu 2 yıl önce Şehir Tiyatrolarında Bora Seçkin rejisinde izlemiş ve hiç beğenmemiştim. Tiyatro oyunundan çok bir tasavvuf gösterisi olan o oyuna yaptığım eleştiriyi oyunun sayfasında okuyabilirsiniz. Aşağıdaki yorumlara ben de katılıyorum, dün akşam Devlet Tiyatrolarında Hidayet Erdinç yönetmenliğinde izlediğim yeni oyun 2 seneki oyundan çok daha başarılı, sürükleyici ve anlaşılır.
Niye başarılı ? Bir kere bu sefer bir tiyatro yapılmaya çalışılmış. Eski oyunda bu amaç yoktu ! Sonra oyunculuklar da oyuncu seçimleri de bu sefer mükemmel olmuş ! Özellikle başroldeki Seda Yıldız oyun ve ses gücü ile sahneye ve oyuna son derece hakim. Sonra Celep Ağa rolündeki Murat Yatman da çok başarılı. Oyunu seyredilir kılan ve seyirciyi bol bol güldüren replikleri ile ayrı bir güzellik yaratmış.
Oyunun finali dahil olmak üzere, her noktasında yapılan detaylı açıklamalar ve karşılaştırmalar izleyicinin oyunu çok daha iyi anlamasını sağladı. Kimi yerde günümüz politikasına atıflar yapıldı. TSK'ya her zaman muhalif olan (Bu yüzden de TSK'dan atılmış olan) yazarın bu kitabında da o zamanki askeri güç olan Yeniçeri Ocağına olan nefreti çok açık hissediliyor. Yazarları bırakın bir yana, hiç bir yurttaş kendi ordusuna her ne sebeple olursa olsun düşman olmamalı ! Problem var ise de yapıcı bir şekilde düzeltmeye çalışmalı.
Dekor ve Işık düzenine resmen hayran kaldım ! Tek kelime ile ödüllük ! İlgilileri tebrik ederim. Kostümlerde harika olmuş. Müzik desteği ise fena değildi.
Oyunun başarısız yönleri de var tabii. Bir kere girişteki neredeyse 10 dakika süren anlamsız dans görüntüleri ve son derece yüksek ses desteğindeki giriş sahnesi hiç olmamış. Bir anlam çıkarmak güç. Sonra her zaman dile getirdiğimiz ama yönetmenlerin inatla yapmakta olduğu perde sayısı ve oyun süresi konusu ! Tamı tamına 1 saat 45 dakika süren oyun yine TEK PERDE yapılmış ! yeter gerçekten yeter ! Böyle bir oyun tek perde olmaz, olamaz ! Yapın 2 perde oyunun başarısı artsın. Bu inat nedendir anlamak gerçekten güç. 3. ir konuda Celep Ağanın makyajı, bence abartılı ve yakışmamış.
İstanbul devlet Tiyatroları Müdürlüğünün dikkatine - Oyun dışı bir konuya değinmek isterim. Üsküdar Tekel sahnesinde bu sezon saat 15.00 seansları oynanmıyor. Nedenini bilmiyorum ama hemen düzletilmesini talep ediyoruz. Ulaşım problemi nedeni ile 15.00 seansları tekrar programa alınmalı.
Osmanlı Tarihine, Tasavvufa, Saray entrikalarına, Yeniçeri Ocağı ve sistemine meraklı herkesin çok seveceği bu oyunu muhakkak izleyin.
Yaftalı Tabut / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, çevirmeni ve Sosyalisti Fatma Nudiye Yalçı’nın hikâyesini anlatan, pozitif, enerjik, sürükleyici ve hareketli bir oyun. Beğendim ama eleştireceğim birçok noktası da var oyunun !
Her şeyden önce oyunun süre ve perde sayısı problemine değineceğim. Artık tüm yönetmen ve yazarlar kabul etsin bunu ve buna göre eserlerini ortaya koysunlar : 1 PERDE EN FAZLA 1 SAAT OLMALI ! Büyük puntolarla yazıyorum çünkü küçük olarak çok yazdım bir şey değişmedi ! 1 saat 45 dakikalık bir oyun ne kadar güzel olursa olsun seyirciyi sıkıyor ! Bunu öğrenin artık ? Yapın 1 saat üzeri oyunları 2 perde, sorun bitsin. Çok mu zor anlayamıyorum ?
Oyunun süresi nedeni ile ortalarda oyundan kopsak ta özellikle giriş bölümü hayli güzel ve enerjik. Geçen sezon biliyorsunuz SEZON MİNİMAL adı altında sunuldu. Ayrıca Kadın yazar ve yönetmenlerimizin oyunları öne çıkarıldı. Bu oyunda da hem yazar hem yönetmen hem de 7 kişilik oyuncu kadrosunun tamamı kadın ! Ama özellikle erkek karakterleri kadın oyuncuların canlandırması bence hiç olmamış ! Hele de canlandırılan karakterler Nazım Hkmet veya Hikmet Kıvılcımlı olunca daha da garip kaçmış. Yanlış olmuş bence.
Bu arada Yafta ne demek, tam bilmeyenler olabilir, yardımcı olayım. TDK'ya göre yafta kelimesinin biri gerçek biri mecazi olmak üzere iki farklı anlamı var. İlk Anlamı: Ürünlerin fiyatı, kullanım şekli ve içeriği hakkında bilgiler veren yazılı kağıt parçası İkinci Anlamı: Peşin hüküm, önyargı.
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri çok güzel. Özellikle genç oyuncu Şenay Bağ'ı çok beğendim. Bensu hanımda yine her zamanki gibi çok başarılı. Dekor minimal sezon gereği yok gibiydi. Kostümler dönemi yansıtabilmiş. Müzikler ve danslar da güzeldi.
Oyun dışı bir konuya daha değineceğim. Yıllarca hükümet kontrolündeki Şehir Tiyatrolarında neler eleştirilmişti hafızalarımızı bir tazeleyelim : "Oyun seçimlerinde muhafazakar veya hükümetin istediği ideolojik oyunların olması" Bu yüzden fırtınalar koparılmıştı. E Peki şimdi muhalefete geçen yeni yönetim ne yapıyor ? Eleştirdiği şeyi kendisi yapıyor ! Kendi ideolojisindeki oyun, yazar ve yönetmelere yer veriyor ! Çelişki ve yanlış değil midir bu ? Lütfen oturup bir düşünün. (Not: Ben muhalif düşünceye sahip bir seyirciyim)
Oyunu seyreden ve çok alkışlayan kitlenin neredeyse tamımı kadın seyirciydi. Bu yüzden bu oyuna özellikle kimler gitmeli fazla söze gerek yok sanırım ...
1980 Darbesini yeni kuşak bilmez. Hatta orta kuşakta bilmez. Benim gibi 70'liler de ancak hatırlar. Çocuktum o zamanlar, ilkokula gidiyordum. Özellikle 12 Eylül öncesi sokaklarda yaşanan terör, çatışma ve ölümler bir çocuk için nasıl kötü bir kabustu tasavvur ediyorsunuzdur sanırım !
1980 Darbesi Tiyatroda da yerini bulamamıştır ! Nedense yönetmen ve yazarlar bu konuya hep uzak kaldılar. O dönem yaşanan yasakların ve korkuların etkisi mi acaba ? Çok az oyun seyrettim bu konuda. Bugünkü oyunda aslında o dönemi değil de o dönemim 35 yıl sonraki etkilerini anlatıyor. Direkt o dönemi anlatan oyunlar olmalı artık.
Oyuna gelirsek zamanda sıçramalar eşliğinde o dönem yaşanan kötü olayların ileriki yıllarda aileleri ve insanları nasıl etkilediğini anlatıyor. Zaman zaman tempo artsa da maalesef donuk dingin yapısı oyunun finaline kadar sürüyor. Artı yönleri olmasına rağmen vasat düzeyde kalmış bir dönem oyunu.
Artı yönleri neler hemen ileteyim. Oyunculuklarda Abla - kız kardeş yani Ebru Üstüntaş ile Hazal Uprak çok başarılı. Oyunda zaten Ablanın üzerine kurulmuş. Zemini su ile kaplı portatif dekor az görülür cinsten ve çok başarılı. Barış Dinçel ustanın başka bir şaheseri daha !Ayrıca suyun üzerine yansıtılan video görüntülerde ilginç olmuş. Işık düzeni ve kostümler çok iyi. Kostümler tam o dönemi yansıtmış.
Ama şüphesiz oyunun en sevdiğim yönü muhteşem müzikleri oldu ! Kesinlikle ödüllük ! Cahit Berkay, Anadolu Folk ve 1980'li yılların Türk filmlerini andıran müziğine bayıldım. Emeği geçenlere teşekkür etmek isterim.
Müze Gazhane Meydan sahnesinde seyrettim oyunu. Bir uyarım olacak Sahne yöneticilerine. Teknik ekibin sahnenin hemen yanında ve seyircinin gözü önünde olması hiç ama hiç olmamış. Buna acil çözüm bulunması gerekir. Seyircinin oyuna ilgisini ciddi anlamda dağıtıyor bu durum.
1980 Darbesini merak edenlerin veya darbeden dolayı ciddi anlamda acı yaşayanların sevebileceği bu oyunu seyretmenizi öneririm. Ama beklentiniz fazla olmasın !
İspanyol yazar Michel Del Castillo'nun, çirkin bir insanın çocukluğundan ihtiyarlığına kadar yaşadığı zorlukları ve dışlanmışlıkları anlatan, vasat düzeyde kalmış bir oyunu.
Vasat diyorum çünkü oyun boyunca seyirciyi etkileyen veya heyecanlandıran bir bölüm yok maalesef. Bu sitede 8 veya 9 puan üzeri puan alan çoğu oyun gibi, bu oyunda yine eş dost ekip puanları ile 8,6'lık seviyeye ulaşmış. Bu seviyede bir oyun değil kesinlikle, izleyin isterseniz.
Oyun İspanya'nın Galiçya bölgesinde geçiyor. Tek kişilik bu oyunda oyuncu Hamit Demir son derece başarılı. Rolünü çok iyi özümsemiş. Kuklalar vasıtası ile diğer birçok karakteri de başarı ile canlandırıyor. Ama bu başarıları oyunu iyi seviyeye yine de taşıyamıyor. Dekor sade ve etkileyici. Işık düzeni ve İspanyol ezgilerinin sunulduğu canlı gitar desteği ile yapılan müzikler de çok güzel.
Tiyatro Evi'nin Youtube kanalında yayınlanmakta olan bu oyunu, boş vaktiniz varsa izleyebilirsiniz.
Sıkıcı ve anlaşılmaz bir giriş bölümüne sahip, bu negatif başlangıcı daha sonra toparlar gibi olsa da seyirciye zevk veremeyen vasat bir oyun.
Ortalama bir seyircinin oyunu sevebilmesi için önce oyunun konusunu anlaması lazım. İlk 15 - 20 dakika konuya direkt girilmediği için konuyu anlayamıyorsunuz. Sonrasında her şey açığa kavuştuğunda ise gereksiz uzatmalarla sıkılmaktan kurtulamıyorsunuz. Normal olarak 1 saatte bitilecek bir oyun 1 saat 35 dakikaya ötelenmiş. Bu da seyirciyi sıktı tabii. Ben dahil !
Şehir Tiyatrolarının en büyük gücü olan dekor ve kostüm bu oyunda sıfır ! Neden böyle tercih edilmiş anlayamadım ? VEBA salgını yaşanan karanlık bir şehir çok daha etkileyici sahneye yansıtılabilirdi. En azından arka fon değiştirilebilirdi. Müzik ve Işık desteği ise güzel.
Bu oyunun 2 oyuncu kadrosu var. Pandemi riskine karşı yapılmış sanırım. Biri Sevil Akı'lı bir grup diğeri ise İrem Arslan'lı bir grup. Bize İrem Arslan'lı grup düştü. Diğer grubu izlemediğim için karşılaştırma yapamıyorum. İzlediğim grupta oyunculuklar maalesef vasat düzeyde kalmış. Sadece Doktor rolündeki İrem Arslan çok başarılı idi.
Kağıthane Sadabad Sahnesine ilk defa gittim. Evime çok uzak çünkü. Sahne, salon ve salonun dışı mükemmel. Yapanların eline sağlık ! Dış salonda başta Vasfi Rıza Zobu olmak üzere birçok eski tiyatro ustasının kostümleri ve tiyatro dünyasının argümanları sergilenmekte. Gittiğinizde incelemenizi tavsiye ederim.
Daha önce de birkaç kez dile getirdim ama bir değişiklik olmadı. Şehir tiyatrolarında akşam seansları hala 20.30'da başlıyor. Özellikle uzun süren oyunlardan sonra eve dönüşte ulaşım ve güvenlik sorunu ortaya çıkıyor. Bir kez daha dile getirmek isterim, lütfen akşam seansları saat 19.30 veya 20.00'de başlasın. Yeni Şehir Tiyatroları yönetimi umarım bu sorunumuzu çözer.
Yaşadığımız Covid salgınına çok benzerlik gösteren bir konuyu anlatan bu oyunu eğer çok boş vaktiniz varsa izlemenizi öneririm. Özellikle gidilecek bir oyun değil maalesef.
Kadınların ülkemizde, dünyamızda, geçmişte ve gelecekteki yerlerine, önemine değinen 5 farklı kadının hikayesini anlatan başarılı bir oyun. 1 saat 20 dakikalık oyun süresince tek bir an bile dikkatimizi dağıtmayan bu sürükleyici oyun için ünlü yönetmenimiz Özen Yula'yı tebrik ederim ! "Gayrı Resmi Hürrem" oyunundaki üstün başarısını tekrar etmiş.
Tabii bu başarıda en büyük pay müthiş bir oyunculuk sergileyen tiyatromuzun mihenk taşlarından Sema Keçik ! Olağanüstü iyi oynamış. Özellikle hafif kalın ses tonu seyirci ve sahne üzerinde büyük etki yaratıyor. 5 farklı kadın karakteri çok başarılı hızlı geçişlerle inanılmaz iyi canlandırıyor. Oyunu da hissederek oynuyor, özellikle hüzünlü sahnelerde gözlerinin dolmasından bunu daha iyi anlıyoruz. Oyun broşüründe 2 kişi görünüyor oyuncu olarak ama aslında oyun tek kişilik bir oyun. Diğer erkek karakter sadece oyunun sonunda 2 - 3 dakika görünüyor.
Dekor, ışık ve kostümler çok iyi. Sadece dekorda bir noktayı anlayamadım. Sahnenin ortasındaki devasa yukarı doğru merdivenin sonundaki 3 şekilden oluşan kombinasyonu anlayamadım ? O şekiller ne anlama geliyordu ? Oyun boyunca gözüme takıldı bu durum. Daha anlaşılır olması gerekirdi diye düşünüyorum.
Müzik konusunda ise ayrı bir paragraf açıyorum. Çünkü oyun sırasında Sema Keçik'in söylediği 2 adet Türk Sanat Müziği şarkısı bizleri mest etti ! Böyle muhteşem ses mi olur ! İnanın şu an sahnelerde boy gösteren sanatçıların fersah fersah ötesinde ! Oyunun sonundaki "Kadın Hakları" ve "Kadının hayatımızdaki önemi" konularındaki mesajlar çok yerinde ve etkileyici idi !
Oyunun sonunda özellikle Kadın seyirciler oyunu çılgınca ve "Bravo" sesleri içinde dakikalarca alkışladı. Dolayısı ile özellikle kimlerin bu oyunu muhakkak seyretmesi gerektiğini anladınız !
İSTANBUL DEVLET TİYATROLARINDA BÜYÜK REZALET ! BÖYLE BÜYÜK PUNTOLARLA YAZIYORUM Kİ İLGİLİLER FARK EDİP GEREĞİNİ HEMEN YAPSIN ! BUGÜN MECİDİYEKÖY BÜYÜK SAHNEDE 15:00 SEANSINDA OYNANAN OYUNDA (KİMBİLİR BAŞKA HANGİ SEANSLARDA DAHA !), COVID19 GEREĞİ BOŞ OLMASI GEREKEN KOLTUKLARA DA BİLET SATILMIŞ, BÜYÜK BİR YOĞUNLUK OLUŞMUŞ, SOSYAL MESAFE KALMAMIŞ, DAHA ÖNEMLİSİ BU YÜZDEN SEYİRCİLER ARASINDA TARTIŞMALAR HATTA KAVGA BİLE ÇIKMIŞTIR ! KURALLAR DERDEST EDİLEREK RESMEN SUÇ İŞLENMİŞTİR. BU BÜYÜK REZALETE SEBEP OLAN SAHNE GÖREVLİLERİ HAKKINDA ACİLEN GEREĞİ YAPILMALIDIR. AYRICA TEKRARI MUHAKKAK ÖNLENMELİDİR ! BİR DEVLETTE KURALLARI BOZANLAR BİZZAT DEVLETİN MEMURU OLURSA O ÜLKEDE NELER OLMAZ ! YAZIK !
İşte bu gergin ve soğuk ortamda başlayan oyuna konsantre olmakta da hayli zorlandım. Özellikle kadın karakterin (Beatrice) ilk konuşmasını tam 20.dakikada yapması oyunu iyice anlaşılmaz kıldı. Hiç kimse kadın - erkek arasındaki ilişkiyi başlarda çözemedi. İkisi de evlenmiş, eşlerini aldatmış bir kadın ile erkeğin yaşama yeni bir başlangıç yapma çabası oyunun ana konusu. Yaşanan büyük tecrübeler yeni bir ilişki için avantaj mı yoksa dezavantaj mı ? Oyun bu sorunun cevabını aramakla geçiyor, bir mesaj vermiyor, kararı seyirciye bırakıyor. 2 perde 1 saat 45 dk. süren oyun maalesef hiç bir şey ifade etmeden, seyirciye zevk vermeden vasat bir şekilde sona eriyor.
Özellikle oyunda canlı olarak yapılan ev boyama işi ile pasta yapma işine bir anlam veremedim ? Yönetmen ya da yazar ne mesaj vermek istedi anlamak güç ? Bence son derece gereksiz ve oyunu uzatan fuzuli 2 sahne idi.
Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda çok iyi. Özellikle Adam rolünde Devrim Evin'i çok beğendim. Enerjisini ve ışığını sahneye çok iyi aktarıyor. Ama bu 2 oyuncunun başarısı manasız, durağan ve vasat oyunu kurtaramıyor. Dekor fena değil. Ahşap ağırlıklı ve yeterli detaya sahip. Işık ve müzik desteği de iyi sayılır. Dışarıdaki mevsimsel durumlar daha iyi bir efektle verilebilirmiş.
Tarih boyunca her daim geçerli olan Kadın - Erkek sorunları üzerine bir mesaj veremeyen bu oyunu, sadece şu kişilere önerebilirim: Evli olup sorun yaşayan veya evlilik sonrası yeni bir ilişki başlangıcında olan kişilere önerebilirim. Belki oyunun bizim görmediğimiz bir yönünü fark edip, hayatlarına mutluluk katarlar.
Tiyatro sahnelerine aktarılmaları cesaret, beceri ve bütçe isteyen Dünya Klasiklerini Sezon programlarında gördükçe çok mutlu oluyorum. Oyun başarılı olmasa bile bu tip Klasiklerin sahnede her daim olması lazım. Frankenstein, 80 Günde Devri Alem, Dr. Jekyll ve Mr. Hyde gibi.
İşte bu klasiklerden birisi olan Moby Dick bu sezon Şehir Tiyatroları sahnelerinde ! Öncelikle bu Repertuvar seçimi için Seçici Kurulu tebrik ederim. Umarım devamı gelir.
Oyuna gelirsek ise gerçekten hiç ama hiç olmamış maalesef ! Hangi birisini anlatsam bilemiyorum. Aklıma gelenleri yazacağım. Bir kere bu oyun konusu ve kurgusu ile itibarı 1 perde // 55 Dakika olamaz ! Olursa işte böyle kötü olur. Rahat 2 perde 2 saatlik bir konu söz konusu ! Neden bu kadar aceleye getirilmiş anlamak güç. Hele bir Finali var ki kimse hiç bir şey anlamadı !
Dekor inanılmaz kötü. Şehir Tiyatrolarının imkanları varken nasıl bu kadar kötü bir dekor yapılabilir ? Ne Gemi ne Sahildeki Han hiçbir şekilde sahneye yansıtılamamış. İnanın Lise Tiyatrolarında bile daha iyi dekorlar gördüm. Müzik ve Işık desteği de yetersiz. Bu tip bir oyunda müzik çok etkili olurdu halbuki ?
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri de çok kötü. Neden erkek olan karakterlere kadın oyuncular seçilmiş anlamak güç. Zaten oyun o kadar kısa ki herhangi bir oyuncunun göstermesini de beklemekte yanlış ! Sadece Ishmael rolündeki genç oyuncu Direnç Dedeoğlu'nu beğendim. Umut vadediyor.
Son dönemde dikkatimi çeken oyun dışı önemli bir konu var. Bilet aldığı halde gelmeyen seyirciler ! Elbette insan hasta olabilir, işi çıkabilir, gelemeyebilir. Ama bu sezon salonlar o kadar boş ki insanların dikkatini çekmek istedim. İnanın bugün salonda sadece yüzde 30 civarı doluluk vardı. Zaten Pandemi nedeni ile sadece salonun yarısına bilet satılıyor. Bilet bulmak daha da zorlaştı. Bir de bu bilet alıp ta gelmeyen seyirciler olunca, oyunu seyretmek isteyip te bilet bulamayan seyircilerin hakkı yenmiş oluyor ! Gelmenizin kesin olmadığı oyunlara lütfen bilet almayınız ! Ya da gelemeyeceğiniz kesinleşirse sisteme girip biletinizi askıya alınız ! Bu şekilde oyunu seyretmek isteyen seyircilere şans tanımış olursunuz.
Daha aklıma gelmeyen birçok negatif yanına rağmen, Moby Dick gibi bir oyunu sahneye koymak cesaret ve emek işidir. Bu nedenle yukarıdaki puanı verdim. Oyunu muhakkak seyredin, destek olun ama beklentinizi çok düşük tutun.
Tek kişilik oyunun broşürünü okuyup, fragmanını izleyip, konusuna ve fotoğraflarına baktıktan sonra karşıma vasat bir biyografik oyun çıkmasını bekliyordum. Ama Yeşim Koçak'ın muhteşem performansı ve Yönetmen Jale Karabekir'in ince dokunuşları ile çok güzel bir oyun izleme imkanı buldum !
1930'lu yılların ünlü tiyatro, sinema ve opera sanatçısı Melek Kobra'nın maalesef çok kısa süren hayatı konu ediliyor oyunda. Özlemleri, acıları, pişmanlıkları, kıskançlıkları ... Konusu itibarı ile son derece karamsar, karanlık ve hüzünlü bir oyun aslında. Bu tip bir oyun için uzun sayılabilecek 75 dakikalık süre, oyucu ve yönetmen becerisi ile keyifli bir hal alıyor.
Oyuncu Yeşim Koçak bayıldığım oyuncular arasındadır. Henüz kötü bir oyununu izlemedim ! Özellikle Nora ve Hedda Gabler oyunlarındaki büyüleyici oyunculuğunu asla unutamam. Bu oyunda da yine oldukça başarılı. Farklı karakterleri canlandırmadaki ustalığı göz alıcı. Ama yazarın veya yönetmenin yerinde olsam bu oyunu tek kişilik yapmazdım ! Keriman Halis Ece, Ferdi Tayfur ve Cahide Sonku gibi karakterlerin de muhakkak sahnede olmalarını bir şekilde sağlardım. Oyun çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum.
Dekor oldukça sade ve etkisiz. Sezon Minimal gereği tabii. Işık düzeni ve kostümler yeterli. Oyunun başında ve sonunda ki Melek Kobra'nın orijinal sesi etkileyici. Müzikler çok güzel. Nostaljik Kerem Yılmazer Sahnesinde böyle bir nostaljik oyunu izlemekte ayrı bir güzellik !
1930'lu yılları, Eski Beyoğlu'nu, Operayı, Tiyatroyu seven herkesin çok seveceği bu oyunu muhakkak seyredin.
Yıllardır oyun izleyen ve eleştirmeyi de çok seven bir tiyatro aşığıyım ! Bir oyuna 9 veya 10 puan verdiğim nadirdir. Kusursuz dediğim oyun da azdır ! İşte bu akşam izlediğim bu oyun o çok nadir oyunlardan birisi oldu ! TEK KELİME İLE MUHTEŞEM !
Tek kişilik oyunların üstadı ve seyirci ile diyaloğa girerek gidilen oyunları keyif dolu hale getiren Levent Üzümcü elbette bu muhteşem oyunun en önemli yapı taşı. 1 saat 15 dakikalık harika bir performans, harika şarkılar, çoğunlukla güldüren ama yer yer ağlatan bir konu. Girit'ten zorla göç ettirilen bir ailenin gurur dolu yaşam öyküsü. Arka planda dostluk, eşitlik ve kardeşlik mesajları.
Dekor resmen ödüllük. Işık düzeni, müzikler, şarkılar, kostümler keza yine öyle. Esen Koçer'in sesi etkileyici. Levent Üzümcü'nün oyunu kesip orkestra ve seyirci ile girdiği diyaloglar çok sempatik ve sevimli. Bu konudaki aşağıdaki olumsuz yorumlara katılmıyorum.
Ölmeden önce izlenmesi gereken 10 tiyatro oyunundan birisi olan bu oyunu, ne yapıp edip en kısa sürede izleyin. Malum Pandemi nedeni ile tekrar bir kapanma olursa çok ama çok pişman olursunuz, benden uyarması :)
Öncelikle yeni açılan MÜZE GAZHANE Kültür Yerleşkesi hakkında gitmeyenler için bilgi vermek istiyorum. Tek kelime ile muhteşem bir sanat merkezi yapılmış ! Kadıköy'ün göbeğinde, içinde ne ararsanız var ! 2 Adet Tiyatro Sahnesi, 2 Adet Sergi Salonu, 1 Karikatür Müzesi, 2 süper ötesi Müze Bölümü, Kütüphane, Kafeler, Konser Alanı ...
Hele eski Gazhane tesisleri Fotoğrafçılar için bir hazine kaynağı ! Muhteşem fotoğraflar çekilebiliyor. Dolayısı ile Instagram hastaları da bu yere kesinlikle bayılacak :) Bu yüzden buraya oyuna gelirseniz en az 2 saat önce gelip geziniz. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bir sanatsever olarak en içten teşekkürlerimi iletirim.
Oyuna gelirsek maalesef Müze Gazhane kadar güzel değil ! Sıkıcı, etkisiz, temposuz ve fazla bir mesaj veremeyen vasat bir oyun. Geçen yıl biliyorsunuz Şehir Tiyatroları "Sezon Minimal" ismi ile az kadrolu oyunlar sunmuştu. Ayrıca geçen sezon Kadın Yazar ve Yönetmenlere de ayrılmıştı. İşte bu oyunda bir kadın yazar ve yönetmenimizin sahneye koyduğu bir yapım.
Orta Asya ve Anadolu Türk Korku geleneğinin önemli unsurlarından "Al Basması - Al Karısı - Lohusa Humması" olayı irdeleniyor. Oyunun Korku ve Gerilim içinde geçmesini beklerken, kısa süre içinde Kadının dünya ve toplumda ki yeri üzerine karşılıklı bir konuşma ile karşılaşıyorsunuz. Bu da tabii tempoyu ve beklentiyi düşürüyor. Ayrıca oyunun finali de oldukça sıradan ve etkisiz.
Oyuncu kadrosu çok kuvvetli. Özellikle Elçim Atamgüç yine çok iyi. Dekor olması gerektiği üzere oldukça sade. Hastane odası yeterli tasvir edilmiş. Müzik ve Işık desteği yerinde. Kostümler güzel. Hele de Elka'nın (Al Karısının) giysisi muhteşem dizayn edilmiş, bir şaman havasında.
Değişik ve gizemli bir konuya sahip olmasına rağmen, vasat seviyeyi geçemeyen bir oyun. Birçok yeni oyunun geldiği bu yoğun tiyatro sezonunda, bu oyuna öncelik vermeseniz iyi olur diye düşünüyorum.
Yönetmenlerin ve Repertuvar Kurullarının vazgeçemediği, Bernard Slade'in yazdığı romantik komedi "Seneye Bugün" hemen hemen her sezon bir tiyatro grubunca sahneye konur. Bu sene de sıra İstanbul Devlet Tiyatrolarında ! Kaç kez izledim hatırlamıyorum ama bugün izlediğim Celal Kadri Kınoğlu rejisi diğerlerinin bir tık önünde.
Ahlaki açıdan sıkıntılı bir konusu var aslında oyunun. Evliliklerdeki ihaneti ve sadakatsizliği kutsuyor, sevimli göstermeye çalışıyor. Bu anlamda düşünüldüğünde sevimsiz ve antipatik gelecek konu, diyaloglar, espriler ve reji marifetleriyle seyirciyi bir hayli güldürüyor.
Oyunculuklar çok iyi. Özellikle "Doris" rolünde Gerçek Alnıaçık'a bayıldım ! Duayen Celal Kadri Kınoğlu'nun ise birçok sahnede gereğinden fazla abartılmış ses tonu ve mimiklerini yadırgadım. Daha gerçekçi olabilirmiş. Dekor ve Işık düzeni muazzam ! Rahat ödül alırlar diye düşünüyorum. Kostümler dönemi yansıtıyor, başarılı. Sahne geçişlerindeki (5'er Yıllık geçişlerdeki) arka fona verilen dönem fotoğrafları çok zarif düşünülmüş. Alkış kısmında oyunda görev alan 2 genç oyuncunun olmamasını ise hiç doğru bulmadım ! Emekçiler unutulmasın lütfen !
Ana konusu ve verdiği mesajlar biraz sıkıntılı olsa da Hoşça vakit geçirip, bolca gülmek ve az biraz da hüzünlenmek istiyorsanız bu oyunu seyretmenizi öneririm.
Bu tiyatro sezonu şansıma Mitolojik oyunlar ile başladı. Önce "Antigone" sonra "İfigenya". İkisi de başarılı ikisi de birbirine benzer yapıya sahip oyunlar.
Ünlü Truva Savaşının öncesinde yaşanan bir Baba - Kız trajedisini anlatıyor oyun. Tanrıları öfkelendiren Baba (Kral), Tanrılar için kızını kurban edebilecek midir ? Devlet mi Gelenekler mi yoksa Evlat Sevgisi mi kazanacaktır ? Açmazda olan bir babanın dramı !
Yurtdışı çalışmaları ile dikkat çeken ünlü Yönetmenimiz Serdar Biliş seyircinin oyuna olan ilgisini çok iyi bir yerden yakalamış ! Bütün sahne geçişlerinde arka planda verilen video görüntüler ile günümüz dünyasının Bana - Kız ilişkileri röportajlar şeklinde sunulmuş. Yer yer ağlatacak derecede hüzünlü bu röportajlara bir de dertli ve yanık türküler eklenince, seyirci Antik Yunan'dan sıyrılıp bir anda kendisini günümüz Türkiye'sinde buluyor ! Ayrıca oyuncularında kimi yerde oyunu kesip kendi yaşadıklarını anlatması sıkıcı olması beklenen oyunu keyifli bir hale getiriyor.
Oyunculuklarda oyuncu seçimleri de yerinde. Özellikle İfigenya rolünde geç oyuncu Ceren Kaçar'ı çok beğendim. Oyuna inanılmaz iyi konsantre olmuştu. Dekor sıfır ! Oyun broşüründe yönetmen "Sezon Minimal" nedeni ile dekordan - rejiden - süreden ödün verdik dese de, dekor bu kadar boş olmamalıydı ! Başka "Sezon Minimal" oyunlarını da izledik ama hiç bu kadar boş dekor görmedik. En azından dönemi hatırlatan birkaç parça eşya muhakkak sahnede yer almalıydı ! Kostümlerde olmamış ! Kesinlikle dönemi yansıtamamış. Işık ve Müzik desteği ise yeterliydi. Oyunun hemen başında mevcut durumun ve yaşanmakta olanların detaylı olarak açıklanması oyuna sıfır bilgi gelen seyirciler için oldukça yararlı olmuştur. Bu da oyunun önemli bir artısıydı.
Oyunun bir diğer eksik yönü ise bazı farklı karakterleri mevcut oyuncuların canlandırması olmuş. Özellikle Kral Menelaos karakterini kadın oyuncunun canlandırması oldukça yanlış ve iticiydi. Gerek Menelaos gerekse de Aşil karakterleri için 2 farklı oyuncu muhakkak oyuna dahil edilmeli görüşündeyim.
Babasını özleyenlerin, Baba - kız ilişkilerinde sorun yaşayanların çok seveceği bu Antik Yunan oyununu izlemenizi öneririm.
Jason Milligan'ın Komedi türü değil de Kara Komedi türü denebilecek bu oyununu, Cemal Hünal ülkemize uyarlamış. Karakterleri, yerleri ve yaşananları Türkiye'de düşünmüş. Doğal olarak ta olmamış ! Uyarlama yaparken kültür faktörü hep göz önünde tutulmalı. "Bu tip bir olay bizim ülkemizde yaşanır mı ki ?" sorusu iyi irdelenmeli.
Bir kere oyun inanılmaz uzun ! 1 saat bile olmayacak bir konu 1,5 saate yayılmış. Bu yüzden özellikle oyunun ortasında iyice sıkılıyorsunuz. Herkesin ortak görüşü şu artık, bir oyun ya tek perde 1 saat olmalı ya da 2 perde 2 saat olmalı !
2 Kiralık katilin yanlış bir adamı öldürmesi ve bunun Patron'a nasıl izah edilebileceği çabası oyunu tek konusu ! Oyunculuklar fena değil. Özellike "Seyirci" oyununu çok beğendiğim Onur Şenay yine başarılı. Oyunda görünmeyen Patronun seslendirmesini ise Tamer Karadağlı yapmış.
Dekor yok, Kostüm yok, Müzik zayıf, Işık desteği zayıf. Çok fazla küfür ve argo kelime oyunun diğer başarısız bir yönü. Sonuç olarak oyunu izlemenizi tavsiye etmiyorum.
Bu arada eğer DİGİTÜRK üyesi iseniz, Digitürk'ten alacağınız hediye ücretsiz kod ile "Tiyatronet" web sitesindeki birçok oyunu yıl sonuna kadar ücretsiz izleyebilirsiniz. Bu fırsatı kaçırmayın derim !
2021 - 2022 Tiyatro sezonunu bugünkü oyun ile açtım. Umarım Pandeminin geçen sene gibi kesmediği bir sezon yaşarız ! Net bir şekilde özlemişiz sahneleri ! Alınan Covid-19 tedbirlerini de son derece yerinde buldum. (Devlet Tiyatrolarının da Şehir Tiyatroları gibi sezonu erken açmasını bekliyoruz !)
Oyuna gelirsek başarılı, farklı ve sürükleyici tipik bir Engin Alkan bir oyunu. Antigone oyununu en son 2012 yılında İstanbul Devlet Tiyatrolarında Kenan Işık yorumu ile izlemiştim. O oyun vasattı. Bu oyun ondan bir seviye daha iyi. Klasik oyunların güncel yorumlanması kervanına Engin Alkan'da katılmış :) Ama bu sefer güzel olmuş güncel uyarlama ! Devletleri dikta yönetimi ile yönetmek isteyen devlet adamlarının yanlışlarını gösteren kaliteli bir Sofokles uyarlaması.
Oyunculuklar çok iyi. Özellikle Kreon rolünde Cengiz Tangör ve Antigone rolünde Aslı Menaz çok başarılı. Dekor, kostüm, efekt ve ışık düzeni muhteşem. Fakat dekor konusunda kafama birçok şey takıldı ! Sahnedeki birçok nesneyi konu ile bağdaştıramadım ? Sadece önü olan bir araba, Balonlar, Plaj Sandalyesi, elektrik direkleri konu ile ne kadar alakalıydı ? Ne mesaj vermek istemiş Barış Dinçel ? Anlamakta güçlük çektim.
Sahne geçişlerindeki Müzikler ve şarkılar da bence olmamış. Kafiye bile yoktu şarkılarda ! Bir değer eksiklik ise harika bir şekilde gitmekte olan finalin sonlanış biçimiydi. Henüz izlemeyen seyircilerin zevkini bozmamak adına detay veremiyorum eleştirim için. Gidenler de anlamıştır zaten ne demek istediğimi !
Negatif yönleri olmasına rağmen, pozitif yönlerinin ağır bastığı, sürükleyici bir Yunan Tragedyası izlemek istiyorsanız bu oyunu kaçırmayın.
Öncelikle önemli bir duyuru yapmak isterim. İBB Kültür Youtube kanalında birbirinden ünlü ve gişe yapmış özel tiyatro oyunları yayınlanmaya başladı. Anadolu'da yaşayan veya İstanbul'da olup maddi gücü elvermeyen tiyatro severler için HAZİNE niteliğindeki bu oyunları yayından kaldırılmadan izlemenizi tavsiye ederim.
Oyuna gelecek olursak ta, çok övgüsünü duyduğum, bu sayfada ve İBB Kültür oyun sayfasında inanılmaz sayıda olumlu yorum alan bu oyun doğal olarak ilgimi çekmişti. Her ne kadar aşağıda belirtildiği kadar muhteşem olmasa da ortalamanın üzerine ve başarılı bir yapım ! Emeği geçen herkese teşekkür ederim ! Yerli bir yazardan böyle etkileyici bir oyun beklemezdim. Tebrikler !
Oyunculuklar çok iyi. Yalnız bir konuya değinmeden geçemeyeceğim. Canan Ergüder başarılı bir oyuncu, ben de çok beğenerek takip ediyorum. Ama o kadar abartılı ve övgü dolu yorumlar var ki insan şaşırıyor ! O kadar da değil demek isterim ! Hemen ispatını da göstermek isterim ki, oyun boyunca en az 6-7 kez metni şaşırdı, dili sürçtü ! Bu kadar muhteşem bir oyuncu ise bu kadar hata yapmamalıydı ! Ayrıca Şehir ve Devlet tiyatrolarında çok daha başarılı birçok kadın oyuncumuz var, hatırlatmak isterim.
Oyunun giriş bölümü çok etkileyici, sizi hemen sarıyor. Soluksuz izliyorsunuz. Keza gelişme bölümü de öyle. Ama finale doğru konudan uzaklaşıp, doktorların iç dünyalarında ki çelişkiler anlatılmaya başlıyor. Bu da oyunun heyecan ve etkileyicilik seviyesini oldukça aşağı çekiyor. Giriş ve Gelişme bölümündeki akıcılık finale yansıtılsa ödüllük bir oyun olabilirmiş.
Dekor ilginç. 2 ayrı hastanenin tuvaletleri sahneye aktarılmış. Duvarların tuvalet kağıdından yapılmış olması ilgi çekici. Işık desteği yerinde. Farklı yerlerdeki farklı Doktorların birebir aynı kelimeleri kullanarak konuşmaları gerçekten de olmamış, oyun tekrara düşmüş. Farklı kelimeler en azından kullanılmalıydı. Suriyeliler konusunda da amacını aşa, yer yer ırkçılığa varan söylemler vardı. O da olmamış maalesef !
Güzel, etkileyici, sürükleyici, düşündürücü güncel hayatımızın içinden bir oyun seyretmek istiyorsanız kesinlikle bu oyunu izlemelisiniz.
Ülkemizde tiyatronun yaygınlaşmasının ve sevilmesinin önündeki en büyük engel bana göre Yönetmenler ! Çünkü birçok güzel, klasik ve sevilebilir sade oyunu farklı yorumlayacağız - güncel yorumlayacağız - değişik olacağız - tiyatro birikimimi göstereceğiz düşüncesi ile normal seviyedeki seyirciler için bile anlaşılmaz ve sevilmez kılıyorlar ! Bir seyirci olarak rica ediyorum, lütfen oyunlarınızı anlaşılır ve izlenebilir yapınız !
İşte bir örnek size ! 2.Dünya Savaşının en hüzünlü ve bilinen olaylarından Anne Frank'ın Hatıra Defteri ! Kitabını okudum, sinema izledim. Ama bugün sahne de izlediklerim ile kitap arasında en ufak bir benzeşme bulamadım ! Danslar, müzikler ve maskeler ile bambaşka bir performans çıktı karşıma ! Neden ? Çünkü farklı yorumlama yapacağız ya ! Seyirci anlamayacak ya !
Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda yeterli. Anne Frank biraz daha genç birisi olabilirmiş sadece. Dekor, Işık Düzeni ve Kostümler çok güzel. Fazladan 1 puanı da bu faktörler için verdim.
Oyunu kesinlikle tavsiye etmiyorum, 1 saatinize yazık. Hele de Anne Frank'ın hayatını bilenler hiç izlemesin, bildiklerini de unuturlar ...
Gogol'un Çarlık Rusya'sın da ki sınıfsal farklılık ve sömürü düzenini anlatan "Palto" oyunu, Tek kişilik bir oyun olarak yorumlanmış. Oyuncu Şükrü Veysel Alankaya'nın üst düzey performansına rağmen, aşağıdaki abartılı puanlarla şişirilen düzeyde olmayan vasat bir yapım.
Tabi bu vasatlıkta oyunun tek kişilik tercih edilmesi, dekor ve kostüm desteğinin çok zayıf olmasının büyük etkisi var. Oyuncu büyük bir maharetle diğer karakterlere de hayat veriyor ama kimi yerde metinler karışıyor. Kimin ne dediği anlaşılmıyor. Ayrıca finale doğru arka planda çalan müziğin (Yaklaşık 8-10 dk. sürdü !) oyuncunun sesini bastırması ise felaket ! Hiç kimse bu duruma dikkat çekmedi mi acaba ? Önemli bir çok sözü duyamıyorsunuz müzik yüzünden. Umarım bundan sonraki oyunlarda bu duruma dikkat edilir.
Alt düzey memur Akakiy'in komik başlayıp sonra trajediye dönen hikayesini merak eden izleyicilere tavsiye ederim. Ama burada ki şişirilmiş puanlara aldanıp beklentilerini yüksek tutmasınlar !
Feminist İdeolojinin Mitolojik İdolü "Medea" birçok tiyatro oyununa konu olmuştur. Genelde de Yönetmenler farklı olabilmek adına hep güncel yorumlama alternatifi seçmişlerdir. Bu oyunda yine güncel bir Medea uyarlaması ve net bir şekilde olmamış !
Medea'nın hikayesi aslında Mitolojide çok daha uzun bir yer tutar. Okuyanlar bilir. Orijinal konuyu bir oyuna sığdırmak mümkün değildir. Bu nedenle genelde kocasından intikam aldığı bölüm ele alınır. Bu oyunda Medea'ya kocasının ihaneti ile başlıyor. Sıkıcı diyaloglar ile devam edip, son 10 dakikada hızlı bir final yapıyor.
Oyunun en kötü ve olmayan yönü şüphesiz müziği ! Canlı Müzik düşünülmüş. Oyun boyunca sahnede olan bir Kontrabas ve inanılmaz derecede sinir bozucu bir ses söz konusu ! Hangi mantıkla yapılmış anlamak güç !
Oyunculuklar vasat. Oyuncu seçimleri olmamış. Özellikle Medea rolündeki, oyunun yönetmeni de olan, Ilgın Sönmez çok yanlış bir seçim olmuş ! Karaktere hiç bir yönden uymamakta ! Dekor ve Işık desteği ise güzeldi. Kostümler güncel uyarlama düşünüldüğünde yeterli.
Medea'nın hikayesini bilmeyenlerin hiç anlayamayacağı ve sevemeyeceği bir oyun. Bilenler içinse sıkıcı olmaktan öteye gidemeyecek bir yorumlama ...
Bu oyunu çok seyretmek istememin 3 ana sebebi vardı. Birincisi Kanada, İngiltere ve Amerika başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde "Mouthpiece" adı ile kapalı gişe oynamıştı. İkincisi Kanada'da 2016-2017 sezonunda “Toronto Tiyatro Eleştirmenleri” tarafından “Yılın En İyi Kanada Oyunu” seçilmişti. Üçüncüsü de oyunun yönetmeni büyük usta Tamer Levent'ti !
Bu yüksek beklentiler ile izlediğim oyun bende büyük bir hayal kırıklığı yaşattı ! Bazı pozitif yanlarına rağmen maalesef standart ve vasat bir oyun söz konusu. Oyunun bu sitedeki yüksek puanına ds sakın kanmayın ! Ahlak ve etik dışı bir puanlama söz konusu ! Oyun ekibinin, oyuncularının, yapımcılarının tanıdıkları - eşleri - dostları sadece bu oyun için siteye üye olup, 10 puan vererek oyunun "çok başarılı" olduğu izlenimini yaratmak istiyorlar ! Aşağıda oy verenlerin durumuna bakarsanız bu düşüncenin ispatını rahatlıkla görebilirsiniz. Hemen hemen hepsi "1 Yorum / 0 Takipçi" statüsündeler.
Türü fiziksel-grotesk-epik-deneysel olarak adlandırılan bu oyunda, Baskı gören Kadınların yaşadıkları anlatılmaya çalışılmış. Fakat oyundaki Kadınlar Kanada'da üst düzey formatta yaşayan kadınlar olunca, ülkemiz kadın sorunlarının çok uzağında kalmış anlatılmaya çalışılanlar !
Genç oyuncular Burcu Görek ve Dilşad Çelebi çok başarılı. Oyuna son derece konsantre olmuşlar. Umut vadediyorlar ! Dekor olarak sadece bir küvet ve bir mikrofon var. Işık desteği zayıf. Kostüm yok. Yok derken eleştirel anlamda değil fiziksel olarak ta bir kostüm - kıyafet yok ! Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, yukarıdaki oyun tanıtım yazısı çok güzel ve emek verilerek hazırlanmış. Yazanın ellerine sağlık !
Farklı türde ve gişe olarak yurt dışında çok sükse yapmış bir oyun seyretmek isterseniz oyunu tavsiye ederim. Ama beklentilerinizi benim gibi yüksek tutmayın. Fazla hayal kırıklığı yaşamazsınız ...
Distopik tiyatro zordur ! Seyirci açısından da sahneye koyanlar açısından da ! Deneysel tiyatro da zordur, anlaması, seyircinin sevmesi ... İşte bu 2 türün bir araya geldiği bir oyun ! İlginç, ilgi çekici ve beklentilerimin üzerinde bir performans çıktı karşıma !
Dünyada herkesin öldüğü sadece 2 kız kardeşin kaldığı distopik bir ortam var karşımızda ! Bir şarkıyı hatırlamak zorundalar. Ardından evdeki çöpleri belirli bir şekilde dizerek evden çıkabileceklerdir. Merakla oyuna kaptırıyorsunuz kendinizi. Ne olacak diye merak ediyorsunuz.
Oyuncular biraz heyecanlı görünseler de işin hakkını vermişler. Dekor şişirilmiş onlarca renkli çöp torbasından ibaret. Müzik ve Işık desteği güzel. Kostümler ve Makyaj oyunda asıl verilmek istenen amaca uygun olarak şiddet ve baskı görmüş kadınları anlatmakta.
39. Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri kapsamında İzmir Tube kanalında bunun gibi birçok oyun 25 Mayıs - 25 Haziran 2021 tarihleri arasında yayınlanacak. 2.kez online olarak düzenlenen bu festivalde birçok ilgi çekici oyun var. Muhakkak takip etmenizi önermekteyim. Salgın günlerinde tiyatro özlemimizi biraz da olsa giderecektir.
Öncelikle Tiyatro Pera yönetimine çok teşekkür ediyorum ! Oynadıkları oyunları Youtube kanallarında yayınlamaları biz tiyatro severler için bu salgın günlerinde büyük bir nimet ! Az da olsa tiyatro açlığımızı gideriyoruz. Bu uygulamanın diğer tiyatro ekiplerine de örnek olmasını dilerim.
Ekibe çok teşekkür ettim ama bu oyun için aynı düşünceleri sunamıyorum ! Deli dolu, yaşlanmayı kabul etmeyen, entellektüel bir anneanne, otistik bir torun ve bunlara bakmakla mükellef dul bir kadının yaşadığı aile içi sorunları anlatan çok sıkıcı bir oyun ! 1 saat 45 dakikalık uzun süre bu sıkıcılıkta çok büyük etken. Bir kere bu kadar süre olacak bir konu yok ortada ? Dolayısı ile oyun geliştikçe seyirci oyundan kopuyor, hiç bir şey hissetmeden oyuna boş boş bakıyor. Gereksiz tekrarlar hat safhada ! Oyun 1 saate sığdırılsa daha etkileyici olabilirdi.
Dekor oldukça güzel. Orta üst sınıf bir Türk ailesinin yaşadığı ev çok iyi sahneye aktarılmış. Müzik ve Işık desteği çok güçlü değil. Oyunculuklar orta düzeyde. Anneanne rolündeki oyuncu özellikle ilk bölümde çok inandırıcı değil. Hareketleri yapmacık geldi. Otistik torun rolündeki genç oyuncu ise rolünün hakkını verebilmiş.
Bu tiyatrosuz geçen günlerde az da olsa özleminizi giderecek bu oyunu Tiyatro Pera Youtube kanalında izleyebilirsiniz.
Yorumuma önce yukarıda yazan "Oyun Özeti" kısmı ile başlamak isterim. Her kim yazdı ise çok büyük imla hataları yapmış ! Bu siteye yakışmayan ve hiç rastlamadığım bir durum ! İvedilikle düzeltilmeli !
"Kürk Mantolu Madonna" kitabı yıllarca en çok satan kitaplar listesinin en üstünde yer aldı. İçeriği ve konusu hiç ilgimi çekmese de yine de kitabı alıp okumuştum. Maalesef abartıldığını düşünenlerdenim. Çok satan listesinde yıllarca yer alacak bir konuya - kaliteye sahip değil. Sanırım yazarı Sabahattin Ali'ye duyulan sevginin bir eseri bu durum.
Oyuna gelecek olursak, Tiyatroya hayatını adayan ve evinin garajını sahneye çevirerek öğrencileri ile tiyatro yapmaya başlayan Miraç Eronat'ın sahneye koyduğu vasat düzeyde kalmış bir oyun. Tabii bütçe olmadığı zaman tiyatro da başarı da zor geliyor ! Kostüm, Dekor, Işık ve Efektler bir oyunun başarılı olmasında çok büyük etken !
Bu oyunda da dekor, ışık ve kostümler oldukça yetersiz. Oyunculuklar da keza vasat düzeyde. Maria rolündeki kadın oyuncunun sesi ve öz güveni çok yüksekti ama yaptığı ezber hataları bu başarıyı ikinci plana itmiş. Ayrıca oyunun finali de aceleye getirilmiş.
Kitabını çok seven herkesin oyununu da izlemesini öneririm. Youtube'da izleyebilirsiniz.
Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı, Mustafa Kurt'un yönettiği bu oyun Kültür ve Turizm Bakanlığının bu yıl Covid-19 tedbirleri nedeniyle Ramazan ayı için hazırladığı etkinlikler kapsamında, 17 Nisan 2021 Cumartesi günü TRT 2’den naklen yayınlandı. Ben de izleme fırsatı buldum.
TRT-2'den yayınlanma fikri oldukça güzel ve naif bir düşünce olmasına karşın, keşke yayın saatine biraz daha dikkat edilseymiş ! Saat 19.00 hiç uygun bir saat değil çünkü. İnsanların genelde yemek yediği veya Haber dinlediği bir saat 19.00. Bunun yerine gündüz 15.00 kuşağında veya akşam 21.00 kuşağında yayınlansa daha çok kişi seyredebilirdi diye düşünüyorum. Ayrıca TRT-2'bin bu Pandemi günlerinde buna benzer başka oyunları da yayınlamasını önemle rica ediyoruz.
Oyuna gelecek olursak, Yunus Emre'nin hayatını, şiirlerini, düşüncelerini ve İslam Tasavvufunu anlatan tek kişilik 50 dk. süren vasat bir oyun. İslamiyetin şekilci ve ana fikirden uzak Arap zihniyeti yorumu karşısında, özellikle Anadolu'da yeşeren ve İslamın özünü (Olması gereken) anlatan, şekilcilikten uzak Tasavvufi bakış açısını savunan Yunus Emre'nin hayatı anlatılmakta. Çoğumuzun bildiği o güzel şiirleri ve o şiirlerin nasıl oluştuğu gösterilmekte.
Yukarıda gösterilen kadro oyunun 2014 yılı kadrosu. Bu yıl ki kadroda oyuncu olarak Alpay Ulusoy rol alıyor. Çok başarılı ! Oyuna iyi konsantre olmuş. Dekor ve Işık düzeni muhteşem ! 2014 yılında da bir çok ödül almış zaten ! Özellikle sonsuzluk işareti şekline çevrilen tren rayları görüntüsü çok etkileyici ve zekice ! Arka plandaki yıldızlarla uyumlu olmuş. Ara sahne geçişlerindeki şarkıları ise beğenmedim, gerek yoktu diye düşünüyorum.
Yunus Emre'yi, Hacı Bektaşi Veli'yi, İslam Tasavvufunu seviyorsanız izlemenizi öneririm. Ama nasıl izleyeceksiniz ? Bence bu konuda Devlet Tiyatroları bir girişim yaparak oyunu Youtube kanallarında 1 haftalığına yayına sokmalı. Umarım bu satırları okuyarak gereğini yaparlar.
Lüküs Hayat / Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi
Zihni Göktay'lı efsanevi "Lüküs Hayat" oyununun yerini elbette hiç bir oyun alamaz ! O muhteşem oyunu canlı olarak sahnede seyretme şansını yakalayan nadir izleyicilerden birisiyim Ama o oyunun kalitesine ve güzelliğine bu kadar yakın bir oyun ortaya konacağını da asla beklemezdim ! Harika bir oyun olmuş ! Tüm ekibi tebrik ederim !
Tabi bu güzellikte usta Yönetmen Haldun Dormen'in dokunuşları çok net hissediliyor. Keza muhteşem bir de Orkestra söz konusu. Oyunun hemen başında eski nostaljik oyunlardan sahneler gösterilmesi çok naif bir düşünce olmuş ! Oyunculuklar yeterli. Özellikle Memiş - Ruşen rolündeki Ali Eyidoğan'ı çok beğendim.
Dekor yeterli ama daha etkileyici olabilirmiş. Kostümler oyunun dönemine göre (1933) biraz ileride olmuş. Akıllarda yer eden ünlü şarkısı başta olmak üzere Müzikler ve Danslar çok iyi. Oyunda bence olmayan tek şey ise gereğinden fazla yapılmış olan ara şarkılar oldu. Neredeyse diyalog kadar da şarkı vardı. Bir noktada sıkıcılık yarattı.
Hayatında bu oyunu seyretmemiş bir tiyatrosever var ise tabii ki muhakkak izlemeli. Daha önce seyretmiş olanlar var ise de yine seyretmeli ve o güzelim yılları - oyunları hatırlamalı ...
Tarih boyunca Emperyalist büyük devletler Afrika ve Asya'da bir çok ülkeyi işgal ederek, sömürgeleri yapmış, kaynaklarını kullanmış. Yüz binlerce insan öldürmüşler. Bu devletlerin arasında Belçika veya Hollanda gibi gerek nüfus gerekse de yüz ölçümü olarak küçük devletleri görmek insanı daha da üzüyor ! Bu nasıl bir dünya ?
Hollanda'nın Endonezya'yı işgal ettiği 1946 yılında geçen gerçek bir olay anlatılmakta. Sömürgeci devlet ile İsyancı örgüt arasında kalan bir eylemci işçinin içine düştüğü çelişkiler ön planda. Yılların ve cezaların eskitemediği muhalif tiyatro Grubu Ankara Birlik Tiyatrosu bu sefer çok başarılı olamamış ama ! Oldukça durgun, temposuz, özellikle hızlı ve etkisiz finali ile zayıf bir oyunla karşı karşıyayız.
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri iyi. Ama onun dışında diğer tüm unsurlar yetersiz. Dekor oldukça basit, Işık desteği sıfır, kostümler gerçekçi değil. Slogan bazlı bazı diyaloglarda oyunu zayıflatmakta.
Ankara Birlik Tiyatrosu muhalif oyunlar yapmaya devam ediyor. Ama biraz da tiyatronun temel unsurlarına önem vermeli artık. Daha etkili olduklarını görecekler !
Türk Sinemasının ilk kadın oyuncusu ve yönetmeni. Şehir Tiyatrolarının efsanevi oyuncusu. 1940'lı 50'li yıllarda erkeklerin rüyalarını süsleyen yerli " Marlene Dietrich " Cahide Sonku'nun hayatını anlatan müzikli - şarkılı bir oyun.
Artıları kadar eksileri de olan bir yapımla karşı karşıyayız. Oyunun kısa sürmesi, seyirciyi sıkmaması, Cahide Sonku'nun hayatındaki dönem noktalarını hızlıca anlatması, oyuncu Esin Ercan'ın Sonku'ya benzerliği gibi unsurlar oyunun güzel yönleri.
Ama diğer yandan zayıf bir dekor ve ışık desteği, sahne geçişlerindeki gereksiz şarkılar, oyuncunun şarkılara zayıf kalan sesi de oyunun eksileri. Aslında keşke hiç şarkı olmasaymış ! Oyunun içinde de bir yerde dendiği gibi oyunun adı "Cahide'nin Dramı" olsaymış. Çünkü o kadar tezat ve dramatik bir hayat yaşamış ki, oyuna yakışan isim de bu olurmuş. Ayakkabısından şampanya içilen muhteşem bir kadından, ispirto içmeye başlayan alkolik bir berduşa dönüşüm !
Son derece inişli çıkışlı bir hayat yaşamış olan bu büyük sanatçının yaşamını merak ediyorsanız izleyin derim. Ama beklentiniz yüksek olmasın. Vasat düzeyde kalmış bir oyun.
Kafka birçok insan için anlaması çok zor bir yazardır. Keza ünlü romanı "Dava" da öyle ! Mesela yukarıdaki Oyun Özetini lütfen okuyunuz. Kaç kişi anlar bu özeti ? Kaç kişi bir mesaj alır ? Dolayısı ile bu kadar zor bir yapıtı sahneye koymak ve başarılı olmasını beklemekte bir hayli iyimser yaklaşım olur.
İçeriği itibarı ile zaten oldukça zor bir oyun "Dava", Yakin Tiyatro tarafından farklı ve güncel bir yorumla sahneye konmuş. Ama maalesef olmamış ! Özellikle sahne geçişlerindeki müzik eşliğindeki anlamsız uzun sahneler ve zaman zaman bir çocuk tiyatrosuna dönüşen diyalog ve kostümler bu başarısızlığın en büyük nedenleri.
Oyundaki tek başarılı nokta oyuncuların oyun boyunca sergiledikleri portatif dekor üzerindeki akrobatik ve enerjik hareket tarzları ! Büyük fiziksel güç ve teknik gerektiriyor. Büyük emek harcanmış, net ! Bu nedenle ekibi gerçekten tebrik ederim.
Oyunculuklar çok yeterli değil ama ilerisi için umut verici ! Bu ekipten iyi oyunlar çıkabilir. Tabii bunun için öncelikle seyirciyi saracak oyunlar seçilmeli ! Dekor hemen hemen hiç yok. İnce demir çubuklardan oluşmuş modüler bir yapı kurulmuş. Işık desteği yetersiz. Kostümlere emek harcanmış ama ne kadar etki yaratıp oyuna uymuş tartışılır !
Tiyatro emekçisi bu grubu harcadıkları efor için tebrik ederim. Ama oyunun başarılı olmadığını söylemek zorundayım.
Bir oyuna 10 puan veya 1 puan veriyorsanız 2 satır yorum yapamazsınız ! Bu yüksek beğeniyi veya yüksek eleştiriyi detaylandırmanız lazım. Ki verdiğiniz puana ikna olalım, inanalım ! Aksi takdirde oyun ekibine destek veya köstek amaçlı bir puanlama yaptığınız aşikar olur ...
Kafka'nın "Dava" isimli ünlü romanının günümüze ve ülkemize uyarlanmış bir yorumu var sahnede. Oyunun giriş ve gelişme bölümleri çok sıkıcı ve temposuz. Final bölümü ise etkileyici. Verilen mesajlar yerinde. Adalet ve Hukuk'un olmadığı bir ülkede yaşanan sıkıntılar resmedilmiş.
Oyunculuklar başarılı. Sadece başrol de ki oyuncunun sesi ve sahneyi kullanışı çok zayıftı ! Bir robot gibi konuşması oyunun monotonlaşmasın da ki en büyük etkendi. Işık ve Kostümler başarılı. Modüler dekor ve sahne tasarımı da yeterli.
Başarılı yönlerine rağmen asla izleyiciyi saramayan vasat ve monoton bir oyun olarak gözlemledim. Aşağıdaki abartılmış yorumları asla hak etmediğini düşünmekteyim.
Bu tip deneysel veya absürd tiyatroları anlamak, izlemek, keyif almak çok zordur. Aşağıda oyunu beğenen izleyiciler bile bu durumdan yakınmış. Özellikle ilk 15 - 20 dakika başta olmak üzere oyunu anlamakta ve izlemekte oldukça zorluk çektim. Sonuç olarak oyunu hiç beğenmedim.
Klasik bir tiyatro izleyicisi olarak oyunlara güncel dijital unsurların katılmasının karşısındayım. Videolar, Animasyonlar, Bilgisayar efektleri gibi ... Hadi diyelim bazı oyunlarda canladırması mümkün olmayan konularda video desteği olabilir ama bu oyunda neredeyse oyunun tamamında dijital görüntü teknolojisi kullanılmış. Oyuncular bu görüntülerdeki kişilerle aktif olarak diyaloğa giriyor. Sonuç olarak ta ortaya ucube bir durum çıkıyor.
Oyunculuklar ayrı bir eksiklik ! Ana roldeki oyuncunun oyun boyunca ki kekeleyen, tekleyen, ürkek konuşma şekli sinir bozucu. Pervin Bağdat vasat. Diğer 2 oyuncu ise oldukça yetersiz. Işık, dekor, kostüm desteği ise yeterli düzeyde.
Tabii bu oyunu bazı seyirciler sevebilir. Çünkü çok farklı bir tarzı ve anlatım şekli var. Ama ben o grupta değilim. Fırsat bulursanız seyredin, bakalım sevebilecek misiniz ?
Ülkemizin en başarılı ve en eski Tiyatro Kurumu İstanbul Şehir Tiyatrolarına bir rakip varsa o da tartışmasız Eskişehir Şehir Tiyatrolarıdır ! Oyunları, Yönetmen ve Oyuncu Kadrosu, Dekorları, Kostümleri ve ortaya çıkardıkları yapımlarla her geçen gün kalitelerini bir üst noktaya taşımaktalar. Gerçekten tebrik ederim bu başarılı ekibi !
Moliere'nin "Cimri" adlı oyununa çok benzer nitelikteki bu müzikli komedisi, 80 dk. boyunca izleyenleri güldürüp büyük keyif vermekte. Espriler, tempo ve oyuncuların oyuna olan uyumları çok başarılı. Oyunculuklar çok iyi. Özellikle Scapin karakterindeki oyuncuyu çok beğendim. Oyunun lokomotifi görevini üstlenmiş ve üstesinden gelmiş. Yönetmeni de çok başarılı buldum. 2014 Afife Ödüllerinde "En İyi Yönetmen" ödülünü almış Ümit Aydoğdu seyirciyi nasıl oyuna çekebileceğini çok iyi biliyor !
Kostümler, Işık ve Makyaj desteği mükemmel. Özellikle Makyajlar kesinlikle ödüllük ! Olmayan noktalar da vardı tabii. Mesela dekoru çok zayıf buldum. Böyle bir oyunun dekoru sadece sokak lambaları ve oturma bankları olmamalıydı ! Özellikle dönemi hissettiren ögeler - nesneler olmasını beklerdim. Ayrıca 2.kadın oyuncunun sesi de oldukça zayıf kaldı.
Gülmek, eğlenmek, keyif almak, iyi bir Moliere oyunu seyretmek istiyorsanız bu oyunu sakın kaçırmayın. Eskişehir Şehir Tiyatroları Youtube kanalında izleyebilirsiniz.
Aşağıda 10 puan verenleri, oyuna çok iyi diyenleri gördükçe kendimden iyice şüphe etmeye başladım ! Tiyatro bilgim yetersiz mi acaba diye ! Aynı oyunu mu seyrettik ya da ? Ya da acaba bu puanları verenler, yorumları yapanlar oyun ekibinin tanıdıkları mı ? Sorular sorular ...
İnanılmaz derecede kötü ve müsamere boyutunda bir yapım. Seyrettiğim Kimi Lise tiyatroları bile inanın bu oyundan daha iyiydi ! Oyunculuklar amatör düzeyde. Mankenlerden tiyatro oyuncusu olamayacağı ne zaman kabul edilecek merak ediyorum ? Gişe amaçlı yapılan bu hareketler tiyatral rezaletle son bulmakta maalesef. Müzikler özensiz ve duygusuz yapılmış. Hiç bir anlam ifade etmiyorlar.
Oyuna 2 puan vermemin sebebi ise dekor, kostüm ve ışık desteğin yeterli olması. Bu konulara emek harcanmış en azından. Özetlersek sakın bu boş oyunu izleyerek değerli vaktinizi harcamayın. İzlenecek çok oyun var çünkü !
Sarıyer Belediyesi 27 Şubat - 27 Mart arasında 10.Tiyatro Şenliğini düzenliyor. Tabii dijital ortamda ! Bu anlamda Sarıyer Belediyesine teşekkürlerimizi iletiriz. Sarıyer TV Youtube kanalında birbirinden güzel oyunları izleyebilirsiniz. Duyurmak isterim ! İyi seyirler.
Savaş kötüdür. Mülteci olmak zor. Ama bir savaşta hem mülteci hem de kadın olmak çok daha zordur ! Bu oyun bir mülteci kampında kalan kadınların sıkıntıları, problemlerini, üzüntülerini ve özlemlerini anlatmakta.
Oyun maalesef çok durgun bir tempoya sahip. Hiç bir noktada akıcılık kazanamıyor. Sahne geçişlerindeki şakılar (özellikle finaldeki) anlamsız. Sorunlar anlatılmış ama bir çözüm - bir umut sunulmamış. Bu noktada da oyunu seyredenlere üzüntü ve çaresizlikten başka bir duygu hissettirilemiyor.
Oyunculuklar orta düzey. Avrupa Yakasındaki cıvıl cıvıl rolü ile gönüllerimizi kazanan Şenay Gürler bu oyun boyunca da çok etkin. Melissa karakterini canlandıran oyuncuyu ise beğenmedim. Karakteri gibi soğuktu. Dekor bir mülteci kampını andırır seviyedeydi. Kostümler ise daha gerçekçi olmalıydı.
Sarıyer Belediyesi 27 Şubat - 27 Mart arasında 10.Tiyatro Şenliğini düzenliyor. Tabii dijital ortamda ! Bu anlamda Sarıyer Belediyesine teşekkürlerimizi iletiriz. Sarıyer TV Youtube kanalında birbirinden güzel oyunları izleyebilirsiniz. Duyurmak isterim ! İyi seyirler.
Yazar Dario Fo, Çevirmen Füsun Demirel, Yapımda AST ekibi olunca doğal olarak beklentiniz yüksek oluyor. Ama aşağıda anlatacağım nedenlerden dolayı beklentilere cevap veremeyen vasat bir oyun söz konusu maalesef !
Dünyaca ünlü sosyalist yazar Dario Fo'nun oyunları komedi gibi görünse de arka planda hep bir dram ya da trajedi vardır. Ağlanacak halimize güldürür özetle ! Bu oyunda aynı türden. 2 saate yakın süren oyunda hep bir komedi durumu söz konusu olsa da arka planda ve de özellikle finalinde aslında ne kadar da trajik bir durumla karşı karşıya olunduğu anlatılır.
Oyunu vasat kılan ve sizi oyuna ısınmanızı engelleyen etmenlere gelelim. Bir kere girişi bölümü çok itici başlıyor. Kadın oyuncuların doğal olmayan abartılı oyunculukları rahatsız edici düzeyde. Orijinal eser mi böyle yoksa yönetmen mi bunu böyle istemiş bilmiyorum ama hiç olmamış. Çoğu sahne çok hızlı geçilmiş. Bazı diyalogları anlayamıyorsunuz bile. Mesela finali o kadar oldu bittiye getirilmiş ki bunu anlamak zor ! Halbuki en etkileyici ve mesaj veren bölümün finali olması gerekirdi ? Ayrıca araya sokulan siyasi mesajlarda gereksiz olmuş.
Dekor ve kostümler yeterli. 1970'li yılların İtalya varoşları aynen yansıtılmış. Avrupa ülkeleri içinde bizlere en çok benzeyen milletdir İtalyanlar. Bu durumu oraya yaptığım gezide de aynen tespit etmiştim. Kurallara uymama, Trafik alışkanlıkları, paldır küldür konuşmaları .... vb. Bu karakteristik benzeyişler oyunda bayağı bir hissediliyor. Hatta bir ara acaba oyun Türkiye'de mi geçiyor diye kendi kendine soruyor insan ! Müzikler ve ışık desteği daha iyi olabilirmiş.
Bu oyuna ulaşmamızı sağlayan Çankaya Belediyesine bir tiyatro sever olarak teşekkür eder, diğer belediyelerimizden de bu tip yayınlar bekleriz.
Bu oyunu 2016 yılında sahnelere ilk çıktığı sezon izlemiştim. O zamanlar bana biraz sıkıcı ve durağan gelmiş, vasat bulmuştum. Daha sonraları oyun hakkında yapılan yüksek sayıda olumlu yorumu duyup, aşağıda da verilen yüksek puan ve tavsiyeleri görünce, oyunu tekrar izlemek istedim. Şehir Tiyatroları Youtube kanalı da bu fırsatı bugün bana verdi.
Gerçekten de bugün daha farklı bir bakış açısı ile izlediğimde oyuna biraz haksızlık ettiğimi gördüm. Oyun 1.perdesindeki monotonluğa ve standart gidişatına rağmen, özellikle finali ile başarılı bir oyun. Vasat değil ! Sanırım 5 yıl önceki görüşlerimi ilk perdede ki klişe diyaloglar etkilemiş.
Evlilikteki Kadın - Erkek ilişkileri üzerine ders verici, öğretici, yol gösterici, çözüm bulucu bir oyun. Aşağıda bir izleyicinin de dediği gibi bu oyunu seyreden bir çiftin terapiste gitmesine gerek yok ! Hemen hemen her ailede yaşanan sıkıntılı ve üzüntü verici problemlere çok güzel değinilmiş. Daha ötesinde çözüm sunulmuş. Yazar Pervin Ünalp'ı tebrik ederim.
Oyunculuklar süper ! Özellikle, yine her zamanki gibi tabii, Elçin Atamgüç olağanüstü ! Dekor sade ve başarılı, ayrıntılara önem verilmiş. Buzdolabı üstündeki fotoğraf ve magnet'ler ince düşünülmüş. Işık desteği yeterli. Müzik desteği daha fazla olabilirmiş.
İnanılmaz sürpriz ve dramatik finali ile izleyen herkesi derinden sarsan bu oyunu, mutlu olsun olmasın tüm evli çiftlere öneriyorum. Ayrıca ileride evlenecek gençlere de tabii !
Eskişehir Şehir Tiyatrolarının uzun süre boyunca Kapalı Gişe oynayan bu muhteşem oyununu, 2017 yılında İstanbul'a turneye geldiği zaman izlemiştim. O kadar sevmiştim ki bu oyunu, şimdi Eskişehir Şehir Tiyatroları Youtube kanalında yayınlanmaya başlayınca tekrar seyretme ihtiyacı hissettim. Tekrar tekrar izlenecek bir oyun emin olun !
Dünyaca ünlü Çek yazar Hasek'in savaş karşıtı bu oyunu 1.Dünya Savaşı sırasında Çek Cumhuriyetinde geçiyor. Aşırı zeki mi yoksa sersem birisi mi olduğu anlaşılamayan Köpek Satıcısı Şvayk'ın askere alınması ve sonrasında yaşadığı komik olaylar anlatılıyor. Tabii arka planda devamlı savaşın acıları ve insanoğluna yaptığı zararlara değiniliyor. Çok fazla gülüyorsunuz, espriler muhteşem, özellikle Kilise sahnesinde gülmekten yoruldum ! Trajik finali ise oyunun genel gidişatına tamamen ters olarak hüzünlü.
Oyunculuklar süper. Özellikle Sermet Yeşil harikulade bir performans sergiliyor. Rahip rolündeki oyuncuyu da çok beğendim. Müzikler çok iyi, akılda kalıcı. Kostüm, dekor ve ışık desteği de çok başarılı. Oyuncu makyajlarına değinmek isterim ki oyunun genel yapısına çok uyumlu olmuş.
Bu muhteşem oyunu seyredemedim diye üzülen herkes çok şanslı ! Eskişehir Şehir Tiyatroları youtube kanalında artık izleyebilirsiniz. Çekimler çok net sadece ses başlarda biraz zayıf kalmış, sonra düzeliyor. Arka plandaki çizimleri iyi görebilmeniz için de akşam izlemenizi öneririm.
1997 yılında sahneye konduğunda büyük ses getiren, 1998 ve 1999 yıllarında birçok ödül kazanan, 1980 döneminin acılarını yansıtan hüzünlü ve etkileyici bir oyun.
Yaşadığı acılarla o dönemde çokça gündeme gelen muhalif Eşber Yağmudereli'nin Sinop Cezaevinde 1982 yılında yaşadıklarını anlatıyor oyun. Yalnız kaldığı hücresinde, yan hücreye getirilen cinayetten hüküm giymiş ve idam edilmesi söz konusu olan bir mahkumla (Altan Erkekli) yaşadıkları oyunu oluşturuyor. Ülkemizde o dönemde yaşanan yapısal ve hukuksal sorunlara parmak basıyor. Özellikle oyunun sonuna doğru hüzün oldukça artıyor, çok etkileniyorsunuz.
Kadro muhteşem ! Detay vermiyorum yukarıda oyun tanıtımına bakmanız yeterli ! Özellikle Altan Erkekli çok başarılı. Yönetmen Rutkay Aziz. Dekor Sinop Hapishanesini iyi yansıtmış. Işık desteği ve müzikler de güzel.
Youtube'da izleme imkanınız olan bu ünlü oyunu muhakkak seyredin. Özellikle o dönemi yaşamayan ve çokta bilgisi olmayan yeni neslin izlemesini özellikle öneririm. Acılar çabuk unutulur bu ülkede çünkü ....
Jeanne D'arc 100 Yıl savaşları sırasında Fransızları İngilizlerin elinden kurtaran, ama daha sonra siyasi ve dinsel çıkar ilişkileri yüzünden yakılarak öldürülen,
Fransız Katolik Azizesidir. Bu oyunda Jeanne D'arc'ın son anlarını farklı bir şekilde yorumlayan başarılı bir Komedi.
Hapishanedeki hücresinde son anlarını yaşamakla tekrar yaşama tutunmak arasındaki kararını vermek üzere olan Jeanne D'arc, bir anda kendisini ziyaretine gelen Tanrı ile baş başa bulur. Komedi de o anda başlar ! Sonra sahneye giren Cellat ile işler daha da karışık bir hal alır. O bir kahraman mıdır yoksa bir kurban mı ?
Işık, Dekor ve Kostümler süper. Özellikle dekorun duayen Barış Dinçel'in elinden çıktığı hissediliyor. Oyunculuklar ortalamanın üzerinde. "Tanrı" rolündeki Sinan Demirer daha da iyi. Ahlaki, Dinsel ve siyasal mesajlar oyunda bolca mevcut. İzleyenleri bol bol güldüren oyun, Finalinde ki sürpriz ve dramatik bir sahne ile sonlanıyor.
Eskişehir Şehir Tiyatroları Youtube kanalındaki bu oyunu hemen izlemenizi öneririm. Çok keyif alacaksınız. Ama bu oyundan daha iyi ve kaliteli bir oyun daha yayına girdi : "NAFİLE DÜNYA". Bu siteye henüz eklenmediği için detaylı analizini yapamıyorum ama bilin ki harika bir oyun. Sakın kaçırmayın ve o oyunu da hemen izleyin !
Bu oyun Tiyatro Mundus'un seyrettiğim 2. oyunu. Daha önce "Akıl Defteri" adlı oyunlarını izlemiştim. İncelediğim kadarı ile (Bulut Fabrikası, Beckett gibi) genelde Dansa ve Performansa yönelik oyunları sahneye koymaktalar. Metnin, dekorun, kostümün olmadığı, hareket bazlı gösteriler çoğunlukta.
"Marat Sade" oyununu iyi bildiğim için, sağlıklı değerlendirme adına özelikle bu oyunları seyretmek istedim. Sonuç kötü maalesef ! Çok başarısız, bir çok tiyatro temel ögesi açısından eksik ve yetersiz bir oyun. Ben oy vermeden önceki 7 kişi ile alınan 9,3 'lük puan kesinlikle yanlış, haksız ve dostluk & destek ilişkileri ile alındığı aşikar bir puanlama. Oyunu seyrederseniz ne demek istediğimi anlarsınız!
Dekor sıfır. Kostümler yok gibi. Işık desteği vasat. Oyunun bir bölümünde kuklalar devreye sokularak oyuna renk katılmak istenmiş. Düşüncesi güzel olmakla birlikte o konuda da başarısızlık söz konusu. Oyunculuklar ise orta düzeyde.
Tiyatro Mundus (Mundus Latince bir kelime olup, temiz - düzenli ve zarif anlamına gelmekte) eski dönem oyunlarını Youtube kanallarında yayınlayarak bence tüm diğer tiyatrolara örnek oluyorlar, tebrik ederim. Ama oyunlarını biraz daha geliştirmelerine ihtiyaçları var.
Covid-19 şüphesiz Tiyatro dünyasına büyük darbe vurdu ! Gerek seyirci gerekse de emekçileri açısından. Ama bu Pandeminin bir yararı da oldu tiyatro severlere ! Dijital Tiyatro yayıncılığının başlamasına da neden oldu ! Geç bile kalınmıştı alsında.
Önce tiyatrolar.tv şimdi de tiyatronet yayın hayatına başladı ! Birçok özel tiyatro yapımını çok cüzi bir ücret karşılığı evinizden izleyebiliyorsunuz ! Dijital Tiyatro öncesi yapılan oyunlar sadece bulunduğu ilde izlenebiliyordu. Geniş kitlelere ulaşamıyordu. Şimdi yapılan herhangi bir oyunu Hakkari'de yaşayan bir tiyatro sever bile izleyebilecek ! Ne kadar güzel bir nimettir bu ! Emeği geçenlere teşekkür ederim.
"Seyirci" isimli oyunu da tiyatronet web sitesinden izledim. Sıra dışı, büyük emek harcanmış, birçok yönü ile etkileyici ve başarılı bir oyun ! Psikolojik sorunları olan, hayatının son demlerine yaklaşmış bir saat tamircisinin hayatının muhasebesini yapmasını anlatıyor. Pişmanlıkları, aşkları, ailesi, üzüntüleri, sevinçleri ... Ama hep bir izleyici olmuş, müdahale edememiş hayatına ! Bunun hayatında yarattığı olumsuzluklar göz önüne seriliyor.
Tek kişilik bu oyunda oyuncu Onur Şenay muhteşem bir performans sergiliyor. Dekor, müzik, ışık desteği mükemmel ! Özellikle dekor ödüllük derecede güzel. Her bir detay büyük incelikle işlenmiş. Artık yok olmaya yüz tutmuş mahalle aralarındaki bir Saatçi dükkanı aynen oluşturulmuş. O büyüleyici saat tiktakları sesleri ayrıca başarılı. Biz orta yaş ve üzeri seyircilerin çok iyi bildiği Saat Tamircilerinin büyüleyici nostaljik atmosferi insanı oldukça etkiliyor. Türk Sanat Musikisinin en güzel eserleri de sık sık oyunda yer alıyor. Nostaljik atmosferi tamamlıyor.
Oyunun olmayan yönü süresi. 1,5 saate yakalaşan süresi daha kısa olsa (Mesela 1 saat) iyi olurmuş. Belirli bir andan sonra ilginiz dağılmaya başlıyor. Çünkü gidişatı tahmin etmeye başlıyorsunuz.
Eski dönemleri özleyen herkesin çok sevebileceği bu oyunu tiyatronet web sitesinde istediğiniz zaman izleyebilirsiniz. Bence tüm tiyatro severler Dijital Tiyatroya destek olmalı. Bu iş yaygınlaşmalı ...
Akılcılık ile Duygusallığın çatışmasını baz alan, kadın - erkek ilişkileri üzerine vasat bir oyun.
Paris'te küçük bir dairede kalmakta olan, planlı, programlı ve mantık üzerine bir yaşam kuran erkeğin hayatına, bir gün yanlışlıkla dairesine gelen plansız, programsız ve spontane yaşayan bir kız girer. Aralarında 3 - 4 günle sınırlı kalan hızlı bir ilişki yaşanır. Oyun bu çok değişken 4 günü anlatıyor. Hiç bir mesaj veremediği gibi çok mantıksız bir finalle de sonlanıyor.
Oyunculuklar vasat. Kadın oyuncu vasatın üstünde, erkek oyuncu altında. Dekor çok sade ve yetersiz. Kostümler 1968 Fransa'sını hiç ama hiç yansıtmıyor. Sahne geçişlerindeki müzikler ise çok hoş ve nostaljik.
Kurgusu ve içeriği ile hiç bir anlam taşımayan bu oyunu seyretmenizi önermem.
Bu oyunu iyi anlamak ve yorumlamak için kesinlikle öncesinde "Masanın Altında" oyununu seyretmek veya okumak gerekir. Ben o şanslı kişilerden birisiyim. Bu yaz Menfi Tiyatro'da Eraslan Sağlam rejisinde bu oyunu izledim. Oyun hala tiyatronun Youtube kanalında yayında. İzlemenizde fayda var.
O oyunun ana karakteri olan Dragomir 'i kendisi ile özdeşleştiren bir gencin, oyunu sahneye kendisinin nasıl koyacağını anlatmakta. Tek kişilik ve yaklaşık 2 saatlik zor bir performans ! Birçok karakteri, kadın - erkek fark etmeksizin canlandırıp oynuyor. Sıfır dekorda her sahneyi seyirciye tek tek anlatıyor. Hitap ve anlatım yeteneği olağanüstü başarılı. Seyirciye hakimiyeti yüksek.
Oyunu eksik kalmış yönleri de yok değil tabii. Bir kere süresi çok uzun. Rahat 45 dk. daha kısaltılabilirmiş. Gereksiz detaylar bolca var. Girişteki kendini tanıtım sahnesi bence olmamalıydı mesela. Asıl metindeki final sahnesi anlatılmamış. Dekor, ışık ve müzikte oyunda yok.
Çok fazla methiyesini duyduğum, bu sitedeki yüksek puanı ve bolca olumlu yorumu ile oldukça merak ettiğim bu oyunu sonunda seyrettiğim için mutluyum. Biraz abartılmış olsa da güzel bir oyun. Hemen seyredin derim !
Bir oyuna hem 10 puan hem de 1 puan veren olunca o oyun daha da ilgimi çekmekte. Bu puanları verenlerin aşağıdaki yorumlarını da okudum tabii. Her 2 gruba da katılmıyorum. Ne müthiş ne de çok kötü bir oyun ! Vasat bir Gogol'un Müfettiş uyarlaması !
Oyunu vasat kılan 3 önemli unsur var bana göre. Birincisi ilk 20 dakikalık giriş bölümü. O kadar hızlı ve o kadar anlaşılmaz ki çoğu seyirci bu bölümü anlamakta zorlanır ! Konuşmalar çok hızlı ver seri. Özümsemekte zorlanıyor insan. İkinci unsur ise gereğinden fazla olan süresi ! Net 2 saat. Ama o kadar boş ve tekrarlayan diyalog var ki rahat yarım saat daha az olabilirmiş. Üçüncü sıkıntı ise kadın oyuncuları erkeklerin canladırması olmuş ! Ne anlamı var ? Ne amaçlanmış ? Kadro sorunu mu vardı yoksa ? Olmamış. Bu unsurlar oyunu maalesef iyi olmaktan geriye çekiyor.
Oyunculuklar çok güzel. Tüm ekip hem de ! Kolay görülen bir şey değildir bu sahnelerde ! Işık ve Müzik desteği de keza çok güzel. Kostümler oyunla uyumlu. Dekoru ise beğenmedim. Farklı olmak adına mantıksız bir yapı kurulmuş.
Müfettiş oyununu biliyor ve seviyorsanız, bu oyunu da bir izlemenizi öneririm. Bakalım bu uyarlama size göre nasıl olmuş ? Ne kadar farklı bakış açısı olursa bir oyun o kadar iyi değerini bulur çünkü ...
Moliere'in dünyaca ünlü oyunu Tartuffe'nin oldukça farklı ve yenilikçi bir yorumu. Çok güldürüp eğlendiren bu değişik yorumlama için Yönetmen Emrah Eren'i ve tüm ekibi tebrik ederim.
Yaklaşık 2 saat boyunca bol bol gülüyorsunuz. Oyunu daha önce 2 farklı reji ve sahnede izlemiş biri olarak diyebilirim ki seyredince çok eğleneceksiniz ! Özellikle klasik eserden farklı bitirilen finali benim için çok büyük bir sürpriz oldu ! Ama final şarkısı ile verilen mesaja da çok uyumlu idi ! Esprilerin kalitesi çok yüksek. Oyuncuların enerjisi çok etkin.
Oyunculuklar çok iyi. Özellikle Hizmetçi rolündeki oyuncu Feri Baycu Güler'i çok beğendim. Kostümler çok renkli ve başarılı. Cıvıl cıvıl ! Müzikleri bir ustanın, Tolga Çebi'nin eseri ! Işık desteği yerinde. Dekor sadece 1 tane, yan yatmış bir haç görünümündeki konak ! Her ne kadar ilgi çekici olsa da daha detaylı bir dekor yapılabilirmiş. Cep telefonu ve siyasal taşlamaları yerinde bulmadığımı ifade etmeliyim.
Bu sıkıcı ve sinir bozucu Sokağa Çıkma Yasağı döneminde bolca gülmek ve eğlenmek istiyorsanız bu oyunu kaçırmayın.
Öncelikle kapanmak üzere olan ülke tiyatrosunun temel taşlarından AST Ankara Sanat Tiyatrosuna destek vererek ayakta kalmasını sağlayan Çankaya Belediyesine bir tiyatro sever olarak teşekkür etmek isterim. Hem AST kurtuldu hem de Ankara dışındaki tiyatro izleyicilerinin AST oyunlarına erişimi sağlandı !
Oyun her yönü ile kaliteli olduğunu hissettiriyor ! Dekor güzel, kostümler güzel, ışık desteği güzel, müzik ve orkestra mükemmel. Ödenekli bir tiyatro kalitesinde. Oyunculuklar ise zaten tartışılmaz, üst düzey. 2.Dünya savaşı zamanı, Alman işgali öncesi Atina'da bir meyhanede kapalı kalan bir grup Anadolu göçmeninin hikayesi anlatılıyor. Bazen hüzün çoğunlukla komedi hakim oyuna.
Tiyatral açıdan çok başarılı olan bu oyunun verdiği mesajlara ve içeriğine ise iki açıdan katılmıyorum. Birincisi sadece Yunan tarafının acıları ve sıkıntıları anlatılmış. Halbuki yaşanan acılar ve sıkıntılar her 2 taraf içinde ortaktı. Nasıl acılar ve sıkıntılar ortak yaşandı ise sahneye de öyle ortak yansıtılmalıydı. Tarafsız olmalıydı !
Diğer katılmadığım nokta ise bizzat Mübadele uygulamasının eleştirilmesi ! Her ne kadar bir çok üzüntü ve acıya sebep olsa da, o dönemde ve o savaş koşullarında alınan bu karar son derece doğruydu. Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün düşünüp uyguladığı birçok diğer karar gibi doğruydu. Çünkü eğer bu Mübadele olmasa idi her 2 tarafta da yaşamaya devam etmek isteyenler ya öldürülecek ya tutuklanacaktı. Yani bu oyuna konu bile olamayacaklardı !
Doğru olan şey ne savaşların ne de savaşların acı sonuçlarından biri olan Mübadelelerin olmaması !
Tiyatroyu özlediğimiz bu eve kapanma günlerinde Youtube'da yayınlanmakta olan bu kaliteli oyunu hemen seyredin lütfen. Çünkü sadece 2 gün yayında kalacak.
Balkanların dünyaca ünlü oyun yazarı Duşan Kovaçeviç'in birçok oyununu izledim. "Profesyonel" hariç hiç bir oyununu sevemedim. Belki bu sevdiğim 2. oyunu olur diye umuyordum ama olmadı maalesef ! Hatta seyrettiğim en kötü oyunu denebilir !
Birbirleri ile inanılmaz derecede uyumsuz olan 2 ayrı evli çiftten, uyanık ve zeki olanlarının yaşadığı gizli bir ilişkiyi anlatıyor oyun. Eşlerine ihanet eden bu 2 kişinin, mevcut eşlerinden ayrılıp evlenmeye karar vermeleri ile olaylar gelişiyor. Özellikle oyunun sonuna doğru da gelişmeler absürt bir hal alıp, saçma sapan bir sonla oyun bitiveriyor.
Dekor olarak sadece bir masa ve 2 sandalye var. Kostümler etkisiz. Işık desteği zayıf. Oyunculuklar çok kötü. Özellikle baş roldeki kadın oyuncunun (Yelena) sesi çok zayıf ve düşük.
Hiç bir mesaj veremeyen, güldüremeyen, düşündüremeyen vasatın altında bir oyun. İzlemenizi önermem.
Youtube'dan yayınlanan 38.İzmir Tiyatro Günleri Festivalinde oyunu seyretme imkanı buldum. Ülkemizin çözülemeyen sorunu olan Kadına Şiddet üzerine hüzünlü ve dramatik bir oyun.
Çevremizde de sık sık tanık olduğumuz Kadının Yalnızlaştırılması, Kadına Şiddet, Tecavüz, Cinsel istismar ve Namus cinayetleri 10'ar dakikalık kısa öyküler halinde sunulmakta. Her bir öykü oldukça acı veriyor izleyenlere. O yüzden bunu bilerek izlemelisiniz. Özellikle anlatılan trajedileri yaşayan izleyiciler çok etkilenecektir.
Dekor çok sade, yok gibi. Kadınların hepsi aynı elbiseyi giyiyor, Kefeni andırıyor ! Müzikler çok güzel. Işık desteği yerinde. Öykülerin arasında, oyunun başında ve sonunda kısa dans gösterileri var. Oyunculuklar çok başarılı, 5 kadın oyuncumuzu da tebrik ederim.
Kadına Şiddet ve Kadının Toplumuzdaki yeri üzerine yerinde mesajlar veren bu hüzünlü oyunu seyretmenizi öneririm.
Bu salgın günlerinde birçok oyunu ücretsiz olarak evimize getiren 38.İzmir Tiyatro Günleri organizasyonu ilk defa sınıfta kaldı ! İnanılmaz derece kötü bir görüntü ve ses kalitesi ile bir oyun yayınlandı. El kamerası ile çekim mi olur ? Böyle bir amatörlük olur mu ? Lütfen sorumlulardan hesap sorulsun ! Yayınlanacak diğer oyunlar bunun gibi olmasın !
Oyun zaten amatör genç lise öğrencilerinin yaptığı bir oyun. Söyledikleri kolay anlaşılmıyor. Kelimeleri yutuyorlar. Tiyatro eğitimi almamışlar. Bunlar yetmezmiş gibi bir de ses kalitesi kötü olunca, 2 saatlik oyunun büyük bir kısmı anlaşılmaz olmakta.
Aslında oyun içerik olarak çok ünlü bir kitabın uyarlaması. İngiliz yazar William Golding'in 1954 yılında yazdığı çok ünlü bir romanın sahneye konmuş hali. Bu kitabı lise yıllarında okumuştum. Beni çok etkilemişti. Issız bir adaya düşen bir grup İngiliz gencinin zamanla nasıl insandan hayvana dönüşebildiğini anlatmakta. İnsanın doğasındaki vahşeti açığa çıkaran bir kitap.
Dekor, Işık düzeni, kostümler ve müzik mükemmel. Ödenekli profesyonel bir tiyatro kalitesinde. 5 puanı da o yüzden verdim zaten. Oyunculuklar çok amatörce. Tabii doğası gereği bu oyunda tamamı profesyonel bir kadro oluşturmak imkansız. Sadece "Domuzcuk" rolündeki genç arkadaşı ilerisi için umut verici gördüm.
Oyunun puanına ve aşağıdaki yorumlara sakın aldanmayın. Çoğu sadece bu oyun için siteye üye olup, yüksek puan vermiş kişiler. Büyük ihtimalle oyun ekibi ve arkadaşlarının yakın çevresi. 8 puanlık bir oyun değil çünkü.
Görüntü ve Ses kalitesi çok kötü olduğu için oyunu izlemenizi önermiyorum. Ancak kitabı okumuş ve çok sevmiş kişiler, merak ediyorlarsa izleyebilirler.
İzmir'de ki tiyatro kültürünün ve ortaya konan yapımların, Ankara ve İstanbul'un gerisinde olduğu aşikar ! Youtube'dan yayınlanmakta olan İlk dijital tiyatro festivali olan 38.İzmir Tiyatro Günlerinde bu durum daha da ortaya çıktı.
Mesela dün bir oyun izledim, Tiyatro US yapımı "Tesla" ! Son derece başarısız, amatör ve etkisiz bir lise müsameresi havasındaydı maalesef. Tabii ki emeğe saygım sonsuz ama ben olsam böyle bir oyunu sahneye koymazdım.
"Atlı Karınca Hikayeleri" ise şu ana kadar seyrettiğim tüm İzmir ekibi oyunlarından daha güzel ve farklı idi ! Yazarı, içeriği ve sahneye konuşu ile kalitesini hissettirdi. 1800'lü yılların sonunda Viyana'da geçen, kadın sömürüsü, sınıf farklılıkları ve cinsellik üzerine bir oyun. Ama sonuçta verdiği mesajları ve oyunun gidişatını anlamakta zorluk çekiyorsunuz. Bu da oyunu vasat bir hale sokuyor.
Oyuncu Yasemin Şimşek Tüzün çok başarılı. Birbirinden çok farklı karakterleri başarıyla canlandırıyor. Özgüveni yüksek. Kostümler, müzik ve ışık desteği de iyi. Dekor biraz yavan kalmış.
Farklı bir oyun izlemek istiyorsanız seyretmenizi öneririm. Gidişatını anlayamazsanız bile sırf Yasemin Şimşek Tüzün'ün oyunculuğu görmeniz kazancınız olacaktır.
Toplumun uç noktalarındaki 2 çok farklı çiftin ilişkilerini konu alan yerli bir oyun. Kadın - Erkek anlaşmazlıkları, İhanet, Kadının toplumdaki yeri, Kadına şiddet gibi bilinen konular ele alınmakta. Ama maalesef oyun bir mesaj vermemekte !
Zengin ve kültürlü bir çift ile, onların yanında çalışmakta olan bir hizmetçi ve ona şiddet uygulayan işsiz kocası oyunun kadrosunu oluşturmakta. Zengin adamın işsiz olan erkeğe yüklü bir para vererek, Hizmetçi eşinin gizemli bir konuda susması gerektiğini istemesiyle olaylar gelişmekte. Fakat final hiçte beklendiği kadar gizemli çıkmamakta.
Dekor sadece 1 deri koltuk ! İş yerlerinin bekleme salonlarında olan türlerden. 4 kişinin yan yana sığdığı bir koltuk. Oyun boyunca da tüm oyuncular burada oturmakta. Işık desteği çok güzel. Oyuncuların sahne geçişlerinde gördüğü rüyaları destekliyor. Rüyalara değinmişken, yazar bu rüyalar ile oyuna renk getirip, karakterlerin psikolojik durumlarını irdelemek istemiş. Ama bence başarılı olamamış. Rüyaların oyunda yaşananlara bağlantısı yavan kalmış.
Oyunculukları çok beğendim. Her bir oyuncu çok başarılı ve oyunu özümsemiş. Fakir çiftin şiveleri çok doğal ve gerçekçi.
Oyun bir şekilde kendisini izletiyor. Sürükleyici diyebiliriz. Ama sonunda yaşananlar ve veremediği mesajlar ile vasat bir oyun olmaktan kendini kurtaramıyor.
Çok sevdiğim iki usta, ünlü İtalyan oyun yazarı Dario Fo ve "Uçurtmayı Vurmasınlar" ile "Züğürt Ağa" filmleri ile her daim aklımda kalan ünlü oyuncu Füsun Demirel'in bir araya geldiği bir oyunun çok iyi olmasını beklerdim. Ama maalesef vasatın altında kötü bir oyun çıktı karşıma !
Avrupa'da Türkiye'ye her yönden en çok benzeyen ülke olan İtalya'da ki Kadın sorunları üzerine komedi tarzında yazılmış eleştirel bir oyun. Zaman zaman kültürel farklılıkları hissetmenize rağmen ülkemizde de yaşanabilecek sorunlar anlatılmakta. Oyunu izlerken aynı konuyu bir Türk oyun yazarı bizim insanımıza uyarlasa çok daha iyi olurdu diye düşünmedim değil !
Füsun Demirel hariç oyunculuklar çok yetersiz. Oyuna adapte olamamışlar. Dekor vasat. Daha detaylı olabilirmiş. Kostüm - ışık desteği keza zayıf.
Sadece Dari Fo oyunlarını çok sevenler belki oyundan zevk alabilir. Geri kalan herkes için sıkıcı olacağını düşündüğüm için tavsiye etmiyorum.
Oyunun yüksek puanı, aşağıda verilen bolca 10 ve 9 puanlar, oyuna düzülen onlarca methiye sonucu büyük bir merak ve beklenti içinde oyunu seyretmeye karar verdim. Sonuç tam bir hayal kırıklığı ! Vasat bir "Yerli" Hizmetçiler uyarlaması !
Hemen baştan söyleyeyim, "Hizmetçiler" oyununu iyi bilirim, 2 farklı reji ve sahnede izledim, ayrıca da okudum. Dolayısı ile o oyunu bilmeyen bu oyunu anlayamaz döngüsünün dışındayım.
Sanırım oyunun bu kadar çok iyi yorum almasının temel sebebi, Genç ve işsiz tiyatrocuları - tiyatro dünyasının ana sorunlarını - camia içi ilişkileri anlatması ! Bu dünyada yer alan insanlar doğal olarak bu oyuna daha farklı gözle bakıyor. Kendilerini oyuncuların yerine koyuyor. Böylelikle de vasat oyun süper oyun oluyor ...
Dekor yok, Kostüm yok, Işık yok. Oyunculuklar ise başarılı. Herkes Nezaket Erden'i övmüş ama bana göre Pınar Güntürkün çok daha iyiydi ! Ayrıca oyun süresi itibarı ile tek perde değil de 2 perde olsa daha iyi olurmuş.
Oyunu izlemenizi öneririm. Bakalım aşağıdaki oyuna tapan Çoğunluktan mı olacaksınız yoksa oyunu beğenmeyen azınlıktan mı ?
1980 Darbesi sonrası her Yılbaşında tek TV kanalı ola TRT'de yeni yılın ilk dakikalarında Dansöz çıkardı ! Tüm Türkiye nefesi tutar, bu dans gösterisini izlerdi. Nesrin Topkapı mesela, efsane bir sanatçı idi ! Muhafazakar bir ülkenin kabuğundan çıkışının ilk adımlarıydı !
Sonraki yıllarda bu Dansöz olayı görsel ve sanatsal özelliklerini kaybetti. TV kanallarının artması, İnternet'in yaygınlaşması, kalitesiz dansözlerin piyasaya çıkması ile unutuldu gitti. Gece kulüpleri ve Pavyonlarla sınırlı kaldı.
İşte bu oyun Ankara'da ki bir pavyonda çalışan genç ve güzel bir dansözün yaşadığı acıları, aşkları, aldığı dans eğitimini ve dansözlüğe olan tutkusunu anlatıyor. Bu tip yerlerde yaşanan cinsel ve emek sömürüsüne değiniyor. Ağır, sert ve sürpriz bir finalle de sonlanıyor. Her ne kadar çok değişik bir konusu olsa da vasat bir yapım olmuş.
Genç oyuncu Sezen Keser çok başarılı. Zor bir rolü üstlenmiş ! Garip bir lehçesi var, sanki Almanya'dan gelen gurbetçi kızlarımız gibi konuşuyor. Ürkek, hüzünlü ve çekingen tavrı oyun boyunca dikkati çekiyor. Aralarda verilen dans sahnelerinin gişe amaçlı olduğu aşikar, ben gereksiz buldum.
Bir Türk filmi havasında geçen, mesaj veremeyen, Dansözlerin yaşadığı sorunları sahneye taşıyan orta düzeyde bir oyun. İzmir Tube'da sadece 2 gün yayında kalacak. İzlemenizde fayda var.
Çok komik, çok tempolu ve sürprizlerle dolu keyifli bir Robin Hawdon oyunu. İstanbul Devlet Tiyatrolarında Haldun Dormen'in yönettiği "Karmakarışık" isimli oyuna içerik ve gidişat olarak oldukça benziyor.
Tabii ki aşağıda bazı seyircilerin dile getirdiği gibi, oyunculuklar oldukça yetersiz ve amatör seviyede. Özellikle ses ve mimik kullanımında sorunlar var. Ama işlerini o kadar şevkle ve istekle yapmaktalar ki, oyunda o kadar komik ki, 1,5 saatin nasıl keyifle geçtiğini anlayamıyorsunuz. Özellikle oda görevlisi rolündeki oyuncu umut vaat ediyor.
Dekor çok sade. Biraz daha detaylı yapılabilirdi. Oda geçişi kurgusu güzel düşünülmüş ama kimi sahnelerde oyuncular bu sınırı unutarak geçiyor ! Kostümler yeterli.
Youtube'da izlemeniz mümkün olan bu oyunu, şu sıkıntılı ve sevimsiz günlerde biraz gülebilmeniz adına şiddetle tavsiye ediyorum.
Aziz Nesin Kabare / Diyarbakır Sezai Karakoç Kültür ve Kongre Merkezi
Türkiye'nin ilk Dijital Tiyatro Festivali olan 38.İzmir Tiyatro Günleri kapsamında bu akşam İzmir Tube kanalından yayınlanan bu oyundan beklentim çok yüksekti ! Hem oyunun puanı hem de aşağıdaki yorumları beklentimi daha da artırmıştı ! Ama maalesef inanılmaz derece de kötü ve boş bir oyun çıktı karşıma.
Aziz Nesin hiç bu kadar kötü ve yavan yorumlanmamıştır sanırım ! Oyun seyircisiz oynandı Dijital yayın gereği. Belki oyunun bu kadar yavan olmasının nedenidir bu ! Çünkü bu tip komedi oyunlarının sinerji kaynağı seyirci ve seyircinin kahkahalarıdır. Seyirci ve gülme sesi olmayınca esprilerde havada kaldı hep !
Oyuncu kadrosu çok zengin halbuki ? Daha etkin bir oyun beklerdim. Aziz Nesin'i çok severim. Gençken tüm kitaplarını okumuşumdur. Hemen hemen tüm tiyatro uyarlamalarını seyrettim. Ama gerçekten bu yorumu çok başarısız çıktı.
Oyunlar İzmir Tube kanalında sadece 2 gün yayında kalıyor. O yüzden bir an önce seyretmenizi öneririm. Belki de ben yanılmış, aşağıdaki çok beğenen seyirciler haklıdır kim bilir ? Bir de siz seyredin bakalım ...
Öncelikle tüm Tiyatro tutkunu takipçilerime çok iyi bir haber vermek isterim ! Covid-19 salgınının azalması ile sezon başında açılmaya başlayan tiyatro sahneleri, biliyorsunuz vakaların tekrar artması nedeni ile hafta içi alınan kararlar ile tekrar kapatılmaya başlamıştı. İşte bu eve kapanma günlerinde bizlere ilaç gibi gelecek bir haber, aşağıda aynen veriyorum :
" İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 38’inci Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri başlıyor. “Tiyatro sizi başka dünyalar ile buluşturur” mesajıyla sanatseverlere seslenecek Türkiye’nin ilk dijital tiyatro festivali kapsamındaki 76 oyun İzmir Tube üzerinden yayınlanacak.
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 38’incisi düzenlenen İzmir Tiyatro Günleri 20 Kasım–22 Aralık tarihlerinde internet üzerinden evlere konuk olacak. Pandemi koşulları sebebiyle ertelenen tiyatro günleri kapsamındaki oyunların tamamı İzmir Tube üzerinden yayınlanacak. Türkiye’nin ilk dijital tiyatro festivali “Tiyatro sizi başka dünyalar ile buluşturur” sloganıyla izleyici karşısına çıkacak.
Çekimleri İsmet İnönü Sanat Merkezi, İzmir Sanat ve İzmir’deki farklı sahnelerde yapılan 44 yetişkin, 32 çocuk oyunu olmak üzere 76 eser Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri kapsamında yayınlanacak. İzmir’in ilk dijital festivali, 20 Kasım’da Teftişör, Barakalar ve Saraylar, Haydi Masallara ve Bremen Mızıkacıları oyunları ile başlayacak. İzleyiciler 33 gün boyunca oyunları İzmir Tube kanalından ücretsiz izleyebilecek. 38’inci İzmir Tiyatro Günleri’ndeki 76 oyunun 55’i İzmirli grupların desteklenmesi amacıyla yerel tiyatro toplulukları tarafından sahnelenecek. "
Gelelim oyuna. Oyun Festival kapsamında izlediğim 3.oyundu. Karmakarışık, ne dediği anlaşılmayan, ne mesaj verdiği çözümlenemeyen başarısız bir yapım.
Tiyatro yazarlarından ve Yönetmenlerinden bir ricam var ! Lütfen oyunlarınız anlaşılır olsun ! Farklı olmak adına, birkaç eleştirmenden övgü almak adına oyunlarınızı karmaşık hale sokmayınız. Seyirci ne izlediğini anlayabilsin !
Anladığım kadarı ile bu oyun, Tarih boyunca Gettolara tıkılan Yahudi, Eşcinsel, Fahişe ve Çingenelerin acılarını anlatıyor. Oyunculuklar vasat. Bazı oyuncular amatör seviyede. Sesleri zayıf. Girişteki dans gösterisi ve oyunun müziği ise çok güzel. Ayrıca kostümlerde çok başarılı. Fazladan 1 puanı da bu 2 olgu için verdim zaten.
Sadece çok vaktiniz varsa izleyin derim. Bakalım bir şey anlayacak mısınız ?
Öncelikle tüm Tiyatro tutkunu takipçilerime çok iyi bir haber vermek isterim ! Covid-19 salgınının azalması ile sezon başında açılmaya başlayan tiyatro sahneleri, biliyorsunuz vakaların tekrar artması nedeni ile hafta içi alınan kararlar ile tekrar kapatılmaya başlamıştı. İşte bu eve kapanma günlerinde bizlere ilaç gibi gelecek bir haber, aşağıda aynen veriyorum :
" İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 38’inci Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri başlıyor. “Tiyatro sizi başka dünyalar ile buluşturur” mesajıyla sanatseverlere seslenecek Türkiye’nin ilk dijital tiyatro festivali kapsamındaki 76 oyun İzmir Tube üzerinden yayınlanacak.
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 38’incisi düzenlenen İzmir Tiyatro Günleri 20 Kasım–22 Aralık tarihlerinde internet üzerinden evlere konuk olacak. Pandemi koşulları sebebiyle ertelenen tiyatro günleri kapsamındaki oyunların tamamı İzmir Tube üzerinden yayınlanacak. Türkiye’nin ilk dijital tiyatro festivali “Tiyatro sizi başka dünyalar ile buluşturur” sloganıyla izleyici karşısına çıkacak.
Çekimleri İsmet İnönü Sanat Merkezi, İzmir Sanat ve İzmir’deki farklı sahnelerde yapılan 44 yetişkin, 32 çocuk oyunu olmak üzere 76 eser Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri kapsamında yayınlanacak. İzmir’in ilk dijital festivali, 20 Kasım’da Teftişör, Barakalar ve Saraylar, Haydi Masallara ve Bremen Mızıkacıları oyunları ile başlayacak. İzleyiciler 33 gün boyunca oyunları İzmir Tube kanalından ücretsiz izleyebilecek. 38’inci İzmir Tiyatro Günleri’ndeki 76 oyunun 55’i İzmirli grupların desteklenmesi amacıyla yerel tiyatro toplulukları tarafından sahnelenecek. "
İşte bu Türkiye'nin ilk Digital Tiyatro Festivalinde dün akşam "Barakalar ve Saraylar" adlı oyun yayınlandı ve seyretme şansı buldum.
Bir oyuna hem 10 hem de 1 puan veren olunca, oyun daha da ilgi çekici olmakta benim için. Zevkler ve Renkler tartışılmaz dense de ben beğenmeyenler tarafındayım. Oyunu hiç ama hiç beğenmedim !
Daha önce Şehir Tiyatrolarında izlediğim "Leonce ve Lena" oyunu zor, sıkıcı, idrak etmesi güç ve sahneye koyması zor bir oyundur. Bu oyun aynı yazarın " Hessenli Köy Postacısı " adlı bildirisi ile harmanlanıp, güncel bir reji eşliğinde sahneye konmuş. Dolayısı ile içerik daha da zorlaşmış. Sürükleyici ve anlaşılır değil. Arada okunan bildiri maddeleri dışında hiç bir şey anlamadım desem yeridir !
Zaten daha önce de birkaç kez ifade etmiştim, Klasik oyunların güncel dekor, güncel kostüm, güncel müzik ile yapılan güncel yorumlarını hiç ama hiç sevmiyorum.
Oyunculuklar yeterli. Dekor sıfır düzeyde. Kostümler güncel kıyafetlerden. Ara geçişlerdeki müzikler güzel. Çekimler seyirci olmadan tamamen ekran başındaki seyirciler için yapıldığı için, çekim ve ses kalitesi mükemmel düzeyde. Hatta sahne içine girilip yapılan yakın çekimler ile kendinizi tamamen sahnede hissettiğiniz anlar oluyor.
Görülüyor ki Digital Tiyatro geleceğimizde önemli bir yer tutacak. Bunun ilk adımı atılmış, devamı gelir umarım !
Dağ başında baş başa kalmış bir Ağa ve bir Maraba üzerinden, ülkemizdeki Feodal düzeni eleştiren, keyif veren, sürükleyici, bizden bir oyun.
Sahnelerimizde bu tip yerel oyunları seyretmek güç. Çok zor çıkıyor karşımıza. Halbuki Tiyatronun evrensel mesajları arasındaki "Farkındalık" ve "Halkı Uyandırma - Düşündürme" açısından baktığımızda bu tip oyunlara çok ihtiyacımız var. Özellikle bu oyunun Güneydoğu ve Doğu'daki Ağalar tarafından hala sömürülmekte olan insanlarımıza ulaştırılması lazım !
Emre Narcı ve Müslüm Tamer ekibine denk geldim. Çok başarılılar, tebrik ederim. Ekip derken hemen bir saptamamı ileteyim : Geçen haftaki "Kısraklı Kadın" adlı yeni oyun oyuncu rahatsızlığı nedeni ile iptal edildi. Çok üzüldük. Çünkü bu Pandemi döneminde zaten seans sayıları çok azaldı. Hemen hemen her oyunda çift ekip var. "Kısraklı Kadın" oyununda neden yok ? Şehir Tiyatroları çok zengin bir kadroya sahip. Her oyunun tam bir yedek ekibi olmalı. Bir oyuncu rahatsızlansa bile hemen yerine oyuncu ikame edilmeli. Umarım İdareciler bu yazımı okurlar ve bir çare bulurlar.
Dekor sade ama etkili. Dağ başı havası iyi verilmiş. Ara geçişlerdeki video efektler çok gereksiz ve saçma idi. Müzik desteği daha fazla olabilirdi. Ayrıca şu sahnede SİLAH PATLATMA merakından artık Yönetmenlerimiz ve Yazarlarımız vazgeçmeli ! Silah ve Şiddet tiyatronun ruhuna, özüne aykırı ! Seyircilerin neredeyse tamamı silah veya silah kullanımını istemiyor ! Ne zaman bu isteğe karşılık vereceksiniz ? Lütfen sahnelerde silah patlatmayın artık !
Etkileyici, düşündürücü, ülkemizdeki Ezen - Ezilen ilişkileri üzerine çok güzel bir oyun izlemek istiyorsanız bu oyunu seyredin.
Devlet Tiyatroları Repartuvar Kurulu üyelerine sormak isterim, böylesine boş, anlamsız, mesajsız, düşündürmeyen ve güldürmeyen bir oyunu nasıl olur da Repartuvara alırsınız ? Hadi kazara aldınız diyelim nasıl sahneye koyarsınız ? Hiç mi incelemediniz ? Hiç mi okumadınız ?
Bir oyunu bazıları sever, bazıları sevmez. Zevkler ve beğeniler farklıdır. Ama aşağıda da göreceğiniz ve oyun puanından da anlayacağınız üzere toplu olarak beğenilmeyen bir oyun bu ! Çünkü oyun o kadar boş ki anlatamıyorum. En azından evlilikler veya kadın - erkek ilişkileri üstüne mesaj vermesini bekliyorsunuz, inanın o da yok ! İlk perde sonunda birçok kişi gibi oyunu terk edecektim ama belki 2.perde toparlar diye kalmaya karar verdim. Yanlış yapmışım ! 2.Perde çok daha kötü çıktı !
Oyuna 1 değil de 2 puan vermemin tek sebebi çok güzel ve emekle hazırlanmış dekoru ! Detaylara çok dikkat edilmiş, arka planda ki dalga ve martı sesleri ile kendinizi gerçekten de Plajda hissediyorsunuz. Arkaya doğru sahne tam kapasite kullanılarak derinlik hissi çok başarıyla sağlanmış. Oyuncular da gayretli ve büyük emek sarf ediyorlar ama bu boş oyunu kurtarmaya yetmiyor.
Sonuç olarak kesinlikle izlemenizi tavsiye etmiyorum, büyük zaman kaybı. İstanbul Devlet Tiyatroları Yönetimi de belki bu tepkileri gördü sanırım çünkü oyun Kasım ayı programından çıkarılmış.
Hollanda'lı ünlü yazar Lot Vekemans'ın (Yukarıdaki tanıtımda ismi eksik yazılmış) Evli Kadın - Erkek ilişkilerini irdelediği, iki cinsin dünyaya ve yaşananlara nasıl farklı açılardan bakabildiğini gösteren vasat bir oyun.
Vasat diyorum çünkü diyaloglar ve konu o kadar durağan ki birkaç sahne hariç sürükleyicilik yakalanamıyor. Özellikle oyunun ilk yarısı oldukça monoton. Ayrıca oyunun izleyenlere ne mesaj vermek istediği de belirsiz. Sorunların nasıl çözülmesi gerektiği üzerine bir yol göstermesini beklerdim oyundan.
İki oyuncu grubu ile oyun sahneye konuyor. Bize Ahmet Saraçoğlu - Sevinç Erbulak ikilisi denk geldi. Ellerinden geleni yapıyorlar, başarılılar ama bu başarı oyunu kurtarmaya yetmiyor.
Şehir Tiyatrolarında Pandemin ismini verdiği Sezon Minimal'in şüphesiz seyirci açısından en kötü yanı dekor olayı ! O görkemli, etkileyici ve detaylı dekorlar yok bu sene maalesef ! Son derece sade ve etkisiz dekorlar ile karşı karşıyayız. Kostüm, Müzik ve Işık desteği ise yeterli düzeydeydi.
Bir de oyun broşürü konusuna değinmek isterim. Bu sezon Şehir Tiyatrolarının en kuvveti yanı olan oyun broşürleri dağıtılmıyor nedense ? Pandemi nedeni ile oyun barkodunu okutun, broşürü telefonunuzdan okuyun cevabını aldım. Bence mantıksız. Her zamanki gibi broşürler bastırılıp, poşetlenip, oyun girişinde el değmeden her izleyiciye dağıtılabilir !
Ayrıca oyun başlangıç saatleri de 20.00 yapılmalı. 20.30 geç bir başlangıç saati ! Geri dönüşlerde toplu taşıma bulamama ve güvenlik sorunları ile karşı karşıya kalınabiliyor. Devlet tiyatrolarındaki gibi bu saat 20.00'ye çekilmeli.
Kadın - Erkek ilişkilerinde sorunlar yaşayan, çözümler arayan, gözlem yapmak isteyenlere önerebileceğim bir oyun. Ama tempolu bir oyun olmayacağını bilmenizi isterim.
Kadın - Erkek ilişkilerindeki İhanet, Kıskançlık, Kürtaj, Sevginin tükenmesi, İlişkilerin sıradanlaşması gibi temel problemlere değinen 3 kısa oyundan oluşan başarılı ve etkileyici bir yapım.
İlk 2 oyunun kısa sürüp tüm zaman ağırlığının son oyuna verilmesi seyirciyi şaşırtıyor. Oyunlar daha dengeli dağıtılmalıymış. Bu dengesizlik ilk 2 oyunda verilmek istenen mesajları da düzgün yansıtamamış. Üstelik 3.oyunda belli noktalarda seyirci sıkılıyor. Gereksiz diyaloglar var. Final ise oldukça sürpriz ve etkileyici.
Oyunculuklar normal düzeyde bir oyuncu hariç. İlk oyunun kadın sanatçısı Demet Ergün'ü çok beğendim. İnanılmaz konsantre, oyunu gerçekten içinde yaşayan, hisseden ve bunu da seyirciye aksettiren çok başarılı bir performans sergiledi. 2. ve 3. oyunlardaki oyuncuların yaş seviyeler ise hiç olmamış. Büyümüş Çocukları olan ve yıllardır evli kalmış çiftler daha yaşlı olmalılardı. Çok genç seçilmişler.
Dekor hemen hemen hiç yok. Işık desteği zayıf. Ara geçişlerdeki müzikler dinamik. Mecidiyeköy Stüdyo sahnede ki Covid-19 tedbirleri ve oturma düzeni ise son derece başarılı.
Bu 3 kısa oyunda yaşananları yaşamış izleyicilerin özellikle çok etkileneceği (ki aşağıdaki yorumlarda da bu görünüyor zaten), Kadın - Erkek sorunları üzerine sürükleyici ve güzel bir oyun, kaçırmayın.
Covid-19 salgını nedeni ile 2020-2021 sezonunu "Sezon : Minimal" adı altında tek perde - az sanatçı - az dekor şablonu altında açan İstanbul Şehir Tiyatrolarının sezondaki ilk oyununu izleme fırsatı buldum bu akşam. Her sene salonları dolduran 60-65 yaş üstü seyircilerin azlığı hatta hiç olmaması en dikkat çekici gözlemimdi.
Bol ödüllü Tiyatro Bam yapımı "Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin" gitmeyi çok istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım bir oyundu. Şehir Tiyatrolarında sahneye konulacağını duyunca çok sevinmiştim. Oyun bu sevincimi gölgede bırakmadı ! Başarılı, içten, komik, hüzünlü, bizden bir oyun !
3 kuşak sahnede. Anneanne - Anne - Kız ! 3 ayrı İstanbul dönemi. Ama yaşanan acılar ve hüzünler aynı ! Kadın - Erkek ilişkileri, Kadının toplumda ötelenmesi, Gelenekler, Baskılar, Ön yargılar ! Aile içi sorunlar ! Yazarın oyun broşüründe anlattığı gibi, çevremizde çok ama çok sık gördüğümüz tanıdık problemler ! Bolca kahkaha - espri - argo ! Az biraz hüzün, dram.
Oyunculuklar muhteşem. Esin UMULU ve Şebnem KÖSTEM gibi ustaların yanında genç sanatçı Yeliz ŞATIROĞLU da oldukça başarılı. Sadece Anneanne rolünde daha yaşlı bir oyuncu olmalıymış bence. Şebnem KÖSTEM çok genç kalmış bu rol için. Sanırım Pandemi nedeni ile oynayacak oyuncu bulunamamış. Dekor son derece basit, koşullar gereği tabii.
Anne - Kız, Damat - Kaynana, Karı - Koca gibi çevremizde sıkça gördüğümüz sorunlu ilişkilere ışık tutan, yanlışları gösteren, olması gerekeni anlatan bu sıcak oyunu izlemenizi öneririm.
Covid-19 nedeni ile tamı tamına 7 ay sonra ilk kez canlı tiyatro izleme imkanı buldum ! Hem de daha önce 2 kez bilet almama rağmen gitme imkanı bulamadığım Aksesuvarcı adlı bu oyuna. Her ne kadar bu Pandemi döneminde Youtube üzerinden Tiyatro oyunları izlesekte gerçekten de tiyatro tiyatroda izlenir ! Pandemi tedbirlerini de çok başarılı ve yeterli bulduğumu söylemeliyim.
Oyuna gelirsek, sıcak, sevimli, sizi saran başarılı bir yapım. İlk dakikadan oyunun sonuna kadar oyuna ilginiz kaybolmuyor. Bunda tabii usta oyuncu ve aynı zamanda oyunun yönetmeni olan Ali İpin'in büyük payı var. Yalnız aşırı kilosu göze çarpıyor, oyundaki eforunu da etkiliyor, acil kilo vermeli. Oyunun gereksiz diyaloglar ile uzatılmaması da oyunu başarılı kılan başka bir etmen.
Tiyatro, Opera ve Bale dünyasının arka planda kalan emekçileri oyunun ana konusu. Bu emekçilerin neler yaptıkları, hangi sorunlar ile karşılaştıkları, seyirciye gelene kadar yapılan çalışmalar hoş bir şekilde anlatılmakta.
Dekor çok iyi. Oyuna adını veren aksesuarlar keza öyle. Işık Düzeni ve arada sırada oyuna giren müzikler yeterli. İkini perdenin hemen başında tiyatro sahnelerinde görülmeyen türden çok hoş ve sevimli bir sürpriz var ! Gitmeyenler için burada yazmıyorum, sürpriz bozulmasın :)
Bu bizleri iyiden iyiye sıkan ve bunaltan Salgın döneminde, biraz olsun nefes almak, rahatlamak, insan olduğunuzu hatırlamak istiyorsanız bu oyuna muhakkak gidiniz.
Türk Tiyatrosunun "Lüküs Hayat" oyunundan sonraki 2 numaralı Müzikalidir "Keşanlı Ali Destanı" ! Ödenekli, ödeneksiz, amatör birçok uyarlamasını izledim. Bugün de Şehir Tiyatroları arasında İstanbul'dan sonraki en başarılı topluluk olan Eskişehir Şehir Tiyatroları yorumunu izleme fırsatım oldu.
Gerek oyun içeriği gerekse de uyarlayan ekip nedeni ile beklentim çok yüksekti. Ama büyük hayal kırılığına uğradım ! Çok büyük eksikleri olan vasat bir oyun çıktı karşıma ! Ki oyun sonundaki seyircilerin tepkisi de bu görüşümü ispatlar nitelikte.
Bir kere oyun içeriğinden farklı olarak yorumlanmış. Keşanlı Ali Destanı aslında bir dramdır, trajedidir. Yaşanan acıları, hüzünleri, fakirliği anlatır. Arada tabii ki komik sahneler vardır. Ama bu ana bütünlüğü bozmaz. Bugün izlediğim Reji ise oyunu tamamen komediye hatta maskaralığa çevirmiş.
Oyunculuklar vasat. Oyuncu seçimleri berbat. Hele de Keşanlı Ali için çok ama çok yanlış bir oyuncu seçilmiş. Daha genç ve daha karizmatik bir karakter olmalıydı. Ki Eskişehir Şehir Tiyatrolarında bunu yapacak kadro var. Oyunda Keşanlı'yı izlerken neredeyse "Kibar Feyzo" filminde Şener Şen'in canlandırdığı Maho Ağa'yı izliyorum sandım !
Dekor zayıf ve özensiz. Böyle görkemli bir oyun için daha fazla emek sarf edilmeliydi. Kostümler idare eder. Müzik ve Şarkılar ise güzeldi. Keşanlı'nın o ünlü şarkısını giriş ve finalde dinlemek keyif verdi. Ayrıca çekimi yapan ekibe de seslenmek isterim. Biraz özen biraz dikkat lütfen ! O nasıl bir çekim o nasıl bir ses kalitesi ? Çok uzak çekim ve düşük ses düzeyi oyun daha da başarısız kılmış.
Sonuç olarak daha önce Keşanlı Ali Destanı oyununu izlediyseniz ve de beğendiyseniz sakın bu oyunu izlemeyin ! Hem vaktinize yazık (yaklaşık 3 saat) Hem de moraliniz bozulmasın, oyunun o güzel hali aklınızda kalsın ...
Tiyatro Pera sıradışı oyunlara imza atmış başarılı bir tiyatro grubu. Beğendiğim birçok oyunu oldu. Ama bu sefer farklı olalım derken bocalayıp, bir tiyatro oyunu yerine vasat düzeyde bir müzikli belgesel ortaya çıkarmışlar !
Müzikli belgesel diyorum çünkü bu yapım bir tiyatro oyunu değil ! Akdeniz yöresindeki ülkelerin, danslarını, müziklerini, kültürlerini, şiirlerini ve direnişlerini anlatan müzik ve dans destekli bir gösteri, bir belgesel ! Konu hemen hemen hiç yok. Bolca şiir, müzik ve şarkı var. Keşke müzikal olarak lanse etmeselermiş !
Bir diğer önemli eksiklikte belgesele konu olan ülkelerin seçimi ! Akdeniz ülkeleri sadece Avrupa ülkelerinden ibaret değil ki ? Kuzey Afrika ülkeleri de birer Akdeniz kültürü ? Onlarında az da olsa şairleri, şiirleri, şarkıları ve direniş öyküleri var ! O ülkelerden de birkaçı olmalıydı.
Oyunculuklar başarılı. Zor şarkıları ve dansları başarıyla sunuyorlar. Özellikle her dinleyişimde tüylerimi diken diken eden "Ay Carmela" marşı yine beni mest etti. Yorumlama da harikaydı. Kostümler, dekor ve ışık desteği vasatın üstündeydi.
Akdeniz Kültürü, Edebiyatı, Şiirleri ve Direnişlerini anlatan bir müzikli belgesel izlemek isterseniz bu yapımı izleyin tabii ki. Ama müzikal bir tiyatro izlemek amacındaysanız zaman harcamayın sakın.
Böyledir Bizim Sevdamız / Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi
Zülfü Livaneli'nin hayatını, yaşadıklarını, acılarını, sevinçlerini ve o ünlü şarkılarını ülkemizin 1950 sonrası siyasal gelişmeleri eşliğinde sahneye aktaran muhteşem bir müzikal oyun.
Müzikleri, dansları, oyuncuların eforları ile gerçekten çok etkileyici bir yapım. Özellikle Livaneli şarkılarını sevenler için sarhoş edici nitelikte. Ama bu şarkıların her kısımda tam olarak verilmesi oyunu bir parça konsere çeviriyor. Zaman zaman bir tiyatro değil de bir konser izliyor gibi oluyorsunuz. Şarkılar yarım olarak verilse daha etkileyici olurdu.
Ayrıca ikinci perdenin ortalarında Livaneli'nin hayatı ile ilgisi olmayan siyasi olaylara yer verilmesini çok doğru bulmadım. Tiyatro propaganda aracı olmamalı. Bu ilgisiz konular yerine aslında Livaneli'nin yaşamında en önemli basamakları içeren İstanbul Belediye Başkan Adaylığı ve Milletvekilliği anlatılmalıydı !
Oyunculuklar her Eskişehir Şehir Tiyatroları klasiği gibi muhteşem. Her bir sanatçının Livaneli şarkılarını başarı ile seslendirmesi takdire şayandı. Dekor ve kostümler etkileyici. Özellikle ışık düzenini ve renklendirme kurgusunu çok iyi buldum.
Benim gibi Livaneli şarkıları ile büyüyen herkesin çok seveceği, hafif konser tadında, görkemli bir müzikal izlemek istiyorsanız bu oyunu sakın kaçırmayın.
20.Yüzyılda Avrupa'da 2 soykırım yaşandı. Birincisi Hitler'in Yahudilere yaptığı. Diğeri ise Sırp'ların Boşnak'lara ! Birincisi her platformda dile getirildi, lanetlendi. İkinci içinde Avrupa İnsan Hakları savunucuları başta olmak üzere kimsenin gıkı çıkmadı ! Katledilenlerin dinsel inancı için olabilir mi acaba ? Kesinlikle evet !
İşte bu vurdum duymazlık utancına ortak olmayan oyunun yazarı ve yönetmeni Nesrin Kazankaya'yı öncelikle tebrik ederim ! Bu katliama sessiz kalmayan çok nadir tiyatrocularımızdan ! Bu oyunu ile az da olsa yaşanan acılara tanık olabildik, biraz öğrenebildik.
Tiyatral açıdan ise maalesef vasat ve sıkıcı bir oyun. Özellikle ilk 45 dakikası son derece boş diyaloglarla dolu. Oyun ancak 2.perde de ritm kazanıyor. Ama ilk perde deki durgunluğun etkisi atlatılamıyor ! Siyasal - dinsel - savaş eleştirileri yerini aldatma - ihanet hikayelerine bırakıyor.
Kadro çok güçlü ve başarılı. Senija rolünde Başak Mete bir adım önce, Jasna rolünde Zeynep Özden bir adım geride. Dekor ve kostümler zayıf. Işık desteği çok iyi değil. Boşnak müzik ve dansları ise güzel. Tito'nun Yugoslavya dönemine yapılan övgüler yerinde.
Tüm insanlığın sessiz kaldığı Boşnak Katliamı hakkında biraz fikir edinmek isteyen herkesin izlemesini öneririm. Ama durgun ve vasat bir oyun olduğunu da bilin !
Paulo Coelho'nun " SİMYACI " romanı ülkemizde ve dünyada ilk çıktığı zaman bayağı sansasyon yaratmış, aylarca satış listesinde 1 numara olmuştu. İnternetin yaygın olmadığı, kitap okumanın çok sevildiği zamanlardı. Bu büyük sevgi ve ticari beklentiler kitabın tiyatroya uyarlanmasına da yol açtı.
Dostlar Tiyatrosu bu uyarlaması zor olan ve cesaret isteyen kitabı sahneye koydu. 23 yıl önce izleyemediğim bu oyunu şimdi Youtube kanalında izleme imkanı buldum. Özellikle altyazılı olmasını çok beğendim. Çünkü çekim ve ses kalitesi çok iyi değildi. Diyalogları daha iyi anlamamıza yardımcı oldu.
Oyunu ise maalesef çok beğenmedim. Vasat düzeyde kalmış. Uzun ve gereksiz diyaloglar çoğu yerde tempoyu düşürmüş. Araya atılan zorlama ve bayağı espriler iğrenç, kitabın özüyle ilgisi olmayan bir yapıdaydı. Yalnız ilgimi çekti, seyirci bu bayağı esprilerin hepsine kahkaha ile katıldı ! Gülmeye hasretlermiş sanırım yada oyuna Komedi oyunu diye gelmişler !
Alışık olmadığımız derecede Dekor, Kostüm, Işık ve Müzik desteği çok iyiydi. Çünkü Dostlar Tiyatrosunun son 10-15 yıldır ki oyunlarında bu unsurlar hep zayıf kalmakta. Dekorun ödül aldığını da eklemek isterim. Oyunculuklar her zamanki gibi iyiydi. Emre Kınay Ustasından daha iyi bir performans sergilemiş.
Simyacı romanını seven herkesin izleyebileceği bir oyun. Ama beklentiniz yüksek olmasın.
1958'te Max Frisch tarafından yazılmış olan "Bay Biedermann ve Kundakçılar" adlı yabancı oyunun, Genco Erkal tarafından ülkemizde yaşanır şeklinde yapılmış olan bir uyarlaması !
Ama keşke uyarlama değilde oyunun orjinali oynansaymış ! Çünkü yapılan uyarlamanın ülkemizde yaşanamayacağı o kadar açık ki ! Diyaloglar, kurumlar, olaylar her hali ile bu ülkenin dışından olduğunu hissettiriyor. Tiplemeler ve benzetmeler son derece zorlama olmuş.
Oyuncu kadrosu son derece kuvvetli ve tecrübeli. Sadece Hizmetçi Kız rolündeki oyuncu biraz zayıf kalmış. Dekor her Dostlar Tiyatrosu yapımında olduğu gibi zayıf ve yetersiz. Bütçenin kısıtlı olduğunu bas bas bağırıyor. Kostümlerde keza vasat düzeyde.
Burjuva sınıfının aymazlığını ve gelmesi artık açık olan tehlikelere karşı vurdumduymazlığını eleştiren bu oyunu, vaktiniz varsa seyredin ama çok büyük bir beklentiniz olmasın. Vasat bir uyarlama ...
Her zaman toplumsal olaylara, yaralara, acılara, sorunlara değinen kaliteli ve düşündüren oyunlarla karşımıza çıkan Genco Erkal, maalesef bu sefer karşımıza bomboş, sabun köpüğü tadında kara bir komedi ile çıkmış. Tamamen gişe amaçlı yapılan vasat bir komedi.
Oyun son derece uzun, gereksiz ve kendini tekrarlayan metinlerle dolu. Abartısız oyunun süresi yarı yarıya azaltılabilirmiş. Oyuna konu olan Deprem birçok insan için endişe, tedirginlik, korku hisleri oluşturduğu için kimi esprilerde maalesef güldürmüyor. Monoton bir gidişat söz konusu. Özetle fazla gülemiyorsunuz !
Oyuncular ustalardan oluştuğu için o konuda zayıf olan bir nokta yok. Dekor ve Kostümler olması gerektiği gibi. Müzik hemen hemen hiç yok. Deprem efektleri yetersiz.
Bu bilgiler ışığında oyunu seyretmenizi önermem, büyük vakit kaybı.
Bu oyunu ilk defa tam 26 yıl önce Trabzon Devlet Tiyatrosunda Işıl Kasapoğlu rejisinde izlemiştim. Dekoru, kostümleri, oyunculukları ve sahnelemesi ile büyüleyici bir yapımdı. Özellikle Canberk Uçucu ve ve Olcay Kavuzlu muhteşem oynamışlardı. Aldığı ödüller de bu tespitlerimin bir ispatı olmuştu.
O klasik oyun ile bugün izlediğim modern yorumlaması ile arasında dağlar kadar fark var maalesef ! Klasik oyunların modern yorumlamalarını hiç sevmediğimi ve onaylamadığımı müteakip seferler belirtmiştim. Ama yönetmenler bu konuda ısrara devam ediyorlar maalesef. Bu ısrarda tabii ki özellikle özel tiyatroların bütçe problemlerinin de payı var ! Dekor - Kostüm - Sahne genişlikleri büyük bütçe istiyor. Özel tiyatrolarda bu problemi "Modern ve Çağdaş Uyarlama" bahanesi ile örtbas ediyorlar, durum artık bunu gösteriyor.
Oyuncu kadrosu son derece zengin ve tecrübeli. Ama bu güzel kadro bile modern uyarlamanın sıkıcılığını kapatamıyor ! Bir Shakespeare oyununda digital enstrümanlar olmamalı, Notebook olmamalı, cep telefonu olmamalı ...
"Modern Uyarlama" sevenlerin sevebileceği ama geri kalan herkesin çok sıkılacağı bir oyun, bu bilgiye göre izleyebilirsiniz. Umarım artık bir gün Klasik bir oyunu Klasik uyarlama ile izleyebiliriz !
Bu gösterinin aslında bu sitede yer almaması lazım, çünkü bu yapım bir tiyatro değil ! Tek kişilik siyasal eleştirel bir Stand Up gösterisi. Bu yapımı burada veriyorsanız Cem Yılmaz veya Ata Demirer gösterilerini de vermek lazım ! (Ki onlarda tiyatro değil tabii)
Dolayısı ile tiyatro olmadığı için bu yapımı teknik yönden incelemekte mümkün değil. Dekor, Kostüm, Işık vb unsurlar yok. Genco Erkal ustanın hünerlerini gösterdiği, ülkemizi zayıflatan unsurları anlattığı, halkımızın zayıf yönlerine parmak bastığı tek kişilik bir komedi gösterisi.
Gülmek istiyorsanız ve siyasi eleştiriden hoşlanıyorsanız izleyebilirsiniz. Ama Youtube kanalında yayınlanan bu yapımın ses kalitesinin çok düşük olduğunu bilmenizde fayda var.
Bir düzeltme ile eleştirime başlamak isterim. Oyunu yapan grup İkincikat değil, Proje No2 Tiyatro. Bu bilginin düzeltilmesi gerekli. İkincikat sadece oyuna sahnelenme bakımından destek vermiş.
Jean Genet'in bu ünlü oyunu birçok tiyatro grubunca sahnelendi. Ben 2009 yılında İstanbul Şehir Tiyatrolarında ki "Berna Adıgüzel" rejisini izlemiştim. O uyarlama vasat düzeyi aşamamıştı. Proje No2 uyarlaması ise çok daha güzel ve etkileyici olmuş, tebrikler !
Hanımlarına hizmet vermekte olan 2 kız kardeş hizmetçinin iç dünyaları, özlemleri, nefretleri, kıskançlıkları, özentileri resmedilmekte. Bu duyguların zamanla nasıl saplantıya dönüştüğü irdelenmekte. Arka planda ezen - ezilen eleştirisi de mevcut.
Oyunculuklar mükemmel ! Gerek "Saliha Cansu Saka" gerekse de "Çiğdem Yıldız" çok başarılı ve oyuna konsantreler. Işık desteği ödüllük derecede mükemmel ! Kostümler kusursuz. Oyunun tek başarısız yönü, "Hanımefendi" rolü için bir erkeğin (Oyunun yönetmeni ayrıca) tercih edilmesi olmuş ! Ne amaçla hangi mesaj için bu yapılmış anlayamadım ? Hiç ama hiç olmamış. Oyunun çok güzel giden temposu bu tercihle birdenbire düşüyor.
Pandemi döneminde birçok oyun internet ortamına sunuldu ! Çoğu uzak çekim ve kalitesiz ses düzeyine sahipti. Ama bu oyun şu ana kadarki en başarılı görüntü ve ses kalitesine sahip ! Öyle ki inanın oyunu canlı seyretmekten bile daha fazla etki yaratıyor ! Yakın çekimlerle sanki sahnenin içinde yer alıyorsunuz ! Proje No2'yi bu başarıları nedeni ile de bir kez daha tebrik ediyorum !
Tiyatro dünyasının klasik oyunlarından olan "Hizmetçiler" oyununun Proje No2 uyarlamasını muhakkak seyretmenizi öneririm. Sırf çekim kalitesi için bile izlenecek bir oyun ...
"Rahat Yaşamaya Övgü" sahnelendiği 2008 ve 2009 sezonlarında bayağı ses getirmişti. Birçok ödül almıştı. Bu nedenle kaçırdığım için çok üzüldüğüm Müzikal oyunlar arasında idi. Neyse ki şimdi Tiyatro Pera Youtube kanalında izleme imkanı buldum.
Oyuna yapılan yorumlar ve aldığı ödüller nedeni ile olsa gerek beklentim çok yüksekti. Ama işin doğrusu büyük hayal kırıklığı yaşadım ! Müzik ve dansların konuşmalardan çok daha fazla olduğu vasat bir müzikal çıktı karşıma ! 3 farklı oyundan oluşan yapımda, ilk oyundaki güzel ve heyecanlı tempo, 2. ve 3. oyunlarda maalesef etkinliğini kaybediyor.
Bertolt Brecht’in “Schweyk İkinci Dünya Savaşı’nda”ı, “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi” ve “Üç Kuruşluk Opera” adlı oyunlarını harmanlayan, Kapitalist düzeni, Ahlaksızlığı, Rüşveti, Faşizmi, Savaşı, Siyasetçileri yerden yere vuran bir yapım. Çok güzel ve yerinde mesajlar arasında bir yanlış çok dikkatimi çekti yalnız ! Din eleştirisi yapalım derken iş kutsal değerlere hakarete dönüştürülmüş ! İncil'in üstüne oturulması bence çok yanlış olmuş. Oyunu izleyen muhafazakar bir Hristiyan ne hisseder, hiç empati yapılmamış ! Her inanışın bir kutsal değeri var ve o değerlere hakaretler bu oyunda en çok eleştirisi yapılan SAVAŞLARIN ana nedeni ! Olmaması gerekirdi bu sahnenin.
Oyunculuklar yerinde. Büyük usta Levend Öktem yine çok başarılı. Ustaya ilaveten Başak Meşe'yi de çok beğendim. Rollerini inanılmaz güzel canlandırdı. Dekor sıfırdı. Kostümler yeterli ve inandırıcı idi. Işık desteği de başarılıydı.
Müzikal oyun standartlarının üzerinde müzik ve dans içeren, bir Brecht oyunları özeti izlemek isterseniz bu oyunu izleyebilirsiniz.
"Masanın Altında" oyunun tanıtımında "Göçmen Sorunları" ve "Kapitalist Düzen Eleştirisi" konuları ele alınmış dese de oyun bu perspektiflerden çok uzakta kalmış, kadın erkek ilişkilerini ele alan basit bir komedi !
Oyunun ilk bölümü çok daha ilgi çekici ve düşündürücü. Göçmen Sorunlarına atıflar var. Ama bu bölüm o kadar kısa ki zamanla verilen mesajlardan eser kalmıyor. Ev Sahibi Çevirmen kadın ile masa altı kiracısı ! Göçmen erkek arasındaki duyguları anlatan bir komediye dönüşüyor.
Dekor sade ve yeterli. Balkan müzikleri güzel ve etkileyici. Işık desteği yerinde. Oyunculuklar çok yeterli değildi. Florance rolündeki oyuncu hariç diğerleri tam adapte değildi. Sahne geçişleri de anlayamadığım şekilde uzundu.
Sonuç olarak arka planda Göçmen sorunlarını anlatmaya çalışan, kadın erkek ilişkileri üzerine vasat bir komedi.
1980 - 2012 döneminde ülkemizde yaşanan Politik, Ekonomik, Kültürel ve Dinsel değişimi irdeleyen, eleştirel komedi tarzında yapılmış başarılı bir oyun. Bol bol güldüren ama yanı zamanda içten içe düşünmemizi de sağlayan bolca sahne mevcut.
Oyunun en sevdiğim yönü, yapım ekibinin elinden geldiği kadarı ile tabii, her görüş ve yaşam biçiminin artılarını ve eksilerini ortaya koyması idi. Yani tek bir siyasi görüş öne çıkarılıp, diğerleri yerin dibine sokulmamış. Her görüşün doğruları ve yanlışları anlatılmış. Mesela paraya ve güce tapan yeni nesil zengin iktidar yanlıları eleştirilirken, diğer yanda gerçek İslamı uygulamaya çalışan idealist muhafazakar gençlerin de olduğu gösterilmiş.
Oyunculuklar çok iyiydi. Çok güldürdüler çok düşündürdüler. Kadro çok iyi seçilmiş. Özellikle yaşlı ve muhafazakar Halamıza bayıldım :) Dekor hemen hemen yok gibiydi. Işık desteği normaldi. Sahne geçişlerindeki danslar ve müzikler etkileyiciydi. Büyük emek sarf edilmiş, özen gösterilmişti.
Politik, Ekonomik, Dinsel görüşleri eleştiren tiyatro seyretmek hemen hemen imkansız artık. Çok az grup kaldı bu konulara dokunmaya cesaret eden ! Dokunanlarda fanatik kanatlardan olunca oyunların inandırıcılığı kalmıyor. Bu bağlamda yeterince tarafsız olduğunu gördüğüm bu oyunu seyretmenizi öneriyorum.
Öncelikle site yönetiminin atladığı önemli bir eksiği düzeltmekle başlayayım ; Oyuncular : Zeynep Nutku ve Erk Bilgiç. Oyun ise keyifli bir absürt komedi. Evlilik, İhanet, Aldatma, Kadın - Erkek ilişkileri irdelenmiş oyunda.
Ünlü oyun yazarı Harold Pinter'ın yazdığı bir oyun. Evlilikte yaşanabilecek sorunları, sıkıntıları, tek düzelikleri ve ilgisizlikleri nasıl çözeriz sorunsalına cevap aranmakta. Bu çözüm arayışı komedi tarzı şeklinde verilince, süre de kısa tutulunca keyifli bir oyun karşımıza çıkmış.
Oyunculuklar başarılı. Ama oyuncu seçimi için aynı şeyi söyleyemiyorum. Çünkü aynı yaşlarda olması beklenen çiftler arasındaki yaş farkı çok bariz ! Daha yakın yaşlarda oyuncular seçilmeliydi. Dekor ve Kostümler güzel ve özenli. Müzik ve Işık desteği de yeterli.
Sadece 50 dk. süren bu oyunu izlemenizi öneririm. Evli çiftler özellikle izlemeli diye düşünüyorum.
Bu oyunun "İstanbul Tiyatro Festivali" kapsamındaki gösterimini izledim. Youtube'da sizlerde izleyebilirsiniz. İlk sezon kadrosuna göre önemli ölçüde değişiklikler vardı. Daha isim yapmış ve tecrübeli isimlerle (Mahir Günşiray, Ayşe Lebriz Berkem, Cem Baza, Özlem Ünaldı, Hülya Aydın, Gökhan Ünal) oyun sergilenmiş.
Tabii bu kadro nedeni ile beklentim daha da yükselmişti. Ama sonuç tam bir felaket ! Baştan sona anlamsız diyaloglarla dolu, hiç bir mesaj veremeyen, güldüremeyen, üzemeyen, hissiz bir oyun çıktı karşıma ! 65 dk. süren oyunda boş boş gezinmelerin süresi bile rahat 15-20 dk.'yı buluyor, gerisini siz düşünün.
Lorca, Genet, Çehov ve Shakespeare’in isimlerini ya da oyunlarından küçük kısımlarını vermek oyunu kurtaramamış. Aslında bu oyun bize Ülkemizin oyun yazarlığı konusunda ne kadar da yetersiz olduğunun da iyi bir göstergesi. Sadece dekor ve kostümler iyiydi, ödenekli tiyatro seviyesindeydi. Birkaç puanı da Dekor ve Kostümlere verdim zaten.
Sonuç olarak asla izlemenizi tavsiye etmeyeceğim anlamsız bir oyun.
Son derece ilginç, farklı, sürükleyici ve mükemmel bir oyun ! Tüm emeği geçenleri başta Savaş Özdural olmak üzere kutlarım !
Bir trafik kazası sonucu boyundan aşağısı felç olan, düzelme umudu kalmamış bir heykeltıraşın yaşamına son vermek istemesi, Hastane yönetiminin de bu karara karşı çıkması sonucu oluşan davayı anlatan bir oyun. Baştan sona ilgi çekici ve sürükleyici bir yapım. Özellikle finalde ki duruşma sahnesinde heyecan tavan yapıyor. Oyunun bir diğer güzel yanı da kararı bizlerin yani seyircilerin verecek olması ! Siz olsaydınız ne karar verirdiniz ?
Konu itibarı ile son derece hüzünlü ve dramatik bir içeriğe sahip olmasına rağmen, Heykeltıraş rolündeki Savaş Özdural'ın esprileri seyirciyi sık sık güldürüyor. Bazıları kahkaha seviyesinde hem de ! Oyunculuk olarakta son derece başarılı. Dekor, ışık, müzik ve kostümler oyunun heyecanı içinde çok fark edilmiyor !
Ötenazi bir hak mıdır? Gereklilik arz eder mi ? İnsan çok ümitsiz hastalıklar karşısında kendi hayatına son verme özgürlüğüne sahip midir ? Özellikle bu tip problemleri gerçek hayatında yaşamış veya yaşamakta olan herkesin çok ama çok seveceği bir oyun. Muhakkak izleyin, Tiyatro Akla Karanın bence en güzel oyunu !
Bu oyun sahnelendiği dönemde çok az sayıda ve sınırlı sahnede gösterime girmişti. Bunun "Teknik" nedenlerden mi yoksa "Keyfi" nedenlerden mi olduğu bayağı tartışılmıştı. Ben o dönemde izleme fırsat bulamamıştım. Şimdi bugün Şehir Tiyatroları Youtube kanalında nihayet izleme fırsatı buldum.
Oyunu beğendim, tiyatral açıdan çok sürükleyici ve etkileyici. Ama daha fazla puan veremememin ve "Mükemmel" statüsüne alamamamın bazı nedenleri var. Çoğu eleştirmenle aynı görüşteyim. Tiyatro ne için var ? Seyircisine ne mesaj vermekte ? Ne övülmekte ? Dikkat edilmelidir. Bu oyunun öne çıkardığı ve övgülediği konular (İhanet, Evli bir kadını baştan çıkarma, Çapkınlık, Ahlaksızlık .... vb) beni bayağı rahatsız etti. Bu eylemler eleştirilmiyor resmen yapılması öneriliyor ! Tiyatronun amacı bu mu olmalı ? İyi düşünmeli.
Tiyatral açıdan ise kusursuz bir oyun. Öncelikle dekor olarak kullanılan döner aynalar muhteşem bir tasarım olmuş ! Popovski yine seyirciyi kendine hayran bırakıyor. Kostümler olağanüstü başarılı. İlk bölümde beyaz ikinci bölümde siyah renkler oyunun gidişatına güzel uyum sağlamış.
Oyuncu kadrosu da mükemmel. Zor bulunur bir ekip yaratılmış. Oyunculuklar iyinin ötesinde. Özellikle Şebnem Köstem, Levent Üzümcü ve Selin İşcan çok başarılı.
Dolayısı ile izleyeni iki arada bir derede bırakan bir oyun. Sahneleme açısından mükemmel bir reji ama verdiği mesajlar açısından çok rahatsız edici bulduğum bir oyun oldu.
Bu oyun 2012 ve sonraki sezonlarda oynandığı zaman gitmeyi çok istediğim bir oyundu. Bir türlü fırsat bulmamıştım, içimde ukde kalmıştı. Bu nedenle oyunu Youtube kanalından paylaşıma sunan Tiyatro Pera yönetimine teşekkürü bir borç bilirim.
Oyun Kurtuluş Savaşı sonrası İzmir'deki göçe zorlanan çok zengin bir Rum ailesini ve içlerindeki Türk hizmetliler ile olan ilişkileri ele almakta. Yıllardır bir arada dostça yaşayan insanların nasıl düşman edilmek istendiğini irdelemekte.
İlk perde son derece sıkıcı ve durgun. Gereksiz sahne ve diyaloglar hat safhada. Çok ama çok fazla Yunanca diyalog var. İşin komik yanı bu sözler Türkçe'ye de çevrilmiyor ! Boş boş konuşanlara, kızanlara, gülenlere anlamadan bakıyoruz ! Müthiş bir reji hatası ! Ayrıca sanki İzmir'in tamamı Rum nüfusmuşta Türkler azınlıkmış imajı verilmek istenmiş. Halbuki o dönemde İzmir'in sadece üçte biri Rum'du. Bu hatayı da belirtmeden geçemeyeceğim.
2.Perde ise ilk perdenin aksine çok hareketli ve sürükleyici idi. Oyunu vasattan iyi seviyeye çıkarıyor. Ucu açık finaline rağmen ! Oyunculuklar orta düzey. Kosta rolünde Muhammet Uzuner çok başarılı. Dekor dönemi yansıtamamış. Kostümler keza öyle. 1920 dönemi değilde sanki 1950 - 60'lar dönemi giysiler tercih edilmiş.
Müzikler çok güzel. Özellikle 2 düşman gencin Rum müziği eşliğindeki kavga ile biten dansı akılda kalıcı ! Finalde ki şarkı da öyle. Savaşın kötü etkileri, dostluğun önemi ve gerekliliği sık sık vurgulanmış.
Eksiklerine rağmen ben oyunu beğendim. Yüzyıllardır düşman yapılmaya çalışılan iki kardeş toplumun, sonsuza kadar barış içinde ve bir arada yaşaması temennisiyle oyunu herkesin izlemesini isterim.
Agatha Christie hayran olduğum bir yazardır. Kitapları, oyunları, filmleri nefes keser ! Heyecan doruktadır, Katil kim ? sorusu son ana kadar belli olmaz. İşte bu oyunda aynı heyecanı yaşatan başarılı bir yapım olmuş !
Karların yolları kapadığı bir misafirhanede mahsur kalan 7 kişiden birisi öldürülür. Katil kimdir ? Olaya bir Komiser dahil olur. Herkes eşit derecede şüphelidir. Sorgulamalar derinleştikçe açığa çıkan yalanlar şüpheleri artırır. Ve sonunda klasik Agatha Christie finali yaşanır, katil son derece sürpriz birisidir !
Giriş bölümü gereksiz uzun, Finali aceleye getirilmiş. Tam tersi olmalıydı. Oyunculuklar yeterli ama Sibel Akdeniz rolünde biraz zayıf kalmış. Bedia Ener'in sahneyi ve sesini kullanışı mükemmel. Dekor ve Kostümler dönemi iyi yansıtıyor. Kar Fırtınası efektlerini hiç göremedim, oyunun tabiatı gereği olması gerekirdi.
Agatha Christie hayranı iseniz muhakkak izlemenizi öneririm. Bazı eksiklerine rağmen heyecanlı ve başarılı bir oyun olmuş.
Çok satan romanları tiyatroya uyarlamak cesaret işidir. Genellikle hüsranla sonuçlanır. Çünkü amaç Gişe'dir, sanat değil. O yüzden de gerek kitapta okuduklarını bulamayan seyirci, gerekse de gişede istediğini elde edemeyen yapımcı için bu tip uyarlamalar genelde kötü sonuçlanır. Bu oyunda belirtmiş olduğum tespitlere güzel bir örnek teşkil etmiş.
Ahmet Ümit'in rekorlar kıran "Aşk Köpekliktir" romanı, aşık olduğu bir seri katilin peşinde olan eski polisle ona aşık olan ve seri katile çok benzeyen bir kadının dramatik aşk hikayesi. Olay Almanya - Türkiye ekseninde yaşanıyor. Kitapta yaşananlar ve hissedilenler maalesef tiyatro sahnesine aktarılamıyor.
Oyunculuklar yeterli. Özellikle Gay Barmen rolünde Özgür Özdural çok başarılı. Ana karakter rolünde Füsun Kostak başlarda rolünü biraz yadırgasa da, sonra oyuna kendisini vererek başarı ile finalini yapıyor. Dekor olabildiği kadar iyi. Çok farklı yerlerde geçen bir oyunu sahneye koymak dekor tasarımı bakımından kolay değil.
Unutulamayan ya da saplantılı aşk hikayelerini seviyorsanız oyunu sevebilirsiniz. Eğer o kişilerden birisiyseniz Tiyatro Akla Kara Youtube kanalında verilmekte olan bu oyunu izlemenizi öneririm.
Yazıma öncelikle tüm oyunlarını Youtube kanalında tiyatro sevenler için paylaşıma açan Tiyatro Akla Kara Yönetimine teşekkür ederek başlamak istiyorum. Umarım bu paylaşımlar diğer tiyatrolara da örnek olur. Sadece bir ufak uyarı yapmak isterim, oyunu çeken kamera sahneye çok uzak. Kamera çekimini yapan arkadaş sık sık sahneye ve oyunculara yakın çekim yapmalı.
Leonard Gershe tarafından yazılmış olan oyun, ilk defa 1969 yılında Broadway’de müzikal olarak sahnelendi. Ardından gördüğü ilgi üzerine 1972’de başrolünde Goldie Hawn’ın yer aldığı bir sinema filmi olarak ta yapıldı. Görme engelli 35 yaşındaki bir erkeğin tek başına ilk defa hayata atılmasını ve Ebeveyn baskısını konu edinmekte.
Tabi konu biraz ağır olunca oyun seyirciyi içine fazla çekemiyor. Arada bir dikkatiniz dağılabiliyor. Ayrıca 2.yarıda konu o kadar hızlı ve mantıksız gelişip final yapıyor ki, bana oldukça manasız geldi. Neşeli, hayat dolu, sevimli genç kadın rolündeki Buket Dereoğlu'nun yaptığı espriler oyunun en güzel yanını oluşturmakta. Rolüne inanılmaz uyum sağlamış. Don Baker rolünde "Yeni Tiyatro Dergisi” ve “Direklerarası Seyircileri” En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini de alan Kerem Kobanbay'ın oyunculuğu ise bana biraz yavan geldi. Çok monoton bir konuşma tarzı var, heyecan katamamış oyuna. Otoriter anne rolündeki Bedia Ener ise tek kelime ile muhteşemdi.
Dekor dönemi yansıtmış. Keza kostümlerde. Işık desteği daha iyi olabilirmiş. Müzik hatırda kalıcıydı.
“Dünyayı hiç görmemiş birinin gözünden görün” sloganıyla lanse edilen Kelebekler Özgürdür oyunu bana göre vasat bir yapım olmuş. Ama yine de fırsat bulduğunuz ilk anda izlemenizi öneririm, renkler ve zevkler farklıdır !
Kral Lear zor bir oyun, zor bir metin. Uyarlamak, özellikle sahneye koymak cesaret işi. Öncelikle bu cesaret için Bornova Şehir Tiyatrosunu tebrik ediyorum. Ama oyunun kalitesi ve seyir zevki konusunda aynı değerlendirmeyi yapamıyorum !
Kral Lear rolündeki Hakan Taner Yıldırım ve birkaç oyuncu hariç oyuncular o kadar ruhsuz ve memur rolündeki oyundan hiç bir şekilde elektrik alamıyorsunuz. Lise müsameresi havası var. Oyuna duygularını katamamışlar. En öfkeli veya en duygusal olmaları gereken anlarda bile monoton bir anlatım tarzları var. İkinci perdenin başlarında bu durum zirve yapıyor. Sonuç olarak ta vasat bir oyun ortaya çıkıyor !
Dekor tasarımı orta düzey. Kostümler özensiz, basit ve dönemi kesinlikle yansıtmıyor. Yağmur sahnelerinde ses o kadar yüksek ki oyuncuları net duyamıyorsunuz. Işık desteği ise güzel ve yerinde.
Bu karantina günlerinde normal hayatta asla izleme şansı bulamayacağımız bu tip yapımları izleme fırsatı sundukları için Bornova Şehir Tiyatrosu yönetimine teşekkür ediyorum.
Bornova Şehir Tiyatrosunun seyrettiğim ikinci oyunu bu. İlki "Küheylan" idi. Zor bir oyun olmasına karşın yine de vasat bulmuştum. Ama bu oyun, içeriğinden olsa gerek, daha güzel ve bir kademe yukarısında !
Kara Komedi türündeki oyun 1969'da Milano'da yaşanan gerçek bir olaya dayanır. Duomo meydanı civarında bir bomba patlamış ve 16 kişi yaşamını yitirmişti. Polis solcu anarşistleri suçlamış ve aralarından birini tutuklamıştı. Adı Giuseppe Pinelli olan şüphelinin ölüsü, gözaltında tutulduğu emniyet müdürlüğünün penceresinden atılmış olarak bulundu. Pinelli'nin ölümü net bir şekilde cinayetti.
Sosyalist yazar Dario Fo bu cinayeti bir kurgu ile oyunlaştırır. Kara mizah şeklinde keyifli ama içeriği aslında hüzünlü bir eser ortaya çıkarır. Oyunda bolca Sosyalizm reklamı ve Faşizm eleştirisi mevcut. Gladio, Kontragerilla ve Derin Devlet gibi yapıların suçları ortaya serilmekte.
Dekor sade ve yeterli. Yalnız sahnenin ortasından geçen raylı sistemi çok beğenmedim. Kostümler inandırıcı. Işık desteği yerinde. Oyunculuklar vasatın üstünde. Deli rolündeki Murat Niyazi Emre yine çok başarılı.
Eleştirimi oyunun son sözleri ile kapatıyorum, oldukça düşündürücü ! “Deli: Boğazımıza kadar bok içindeyiz, işte bu nedenle başımız dimdik yürüyoruz ! ”
İzmir ülkemizin 3.büyük ve güzide şehri. Birçok alanda önde. Ama tiyatro konusunda bir türlü istenen sıçramayı yapamıyorlar ! Büyük potansiyellerini kullanamıyorlar ! Ankara ve İstanbul seviyesine çıkamıyorlar.
"Küheylan" oyunu da bu tespitime iyi bir örnek teşkil ediyor. Her ne kadar ağır ve zor bir metinde olsa maalesef oyun vasat düzeyde kalmış. Reji ve oyunculuklar çok yetersiz. Seyirciyi yoran ve gereksiz uzun metinlerin bolca olduğu bir yapım.
İngiliz yazar Peter Shaffer’ın 1973 yılında bir gazete haberinden yola çıkarak kaleme aldığı oyun, gerçek bir hayat hikayesine dayanıyor. Oyun İngiltere’nin bir kasabasında geçer ve 17 yaşında bir psikiyatri kliniğine getirilen Alan Strang’ın tedavi sürecinde doktoruna anlattıklarını konu ediyor. Psikolojik bir dram.
Aynı anda 4 ayrı sahneyi verebilen döner yapıdaki dekor ilginç. En üstte Küheylan maketi var. Bu arada Küheylan soylu Arap atına verilen isimdir. Yalnız dekorun dönerken çıkarttığı ses ve oyuncuların dekor üstünde yürürken ki ayak sesleri çok fazla çıkıyor. Buna keşke bir çare bulsalarmış. Işık desteğini hiç beğenmedim. Bazı sahnelerde ışığın şiddeti göz alıyor. Oyunculuklar son derece zayıf. Amatör seviyede. Sadece Doktor rolündeki Murat Niyazi Emre hariç.
Bir an önce İzmir Şehir Tiyatrolarının kurulmasını ve olması gerektiği gibi kaliteli yapımların gelmesini diliyorum.
Ağır Roman / Eskişehir Belediye Sanat ve Kültür Sarayı
Metin Kaçan'ın ünlü romanı "Ağır Roman" 1997 yılında Mustafa Altıoklar tarafından filmi yapıldığında da sansasyon yaratmıştı. Birçok tartışmayı beraberinde getirmişti. Beğeneni beğenmeyi çok olmuştu. Tiyatro oyunu da benzer kaderi yaşamış görünüyor ! Çünkü seveni de oldu beğenmeyeni de !
Ben çok beğendim açık söyleyeyim ! Beklentilerimin çok üstünde çıktı ! Böylesine zor bir konu tiyatroya ancak bu kadar iyi uyarlanır ! Özellikle ilk bölümü seyirciyi çok güldürüyor. Dramatik ikinci yarı ise hüzünlü. Ama genel eleştiriye ben de katılıyorum, oyun romana ve filme sadık olmalıydı ! Farklı bir sonla bitirilmiş. Belki filmle aynı finali yapmak tiyatro sahnelemesi açısından zor olabilir diye düşünülmüş olabilir ama her şeyin bir çaresi istenirse bulunurdu.
Oyuncu seçimleri çok iyi. Salih karakteri hariç, bence olmamış ! Mahallenin fırlama karakteri Fethi çok başarılıydı ve çok güldürdü ! Birçok farklı sahne, sahnenin efektif kullanımı ile çok iyi dağıtılmış. Dekor olağanüstü başarılı. Müzikler güzel (Aynı filmi gibi). Işık desteği yerinde.
1990'lı yılların sorunlu dönemini görmek, Roman - Çingene kültürünü tanımak isteyenler için çok iyi bir fırsat bu oyun ! Kaçırmayın, izleyin.
Turgut Özakman’ın yazdığı ve Eskişehir Şehir Tiyatrolarının kurulduğu 2001 yılında sahnelediği ilk oyun olan ‘Bir Şehnaz Oyun’un ilk yönetmenliğini de usta rejisör Ergin Orbey üstlenmişti. Tiyatronun kurucu genel sanat yönetmeni Ergin Orbey’in anısına bir saygı duruşu niteliğinde, 2017 yılında 100. Prodüksiyon olarak, yine başka bir Usta Murat Atak tarafından tekrar sahneye konan keyifli bir müzikal !
2 saat boyunca Eskişehir Senfoni Orkestrası eşliğinde çalgılı, çengili, müzikli, kahkaha dolu anlar yaşıyorsunuz. 1914 İstanbul'u anlatılmakta. 1.Dünya Savaşının hemen öncesi. Arka planda yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler önde tabii ki güzel bir aşk hikayesi. Oyuncuların orkestra ve seyirci ile girdiği diyaloglar oyunu daha da sevimli kılıyor.
Oyuncu seçimleri çok iyi. Tüm karakterler oyuncularla iyi uyum sağlamış. Özellikle Şehnaz ve Müştak rolündeki oyuncular çok başarılı. Dekor biraz zayıf geldi bana. Kostümler, Işık desteği ve Makyajlar ise iyi. Müzikler de oyuna tam uyumluydu.
Bu karantina günlerinde biraz gülmek, kafa dağıtmak istiyorsanız, Youtube'da yayınlanan bu oyunu kesinlikle kaçırmayın.
Absürt Tiyatronun öncülerinden Romen yazar Ionescu'nun 1959 yılında yazmış olduğu bir oyun. İçimizdeki hayvanı ortaya çıkaran bu oyun, İnsanların Nazizm’e teslim oluşunu kara mizahi bir dille anlatmakta. İri ve yalnız yaşayan bir hayvan olan gergedan bu oyunda Nazileri temsil ederken herkesin gergadanlaşmaya başlaması da Nazilerin önlenmez yayılışını temsil etmekte.
Ana fikri ve mesajları çok iyi olsa da oyunu maalesef hiç sevemedim. Bunda en büyük etken şüphesiz oyunda çok fazla haykırış, çok fazla bağırtı, yani özetle çok ama çok fazla gürültü olması ! Sanki bu gürültü yetmiyormuş gibi bir de arka plan müziğinin ve ara geçişlerdeki müziklerin çok yüksek tonda sahneye verilmiş olması oyunu daha da itici kılmış !
Oyunculuklar yeterli. Ana karakter Berenger rolünde Hakkı Kuş çok başarılı. Kostümler, Makyajlar, Dekor ve özellikle Işık desteği mükemmel. Ama bu etkenler oyunu sevmemize ve beğenmemize yeterli olmuyor.
Absürt Tiyatroyu sevenler bu oyunu sevebilir. Hele de yüksek sesi ve gürültüyü seviyorlarsa ! Ama geri kalan seyirci için zevk alınmayacak bir oyun.
Yaklaşık 1000 yıldır bu topraklarda iç içe, yan yana, kardeşçe yaşayan iki komşu halkı ayırmak ve bölmek için, geçen yüzyılın başında emperyalist güçler el ele verdi. Ve bunda da başarılı olup, iki halk arasında düzelmesi çok zor görünen derin bir nefret yarattılar. Ki öne sürdükleri birçok iddia uluslararası mahkemelerde çürütülmesine rağmen !
İşte bu nefretin ve ayrımın nasıl başladığı, kimlerin yaptığı, hangi yöntemleri ve entrikaları denediği üzerine güzel bir tarihi oyun var karşınızda. Çanakkale cephesi ile İstanbul'da yaşananlar aynı anda anlatılıyor. Arka planda tabii ki hüzünlü bir de aşk hikayesi !
Kalabalık oyuncu kadrosu görevini iyi yapmış. Özellikle Osmanlı ordusuna gönüllü yazılan Ermeni vatandaşı Karabet rolünde Emre Nurettin Örük çok başarılı. Ayrıca Vatana İhanetin bir ırk değil bir karakter sorunu olduğununda güzel bir göstergesi ! Dekor, Kostüm, Işık desteği yerinde. Farklı sahnelerin hızlı geçişleri iyi ayarlanmış.
Oyunu zayıf yönleri de var. Temponun artması gereken 2.perdesinde tam aksine temponun yavaşlaması ilk sıkıntı. Bunda ikinci yarıdaki bazı gereksiz uzun diyalogların büyük payı var. Önemli bir diğer eksiklikte çok çabuk ve oldu bittiye getirilen Final sahnesi. Daha duygusal ve uzun olabilirmiş.
Kültür Bakanlığı Youtube sayfasında her an izleyebileceğiniz bu oyunu, Ermeni Sorununu daha iyi kavramanız adına izlemenizi öneririm. Ve umarım iki komşu halk arasındaki nefret bu tip kaynaştırıcı oyunlar ile bir gün sona erer ...
Karl Marx oyun sırasında şunu söyler : "Ekonomi ve Politika üzerine okumaktan dünyada daha sıkıcı bir şey varsa o da Ekonomi ve Politika üzerine yazmaktır ! " İzleyenleri ve beni güldüren bu sözler gibi onlarca espriyi içinde barındıran nefis bir oyun !
Karl Marx'ın diğer dünyadan izin alarak :) kendisini, yaşamını, felsefesini ve eleştirilere verdiği cevapları anlatan 80 dakikalık güzel bir oyun. Sizi sık sık düşünmeye sevk ediyor. Kapitalizmi ve yaşadığımız sancılı hayatı sorgulatan sorular var oyunda. Neden dünyanın sadece yüzde 1'i tüm gelirlerin yüzde 40'na sahiptir ? gibi.
Marx'ın Jenny ile yaptığı evlilik, Londra’ya sürülmesi, üç çocuğunun ölmesi, zamanın politik hareketleri, Paris Komünü, dostu Engels, rakibi Bakunin, eşi Jenny ve kızı Eleanor’la girdiği ideolojik çatışmalar derken zaman su gibi akıp geçiyor. Ama eğlenceli ve mutlu bir şekilde.
Dekor her Dostlar Tiyatrosu yapımı gibi (Düşünce egemen olduğundan) hemen hemen hiç yok. Bir masa , sandalye ve kürsüden ibaret. Arka plana yansıtılan video görüntüler dönemde yaşananları ve anlatılan kişileri gösteriyor. Genco Erkal usta da her zamanki gibi olağanüstü başarılı bir performans sergiliyor.
Genco Erkal'ın Youtube kanalında gösterime giren bu efsane oyunu, bu karantina günlerinde muhakkak izleyin, izletin.
Ankara Devlet Tiyatrosu, Türk Tiyatrosunun temel taşı ve Okuludur. Her oyunu, her oyuncusu ile farklıdır, kalitelidir, öndedir. İşte bu okulun bir başarılı eseri daha; OSMANCIK ! Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş dönemini objektif bir şekilde anlatan başarılı bir oyun !
Kalabalık kadrosu ve çok uzun bir dönemi 2 saate sığdıran mantıklı uyarlaması ile son derece sürükleyici, heyecanlı, keyif veren bir oyun. Kuruluş dönemi bütün sancıları, sorunları, kavgaları ile yansıtılmış. Siyasi ve Dini mesajlar peşinde koşmaması Yönetmenin en büyük artısı olmuş şüphesiz. Osman Bey rolündeki Orhan İzyiğit bu zorlu karakterin altından kalkmayı başarmış. Gençlik, Olgunluk ve yaşlılık dönemlerini iyi yansıtmış.
Sahne geçişleri arasındaki canlı müzik bir harika ! Tempolu ve oyunun gidişatına göre çok iyi uyarlanmış. Akılda kalıcı ! Ayrıca finaldeki Ağıt'ta son derece etkileyici ve hüzünlü idi. Sahne geçişlerindeki dekor değişikleri çok hızlı ve başarılı. Kostümler kusursuz. Işık desteği yerinde.
Kültür Bakanlığı Youtube kanalında yayınlanmakta olan bu oyunu muhakkak izlemenizi öneririm. Ayrıca kanalda başka oyunlarda var ama sayısı ivedilikle artırılmalı.
Tek kişilik oyunlar zordur ! Hem oyuncu hem de seyirci açısından. Ama konu bu oyundaki gibi İstiklal Marşımız ve Kurtuluş Savaşı dönemi olunca, o zorluk yerini gurura ve hüzne dönüştürerek, karşımıza güzel bir oyun çıkarmış !
Tek perde ve sadece 47 dk. süren oyunda, Milli Şairimiz Mehmet Akif'in İstiklal Marşını nasıl yazdığı, hangi duygular altında oluşturduğu, Milli mücadele dönemi ve karşılaştığı zorluklar anlatılmış. Atatürk başta olmak üzere oyunda yer alan diğer karakterler dış ses ve video görüntü olarak verilmiş. Akif'in kızgınlıkları, sevinçleri, umutları kısaca tüm yaşam yapısı oyunun temelini oluşturmuş.
Dekor ve kostümler son derece sade. Dönemi çok iyi yansıtmış. Işık desteği yeterli. Finali görkemli. Oyuncu Emre Nurettin Örük, Mehmet Akif rolünün altından kalkabilmeyi başarmış, inandırıcı.
Kültür Bakanlığı Youtube kanalından her an izleyebileceğiniz bu oyunu, bu ülkede yaşayan ve kendini bu ülkenin bir ferdi olarak kabul eden herkesin gururla izlemesi gerektiğine inanıyorum.
Orhan Kemal'in bu ünlü eserini, 2015 yılının sonunda İstanbul Devlet Tiyatrosu yorumu ile izlemiş ve beğenmiştim. Tiyatro dünyamızın ünlü oyuncu ve yönetmenlerinden Engin Alkan'ın Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosundaki bu yorumunu ise çok daha fazla beğendim ve keyif aldım, tüm ekibe tebrikler !
Özellikle ilk 2 saat sizi çok güldüren ve eğlendiren bir oyun var karşınızda ! Ülkemizin en trajik sorunu olan Kadına Şiddet ve Kadının Toplumumuzdaki değeri üzerine, güldürerek mesaj vermek istemiş Orhan Kemal. Başarmışta ! Son yarım saat ise oyun oldukça hüzünlü ve dramatik bir hal alıyor.
Oyuncular harika ! Dekor harika ! Renkler ve Işık desteği harika ! Kostümler harika ! Hele de Bekçi ve Komiser kostümlerine bittim :) Müzikler güzel. Oyuna eklenen espriler güzel. Tek sıkıntı bazı uzun ve gereksiz sahnelerle 2,5 saate varan süresi ! 2 saatte de oyun yapılabilir ve daha da güzel olurmuş.
Marmara'da, Anadolu'da, TV'ler de, Festivallerde, her yerde bu oyun muhakkak sergilenmeli. Ülke egemen erkek toplumunun bu oyuna çok ama çok ihtiyacı var !
Klasik oyunları Yönetmenlerimizin "Güncel ve Çağdaş" yorumlama ısrarlarına bir türlü anlam veremiyorum ? Hem oyunu hem de kendilerini zayıflatıyorlar bana göre. Yönetmen Serdar Biliş bu konuda daha da ısrarcı ! İstanbul Şehir Tiyatrolarında sahnelediği "Güncel ve Çağdaş" "12.Gece" faciasına bu oyunda eklenmiş maalesef !
O güzelim Shakespeare'in aşk hikayesi "Romeo ve Juliet", günümüz dünyasında barbar bir Lise sınıfına uyarlanmış ! Böğürtü, Haykırış, Küfür, Argo, Cinsellik, şiddet, kavga içinde o güzelim hikaye yok edilmiş ! Afişte 15 yazıyor ama 18 olmalı bence. Lisede ki gençlerimize düzgün birer birey olabilmeleri için bu oyunu mu örnek vereceğiz ?
Tek perde 110 dk. süren oyunda özellikle "ŞİDDET" temasının öne çıktığını görüyoruz. Her diyalog yada sahnede bir bağırtı bir kavga bir şiddet var ! Seyirci ciddi anlamda geriliyor. Shakespeare bu yorumu izlese ne düşünürdü diye geçti içimden oyunu izlerken ?
Olumlu tek yön olarak arka plandaki sahnelerin yazıldığı sınıf tahtası yorumu ve üzerine yansıtılan video efektler sayılabilir. Işık desteği de güzeldi.
Umarım bir gün sahnelerde "Klasik" yorumlama ile "Klasik" bir oyun izleriz ! Çünkü gerçekten yıllar oldu izlemeyeli, özledik ...
Bir oyunu sevmişsem, başka bir yönetmen veya tiyatro grubunca yapılan yorumunu da severim. Keza bir oyunu sevememişsem, hangi yönetmen veya tiyatro sahnesi yaparsa yapsın, o oyunu yine sevemem ! İlk defa bu durum bugün değişti !
Ocak ayında İstanbul Şehir Tiyatrolarında Aslı Öngören Rejisi ile sahneye konan "İki Efendinin Uşağı" oyununu beğenmemiş, vasat bulmuştum. Nedenlerini o oyun eleştirimde detaylıca yazmıştım. Ama bugün seyrettiğim Nilüfer Kent Tiyatrosu oyuncularının sergilediği, Levent Süner'in yönettiği oyunun yorumunu beğendim ! Coşkulu, enerjik, tempolu ve çok güldüren keyifli bir oyundu. Tebrikler tüm ekibe !
Oyunun en başarılı yönü şüphesiz Müzikleri oldu ! Canlı olarak orkestranın yaptığı müziğin ezgisi hala dilimde ve kulağımda ! Muhteşemdi. Oyuncular keza öyle. Özellikle Silvio rolünde Adem Mülazim, Clarice rolünde Melisa İclal Gürmen çok iyilerdi. Ara dahil yaklaşık 3 saat süren oyunda bir an bile sıkılmadım. Bazı yerlerde kahkaha bile atıyorsunuz ! Çok güldüm, eğlendim. Işık desteği iyiydi. Kostümler dönemi çok iyi yansıtmakta.
Sadece oyunun dekorunu iyi bulmadım. Sahne yanına konan banklar ve oyundan çıkan oyuncuların sahneyi terk etmeyip banklara oturması bence iyi olmamış, seyircinin dikkatini dağıtan bir hareket olmuş. Bazı sahnelerde yandan ses ve diyalog desteği vermeleri de bu durumu düzeltmemiş.
Gülmek ve eğlenmek dışında bir düşünce ve mesaj içermeyen bir oyun ! Yani tipik bir Commedia Dell’ Arte oyunu. Ama bu karantina günlerinde bu tip oyunlara bayağı ihtiyacımız var gibi ! Kaçırmayın, izleyin, http://niluferkentiyatrosu.com/ web sitesinde.
Tiyatro neden yapılır ? Sanat için mi ? İnsan için mi ? Yıllardır koltukları çürüten fanatik bir tiyatro seyircisi olarak tabii ki 2. taraftayım ! Oyun seyirciyi güldürmeli, ağlatmalı, düşündürmeli, uyarmalı ... Yani bir duygu ya da fikir vermeli ! Mutlu etmeli ! Kendilerini kaf dağında gören yönetmenler, akademisyenler veya eleştirmenler için olmamalı tiyatro !
2015 yılı yapımı, Ali Düşenkalkar'ın yönetip, Mirza Metin'in oynadığı bu oyun tam da yazımın başında anlattığım 1.taraf için yapılmış bir oyun ! 1,5 saat boyunca kendimi çok zorlamama rağmen hiç bir mesaj yada zevk alamadığım bir oyun oldu ! Duyar gibiyim 1.taraf savunucularını "İşte gelişmemiş bir seyirci daha !" ama yanılıyorlar çünkü internete girip bakarlarsa benim gibi düşünen çok seyirci / eleştirmen var ! Başarısız ve anlamsız bir oyun.
İyi diyebileceğim tek şey dekor ve kostümlerdi. Dekor Çöl havasını başarılı bir şekilde yansıtıyor. Kostümler de ortama ve oyuna uygundu.
Şu an Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu web sitesinde birçok oyun var. Hepsini seyredebilirsiniz ama bunu hariç tutun, vaktinize yazık.
Bol ödüllü bu oyunu ilk olarak 2006 - 2007 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatrolarında izlemiştim. Macit Koper yönetmen, Naşit Özcan ve Bensu Orhunöz gibi usta isimler oyuncu kadrosundaydı. O zamanda oyunu anlamamış ve sevememiştim, şimdi de farklı bir şey olmadı !
Felsefik, Psikolojik ve Gerçeküstücü mesajlarla dolu sıkıcı bir oyun. Verdiği mesajları algılamakta zorluk çekiyorsunuz. Oyunu seyreden diğer izleyiciler ile de zamanında görüştüğümde benzer görüşler almıştım. Bu sitede almış olduğu 8.1 puan bende soru işareti yarattı ? Kimler veriyor bu puanları ? Bu kadar iyi bir oyun ise hani yorumlar nerede ? Acaba tanıdık çevrelerin şişirme puanları mı söz konusu ? Sanat çevreleri bol ödül verdi diye seyirci de oyunu sevmek zorunda mı ?
Dekor, Kostüm ve Işık düzeni ise başarılı. Issız Tren İstasyonu çok iyi betimlenmiş. Keza oyuncularda öyle. İyi niyetli ve özümseyerek oynuyorlar. Trenlerin istasyona geliş gidiş efektleri de güzel canlandırılmış.
Felsefik, Gerçeküstü ve Kara Komedi türündeki oyunlardan hoşlananlar sevebilir. Ama geri kalan seyirciye öneremem.
İspanya İç Savaşının başlangıcında, henüz 38 yaşında iken, İnsanlık Düşmanı Franco rejimi tarafından öldürülen, Şair ve Oyun yazarı Federico García Lorca'nın İspanyol Feodal yapısını eleştiren dramatik bir oyunu.
Oyunu izlerken İspanya'da ki feodal yapının ülkemizdeki feodal yapıya benzerliği dikkatinizi çekiyor. Kan Davası, Köy kanunları, Kız kaçırma, Namus davası ... Sanki bir Türk kırsal yöresindeki oyunu izliyorsunuz. Fakat genel olarak negatif yönlerinin pozitif yönlerine ağır bastığı, bir türlü oyunun içine sizi sokmayan vasat bir yapım.
Olmayan yönleri ile başlayalım. Bir kere tempo yakalanamamış. En heyecanlı sahnelerde bile bir durağanlık var. Oyunculuklar yetersiz. Sadece Gelin rolündeki oyuncumuz biraz daha öne çıkmış durumda. Olmadık anlarda ortaya çıkan (ki neden Lorca bu karakteri oyuna dahil etmiş, anlaşılmıyor) Felaket tellalı kocakarı rolüne genç birisinin verilmiş olması inandırıcılığı çok azaltmış. Dekoru da zayıf ve detaysız buldum.
Pozitif yanlarına gelirsek, her şeyden önce oyunun muhteşem müziği (Canlı Müzikti) ve Flamenko dansları gelmekte. Özellikle oyunun başındaki ve sonundaki Flamenko dans gösterisi ve dansçıların uyumu beklentilerimin çok üzerindeydi. Kostümler dönemi iyi yansıtmakta. Sadece Gelinin düğün günü giydiği Gelinlik daha gösterişli ve itinalı olabilirmiş. Işık desteği de iyiydi.
Şu karantinalı ve tiyatrosuz günlerde, Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosunun internet üzerinden yayınlanan bu oyunu, tiyatro severlere bir nebze de olsa mutluluk vermekte. İzlemenizi öneririm.
Corona virüsü nedeni ile evlere kapandığımız, karantina da olduğumuz, tüm tiyatroların iptal edildiği şu dönem şüphesiz her tiyatro sever için bir nevi işkence ! İşte bu ızdırap dolu günlere gün ışığı gibi doğan bir etkinlik yapıyor Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu !
Daha önceden oynanmış olan 7 oyununu web sitesi üzerinde yayına soktu ! Hemen ve istediğiniz saatte izleyebilirsiniz ! Tabii yerinde - canlı seyretmek gibi tat vermiyor ama şu günlerde evde boş boş oturmaktansa İnternet üzerinden (Büyük ekranlı TV'ye de yansıtabilirsiniz) tiyatro izlemek müthiş bir ayrıcalık ! Teşekkürler Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu yöneticileri !
Oyuna gelecek olursak, Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosunun ilk defa İYİ OLMAYAN bir oyununu izledim ! Çok fazla negatif yönü olan, kimi yerlerinde Lise müsameresine dönen, burada aldığı 8.5 puan ile yakından uzaktan alakası olmayan vasat bir traji komik hikaye !
Bir kere oyun süresi çok uzun. Konu 1,5 saatlik bir konu değil çünkü ! 1 saatte rahat bitirilebilirmiş. Hadi 1,5 saatte ısrarcısınız bari 2 perde yapın ? Özellikle orta bölümlerde oyun iyice sıkıcı bir hal alıyor. Dekor, Kostüm, Müzik desteği de çok zayıf. Onlarca karakterin sadece 3 kişi ile canlandırılması ise apayrı bir zaafiyet.
Bunun yanında oyun pozitif yönleri de bünyesinde barındırıyor. Verdiği mesajlar (Antikapitalist, Betonlaşma- Müteahhit - Para karşıtı, doğa ve çevre güzelliklerinden yana) çok yerinde ve anlamlı. 3 oyuncu da harika bir performans sergiliyor. Onlarca karakteri seri bir şekilde başarı ile canlandırıyorlar. Çok güzek espriler var.
Zaman zaman gülüp eğlensenizde, belli bir noktadan sonra bitse de gitsek demenize yol açacak derecede gereksiz uzun, iyinin altında vasat bir oyun.
Corona virüsü nedeni ile evlere kapandığımız, karantina da olduğumuz, tüm tiyatroların iptal edildiği şu dönem şüphesiz her tiyatro sever için bir nevi işkence ! İşte bu ızdırap dolu günlere gün ışığı gibi doğan bir etkinlik yapıyor Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu !
Daha önceden oynanmış olan 7 oyununu web sitesi üzerinde yayına soktu ! Hemen ve istediğiniz saatte izleyebilirsiniz ! Tabii yerinde - canlı seyretmek gibi tat vermiyor ama şu günlerde evde boş boş oturmaktansa İnternet üzerinden (Büyük ekranlı TV'ye de yansıtabilirsiniz) tiyatro izlemek müthiş bir ayrıcalık ! Teşekkürler Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu yöneticileri !
Oyuna gelecek olursak, eksik ve sıkıcı yönlerine rağmen başarılı bir yapım. Bilmeyenler için bilgi vereyim, III.Reich, Almanya’nın 1933 ile 1945 yılları arasında, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi idaresi altında, tek parti rejimine dayalı yönetim sistemiyle “Führer” unvanlı hükümet ve devlet başkanı Adolf Hitler’in liderliğinde egemenlik sürdüğü döneme verilen isimdir. Oyun o dönemin ilk yıllarına götürüyor bizleri. Nazilerin Alman yaşam ve toplumuna olan etkileri sarsıcı bir şekilde anlatılıyor.
Oyunu sıkıcı kılan bazı faktörler de var. Kimi bölümler oldukça uzun daha doğrultusu uzatılmış diyaloglarla dolu ! 8 - 10 dakikada anlatılacak konu 20 dakikaya uzatılmış. O bölümlerde bayağı sıkılıyor, oyundan kopuyorsunuz. Ayrıca bazı ifadeler (Korku, öfke, şaka, üzüntü ...) o kadar abartılı ki bazen lise müsameresi izlenimi alıyorsunuz. O anlarda inandırıcılık azalıyor.
Ama özellikle son yarım saati bu kötü faktörleri yok ediyor. Oyun seyirciyi tatmin edici şekilde sona eriyor. Oyunculuklar her zamanki gibi kaliteli. Kostümler inandırıcı ve dönemi iyi yansıtmış. Dekor ilginç ! Basamaklarla çıkılan dikey tarzda yapılan dekor oyun boyunca çok iyi kullanılıyor. Yönetmeni tebrik etmek lazım. Ayrıca müzik olarak arka planda oyuncuların elle yaptıkları ses efektleri harika düşünülmüş ! Çok başarılı ve ilk defa gördüm bu tip bir müzik desteği !
Buradan tüm Şehir, Devlet ve Özel tiyatro yöneticilerine sesleniyorum ! (Lütfen bu çağrıma siz seyircilerde destek olun !) Tüm tiyatrolar daha önceden kameraya çekilmiş olan tüm oyunlarını web siteleri üzerinden yayına koysun ! Bu tiyatrosuz günlerde seyirciye tiyatro zevki yaşatmış olurlar ! Ayrıca birçok izleyici kaçırmış olduğu oyunları tekrar izleme fırsatı bulur.
Herkesi bu oyunu ve diğer 6 oyunu internet üzerinden izlemeye davet ediyorum. İyi seyirler !
Öncelikle bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ! Türk Tiyatrosunun temel taşlarını oluşturan, gerek oyuncu gerek yönetmen gerek sahne arkası gerekse de seyirci olarak tiyatroya emek ve gönül veren tüm kadınlarımızın Kadınlar Günü kutlu olsun !
Bu oyun Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosunun seyrettiğim 2. oyunu. Diğeri "Hayalini Hayali" idi ve bana göre bu sezonun en güzel oyunuydu. Bu oyunda onun kadar olmasa da başarılı. Türk Tiyatrosunun lokomotifleri Ankara ve İstanbul dışında bu tip başarılı ekiplerin çıkması ilerisi için ümit veriyor.
Bu oyunu "çok iyi" statüsüne taşıyamayan etmenlerle başlayalım. Öncelikle oyunun büyük bir kısmında arka fonda verilen müzik oyunu anlamamızı, oyuncuları duymamızı ve konsantre olmamızı engelliyor. Özellikle diyaloglarda arka fonda müziğe ne gerek var ? Dekoru yetersiz buldum, Lübnan ve 1975 - 1990 arası süren İç Savaş coğrafyası anlatılamamış ! Zaten oyun boyunca İç savaşın nedenleri ve tarafları hakkında bile ufak bir açıklama olmaması garip geldi. İlk perde çok gereksiz sahnelerle dolu. Kimin ne olduğu ancak ilk perdenin sonuna doğru netleşiyor. Giriş kısmındaki aşırı küfür dolu sahneler rahatsız edici.
Bu negatif yönlerine rağmen, birçok pozitif öğeyi de içinde barındıran bir oyun ki sonuç olarak başarılı bir yapımdır diyoruz. İlk perdenin aksine, tempolu, sürükleyici, dramatik ve çok başarılı bir ikinci perde izledik. Özellikle final bölümü şok edici ve çok başarılı ! Yıllardır film ve tiyatro izlerim, bu kadar ters köşe bırakan, bu kadar şaşırtan bir senaryo - oyun görmemiştim. Yazar Mouawad'ın ününün boş olmadığını anlıyorsunuz. Müzikler (Gereksiz olan bölümler hariç) ve ışık desteği çok başarılı. Oyunculuklarda Genç Nawal (Pınar Hande Ağaoğlu) ve Wahab'ı (Adem Mülazim) çok beğendim. Enerji dolu, ritmik, oyuna tam konsantre ve içtenlikle oynadılar. Yaşlı Nawal rolü için daha yaşlı bir oyuncu seçilebilirmiş.
Sonuç olarak başarılı ve farklı bir Ortadoğu coğrafyası dramı ! Özellikle son bölümü ile sizleri derinden etkileyecek, şok edecek, ağlatacak bir oyun. İzleyin diyeceğim ama İstanbul sahnelerinde bu sezon daha oynanamayacak görünüyor. Daha önce önerdiğim gibi, Konuk oyunlar çok daha fazla yer almalı Şehir ve Devlet tiyatroları programlarında.
Sezonun tartışmasız EN İYİ VE EN KEYİFLİ OYUNU ! MUHTEŞEM BİR YAPIM ! Emeği geçen herkese öncelikle teşekkür ediyorum. Yazar Burçak Çöllü, Yönetmen Yiğit Sertdemir ve Başkan Turgay Erdem başta olmak üzere. Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu Anadolu tiyatro gelişimi açısından gerçek bir başarı örneği !
Ara dahil 3 saat süren bu tiyatro şöleninde ne ararsanız var ! Kukla Sanatı, Gölge Oyunu, Müzikal Gösteri, Dram, Ağıt, Komedi, Çalgı Çengi ... 1 dakika bile ilginiz dağılmıyor. Oyun sonunda Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde oyuncuları ayakta dakikalarca alkışlayan seyirci kitlesini uzun zamandır görmemiştik.
Oyunda her şey çok iyi, eleştirecek bir yön bulamadım. Dekor, kostüm, makyaj, ışık, müzikler her açıdan mükemmel. Tabii müziklerin iyi olması kadar doğal bir şey olamaz, çünkü oyunun yazarı işin erbabı ! Oyunculuklar çok iyi. Sunucu / Hayali rolündeki oyuncuyu özellikle beğendim. Yönetmen Yiğit Sertdemir 'de muhteşem bir oyun ortaya çıkarmış, bravo demekten başka diyecek bir şey yok ...
İstanbul Şehir Tiyatrolarında sahne sayısı artınca, doğal olarak yeni oyun çıkmaz oldu ! Hep eski oyunlar devri daim yapıyor. İzleyici yeni oyun istiyor. Bu açığı da yönetim, diğer şehirlerin Kent ve Şehir Tiyatrolarından oyun getirerek kapatmaya çalışıyor. İyi ki de öyle yapıyor ! Bence Konuk Oyunlar artarak devam etmeli. Her ay en az 3 - 4 adet Konuk oyun sahnelenmeli.
Bu arada bu sezon İstanbul'da gerek devlet gerekse de Şehir Tiyatrolarında oyunlar çok iyi ve kaliteli değil ! Sıradanlık hat safhada ! Bu kurumların yöneticileri, yönetmenleri, oyuncuları bence Bursa'ya ve diğer şehirlere gidip bu tip başarılı yapımları izlemeli, dersler çıkarmalı !
Oyunun bu sezon İstanbul'da gösterimi bu akşam bitti maalesef ! Umarım Şehir Tiyatroları bir güzellik yapar ve sezon bitmeden bir kez daha getirir bu oyunu. Yoksa imkanınız varsa Bursa'ya gidip izlenecek derecede unutulmaz bir yapım.
Pablo Picasso ile Nazi Almanya'sı Kültür Bakanlığı görevlisi bir yetkili arasında, 1,5 saat süren karşılıklı bir zihin savaşı ! Sanat, tarih, resim, ideolojiler üzerine bir fikir tartışması.
Hali ile oyun herkese göre değil. Bu konulardan haz almayanlar çabuk sıkılabilir. Ama ne kadar sıkılırsanız sıkılın, oyun esnasında salon terk edilmez ! Hele de Mecidiyeköy Stüdyo sahnesi gibi, oyun çıkış kapısının sahnenin ortasında olduğu bir salonda hiç çıkılmaz ! Oyuncular bile ne oluyor deyip, salonu terkeden görgüsüzlere baktı ! Bu kadar bile tahammül yoksa tiyatroya, gelmeyin kardeşim ! Bu tip insanlar maalesef sırf desinler veya instagram sayfalarında gittikleri görünsün diye geliyorlar inanın !
Oyun analizine gelecek olursak, yukarıda saydığım konuları sevenlerin ilgi ile izleyeceği bir oyun. Oyunculuklar çok iyi. Levent Öktem usta her zamanki gibi sahneye ve oyuna hakim. Disiplinli ve Soğuk Alman Görevli rolündeki Filiz Kılıç inanılmaz doğru bir seçim olmuş, role çok iyi oturmuş. Çok ta başarılı. Dekor ve ışık desteği güzel. Eksik kalan yön olarak oyun süresi sayılabilir. 1 saat 35 dk. süren oyun özellikle orta bölümlerde sıkıcı bir hal alıyor. 1 saate indirgenerek daha seyredilebilir bir oyun yapılabilirmiş.
Sanat, yakın tarih, resim, Picasso seven herkesin sevebileceği ama geri kalan herkesin sıkılabileceği bir oyun. Bu gerçekler üzerinden oyuna gitmenizde fayda var.
Yazar İskender Pala, oyun tanıtımında "Romeo ile Juliet" ve "Leyla ile Mecnun" karşılaştırması yapmış. Hem içerik hem edebi hem de sosyolojik açıdan. Tespitlerine çoğunlukla katılıyorum. Çok haklı olduğu noktalar var. Ama eleştirdiği bir noktada aynı hatayı kendisi yapmış ! Diyor ki "Romeo ile Juliet genç nesiller iyi anlasın diye onların seveceği şekilde değiştirilip, sadeleştiriliyor. " Ama aynı sadeleştirme ve anlaşırlılığı Leyla ile Mecnun'da kendisi yapamamış !
Oyunun normal diyalog değil de şiirsel - oratoryal anlatımda olması son derece yanlış olmuş. Çoğu söylem anlaşılmıyor. Farsça ve Arapça kelimelerin fazlalığı oyunu anlaşılmaz kılıyor. Bu kadar güzel bir hikaye de sıkıcı hale geliyor. 1.perdenin sonunda salonu terkedenleri inceledim. Hem tiyatral çevreden hem de normal halk kitlesinden kişiler vardı. Demek ki her 2 kesim içinde olmamış bir oyun. Ben ise oyunu o kadar kötü olmamakla birlikte, vasat bulanlardanım. Daha iyi olabilirmiş.
Öncelikle oyuncu seçimleri. Aşağıdaki yorumların aksine ben Leyla rolündeki Damal Ece Hacat'ı beğendim. Özellikle fiziksel olarak tam doğru seçim, Fuzuli'nin Leyla'sını tam olarak betimliyor. Sadece ses olarak bazı noktalarda zayıf kaldığı oldu. Mecnun rolünde (Mecnun Arapça'da Deli demektir, efsanede ki ismi Kays'tır) Muzaffer Saygı'yı ise yapay buldum. Çok sıradan ve duygusuz bir anlatımı vardı. Anlatıcı rolünde Tunç Yıldırım oldukça başarılıydı, sesini çok etkili kullanmakta.
Kostümler inanılmaz güzelken Dekor bir o kadar kötüydü ! Daha doğrusu olmayan bir şeye kötü demek yanlış olur, dekor yoktu ? Böyle bir oyunda nasıl bu kadar zayıf dekor olur, anlaması güç ! Oyunun geçtiği Necid (Irak ile Hicaz arasındaki bir bölge) coğrafyası hiç anlaşılmıyor ! Hiç değilse 2 tane Palmiye ağacı veya bir vaha olsaydı bari ?
Oyun içinde atılan dinsel sahneler (Kabe sahnesi ve Sela sahnesi) yönetmen Mustafa Kurt'un konumunu koruma ve iktidara yanındayım mesajı olarak algıladım. Çünkü oyunda oldukça sırıttı bu sahneler. Ayrıca müziklerde de aklım karıştı. Kimi zaman modern kimi zaman tasavvuf musikisine dönüşen müzikler oyunun olmayan diğer bir yönüydü.
Sonuç olarak çok güzel ve bize hitap eden bir aşk hikayesi, maalesef yanlış seçim ve yöntemlerle vasat bir oyuna dönüşmüş. Ama yinede de gidip seyretmek lazım, Yazarın dediği gibi, Batı kültürüne verdiğimiz önemi Doğu kültürüne de vermeliyiz.
Ahlak, Adalet, Dürüstlük üzerine mesajlar içeren, sürükleyici, merak uyandıran ve sonuna kadar kendini ilgi ile izlettiren başarılı bir oyun.
Zaman zaman karanlık - ütopik karakterlerin olduğu, komedi ile dram arasında gelgitlerin yaşandığı sahnelerin bolca gözlemlendiği bir yapım. Paranın - İktidarın - Emperyalizmin, kişilikleri - karakterleri - Adaleti nasıl bozduğunu, satın aldığını açıkça izliyorsunuz. Sadece zamanımızda yaşandığını düşündüğümüz bu ahlaksız davranışların aslında tarih boyunca insanoğlunu nasıl esir aldığını görüyorsunuz. Sık sık "Batı Ahlakı - Görgüsü" üzerine taşlamalar olsa da, aslında bu durum her kültürün ortak sorunu.
Dekor yine bir Behlüldane Tor yapımı ! Yani muhteşem ! Kostümler keza öyle. Oyun süresi iyi ayarlanmış, sıkmıyor, geçişler hızlı. Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar yerinde. Özellikle Belediye Başkanı rolünde "Uğur Keleş" ve Klara rolünde "Gönen Aykaç" çok iyi. Büyük Usta Can Gürzap ise keşke sadece bu oyunda Yönetmen olarak kalsaymış. Çünkü sahne performansı ve ses kuvveti yetersizdi. Yaşından dolayı tabii, kolay değil, zorlandığı her halinden belli olmakta. Alfred rolünde başka bir sanatçı değerlendirilmeliydi.
İçerdiği mesajlar itibarı ile ders verici, kimi zaman eğlendiren kimi zaman hüzünlendiren bu oyunu izlemenizi tavsiye ederim.
Bir Ortaoyunu, Kavuklu - Pişekar, Karagöz - Hacivat gösterisi günümüz Avrupa sahnelerinde ne kadar anlaşılır, beğenilir, eğlendirir ise bir Commedia Dell’ Arte oyunu da bu dönemde bizim sahnelerimizde o kadar beğeniliyor, seviliyor, eğlendiriyor ! Kültür, Komedi ve Eğlence anlayışı farklılığı bu tip oyunlarda daha da belirginleşiyor ! Her ne kadar kimi zaman seyirciyi güldürse de birçok yönden eksik kalmış, olmamış, vasat bir komedi !
Oyunun çok ama çok önemli 2 eksiği var. Birincisi hiç ama hiç olmamış, anlaşılmayan, keyifsiz giriş bölümü ! İlk yarım saat o kadar anlaşılmaz ve keyifsiz ki oyun 1-0 yenik başlıyor maça ! Kim kimdir, amaç nedir, kim ne diyor hiç anlaşılmıyor. İkinci büyük zaafı ise son derece gereksiz sahnelerle tam 3 saate uzatılmış süresi ! 2 saatin bile fazla olduğu bir konuyu 3 saate yayarsanız, böyle başarısız bir yapım ortaya çıkarmış olursunuz ! "Zengin Mutfağı" oyunu ile göz dolduran Yönetmen Aslı Öngören maalesef bu oyunda aynı başarıyı tekrar edememiş.
Dekor çok basit ve kötü. Kostümler göz alıcı ve başarılı. Müzikler "Grup Gündoğarken" kalitesi ve ritminde. Oyunculuklar orta düzey. Hizmetçi rolündeki Seda Çavdar ve Silvio rolündeki Volkan Öztürk bir adım öndelerdi.
Bir de uyarı yapayım yeri gelmişken. Ümraniye sahnesi İstanbul Tiyatro müdavimi herkesin de bildiği gibi çok ters bir konumda. Trafik her daim her saat berbat ve inanılmaz yoğun ! Ben 2 saat önce yola çıkmama rağmen ancak yetiştim. Bu nedenle bu sahneye bilet alırsanız çok ama çok erken yola çıkın.
Sonuç olarak süresini dikkate aldığınızda vakit harcamanıza çok da gerek olmayan vasat bir İtalyan komedisi. Eğer çok vaktiniz varsa ve de en 1 saat sıkılmaya da hazırsanız izleyin derim.
Çın Sabahta / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
Hülya Karakaş her zaman olduğu gibi, yine ülkemizin en derin sorunlarından biri olan Kadının Yaşamımızdaki yeri ve önemine değinmiş. Usta kadın yazarlarımızdan Nezihe Meriç'in, farklı kuşaklardan iki ayrı kadının yaşadıkları acıları ve hüzünleri anlatan bir oyun.
Oyun tüm süresi boyunca maalesef durağanlıktan kurtaramıyor kendini. Arada bir müzik ve görüntü destekleri oyuna canlılık getirmeye çalışsa da maalesef vasat düzeyini bir üst noktaya çıkaramıyor. Özellikle oyunun başında çok fazla gereksiz diyalog söz konusu. 80 dakikalık oyun 60 dakikada yapılabilirmiş.
Dekor beklenmedik derecede zayıftı ! Özellikle balkon olayına çok güldüm. Mali yönden en güçsüz tiyatrolar bile ufak tefek malzemelerle balkon yapabilirken, yere çizilmiş bir dikdörtgen alana balkon denmesi oldukça komikti. Sanırım yeni yönetim bütçeyi bayağı kıstı ! Ülkemizin tek aylık tiyatro dergisine bile reklam vermeyen bir yönetimden beni çok şaşırtmayan bir hareket olur bütçelerin daha da kısılması !
Oyunculuklarda da sorun vardı. Genç kız karakterini canlandıran Ayşe Günyüz gerek ses gücü gerekse de oyunculuk yeteneği oldukça düşük düzeydeydi. Bu da tabii oyunu sıkıcı hale getiren unsurlardan birisi oldu.
Zaman zaman sizi güldürüp, duygulandırsa da vasat düzeyi aşamayan, sizi sıkan, Kadın sorunları üzerine bir oyun. Bol vaktiniz varsa gidip, bir de siz değerlendirin derim ...
Baştan sona sürükleyici, ilgi çekici, sizi akışın içine çeken, zamanın nasıl geçtiğini fark etmediğiniz (Ara dahil 2,5 saat süresine rağmen), son dönemde yapılmış en iyi tarihsel oyunlardan biri ! Tebrikler Tolga Evren , tebrikler Hakan Çimenser !
Tabii burada Tolga Evren olayını açmak lazım. İlk olarak yıllar önce yine İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı "AT" oyununda izlemiştim. O oyunda da devleşmişti. O günden bu yana sıkı bir hayranıyım. Bu oyunda ise artık Nirvana yapmış diyebiliriz :) Özellikle o son sahnede, ancak profesyonel ip cambazlarının yapabileceği, ip üzerinde yürümesi ve üstelik yürürken de son derece etkili bir konuşma yapması, bugüne kadar sahnelerde görülmemiş bir üstün beceri örneğiydi ! Bir kez daha tebrik ediyorum.
Tabii başka öğelerde var oyunu başarılı kılan. Muhteşem bir dekor, muhteşem bir ışık düzeni, dekorun üstüne yansıtılan muhteşem incelikteki video görüntüler, kostümler, efektler, o muhteşem dönem müziği ... Çok ödül alır bu oyun sezon sonunda.
Eksiklerde yok değil tabii ki ! Bir kere "Ayşe Hanım" karakteri doğru seçilmemiş. Role uymayan bir seçim yapılmış. Keza "Gülfiraz" karakterini canlandıran oyuncuda hiç ama hiç olmamış ! İnanılmaz derecede yapay ! Oyunun başındaki dönemi anlatmak isteyen 10 dakikalık müzikli danslı görsel şov çok güzel ama dönemin İstanbul'unu anlatmıyor ? Sanki bir Avrupa Orta Çağ şehrindeki festivali izledik ? Olmamış. Keza Kahve sahneleri de gereğinden fazla uzundu.
İnanılmazı başarmasına rağmen, 4.Murat tarafından beklenmedik bir ödülle ödüllendirilen ! Hezarfen'in hikayesini, korkularını, yaşadığı dirençleri, nasıl yalnız kaldığını, umutlarını, sevinçlerini öğrenmek ve muhteşem bir tarihi oyun izlemek istiyorsanız bu oyunu kaçırmayın !
Ay, Carmela! / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
İspanya İç Savaşının en hüzünlü hikayesi ve Dünya Protest müziğinin "Çav Bella " 'dan sonraki en önemli 2. şarkısı (Marşı da denebilir !) birleşince bir oyunun kötü olmasına imkan yok zaten ! Güzel, hüzünlü, sürükleyici bir yapım, Naşit Özcan her geçen oyununda daha da çıtasını yükseltiyor.
İyi ile Kötünün, Direniş ile Oportünizmin, Ahlak ile Karaktersizliğin çatışması oyun boyunca 2 eş arasındaki diyaloglarla tartışmaya açılıyor. Tüm ezilen insanların çığlığı Carmela'da hayat buluyor. Paulino karakteri ise tipik bir yakın geçmiş, fırsatçı kapitalist anlayışın tezahürü !
Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar yerinde. Latin - Endülüs karakteri Carmela için bence Ada Elize Ertem doğru tercih. Sadece Flamenko dansı konusunda biraz daha çalışsa iyi olurmuş. Işık, Dekor ve Kostümler çok güzel. Dekor tam da o dönemi yansıtmış.
Eksiklerde var tabii ! Öncelikle 2 perde yerine tek perde 60-70 dk. aralığında oyun bitirilebilirmiş, gereksiz diyaloglar fazla süre almış. Ayrıca finali son derece sönük ve sıradan olmuş ! Elinizde bu kadar muhteşem bir şarkı varken, final çok daha etkili - çarpıcı - gaza getirici şekilde yapılabilirmiş.
Yakın dünya tarihine, İspanya İç Savaşına, Lorca'ya, Baskıcı yönetimlere isyan edenlere ilgi duyan herkesin seveceği güzel bir oyun.
İstanbul'un yeni tiyatro sahnelerinden ikisini bugün görme şansım oldu. Mecidiyeköy Büyük Sahne ve Stüdyo Sahnesi. İkisi de son derece güzel, kaliteli, izleme açısı verimli, her şey ile dünya standartlarında 2 sahne. Bu sahneleri bize kazandıran Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne ve İstanbul Devlet Tiyatrosu yönetimine bir seyirci olarak teşekkür ederim !
Oyuna ise fazla zaman ayırmayacağım çünkü son dönemde izlediğim en anlamsız oyun ! Ne amacı olan, ne mesaj verebilen, ne seyir zevki yüksek, ne komik, ne hüzünlü süper saçma ve boş bir oyun ! Sakın ama sakın vakit ayırıp gitmeyin. Aşağıdaki yorumlarda bu görüşümü destekliyor zaten.
Dekor, kostüm, ışık düzeni güzel. Ama metin o kadar kötü ki, oyuncularda oyunu kurtaramıyor. 75 dk.'lık bir işkence sizi bekliyor ! Bu kadar anlamsız bir oyun neden repartuara alınır, sorgulamak lazım ?
Her iyi yönetmen her zaman iyi oyuncu olamaz, her iyi oyuncu da her zaman iyi yönetmen olamaz ! Son dönemde iyi oyuncularımız maalesef yönetmenlik konusunda aynı performansı veremiyor. Zorlamamak lazım ...
Uzun zamandır bu kadar sürükleyici, bu kadar heyecanlı, bu kadar mükemmel bir oyun izlememiştim, can-ı gönülden tebrikler Atilla Şendil'e !
Daha önce sahnelerde yer alan, "Grönholm Metodu", "Bekleme Odası" ve "12 Öfkeli Adam" konseptinde, çok benzer bir kurguya ve içeriğe sahip bir oyun. 1 saat 10 dk. boyunca soluğunuz kesiliyor. Katil kim temalı Alfred Hitchcock kitaplarını andıran, 4 yönetici arasındaki hırsız kim ? konusu ele alınıyor. Son dakikaya kadar da suçlu açığa çıkmıyor.
Oyuncu seçimleri mükemmel. Oyunculuklar harika. Özellikle Muhasebe sorumlusu rolünde Ali Çelik ve İdari İşler Sorumlusu rolündeki Gerçek Sağlar bir adım daha önce. Yıllardır bu tip şirketlerde çalışan benim gibi kişiler için oyun çok daha ilgi çekici.
Oyunun 2 eksiği vardı. Birisi çok zayıf kalmış olan dekoru. Bence biraz daha detaylı ve itinalı yapılabilirmiş. İkincisi ise çok ama çok hızlı biten finali ! Öyle ki oyun bittiğinde bazı seyirciler sonucu anlamadı bile :) Daha uzun ve detaylı sonlanabilirmiş.
Sonuç olarak kesinlikle kaçırılmaması gereken, seyretmek, çözmek ve anlamak için yüksek takip ve zeka gerektiren, çok başarılı bir güncel oyun ...
2019 - 2020 Tiyatro sezonunu bu oyunla açtım. Öncelikle herkese seyir zevki yüksek bir sezon dilerim ! Umarım son yıllarda ivme kaybeden İstanbul Devlet ve Şehir Tiyatroları bu sezon kendilerini toparlar ...
Bu oyun çağdaş yazar Jennifer Haley'e ait. Bu yazarın geçen sezon CEHENNEM isimli oyununu Devlet tiyatrolarında izlemiştik. Her 2 oyunda aynı temaya sahip ; Teknolojik gelişmelerin insanoğlu ve aile üzerindeki yıkıcı etkileri.
Ama maalesef bu oyunda aynı geçen yılki oyun gibi, vasat düzeyi aşamayan, tiyatro olgusuna kendisini uyarlayamayan bir yapım. Zaten temelde sinema, görsel efektler, sanal gerçeklik ve Bilgisayar uygulamaları gibi teknolojik unsurlar bir türlü tiyatroya adapte edilemiyor maalesef. Bu kavramlar tiyatronun ruhuna ters dersek yanlış olmayız. Gelenekçi, muhafazakar, klasik tiyatro sevenlerin benimle aynı fikirde olduklarını yakınen biliyorum. Tiyatro sahnelerinde sinema, TV dizisi, PC oyunları, Sanal gerçeklik videoları görmek ne derece tiyatrodur, tartışılır ?
Teknik analize gelirsek, etkin bir sahne tasarımı var. Evden eve geçişler başarılı. Dekor çok sade, özellikle genç odalarında daha detaylı nesneler olmalıydı. Kostümler sade ve gerçekçi. Işık desteği yerinde. Oyunculuklar vasat düzeyde. Özellikle Baba rolündeki Ahmet Somers'in sesi oldukça zayıf kalmış, arka sıralar çoğu diyalogları duyamadı.
Belki yeni nesil gençler, PC oyunlarını sevenler, Yada çocuklarının oyun merakına çözüm arayan anne babalar bu oyunu sevebilir. Ama onun dışındaki herkes için vasat düzeyi aşamamış, sinema - video - sanal gerçeklik - pc oyunu düzeyinde kalmış bir oyun.
Bazı oyunlarda beklentiler çok büyük olunca, oyun İYİ bile olsa hafif bir hayal kırıklığı yaşarsınız. Bu oyunda tam o nitelikte bir oyun ! İyi ama daha iyi olabilirmiş !
Oyunun özellikle ilk 15-20 dk.'sı oldukça vasat. Karakterler yerine oturana, hikaye netleşene kadar oyundan çok fazla zevk alamıyorsunuz. Girişteki müzikli gösteri ise bence hiç olmamış. Sonrasında oyunu sevdiren karakterler devreye giriyor ! Özellikle Hizmetçi rolündeki Sevinç ERBULAK ve İstenmeyen Damat Adayı Çağrı BÜYÜKSAYAR çok başarılı. Komedi ve Espriler arttıkça oyunda güzelleşiyor. Şunu da ifade edeyim, "Argan" rolündeki Şükrü TÜREN bence olmamış ! Şehir Tiyatrolarında bu role daha uygun oyuncular vardı. Finali de oldukça aceleye getirilmişti, nedendir anlayamadım.
Dekor oldukça basit ve işlevsizdi. Müzikler güzeldi. Kostümlerin bir kısmının modern bir kısmının ise döneme ait olması garipti ? Yönetmen Tolga Yeter'in oğlunun oyunda yer almasını da doğru bulmuyorum. Yönetmen olsun Yönetim kadrosu olsun, 1. veya 2. derece yakınlarının oyunlarda yer alması bence etik değil ! TORPİL anlayışına veya "Bal tutan parmağını yalar" anlayışına fırsat vermemek lazım tiyatro sanatında ...
Bugün 1 değil 2 değil 3 değil 4 değil TAM 5 KEZ TELEFON ÇALDI oyun sırasında ! Yeter diyorum artık YETER ! Bunun artık tek bir çaresi kaldı. O da tüm oyun salonlarına GSM sinyallerini kesen JAMMER cihazlarının yerleştirilmesi ! Eğer bu yazımı okuyan bir Yönetici varsa lütfen bu konuyu gündemlerine ve bütçelerine alsınlar !
Her ne kadar yorumumda genelde olumsuz noktaları belirtsem de, genel olarak baktığınızda eğleneceğiniz , güleceğiniz, hoşça vakit geçireceğiniz bir oyun. Şu an bilet bulma imkanınız yok, sezon bitti, yeni sezonda kaçırmayın ama ...
Oyunun yazarı bu oyunu 2002 yılında yazmış. 2001 yılında çevrilen ve inanılmaz sevilen Yılmaz Erdoğan'ın "Vizontele" filminden oldukça esinlenmiş görünüyor. O filmi andıran birçok sahne ve karakter var oyunda. 1950'li yılların kıraç ve fakir Anadolu'sunu anlatan sevimli bir yol hikayesi. Sıcak ve güzel bir oyun.
Aslında oyun oldukça kötü başlıyor. İlk 15-20 dk. sanki bir Lise müsameresi gibi. Ama oyun derinleştikçe, karakterler arttıkça, karakterlerin hikayeleri açığa çıktıkça oyun da güzelleşiyor. Hele bir "Ağa - Kahya" ikilisi var ki tüm oyunu neredeyse bu ikilinin esprileri kurtarıyor. Ağa rolünde "Şevket Avşar" ve Şöfor Kenan rolünde "Tarık Köksal" çok başarılı. Oyunun yönetmeni Özgür Kaymak'ın Şehir tiyatrolarındaki ilk 2 oyunu (İsimsiz & Son) hiç başarılı olmamış ve sevilmemişti. Yönetmen bu oyunu ile kendisini oldukça geliştirmiş görünmekte.
Oyunun müzikleri de çok güzel, çok bizden. "Selvi Boylum Al Yazmalım" havasında. Otobüs dekoru çok başarılı ama çevre dekorlar yok gibi. Işık desteği yerinde. Perdeye yansıtılan sinemasal görüntüler çok gereksiz. Finalde ki sürprizler ve ters köşeler ise oldukça etkileyici idi.
Son dönemde Şehir Tiyatrolarında izlemiş olduğum siyasal, dini, yandaş, başarısız ve torpilli oyunlardan sonra nihayet güzel bir oyun izlemenin keyfini yaşadım. Siz de yaşayın ve oyunu kaçırmayın !
105 yıllık köklü çınar Darülbedayi'de GERİYE DÖNÜŞ VE GERİCİLİK son hız devam etmekte ! Yeter artık diyorum ! Bu kadar siyasallaşmayın ne olur ! Artık seçtiğiniz , sahneye koyduğunuz tüm oyunlar iktidara şirin görünme çabasında olan , amacından sapmış, tiyatro olmaktan çıkmış beş para etmez oyunlara dönüştü ?
"Amanvermez Avni" ve "Aşk Bir Zamanlar" felaketlerinden sonra daha kötüsü olamaz diyordum, yanılmışım ! Bugünkü oyunun bir ilkokul müsameresinden, bir ortaokul gösterisinden yada bir Lise tiyatro denemesinden inanın hiç bir farkı yoktu ! Hadi Genel Sanat Yönetmeni, Yönetmen, Repartuar Kurulu uzaktan kumanda ile yönetiliyor diyelim, oynayan bir o kadar usta oyuncudan birisi de çıkıp demiyor mu ya "Bu nasıl bir rezalettir diye ?".
Dekor rezalet ve çok basit. Müzikler facia ve çok gürültülü. Oyunun başında ve sonundaki perdeye yansıtılan sinemavari görüntüler iğrenç. Kimi oyuncuların sesleri çok zayıf, hiç duyulmadı. Ses bu kadar zayıfken arka planda devam eden müzik oyunu daha da bitirdi. Oyunun konusu ise inanın gerçekten bir ilkokul müsameresi kalitesindeydi !
Umarım şu an ki İBŞT Yönetimi, Genel Sanat Yönetmeni ve Repartuar Kurulu bir an önce yeni yönetim tarafından değiştirilir. Bu sayede o eski ve muazzam Şehir Tiyatroları geri gelir sahnelere ...
Bugün seyretmiş olduğum gösteriye bir Tiyatro oyunu demek zor ! Daha ziyade bir "Tasavvuf Gösterisi" , bir "Musiki Dinletisi" veya bir "Divan Edebiyatı Anlatısı" olarak isimlendirilebilir. Yazarın kariyeri ve yazdığı kitapları ile de örtüşmekte bu tabirler.
İstanbul Şehir Tiyatroları Yönetimi ve Edebi Kurulu, güç ve para kaynağı mevcut iktidara şirin görünebilmek için maalesef bu tip Din ve Tasavvuf içerikli oyunlara fazla ağırlık vermeye başladı. Tiyatro adına yazık ! Siyasete alet edilmemeli ! Hadi diyelim illa bu tip bir oyun yapacaksanız, öncelikle tüm dünyanın kabul ettiği Mevlana, Yunus Emre, Ahmet Yesevi ve Hacıbektaş-ı Veli gibi bu konuların duayenleri sahneye konmalı ?
Teknik analize gelirsek, dekor çok sade ve işlevsel. Fakat oyun boyunca anlamsız yere çok fazla dönüyor ! Işık desteği güzel. Kostümler çok başarılı, dönemi aynen yansıtmış. Arka plana yansıtılan dijital efektler başarısız ve karmaşık. Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar vasat.
Ayrıca oyunla değil de seyircilerle ilgili can sıkıcı bir konuya da değinmek isterim. Son dönemde bir seyirci grubu türedi maalesef. 55-60 yaş ve üzeri kadınlar grubu. Sanki bir güne geliyorlar ! Oyun boyunca konuşup diğer seyircileri rahatsız ediyorlar. Cep telefonları kapatmayı unutuyorlar. (Bugün 2 kez çaldı oyun sırasında). Oyun esnasında çok da anlamadıkları halde fotoğraf yada video çekmeye çalışıyorlar ! Uyarmanıza da çok takmıyorlar ! Ciddi rahatsız edici bir durum. Diğer tüm seyircilerin bu konuda duyarlı olup, bunları kontrol etmeleri, uyarmaları şart oyunlardan önce.
Osmanlı dönemi yaşantısını, Tasavvufu, Dergahları, Musikiyi ve Divan edebiyatını sevenlerin hoşlanabileceği bir gösteri. Ama geri kalan herkes için sıkıcı ve bitirmesi zor olan vasat bir yapım ...
Son yıllarda biliyorsunuz ülke konjonktörü ve siyasal İslam İslamiyet öncesi Türk Tarihine soğuk bakmakta ! Hatırlamak istememekte ! Sol, Demokrat ve İlerici olduklarını iddia eden kesimlerde o dönemi ve Türklüğü övmeyi "Faşistlik" olarak etiketleyen ilkel ve bağnaz bir düşünce yapısına sahip. Dolayısı ile o muhteşem dönemi bir türlü hakkıyla öğrenemiyoruz, dünyaya o kültürümüzü anlatamıyoruz !
İşte bu oyun o gizlenen ve pek anlatılmak istenmeyen Eski Türk kültürüne ve yaşam şekline ışık tutan çok içten - sıcak bir oyun. Dede Korkut'un yazıya dökülen 12 hikayesinden 3 tanesi anlatılmakta. Kopuz ve eski Türk müzik aletleri oyuna eşlik etmekte. İlk 10 dakikada bir Şaman dansı var ki büyüleyici. Anadolu Türkmen kültüründeki Semah dansını andırmakta. Oyunu izlerken kendinizi resmen Orta Asya bozkırlarında hissediyorsunuz !
Dekor çok sade, daha işlevsel olabilirdi. Kostümler inandırıcı. Müzik ve Işık desteği güzel. Oyunculuklar samimi ve yeterli. Oyunun sonunda da seyircilere çok hoş bir sürprizleri var :)
Ama keşke diyorum, bu oyun çok daha kalabalık, çok daha görsel, çok daha uzun süreli dev bir prodüksiyon olarak sahneye konsaydı ! Orta Asya Türk Kültürümüzü tanımamıza Tarihsel bilinç çok fazla ihtiyacımız var. Çünkü net bir şekilde Araplaştırılmak istenen bir kültürde yaşamaktayız.
Oğuzlara, Orta Asya yaşamımıza, Şamanizme, Eski Türk geleneklerine ilgi duyan herkese tavsiye ediyorum bu sıcak ve içten oyunu ...
ABD'li ünlü oyun yazarı Sam Shepard'ın en ünlü oyunu. "Aç Sınıfın Laneti" ile birlikte tabii. Sorunlu ve şizofrenik bir ailenin iç çatışmalarını anlatıyor. Arka perde de ABD'de yaşanan toplumsal problemlere gem vuruyor. Ama bir türlü seyircinin ilgisini yakalayamayan vasat bir yapım !
Yönetmen Ergün Üğlü kıdemli bir Şehir tiyatroları oyuncusu. Bugüne kadar tam 11 oyununu izlemişim. Bu da yönettiği 3. oyun. En Son "Karıncalar" oyununu yönetmişti. Farklı bir bakış açısı var oyunlarında bu anlamda umut vadediyor.
Kostüm, dekor, müzik ve Işık düzeni çok sıradan. Dekor dönemi iyi yansıtmakla beraber biraz sönük. Bu arada oyuna gidecekleri uyarmam lazım, dekor oyun boyunca aralıklarla parça parça yıkılıyor. Bu durumu oyunun başında çoğu kişi kaza zannetti. Ben dahil ! Ama 2. , 3. dökülüşten sonra işin aslını anladık.
Oyunculuklar yerinde. Özellikle Ahmet Saraçoğlu çok başarılı. Çünkü çok zor sahneler var. Kavga, dövüş, yıkım ... vb. Oyuna ve rolüne oldukça konsantre gördüm.
Sam Shepard çok övülür çağdaş tiyatro dünyasında. Bu seyrettiğim 2. oyunu. Ama maalesef ben aynı kanıda değilim. Bu oyununu da çok beğenmedim, vasat bir oyun. Kişiden kişiye değişir tabii beğeniler, bir gidip seyredip bakalım. Siz ne diyeceksiniz ?
Bazı oyuncular vardır, oyun ne kadar vasat veya sıkıcı olsa bile, sahnede duruşları - hakimiyetleri - karizmaları ile oyunu güzelliğe çevirirler. İşte Sumru Yavrucuk'ta o oyunculardan bir tanesi !
İrlanda'da bir kasabada geçen, İngilizlere nefret söylemleri ile dolu, bir Yaşlı Anne - Evde kalmış kız dramı. Kızını köle gibi kullanan anlayışsız bir anne. Bir koca bir ev bulma peşinde hayal kırıklıkları ile dolu yaşı geçgin bir kız. Yer yer komik yer yer dramatik.
Sumru Yavrucuk yine her zamanki gibi muhteşem. Rüçhan Çalışkur başarılı. Sade bir dekor, sade kostümler. Işık desteği yetersiz. Ama şüphesiz oyunun en güzel ve etkileyici yönü muhteşem Müzikleri ! Keman, gitar, arp, gayda ve flüt gibi çalgılarla yapılan İrlanda Kelt müziğinden birçok güzel örnek var. Yanlış duymadıysam hayranı olduğum Loreena McKennitt'de şarkıları söyleyenlerden birisi.
Her ne kadar 2. yarısında tempo düşüp, yer yer sıkıcı olsa da Sumru Yavrucuk sayesinde sürükleyicilik kazanan güzel bir oyun. Tavsiye ediyorum.
Öncelikle Devlet Tiyatrolarının kangrene dönüşmüş bir sorunu ile ilgili olarak, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Sn. Mustafa KURT'a bir sesleniş yapmak istiyorum. Yıllardır Devlet Tiyatroları oyunlarında "OYUN BROŞÜRÜ" sorunu yaşıyoruz ! Bir ara paralı yapıldı, bir ara arkalı önlü tek sayfalık çok basit bir kartele verildi ama hiç bir zaman Şehir Tiyatrolarında olduğu gibi ücretsiz ve dolu dolu bir broşür verilmedi ! Lütfen artık oyunlarda ücretsiz ve en az 10-12 sayfadan oluşmuş Oyun Broşürü dağıtınız ! Tiyatroların halkı bilgilendirme sorumluluğu dahilinde lütfen bu işe bütçe ayırınız.
Oyunumuza gelirsek, Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji ekseninde bu unsurların hayatımıza olan etkilerini irdeleyen, düşündüren, yüksek seyir ve anlayış seviyesi gerektiren, dolayısı ile standart seyirci için hayli zorlayıcı bir oyun ! Felsefe ile ilgili 15 adet konu yaşandığı yer olan Fransa'da kısa oyuna çevrilmiş. Örnek olarak "Hiç" - "Maksat" - "Köken" gibi ağır konular var ! Tabii anlaması ve verdiği mesajı özümsemesi kolay olan konularda var. "Toplum " - "Millet" - "Siyaset" gibi.
Dekor son derece sade ve basit. 15 ayrı konu söz konusu olunda dekor derinliğine girilmemiş. Kostümler de düz. Işık desteği orta düzeyde. Oyuncu seçimleri güzel. "Fenda" rolündeki Deniz Arna'yı beğendim. Duayen Suna Selen'de tabii muhteşemdi. Ama şüphesiz oyunun başrolünde ki Süleyman Atanısev en iyisiydi. Oyuna konsantre, rolünü özümsemiş ve seyirci ile olan etkileşimi harikaydı.
Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji sevenlerin çok seveceği ama onun dışında kalan her seyirci için orta düzeyde ve zevk alma ihtimali zayıf olan bir oyun.
Bu sezon İstanbul Şehir ve Devlet Tiyatroları yönetimleri el ele vermiş, seyircileri nasıl tiyatrodan uzaklaştırırızın planlarını yapmışlar ! 1-2 oyun hariç tüm oyunlar inanılmaz kalitesiz ve kötü ! Bu oyunda "Sahibinin Sesi" adlı oyundan sonra en kötü oyunlar sıralamasında 2.liği almakta !
Fransız edebiyatının Anarşist ruhlu yazarı Boris Vian'ın bu Savaş karşıtı absürd oyunu, oyun tanıtımına Artı16 yazılacak unsurları içermekte. Ki bence Artı18 olmalıydı ! Kara mizah - Kara Komedi - Espri yapılmak istenirken ensest ilişkiden tutunda pornoya kadar birçok yakışıksız sahneyi içermekte. Tiyatronun bir amacı, hedefi ve mesajı olmalı ! İnsanları ensest ilişkiye veya pornoya özendirmemeli !
Oyuna 2 puan vermemin tek sebebi ise ödüllük Dekoru ! Türkiye'nin bu alanda 1 numarası, ki Avrupa'da bile üst sıraları alır, Behlüldane Tor muazzam bir çalışma yapmış. Dönemi yansıtan, detaylara önem veren, bombardıman sahnelerindeki hareketli yıkımları ile süper bir dekor göreceksiniz ! Kostümlerde güzeldi ayrıca.
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri ise vasattı.
Yorumumu yanımda oturan çok yaşlı hanımefendinin oyun sonundaki sözleri ile noktalıyorum : " Hanımefendi: -Evladım oyunu beğendin mi ? Ben: -Hayır teyzecim, çok kötüydü maalesef. Hanımefendi: -Ben de hiç ama hiç beğenmedim. Ama sen de seyirci de alkışlıyorsunuz, anlamak mümkün değil ! ".
Tiyatro dünyamızın etkin ve girişken isimlerinden Hülya Karakaş maalesef Yönetmenlik işinde aynı başarıyı gösteremiyor. BU seyrettiğim 4.oyunu ve hepside VASAT düzeyini geçememiş oyunlar. Ne iyi ne de kötü denebilir, tam da bu durumlar için tespit edilmiş bir terimdir VASAT !
Aslında elinde iyi bir konu varmış. Tanıtım broşüründe de yazdığı gibi. (Bu arada broşürde ÇEVİRMEN Fatuş Sevengil'i kızının anlatması hoş bir sürpriz olmuş !) Oyun 2 saatlik süresi boyunca üstündeki durgunluğu ve yavaşlığı bir türlü atamıyor ! Bombardıman sahnelerinde bile ! Seyirciye elektrik veya heyecan veremiyor. Diyaloglar zoraki söyleniyor sanki ? Bir an önce bitse de gitsek modunda.
Aşağıdaki yorumlarda en büyük eleştiri noktası olan oyuncu seçimi sorununa ben de katılıyorum. 3 oyuncunun gençlik hallerini GENÇ oyuncular oynamalıydı ! Olmamış, net ! 50 yaşına yaklaşmış insanların 18 yaş zorlaması oyunu sevimsiz kılan faktörlerden.
Güzel olan şeyler de vardı tabii ! Oyunu kötü olmaktan kurtaran. Öncelikle Müzikler harikaydı ! Etkileyiciydi. Dekor ve Kostümler sade ve tam da 1940-1960 arası SSCB dönemini yansıtmaktaydı, gerçekçiydi. Işık desteği iyi düzeydeydi.
Sonuç olarak Tarihe, 2.Dünya Savaşına, SSCB dönemine ilgi duyanların sevebileceği bir oyun. Ama dediğim gibi fazla bir beklentiniz olmasın !
İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuvar Kurulu tarafsızlığını yitirmiştir, bu çok net artık ! Artık herhangi bir oyunun içinde Abdülhamid var ise Osmanlı övgüsü var ise oyun direkt seçiliyor ! Kalitesine malitesine bakılmıyor ?
Oyunu izlerken birdenbire şok oldum ! Sherlock Holmes'un Osmanlı versiyonu bir polisiye oyun izlerken, Bakan ile Hafiye Polis konuşurken birden arkadan Abdülhamid çıkıyor ! Evet yanlış okumadınız Abdülhamid çıkıyor ! Ne alaka ne mantık ? Hele konuşmaları dinleyin daha da şok olacaksınız ! Bu sahneyi izleyipte gülmeyen olursa ben bir daha burada yorum yapmam ! Bu kadar siyaset bu kadar taraftarlık tiyatro da olmamalı ! Kocaman bir yazık ...
Oyunun sanatsal analizine bakarsak da, vasat düzeyi aşamayan bir Osmanlı dönemi eğlencesi olarak özetleyebiliriz. Oyun Ebus Süreyya Sami adlı pek bilinmeyen bir yazarın Amanvermez Avni serisi kitaplarından uyarlanmış. 10 kitabın ikisi bu oyunu oluşturmuş. Dolayısı ile son derece uzun ve sıkıcı, 2,5 saat sürmekte. Tek hikaye tek perde olsa daha iyi olurdu !
Dekor pek iyi değil. Sahnenin çok içine kurulduğundan, oyuncu sesleri çok zor duyuluyor. Orta sıralar neyse ama arka sıralar çoğu diyaloğu duyamadı. Kostümler dönemi çok iyi yansıtamamış, fazla modern. Işık ve Efekt desteği ise güzeldi. Oyunculuklar vasat düzeyde. Özellikle Doktor rolünde ki kişi son derece zorlama olarak oyuna sokulmuş, çok sırıtıyordu.
Eski oyuncu Yeni Yönetmen Selçuk Yüksel'in bu oyunu maalesef sınıfı geçememiş. Politik ve Torpilli bir seçimle sahneye konduğu çok açık !
Biraz durgun ve sıkıcı başlasa da, ilerledikçe sizi iyice içine alan, son derece sürükleyici, keyifli ve komik bir müzikli oyun ! Olumlu yönleri olumsuz yönlerini bastırmakta. Usta oyuncu Selçuk Soğukçay'ın sanırım ilk yönettiği oyun, başarılı da olmuş, ilk oyunlar genelde beğenilmemesine rağmen !
Güzel yönlerinden başlayacak olursak öncelikle oyuncu seçimleri ve oyunculuklar gelmekte. Bütün roller inanılmaz uymuş oyunculara. Usta oyuncularımız hünerlerini fazlasıyla göstermekte. Sinan Bengier, Engin Gürmen, Arda Aydın, Bekir Aksoy, Ayşegül İşsever, Aslı Aybars ... hepsi çok iyi. Ama Bayan Ziklas ile Dadı Kalfa'ya hem ben hem de tüm salon bayıldı :) Çok güldürdüler bizleri ...
Orkestra, müzikler ve şarkılar mükemmeldi, aşağıdaki olumsuz yorumlara kesinlikle katılmıyorum. Müziğin coşkulu olması bir kere oyunun ruhunun gereği !
Türk Sanat Musikisi ile eşlik edemezsiniz bu oyuna ?
Olumsuz yönleri de var tabii ! Bir kere çok anlamsız bir dekorla karşılaştık. 2.Dünya Savaşı gettolarını anımsatan dekor hiç ama hiç olmamış. Ne dönemi ne de oyunun içeriğini yansıtabilmiş ! Kostümler de çok anlamsız. Bembeyaz , forma tarzı ve Avrupa Rönesans dönemi balolarını anımsatan kostümlerin Ahmet Mithat Efendi ile olan ilişkisini çözemedim ? Işık desteği de zayıftı.
Ama yine de geneline baktığımızda çok keyif alacağınız, çok güleceğiniz, çok iyi zaman geçireceğiniz bir oyun, kesinlikle tavsiye ediyorum. (Ara dahil yaklaşık 3 saat sürdüğünden, çıkış saatinizi bu süreye göre ayarlayın. )
Balkan Coğrafyası Yönetmenlerimizin vazgeçemediği bölgelerden ! Her sezon en az 2 oyun sahneleniyor. Hayatım boyunca seyrettiğim en iyi oyunlardan olan "Michelangelo" 'nun yönetmeni Saydam Yeniay'da bu geleneğe uymuş bu oyunuyla ...
Oyun ritmik, sürükleyici, akıcı, komik, trajik, hüzünlü birçok unsuru bünyesinde barındırıyor. Ki oyuncular bir ara bu durumu seyirciye itiraf etmekteler. Giriş sahnesi akılda kalıcı. Dekor son derece işlevsel ve güzel, yine bir Behlüldane Tor dekoru ! Baş rolde ki Erşan Utku Ölmez'i çok beğendim. Oyuna son derece konsantreydi.
Ama oyuna vasat ile iyi arasında bir puan vermeme neden olan unsurları da anlatmak lazım tabii. Bir kere oyunun sonlarına doğru, oyuncuların oyunu birdenbire durdurup, seyirciye açıklamalar yapmaları, yönetmene esprili göndermeler yapmaları, karşılıklı diyaloglar oyunla hiç ama hiç uyuşmamış ! Muhakkak bu sahneleri elemeleri lazım. Oyuna bir katkısı yok çünkü. Peer dışındaki diğer oyuncuları da oldukça vasat buldum. Dekor da çok güzel olmasına rağmen arka tarafın son derece karamsar ve siyah renklerle bezenmiş olması, oyunun ruhuna uymamış görüntüsü vermekte. Ayrıca 2-3 tane çok gereksiz sahne var.
Oyun genel itibarı ile güzel ve sürükleyici bir oyun. Avrupa'da ki göçmen ve Balkan coğrafyasında ki sıkıntılara değinmekte. Eksiklerine rağmen izlemenizi tavsiye ederim.
Her Profesyonel kendi işini yapmalı bence ! Sahne ve Dekor Tasarımında Türkiye'nin en iyilerinden biri olan Nurullah Tuncer (ki aldığı ödüller bunun kanıtıdır), Yönetmenlik konusunda maalesef başarılı değil. Bu sadece benim değil, aşağıdaki gibi birçok kişinin ortak görüşü.
Başından sonuna kadar anlaşılamayan, ipe sapa gelmez imge ve simgelerle doldurulmuş, kimsenin anlamadığı sahnelerle ve diyaloglarla dolu çok kötü bir oyun var karşımızda. "Sahibinin Sesi" ile birlikte sezonun en kötü iki oyunundan birisi. Emir Kusturica'nın kemikleri sızlamıştır !
Güzel olan sadece 2 şey vardı, onları da söylemek lazım. Birisi işin içinde ustası olduğu için tabii, mükemmel bir dekor, diğeri de finalde ki Çav Bella şarkısı idi. Ayrıca oyunculuklarda Natalia ve Kara rolündeki sanatçılar birer adım öndeydiler.
Gidecek hiç bir oyun kalmadıysa ve de vaktiniz çok bolsa ancak gidip seyretmenizi öneririm. Yarısında çıkma şansınız yok, 1,5 saat tek perdelik bir oyun. İyi düşünün !
İstanbul seyircisinin bayıldığı oyuncular vardır. Oyunları genelde çok iyidir ama çok iyi olmasa bile kapalı gişe oynar. Zihni Göktay, Rahmetli Suna Pekuysal, Ayşe Kökçü, Engin Alkan, Mert Turak, Nilgün Kasapbaşoğlu .... gibi. İşte bu kadrodan efsane TRT dizisi "Bizimkiler" 'in Annesi Ayşe Kökçü'nün oynadığı bu oyun sevimli bir duygusal komedi.
2 saat boyunca çokça gülüyor zaman zamanda hüzünleniyorsunuz. "İyilik tüm kötülükleri yener !" gibi günümüz dünyasına hiç ama hiç uymayan ütopik bir mesajı var oyunun ! Oyunda gördüğünüz Opal'in davranışları gerçek dünyada görmek imkansız ! Belki de oyunu bizlere sevdiren bu ütopik mesaj ...
Dekor, Işık, Kostümler mükemmel. İlk 20-25 dk. biraz yavan geçiyor. Video uygulaması çok gereksiz gibi geldi bana. Oyunculuklar yerinde. Sadece Eylül Soğukçay ses konusunda biraz zayıftı. Arka sıralar duymakta zorlandı.
Güzel bir oyun. Ama öyle numarasız sandalye biletleri için dış kapılara kadar uzanan sıralar oluşacak kadar da mükemmel değil ! Bunu bilerek gidin oyuna. Konuştuğum birçok kişide oyun sonrası hafif bir hayal kırıklığı gördüm. Daha iyi bir oyun bekliyorlarmış. Sizde hayal kırıklığına uğramayın, beklentinizi fazla yüksek tutmayın.
Devlet Tiyatroları Edebi Kurulu bu oyunu nasıl & neden seçmiş ? Nasıl sahnelenmesine izin vermiş ? Hiç mi incelememişler, araştırmamışlar ? Uzun zamandır bu kadar kötü bir oyun izlememiştim.
Hem "Sanat Sanat içindir" hem de "Sanat Halk içindir" görüşlerinin hiç birini savunamayan, en ufak bir mesaj / kazanım / fikir vermeyen bir oyun. İnanılmaz kendimi zorladım ama oyunun vermek istediği mesajı anlayamadım. Anlayan varsa ve burada yazarsa çok sevinirim.
Özellikle durduk yere yapılan bağrışmalar - haykırışlar (Kimi zaman böğürtü şeklini almakta) oyunu daha da iğreti hale getirmekte. Aşağıda da bir yorumcunun yazdığı gibi çoğu kişi ilk perde sonunda oyunu bıraktı. Ama ben düzelir umuduyla 2.perdeyi bekledim, düzelmedi maalesef.
Güzel olan şeyler de yok değildi tabii. Dekor, Işık düzeni, Kostümler yine mükemmeldi. Oyunculuklarda Bilal rolündeki Fatih Toğçuoğlu başarılı bir performans sergiledi. Ayrıca Zembul rolündeki Ebru Aytürk'ü de beğendim.
Sonuç olarak gidecek başka hiç bir oyun kalmamışsa gidin ancak bu oyuna. Hiç bir mesaj vermeyen, baştan sona anlamsız sahnelerle dolu son derece sıkıcı bir yapım ...
Eskiden İnternet, Bilgisayarlar, cep telefonları yokken Bilim Kurgu veya Fantastik konuları sadece kitaplardan okuyabilirdik. Ve bu konuda da en önde gelen isim Jules Verne idi. Kitapları bizi başka dünyalara taşırdı.
JUles Verne'in en önemli eserleri arasındaki 80 Günde Devri Alem çok keyifli bir kitaptır. Ve bu kitabı tiyatroya aktarmak cesaret işidir. Öncelikle yönetmeni tebrik ederim, geçen seneki Narnia Günlükleri gibi bu eseri de sahneye koymak ustalık ve özgüven istemekte.
Bazı eksik noktalarına rağmen komik ve keyifli bir oyun çıkmış ortaya. Sık sık yapılan espriler ve çok komik efektler oyuna renk katıyor. 5 kişi ile yaklaşık 20 karakterin üstü canlandırılmış. Bunun eksileri olmamış değil tabii ! Oyuncu seçimleri yerinde. Fogg rolünde Kemal Topal durgun bir performans sergilerken, Cem Zeynel Kılıç ve Uşak Passepartout rolünde Mustafa Yıldıran çok başarılı idi.
Yalnız birkaç oyuncunun ezberde hem de birkaç kez hata yapması hiç yakışık almadı ! Daha ciddi hazırlanmalı oyuncular. Ayrıca zaman zaman oyun bir yetişkin oyunundan Çocuk oyununa evriliyor, bu da bana göre olmamış. Yetişkinler hedeflenmeliydi bence. Efektler, Sahne tasarımı, Işık desteği ve kostümler ise çok güzeldi.
Sonuç olarak zaman zaman bir Çocuk oyunu havasına bürünse de, keyifli ve sürükleyici bir oyun. Fazla beklenti içinde olmadan izlenmeli ...
Son yıllarda boşanmalar ve çocuğun kimde kalacağı sorunu biliyorsunuz ciddi oranda arttı. İşte bu konuları irdeleyen, evrensel mesajlar içeren, son dönem Fransız yazarlarından Chloe Lambert'in yazdığı, Usta oyuncu ama yeni yönetmenlerimizden Aslı İçözü'nün yönettiği çok başarılı ve keyifli bir oyun !
Sezon açıları daha 1,5 ay oldu ama şu an itibarı ile seyrettiğin en güzel oyun ! İnanılmaz sürükleyici. Bir an bile ilginiz dağılmıyor, tek perde 1 saat 35 dk. su gibi geçiyor. Zaman zaman güldürüyor zaman zaman kendimizi sorgulatıyor ! Çünkü bizleri her evde yaşananları anlatıyor. Oyun kitapçığında da dediği gibi : " En çok en yakınımızdakileri üzeriz ! "
Oyuncu kadrosu ve oyuncu seçimleri mükemmel. Herkes rolüne tam olarak uyum sağlamış. Dengesiz, panik, kuşkucu, endişeli, dramatik Anne rolünde Zeliha Bahar Çebi bir adım daha önde. Oyun boyunca her 10-15 dk. da bir açıklanan sürprizler oyuna renk katıyor.
İki konu var eleştireceğim. Birincisi oyun boyunca sahneden çıkan oyuncuların, arka tarafta seyircinin görebileceği alanda kalmalarını (Hatta kostümlerini değiştirmelerini) anlayamadım ? Mesaj neydi çözemedim, sanırım sadece farklı bir şey olsun diye yapılmış. Diğer konuda final bölümü. Oyunun sonunun ucu açık bitmesi çoğu seyirci gibi beni de mutsuz etti. Çok daha net bir son olmalıydı !
Son derece sürükleyici, ilgi çekici, kendimizden ve çevremizden bolca izler bulacağınız bu oyunu muhakkak seyredin ...
1. ve 2. Dünya savaşı arası ABD'de geçen, gerçek olaylardan esinlenilmiş, İşçi hakları ve Sömürü sorununa değinen, son yarım saati inanılmaz duygu yüklü başarılı bir İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı.
Önce oyunun başarısız yönlerine değinmek isterim. Bir kere oyun gereğinden fazla uzun ! Ara dahil 2 saat 40 dk ! Halbuki ara dahil 2 saatte de aynı mesajlar verilebilirdi. İlk yarım saat son derece gereksiz ve sıkıcı sahnelerle dolu. Oyuncular çok çekingen, sesleri zayıf. Fabrika Patronu rolünde çok sırıtmış, kurgu olmamış.
Başarılı yönlerine gelirsek, öncelikle son yarım saatte ki birçok seyirciye gözyaşı döktüren, duygu yüklü final sahnelerini söyleyebiliriz. Oyuncuların bu dönemdeki performansları etkileyici, ilk yarıdaki sönük hallerinin çok ötesinde ! Dekor ve Işık düzeni muhteşem ! Özellikle Fabrika çalışma alanının Hastane koğuşuna yarım dakikada çevrildiği sahne nefes kesici ! Çok zekice kurgulanmış. Kostümler ve Makyajlar çok gerçekçi. Özellikle oyunculara yapılan yara makyajları inanılmaz inandırıcı. 2-3 oyuncu diğerlerinin bir adım önünde. Özellikle Merve Şeyma Zengin'i çok beğendim.
Her ne kadar 10 üzerinden 9 alacak kadar muhteşem olmasa da, değindiği konular ve yukarıda yazdığım pozitif yanları ile beraber başarılı bir yapım olmuş ! Muhakkak izlenmeli.
ABD ve müttefiklerinin yıllarca kan - gözyaşı - sefalet - fakirlik ve yok oluş getirdiği Ortadoğu coğrafyasının en hüzünlü konusu olan "Mülteciler - Göçmenler" sorununa ışık tutmaya çalışan bir oyun.
Konu her ne kadar üzücü ve çarpıcı olsa da oyun o etkiyi yaratamıyor izleyici üzerinde. Bunda oyunun tek kişilik olmasının büyük etkisi var. Keza yazar da demagoji yapmaya çalışmamış. Oyuncu Elçin Atamgüç'ün üstün performansı dahi oyunu bir üst seviyeye taşıyamıyor.
Dekor ve Kostüm son derece sade, gösterişsiz. Işık desteği normal düzeyde. Şu oyuncuların alınlarına yapıştırılan Mikrofon olayına bir türlü ısınamıyorum. Tiyatronun özüne aykırı gibi geliyor bana. Başka çareler bulunmalı.
Yaşadığımız coğrafyanın en önemli sorununa parmak basan bu oyun vasat düzeyi geçememiş maalesef. Ama yine de izlenmeli ...
"Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden."
Yahya Kemal'in en ünlü şiirlerinden Sessiz Gemi'nin son mısraları bunlar. Şiiri çok severim. Bu şiiri daha da çok ! Şiirde yazardım Üniversite yıllarında, kitap yapalım teklifi bile gelmişti. Bu nedenle bu oyunu daha farklı bir gözle izledim.
Tek kişilik bir oyun olmasına, şiir bazlı sahnelerin yoğunluğuna, içeriğinin de aksiyon ve hareket içermemesine rağmen sürükleyici ve güzel bir oyun çıkmış ! Okday Korunan'ı tebrik ediyorum. Sahneye de oyuna da son derece hakimdi. Giriş ve final sahneleri de etkileyiciydi. Ayrıca oyun Üsküdar Stüdyo sahnesinin o büyüleyici havası ile de birleşmiş, birebir uyum sağlamış.
Ama şüphesiz oyunun en başarılı yönü (Bana göre tabii) inanılmaz derecede etkileyici ve görkemli dekoru idi ! Çok büyük emek harcanmış, ilmek ilmek dokunmuş, ayrıntılara özen gösterilmiş bir şaheser karşımıza çıktı ! ŞİRİN DAĞTEKİN YENEN bu yılın tiyatro dekor ödüllerinde şimdiden finalde bence !
Keza Işık tasarımı da başarılıydı. Oyunun atmosferine uygun geçişler ve renklendirme çok yerinde idi. Önder ARIK beyi de tebrik etmeden geçmeyeceğim.
Şiirden, sanattan, zerafetten, eski İstanbul ve eski yaşam tarzından hoşlanıyorsanız bu oyunu sakın kaçırmayın. Yazımın girişine Sessiz Gemi'nin son mısralarını koymuştum. Sonuna da şiirin başlangıcını yazıyorum ;
" Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol. "
Yeni tiyatro sezonunun ilgili herkese mutluluk getirmesini ve bol alkışlı geçmesini temenni ederek yazıma başlıyorum.
Gerçi benim için şanssız bir sezon başlangıcı oldu biraz ! Çünkü önce geçen haftaki Tekel Sahnesinde oynanacak olan "Radyum Kızları" adlı oyun iptal edildi. Oyuncu rahatsızlığı nedeni ile. Sonra da bugün oynanan "Hırçın Kız" adlı oyun neredeyse iptal ediliyordu ! Başroldeki Veda hanımın dünkü rahatsızlığı nedeni ile ! Ama bir mucize gerçekleşti ve sadece 1 gecelik okuma ve 1 adet prova ile Eylem Yıldız Katerina rolünü başarı ile oynadı ve oyunu kurtardı ! Kendisi oyun sonunda en büyük alkışı aldı haklı olarak ! Ben de tekrar teşekkürlerimi iletiyorum, inanılmaz bir cesaret ve oyunculuk sergiledi !
Oyuna gelecek olursak, eksiklerine rağmen keyifli ve sürükleyici bir oyundu, izlenmeli. Önce eksiklerden başlarsak, çok kötü ve savruk düşünülmüş dekor ile başlayabiliriz. Son derece basit, baştan savma, kullanışsız ve manasızdı ! İkinci konu gereğinden fazla yapılan ve hiç bir seyircinin anlamadığı İtalyanca konuşmalar ve bağrışmalardı ! Heykel görevi yapan beyazlar içindeki oyuncularla da hangi mesaj verildi, anlayamadık. Kadınları oldukça aşağılayan sahnelerin fazlalığı dikkat çekici ve rahatsız ediciydi.
Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar çok iyiydi. Arda Meriçliler her zamanki gibi sahneye ve oyuna hakimdi. Sık sık araya sokuşturulan güncel ekonomi esprileri herkesi güldürdü ama bana şunu da hatırlattı : "Güleriz ağlanacak halimize ! " Kostümler başarılıydı. Finalde ki sürpriz son etkileyiciydi.
Sonuç olarak başarılı, eğlenceli ve keyifli bir oyun. Yücel Erten yine iyi bir oyun çıkarmış ! Kaçırmamanızda fayda var !
Giriş bölümü durağan ve sıkıcı olarak başlasa da , gelişme ve final bölümleri ile seyirciyi tamamen kapsayan , sürprizlerle dolu iyi bir oyun. Oyunun ortasından itibaren neredeyse her 6-7 dk. da bir ortaya çıkan inanılmaz sürprizler oyunu ilgi çekici kılmakta.
Pozitif yönlerle başlayalım. Öncelikle nefis ve çok emek harcanmış bir dekor ! Özel tiyatrolarda rastlanılmayan türden, tebrikler yine Barış Dinçel'e ! Özellikle şiddetli yağmuru içeri aksettiren pencereli çatı dekoruna bayıldım. Her 2 oyuncu da çok ama çok başarılı. Oyuna o kadar konsantre olmuşlar ki Ayça Bingöl ciddi ciddi tokatladı Salih Bademci'yi :) Aile içi ilişkileri sorgulamamıza neden olan oyun yazarının saptamaları da öğüt verici nitelikteydi.
Olmayan tarafları ise bir kere net olarak rahatsız edici ve çok sayıda KÜFÜRLÜ konuşma ! Hiç ama hiç inandırıcı değil ve yakışmamış. Haluk Bilginer direkt mi çevirmiş, merak ettim. Bu kadar fazla ve saçma sapan yerlerde küfür edildiğini pek görmedim. 2.konu ise giriş bölümünün gereğinden fazla uzun tutulması olmuş. İlk yarım saat oldukça sıkıcı. Son konuya ise aşağıda özel paragraf açıyorum ...
Kalbur üstü Özel tiyatro seyircisinde tiyatro seyretme kültürü fazla yok maalesef ! Kendilerini bir şey sanan, ukala, saygısız önemli miktarda seyirci söz konusu. Sinema ile Tiyatroyu karıştırıyorlar ! Ellerinde kahve bardakları (Starbucks !), yiyecek ve ağızda sakız ile tiyatro izlenmez ! Tek kelime ile görgüsüzlük ! Sırf bu yüzden, bu tiplere uzak kalmak için sadece çok ilgimi çeken oyunlara gidiyorum.
Tabii bu konuda tiyatro işletmesinin de sorumluluğu var. Kadıköy'e ve Anadolu yakasına harika bir tiyatro salonu kazandıran Oyun Atölyesi ekibi, bu konuda denetleyici ve engelleyici olmalı. Yiyecek ve içecekle salona girişe izin vermemeli ! Haluk beyin dikkatine !
Aile içi ilişkileri (Özellikle kardeşler arası) irdeleyen, sorgulayan ve çözümler öneren bu güzel oyunu her tiyatrosevere öneriyorum.
Her ne kadar olaylar ABD'de geçse de, Aile içi ilişkiler (Anne- Kız, Baba-Kız, Karı-Koca, kuzenler, teyzeler, yalnız kalan ebeveyne kim bakacak problemi, boşanmalar ...) Evrensel bir konudur. Dolayısı ile her daim ilgi konusu olmuştur. Tam 2,5 saat süren ve dış görünüşte oldukça durağan görünen bu oyunda, bu nedenden dolayı seyirciden büyük ilgi ve alkış aldı. Ben de keza beğendim, kaliteli bir yapım !
Öncelikle şunu söylemek lazım, dekor ve sahne tasarımı kesinlikle bu sezonun en iyisi ! İnanılmaz güzel tasarlanmış, cezbedici, oyuna entegre ve kullanışlı. Bu nedenle de bir çok seyirci oyun öncesi bol bol fotoğraf aldı. Bu konuda değil İstanbul'un , Türkiye'nin en iyisi olduğunu düşündüğüm Behlüldane Tor'u bir kez daha tebrik ediyorum. En az Michalengelo oyunun dekoru kadar etkileyici ! Bir ilave, Işık Düzeni de mükemmeldi !
Oyunculuklara gelince 1 kişi hariç çok beğendim. Evin bekar, sorunlu ve lezbiyenlikle suçlanan kızı Ivy karakteri hiç olmamış. Ne fiziksel olarak diğer 2 kardeşe benziyor ne de oyunculuk kalitesi olarak ! Yanlış seçim ! Evin büyük kızı Barbara kilit ve hakim bir rolde.
"Katil Joe" ve "Böcek" isimli oyunları beyaz perdeye aktarılan, 53 yaşındaki aktör-yazar Tracy Letts, "Aile Sırları" oyunu ile 2007 yılının Pulitzer ödülünü kazanmıştı. Hemen hemen genç, orta yaş ve orta yaş üzeri herkesin şu anda evinde yaşamakta olduğu sorunlara atıflarda bulunan, zaman zaman güldüren zaman zaman da hüzünlendiren bu oyunu herkese tavsiye ediyorum.
Öncelikle şunu söylemek isterim. Böyle Fantastik ve Ünlü bir kitabı tiyatro oyunu olarak sergilemek korkunç bir cesaret ve girişimcilik ister ! Bunu hem de başarı ile yaptıkları için tüm oyun ekibini ve yönetmeni tebrik ediyorum ! Oyun başarısız bile olsaydı, ki asla değil, bu tebriği hak etmekte !
Düşünün ki 2005 yılında bu kitap filme aktarılırken tamı tamına 185 Milyon USD harcandı ! 750 Milyon USD da hasılat elde etti. Böyle bir Fantastik yapımı 2,5 saatlik tiyatro sahnesine hem de müzikal olarak koymak her babayiğidin harcı değildir !
Gelelim sanatsal analize. Tabii ki artılar ve eksiler var. Oyuncu seçimleri, oyunculuklar, oyuncuların heyecanı ve istekleri güzel. Dekor muhteşem ! Işık desteği harika ! Kostümler olağanüstü ! Sahneye yağdırılan karın seyirci tarafına da verilmesi mükemmel bir düşünce olmuş ! İyice Narnia kışını hissediyorsunuz ! Salona girerken sahne koridorlarına yapılmış Orman ve Ağaç efektleri çok naif bir düşünce !
Eksi yönlerine gelecek olursak öncelikle gereğinden fazla uzun süresi sayılabilir. Özellikle 2.perde de çok fazla müzik ve dans var ! Hatta daha ileri gideceğim, oyun müzikal değilde normal bir oyun olarak dizayn edilseymiş çok daha zevkli bir oyun olurmuş. Ayrıca finalde ki savaş sahnesi de çok aceleye gelmiş ve olmamış. Son olarakta oyuna 6 puan vermeme neden olan ana unsur, oyunun tanıtımında yazdığı gibi hem büyüklere hem de küçüklere göre değil de, çoğunlukla küçüklere göre yapılması olmuş ! Çoğu sahnede bir çocuk tiyatrosu izlediğinizi hissediyorsunuz. Bence biraz daha büyüklere hitap etmeliydi !
Sonuç olarak kolay kolay Tiyatro sahnelerinde göremeyeceğiniz devasa bir Prodüksiyonu izlemek istiyorsanız kaçırmayı derim ! Ama çocuklara daha çok hitap ettiğini de unutmayın tabi ...
Etliye sütlüye dokunmayan, apolitik, sabun köpüğü oyunlar bu sene ödenekli tiyatrolarda çok moda ! Daha yeni "Kahvede Şenlik Var" oyununu izlemişken, tamamen aynı format ve konuda bir vasat oyun daha !
Dekor, ışık ve kostüm desteğinin alışılmışın dışına zayıf olduğu oyunda oyunculuklar çok başarılı. Derya Yıldırım ve Cem Karakaya rollerine iyi adapte olmuşlar, içtenlikle oynuyorlar. Hem oyunun başında hem de devamında sık sık seyirci arasına girilip, oyunun seyirci arasında oynanması biraz itici olmuş. Sadece baştaki kısım yeterli olabilirmiş.
KAdın Erkek ilişkilerini gerçek hayatta da tiyatro sahnesinde de çözebilen bir üstad olmadığı için :) bu oyunda yine karmaşa içinde, mesajsız ve belirsiz bitmekte. Sadece 1 saat hoş zaman geçireyim diyenlere tavsiye ederim.
Oyuna çeşitli nedenlerden dolayı büyük bir beklenti içinde gittim. Yapımcı Müjdat Gezen Usta, Keyifli bir konu, Perran Kutman’lı Savaş Dinçel’li efsane bir geçmiş, gazete söyleşileri ve medya desteğiydi bu nedenler. Ama bir tiyatro oyunu veya müzikal yerine, Betül Demir Pop Konseri arası skeçler karşıma çıktı ! Maalesef hiç olmamış yakışmamış, vasat bir yapım.
Gişe endişesi nedeni ile tiyatro oyunu Betül Demir’in pop konserine çevrilmiş ! Müziklerin tiyatro oyunu ile ilgisi yok. Dans eşliğinde sunulan şarkılar, görsel olarak güzel ama tiyatro değil ! Günay Karacaoğlu ve İlker Ayrık hariç, diğer tüm kadro son derece yetersiz ve acemi. Betül Demir’in özgüveni doğal olarak yüksek ama tiyatro sahnesi başkadır, o da sırıtmakta. Sloganvari siyasal mesajlar daha mantıklı ve etkili bir şekilde anlatılabilirdi. Hababam Sınıfı tekrar edilmek istenmiş ama olmamış. Usta oyuncular Günay Karacaoğlu ve İlker Ayrık sayesinde oyun biraz kendini topluyor, güldürüyor. İyi ki varlar …
Tiyatroların para kazanmak uğruna giderek magazinleşmesi, pop kültürüne taviz vermesi, medyatik isimleri zorlama tiplerle tiyatroya aktarması çok üzücü bir durum. Müjdat Gezen’de bu kervana katılmış maalesef.
Nihayet uzun bir süreden sonra İstanbul Devlet Tiyatrosunda güzel bir oyun izleyebildim ! Yeni nesil ve pek tanınmamış Ukraynalı Yazar Viter'in "İstasyon" adlı oyunu son derece ilginç konusu ve gelişim süreci ile seyredilmeye değer, başarılı bir yapım.
Ütopik hatta Fantastik diyebileceğimiz Ukrayna'da ki bir Tren İstasyonuna yolu düşen 2 kadın yolcunun, istasyonun müdavimi olan esrarengiz bir kadınla olan 1 saatlik hikayesi söz konusu. Gidecek seyircilerin seyir zevkini bozmamak ve spoiler vermemek için konu tarafında daha fazla açıklama yapamıyorum. Ama bilin ki son derece ilgi çekici ve gizemli bir konu var ! Oyun sonuna kadar da gizem açığa kavuşmuyor. Bu nedenle de oyun çok sürükleyici.
Oyun başlamadan önce sahneye ve seyirci tarafına verilen çok yoğun sis ve gizemli Orman sesleri oyuna çok çabuk konsantre olmanızı sağlıyor. Numarasız koltuk yapısı ile İstanbul'da ki en eşitlikçi, torpilsiz ve adil oyun salonu olarak gördüğüm Üsküdar Stüdyo sahnesi dekorla bütünleşmiş. Dekor da çok iyi, kostümlerde. Özellikle Gamze Şendil'in kostümü bir harika ! 3 oyuncuda çok başarılı. Oyunu severek ve isteyerek oynuyorlar. Berrin Akhasanoğlu bir adım önde.
İnsanların doyumsuzluğu, arzuları, hayalleri, istekleri ve hayal kırıklıkları üzerine felsefik ve irrasyonel mesajlarla dolu olan bu oyun, her tiyatroseverin muhakkak izlemesi gereken bir oyun. Usta yönetmenimiz Atilla Şendil'i tebrik ediyorum, kısır geçen bir sezonda bu kadar başarılı bir oyunu ortaya çıkardığı için !
Azizname / Yenişehir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi
Aziz Nesin Usta'nın akılda kalan eserlerinin anlatıldığı, Yücel Erten rejisinde, eğlenceli ve düşündürücü bir oyun ! Ülkemizin tipik ve kronik sorunlarına muhalif ve rasyonel bir bakış açısı !
İlk dikkatimi çeken unsur oynadıkları oyundan büyük keyif alan ve isteyerek oynayan güçlü oyuncu kadrosu. Fatih Topçuoğlu'nu özellikle çok beğendim. Ses gücü ve sahneye olan hakimiyeti çok güçlü. Ayrıca Hande Kaptan'da hem güzelliğiyle hem de performansı ile bir adım önde. Oyunun müzikleri de çok başarılı.
Olumsuz yönlerine gelecek olursak, 1-2 tane skeç son derece gereksiz ve zorlamaydı. Özellikle Çapkınlık Hikayesi bölümü çok başarısızdı. İhtilal skeci de çok uzatılmıştı. Zaten genel olarak oyun olması gerekenden yarım saat kadar fazlaydı. Gereksiz uzatmalar ve bölümler var, çıkarılsa çok daha iyi olacak.
Eğlenmek, gülmek, ülke sorunlarına mizahi yönden bakmak isteyecek tiyatro severlere tavsiye ederim. Ama çok büyük bir beklenti içinde de olmasınlar !
İstanbul'da ki ödenekli tiyatrolar bu sezon hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor maalesef ! Nereden, nasıl buluyorlar bu oyunları anlamak zor ! Hiç bir anlamı olmayan, mesaj vermeyen, içerik taşımayan oyunlar peş peşe sahneye sürülüyor ...
Bu oyunda keza öyle. Hiç bir anlam taşımıyor, mesaj vermiyor, seyirciye seyir zevki vermiyor. Sonra neden hiç yerel yazar çıkaramıyoruz diye kendimizi sorguluyoruz ? Eldeki malzeme bu kadar maalesef. Oyunun içine biraz ABD biraz da Hollywood öğelerini katmakla oyun kurtarılamıyor ! Zamanda atlamalar oyunu karıştırmaktan başka işe yaramamış.
İki şeyi beğendim oyunda. Birisi oyuncu seçimleri ve oyunculuklar. Özellikle Özlem Güveli çok başarılı. Hem ergen bir genç kızı hem de yaşlılığa doğru giden bir karakteri aynı oyun içinde çok başarılı canlandırıyor. Fiziksel yapısı buna uygun. Ama bu iyi oyunculuklar oyunu kurtaramamış yine de tabii. Diğer beğendiğim yön ise dekor oldu. Işık hüzmeleri şeklinde tüm sahneyi dolduran, tavandan tabana kadar uzanan ipler özellikle ışıklandırma esnasında büyüleyici bir hale bürünüyor. Ruhunuzu rahatlatan bir dinginlik hissi veriyor. Emrah Kürekçi'yi tebrik ediyorum.
Sonuç olarak seyretmezseniz hiç bir şey kaçırmayacağınız , anlamsız ve başarısız bir oyun.
Kalitesiz, anlamsız ve vasat bir oyun daha ! Özellikle mi seçiyorlar bu tip vasat oyunları bilmiyorum ama son 2-3 yıldır ödenekli tiyatrolar büyük düşüşte ! Hele de İstanbul Devlet Tiyatrosu ! Küstürülen yönetmenler, küstürülen oyuncular ... Olan biz izleyicilere oluyor !
Bu oyunda da eleştirecek o kadar çok şey var ki ! Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda berbat ! (Herkesin ve benim de beğendiğim Cemile karakteri hariç). Hele Postacı ve Genç Kız o kadar yetersizler ki ... Oyun ne kadar kötü olursa olsun her zaman öne çıkan dekor da bu sefer çok kötü ve anlamsız ! Ne anlatılmak istenmiş acaba, merak ettim ? Konu ve amaç dersen keza öyle ! 1,5 saatin sadece son 10-15 dk.'sında lümpen & apolitik zengin kitleye olan eleştiri dışında hiç bir şey yok ! Saçma sapan diyaloglar, seyirci gülsün diye eklenen klişe sözler, manasız saptamalar ...
Bir oyunun kalitesini ve başarısını gösteren en büyük delil oyunun sonundaki alkışlar ve oyun çıkışı seyircilerin kendi arasında yaptığı yorumlardır. Bu oyunda da oyun sonu standart ve cılız bir alkış ve oyun çıkışı neredeyse herkesin dilinde aynı söz : "Oyunu hiç beğenmedim ..."
Uzun zamandır konusu bu kadar belirsiz ve dağınık, türünü isimlendirmenin zor olduğu kötü bir tiyatro izlememiştim ! Tarihi desem değil, Duygusal desem değil, dram desem değil, komedi hiç değil ! Ama inanın hepsinden de birer parça içine katılmış, ortaya öylesine sürülmüş bir karışık türlü yemeği ! ! ! Yıllardır oynadığı ve yönettiği her oyununu beğendiğim Tarık Şerbetçioğlu'na bu oyunu yakıştıramadım !
Sanki Hükümet veya Büyükşehir Belediyesi , Şehir Tiyatrolarına bir direktif vermiş, "Abdülhamit Han'ı öven bir oyun yapın" diye, Yönetimde paldır küldür hiç de tiyatroya uygun olmayan bir eseri büyük bir zorlama ile sahneye koymuş ! Zorlama olursa da böyle başarısızlık olur işte ! MUhafazakar kesim şikayet eder hep, bizim niye oyunlarımız oynanmıyor diye ? Valla en iyi yazarınızın en iyi oyunu bu ise sahnelenmemeleri çok ama çok doğal ! İyi bir yazar, iyi bir eser var da sahnelenmiyorsa haklısınız ! Ama eser yok hiç ?
Oyun daldan dala atlıyor. Kimi zaman çengi köçek dans edenler, kimi zaman ağlamaklı duygusal aşk sahneleri, kimi zaman kabadayı dövüşleri, kimi zaman Cumhuriyet'in kurucu güçlerine dokundurmalar, kimi zamanda daha doğrusu sık sıkta Abdülhamit'e övgüler ... Partizanlık, Taraftarlık, Yağcılık zor zanaatmış vesselam !
Çok usta oyuncu var ama kurtaramamışlar oyunu ! Çünkü konu yok ortada. Ayrıca birkaç oyuncunun repliklerini unutmaları da oyuna iyi hazırlanılmadığını gösteriyor. Dekor'da iyi değildi. Seyirciye çok uzak olan sahne seslerin gelmesini engelliyor. Hatta yanımdaki hanım teyze oyunun arasında bu durumdan şikayetçi oldu. Ama daha komik olan yorum diğer yanımdaki yaşlı hanım seyirciden geldi. "Oyunun konusu nedir hala anlamadım vallaha ! " :)
Sonuç olarak büyük bir hayal kırıklığı ! Son derece yanlış bir oyun seçimi ! Siyasi ve zorlama olduğu aşikar ! Mevcut iktidara yanaşma hamlesi olduğu apaçık ! Bu nedenle de her daim başarısız olarak hatırlanacak bir oyun ...
Şehir Tiyatrolarında son 2-3 senedir bir kalite düşüşü olduğu çok net ! Yeni oyunların büyük bir çoğunluğu vasat ya da başarısız. Bu oyunda maalesef vasat oyunlardan birisi olmuş. Bu oyunları seçenlerin - ortaya çıkaranların daha dikkatli daha özenir olması gerektiği inancındayım.
"Kahvede Şenlik Var" 1965 İstanbul'unun ve Türkiye'sinin kadın - erkek ilişkilerini ortaya çıkarmaya çalışan bir oyun. Dolayısı ile oyunun kadınları tamamen duygusal ve ince yapılı, erkekleri de tamamen maddi ve kaba yapılı olarak lanse etmesini yadırgamamak gerektiği inancındayım. Şu dönemde bu saptamaların tamamen tersi olsa da, o dönem için Sabahattin Kudret Aksal olanı biteni yansıtmış diye düşünüyorum.
Tabii ki bu oyunda güzel olan şeyler de var. Dekor - ışık - kostüm - oyunculuklar son derece başarılı. Özellikle Garson rolünde ki Ertan Kılıç'ı çok beğendim. Oyuna son derece iyi konsantre olmuş. Ama oyunun hemen başında seyirci ile olan diyalog sahneleri anlamsız geldi bana. Oyunu vasat kılan şeyler anlamsız tekrarlar, gereksiz uzun diyaloglar ve verilmeye çalışılan herkesin zaten defaten anladığı öğütler ! Bu unsurlar başarılı unsurların önüne geçmiş. Bu nedenle de oyun çoğunluk tarafından beğenilmemiş.
Konusu, içeriği, kadın - erkek ilişkilerini anlatması her ne kadar ilgi çekici olsa da, maalesef gidenlerin sıkılacağı ve beğenmeyeceği vasat bir oyun ...
Antik Yunan Tragedyasının en ünlü 3 isminden birisi olan Sophokles'in yine kendisi gibi ünlü eseri Elektra oyununa büyük umutlarla gittim. Bu arada bir bilgi vereyim, Elektra kompleksi veya sendromu denen bir psikolojik rahatsızlık dahi var ! Elektra Sendromu Sigmund Freud'un bir görüşü olan Oedipus kompleksinin kız çocukları için geçerli olanıdır. 3-6 yaş arası kız çocuklarının babaya aşırı düşkün olmaları ve anneyi rakip olarak görmeleri olarak tanımlanmaktadır.
Oyun aşağıda belirteceğim olumsuzluklar olmasa sevilebilecek - beğenilebilecek bir oyun olurmuş. Ama değil maalesef ! Her şeyden önce her kim tasarladı bilmiyorum ama bu tip bir tragedya perde arası vermeden oynanmaz ! En ilgili seyircileri bile ilk 1 saatten sonra ciddi anlamda sıkan bir durum söz konusu. Neden 2 perde yapılmamış ? Mantıklı bir açıklama var mı acaba ?
Elektra rolündeki Özlem Öçalmaz muhteşem bir performans sergiliyor, cidden tebrik ederim. Bu kadar zor ve uzun bir metni , olması gereken ruh hali ile canlandırmak zor zanaat ! Ama onun dışındaki tüm oyuncuları son derece yetersiz buldum. Orestes karakteri olmamış mesela. Hele Koro'da görevli 2 tane kız oyuncu o kadar yetersiz ve acemiydi ki , nasıl seçiliyor bu tip oyuncular diye sorgulamaya başladım ? Biraz seçicilik lütfen ! Sonuçta İstanbul Devlet Tiyatrosu sahnesi. Her önüne gelen sahneye çıkmamalı. Oyuncu seçimlerinde adil olunmalı.
Kostümler çok güzel ve görkemli. Dekor yerleşimi ise kesinlikle olmamış ! Merkezi ve dikine yapılan dekor tasarımı (Neredeyse ana sahnenin sadece yüzde 70'lik kısmı kullanılmış) yanlarda oturan seyircilerin sahneyi net görmesini engelliyor. Ayrıca ışık projektörlerinin sahnenin ortasına ve içine kadar indirilmesi de mantıksız olmuş. Eski Yunan'da projektörler !
Sonuç olarak Klasik tiyatro seyircilerinin çoğunun beğenmeyeceği bir tragedya. Yukarıda yapılan yanlışlar olmasa iyi bir yapım olabilirmiş. Ama yine de ufak müdahaleler (Dekor - Işık - Perde Arası) ve oyuncu değişimleri olursa oyun kendisini kurtarabilir diye düşünüyorum.
Oyunun Genç ve Başarılı Yönetmeni Ali Gökmen Altuğ, oyunun kitapçığında şöyle demiş : “Klasik oyunların “modern” yorumlarına hiç itirazım olmamakla beraber belki daha konservatif bir yerden baktığım için bu metinlerin özellikle ödenekli tiyatrolarda özgün haliyle seyirciyle buluşması gerektiğine inanıyorum. Sahneleme biçimim ve yorumum üstüne yolumu belirleyen temel etkenlerden biri bu yaklaşımım oldu.”
Kesinlikle destekliyorum, çok doğru bir bakış açısı ! Son 10-15 yıldır eski tiyatro klasiklerinin "Modern" "Farklı" "Çağdaş" yorumlarını üzülerek takip etmekteyim ! Üzülüyorum çünkü farklı bir bakış açısı getirmeye çalışırken komik duruma düştüklerinin farkında değil yönetmenler ! Olimpik yüzme havuzunda "Romeo ve Juliet" de izledik, Boks ringlerinde "12.Gece" de izledik !
Yıllar sonra bugün nihayet bir Tiyatro Klasiğini, yazıldığı gibi yani olması gerektiği gibi izledim ve de çok ama çok beğendim ! Dekor - kostüm - ışık - reji her şeyi ile dört dörtlük bir klasik İbsen tiyatrosu izledim ! Teşekkürler Ali Gökmen Altuğ !
Oyun her şeyden önce inanılmaz sürükleyici. Tüm salon soluksuz ve ilgi ile 2 saat 15 dk. oyunu izledi. Oyunculuklar çok iyiydi. Özellikle Nora rolündeki Yeşim Koçak o kadar başarılıydı ki bu senenin tüm "En İyi Kadın Oyuncu" ödüllerini alır diye düşünüyorum. Büyük bir heyecan, enerji ve ışıltı yayıyor sahneye ve izleyenlere. Sahneyi dolduruyor, seyirciyi büyülüyor. Çok yerinde bir seçim olmuş. Diğer oyunculardan sadece Kristina rolünde Berna Adıgüzel biraz bana sönük geldi.
Kadın haklarının yılmaz ve ilk savunucularında olan İbsen'in, oyunun finalinde Nora'ya yaptırdığı final konuşması muhteşemdi. Öyle ki başta yanımda oturan kadın seyirciler olmak üzere birçok kez konuşmayı alkışları ile böldüler :) Hala ülkemizde de devam eden erkek egemen topluma kadınlarımızın özgür bir haykırışı niteliğindeydi !
Kadıköy Haldun Taner Sahnesinde bu oyuna numarasız sandalye koltuğu bile bulmak imkansız. Müthiş bir ilgi var. Birçok seyirci kapıdan dönmek zorunda kaldı. Hatta oyun 10 dk. geç başladı ki Şehir Tiyatrolarında bu pek olmazdı. Bu büyük ilgiyi sonuna kadar hak eden bu süper oyunu ne yapıp edip izlemenizi öneririm ...
20 Yıldır İstanbul'da ki tüm Devlet ve Şehir Tiyatroları oyunlarını takip ederim. Kimi zaman Özel oyunlara da giderim. Ama Ankara Devlet Tiyatroları oyunlarında ki Kalite ve Oyunculuk - Tiyatro Kültürü bir başka, hayranım ! Bu nedenle de İstanbul'a gelen her Ankara DT oyununa iki elim kanda olsa giderim !
Anna Karenina yine bu hislerimi yanıltmayan diğer bir başarılı oyun ! Özellikle Yönetmen İpek hanımı tebrik ediyorum. Dans Tiyatrosu denebilecek düzeyde değişik bir yorumlama yapmış. Rus Klasikleri zordur, yavaştır, uzundur, takibi kolay değildir, anlamak için biraz da tiyatro eğitimi gerekir. Ama bu oyunda bunların hiç birisine sahip olmadan oyunu takip edip, keyif alabiliyorsunuz. Danslar, oyuncuların uyumu, Koreografi, konsantrasyon çok başarılı.
Oyunculuklar ve Oyuncu seçimleri mükemmel. Anna rolündeki Aslı Artuk Şener ile Levin rolündeki Caner Gezener çok başarılı. Kont Vronski ise hiç ama hiç olmamış, role oturmamış. Sesi de zayıf kalmakta.
Dekor bence sönük ve iç karartıcı. Daha farklı düşünülebilirdi. Kostümler yeterli, müzikler harika. Hele de Levin'in milleti gaza getiren konuşmasında arka planda verilen müzik çok coşkulu ve devrimci !
Bu farklı ve başarılı Tolstoy yorumunu biz İstanbul seyircisine izleten Devlet Tiyatroları yönetimine sonsuz teşekkür ediyor, devamını bekliyoruz !
Tek kişilik oyunlarda, hele de Devlet Tiyatrolarında, ilgi çekmek - beğeni almak zordur. Komedi değilse işiniz daha da zorlaşır. Bir de üstüne oyun çeviri olunca, seyircinin ilgisini dağıtmamak maharet ister.
"Tamamen Doluyuz" oyununu bu ön yargılar içinde izledim. ama oyun beni tatmin etti, beğendim. Genç oyuncu Efe Erkekli beklediğimden daha iyi bir performans sergiledi. Tabi ara ara kontrolü kaybettiği sahnelerde oldu. Yavan geçen ve çoğu şeyin anlaşılmadığı ilk 20 dk. sonrası oyuna ısınıyorsunuz. Yavaş yavaş oyun ilginizi çekmeye başlıyor. Gülmeye de başlıyorsunuz !
Dış seslerin çoğunun ünlü kişiler olması ilginç olmuş. Dekor muhteşem ! Işık düzeni keza çok iyi. Müzikleri beğenmedim. Her arayanın arka tarafta sanal görüntülenmesi isabetli ve anlaşılır olmuş. Bazı zorlama dans sahneleri olmasa daha iyi olur diye düşünüyorum.
Sonuç olarak güzel ve keyifli bir komedi. Bu sezon oldukça fazla olan başarısız ve yavan ödenekli oyunlar arasından bu oyunu seçebilirsiniz !
2017 - 2018 İstanbul Devlet ve Şehir Tiyatrolarındaki tüm oyunları izlemiş biri olarak, bana göre tartışmasız sezonun en iyi oyunu ! Belki bu kararımda yakın zamanda kaybettiğimiz Münir Özkul Ustaya duymuş olduğum sonsuz saygı ve sevgi de etkilidir ama bu yıl en zevk alarak izlediğim oyun oldu.
Dekor - kostüm - müzikler - ışık düzenlemesi tek kelime ile harika. 2 ayrı evin tek bir ev haline getirilmesi dahiyane. Oyunculuklar yerinde. Özellikle Nevzat Çankara ve Funda Postacı mükemmel. Çocuk seçimlerinde bazı hatalar yok değil. Ama o kadar kusur da olacak artık. Oyunun sonunda Filme ve Münir Ustaya yapılan jest çok güzel ve duygusal.
Sonuç olarak eski Türk Filmlerini, tiyatrolarını, Eski günleri, 70-80'li yılları özleyenler için muhteşem bir tiyatro şöleni. Kaçırmayın derim !
Emin Misiniz ?
Yorumunuz ve varsa tüm cevaplar kalıcı olarak silinecektir!
Leke / Bahçelievler K.M Yayla Sahnesi
Türk Tiyatrosundaki “Yerli yazar - Yerli oyun” eksikliğine destek veren, toplumumuzda sıkça karşılaştığımız “bizden” konuları ele almış, bir aile içi dram oyunu.
2 erkek kardeş babalarının eski bir mahalle arasındaki Kasap dükkanının bodrumunda buluşur. Anneleri önceden ölmüş, babaları ise yakınlarda ağır bir Kalp ameliyatı geçirmiştir. Kardeşler zıt karakterlere sahiptir. Eğitimleri, dini görüşleri, konuşma üslupları, olaylara ve hayata bakış açıları tamamen farklıdır. Büyük kardeş eşi ile boşanma aşamasında ve ciddi ekonomik sıkıntı içindedir. Hedefi babasının dükkanını satmaktır. Küçük kardeş ise öğretmendir ve abisinin bu planından habersizdir. Bodrumdaki eşyaları toplarken, geçmişlerinin sıkı bir muhasebesini yaparlar, kah gülerler kah hüzünlenirler. Ama oyunun finalinde açığa çıkacak olan inanılmaz ve sarsıcı gerçek tüm hayatlarını alt üst edecektir.
Tek perde ve 75 dakika süren oyunun girişteki gereksiz uzun kısmı biraz sıkıcı ve seyircinin oyunu anlamasını geciktiriyor. İlk 15-20 dakika kısaltılabilirmiş. Oyuncular Cem Arslan ve Utku Arslan son derece etkileyici bir performans sergiliyor. Gerçek hayatta da kardeş olmaları oyunun inandırıcılığını üst seviyeye çıkarıyor. Duygu geçişleri hızlı. Dekor bir Kasap dükkanının bodrumunu yansıtmakta. Işık ve Müzik desteği daha fazla olabilirmiş.
Toplumuzdaki Aileler içinde çokça yaşanan Miras paylaşımı, Anne Baba bakımı, kardeşler arası çekişme, sıkıntılı evlilikler ve ekonomik sıkıntılar gibi konuları son derece çarpıcı bir finalle anlatan bu oyunu izlemenizi önemle öneririm. Özellikle Yerli oyunlara ve tiyatro gruplarına destek açısından da bu oyunu izlemeniz değerlidir.
Şairler Mezarlığı / Kozyatağı Kültür Merkezi
Gençlik yıllarımda çok şiir okumuş, çok şiir yazmış, yazdığı şiirler çok sevilmiş ve kitap yapalım teklifi almış birisi olarak, oyunun adı ve konusu daha oyunu izlemeden beni cezbetti. Fiziksel Tiyatro ile Şiiri birleştiren, Ölüm ve Yaşamı sorgulayan, etkileyici bir mistik oyun.
2 çocuk annesi, ailesine çok bağlı, bir trafik kazasında ölen Şair Piraye ile henüz annesinin karnında 7 aylıkken, babasının annesini tekmelemesi sonu erken doğup sadece bu dünyada 8 saat kalabilen Mısra’nın, “Şairler Mezarlığı” denen dünya ile ahiret arasında kalmış bir Araf’ta ki diyaloglarından oluşuyor oyun. (Bu arada bilgi vereyim, İran’ın Tebriz şehrinde gerçekten de sadece ünlü şairlerin yattığı bir Şairler Mezarlığı bulunmakta). Ölümün şokunu atlatamamış, hüzün ve keder içindeki Piraye ile yaşadığı Araf’a adapte olmuş, enerji ve sevgi dolu Mısra zıt karakterleri ve dünya görüşlerini temsil ediyor. Oyun metni üst seviye ve takibi için belli bir bilgi birikimi gerektiriyor. Yazar Ersin Doğan’ın usta işi benzetmeleri ve vurguları aklıda kalıcı. Örnek olarak oyundaki şu sözü unutmam pek mümkün olmayacak: “Unutulmanın İlacı bulunamadı!”. Öyle ya da böyle ne kadar sevilirse sevilsin ölen insanlar çabuk unutuluyor, yokluğuna herkes bir şekilde alışıyor. Ayrıca finale doğu insanoğlunun her ortamdaki çıkarcılığı ve bencilliği de eleştiriliyor.
Oyuncular Selena Demirli ve Dilek Uluer başarılı. Karakterlerini yaşayarak oynuyorlar. Oyun başta Üstün Akmen ve İsmet Küntay olmak üzere birçok dalda ödül aldı, dikkatinize sunarım. Bu başarı da şüphesiz oyunun dekoru, ışık düzeni ve efektlerinin büyük payı var. Duman, perde, gölge ve ışık desteği ile Araf inanılmaz etkili canlandırılmış. Diyaloglara göre değişen renkler zekice düşünülmüş. Oyun 1 perde ve 75 dakika. Süre 1 saate çekilse Klasik seyircinin oyunu daha çok sevmesi ve anlaması sağlanabilirmiş. Yakın tarihteki bazı siyasal olay ve cinayetlere yapılan atıfların oyunun genel yapısına uymadığını da belirtmem lazım.
Houseseat dijital tiyatro platformu üzerinden, Türkiye’nin her yerinden izleyebileceğiniz bu etkili, düşündürücü ve mistik oyunu seyretmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü ülke insanımızın düşünmeye çok ihtiyacı var…
Kanlı Nigar / Konyaaltı Belediyesi Nazım Hikmet Kongre ve Fuar Merkezi
Geleneksel Türk orta oyunu türünde yazılmış sevimli bir komedi. 1981 yapımı ve başrollerinde Kemal Sunal ve Fatma Girik’in oynadığı film ile halkımızın gönüllerine yer etmiş bir Sadık Şendil eseri. Ki bu yazar yine çok sevilen “Yedi Kocalı Hürmüz” komedisinin yazarı ve “Neşeli Günler“, “Banker Bilo” ve “Gırgıriye” gibi birçok unutulmaz filmin de senaristi.
Osmanlı Devleti'nin son döneminde geçen oyunda, dönemin toplumsal yapısı, Kültürel farklılıklar, dinsel sömürü, ikiyüzlülük, çıkarcılık ve Kadınların var olma mücadelesi anlatılıyor. Küçük yaşta kimsesiz kalan Nigar, kaldığı konakta birçok eziyet çeker, hor görülür. Hatta sonunda evin küçük oğlunun tecavüzüne uğrar. Sokağa atılır. O günden sonra giderek güçlenen ve oyunu kuralına göre oynayan Nigar “Kanlı Nigar” olur ve tüm erkeklerden yaşadığı zulümlerin acısını çıkarmaya başlar.
11 kişilik kalabalık oyuncu kadrosu birçok tanıdık isimden oluşmakta. Ama şüphesiz Nigar rolünde yılların eskitemediği oyuncu Çiğdem Tunç, anlatıcı Abdi rolünde Deniz Salman ve Agah Efendi rolünde Yaşar Ayvacı çok başarılı. Dekor sadece arka planda eski bir İstanbul afişinden oluşmakta. Kostümler inanılmaz güzel ve dönemi aynen yansıtmakta, emek harcanmış. Müziklerin hepsi bildik, tanıdık Esin Engin eserleri. Ses konusunda ise sıkıntı var, özellikle büyük salonlarda arka tarafların birçok repliği duyması imkansız. Kesinlikle mikrofon kullanılmalı. Ayrıca oyun 2 perde ve ara dahil 2 saat 40 dakika. Bir de oyun sonunda Çiğdem hanım tüm oyuncuları tek tek ve detaylıca tanıtıyor. O süre ile birlikte oyun neredeyse 3 saat. Dolayısı ile dönüş planınızı bu bilgiye göre yapmanızda fayda var.
Halen Anadolu turnesinde olan bu oyuna sevdiklerinizle giderek, böyle bir eseri Anadolu halkına ulaştıran bu cefakar ve güzel ekibe destek olmanız, Türk Tiyatrosu adına faydalı olacaktır.
Faust / Atatürk Kültür Merkezi
Alman yazar Goethe’nin yaklaşık 60 yılda! tamamladığı dünyaca ünlü şiirsel romanı FAUST, dünyevi zevkler ve büyülü ileri düzey ilimler karşılığında ruhunu Şeytana (Mefisto) satan Doktor Faust’u anlatır. Büyük bir zaman diliminde, çok çeşitli - fantastik ortamlarda ve birçok karakterin yer aldığı bu eseri sahneye koymak gerçekten büyük bir cesaret.
Görkemli bir dekor, ışık, kostüm, efekt ve oyuncu kadrosuna rağmen, eseri okumamış izleyicilerin asla bir şey anlayamadığı ve takip edemediği bir oyun olmuş maalesef. Genel izleyici yorumları ve oyun puanı da bu görüşümü destekliyor. Özellikle ilk perde de konu anlaşılır ve takip edilebilir olsa da, ilk perdeden oldukça farklı 2.perde seyirciyi oyundan tamamen koparıyor. Uyarlama daha sade, daha anlaşılır ve kısa yapılabilirmiş. Çünkü oyun 2 perde ve ara dahil tamı tamına 3 saat 15 dakika!
Oyunculuklarda Faust rolünde Emre Başer ve Mefisto rolünde Sükun Işıtan son derece başarılı. Sahneye ve izleyiciye olan hakimiyetleri, fiziksel kabiliyetleri ile ses güçleri etkileyici. Hareketli ve sahne arkasına doğru 2 kademeden oluşmuş dekor oyuna büyük bir derinlik kazandırmakta. Kostümler, makyajlar, görsel efektler, ışık desteği ve müzikler kusursuz.
Klasik tiyatro seyircisinin ve FAUST eserini okumamış izleyicinin anlaması ve sevmesi mümkün olmayan, çok zor bir oyun.
Sevgili Yelena Sergeyevna / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
SSCB döneminde yazılmış, 1981 Estonya’da 1982 Moskova’da Prömiyer yapmış, 1983’de Sovyet Kültür Bakanlığınca “Sovyet Gençleri Böyle Olamaz !” diye yasaklanmış, 1987’de Perestroyka açılım sürecinde tekrar sahnelere konmuş ve gişe rekorları kırmış, son derece ilginç ve başarılı bir gerilim oyunu.
İdealist ve Ahlaki değerlere sonuna kadar bağlı olan Öğretmen Yelena Sergeyevna’nın bir akşam kapısı çalınır. Gelenler ona sürpriz doğum günü partisi yapmak isteyen 4 Lise öğrencisidir. Masum ve sevgi dolu görünen bu ziyaretin arkasında ise öğrencilerin son derece tehlikeli ve art niyetli bir hedefi vardır. Şu an tüm dünyada doruk noktasına ulaşmış olan, Kapitalizmin ve Liberalizmin en büyük başarısı “Kültürel ve Ahlaki Yozlaşmanın” temellerinin nasıl atıldığını gösteren bir oyun.
Oyunculuklarda Öğretmen Yelena rolünde Hazal Uprak’ı çok beğendim. Kim bilir, belki de bire bir aynı karaktere ve dünya görüşüne sahip olduğum için! Öğrenciler ise biraz daha genç yaşta oyunculardan seçilebilirmiş. 2 perde ve ara dahil 1 saat 35 dk. süren oyunda, dekor standart ve bakımsız bir Sovyet evini aynen yansıtmış, başarılı. Kostümlerde öğrencilerin giysileri dönemin ilerisinde kalmış. Müzik desteğinde ise döneme ait SSCB marşları daha fazla kullanılabilirmiş.
Bu oyunu Öğretmenler, Öğrenciler ve çocuklarını ahlaklı yetiştirmek isteyen Veliler muhakkak izlemeli. Ama çocuklarını ne olursa olsun, hangi yolu seçerse seçsin, ne yaparsa yapsın da çocuğum birinci ve başarılı olsun diyen VELİLER özellikle izlemeli! İzlemeli ve ESERLERİNDEN UTANÇ duymalı …
Öylece Durur Zaman / Müze Gazhane
Gazetecilik, Savaş Acıları, Savaş Fotoğrafçılığı ile AHLAK arasındaki ilişkileri irdeleyen bir Mehmet Ergen rejisi. Seyirciye mesajlar vererek, sorular sorarak gelenekselleşmiş bakış açılarını sorgulatan bir oyun. Örneğin benimde her zaman aklıma gelen şu soru ve yanıtı var oyunda: ”Neden bir gazeteci önünde bir çocuk ölürken ona yardım etmez de fotoğraf çekmeye devam eder ?”
Oyunun ana konusu Savaşların yarattığı travmalar. Oyunun ödüllü yazarının bu acıları yaratan ülkenin bir vatandaşı olması ise ilginç bir tezatlık oluşturmakta. Irak’ta savaş fotoğrafçılığı yaparken ağır yaralanıp, bir süre komada kalan, sonra iyileşip ülkesine dönen Sarah ile uzun süredir birlikte yaşadığı erkek arkadaşının, bu travma sonrasındaki inişli çıkışlı öyküsü anlatılıyor. Oyuncuların hepsi başarılı ama özellikle sorunlu, sert, soğuk, geçimsiz gazeteci Sarah rolünde Sevil AKI ile oyunun “Barbie” kızı Pervin BAĞDAT daha akılda kalıcı. Hele de Pervin Bağdat oynadığı uçuk kaçık, sadece eğlenmeyi isteyen, saf, komik, seksi genç kız rolü ile oyuna büyük enerji katmakta. Her 2 kadın karakterlerin birbirlerine olan zıtlığı oyunun vermek istediği mesajlar ile paralellik teşkil ediyor.
2 perde ve ara dahil 2 saat süren oyunda, dekor oldukça başarılı. Yine bir Barış Dinçel ustalığı söz konusu. Tavandaki camlara sahne geçişlerinde yansıtılan video görüntüler ve görüntülerdeki savaş sahneleri oldukça sarsıcı. Müzik ve Işık oyunla uyumlu, kostümler inandırıcı.
Dünyada Kötüler kadar İyilerinde olduğunu fakat İyilerin dünyayı düzeltmek anlamında ellerinden bir şey gelmediğini anlatan etkileyici bir dram.
Kahvaltıya Kalsana / Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi
Yeni nesil, bencil, sorumsuz, birçok kötü alışkanlığa sahip, doğurmak üzere olan hamile bir genç kız ile herkesten uzakta, yalnız, aşırı düzenli, tek düze bir hayata sahip orta yaş üstü bir memurun inişli çıkışlı ilişkisini anlatan sevgi dolu bir komedi.
İngiliz Ray COONEY ile Gene STONE’un yazdığı oyunu, muhalif oyunları ile çok sevdiğimiz Ragıp Yavuz ülkemize uyarlamış. Yönetmen, oyun broşüründe ki söylemi ile “En başa döneyim ve yeni mücadeleme İnsandan başlayım” demiş! Bununla birlikte keşke uyarlama değil de orijinal şekli ile sahneye koysaymış daha inandırıcı olurmuş. Çünkü oyunda yaşananların ülkemizde yaşanma şansı hemen hemen yok. Sevgi, insanlık, yardımseverlik, merhamet mesajlarının bol olduğu oyunda oyuncular Can Ertuğrul ve Derya Çetinel çok başarılı. Rollerine tam uymuşlar.
2 Perde ve ara dahil 1 saat 50 dk. süren oyunda, dekor muhteşem! Öyle ki bir apartman dairesi neredeyse birebir sahneye konmuş. Hele de mutfakta ki detaylar inanılmaz ince düşünülmüş. Barış Dinçel ustaya bir kez daha tebrikler! Işık, Kostüm, Müzik desteği kusursuz.
İstanbul seyircisinin oyunlarda ki “FOTOĞRAF VE VİDEO ÇEKME GÖRGÜSÜZLÜĞÜ” ile artarak devam ediyor maalesef! Artık bu sorun çekilmez bir hal aldı, çare bulmak gerek. Ya yanındaki seyirciler sert bir şekilde müdahale etmeli ya da kimi Bölge tiyatrolarında olduğu gibi sahne görevlileri bu görgüsüzleri lazer ışık ile uyarmalı.
Sevginin, ilginin, karşılıksız yardımın nice kötülükleri yenebileceğine, nice kötüleri değiştirebileceğine dair sevimli, sıcak bir komedi. Kaçırmayın derim.
Küçük Bir İş İçin Yaşlı Bir Palyaço Aranıyor / Küçükçekmece CKSM
3 Yaşlı ve işsiz Palyaço, gazetedeki bir iş ilanı için ıssız bir bekleme odasında buluşurlar. Geçmişte beraber çalışmış eski dostlardır. Maddi durumları artık kötüdür. Bu işe çok ihtiyaçları vardır. İşe seçilmek için gösterdikleri rekabet, eski dostluklarının önüne geçebilecek midir?
Beklerken eskilerden konuşmaya başlarlar. Anılarını tazeler, güler, eğlenir, hüzünlenirler. Yaşlanmanın ve artık istenen niteliklere sahip olamamanın sıkıntılarını yaşarlar. Ki bu saptama oyunun aslında temel mesajını da belirliyor. Hangi sektörde olursanız olun, yeni dünya düzeni belli bir yaşın üzerindeki çalışanlara karşı çok acımasız. Oyunda “Godot’u Beklerken” konsepti açıkça kendini gösteriyor. Yazarın o oyundan etkilendiği net. Oyuncular Tolga Tekin, Cüneyt Mete ve Turan Günay eşit derecede başarılı.
Tek perde ve 80 dk. süren oyunda dekor çok etkileyici. Sahneye derinlik kazandıran dev kapı özellikle dikkat çekiyor. Kostümler ve makyajlar muhteşem. Işık, müzik ve efektler başarılı. Oyunun ortalarında tempo düşüyor, monoton bir sürece giriliyor. Ama sona doğru Palyaçoların hünerlerini sergilemeye başlaması ile birlikte tekrar akıcılık sağlanıyor.
Komedi ile başlayıp drama evrilen, yaşlanmanın, işsizliğin, çaresizliğin, beklemenin acılarını yansıtan etkileyici bir oyun.
Haramiler / Kağıthane Sadabad Sahnesi
Musahipzade Celal’in 3 farklı oyununun (Aynaroz Kadısı – Fermanlı Deli Hazretleri – Atlı Ases) birleştirilmesi ile oluşturulmuş, Geleneksel Tiyatro ile Modern Tiyatronun bir potada eritildiği, eğlenceli, sürükleyici, keyifli bir müzikal komedi.
Bol ödüllü ve efsanevi “Şark Dişçisi” ve “Şekerpare” oyunları ile gönüllere taht kuran Engin Alkan’ın bu oyunu, o oyunlar ile aynı konsepte sahip. Fakat o oyunların bir miktar gerisinde kalmış. Bunun nedeni olarak bu sefer 3 farklı oyunun birleştirilmesi söylenebilir. Konu olarak ta, devletin ve adaletin başındaki kişilerin, devleti ve halkı değil de, şahsi menfaatlerini ve çıkarlarını öne çıkarmaları, hırsızlıkları, nasıl birer HARAMİYE dönüştükleri anlatılıyor. Hristiyan olsun Müslüman olsun Din tüccarlarının halkı nasıl kullandıkları da oyunun diğer bir mesajı. Ara dahil 3 saat 10 dakikalık süresi ile hayatımda seyrettiğim en uzun oyun. Dolayısı ile oyun dönüşünüzü bu bilgiye göre planlamanızda fayda var.
Oyuncu ekibi komple başarılı. Ama özellikle Eda Hatun rolünde Pelin Budak, Kamer rolünde Aslı Altaylar, Anlatıcı rolünde Elçin Atamgüç ve tabii fırıldak Kadı Yakup rolünde Zafer Kırşan daha dikkat çekmekteler. Makyaj – Kostüm – Işık ve Müzikler tartışmasız ödüllük seviyede. Özellikle makyajlara bayıldım. Çok özenli ve anlam yüklü. Bu görkemli mutfak unsurlarına uymayan tek şey dekordu. Hareketli ve değişken dekor diğer unsurlara göre biraz sönük – vasat kalmış. Bu arada belirteyim, oyunda Muhafazakar seyircileri rahatsız edecek sahnelerde var.
Haramileri tarih boyunca hep çevremizde gördük. Gördükçe kızdık, öfkelendik, lanet okuduk. Haramileri bu sefer de sahnede bir görün ve bu sefer bol bol gülün …
Callback / Mecidiyeköy Stüdyo Sahne
Türk Tiyatrosunda eksikliği giderilmeye çalışılan “Yerli Yazar – Yerli Oyun” sorununa çözüm sunan başarılı bir gerilim oyunu. Konusu Çekmeköy’de geçen, bizden karakterler ve bizden olaylara sahip oyunun keşke ismi de Türkçe olsaymış diye düşündüm. Oyun boyunca bir sürü isim buldum aklımda oyuna çok daha yakışan.
“Callback” sahne sanatlarında Yönetmen Görüşmesi demek. Yönetmen ya da Yapım ekibi, akıllarına yatan oyuncuları görüşmeye çağırır. Bu ekibin oyuncuyu beğendiğini, tanışmak istediğini, gerekirse tekrar bir deneme çekimi yapmak istediği anlamına gelmektedir. Oyunun konusunda gelirsek, kırkına merdiven dayamış fakat hayali olan oyunculuğa bir türlü kavuşamamış Seren, bu durumu takıntı haline getirmiş, hatta bu takıntı bir nevi deliliğe yol açmıştır. Bu deliliğin sonunda da ödüllü bir yönetmeni kaçırarak, evinin bodrumuna zincirler. Aklınca oyunculuğunu yönetmene gösterecek ve yeni vizyona girecek filmin başrolünü alacaktır. Karşısındaki tehlikeli ve psikolojik sorunları olan kadını gören Yönetmen, oradan kurtulmak için stratejiler geliştirecektir. Tabi karşılıklı konuşmalar ülkemizdeki Sinema TV Dizi sektöründeki çarpık ve adaletsiz noktalara da parmak basacaktır.
Tek perde ve 70 dakika süren oyun son derece sürükleyici. Gerilim bir an bile düşmüyor. Konu nereye varacak merakla takip ediyorsunuz. Oyuncular Eray Cezayirlioğlu ve Zuhal Acar (Ki oyununda yönetmeni) oyunu yaşayarak oynuyorlar, başarılılar. Dekor bir bodrum katını aynen yansıtmış. Müzik desteği yok. Işık ve kostümler oyun ile uyumlu. Yalnız oyunun finalinde önemli bir mantık hatası var. Oyun boyunca zeki ve sinsi karakterine şahit olduğumuz yönetmenin, olayların tüm kaydını yapan kamerayı Bodrum katında bırakması bence mantıksız olmuş. Kamerayı alıp götürmeliydi.
Sinema Televizyon Dizi ve Tiyatro sektöründe çalışanların çok daha ilgi ile izleyeceğini düşündüğüm bu başarılı oyunu herkese tavsiye ediyorum.
Sessizlik! Kayıttayız! / Pursaklar Devlet Tiyatroları Sahnesi
Fransa’da Yılın en iyi komedi oyunları arasında adaylığı bulunan, interaktif, kahkahası bol, sürprizleri bol, keyifli bir komedi. Yönetmen Buğra Koçtepe ve tüm ekibi tebrik ederim. Şu ana kadar bu sezon için izlediğim en iyi komedi diyebilirim.
İlginç bir tesadüf ki, oyunun yazarlarının (2 yazarı var) diğer bir oyunu olan “Berlin Berlin” komedisi de henüz 3 hafta önce izlemiştim. Birbirlerine benzer yanları oldukça fazla, oyunun aynı yazarlardan çıktığını hissedebiliyorsunuz. Oyun bir film çekim ekibinin hikayesini anlatıyor. Ekipte işler son derece karışık, kimin eli kimin cebinde belli değil. Aşk ilişkileri, çıkar ilişkileri, entrikalar bolca mevcut. Biz izleyiciler de filmin Figüranları rolündeyiz :) Bu nedenle sahne ekibi ile seyirci arasında devamlı bir iletişim var. Bir ara kim oyuncu kim seyirci gerçekten karıştırdık! Oyunun sevilmesinin, keyif alınmasının en büyük faktörü de bu iletişim.
Oyuncuların hepsi çok başarılı. Tek tek sayamıyorum ama özellikle Yönetmen Yardımcısı rolünde Ceyhun Gen, Lola rolünde Dilan Serinyel ve Rose rolünde tecrübeli oyuncu Saliha Karahasan oldukça etkileyici bir performans sergiliyorlar. Dekor, Işık ve kostüm desteği oyunla uyumlu. Bence oyunun olmayan tek kısmı, oyunun ilk başlarında konuya biraz geç girilmesi ve monoton tonda başlaması. Oyun tek perde ve 1,5 saat sürmekte.
Gülmek, eğlenmek, yaşadığımız şu sıkıntılı dönemlerde biraz olsun Ferahlamak istiyorsanız bu oyunu kesinlikle kaçırmayınız.
Berlin Berlin (Duvarın Gölgesinde Bir Komedi) / Cüneyt Gökçer Sahnesi
Soğuk Savaş dönemini yeni kuşak bilmez. Orta yaş kuşak zor hatırlar. Tiyatro dünyasında da o dönemi anlatan oyunlara pek rastlanmaz. İşte bizlere o dönemi anlatan, öğreten, hatırlatan çok keyifli bir komedi. Bu bağlamda Yönetmen Tayfun Güneyer ve tüm ekibe öncelikle teşekkür etmek isterim.
Berlin’in Doğu tarafında yaşayan yeni evli genç çift, baskıcı komünist düzenden bıkmış ve özgür! kapitalist dünyayı temsil eden Batı tarafına geçme hayalini kurmaktadırlar. Genç kadın, Berlin Duvarı’nın dibindeki bir evde yaşayan yatalak hasta bir kadına bakmak için işe girer. Ama asıl plan, evin altındaki gizli mahzene inmek ve Berlin Duvarı’nın altından geçen gizli tünelleri kullanarak Batı Berlin’e kaçmaktır. Ama yaşlı kadının çapkın oğlu efsanevi Doğu Alman Gizli Servisi STASI’nin önemli bir ajanı çıkınca işler karışır.
2 Perde ve ara dahil 2 saat 10 dk. süren oyunda, 1. ve 2. Perdenin başında Berlin Duvarı, Soğuk Savaş dönemi ve STASI hakkında video görüntüler eşliğinde o döneme ait bilgiler veriliyor ki bunu seyirci açısından son derece faydalı buldum. Oyun boyunca çok sert bir Sosyalizm eleştirisi ve Batı Kapitalizmine övgüler var. Ama bu Özgür ! Batının ezilen dünya halklarına o dönemden bugüne getirmiş olduğu özgürlükleri görünce de (Vietnam, Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Gazze gibi) hangi sistem daha iyiydi sorusu ister istemez akıllara geliyor.
Oyunculuklarda başrolde ki yeni evli çifti canlandıran Kardelen Göktaş ve Samet Sünbül çok başarılı. STASI Ajanı İnanç Keteci, CIA Ajanı Serkan Yanar ve STASI Albayı Elif Yalçın da keza akılda kalıcı. Her perde için yarı bir dekor yapılmış. İlk perdede bir Doğu Alman evi, 2.perdede ise bir STASI karargahı inandırıcı bir şekilde sahneye konmuş. Sadece her 2 dekorda da camdan çok kısıtlı görünen Berlin Duvarı, arka planda ve çok daha büyük olarak resmedilseymiş bence çok daha etkileyici olurmuş. Çoğu seyirci camdan görünen yerin Berlin Duvarı olduğunu oyunun sonunda anladı. Kostümler dönemi yansıtmakta.
Soğuk Savaş dönemini bilmek, öğrenmek, o dönemden dersler çıkarmak günümüz jeopolitik stratejisi için çok önemli. Mesela Rusya’yı eski gücüne kavuşturan Putin eski bir KGB ajanı iken STASI’de de görev almış. Bu bağlamda hem yakın tarihi öğrenmek hem de bolca gülmek için bu oyunu kesinlikle izlemenizi öneririm.
Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi / Şinasi Sahnesi
Bu tek kişilik oyunu 5 yıl önce İstanbul Şehir Tiyatrolarında Levent Üzümcü oyunculuğunda izlemiş ve kelimenin tek anlamı ile bayılmıştım. Muhteşem bir oyundu. Oyunun yazarı ve yönetmeni Cengiz Toraman beydi. Şimdi Cengiz bey bu etkileyici oyunun yazarlık ve yönetmenliğine, oyunculuğunu da ekleyerek ustalık işini tamamlamış, tebrikler!
Oyun Osmanlı’nın son döneminde geçiyor. Girit’te yaşayan ve çok sevilen Demirci Rüstem ve ailesi, İngilizlerin ve onlara UŞAK olmayı çok seven Türk işbirlikçilerinin bir oyunu ile haksız yere İstanbul’a sürülüyor. Dürüst ve cesur bir insan olan Rüstem kısa zamanda İstanbul’da da ünleniyor. Oğlu Cemal’de elbette babasının izinden gidiyor. Tek perde ve 1,5 saat süren oyunu kimi zaman hüzünle ama çoğu zaman gülerek ve keyifle soluksuz izliyorsunuz. Geleneksel Türk Tiyatrosundan ve Meddahlıktan esinlenen oyunun başarısında şüphesiz Cengiz bey ustalığının çok büyük payı var. Sık sık seyirci ile etkileşime girerek (Hatta bazen sahneye çıkararak!) seyircinin oyuna bağlanmasını sağlıyor. Babalar ile Oğullar arasındaki genelde hiç açığa çıkarılamayan sevgi üzerine seyirci ile yaptığı dertleşme de unutulmayacak türden hüzünlü.
Dekor olarak Kahverengi Sarı (nostaljik) tonlarda, eski Girit ve İstanbul resimlerinden oluşmuş dev bir arka plan kullanılmış. Devlet Tiyatroları web sitesinde detaylı olarak görebilirsiniz. Kostümler döneme uygun ve inandırıcı. Işık, Müzik desteği ve şarkılar güzel fakat özellikle oyunun başlarında arka planda müziğin devam etmesi kimi replikleri bastırmakta.
Günümüz dünyasında artık neredeyse hiç göremediğimiz Dürüstlük, İnsanlık, Komşuluk İlişkileri, Yardımseverlik ve İnsan Sevgisi üzerine bir oyun izlemek istiyorsanız bu oyunu muhakkak seyrediniz.
Sefiller / Nilüfer Sahnesi
Victor Hugo’nun ölümsüz eseri Sefiller oldukça uzun bir romandır. Türkçe çevirisi yaklaşık 2.000 sayfadır. Karakter çok, olay bol, süreç de uzundur. 1815 – 1832 yılları arasındaki Fransa’da yaşanan toplumsal bozulma, fakirlik, sınıf ayrımı ve insanoğlunun önyargılarının değişememesi ana konusudur.
Böyle bir eseri sahneye taşımak cesaret ister. Daha önce bu cesareti Ankara Devlet Tiyatrosu göstermişti ki maalesef o oyunu başarısız bulmuştum. Hem de çok büyük bir bütçe, dekor, kostüm, oyuncu sayısından oluşmasına rağmen. Ben bu tip uzun ve derin konulara değinen oyunların sahneye konmaması gerektiğini düşünenlerdenim.
Ritim Yapım bu zor eseri hem sahneye koyarak hem de bir adım daha atarak turnelerle Anadolu’da ki tiyatro severlere ulaştırarak ülke tiyatro sanatı adına büyük bir iş yapmakta. Öncelikle tebrik etmek isterim ekibi. Oyun tek perde ve 1,5 saat. Dolayısı ile kitaptaki birçok konu ve karakter çıkarılmış zorunlu olarak. Ekmek çaldığı için tüm hayatı boyunca suçlanan Jean Valjean’ın hayat hikayesi anlatılmış. Günümüzde de olduğu gibi kimse neden bu adamın ekmek çalmak zorunda kaldığını sorgulamamış ?
Oyunculuklarda Merve Köse ve Ziver Armağan Açıl (Aynı zamanda oyunun yönetmeni) öne çıkmakta. Dekor doğal olarak çok güçlü değil. Arka planda video görüntüler olsaymış belki mekanlar daha iyi yansıtılabilirmiş. Kostümler döneme uygun. Işık ve Müzik desteği ise iyiydi. Oyunun sonunda oyuncular sahneyi terk etmiyor, isteyen seyirciler ile fotoğraf çektiriyor, bu sosyal medyayı çok seven halkımız için oldukça cazip olabilir!
Halen turnede olan bu oyun, şehrinize geldiği zaman muhakkak gidip izleyiniz. Bilet fiyatları da son derece uygun. Bu şekilde tiyatro emekçilerine destek vermiş olursunuz.
Ahududu / Kastamonu Belediyesi Nikah ve Konferans Merkezi
Dünya tiyatrolarında en çok oynanan komedilerden birisi olan, Joseph Kesselring’in “Arsenic and Old Lace” adıyla yazmış olduğu, Nedim Saban tarafından da Türkçe’ye ve ülkemize başarılı bir şekilde uyarlanmış bir oyun. 1944 yılında “Arsenik Kurbanları” ismi ile sinemaya da aktarılmış ve büyük gişe başarısı elde etmiş.
“AHUDUDU” olarak ülkemize uyarlanan oyun 2016 yılından bu yana tam 9 yıldır çoğu zamanda kapalı gişe olarak sahnede. Tabi bu başarıda oyunun 2 yaşlı kız kardeş karakterini canlandıran Suna Keskin ve Melek Baykal’ın muhteşem oyunculuklarının büyük payı var. O kadar ustalar ki bırakın seyirciyi bence her tiyatro oyuncusu bu oyuna gidip tiyatro sanatı ve kariyerleri adına dersler çıkarabilir. Oyunun konusu da son derece ilgi çekici. Hiç evlenmemiş 2 kız kardeş, babalarından kalan konakta, bir küçük odayı kiralığa çıkarmışlardır. Bu odayı kiralamaya gelen, kimsesiz, umutsuz ve genelde yaşlı insanları ustalıkla zehirleyerek “Huzura” kavuşturmaktadırlar!
2 perde ve ara dahil 2,5 saat süren oyunda 2 büyük usta dışında 2 oyuncuyu da çok beğendim. Dr. Einstein rolünde Selim Tezin ve Sadist Yeğen Halim rolünde Murat Turhan da çok etkileyicilerdi. Dekor son derece inandırıcı, detaylı ve başarılı idi. Hele de böyle bir dekoru, özel bir tiyatronun turneye çıkarması büyük cesaret ve emek işidir, Tiyatrokare’yi bir tiyatro sever olarak tebrik etmek isterim. Kostümler keza çok iyi ve döneme uygundu. Oyun öncesi, arası ve oyunda çalan Türk Sanat Müziği eserleri de muhteşemdi. Oyunun olmayan yönleri ise (Bana göre elbette) ilk perde ve oyunun başlarında konuya çok geç girilmesi (ki oyunun süresini de gereksiz uzatmış) ve Deli yeğen Zeki rolünde yönetmenin değil de başka bir oyuncunun oynamaması olmuş.
Şu anda Anadolu turnesinde olan bu oyunu tiyatroyu seven her bir izleyicinin muhakkak seyretmesi gerekli. Şehrinize gelirse kaçırmamanızı öneririm. Suna Keskin ve Melek Baykal gibi ustalar bir daha bu sahnelerde zor görülür.
Öksüzler / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
İstanbul Şehir Tiyatrolarının geleneksel Genç Günler Festivali ve Genç Tiyatrosu ilk defa iyi bir oyun çıkaramamış maalesef! Oyun metinsel içeriğinden kurgusuna, oyunculuklardan finaline kadar oldukça yetersiz ve başarısız.
Dışarıdaki kötücül dünyadan izole ve mutlu bir şekilde yaşayan genç çiftin hayatını bir anda alt üst eden sorunlu, sadist, psikolojik olarak sorunlu bir erkek kardeş oyunun ana konusu. Bu sorunlu kardeşin karı koca arasında yarattığı problemler oyun boyunca bitmiyor. (Ki Türk aile hayatında da sık sık karşılaştığımız bir sorun) Oyunun başarısız olmasındaki en büyük etken aslında Yazar Dennis Kelly. Birçok farklı konuya değinmeye çalışırken işin içinden çıkamamış ve hiçbir konu hakkında seyircinin aklında kalıcı net bir mesaj verememiş.
Tek perde ve 70 dk. süren oyunda oyunculuklar da yetersiz ve duygusal aktarım açısından etkisiz. Oyunu yaşayamadıkları ve rol yaptıkları bariz şekilde belli oluyor. Oyunun tek güzel yanı dekoru ve ışık düzeni. Orta üst düzey bir evin oturma odası başarılı bir şekilde sahneye konmuş. Tavandaki dikdörtgen ışıklı bloklar görselliği zenginleştirmiş. Oyundaki gerilime ve repliklere göre renk değiştirmesi de etkileyici.
Her oyuna gidecek vaktiniz yoksa ve bir oyun elemek durumunda kalırsanız bu oyunu seçebilirsiniz.
Sadakat / Üsküdar Stüdyo Sahnesi
Evli çiftler arasındaki Aldatma, sadakat anlayışı, ayrılmalar, gidip gelmeler ve tek taraflı bağımlılıklar üzerine etkileyici bir dram. Kendisini birçok kez aldatmış olan kocasına saplantılı bir şekilde bağımlı olan Azra’nın hüzünlü öyküsü.
Yerli bir yazar (İnci Aral) ve bizden bir oyun olunca tabii konu evrensel de olsa daha ilgi çekici oluyor seyirci tarafında. Oyunun giriş kısmın konsept anlaşılıncaya kadar biraz sıkıcı. Kişileri, ilişkileri, konuyu ve formatı anladığınız an (Oyuncular birbirlerine değil seyirciye karşı konuşuyor oyun boyunca) oyun ilgi çekici olmaya başlıyor. Oyunculuklarda Azra rolünde Esra Akbaş ve Ferda rolünde Eray Cezayirlioğlu başarılı, cazibeli ve güzel baldız rolünde de Ceren Narinoğlu etkileyici. Sadece kız kardeşler fiziksel olarak biraz daha birbirlerine benzer seçilebilirmiş.
Tek perde ve 80 dk. süren oyunda dekor çok sade ve ilginç. Her bir oyuncu için ayrılan 4 ayrı platform, ayaklı mikrofon ve sandalye var sahnede. Kostümler ve ışık desteği güzel. Arka plandaki video görselleri ise gereksiz buldum.
Çevremizde maalesef artık daha da fazla görmeye başladığımız Aldatma ve Sadakatsizlik üzerine, yapılan yanlışların ve bağımlılıkların insanları hangi olumsuz noktalara götürebildiğini anlatan bir oyun.
İnsandan Kaçan / Mecidiyeköy Büyük Sahne
Fransız devrimi öncesi, Fransız zenginlerinin yaşadığı (ki devrime de sebep olan) şatafatı, ahlaksızlıkları, ikiyüzlülükleri, adaletsizlikleri ve çıkarcılıkları eleştiren bir Moliere komedisi. Oyun 17.yüzyılda yazılmış ama hala günümüzde bu rezilliklerin geçerliliğini koruması da ayrıca üzüntü verici.
Tek perde 1,5 saat süren oyunun 2 perdeye bölünmemiş olması bence en önemli eksisi. Çünkü özellikle ilk yarım saatte karakterleri ve oyun kurgusunu anlayana kadar sıkıcı bir süreç var. Girişte yazdığım özelliklere sahip Fransız zenginlerine karşı savaş açan, doğruluktan ve dürüstlükten ayrılmayan Alceste’nin zorlu mücadelesi ve güzel ama çıkarcı Celimene’e olan umutsuz aşkı anlatılıyor.
Oyunculuklarda Alceste rolünde Emre Ön ve Celimene rolünde Fatma Nazlı Kurbal başarılı, etkileyici. Dekor 17.yüzyıl Fransa saraylarının şatafatlı bir salonunu tam olarak yansıtmış. Ama kostümleri ve makyajları özellikle belirtmem lazım, net olarak ödüllük. Kostümlerde ki zarafete ve ince detaylara hayran kaldım, oyunun web sitesinde sizlerde görebilirsiniz. Işık desteği yerinde ama müzik desteği zayıf kalmış.
Geçmişte Fransız ve Avrupa Aristokrasinin yaşadığı, şimdilerde dizi ve sinemalarda gösterilen zengin ünlülerin yaşadığı pırıltılı ortamların gerçek yüzünü gösteren oyun, bu ortamlara heves eden özellikle genç ve hırslı nesillere önemli uyarılarda bulunuyor.
Vanya Dayı / Mecidiyeköy Büyük Sahne
Sanat (Mesela Tiyatro) Halk için mi yapılmalı? Yoksa Sanat için mi yapılmalı? Doğru olan elbette Halk için yapılması ama ülkemizde yıllardır halka ve seyirciye çok ta önem vermeyen “HAKİM ZÜMRE” tarafından “Sanat” için yapıldığı çok açık. (Örnek olarak, geçen sezon seyircinin hiç sevmediği ve anlamadığı MEDEA MATERIAL oyunu tiyatroyu yöneten güçler tarafından ödüllere boğuldu???)
Çünkü yıllardır seyircinin hiç sevmediği, sıkıldığı, anlamadığı, yarısında terk ettiği Çehov, Gogol, Dostoyevski gibi klasikler ısrarla ama ısrarla sahnelere konuyor. Elbette Tiyatral açıdan bu oyunlar zengin olabilir, kaliteli olabilir, Tiyatro akademisyenleri – yönetmenleri - oyuncuları çok sevebilir ama seyirci sevmiyor bu oyunları! Artık Hakim Zümrenin bunu anlaması lazım. Israr edilecekse Yerli ve bizden olan oyunlarda ısrar edilmeli. Örnek olması açısından Karacaoğlan – Mevlana - Pir Sultan – Yunus Emre gibi bizden olan değerler sahneye konmalı. (Ki halkımızın bu değerleri çok ta iyi tanımadıklarını yakından biliyorum) Yakın Türk tarihi hiç yok mesela sahnelerde? Kıbrıs üzerine bir oyun gördünüz mü hiç? Turgut Özakman’ın “Çılgın Türkler Kıbrıs” kenarda bekliyor mesela yıllardır? İlla yabancı yazar olacaksa da çağdaş ve yakın modern zaman yazarları tercih edilmeli. Lütfen Seyirci ve Halk için tiyatro yapın artık!
Oyuna gelecek olursak, Vanya Dayı rolünde Süleyman Atanısev ve Doktor rolünde Tolga Evren çok başarılı. Dekor Rus kırsalındaki bir çiftlik evini güzel yansıtmakta. Ama oyunun başında 2 oyuncunun tavukları yönetmesini anlamsız buldum. Yağmur efekti etkileyiciydi. Kostümler dönemi yansıtmış ama bazı oyuncuların modern tarz ayakkabıları kostümlerine uymamış.
Sahnelerimizde seyircilerin güleceği, ağlayacağı, düşüneceği, öfkeleneceği kısaca DUYGU VEYA MESAJ ALABİLECEĞİ oyunlar görmesi dileğiyle…
Gidion'un Düğümü / Müze Gazhane
Çocuğuna TANRI gibi tapan, her dediğini yaparak şımartan, kusurlarını göremeyen, gördüğünde örtbas etmeye çalışan YENİ NESİL ebeveynleri ve Eğitim sisteminin bu tip sorunlarda ki yetersizliğini ağır şekilde eleştiren, çok başarılı ve sürükleyici bir Ersin Umulu rejisi.
Tek perde ve 85 dakika süren oyunu seyirciler soluksuz izliyor. Çünkü konu hemen hemen herkesin şu an çevresinde yaşadığı sorunları dile getiriyor. 11 yaşındaki çocuğu okuldan 5 gün uzaklaştırma cezası alan bir Edebiyat Profesörü kadın, konuyu konuşmak üzere cezayı veren Öğretmeni görmeye gelir. Veli Öğretmen görüşmesi ilerledikçe inanılmaz ve çok acı gerçekler su yüzüne çıkacaktır. Annesinin gözünde dahiyane bir şair olan çocuk mu haklıdır yoksa çocuğu psikolojik sorunlara sahip bir psikopat gören Öğretmeni mi haklıdır?
Oyuncular Özge Özder ve Özgür Kaymak oyunu çok iyi özümsemişler. Konsept gereği sık sık seyircilerin yanına gelip oturmaları, seyircinin de oyuna tam katılımını sağlıyor. O kadar başarılı ve konsantreler ki ağladıkları sahnelerde bile içtenlikleri derinden hissedilebiliyor. Dekor olarak çok renkli bir okul sınıfı sahneye konmuş. Sınıf tahtasındaki Mitolojik Tanrılar ilgi çekici. Oyundan önce de Fuaye de seyircileri teneffüsteki çocuk sesleri karşılıyor.
Oyunun ismi “Gordion’un Düğümü” efsanesine atıfta bulunuyor. Gordion’un düğümünü hiç kimse çözmeyi başaramamıştır. Kehanete göre çözecek kişi Asya’yı fethedecektir. Büyük İskender de bunun üzerine Gordion’a gelir ve düğümü çözmeye çalışır. Çözemeyince ve sabrı tükenince sinirlenir, kılıcı ile düğümü ortadan ikiye keser. Bu efsanede ki mesajda sorunların sabırla ve itina ile çözülmesi mi yoksa kaba kuvvetle ve hızlıca çözülmesi mi doğrudur? Oyundaki sorunlu çocuğun ismi de Gidion’dur. Oyunun bana mantıklı gelmeyen tek yönü ise (ki bu yazar ile ilgili bir durum) sınıfın 5. Sınıf ve çocukların da 11 yaşında olması! Yaşanan olayları gördüğümüzde yaş seviyesinin 14-15 yaş seviyesine çıkması daha gerçekçi olurmuş diye düşünüyorum.
Yeni nesil Anne Babaların, çocuklarının hatalarını görmezden gelenlerin, bu sorunlu nesil ile karşı karşıya olan Eğitim camiasının kesinlikle izlemesi gereken, ders niteliğinde çarpıcı ve sürükleyici bir oyun.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü / Congresium Ankara
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bu en ünlü romanı, Türk toplumunun Meşrutiyetten Cumhuriyete nasıl evrildiğini ve bu değişime nasıl adapte olduğunu ironik tarzda anlatan okuması zor bir romandır. İşte bu zor romanı sahneye uyarlamak daha da zor ve cesaret işidir. Bu zor sahnelemenin başarı ile altından kalkan Yönetmen Serdar Biliş’i öncelikle tebrik etmek isterim.
Ama bu başarıyı daha da taçlandıran şüphesiz tam 55 farklı ve canlandırması da oldukça zor karakteri tek başına büyük bir performans ile oynayan büyük oyuncu Serkan Keskin! Gerçekten sahnede devleşiyor. Sahneye, dekora, kostüm değişimlerine, karakter değişimlerine olan hakimiyeti olağanüstü. Bu oyuna özel aldığı her bir ödülü hak etmiş.
Oyun içine kapanık, önyargılı, geleneksel muhafazakar tarzda büyütülmüş ama daha sonra Modernizimle tanışan Hayri İrdal'ın trajikomik hayat hikayesini anlatıyor. Oyun aslında sadece tiyatro değil, bir sinema ve tiyatro birlikteliği. Çünkü sahnenin ortasındaki dev elips ekranda oyunun diğer karakterleri (ki onları da Serkan Keskin canlandırmış) ile Serkan Keskin devamlı iletişim halinde. Bir ekran bir sahne şeklinde zekice bir kurgu yapılmış! Raylara döşenmiş devamlı değişen hareketli dekor, yapılması riskli olmakla beraber son derece başarılı olmuş. Kostümler, ışık, müzik sorunsuz.
Olmayan 2 yönü var oyunun. Birincisi hemen hemen herkesin şikayet ettiği, 2 saatlik bir oyunun tek perde olması! Kesinlikle katılıyorum, çünkü artık seyirci 1,5 saate bile dayanamıyor. 2 perde olmalıymış. Özellikle 1.saat sonunda birçok seyirci oyundan kopuyor, monotonlaşma başlıyor. Diğer konuda aşırı yüksek bilet fiyatları. Elbette müthiş bir bütçe harcanmış, bu net, ama hiç değilse 3.kademe bilet fiyatları bir öğrencinin veya orta direk ailenin alabileceği fiyatlara çekilmeli. Yapım firmasının dikkatine!
Büyük bir yazarımızın ünlü bir romanını, sahnelerde büyük bir reji ve oyunculuk ile izlemek istiyorsanız bu oyunu kaçırmamanızı öneririm.
Gergedanlar / Mecidiyeköy Büyük Sahne
Totaliter rejimleri, hakim güce tapınmayı, halkın yanlış olduğunu bilse de çoğunluğa tabii olmasını, hatta bu gaye için insanlıklarını terk edip hayvanlaşmalarını (Gergedan) eleştiren absürt bir komedi.
1959 yılında yazılmış oyunda, bir Fransız kasabasında yaşayan insanların girişte anlattığım nedenlerden dolayı, bilerek ve gönüllü olarak insanlıklarını terk edip Gergedanlara dönüşmesi anlatılıyor. Bu kasabada yaşayan ve aykırı bir tip olan Berenger ise bu dönüşüme sonuna kadar karşı çıkacak, insanlığından vazgeçmeyecektir.
Enerjik, hareketli, fiziksel beceri dolu ve oldukça aktif bir oyun. Oyunda az yer almasına karşın danslar ve oyuncu uyumları etkileyici. Oyunculuklarda başroldeki Hakan Kahraman başarılı. Oyunun başında seyirciyi devasa bir Gergedan maketi karşılıyor. Sonra bu maket parçalara ayrılarak modüler ve hareketli bir dekora dönüşüyor ki akılda kalıcı. Işık desteği güçlü, Kostümler dönemi tam yansıtmış.
Oyunun dışına çıkarak önemli bir sorunu dile getirmek isterim. Tekel sahnesi tadilata girdiği için İstanbul Devlet Tiyatrolarında sahne sorunu var bu sezon. Devlet Tiyatroları yönetiminin acilen en az 2 adet sahneyi bölgeye kazandırması gerekli.
Günümüzün en büyük ve temel sorunu bence insanların giderek (Başta ülkemizde) insanlıklarını kaybetmeleri. İşte bu oyun tam da bu acı gerçeği seyircilerin yüzüne vuruyor ve dersler almasını umut ediyor.
Muallak / Mecidiyeköy Stüdyo Sahne
“NE söylediğin değil NASIL söylediğin önemli !” fikrini ilke edinmiş absürt bir komedi.
Oyunda evli bir çift var. Bu çiftin birebir aynı kelimelere ve metne sahip konuşmaları 5 farklı bölümde seyirciye sunuluyor. Ama her bölümde kelimelerin söyleniş tarzı, mimikler ve hareketler sertleşiyor. İlk bölümde birbirine ölesiye aşık bir çift, son bölümde birbirlerine fiziksel şiddet uygulayan birer canavara dönüşüyor. Ama konuştukları her kelime aynı her bir seviyede. Dolayısı oyunun ana fikri İletişimde ve ilişkilerde hareketlerinizin, gözlerinizin, mimiklerinizin, tarzınızın sözlerden çok daha etkili olduğu üzerine.
1 Perde ve 80 dakika süren oyunda oyuncular Begüm Atak ve Can Yılmaz başarılı bir performans sergiliyorlar. Fiziksel olarak ta zor sahnelerin olduğu oyunda dekor ve ışıklandırma da modern çizgiler kullanılmış. Müzik akılda kalıcı. Oyunun olmayan kısmı olarak fazla süresini gösterebilirim. 5 bölüm 80 dk. yerine 3 bölüm 1 saat bence seyirci tarafında daha etkili olurmuş. Çünkü özellikle 3.bölümde seyirci kurguyu artık anladığı için oyun fazla tekrara giriyor, monotonlaşıyor. Ayrıca oyuncuların söylediği canlı şarkılar da olmayabilirdi diye düşünüyorum.
Ülkemizin bence en önemli sorunlarından birisi İLETİŞİM TARZI! Sokakta, trafikte, toplu taşımada, kadın erkek ilişkilerinde, okullarda, SİYASETTE anlatmak istediğinizi olması gereken tarzda anlatamadığınız için kavgalar, sorunlar, nefretler hiç bitmiyor. İşte bu oyun tam da bu soruna çözümler sunuyor. Çözümlerin örnek alınması temennisiyle…
Eyvah Nadir / CSO Ada Ankara
Tek kişilik komedi türünde hayatımda seyrettiğim EN İYİ OYUN diyebilirim. Tek perde ve 1 saat 20 dakika boyunca gülmekten, gülümsemekten, kahkaha atmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Bu başarıda büyük pay sahibi oyuncu Koray Karaca ve Yönetmen Ali Meriç beyleri gönülden tebrik ederim.
Oyun Meddahlık ve Geleneksel Türk Tiyatrosu üzerine kurgulanmış. Meddahlık, taklit ve canlandırmalarla dinleyiciyi eğlendirmek amacıyla öykü anlatma sanatı ki bu oyunda bu sanat gerçekten zirve yapıyor. Oyun broşüründe Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun Meddahlık üzerine verdiği çok değerli bilgiler var. Oyun son derece dürüst, doğru, saf ve iyi bir insan olan Nadir’in hayat hikayesini anlatıyor. Bu ülkede bu niteliklere sahip olan çoğu vatandaş gibi kaybetmeye ve ezilmeye başlayınca, Nadir de ülkenin istediği İNSAN! tipine dönüşmek zorunda kalıyor. Ama sonunda ne yaparsa yapsın içindeki insan sevgisi ve doğruluktan ta ayrılamıyor.
Oyuncu Koray bey sahnede gerçekten mucizeler yaratıyor. Yaklaşık 20 değişik karakteri başarı ile canlandırıyor. Özellikle kadın karakterleri canlandırması uzun yıllar akıllardan çıkmayacak türde iyi. Seyirci ile çok etkileşimli bir oyun. Hatta bir seyirci oyunun neredeyse yarısında yardımcı oyuncu gibi oynuyor. O yüzden en önden bilet alan seyirciler, lütfen hazırlıklı gidin :) Dekor sade, arkada video desteği oyun boyunca devam ediyor. Koray beyin kıyafet değişimleri ve hızı da takdire şayan.
Tam 8 sezondur sahnelerde olması başlı başına oyunun başarısının çok büyük bir ispatı. Ankara Devlet Tiyatrosunun bu oyunu turneler ile Türkiye’de ki her bir şehre muhakkak götürülmeli. Tiyatroya hiç gitmemiş insanların bile çok seveceği bu oyunu “Ölmeden Önce izlenmesi gereken 100 değil 10 oyun“ arasına koyuyorum.
Gölge / Müze Gazhane
İstanbul Şehir Tiyatrolarının geleneksel “Genç Günler” festivali, repertuara oyun kazandırmaya devam ediyor! Genç Tiyatro son yıllarda ki başarısına bu sezon “Gölge” ve “Öksüzler” oyunlarını da eklemiş.
“Gölge” oyunu tiyatro yazarı olmaya çalışan bir genç kız ile bir firmada çalışan sevgilisi arasındaki inişli çıkışlı ilişkiyi baz alıyor. Bu ilişkinin yönünü belirleyen argüman ise İç Ses! İç Ses (Gölge) insanların hayatları boyunca kabul etmediği, bastırdığı, söylemek isteyip te söyleyemediği taraflarını temsil ediyor. Gerçek hayatta kolay kolay devreye girmeyen bu İç Seslerimiz eğer karşı tarafa ifşa edilirse de neler olabileceğinin acı örnekleri sergileniyor.
Tek perde ve sadece 50 dk. süren oyunda, oyun yazarı Yağmur Topçu ve Yönetmen Ahmet Kahvecioğlu aynı zamanda oyunun başrol oyuncuları. Rollerinin altından başarı ile kalkıyorlar. Vücuda gelmiş iç ses rolünde de Berfin Berber görev almakta. Dekor oldukça sade, bir apartman dairesinin oturma odası. Giysiler oyun ve zamanımız ile uyumlu. Işık desteği başarılı. Oyunun bir eksiği olarak finali söylenebilir. Daha net daha anlaşılır ve aceleye getirilmeden yapılabilirmiş.
Yeni nesil evliliklerde biliyorsunuz ve görüyorsunuz ki boşanmalar çok fazla. Bunda en önemli etkenin evlilik öncesi çiftlerin birbirlerini yeterince tanımaması olduğunu düşünüyorum. İşte bu oyun tam da o konu üzerine düşündüren mesajlar veriyor. Bu yüzden özellikle bu aşamada olan çiftlerin oyunu seyretmeleri faydalarına olacaktır.
Bir Ziyaret / Ümraniye Sahnesi
Ödenekli tiyatrolar bu sezona ünlü İsviçreli oyun yazarı Friedrich Dürrenmatt ile başladı ! Önce Devlet Tiyatrolarında “Büyük Romulus” sonra Şehir Tiyatrolarında “Bir Ziyaret”. (Ki oyunun asıl ismi “Yaşlı Hanımın Ziyareti”dir, neden ismi değiştirilmiş anlayamadım ?) İlginç bir tesadüf deyip oyun eleştirisine başlayalım.
Gençliğinde sevgilisi Alfred tarafından aldatılıp, kasaba ahalisinin de desteği ile kovulan, çocuğunu kaybedip kötü yola düşen Claire, yıllar sonra dünyanın en zengin kadını olarak geri döner. Yoksulluk içindeki kasaba halkına bir servet vaat eder. Fakat son derece zor bir şartı vardır ki bu şart kasabalıları ve Alfred’in hayatını alt üst edecektir. Oyunun verdiği ana mesaj Kapitalizm ve Paranın insan üzerindeki değişmez hakimiyeti üzerine. Ayrıca Avrupa’nın ikiyüzlülüğü, Din Tüccarları ve Yanlı Medya da şiddetle eleştiriliyor.
2 Perde ve 2 saat 50 dakika gibi çok uzun bir süreye sahip oyun beklentilerimin altında kaldı. (Ki başarılı yönetmen Yıldırım Fikret Urağ’ın ilk defa bir oyununu sevemedim) Çünkü oyun tiyatrodan farklı türdeki birçok sanat dalına gereğinden fazla yer veriyor. Sinema, Animasyon, Video Grafikler, Konseri andıran gösteriler, müzikler, danslar ile oyun tiyatro olmaktan çıkmış. Görkemli müzikal bir şova dönüşmüş. Mesela oyunun hemen başında öyle anlamsız bir animasyon var ki oyun maça 1-0 yenik başlıyor. Diğer yandan şarkıların süre olarak fazlalığı ve yüksek ses seviyesi de oyunun olmayan yanlarıydı. Çoğu seyirci ilk perde sonunda oyunu terk etti maalesef.
Oldukça zengin bir oyuncu kadrosuna sahip oyunun yıldızı şüphesiz Tiyatronun duayenlerinden Şebnem Köstem idi. Claire rolünde harika bir performans sergiledi. Özellikle sesindeki o farklı tını beni yıllarıdır büyülemekte. Dekor, kostümler, ışık desteği kusursuz. Hatta ödüllük düzeyde. Oyunun başında oyuncuların bir kısmı seyircileri salonda karşılıyor. Ayrıca oyunun sonunda interaktif bir seyirci oylaması da var.
Görkemli, şatafatlı, yüksek sesli, ışıklı, müzikal gösterileri seven izleyicilerin beğeneceği fakat benim gibi klasik tiyatro seyircisinin çok zevk alamayacağı bir oyun. Bununla birlikte oyuncuların ve ekibin çok büyük bir emeği var elbette, özellikle teşekkürlerimi iletirim.
Büyük Romulus / Mecidiyeköy Büyük Sahne
Romulus Augustus (Genellikle "Küçük Augustus" veya “Küçük Romulus” olarak anılır), tarihte hüküm sürmüş son Batı Roma İmparatorudur. Yazar Friedrich Dürrenmatt tarihte gerçekten yaşanmış olayları, biraz değiştirerek ve içine komedi de katarak seyirciye sunmuş. Örnek olarak Küçük Romulus’un lakabını ilginç ve sıra dışı fikirleri nedeni ile Büyük Romulus olarak değiştirmiş.
İlginç diyorum çünkü bu İmparator uyarlamada (Gerçekliği ispatlanmamış) aşırı derecede savaş karşıtı, eylemsiz ve barış yanlısı olarak anlatılmakta. Öyle ki ülkesi işgal edilirken kılı kıpırdamıyor. Hatta ülkesi işgal edilsin diye çaba sarf ediyor! Takıntı haline getirdiği Tavukları ile ilgileniyor! Tabi bu durum çevresinde büyük tepki çekiyor. Oyunun kimi mesajlarına katılmakla birlikte, İmparatorun ülkesi için yapmadıklarına katılmak elbette mümkün değil. Savaş karşıtlığının çözümü ihanet olmamalı.
Oyunculuklarda Romulus rolünde Erşan Utku Ölmez öne çıkmakta. Sahneye hakimiyeti ileri düzeyde. Ayrıca bence oyunun en sempatik yanı olan Tavuk Grubunun başındaki Anlatıcı Ayşegül Erkutay’da çok başarılı. Özellikle mimik, konuşma tarzı ve hareketleri çok inandırıcı seviyede. Dekor, kostüm, ışık ve müzikler kusursuz. Koreografi de geçen senenin yıldız oyunu “Lysistrata” izleri bolca görünmekte. Sibel Erdenk – Barış Erdenk imzası ve kalitesi hissedilmekte. Oyun tek perde ve 1 saat 40 dk. sürüyor.
İsrail ve ABD emperyalizminin doruk yaptığı ve soykırıma dönüştüğü bu zamanlarda, savaş karşıtlığı üzerine keyifli bir komedi izlemek isterseniz bu oyunu kaçırmamalısınız.
Radyo-yu Hümayun / İzmir Devlet Tiyatrosu - Bornova Bozkurt Kuruç Sahnesi
Osmanlı’nın son döneminde 1910 İstanbul’un da geçen, etliye sütlüye pek karışmayan, fazla mesaj içermeyen, eğlenceli, keyifli bir müzikli komedi. Gerek dünyada gerekse de ülkemizde ki şu sıkıntılı günlerde biraz nefes alıp gülebilmeniz için iyi bir fırsat.
Bir konakta becerikli kalfaları ile birlikte yaşayan Paşa çocukları Hayri Bey ile Hayrünnisa Hanımın çevresinde gelişen komik olaylar anlatılıyor. Birbirleri ile hiç anlaşamayan kardeşlerin aşklarına ulaşma çabaları da oyunun gidişatını belirliyor. Oyunculuklarda Hayri bey rolünde Fuat Şarbalkan oyunun itici gücü. Ses gücü ve söylediği şarkı etkileyici idi. Ayrıca Kalfa Efser rolünde Betül Işık ve Tanburi Mehmet bey rolünde Sezer Akçe de dikkat çeken diğer oyuncular.
Oyun 2 perde ve 2 saat, ara dahil. Dekoru etkisiz ve vasat buldum. Özellikle Paşa Konağı daha etkileyici olabilirmiş. Kostümler dönemi iyi yansıtmış, özenilmiş ve başarılı. Işık ve müzik desteği yerinde. Orkestra başarılı. Müziklerin oyunda çok fazla yer tutmaması da bence güzel tercih olmuş, sıkılmıyorsunuz. Oyuncular 2 sahnede seyirci ile keyifli bir etkileşime de girmekte.
Geleneksel Türk Tiyatrosundan izler taşıyan bu keyifli ve eğlenceli oyunu henüz seyretmemiş İzmir seyircisine ve turne ile şehrinize gelirse diğer tiyatro severlere tavsiye ediyorum.
Quasimodo - Notre Dame'ın Kamburu / DasDas Sahne
Öncelikle 2025 – 2026 Tiyatro sezonunun tüm Tiyatroseverler ve Tiyatro sanatı ile uğraşanlar için mutlu ve başarılı geçmesini temenni ederim. Sezonu Direklerarası Tiyatro Ödülleri 2023 "Tek Kişilik Performans" ve Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri 2022 "En İyi Uyarlama Ödülü" alan Quasimodo ile açtık.
Aldığı bu ödülleri hak eden, tek kişilik, tek perdelik, bir Notre Dame’ın Kamburu uyarlaması. Victor Hugo’nun bu ölümsüz eserindeki ana karakterler ve genel kurgu baz alınarak yapılmış sürükleyici bir oyun. Kambur, çok çirkin, topal ve tek gözü yaralı Kilise Zangoçu (Zangoç, Kilisede çan çalma ve temizlikten sorumlu hizmetli demek) Quasimodo’nun güzel çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkı ve kendisini kıza sevdirme çabası anlatılıyor. Paralelde de Kilise baskısının, Din Tüccarlarının ve Feodal yönetimlerin halkı sömürmelerinin eleştirisi var.
Normalde onlarca karakterden oluşan bu romanın uyarlamasında sadece 4-5 önemli karakter kullanılmış. Oyuncu Muharrem Uğurlu aldığı tüm ödülleri ispatlarcasına tüm bu karakterleri ustalıkla canlandırıyor. Kullandığı maskeler ile oluşan karakter değişimlerindeki becerisi üst düzey. Ses gücü ve seyirciye hakimiyeti de (Seyirci ile 3 kez interaktif iletişime girmekte) keza başarılı. Kostümü döneme uygun. Dekor olarak sadece bir kutu, bir ip (Kilise çanı için) ve maskelerin takıldığı 3 adet askılık var. Işık ve müzik desteği yerinde. Sadece kimi repliklerde arka planda müziğin devam etmesi söylenenleri anlamamızı engelliyor. Repliklerde müzik devam etmese sözler daha etkili ve anlaşılır olur.
Halen Anadolu turnesinde olan bu oyun eğer şehrinize gelecek olursa kesinlikle kaçırmamalısınız. İstanbul seyircisi iseniz de ilk fırsatta bu oyuna gitmenizi öneririm.
Thyestes / Nazım Hikmet Kültür Merkezi
Eski Roma’lı Devlet adamı ve oyun yazarı Seneca’nın yazdığı oyun, Tiyatro dünyasında “İntikam Trajedisi” türünün en bilinen örneklerinden birisidir. Sahneye koymakta cesaret işidir. Bu cesaretlerinden dolayı her geçen gün güçlenen, çalışkan Ankara’lı Genç Tiyatro topluluğu SOSYAL SAHNEYİ öncelikle tebrik ederim. Ama bu oyun olmamış maalesef !
Tek perde ve 1 saat süren oyun, Thyestes'in, ikiz kardeşi ve aynı zamanda Argos şehri kralı olan Atreus'un karısını ayartmasını; daha sonra da Atreus'un ondan öç almasını anlatır. İntikam şekli oldukça acımasızdır. Atreus Thyestes'in çocuklarını öldürecek ve etlerini ona yedirecektir. Oyun boyunca metin gereği aralıklı devam eden bağrışmalar, söylenmesi gereken replikleri bastırdığından çoğu yerde seyirci hiç bir şey anlamıyor. Keza sahne geçişlerindeki haykırışların anlamını da çözemedim ? Zaten oyunu izlemeden önce muhakkak oyunun kitabını okumamız veya en azından özetini okumanız gerekiyor. Yoksa hayatınız boyunca seyrettiğiniz en anlamsız oyunla karşılaşabilirsiniz.
Oyunculuklar vasatlık ile amatör seviye arasında gidip gelmiş. İsim verebileceğim bir oyunculuk göremedim maalesef. Dekor ve Işık düzeni başarılı iken Kostümleri oldukça yadırgadım. Böyle bir dönem oyununda oyuncuların giysileri atlet ve şorttan müteşekkil olmamalıydı bence.
Sosyal Sahnenin Youtube kanalında her an izleyebileceğiniz bu oyun Türkiye’de ilk defa sahnelenmiş. Çeviriyi de ekibin kendisi yapmış. Umarım ileriki dönemde bu başarılı topluluk daha iyi oyunlar çıkarırlar.
Misafir / Antalya Devlet Tiyatrosu Sahnesi
Almanya’ya sıkıntılı ailevi sorunları nedeni ile zorunlu olarak gitmek zorunda kalan ve gerek fiziki gerek ruhsal büyük yaralar ile geri dönen Gurbetçi Musa’nın trajikomik hikayesi. Bu hüzünlü hikaye Musa’nın da üyesi olduğu YAREN KÜLTÜRÜ çerçevesinde çoğunlukla komedi tarzında seyirciye sunuluyor.
Oyunun ilk kısmı aslında oldukça sıkıcı. Çünkü halkımızın (Ben de dahil) çokta bilmediği bir Yaren Meclisi ile oyun açılıyor. Bu bölümü anlamak için Yaren Kültürünü bilmek gerekli. Özellikle Çankırı ve Kastamonu’da etkin olan Yarenlik, Orta Asya geleneklerimiz ile Ahilik kültürünün karışımı bir yapıya sahip. Konukseverlik, cömertlik, cesaret, kahramanlık, yiğitlik, yardımlaşma ve dayanışma üzerine bir dost meclisi Yarenlik. Gurbete gidip geri dönen “Alamancı” Musa üyesi olduğu bu mecliste hareket ve davranışlarından dolayı tepki ile karşılaşır, meclisten çıkarılmasına karar verilir. Bu duruma kızan Musa gurbet hikayesini anlatmaya başlar. Gerçekler ortaya çıkmaya başlayınca hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı anlaşılacaktır. Ülkemize geldiklerinde (Özellikle eski yıllarda) her zaman farklı gözle bakılan ve kıskançlıkla karşılanan gurbetçilerin aslında Almanya’da ne kadar da zor şartlarda para kazandıklarını, kültürel ve ırkçı baskılara uğradıklarını görüyoruz.
Oyuncu kadrosu çok başarılı. Özellikle Gurbetçi Musa rolünde tiyatromuzun tecrübeli isimlerinden Ahmet Çökmez sahne hakimiyeti ve konsantrasyonu ile oldukça etkili. Kadın oyuncuların erkek rolünde, erkek oyuncularında kadın rolünde olduğu oyunları sevmememe rağmen, bu oyundaki Aile Meclisi sahnesinde gülmekten yoruldum. Erkek oyuncular ailenin yaşlı kadınlarını inanılmaz güzel canlandırdılar. Keza Musa’nın Almanya’da yetişen çocuklarının gurbetçi şiveleri de son derece inandırıcı idi. Işık, dekor, kostümler ve müzikler ise oyunla uyumlu idi.
Almanya’da yaşamış veya yaşamakta olan gurbetçilerimizin ve Yaren Kültürünü öğrenmek isteyecek herkesin muhakkak izlemesi gereken, bizden bir oyun.
Yoldan Çıkan Oyun / Kağıthane Sadabad Sahnesi
Sadece bu sezonda değil tüm tiyatro hayatım boyunca seyrettiğim EN İYİ KOMEDİ OYUNU. Ülkemizde hani en çok bilindiği için örnekleme yapayım, gösterisi boyunca gülmekten yorulduğunuz bir Cem Yılmaz Stand-Up gösterisinden daha yüksek kalitede şahane bir komedi! Başta Yönetmen Lerzan hanım olmak üzere tüm ekibi gönülden tebrik ederim.
2 Perde ve ara dahil 1 saat 50 dk. süren Oyun içinde Oyun, Amatör bir tiyatro topluluğunun klasik bir cinayet oyununu sahnelemesini anlatıyor. Ancak daha perde açıldığı anda yanlış giden olaylar zinciri (Dekorun çökmesi, Aksesuarların kaybolması, Oyuncuların repliklerini unutup doğaçlamaya başlaması) oyun bitene kadar devam ediyor. Tabi bu durdurulamaz şanssızlıklar seyirci tarafında da durdurulamaz bir kahkahaya dönüşüyor.
Oyunculuklarda oyuncu seçimleri de mükemmel. Tüm ekip o kadar uyumlu ve başarılı ki herhangi bir oyuncuyu öne çıkarmam mümkün değil. Ama amatör tiyatronun sahibi ve oyunun anlatıcısı rolündeki Serdar Orçin bir nebze daha dikkat çekmekte. Fiziksel olarak son derece riskli ve tehlikeli sahnelerin olduğu oyunda, ekip bu sahneleri akrobatik bir beceri ile canlandırıyor. Oyunun yapısı gereği tel tel dökülen dekor, ışık desteği, kostümler ve aksesuarlar kusursuz. Zaten bu oyunu herkes çok sevecektir ama Tiyatro sanatının mutfak tarafındaki emektarları özellikle oyuna hayran olacaktır, bundan emin olabilirsiniz.
Sezon sonuna ve İstanbul depremine denk geldiği için gölgede kalan bu muhteşem oyun, gelecek sezonun şüphesiz en sevilen ve kapalı gişe oyunu olacaktır. Birçok ödül de alacaktır. Ama Şehir Tiyatroları yönetimi bu oyunu Mayıs ayında da programa alırsa, seyircisine büyük bir jest yapmış olur, önermek isterim !
Geçmişin Gölgesi / Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi
1980 Darbesine ve Anayasasına Yüzde 91 rekor oy oranı ile destek veren halkımızın, aradan yıllar geçtikten sonra aynı darbe ve yapıcılarına yine aynı oranda lanetler yağdırması, Halkımızın Orta Asya’dan bugüne kadar gelmiş olan “Güce, Güçlüye ve Silah Sahibine Tapınma” geleneğinin en büyük ispatıdır. Bu gelenek bugünde güçlü bir şekilde devam etmektedir. Bu geleneğin en büyük kusuru “Doğruya Doğru demekten çekinmek“ ve Adaletten uzaklaşmaktır.
İşte bu oyun 1980 darbesinde aktif olarak görev almış ve Adaletten Doğruluktan İnsanlıktan uzaklaşmış eski bir Polis ile Doktorun yıllar sonrasındaki hesaplaşmalarını anlatıyor. Tek perde ve 80 dakika süren oyun, darbenin toplum üzerindeki yıllarca süren psikolojik etkilerini gün yüzüne çıkarıyor. Türk Tiyatrosundaki ismini Sahne ve Dekor Tasarımı ile yapan Barış Dinçel’in, yönetmenlik işine el attıktan sonraki yönettiği 4.oyun. Daha önce “Uçurtmanın Kuyruğu” oyununu izlemiş ve yine bu oyun gibi beğenmiştim. Özellikle oyunun ortalarındaki gereksiz tekrarlar seyirciyi bir miktar sıksa da, finaldeki inanılmaz sürprizler ve yükselen gerilim oyuna çok başarılı bir final yaptırıyor.
Vicdansız ve acımasız eski Polis rolünde Ahmet Saraçoğlu ile bir türlü geçmişinden kopamayan pasif bir karaktere sahip doktor rolünde Bahtiyar Engin çok başarılılar. Özellikle Ahmet Saraçoğlu başarılı karakter canlandırması ile soğukkanlı seyircilerde bile büyük nefret hissi uyandırıyor oyun boyunca. Dekor olağanüstü iyi çünkü yine bir Barış Dinçel işi. Arka plana yansıtılan videodaki canlı mahalle görüntüleri oyunu çok gerçekçi kılmış. Aksesuarların verdiği mesajlar zekice düşünülmüş. Eli tüfekli asker kuklaları ile deponun demirli dış tarafı sahneyi bir nevi hapishaneye çevirmiş. Karanlık Işık düzeni de konsepte uymuş.
1980 Darbesini yaşamış herkesin muhakkak izlemesi gereken bir oyun. Ama bence asıl izlemesi gereken kitle, ilk paragrafta yazdığım geleneği yıllarca uygulamaya devam edenler olmalı!
Cambazın Cenazesi / Mall of İstanbul MOİ Sahne
Yazarı Firuze Engin olan oyun, 2015 yılında Afife Tiyatro Ödülleri Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü'nü kazanmış. Oyunun ilginç karakteri Cambaz Rasim’in ölümünü ve sonrasında gömülmesine kadar geçen zaman dilimini anlatan sıcak bir komedi. Fakat oyunun ana mesajı özellikle sahil bölgelerimizi yok eden betonlaşmaya ve çıkarcı müteahhit zihniyetine karşı çıkması.
Daha önce Nilüfer Kent Tiyatrosunda da izlediğim, tek perdelik ve 1,5 saat süren oyun monoton bir tempoda başlıyor. İlk yarım saat konu tam netleşmediği için, seyirci oyuna ortak olamıyor. Karakterlerin net amaçları ortaya çıkınca hem komedi başlıyor hem de oyundan zevk almaya başlıyorsunuz. Oyunda sadece 2 oyuncu var ama onlarca karakteri inanılmaz bir başarı ile canlandırıyorlar. Karakter geçişleri (Kostüm ve aksesuar değişimleri dahil) çok hızlı olmasına rağmen, her bir karakteri aynen sahneye yansıtıyorlar. Bu anlamda Ünal Yeter ve Bülent Seyran’ı özellikle tebrik ederim. Birbirleri ile olan uyumları da dikkat çekici. Seyirci ile olan etkileşimleri de oyunu renklendiren diğer bir unsur.
Oyunun sosyal medya tanıtımları biraz yanıltıcı. Elbette oyun bir komedi ama tanıtımlarından sanki bir Stand-Up tarzı gösteri olduğunu sanıyorsunuz. Kimi seyircilerde bu duruma da şahit oldum. Halbuki ortada ödüllük bir konu var, güzel bir hikaye var, dram unsurlarını da barındıran. Sanırım tanıtımlar gişeye yönelik düşünülmüş. Parçalı Dekoru ve aksesuarları çok efektif buldum. Müzikler akılda kalıcı, ışık desteği yerinde.
Doğayı, ağaçları ve yeşili sevenlerin, betonlaşmaya ve müteahhit terörüne karşı olanların seveceği bu güzel komediyi, (neredeyse unutmak üzere olduğumuz) GÜLMEK isteyen herkese tavsiye ederim.
Üç Kişilik Medeniyet / Eylül Sahnesi
Liberal ve Kapitalist Ekonominin en önemli savunucularından olan bir Profesör ile geçmişte onun asistanlığını yapmış Doçent karısının harika görünen bir evlilikleri vardır. Birbirlerine olan sevgileri imrenilecek düzeydedir.
Yakınlarında yaşanan bir hırsızlık sonucu, kaçan suçlu bu kusursuz ailenin sokağında polis tarafından sıkıştırılır. Karı koca bir anda paniğe kapılırlar. Hem bu paniğin etkisi ile hem de aynı anda evlerine gelen Kapıcı Veysel efendinin devreye girmesi ile seyirciyi şok edecek gerçekler ve itiraflar su yüzüne çıkmaya başlar. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir !
Tek perde ve 1 saat süren oyunun ilk yarısı komedi, ikinci yarısı Trajedi şeklinde gelişiyor. Oyunun ana konusu evliliklerde yaşanan yalanları, güvensizlikleri ve sıkıntıları anlatsa da arka planda ve özellikle oyunun finalinde siyasi ve sınıfsal mesajlar bolca mevcut. Oyunun olmayan yönü olarak, yıllardır fark edilmemesi son derece zor olan önemli sırların, 5 – 10 dakika içinde ve sıradan şeylermiş gibi hızlıca açığa çıkması sayılabilir. Bana bu kurgu pek inandırıcı gelmedi. Finali de aceleye getirilmiş bir miktar.
Başroldeki Deniz Salman oyunu sürükleyen ana karakter olsa da gerek şivesi gerekse de doğallığı ile Veysel efendi rolünde Ali Hocaoğlu oyunun akılda kalan yönü. Işık ve müzik desteği hemen hemen yok. Dekor olarak tavandan aşağıya sarkan kurşun kalemler tercih edilmiş. Bir evin oturma odası havası pek verilememiş.
Tiyatronet (Yeni adı HouseSeat) üzerinden Türkiye’nin her yerinden ve her anında izleyebileceğiniz bu oyunu, evliliklerindeki sıkıntılara çözüm arayan kişilere tavsiye ediyorum.
Antre / Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi
Kalabalık ve büyük bir şehirde, kocası ve hayatı ile sorunlar yaşayan sıkıntılı genç bir kadının el çantasını bir Kapkaççı genç alır. Yankesici çocuk hızla kaçarken bir apartmanın Antre bölümüne girip saklanmak zorunda kalır. Apartmana giren çıkan kişilerin çokluğundan dolayı bir türlü saklandığı yerden çıkamaz. Apartman sakinlerinin yaşadığı olaylar ve sorunlar hem genç çocuğu hem de izleyiciyi oldukça şaşırtacaktır! Çevrelerinde normal hatta başarılı diye görünen çoğu apartman sakininin aslında o kapkaççı çocuktan çokta farklı olmadıkları ortaya çıkacaktır!
Oyunun ana felsefesi, günümüz toplumunun aslında hiç de masum veya göründüğü gibi olmadığı üzerine. Sosyal medyada veya gittiği mekanlarda 7 – 24 pozitif enerji yayarak mutlu görünen kitlelerin, aslında gerçek hayatlarında ne kadar da mutsuz olduklarını, sıkıntı yaşadıklarını vurguluyor. İlişkilerinin yapaylığını ve çabuk kırılabilir olduğunu da gösteriyor.
Tek perde ve 55 dakika süren enerjik oyun, başarılı oyuncu Elif Yalçın’ın ilk yönettiği oyun ki altından başarı ile kalkmış. Müzik, dans ve hareketlerle anlatılmak isteniyor çoğu mesajlar. (Ki bu durum klasik tiyatro izleyicisini zorluyor!) Hareketli dekoru (ve kostümleri) oyuncular oyun esnasında kurup, kaldırıyor. Koreografi ve Hareket düzeni etkileyici. Oyunculuklarda yankesici rolünde Mesut Elbay ve genç evli kadın rolünde Mekselina Düğdü oldukça başarılılar. Hülya Keli’de yine öne çıkan oyunculardan.
Oyunun olmayan yönlerine gelirsek, öncelikle yüksek müzik düzeyi sayılabilir. Özellikle oyunun başlarındaki yüksek müzik repliklerin duyulmasını engelliyor. Bu müzik seviyesi azaltılmalı. Ayrıca sahnedeki aynadan yansıyan ışık bazı seyircilerin sahneyi net görmesini engelliyor. Bu soruna da ayna yönünü değiştirerek çözüm bulunabilir.
Dans, Müzik ve Hareketlerin öne çıktığı, Fiziksel Tiyatro argümanlarının bolca kullanıldığı bu oyunu, yaşadığımız hayatın görünen (Sahte) ve görünmeyen (Gerçek) kısımlarındaki farklılıklarından rahatsız olan her bir birey izlemeli. Görüneni Görünmeyene yaklaştırma yolunda bu oyun izleyenlere yardımcı olacaktır !
Sana Bir Sır Vereceğim / KATS Sahne
Agorafobi, bir kişinin güvenli olduğunu düşündüğü ortamdan ayrılamamasına neden olan kaygı bozukluğu hastalığıdır. Daha anlaşılır bir ifade ile Agorafobili kişiler, evini tek güvenli ortam olarak gördüğünden günlerce, aylarca hatta bazen yıllarca evlerinden çıkamazlar.
Oyunun konusu ise bu hastalığa yakalanmış, eski bir binanın çatı katında yaşayan, orta yaşlarını artık geçmekte olan ve hiç evlenmemiş bir kadını anlatıyor. Dış dünya ile fiziksel ilişkisi yıllar önce bitmiş ve tek hedefi artık dışarıya çıkmak! Bir gün evine Belediyeden bir Mühendis gelir. Binaları eski olduğundan depreme karşı dayanıklılık tespiti yapılacaktır. Kadın önceleri izin vermek istemez. Ama polis zoru ile sonunda kapıyı açmak zorunda kalır. Karşısına yıllar sonra çıkan ilk erkek olan Mühendis (Ki o da hiç evlenmemiştir) kadında bir takım tutkuları tetikler ve adamdan etkilenir. Mühendiste aslında bir arayış içinde olan, geçmişte hüzünlü olaylar yaşamış yalnız birisidir. Aralarında romantik bir ilişki başlar.
Görünen konu Psikolojik rahatsızlıklar olsa da aslında oyun gerek kadın gerekse de erkek, hayatta umduklarını bulamamış ve doğru kişiyi bulma peşindeki insanları anlatıyor. Duygusal Komedi ile Kara Komedi arasında gidip gelen oyun, sonu son derece sürpriz bir biçimde ve seyircileri de ters köşe yapacak şekilde sonlanıyor.
Tek perde ve 75 dakika süren oyunda, tecrübeli oyuncular Nur Gürkan ve Deniz Salman oldukça başarılı. Özellikle Nur Gürkan Agorafobili bir hastayı oldukça inandırıcı bir şekilde canlandırıyor. Dekor eski bir binanın çatı katı dairesini sahneye aynen yansıtmış, başarılı. Oyun müziği Üstün Akmen Tiyatro Ödüllerinde 2022 yılında “Yılın En İyi Sahne Müziği” ödülünü almış. Müziği nahif ve dinlendirici olmakla birlikte ödüllük seviyede de bulmadım.
Tiyatronet (Yeni adı HouseSeat) üzerinden Türkiye’nin her yerinden ve her anında izleyebileceğiniz bu oyunu, orta yaş ve üzerinde olup, hiç evlenmemiş ya da evlenip ayrılmış ve bir arayış içinde olan kişilerin daha çok seveceğini düşünüyorum.
Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım / Ümraniye Sahnesi
31 Mart Ayaklanması ile 1971 Muhtırası arasındaki Türk Siyasi dönemini anlatan keyifli bir komedi. ABD tarafından desteklenen sağ iktidarların, halkın dini ve milli duygularını kullanarak sömürmesi ve kullanması oyunun ana fikrini oluşturuyor.
Fakir ve dürüst Vicdani ile Zengin ve kurnaz Efruz’un çocukluktan büyümelerine kadar yaşadıkları sınıfsal farklılıkların yaşamlarına etkileri de ülkenin diğer bir acı yönünü ortaya koymakta. Türk Tiyatrosunun şüphesiz gelmiş geçmiş en başarılı oyunu “Keşanlı Ali Destanı” yönetmeni büyük usta Haldun Taner’in yazdığı oyun, yakın dönem en başarılı kadın yönetmenlerimizden (ki birçok ödül alan “Yaftalı Tabut” oyunu ile akıllarda kalan) Yelda Baskın’ın yönetiminde seyirciye neşeli anlar yaşatıyor.
Oyunculuklarda Vicdani rolünde Emrecan Karakurum özellikle 2.perde de ve finalde çok başarılı. Karakteri ile özdeşleşen fiziksel görünüşü başarılı bir oyuncu seçimi olmuş. Birçok farklı karakteri canlandıran Alp Tuğhan TAŞ’ta dikkatleri çeken diğer bir oyuncu. Dekor oyunun içeriğine göre oldukça zayıf kalmış. Daha yaratıcı bir dekor beklerdim. Müzikler ve şarkılar oyuna uyumlu. Ses iletiminin ve netliğinin mükemmele yakın olması oyunun artılarından.
Oyunun olmayan yönlerine gelirsek, öncelikle sadece 1 kadın oyuncunun kadroda olup, birçok kadın karakteri diğer erkek oyuncuların canlandırması hiç olmamış. Kadro sıkıntısı mı başka bir teknik neden mi çözemedim ? Ayrıca birçok seyircinin de şikayet ettiği gibi, ilk 20 dakika oldukça karışık, aceleye getirilmiş ve anlaşılmazdı. Daha sakin ve anlaşılır bir giriş yapılabilirmiş.
2 Perde ve 3 saat süren oyun, akşam seansında 23.30’da bitiyor! O saatten sonra İstanbul’da ki ulaşım ve güvenlik sorunları Şehir Tiyatroları yönetiminin hiç umurunda değil! Yıllardır söylüyoruz ama bu problemi çözecek empatisi yüksek bir yönetici maalesef hala çıkmadı. Diğer yandan oyun broşürlerindeki kalite her geçen gün artıyor. Bu konuda da aynı yönetimin ilgili birimini tebrik etmek isterim. Her seyirci oyundan önce muhakkak broşürün her bir sayfasını okumalı, oyunu çok daha iyi anlayacak ve sevecektir. Ayrıca bu broşür yapısının DEVLET TİYATROLARINA da örnek olmasını her zaman dile getiriyorum ama o kurumda da bu konuda bir gelişme yok maalesef.
Yakın dönem Türk siyasi tarihini ve başta ABD olmak üzere dış ülkelerin halkımıza yaptığı kötülükleri görmek, öğrenmek ve ilerisi için dersler çıkarmak adına herkese bu keyifli oyunu tavsiye ediyorum.
Bir Gün Eksik Bir Gün Fazla / Üsküdar Stüdyo Sahnesi
Yıllardır birbirlerine küs olan 2 kız kardeş, aile evinde ve Pandemi döneminde, yaşlılara uygulanan kısıtlama nedeni ile zorunlu olarak buluşmak zorunda kalırlar. Birlikte intihar etmeyi düşünmektedirler. Yılların hayal kırıklıkları, özlemleri, suçlamaları ve anıları bir hesaplaşma biçiminde gün yüzüne çıkacaktır.
Tek perde ve sadece 55 dk. süren bu sevimli oyun, genç seyircilere göre sıkıcı olabilir. Daha çok orta yaş üstü izleyiciler oyunu sevecek, kendi hayatlarından parçalar bulacak, belki de sonunda ağlayacaklardır. Fakat bence oyunu genç seyirciler izlemeli ! Çünkü şu an yaptıkları kimi yanlış ve düşüncesiz davranışların ileride yaşlılık dönemlerinde nelere yol açabileceğini şimdiden görüp önlemini alabilirler ?
Oyunun tüm ana kadrosunun kadın olması ilgi çekici. Tecrübeli oyuncular Funda Eskioğlu ve Özden Çiftçi 2 küskün kız kardeşi çok iyi canlandırmış. Performansları yaşlarına göre ileri düzeyde. Dekor keza çok iyi, nostaljik. Eski yılların ev eşyaları kullanılmış, detaylara dikkat edilmiş. Işık, Müzik ve Kostümlerde oyunla uyumlu. Bu arada hoparlörden verilen dış sesleri anlamsız ve etkisiz buldum, olmasa daha iyi olurmuş. Gereksiz aşırı küfürler de oyunun eksi yönlerinden.
Yaşadığımız hayatın, kendimize dert ettiğimiz birçok sorunun, 1.derece yakınlarımız başta olmak üzere yaşanan küslüklerin aslında ne kadar da anlamsız ve yanlış olduğunu hissettiren bu oyunu orta yaş üstü seyircilerimiz daha çok sevecektir.
Yenilmez / Kağıthane Sadabad Sahnesi
Ekonomik zorluklar nedeni ile yaşadıkları Londra’dan, kırsalda ki bir kasabaya taşınmak zorunda kalan Entelektüel sosyalist bir aile ile kasabada komşu oldukları muhafazakar bir aile arasındaki sosyal, kültürel, siyasi, dinsel ve ekonomik farklılıkları irdeleyen keyifli bir oyun.
İngilizlerin sıra dışı yazarı Torben Betts’in yazdığı oyunda 2 perde birbirinden çok farklı. Ailelerin tanışmasını anlatan ilk perde de komedi unsurları ve siyasi görüş farklılıkları ağır basarken, ikinci perde yaşanan beklenmeyen gelişmeler sonucu oyun trajediye dönüşüyor. Oyun metni anlamında 2. Perde de yaşanan bazı olayların bana mantıksız geldiğini de söylemeliyim. 2 Perde ve ara dahil 2 saat 10 dk. süren oyunda Küfür, Argo ve Cinsellik öğeleri de bolca kullanılmış. Bu oyunun Türkiye’de geçen versiyonunun yazılması ve sahneye konması, yapımcılarına büyük gişe hasılatı bırakır, o tüyoyu da buradan vermiş olayım. Merak edenler için söyleyeyim, “Yenilmez” muhafazakar ailenin kedisinin ismi.
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri iyi. Özellikle entelektüel anne rolünde Nurdan Kalınağa çok başarılı bir performans sergiliyor. Dekor olayı ilginç ve sahnelerde görülmedik türden. Şöyle ki, sahnede ilk önce sadece bir ev iskeleti var. Oyun başlamasına 5 dk. kala evin iç dekoru döşeniyor, ailenin taşınmasını temsilen. Son 5 dk. da yine ailenin evi terk etmesini temsilen eşyalar toplanıp götürülüyor. Güzel düşünülmüş, tebrikler. Kostümler inandırıcı, özellikle Alan’ın İngiltere forması. Oyunun olmayan yönleri de var elbette. Bir kere süresi olması gerekenden uzun tutulmuş. Sıkıcı ve uzatılmış sahneler var. Birçok yorumcunun da belirttiği gibi yeni taşınan ailenin sarhoş olduğu sahne izleyiciyi bayağı bir sıktı. Verdiği mesajlar açısından da, finalde ki “Para her insanı, görüşü, düşünceyi satın alabilir !” mesajı yaşadığımız dünyanın bir gerçeği olsa da beni bir hayli üzdü.
Aileler ve toplumlar arasındaki siyasi, dinsel, ekonomik, komşuluk ve milliyetçilik görüş farklılıklarını izleyiciye yansıtıp, bu farklılıklardan ne gibi dersler çıkarılması gerektiğini anlatan bu ilginç ve başarılı oyunu herkese tavsiye ediyorum.
Kuşdili / Mecidiyeköy Büyük Sahne
Popüler Kültürü, Sosyal Medya takıntısını, Zenginlik ve Gösteriş merakını, Toplumun duyarsızlığını ve hızla artan cahilliğini, Reyting uğruna halka eksik veya yanlış bilgi veren panik TV kanallarını eleştiren, verdiği tüm bu güzel mesajlara rağmen klasik tiyatro seyircisinin anlamakta ve beğenmekte zorlanacağı enteresan bir oyun.
Oyun bitiminde çevremdeki seyircilerin görüşleri benim için önemli bir kıstastır. Oyun iyi mi kötü mü ? Sıkıcı mı eğlenceli mi ? Seyirci size bunu alkışları veya yorumları ile söyler zaten. Bu oyun bitiminde de gördüm ki standart seyirci oldukça sıkılmış, anlamamış. Ki ben de bu gruba dahilim maalesef. Oyunu izlerken sanki İstanbul Devlet Tiyatrolarında 2022 yılından bu yana sahnelenen LİMON oyununu izliyorum sandım. Kurgu ve reji o oyuna çok benziyordu. Yönetmenlerinin aynı kişi (Sn. Semih Kaplanoğlu) olduğunu görünce şaşkınlığım sona erdi. Reji bakış açısı o oyun ile bire bir aynı.
Oyun eşiyle sorunları olan evli bir kadın yazarın yazmaya çalıştığı tiyatro oyunu üzerine. Yazarın yazdığı şeylerin gerçek hayatta gerçekleşmesi işleri karıştırıyor. Yaşananlar bir oyun mu yoksa gerçek mi birbirine karışıyor, arada kalıyorsunuz. 2 perde ve ara dahil 2 saat 10 dk. süren oyunda başrolde ki Eylem Yıldız çok başarılı. Yazarın entelektüel donanımını tam olarak seyirciye yansıtıyor. Dekor günümüzün pahalı modern sitelerindeki bir evin oturma odası ki oldukça başarılı. Detaylara özen gösterilmiş. Işık, Kostüm ve Müzik desteği de oyuna uyumlu.
Şiiri çok seven ve eskiden de yazan birisi olarak (Ki geçmişte kitaba dönüştürelim teklifi de gelmişti), oyunun yazarına ayrıca değinmek isterim. Yazarın oyun içindeki şairane benzetmelerine ve ileri düzeyde ki zekice kelime kurgularına bayıldım ! Yazar Leyla İpekçi hanımı da özellikle tebrik ederim.
Verdiği toplumsal ve sosyal mesajlarına tamamen katıldığım ama bir tiyatro oyunu olarak (uzun süresini de dikkate aldığınızda) takip etmekte ve beğenmekte sıkılma ihtimalinizin yüksek olduğu zor bir oyun.
Medea Material / Küçük Tiyatro
Yunan Mitolojisinde önemli bir yer tutan Medea, Iason ve Argonotlar konularını ele alan, standart – klasik tiyatro seyircisinin anlama ve beğenme imkanının asla olmadığı çok zor bir oyun. Ki oyunun puanından ve seyirci görüşlerinden bu durumu sizler de tespit edebilirsiniz.
Tüm bu konuları daha önceden detaylıca okumuş, araştırmış ve birçok sahnede oyununu da izlemiş olmama rağmen, ben de belli bir noktadan sonra oyundan kopmak durumunda kaldım. Çünkü Yazar Heiner Müller bu oyunu sadece tiyatro profesyonelleri ve akademisyenleri için yazmış, bu net. “Sanat, Sanat içindir” görüşünün bir tezahürü. Avrupa’nın kültür başkenti Viyana’da belki kapalı gişe oynar bu oyun ama ülkemizde tutunma olasılığı çok düşük.
Kalabalık bir kadro görünmesine rağmen oyun aslında tek kişilik. Sadece Sükun Işıtan’ın replikleri var. Diğer oyuncular Koro – Dans ekibi şeklinde sahnedeler. Sükun hanıma muhakkak değinmek isterim çünkü mükemmel ses ve beklenmedik fizik gücü ile muhteşem bir oyun sergiliyor. Ama bu olağanüstü performansta maalesef oyunun anlaşılmasını sağlayamıyor.
Dekor, kostüm, ışık, müzik ve efekt desteği ödüllük derecede kusursuz. Devlet Tiyatroları oyun web sayfasında bu güzellikleri oyuna gitmeden de görebilirsiniz. Özellikle finalde ki mavi renkli ışık huzmesi sahnesi muhteşem kurgulanmış. Oyun fuayede başlıyor. Tek perde ve 1 saat.
Sadece Tiyatro profesyonellerine, yönetmenlerine, hocalarına ve akademisyenlerine önerebileceğim oldukça zor bir oyun.
Köpek Kalbi / Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
Köpek Kalbi, SSCB dönemine ve rejimine yaptığı ağır eleştiriler ile tanınan Rus oyun yazarı Mihail Bulgakov’un en ünlü eserlerinden birisidir. Oldukça ilginç ve Ütopik bir konuya sahip, Kara Mizah ve Hiciv öğelerinden destek alan, Anti-Sosyalist bakış açısına sahip bu oyunu 2 ay önce “Küçük Salon” Tiyatro grubundan Emre Tandoğan rejisi ile izlemiştim.
Şehir Tiyatrolarındaki oyunun genç yönetmeni ise Onur Demircan. Yıllar önce (2011) henüz çok genç bir yaşta iken İstanbul Devlet Tiyatrolarındaki “BIRDY” oyunu ile büyük başarı ve ödüller kazanan (Ki çok beğendiğim oyunlar arasındadır) genç oyuncu, bu başarısını yönetmenliğe de taşımış görünüyor. İlk perde de ki durağanlığa ve gereksiz uzun süresine rağmen, 2.perde de sürükleyicilik kazanan ve etkileyici bir final yapan başarılı bir oyun çıkarmış.
Dünyaca ünlü bir Rus Profesör, Moskova sokaklarından aldığı sahipsiz bir köpeği evine getirir. Yaptığı ameliyatla, genç bir suçlunun hipofiz bezini ve testislerini köpeğe nakleder. Gençleştirme amacı ile yapılan operasyon beklenmedik sonuçlar doğuracaktır! Köpek Şarik değişim geçirerek insan Şarikov’a dönüşmektedir.
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri iyi. Özellikle köpek Şarik rolünde Caner Çandarlı çok etkileyici. Köpekten insana olan dönüşümdeki fiziksel hareketleri akıllarda kalacak türden başarılı. Fakat bazı oyuncuların birden fazla karakteri seri şekilde canlandırması pek olmamış. Koşarcasına kostüm, makyaj ve karakter değiştiren oyuncular bu zorluğun üstünden gelse de aynı kişiyi 1 - 2 dakika içinde farklı biçimlerde görmek inandırıcılığı azaltmış. Keşke her bir karakter için farklı oyuncular seçilseymiş. Dekor, ışık, kostüm ve müzik destekleri ise mükemmele yakın düzeyde. Özellikle köpek Şarik’in kostüm, makyaj, bakış ve hareketleri son derece inandırıcı. Oyunun sıkıntılı bir yanı da uzun süresi. Oyunu okuyanlar veya izleyenler bilir ki oyun tek perde de bitecek kısa bir oyun. 2 perde ve ara dahil 2 saat 10 dakikalık bir konu yok ortada. Özellikle oyunun hemen başında çok uzatılmış gereksiz sahneler var.
Sahnelerde alışık olunmadık bir konuya sahip bu etkileyici oyunu her tiyatro sever muhakkak izlemeli. Kapitalist ve Liberal görüşe sahip insanların daha çok seveceği de aşikar…
İkinci Perdenin Başı / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
Tiyatro dünyasında herkesin yıllardır çok iyi bildiği ama asla açıkça söyleyemediği tüm kirli ve karanlık ilişkileri, adam kayırmaları, haksızlıkları, torpilleri, despot yönetmenleri ve yönetici kaprislerini büyük bir cesaretle sahneye aktaran muhteşem bir oyun ! Hem genç yönetmen Alp Tuğhan Taş’ı bu cesur oyunu için hem de Şehir Tiyatroları Yönetimini böyle bir “Kral Çıplak” oyununu repertuara aldıkları için tebrik ederim.
Genç ve psikolojik sorunları olan bir tiyatro oyuncusu Muhsin, sektörün en ünlü yönetmenlerinden Afet’in açtığı bir oyuncu seçmesine girecektir. Ama elinde olmayan sebeplerden dolayı geç kalır, seçme saati geçmiştir. İçeri girip girmemekte kararsızdır. Hayata olan son kurşununu kullanır ve büyük bir cesaretle içeri girer. İdolü olan Yönetmenle inanılmaz noktalara varacak olan bir fikir tartışması başlar. Tiyatro dünyasının tüm kirli ve karanlık yüzü her iki tarafın itirafları ile gün yüzüne çıkacaktır. Kaprisli ve despot yönetmenler başta olmak üzere her soruna değinilir. (Ki yakın zamanda ben de şahit oldum ki, yönettiği bir oyunu SEYİRCİ PUANLAMASINA VE YORUMUNA KAPATAN megaloman yönetmenler, oyun ekibine ve oyuncu kadrosuna neler yapmaz düşünemiyorum !)
Oyunculuklar çok iyi. Gerek Alp bey gerek Ebru Hanım sahnedeki gerilimi inanılmaz iyi yansıtıyorlar. 1 perde ve 1 saat 5 dakika nasıl geçiyor anlamadım çünkü oyun çok sürükleyici. Tiyatroda benim için çok önemli olan Dekor – Işık – Kostüm ve Müzik desteğini hiç aramadım çünkü oyunun yapısı bu öğelere ihtiyaç duymamakta. Tek problem bence finali olmuş. Çok daha net, anlaşılır ve açık bitirilse daha iyi olurmuş.
Bu oyun 2024 yılı Genç Günlerde sahneye konan bir Genç Tiyatro oyunu. Yani Şehir tiyatrosunun içinden çıkmış oyunlardan. Gerek bir önceki seneden “Çingene Boksör” gerekse de bu oyun gösterdi ki, Genç Tiyatro çok iyi oyunlar çıkarıyor. Hem Genç Günlerde bu oyunların sayısı artırılmalı hem de sezona Genç Günlerden birden daha fazla oyun aktarılmalı görüşündeyim.
Tiyatro dünyasının içindeki her bir birey bu oyunu ne olursa olsun izlemeli. Muhakkak kendilerinden bir iz bulacaklardır. Ama bence asıl izlemesi gereken kitle, yukarıda anlatılan negatif özelliklere sahip Tiyatro Yönetmenleri ve yöneticileri olmalı. Belli bir yaştan sonra değişmek çok zor olsa da, belki oyundan bir feyz alarak bundan sonrası için doğru olan yöntemleri tercih ederler…
Işıltılı Haşerat / Atatürk Kültür Merkezi
Zenginliğe ulaşma yöntemlerini, Zengin olma hırsını, Yeni Dünya Düzenini ve birbirleri ile gösteriş için ölümüne yarışan yeni nesli eleştiren, antikapitalist bir oyun. Vermiş olduğu doğru mesajlarına tamamen katıldığım çok ilginç ve başarılı bir yapım. Yönetmen Emre beyi ve ekibi tebrik ederim.
İlginç diyorum çünkü oyunda sahnelerde çok nadir rastlanan öğeler var. Bir kere oyun 10 dakika erken başlıyor ! (Bu nedenle oyuna erken gidiniz) Seyirciler yerleşirken oyuncular oyuna başlamış oluyorlar. Diğer bir farklılık, seyircilerin sahnede, oyuncuların ise seyirci koltuklarında olması ! Seyirciler içinden isteyen 15-20 kişi sahnenin içine alınıp, sağlı sollu sandalyelere oturup oyunu sahnenin içinden izliyorlar konsept gereği.
Maddi durumu iyi olmayan ve kirada oturan yeni evli çifte bir gün ilginç bir mektup gelir. Kendilerine eski ama büyük bir ev hediye edilecektir ! Tek şart evin tüm tadilatını kendilerinin yapmasıdır. Erkek biraz şüphelense de kadının ısrarı ile eve taşınırlar. Tadilatlar hiç beklenmedik bir şekilde ve tarzda karşılarına çıkacak (Sürprizi bozmamak için detay veremiyorum), hiç ummadıkları şekilde zenginliğe doğru yol alacaklardır.
Oyuncular çok gayretli ve oyuna konsantreler. Evli çift rolüne Zeynep Mataracı ve Tunca Soysal çok başarılı. Canlandırdıkları tüketim düşkünü yeni nesil gençliği tam olarak yansıtmışlar. Dekoru biraz zayıf buldum, özellikle çoğu aksesuarın hayali olarak yansıtılması olmamış. Müzikler güzel, gerilimi iyi yansıtmakta. Oyun aslında küçük sahne veya stüdyo sahne oyunu. Büyük sahnelere verilmemeli. Ses iletiminde sorun yaşanabilir. Büyük sahnede oynanacaksa mikrofon desteği kuvvetli planlanmalı. Tek perde ve 1,5 saat süren oyun 2 perdeye yayılsa daha etkileyici olurdu diye düşünüyorum.
Çocuklarım özel okulda okusun, Hastalanınca en pahalı hastanelere gideyim, en pahalı ve kıskanılan evlerde oturayım, komşularımın arkadaşlarımın önüne geçeyim, hep daha çok daha çok kazanayım, en pahalı düğünü ben yapayım, kimseyle hiçbir şeyimi paylaşmayayım diyen YENİ DÜNYA TOPLUMUNU yerden yere vuran bu oyunu muhakkak seyredin. Ama özellikle yukarıda özelliklere sahip kitle izlemeli bence. Belki hatalarının farkına varıp, bu yarışa dahil olmaktan vazgeçerler.
Yüzyıllık Destan "Bayrak" / Akün Sahnesi
Kurtuluş savaşımızı anlatan ve 3 ayrı oyundan (Ateş – Savaş – Bayrak) oluşan “Yüzyıllık Destan” serisinin son oyunu. 26 Ağustos Büyük Taarruz ile Cumhuriyetin İlan edildiği tarihler arasını anlatıyor. Mudanya Mütarekesi ile Lozan Antlaşmasındaki pek de bilinmeyen tarihsel gerçeklere de değinen, coşkulu ve görkemli bir reji.
Tek perde ve 1 saat 10 dakika süren oyunda oyunculuklar normal düzeyde. Oyunculuklarda Mustafa Kemal Paşa’yı canlandıran Emre Başer yine çok başarılı, oyunun temel taşı. Kısa rolüne rağmen, “Kara Fatma” rolünde Demet Kızılay’da akılda kalan oyunculardan oldu. İsmet Paşa’yı canlandıran karakter ise iyi seçilememiş, hiç benzemiyor. Daha zayıf ve minyon bir oyuncu seçilmeliymiş. Danslar, marşlar ve Koreografi ilk 2 oyunda olduğu gibi çok güzel, kendi içinde uyumlu. Işık ve Müzik destekleri de oyunun artı yönlerinden.
Coşkulu ve gurur dolu bir son ile biten, bu yüzden de seyirciden ayakta bolca alkış alan bu oyunun, turneler vasıtası ile tüm şehirlerimizde sahneye konmasını Devlet Tiyatroları yönetiminin dikkatine sunuyorum.
Hepyek / Mecidiyeköy Stüdyo Sahne
İstiklal caddesinin tekinsiz ve ıssız bir sokağında, gecenin çok geç saatlerinde yalnız yürümekte olan genç ve güzel bir kadından, berduş kılıklı serseri görünümlü bir erkek sigara ister. Kadın korkarak hemen savunmaya geçer ve çantasından çıkardığı biber gazını adama sıkar. Akabinde 1 saat sürecek olan çok ilginç ve sürprizlerle dolu bir konuşma başlar. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi veya seyircinin beklediği gibi olmayacaktır.
Konuşma ilerledikçe, konular derinleştikçe, hem Feyruz hem de Kadim beklenmedik itiraflarda bulunacak, Edebiyat, Şiir, Tarih ve Sinema tarihini baz alan entelektüel hoş bir sohbete doğru yol alacaklardır. Tabii paralelinde hüzünler, eski aşklar, hayal kırıklıkları da konularına eşlik etmektedir.
Oyunculuklar çok başarılı. Gerek Melike Durak Aras gerekse de Lebip Gökhan oyunun ve sokakların atmosferini sahneye çok iyi yansıtıyorlar. Zaman zaman seyirci ile iletişime de giriyorlar. Dekor fiziksel olarak hemen hemen yok, dijital dekor tercih edilmiş. Arka plandaki perdelere video görüntüler ile İstiklal caddesi yansıtılmış. Oyuncular yürürken görüntülerin de hareket etmesi inandırıcılığı artırmış. Konuşmalarda adı geçen olay ve kişilerin arka plana yansıtılması zekice, dikkatli izlemek gerekir. 1 perde ve 1 saat 10 dakika süren oyunun eksik yönü olarak finali söylenebilir. Çok belirsiz ve ucu açık bitirilmiş. Daha net veya olumlu olmasını beklerdim.
Oyunun dışına çıkacak olursak, Garibaldi Sahnesi başta olmak üzere STÜDYO SAHNELERDE 3 önemli sıkıntı var hala çözülemeyen ! İlki koltukların numarasız olması. İnsanlar koyun gibi sıraya girip yer kapmaya çalışıyorlar kapıda. Tiyatroya yakışıyor mu bu durum ? Acilen numaralı sisteme geçilmeli. İkinci konu PROTOKOL ayrıcalığı ! 80 kişilik salonun en öndeki tam 10 koltuğu Protokole ayrılmış ! Üstelik gelenlerin yarısı tiyatro dünyasından olsa da yarısı da bu kişilerin eşi, dostu, komşusu ! Olur böyle bir haksızlık ? Hak etmeyen kişiler orada oturuyor. Prömiyer dışında Protokole koltuk ayrılmamalı. Hadi ayrılacak 2 kişiyi geçmemeli. Son konu da arka sıraların sahneyi görememesi ! Üsküdar da olduğu gibi geriye doğru portatif yükseltme yapılmalı. Bu sıkıntılar ve çözüm önerileri hakkında Devlet Tiyatroları yönetimi ile de irtibata geçeceğim artık, tatsız bir hal almaya başladı çünkü.
Yerli bir yazardan yerli bir oyun. Herkesin çok iyi bildiği bizden sokaklar ve mekanlar. Keza yine çevremizde sık sık karşılaştığımız türden bizden sorunlar. Edebiyat, Şiir, Tarih ve Sinemayı sevenlerin daha çok seveceği bu oyunu herkese tavsiye ediyorum.
Mumyalar / Mecidiyeköy Stüdyo Sahne
Bir apartmanın çöp eve dönüşmüş çatı katında barınan, geçmişleri ile bağları kopmuş 2 çöp toplayıcı kardeşin, hayatları ve ülkenin çözümsüz sorunları üzerine konuşmalarından oluşmuş vasat bir oyun.
Vasat diyorum çünkü oyunda net bir net bir mesaj yok. Hemen hemen her bir sorun alınmış 2 satır cümle ile geçiştirilmiş. Ya da o sorun üzerine bir mesaj veya çözüm sunulmamış. Oyun bittiğinde ben bu oyundan “şunu anladım” diyemiyorsunuz. “Üzüldüm, mutlu oldum, şaşırdım” diyemiyorsunuz. Zaten oyunun yazarının bugüne kadar beğendiğim tek oyunu da “İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı” idi. Diğer hiçbir oyununu sevemedim maalesef.
Oyunculuklar iyi. Usta oyuncu Nişan Şirinyan kalitesini hissettiriyor. Ama bu kalite bile oyunu kurtaramıyor. Işık ve Müzik desteği hiç yok. Kardeşlerin giysileri birer çöp toplayıcıya göre bir üst kalite seçilmiş. Oyunun tek beğendiğim yönü ise Dekoru. Muazzam detaylı ve ince düşünülmüş, web sitesindeki oyun fotoğraflarından sizler de bu güzelliği görebilirsiniz.
Tek perde ve 70 dakika süren bu sıkıcı ve anlamsız oyunu sadece çok vaktiniz varsa izlemenizi öneririm. Özellikle zaman ayrılıp gidilecek bir oyun değil.
Caesar - İktidar Oyunu / KATS Sahne
Halkımızın Antik Roma Dönemine ait en iyi bildiği, Sezar’ın ünlü söylemi “Sen de mi Brütüs ?” olayını anlatan bir Shakespeare Trajedisi. Kötü bir Diktatör mü yoksa çok sevilen bir İmparator mu olduğu sıkça tartışılan Sezar’a yapılan suikastın, hemen öncesi, suikast günü ve sonrasında yaşanan kargaşa oyunun konusunu oluşturuyor.
Gerek Sezar’ın gerekse de Brütüs’ün ülke yönetimi üzerine düşünceleri ve yaptıkları seyirciye anlatılarak, Sezar hakkındaki karar seyirciye bırakılıyor. Senato adı altında ve Cumhuriyet makyajlı yönetimi elinde tutmak isteyen güçlüler mi haklı, yoksa halkın çok sevdiği ve her hareketinde halkına bir fayda sağlayan Diktatör Sezar mı haklı? Kararı izleyince sizler vereceksiniz.
Her ne kadar oyun Sezar’ı konu alsa da, oyun boyunca ön plana çıkan isim Brütüs. Oyunculuklarda Sezar rolünde Onur Şenay ve Brütüs rolünde Uluç Özkök başarılı. Dekor ve ışık düzeni çok etkileyici. Tavandan aşağıya sarkıtılan onlarca kanlı hançer ile ihanete vurgu yapılmış. Karanlık ve renkli ışık düzeni oyun ile uyumlu. Kostümlerde yine siyah ağırlıklı güncel asker kıyafetleri kullanılmış. Ama bana göre dönemin kıyafetleri kullanılsa daha inandırıcı olurmuş. Müzikler güzel ama oyun boyunca devam etmesi rahatsızlık veriyor. Diyaloglarda bile müziğin arka planda olması bazı sözleri bastırmakta. Ayrıca gereksiz uzatılmış sahnelerde mevcut. Oyun tek perde ve 1,5 saat sürüyor.
Tarihi, Antik Roma Dönemini, Sezar’ı, Brütüs’ü, suikastın ve ihanetin nedenlerini, bu nedenlerin doğru mu yanlış mı olduğunu merak edenlerin sevebileceği ilgi çekici bir oyun.
Macbett / Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi
Hep yönetmenler yapacak değil ya ! Biraz da yazarlar yapsın değil mi ama :) Klasik ünlü oyunların güncel – çağdaş uyarlamaları biliyorsunuz yakın tarih tiyatro yönetmenlerinin en önde gelen tercihi. Ama bu sefer bir yazar bu işe kalkışmış ! Absürd tiyatronun önde gelen yazarlarından Romanya’lı Eugene Ionesco, Shakespeare’in ünlü MATCBETH oyununu almış, hem ismini hem içeriğini hem de türünü değiştirerek MACBETT adlı bir kara komediye çevirmiş. Çok da başarılı olmuş. Gülmekten kırılacağınız, hoş vakit geçireceğiniz nefis bir komedi.
Yöneticilerin hırs, iktidar, güç, korku ve yolsuzluk zaaflarını irdeleyen oyun 2 perde ve ara dahil 2 saat sürüyor. Prömiyerini izleme şansı bulduğum oyunun özellikle ilk perdesinin başlarında oldukça keyif alıyorsunuz, çok gülüyorsunuz. İnce espriler, ince göndermeler bolca mevcut. Oyuncuların (Tamamının) yüksek enerjisi ve oyuna olan konsantrasyonları oyunun en güçlü yanı. Genelde bir veya birkaç oyuncu kendini daha çok fark ettirir ama bu oyunda tüm oyuncular çok başarılı. Tabi bunda çoğu oyuncunun birden fazla önemli karakteri canlandırması da etkili. Yine de değinmeden geçmeyeyim, Anlatıcı rolündeki Hülya Keli gerek sempatikliği, gerek karakter önemi, gerekse de enerjisi ile bir adım daha önde. Yönetmen Umut Tanyolu’nun yenilikçi farkı çok hissediliyor. Özellikle 2.Perdenin başındaki, 1.Perdenin hızlı özeti fikrine bayıldım, çok yapmadığım şekilde sesli güldüm.
Dekor, tavana kadar yükselen kırmızı siyah şeritlerden oluşmuş ve oyuna ironik bir şekilde kasvetli bir havanın hakim olmasını sağlamış, başarılı. Bilim Kurgu yada Ütopik filmlerde ki asker veya yönetici giysilerini andıran kostümler çok etkileyici. Silah olarak kullanılan aksesuarlar seyirciyi çok güldürdü, iyi düşünülmüş. Işık desteği yerinde ama müzikler daha etkileyici seçilebilirmiş.
Dünyayı, ülkeleri hatta şirketleri yönetenlerin bitmek bilmeyen zaaflarını tekrar görmek, ders almak, yapılması gerekenleri belirlemek için ama hepsinden önce bolca gülmek, eğlenmek için bu oyunu sakın kaçırmayın.
Kleopatra'ya Ne Oldu? / Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi
Bildiğiniz üzere genelde oyunları çok uzun ve detaylı yorumlarım. Ama bu oyun için bunu yapamayacağım. Çünkü oldukça sıkıcı, monoton, seyirciye hiç bir duygusal aktarım yapamayan kötü bir yapım. Orta yaş üstü bir kadının ülkemizdeki hayatta kalma çabaları anlatılmak istenmiş ama maalesef başarılı olunamamış. Kesinlikle önermiyorum.
Kürk Mantolu Madonna / Etimesgut Belediyesi Korkut Ata Kültür ve Kongre Merkezi
Sabahattin Ali’nin ünlü romanı “Kürk Mantolu Madonna” her dönem en fazla satan kitaplar arasında olmuştur. Her kitapçının ön vitrinindedir. Öğretmenler sık sık öğrencilerine bu kitabı proje çalışması veya ödev olarak verir. Arkadaşlara alınan hediyeler arasında en önde gelen romanlardandır. Böylesine çok sevilen roman, Raif Efendi ile Maria Puder arasında Berlin’de geçen tutkulu, sıra dışı ve hüzünlü bir aşkı anlatır.
Böylesine sevilen bir romanı sahnelere aktarmak elbette birçok yönetmen ve tiyatro grubunun hedefi olmuştur. Araştırmalarıma göre romanın an itibarı ile 3 tanesi aktif tam 7 tiyatro uyarlaması var. Fakat genelde bu uyarlamalar seyirci tarafında hayal kırıklığı yaratmış ve çok beğenilmemiştir. Ben de 3 yıl önce bir uyarlamasını izlemiş ve vasat bulmuştum.
Dün akşam izlediğim, Ritim Yapım tarafından sahneye konan ve Ziver Armağan Açıl tarafından yönetilen oyun ise bugüne kadar yapılan en başarılı bir uyarlamalardan birisi olmuş. Aynen kitabında olduğu gibi, ilk yarısı son derece monoton ve sıkıcı geçse de Maria Puder’in devreye girmesi ile birlikte oyun ivme kazanıp, sürükleyici bir hal alıyor. Finali de son derece etkileyici. Şaşırtıcı bir şekilde oyun sona eriyor. Raif efendi rolünde Murat Dereli ile Maria Puder rolünde Merve Köse oyunun ana karakterleri ve çok başarılılar. Özellikle Merve Köse mimikleri, vücut hareketleri ve enerjisi ile oyunun yıldızı. Maria Puder’in bağımsız, özgür, feminist ve yüksek özgüvene sahip karakterini aynen sahneye yansıtmakta.
Dekor inanılmaz zayıf, daha doğrusu hiç yok ! Sadece 1 adet Bank’tan müteşekkil. Çok daha detaylı olmasını beklerdim. Turnelerde ki lojistik sıkıntılar ve maliyetler düşünülerek böyle dizayn edilmiş olabilir ama o zaman hiç değilse arka plandaki perdeye yansıtılan video görüntüler vasıtası ile dijital dekor sağlanabilirmiş. Oyunun geçtiği mekanlar konusunda hiçbir fikir edinemiyorsunuz. Işık desteği de çok yetersizdi. Giysiler dönemi kısmen yansıtmış. Müzikler ise oyunun en güçlü yönlerinden. Çünkü Edip Akbayram Müzik Danışmanlığını yapmış. Bu arada oyunun süre bilgisi yanlış. Oyun tek perde ve 1 saat 40 dakika. 2 Perde olsa çok daha iyi olurmuş diye düşünüyorum.
Kürk Mantolu Madonna romanını sevenlerin, hüzünlü veya hayal kırıklıkları ile dolu ama tutkulu aşklar yaşamış ya da yaşamakta olanların seveceği bu oyunu izlemenizi öneririm.
Beyaz / Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi
Genç yaşta hayata veda eden Fransız yazar Emmanuelle Marie’nin yazıp, Türk Tiyatrosunun önde gelen isimlerinden Ebru Nil Aydın’ın yönettiği oyun, ölmek üzere olan annelerinin son anlarında yanında olmak isteyen ve uzun zamandır görüşmemiş sorunlu 2 kız kardeşin geçmişlerine dönük hesaplaşmalarını anlatıyor.
Küçük kız kardeş evli, çocuklu fakat evliliğinde çok büyük sorunları var. Bir çıkmazın içinde. Abla ise hiç evlenmemiş, bu kararından dolayı pişman, büyük bir yalnızlık içinde. Genelde her ailede olduğu gibi kardeşler zıt karakterlere sahipler. Anne baba ayrılmış, anne hastalığından dolayı son günlerini yaşıyor. Ona bakmak için birleştiklerinde ise geçmişin hesaplaşması başlıyor. Tartışmaları ilerledikçe duyguları da farklı bir yöne doğru evriliyor.
Tek perde ve 70 dakika süren oyunda 2 oyuncu var sadece. Anne baba video görüntüler ile oyuna sanal olarak dahil edilmişler. Abla rolünde Nilhan Öğütçen ve ve küçük kız kardeş rolünde Canan Koyuncu, prömiyer heyecanlarına rağmen, son derece başarı ile rollerinin altından kalkıyorlar. Fiziksel olarak birbirlerine benzerlikleri de oldukça dikkat çekici ve şaşırtıcı. Bu anlamda bu oyuncuları seçen kimse o kişiyi de özellikle tebrik etmek isterim. Bu ince detaylar bir oyunun başarısındaki en büyük etkenlerdir. Sahnelerde birisi sarışın birisi esmer ve birbirlerine hiç benzemeyen kardeşlere de rastlamadım değil.
Dekor ve kostümlere emek harcanmış, bu net. Evin bahçesinin her iki yanındaki ağaçlar ve özellikle üzerinde sonbaharın renklerini taşıyan yapraklar çok nahif düşünülmüş. Işık ve müzik desteği yerinde. İki kardeşin dans ettikleri sahne çok hoş ve akılda kalıcı.
Kardeşler arasında ve/veya anne baba – çocuklar arasında sorunlar yaşamış, yaşamakta olan ailelerin izleyip dersler çıkarabileceği, hatta belki de sorunlarına çözümler bulabileceği bu dramatik oyunu seyretmenizi tavsiye ederim.
Karacaoğlan / Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi
Karacaoğlan 17. yüzyılda Çukurova bölgesinde yaşamış, göçebe Türkmen boylarına mensup bir halk ozanıdır. Şiirleri aşk, doğa, ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm üzerinedir. Yabancı kültürlerin etkisinde kalmamış, yalın ve temiz bir Türkçe kullanmış, halk tarafından çok sevilmiştir.
Dinçer Sümer’in yazıp Boğaçhan Sözmen’in yönettiği oyun, Karacaoğlan’ın Sanem’e duyduğu hüzünlü aşk üzerine kurulu. Türküler, danslar, semahlar ve deyişler ile süslenmiş. Giriş kısmı biraz temposuz. Türkmen kadının anlattığı hikayenin uzunluğu oyuna sıkıcı bir başlangıç yaptırıyor. Ama daha sonra Karacaoğlan – Sanem – Kemter sıkıntılı ve sorunlu aşk üçgeni devreye girince oyun sürükleyici bir hal alıyor. Sahnelerde pek görmediğim türden, insanlardan yapılmış Nehir ve Orman Koreografisi çok etkileyici ve başarılı. Keza Obanın göç ederken bir katar halinde seyirci içinden salon dışına çıkışı da oldukça yaratıcı.
Oyunu 3 karakter sürüklüyor. Karacaoğlan (İsmail Tütüncü), Barakoğlu (İnanç Keteci) ve Delice Yunus (Emin Köksal Taşçıoğlu). Her biri de rollerinin hakkını veriyor. Özellikle Emin Köksal ve İnanç beylerin ses güçleri – seyirciye hakimiyetleri ileri seviyede. Dekor olarak göçmen oba çadırları metalik çerçeveler ile sahneye konmuş. Işık desteği mükemmel, duygu yoğunluğu ile tam uyumlu. Kostümler ödüllük derecesinde gerçekçi ve itina ile hazırlanmış. Devlet Tiyatroları web sitesinde oyun sayfasında bu dediklerimi sizlerde detaylıca görebilirsiniz. Müzikler (Türküler) ise Karacaoğlan deyişlerinden oluşturulmuş, genelde hüzünlü.
Bu oyun Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta, 2024 Ekim ayında 2.Türksoy Uluslararası Tiyatro Festivalinde ülkemizi başarı ile temsil etti. Ülkemizin Sanat camiasında ise kesinlikle hak ettiği ilgi ve desteği göremeyen, Mevlana – Yunus Emre – Hacıbektaş ve Karacaoğlan Anadolu Türk Halk ozanlarından en azından birisini tanımak, anlamak ve hissetmek isterseniz bu oyunu muhakkak izlemelisiniz.
Gorki / Oda Tiyatrosu
Ünlü Rus Yazar Maksim Gorki’nin asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov’dur. Gorki Rusça’da “ACI” anlamına gelmekte olup, yazar çocukluğunda yaşamış olduğu zorluklar ve sıkıntılar nedeni ile hayatı boyunca GORKİ takma adını kullanmıştır. Çarlık rejiminin önemli bir muhalifi olarak Bolşevik devrimi için mücadele etmiş, Lenin’in yakın arkadaşı olmuştur. Ama devrim sonrası rejim ile yaşadığı görüş ayrılıkları sebebiyle sistemin dışında kalmıştır. En ünlü ve sevilen eseri ANA’dır.
Kaan Erkam’ın yazdığı kurgu tiyatro oyunu ise yukarıda yazdığım konuların hiçbirisi ile ilgili değil ! Ne Gorki’nin yaşamı ne fikirleri ne de yaşadığı dönemin gelişmeleri ele alınıyor. Gorki 1901 yılının Moskova’sında bir çatı katında çalışırken, komşusu olan güzel bir kadın evine zorla giriyor. Kadının zaten kendisini duvardaki bir delikten gizlice gözetlediğini öğreniyor. Çekici kadın Gorki’den sevgilisine mektup yazmasını isterken diğer yandan da onu taciz etmeye başlıyor. Tek perde ve 1 saat süren oyunun konusu, Kadının baskın ve ısrarcı karakter olduğu ilişkiler üzerine yapılan saptamalardan ibaret. Yani benim gibi aslında Gorki’nin hayatını, Bolşevik devrimi ile ilişkilerini ve düşüncelerini öğrenmek isteyenler için oyun koca bir hayal kırıklığı. Kadın erkek ilişkileri üzerine sıkça görmeye alıştığımız türden sıradan bir yapım.
Oyuncular Uğur Özbağı ve Almina Pilancıoğlu rollerinin hakkını vermişler. Dekor bir çatı katını andırıyor. Kıyafetler kesinlikle dönemi yansıtamamış, çok modern. Döneme uygun olmalıymış. Işık ve müzik desteği de zayıf.
Oyunun yüksek puanına ve sadece bu oyuna yorum yapmak / yüksek puan vermek için üye olmuş eş – dost – akraba görüşlerine inanmayın. Kadın erkek ilişkileri üzerine son derece sıradan, sıkıcı ve vasat bir oyun.
Köpek Kalbi / BAU Pera Sahne
Köpek Kalbi Sovyet oyun yazarı ve Edebiyatçı Mihail Bulgakov’un en ünlü 2 eserinden birisidir. SSCB dönemine ve rejimine yaptığı eleştiriler nedeni ile birçok eseri yasaklanmış olan muhalif bir yazardır. Oldukça ilginç ve Ütopik bir konuya sahip, tek perde ve 55 dakika süren, Kara Mizah ve Hiciv öğelerinden destek alan fiziksel bir tiyatro oyunu.
Dünyaca ünlü bir Profesör, Moskova sokaklarından aldığı sahipsiz bir köpeği evine getirir. Yaptığı ameliyatla, bir bar kavgasında ölen genç bir suçlunun hipofiz bezini ve testislerini köpeğe nakleder. Gençleştirme amacı ile yapılan operasyon beklenmedik sonuçlar doğuracaktır! İnsana dönüşmek mi yoksa Hayvan olarak kalmak mı daha iyi sorusu seyirciye soruluyor. Emre Tandoğan’ın yönettiği oyunda, yazar Bulgakov sık sık eski Sovyet rejimini de eleştirmekte.
2020 yılında Direklerarası “En iyi yönetmen” ve Ekin Yazın Dostları “Küçük Salon Oyunu” ödülleri de alan oyunun en büyük gücü oyuncuların fiziksel becerileri. Kırmızı zemin üzerinde dairesel bir metal çember üzerinde (Ki oyunun tek dekoru) inanılmaz akrobatik hareketler ile oyunu sergiliyorlar, övgüye değer. Köpek rolünde Ufuk Fakıoğlu hareketleri ile oldukça inandırıcı ve başarılı. Ama makyaj ve kostüm desteği ile fiziksel olarak ta bir köpeğe benzetilse daha iyi olurmuş diye düşünüyorum. Profesör olarak çok genç yaşta bir oyuncunun seçilmesi oyunla uyumlu olmamış. Köpek hariç diğer oyuncuların giysileri tamamen beyaz renkte. Ne mesaj verilmek istenmiş çözemedim ? Ayrıca içerdiği sahneler ve ileri düzey küfürler nedeni ile oyunun 16’lık olduğunu da belirtmeliyim.
Sahnelerde alışık olunmadık türden bir konuya ve yapıya sahip bu oyuna her tiyatro sever bir şans vermeli diye düşünüyorum. Ülkenin her köşesinden ve istediğiniz her an TİYATRONET üzerinden izleyebilirsiniz.
Dracula Müzikali / BAOB Sahne
Bu yıl Üstün Akmen Tiyatro Ödüllerinde “Yılın Müzikali” ödülünü almış bir oyun. Bu bilgi üzerine yüksek bir beklenti ile oyuna gittim. Ama ülkemizin Müzikal ve Müzikli oyunlardaki genel sorunu olan “Şarkı Müzik – Replik oranı” yine şarkılar lehine yüksek olunca oyun beklentilerimin altında kaldı. Şarkı - Müzik - Dans tarafı azaltılıp, repliklere ağırlık verilse daha başarılı bir yapım olabilirmiş.
Dracula, Frankenstein veya Nosferatu gibi korku karakterlerini Sinemaya, TV dizilerine, çizgi romanlara uyarlamak bile cesaret işiyken, tiyatro sahnesine uyarlayan KGS ekibini ve yönetmen Andrea Bahar’ı tebrik ederim öncelikle. Hem de müzikal tarzında ! Sadri Alışık tiyatrosunun gişeye yönelik iddialı “Frankenstein” oyunu büyük hayal kırıklığı yaratmıştı mesela.
Bram Stoker’in Kont Dracula’sının aşık olduğu kadın Mina için Transilvanya'dan İngiltere'ye gidişi anlatılıyor oyunda. Müzikal bölümlerin dışındaki sahneler ilgi çekici ve sürükleyici. Ama tam oyunu sevmeye başlarken müziklerin ve şarkıların araya girmesi ile oluşan ilgi dağılıyor. Oyuncular arasında Mina rolünde Aysu Serindağ gerek oyunculuk gücü gerekse de muhteşem sesi ile çok başarılı. Dracula’nın akrobatik, kıvrak ve çekici 3 gelini de akılda kalıcı düzeyde etkileyici.
Dekor olarak Kont’un ürpertici Şatosu baz alınmış, inandırıcı ve başarılı. Üst taraftaki yarasa motifleri iyi düşünülmüş. Müzikler ve şarkılar güzel, oyuna uyumlu. Genelde her müzikli oyunda yaşanan MİKROFON VE SES İLETİMİ sorunu bu oyunda yok, hatta gördüğüm en iyi ses iletimine sahipti oyun, teknik ekibi kutlarım. Kadınların ve Dracula’nın kostümlerinde sorun yok ama diğer erkek oyuncuların giysileri kesinlikle olmamış. O dönemde (1897 yılında) değil de sanki günümüzde yaşıyorlar gibi giyinmişler. Bu durum düzeltilmeli bence.
Müzikli, danslı, bol şarkılı Müzikal oyunları sevenlerin muhakkak izlemesi gereken bir oyun. Ama onun dışında kalan klasik tiyatro seyircisi için vasat düzeyde kalacak bir yapım.
Kuşları Bile Vurdular / Caddebostan Kültür Merkezi
Yıllardır dünyaya özellikle de geri kalmış Doğu halklarına, Medeniyetin, Uygarlığın, Barışın ve İnsan Haklarının beşiği diye lanse edilen Avrupa’nın tam göbeğinde, hem de 1992 yılında, evet 1992 yılında !!!, sırf Müslüman ve Boşnak oldukları için Hristiyan Sırplar tarafından soykırıma maruz bırakılan insanların acılarını anlatan (Srebrenitsa Katliamı) hüzün dolu başarılı bir dram.
Bu yaşanan utanç verici ve insanlık dışı dinsel katliamın, medeni ! Batı ülkelerinin hiçte umurlarında olmadığı 2024 yılında Gazze’de yaşanmakta olan daha utanç verici katliamla bir kez daha ispatlanmakta. Güce biat etmek ve güçsüzü ezmek yüzyıllardır insanlığın (Medeniler dahil) ana felsefesi olmuş, böyle de devam edecek!
Oyun Boşnak bir ailenin tek kızı olan Nadina’nın (Anlamı Umut demek) katliamın öncesinde, içinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatıyor. Tek kişilik oyunda Kübra Karatepe çok başarılı. Oyuna öyle konsantre ki ağladığı sahnelerde rol icabı değil de gerçekten hissederek ağladığını hissediyorsunuz. Kübra hanım ayrıca oyunun da yazarı. Oyun format olarak oyunun yönetmeni Selena Demirli’nin oynadığı ödüllü “AĞLADIM” oyununa çok benziyor.
Oyunun duygusal ritmine göre değişen ışık düzeni etkileyici. Dekor ise hemen hemen yok. Nadina’nın kıyafetleri döneme ve yaşananlara uyumlu. Müzik desteği daha etkin olabilirmiş.
Bence, medyaya hakim üst aklın başarılı taktikleri sonucu!, ülkemizde bile hala yeterince yankı bulamayan Srebrenitsa Soykırımını anlatan bu hüzün dolu oyunu herkes izlemeli. Sonra da şunu düşünmeli ; Kim daha uygar kim daha insan ?
Şark Dişçisi / Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi
2011 yılında İstanbul Şehir Tiyatrolarında prömiyer yapan “Şark Dişçisi” seyirci tarafında inanılmaz sevilmiş, aylarca kapalı gişe oynamış, 2012 yılında da almadığı ödül kalmamıştı. Yönetmen Engin Alkan ve başroldeki Çağlar Çorumlu’nun kariyerlerinde önemli bir dönüm noktası olmuştu. Benimde hayatım boyunca seyrettiğim en iyi müzikli komediler arasındadır. Oyunun geniş fragmanını tiyatrolar web sitesinde izleyebilirsiniz.
Sivas Devlet Tiyatrosunda izlediğim “Şark Dişçisi” ise, oyunculuk kalitesi açısından o oyuna yaklaşmış olsa da, teknik açılardan geri de kalmış, bununla birlikte seyirciye hoşça vakit geçirten başarılı bir müzikli komedi. Başarılı diyorum çünkü yaklaşık 3 saat süren bir oyunda (Oyun 2 perde ve ara dahil 2 saat 45 dakika) seyirciyi sıkmamak başarı ister. Yönetmen Taner Tunçay beyde bunu başarmış.
Oyunculuklarda Dişçi Taparnigos rolüne Emin Köksal Taşçıoğlu ve eşi Marta rolünde Elif Yalçın oyunun lokomotifleri. Ama Elif hanıma bir parantez açmak isterim ki, kesinlikle şu dönem Türk Tiyatrosunda kadın oyuncuların en iyileri arasında, bu net! Her rol bir oyuncuya bu kadar mı yakışır! Yakın zamanda başarılarının tüm ülkeye yayılacağını öngörüyorum. Evin genç kızını oynayan Hülya Keli de yine göze çarpan başarılı oyuncular arasındaydı.
Oyunun mutfak tarafı ise maalesef olmamış. 3 ayrı mekandan oluşan döner dekor oyunun içeriğine göre oldukça basit ve detaysız kalmış. Işık desteği iyi değil. Kostümlerde bazı oyuncuların giydiği elbiseler dönemin ilerisinde kalmış, 1860 İstanbul’unu yansıtamamış. Müzikler ve şarkılar ise vasat düzeyde, sadece kapanış şarkısı akılda kalıcı ve başarılı.
Ülke olarak yaşadığımız şu kötü günlerde, biraz olsun rahatlamak, gülmek ve eğlenmek istiyorsanız bu oyunu seyretmenizi öneririm.
Nereye / Küçükçekmece CKSM
2011 yılında bir Tır Konteynerinin arkasında gizlice İtalya’ya kaçmaya çalışan bir grup göçmenin trajikomik hikayesi. Çoğunlukla güldüren ama sonlarına doğru oldukça hüzünlendiren çok başarılı bir oyun. “Coğrafya Kaderdir” anlayışını bariz bir şekilde kanıtlayan sezonun en iyi oyunlarından biri olmaya aday.
Bu başarıda şüphesiz oyunculukların büyük payı var. “Bay Z” oyunundaki performansını unutamadığım Ali Çelik, yine bu oyunda da İsmail rolü ile seviyeyi çok yukarılara çıkarmış. Uçuk ve savruk karakter Cemal’i oynayan Kerem Paşaoğlu’da yine oyunun diğer yıldızı. İsmail ile Cemal arasındaki diyaloglar oyunun en güzel ve keyifli bölümleri. Her bir karakterin ileride yurtdışına gittiği zamanki karşılaşacakları durumlarda oyun bölümleri arasına serpiştirilmiş. Oyunun olmayan yönlerinden birisi ise tek bir repliği bile olmayan bolca göçmen karakterin tırın arkasına yerleştirilmeleri. 10 karakter var ama oyun sadece 4 karakter üzerinden yürüyor. Tır içindeki repliksiz karakterlerin sayısı kesinlikle azaltılmalıymış.
Dekor oldukça iyi ve ergonomik. Bir Tır Konteyneri aynen resmedilmiş. Sesler, müzikler, efektler ve ışıklar da keza başarılı ve yeterli. Oyunun sonuna doğru Irak’lı Ahmad’ın söylediği türkü bir nebze klişe kalmış.
ABD ve NATO başta olmak üzere, sömürgeci emperyalist güçlerin insanların hayatlarını nasıl kararttığını, yok ettiğini, acı çektirdiğini anlatan bu etkili oyunu herkes muhakkak seyretmeli.
Gök Kubbe / Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi
Geçen sene İstanbul Şehir Tiyatrolarında sahnelenen ve birkaç ödülde alan başarılı SİVRİSİNEKLER oyununun ekibinden (Aynı yazar ve yönetmeninden), yine Kadının Özgürlüğünü hedefleyen başarılı bir oyun daha.
İlk perdesi monoton ve sıkıcı olsa da ikinci perdenin hemen başında ortaya çıkan sürpriz gerçekler oyunu bir anda akıcı hale getiriyor. 1759 İngiltere’sinde geçen oyun, suçlu bir genç kadının idamına karar vermesi beklenen 12 kadın jüri üyesinin yaşadığı çıkmazları anlatıyor. Oyun konsept olarak “12 Öfkeli Adam” ve “Cadı Kazanı” oyunlarını çok andırıyor. 2 Perde ve ara dahil tam 2,5 saat süren oyun beklenmedik bir finalle son buluyor. Özellikle ilk perde de ve sonlara doğru gereksiz birkaç sahne var. Bunlar olmasa oyun 2 saate rahat indirgenebilirmiş. (Not: Şehir tiyatrolarının akşam seanslarını ısrarla 20.30’da başlatma inadı hala devam ediyor. Oyunun bittiği saatten sonra İstanbul’un ulaşım ve güvenlik sorunları maalesef yıllardır hiç dikkate alınmıyor !)
Oyuncu seçimlerinde ve oyunculuklarda bazı sıkıntılar yok değil. Bazı oyuncuların özellikle ses gücü ve vurgulamalarında sıkıntılar var. Jüri üyelerinin sahneye ilk çıkış şekilleri ise harika olmuş ve akılda kalıcı. Elizabeth rolünde Aslıhan Kandemir ve Kitty rolünde Cana Kübra Birinci’yi çok beğendim. Aslıhan hanım yıllar geçtikçe sahnede daha da büyümeye devam ediyor. Dekor konusunda Türkiye’nin en iyilerinden Barış Dinçel bu sefer nedense biraz sönük kalmış. Toplantı odası ve diğer konumlar çok detaylı resmedilmemiş. Işık, müzik ve kostümler ise kusursuz. Kadınların kostümlerindeki renk ve şekil uyumluluğu özellikle dikkatimi çekti, çok başarılı.
Kadının sadece ülkemizde değil tüm dünyada ve tüm zamanlarda nasıl da ezildiğini, ikinci plana atıldığını ve bu duruma isyanı anlatan bu başarılı oyunu herkese tavsiye ediyorum. Ama ilk perdenin beklentilerinizin altında kalabileceğini de bilin.
Cephede Piknik / Oda Tiyatrosu
Bu sene ödenekli tiyatroların ana konusu Savaş Karşıtlığı ve Barış. İlk duyduğunuzda bunların hoş bir konu olduğunu düşünseniz de, genel perspektife bakınca aslında bu durumun ne kadar da acı olduğunu fark edebilirsiniz ? Çevremizde ve dünyada o kadar savaş ve acı var ki, tüm sanat kurumları işi gücü bırakıp bu konuya yönelmek zorunda kalıyorlar. Keşke dünyaya barış hakim olsa da tiyatroların konusu da bu olmasa …
Cephede Piknik çok kısa süren (50 dk) savaş karşıtı absürt bir komedi. Fakat oyun vasat düzeyde kalmış. Bunda en büyük etken son yıllarda izlediğim en anlamsız ve en saçma finale sahip olması. Yazar böyle güzel bir oyunu nasıl böyle kötü sonlandırmış hayret etmemek elde değil. Yönetmenin yerinde olsam farklı bir uyarlama ile oyunu bitirirdim. Lise piyesi düzeyinde bir final söz konusu, izleyince sizler de rahat görebileceksiniz.
Issız bir cephede yapayalnız kalmış oğullarını bir Pazar günü ziyaret edip piknik yapmak isteyen ! bir anne ve baba ile başlıyor oyun. Daha sonra aralarına esir aldıkları bir düşman askeri ile sıhhiye hemşiresi de katılıyor. Aralarında ki dostane konuşmalar savaşın ne kadar anlamsız olduğunu vurguluyor. Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda yerinde. Tüm oyuncular ellerinden geleni yapıyorlar ama özellikle Şizofren Hemşire rolünde Öykü Kaya’ya bayıldım ! Mimikleri ve değişken ruh hali ile karakterini inanılmaz iyi canlandırmış.
Dekor olarak ıssız bir cephe siperi başarılı bir şekilde sahneye aktarılmış. Tel örgüler, kum torbaları ve el bombaları ile güçlendirilmiş. Işık desteği yerinde, müzik desteği daha iyi olabilirmiş. Kostümler ise kesinlikle olmamış. Ne askerlerin üniformaları bir üniformaya benziyor ne de diğer oyuncuların giysileri dönemi yansıtıyor.
Savaş karşıtı absürt bir komedi izlemek istiyorsanız tavsiye edebilirim. Fakat kötü ve aceleye getirilmiş bir final eşliğinde vasat bir oyunla karşılaşacağınızı da bilmenizde fayda var.
Ağrı Dağı Efsanesi / Ümraniye Sahnesi
Ünlü yazarımız Yaşar Kemal romanlarında Anadolu köylüsünün fakirliğini, kimsesizliğini, halkı sömürenleri, sömürüye başkaldıranları ve adalet arayışlarını anlatır. Ama bana göre romanlarındaki asıl gücü gizemlerle, söylencelerle, kerametlerle, efsanelerle, doğaüstü olaylarla güçlendirilmiş MİSTİSİZM’dir. Hemen hemen her romanında kullandığı bu mistik güç Ağrı Dağı Efsanesi romanında ise tavan yapmıştır.
Yaşar Kemal’in bu muhteşem romanı, tiyatro dünyasında en beğendiğim yönetmenlerden olan Yiğit Sertdemir’in ellerinde (ki Hayal-i Temsil oyunu hala unutulmazlarım arasındadır) görsel bir şölene dönüşmüş. Dekor, müzik, ışık, kostüm, efekt ve genel reji anlayışı ile 2 perde (2 saat 40 dakika) boyunca inanılmaz sürükleyici bir masal (Daha doğrusu Yiğit beyin oyun tanıtımında belirttiği gibi bir efsane) izliyorsunuz. Binbir Gece Masallarını andıran konusu özellikle romanı okumayan seyirciler için daha da ilgi çekici.
Elbette her oyunun olduğu gibi bu oyunun da eksileri var. Oyuncu seçimlerinde bazı hatalar gördüm. Özellikle bazı ana karakterler için yanlış oyuncuların seçildiğini düşünüyorum, oyunu izleyen her seyircinin fark edeceği derecede bariz. Oyuncular içindeyse, romanda da en sevilen karakterlerden olan Zindancı Memo’yu canlandıran Besim Demirkıran’ı seyirci (Ben dahil) çok sevdi! İlk perdenin sonuna doğru oyun monotonlaşıyor. Ahmet ile Gülbahar’ın buluşmasındaki Ahmet’in söylediği şarkı gibi gereksiz ve uzatılmış çok sahne var. Oyun 2 saate indirgenebilirmiş.
Bir parantez de oyunun müzikleri için açmak isterim. Orkestra son yıllarda gördüğüm en iyi orkestra idi. Burçak Çöllü yönetiminde muhteşem bir performans sergiliyorlar. Bir ara oyundan bağımsız olarak kendimi üstü düzey bir konserde hissettim. Hepsinin emeklerine sağlık !
İktidarda olanların güç zehirlenmesine uğramaları durumunda, adaletten ayrılarak halka ve sevdiklerine nasıl zarar verebileceklerini anlatan bu muhteşem oyunu sakın kaçırmayın.
Ebedi Barış / Küçükçekmece CKSM
Daha önce bu oyunu Deniz Atam Project (DAP) grubundan izlemiştim. İspanyol yazar Mayorga'nın terör, barış, din ve devletlerin arka planda yaptıkları yasadışı eylemler üzerine mesajlar içeren sıra dışı bir oyundu. Oldukça ilgi çekici ve farklı bir konuya sahip olan o oyunu vasat bulmuştum. Ama hem Reji hem de Oyuncular değişince vasat bir oyunun nasıl güzel bir oyuna evrilebileceğine şahit oluyorsunuz.
3 köpek bilmedikleri bir yerde uyanırlar. İlaçla uyutulmuşlardır. Hedefleri K7 Terörle Mücadele köpeği olmaktır. Sadece 1 tanesi başaracaktır. Çeşitli sınavlara tabi olacaklardır. 3 köpek üzerinden 3 farklı siyasi anlayış resmedilmiş. Yapılan sınavlar boyunca her düşünce yapısının eksileri ve artıları ortaya konmuş. Devletlerin yapmaması gereken eylemler eleştirilmiş. Dini düşünceler ve Ateizm sorgulanmış.
Oyunculuklar ve Oyuncu seçimleri oyunun en büyük gücü ! İstanbul Devlet Tiyatrosunun en tecrübeli ve en kaliteli oyuncuları görev almış. Övgüden başka diyecek bir şey yok. Fakat Gerek makyajlar gerekse de kostümler inanılmaz yetersiz. Karakterlerin köpek olduğu kesinlikle anlaşılmıyor. Üzerinde daha fazla çalışılmalıymış. Dekor,müzik ve ışık desteği ise oyuna uyumlu. Oyun tek perde ve 1 saat 15 dakika.
Sıra dışı, farklı, bol mesajlı ve düşündürücü güzel bir oyun izlemek istiyorsanız bu oyunu önemle tavsiye ederim.
Hamlet / İzmir Devlet Tiyatrosu - Bornova Bozkurt Kuruç Sahnesi
Klasik eserlerin KLASİK YORUMLAMALARINA hasret kaldı Türk tiyatrosu ve seyircileri ! Neredeyse tüm yönetmenlerimiz GÜNCEL YORUMLAMA takıntısında ! Shakespeare oyunları başta olmak üzere tüm klasik eserler FARKLI olma çabasındaki yönetmenler tarafından günümüze uyarlanarak sahneye konuyor. Eleştirileri ve yorumları okumuyorlar sanırım ki başarısız olduklarının farkında değiller ve ısrarla bu duruma da devam ediyorlar.
Shakespeare’in o şairane sözlerini oyuncu okurken, üstünde günlük tişört mont kot olmamalı ! Dekor bir disko pistini andırmamalı ! Oyuncuyu bir video kamera çekmemeli ! Arka planda heavy metal müzik olmamalı ! Bunlar tiyatronun özüne uymuyor. Bu görüşler sadece bana aittir demiyorum, tiyatro sitelerindeki eleştirileri okurlarsa tiyatro toplumunun genelinin böyle düşündüğünü göreceklerdir. Artık yönetmenler bu isteklere kulak vermeli ?
Oyuna gelecek olursak, oyuncu seçimleri ve oyunculuklar yerinde. Oyuncular ellerinden geleni yapmışlar. Özellikle Prens Hamlet rolünde Sezer Akçe çok başarılı, rolünün hakkını vermiş. Dekorun en önündeki toprak ve su dolu dikdörtgen havuzlar ilgi çekici olmuş. Işık desteği mükemmele yakın. Müzikler ise inanılmaz kötü ve yüksek düzeyde. İkide bir araya giren yüksek sesler ve hayaletin “Öcümü Al Hamlet” repliği itici olmuş. Hayaletin kostümü etkileyici.
Klasik eserlerin güncel yorumlarını seven tiyatro izleyicilerinin elbette sevebileceği bir oyun. Ama benim gibi diğer grupta kalan seyirci grubu için vasat bir yapım.
Lysistrata / Mecidiyeköy Büyük Sahne
Uzun zamandır bu kadar güldüğüm, eğlendiğim hatta kahkaha attığım bir oyun izlememiştim. İnanılmaz enerjik, tempolu, canlı ve sempatik bu oyun için başta yönetmen Barış bey olmak üzere tüm ekibi tebrik ederim, sezonun yıldız oyunlarından birisi olmaya aday ! Kadının gücünü, inancını ve toplum içindeki önemini, savaş karşıtlığı ile birlikte vurgulayan olağanüstü bir prodüksiyon.
Atina ile Sparta arasındaki bitmek bilmeyen savaş, savaşa tutkulu erkeklerin kadınlarını artık usandırmıştır. Bir çare bulmak isterler savaşı bitirmek için. Lysistrata kadınlara önder olur ve ilginç bir çare bulur: Kadınlar savaş bitene kadar erkekleri ile birlikte olmayacaktır :) Hem kadınlar hem de erkekler tarafında büyük bir tepki yaratan bu çözüm bakalım sonuca ulaşacak mıdır ? Konunun özü karı koca çatışmaları ve cinsellik olunca, espriler havada uçuşuyor, hiç yere inmiyorlar da :)
Oyuncu ekibini öncelikle gönülden tebrik ederim, muhteşemdiler. Başta oyunun sürükleyicisi Lysistrata rolünde Fulya Ülvan olmak üzere tüm kadro işlerine aşık bir şekilde performans sergilediler. Hele de Danslar, Şarkılar ve Koreografi kesinlikle ödüllük, çok iyi çalışılmış. Oyunun açılış ve kapanış şarkısının uzun yıllar akılda kalacağını düşünüyorum. Işık, Kostüm ve Müzik desteği de usta işi. Sadece dekoru biraz yetersiz buldum. Akropolis kalesi bazı aksesuarlar ve görsel efektler ile daha net belli edilebilirmiş.
Oyunun bitiminde aldığı coşkulu alkışlar kanıttır ki sezonun yıldız oyunu olmaya aday bu yapımı kesinlikle kaçırmayın. Özellikle Kadın seyircilere sesleniyorum, çevrenizde ne kadar kadın varsa alıp bu oyuna götürün, ne demek istediğimi oyun bitiminde hepiniz anlayacaksınız.
Diktat
İstanbul Şehir Tiyatroları Genç Günlerde eskiden iç yapım (Genç Tiyatro) olarak en fazla 2 oyun olurdu. Genelde de oldukça başarılı oyunlar çıkardı. Mesela geçen seneki “Çingene Boksör” normal sezon repartuarına bile geçmeyi başardı haklı olarak. Bu sene ise bir atılım yapılmış ve tamı tamına 6 adet Genç Tiyatro oyunu var. Bu çok güzel bir gelişme, umarım her sene bu şekilde devam eder. Sadece 1 haftaya değil de 2 haftaya yayılarak programa konmasında fayda var.
Fransız yazar Enzo Cormann’ın DİKTAT isimli oyunu, Kurgu devletler Traklar ve Tripler arasında yaşanmış iç savaşta, Traklar’ın tarafına geçen Piet ile Tripler’in saflarında kalan kardeşi Val arasında yirmi beş yıl sonra geçen yüzleşmeyi aktarıyor. Orijinal oyunda 2 kardeşte erkek iken, bu oyunda kardeşlerden birisi kadın yapılmış, nedenini anlayamadım ? 1 perde ve 85 dk. süren oyun gereksiz uzatma ve zorlama replikler nedeni ile maalesef vasat düzeyde kaldı. Çok rahat 1 saatte bitirilebilirmiş.
Oyunculuklarda Piet rolünde Selin Türkmen tecrübesi ile fark ediliyor. Dekor oyunun geçtiği yıkık dökük bir şantiye alanını iyi yansıtmış. Kostümler oyuna uyumlu, ışık desteği de yeterli idi. Yalnız arka planda ki ekrana oyun boyunca sahnenin tepeden çekimi canlı olarak verildi. Nedenini veya verilmek istenen mesajı çözemedim ?
Savaşa, Etnik Siyasete, Irkçılığa ve Soykırımlara karşı yazılmış bu oyun, içerdiği mesajların güzelliğini sahneye yansıtamayan vasat bir oyun olmuş, tavsiye edemiyorum maalesef.
İki Kişilik Hırgür / Oda Tiyatrosu
Absürd Tiyatronun önde gelen yazarlarından Romanya’lı Eugene Ionesco’nun savaş karşıtı bir komedisi. Fakat oyunu izlerken birkaç sahne hariç ne gülebildik ne mesaj alabildik ne de düşünebildik ! Maalesef bomboş repliklerle dolu vasat bir absürd komedi.
Bu vasatlıkta gereksiz tekrarların ve yenilemelerin payı çok büyük. Sadece oyunun girişinde neredeyse 10 dakika süren bir salyangoz kaplumbağa karşılaştırması var mesela. Oyun zaten 1 perde ve 1 saat. Bunun gibi anlamsız diyaloglarla dolu bir metin. Bir savaşın ortasında, bu savaşa duyarsız, tarafsız bölgeye sıkışmış bir erkek ile kadının aralarındaki yıllara yayılan anlaşmazlıkları anlatılmakta.
Oyunculuklarda gerek Özge Mirzalı gerekse de İrfan Buzcu çok başarılı idi. Fakat bu başarı oyunu kurtarmaya yetmiyor. Dekor arkaya doğru derinlik verilerek yapılmış, kırık dökük, dar bir apartman odası. Oyun ilerledikçe savaşın etkileri ile odanın aldığı hasarların gösterimi etkileyici. Işık, kostüm, makyaj desteği yerinde. Müzikleri ise zayıf buldum.
Bu arada Mecidiyeköy Stüdyo Sahnesinin oturma düzeni nedense bozulmuş ? Yetkililer buna çok acil çözüm bulmalı. Arkaya doğru yükseltme olmadığı için ön sıradakiler nedeni ile arkadakiler asla sahneyi net olarak göremiyor. Arkaya doğru acil yükseltme yapılmalı. Sahne Müdürlüğünün ve İstanbul Devlet Tiyatrosu yönetiminin dikkatine !
Kadın erkek çatışmaları üzerine, biraz da savaş karşıtlığı eklenmiş absürd bir oyun izlemek isterseniz bu oyun tam size göre. Lakin vasat bir oyun ile karşı karşıya kalacağınızı da bilmenizi isterim.
Uçurtmanın Kuyruğu / Üsküdar Stüdyo Sahnesi
Öncelikle dün başlayan 2024 – 2025 Tiyatro sezonunun tüm seyirciler, oyuncular, yapımcılar ve emekçiler için mutlu ve huzurlu geçmesini temenni ediyorum. 1 yıl önce Barış Dinçel rejisinde İstanbul Şehir Tiyatrolarında izlediğim “Uçurtmanın Kuyruğu” oyununu dün de Bursa Devlet Tiyatrosu Serap Uluyol Karanfilci rejisinde izleme imkanı buldum. Geçen seneki oyuna göre artıları ve eksileri olan bir oyun.
Reji, dekor, ışık, müzik ve efekt açısından geçen seneki oyun çok daha ilerideydi. Fakat oyuncu seçimleri, oyunculuklar ve oyuncu – karakter uyumu açısından da bu oyun çok daha iyi. Oyunda hayatı boyunca disiplinli bir babanın etkisinde kalmış, bu yüzden hayatını hiç yaşayamamış ve intihar etmek üzere olan bir adamın duygusal hesaplaşması anlatılıyor. Tam intihar edecekken gizemli bir misafir kapısında beliriyor. Ve aralarında geçmiş yılların muhasebesi yapılmaya başlıyor. Sonu biraz fantastik, ucu açık ve hayali bitiyor.
Oyunculuklarda, oyuncu seçimleri de, oyuncu - karakter uyumluluğu da mükemmel. Cem Arabacıoğlu ve Ufuk Şener yaşayarak oynuyorlar. Mimikler ve duygusal geçişler usta işi. Teknik kısım ise başta da dediğim gibi vasat düzeyde kalmış. Dekor, aksesuar, ışık ve müzik desteği yetersiz. Daha iyisini beklerdim.
Sorunlu Baba oğul ilişkileri üzerine (Baba - Kız olarak ta düşünülebilir), problemleri düzeltmek adına mesajlar içeren bir oyun izlemek istiyorsanız bu oyunu izleyebilirsiniz.
Yüzyıllık Destan “Ateş” / Van Devlet Tiyatrosu
Kurtuluş savaşımızı anlatan “Yüzyıllık Destan” oyunu “Ateş – Savaş – Bayrak” olarak 3 ayrı oyun olarak planlanmış. “Ateş” geçen sene sahneye kondu. “Savaş” bu sene prömiyer yaptı. “Bayrak” ise önümüzdeki dönemde sahnelerde olacak.
“Yüzyıllık Destan - Ateş” oyunu, daha önce sahnelere konmuş olan “Yüzünde Yüzler” (İstanbul Devlet Tiyatrosu), 1919 Şafak (Sivas Devlet Tiyatrosu) ve “Bu Memleket Bizim” (İstanbul Şehir Tiyatrosu) oyunları ile aynı konsept ve kurguya sahip. Görkemli, emek sarf edilmiş, coşkulu ve sürükleyici olmakla birlikte prodüksiyon olarak bu oyunların bir tık gerisinde.
Bunun sebebi içerik, kurgu ve oyunculuklardan daha çok teknik nedenler. Mesela dekor. Oyunun niteliğine göre basit kalmış. Mesela Kostümler. ABD’li General başta olmak üzere kimi kostümler gerçeği yansıtamamış. Keza bazı oyuncuların mikrofonlarının yetersiz olması çoğu repliğin duyulamamasına yol açtı.
Tek perde ve 1 saat 15 dakika süren oyunda oyunculuklar normal düzeyde. Oyunculuklarda Mustafa Kemal Paşa’yı canlandıran Emre Başer çok başarılı, oyunun lokomotifi. Özellikle “Bülbülüm Altın Kafeste” şarkısını söylerken oldukça etkiliydi. Sahneye ve seyirciye olan hakimiyeti ile ses gücü de oldukça iyi. Melek Reşit Hanım ve Koro’da ki rolleri ile Betül Tirben’de başarılı gördüğüm diğer bir oyuncu oldu. Danslar, marşlar ve Koreografi de çok güzel, uyumlu. Işık ve Müzik destekleri de oyunun artı yönlerinden.
Ülkemizin düştüğü zor durumları yansıttığında hüzünlendiren, zorluklara ve baskılara karşı geldiğinde gururlandıran, Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetimizin değerini anlatan bu güzel oyunun, turneler vasıtası ile tüm şehirlerimizde sahneye konmasını çok önemli buluyorum.
Münasebetsiz / Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi
Eğer bir oyun 1 saat 40 dk. sürüyorsa kesinlikle tek perde olmamalı artık! 2 Perde olmalı. Artık diyorum çünkü dünyada her alanda olan değişim tiyatro seyircisinde de var elbette. Ve yeni tiyatro seyircisi, oyun güzel bile olsa, 1,5 veya 2 saatlik tek perdelik bir oyunda kesinlikle sıkılıyor, ilgisi dağılıyor, takipte zorlanıyor. Yönetmenlerin, Oyuncuların ve Tiyatro Akademisyenlerinin dikkatine önemle sunarım.
Oyuna gelecek olursak, Vodvil özellikleri gösteren ama güldürmeyi çok başaramayan, durgun ve vasat bir Fransız komedisi. Bu monotonlukta ilk paragrafta yazdığım unsurun büyük payı var! Özellikle ilk yarım saat oldukça sıkıcı, bu sıkıcılık oyun sonuna doğru dağılsa da oyunu kurtaramıyor maalesef. Oyun metni de özünde çok komik değil aslında. Bunda da Fransız yazarın asıl başarısının Sinema Yönetmenliği alanında olması yatıyor bence. Oyun bir sinema filmi olsa daha başarılı olabilirmiş. Bir Profesyonel kiralık katil ile karısından ayrılmak üzere olan intihara eğilimli bir Fotoğrafçı bir otelin yan yana odalarına yerleşirler. Tesadüfler üstü üste gelip, bir de meraklı bir otel görevlisi olaylara müdahil olunca işler oldukça karışır.
Oyunculuklarda veya oyuncu seçimlerinde sorun yok. Hepsi de rollerinin üstünden gelmekteler. Kiralık Katil rolünde M. Asım Tuncay Aynur özellikle etkileyici ve kuvvetli sesi ile daha öne çıkmakta. Dekor, kostüm, ışık ve müzik desteği oyunla uyumlu ve hatasız.
Aşırı komik, hareketli ve gürültülü komedileri sevmeyen, sadece hafif gülümseme isteyen seyirciler için biçilmiş bir kaftan olan bu oyun, dediğim gibi eğer 2 perde olsaymış beğeni kitlesini çok daha fazla artırabilirmiş.
*NOT: HAZİRAN AYININ ORTASINA kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız!
İzafiyet / Şinasi Sahnesi
Albert Einstein’ın hayatını baz alarak, Bilim Adamları zamanlarını fikir ve projelerine mi yoksa Aile ve sevdiklerine mi ayırmalı sorununa çözüm arayan bir oyun. Özellikle günümüz dünyasında inanılmaz yoğun iş hayatı yaşayan herkes oyunda kendi hayatlarından bir parça göreceklerdir.
Genç gazeteci Margaret dünyaca ünlü Fizikçi Einstein ile söyleşi yapmak için plansız bir ziyaret yapar. Biraz da Margaret’in enerjisinden etkilenen Einstein söyleşiyi kabul eder. Fakat söyleşi ilerledikçe Fizik ve Kuantumdan uzaklaşılacak, hiç bilinmeyen şok edici sırlar gün yüzüne çıkacaktır.
Tek perde ve yaklaşık 1,5 saat süren oyun tamamen diyaloglardan oluşmakta. Dolayısı ile bu konuşmaları iyi takip etmek gerekiyor. Aksi halde sıkılırsınız ki oyunun kimi yerlerinde kopmalar mevcut. Oyun acaba 1 saate indirgense daha mı iyi olurdu ? Oyunun hem çevirmeni hem yönetmeni hem de başrol oyuncusu Buğra Koçtepe başarılı, oyuna çok emek sarf ettiği ortada. Sadece makyajı, ışıktan mıdır bilmiyorum, oyun fotoğraflarına göre fazla yapay kalmış. Margaret rolündeki Pınar Gün Topçu hakkındaki eleştirilere katılıyorum, özellikle giriş bölümündeki oyunculuğu abartılı.
Geriye doğru açılır dekor oldukça başarılı ve dönemi iyi yansıtmış. Işık ve müzik desteği yeterli. Kostümler de inandırıcı ve başarılı. Oyun başlamadan 5 dk. önce Einstein’ın sahnede görünmesi de iyi bir fikir olmuş, seyirci kendisini oyuna erken konsantre ediyor. Ama oyun esnasında fotoğraf ve video çekme görgüsüzlüğü maalesef devam etmekte.
Fizik ve Kuantuma meraklı olanların yada İş hayatı ile Aile hayatı arasındaki dengeyi kuramayan, sorunlar yaşayan ve çözümler arayan herkesin izleyerek ders çıkarabileceği bir oyun.
*NOT : HAZİRAN AYININ ORTASINA kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
Yüzünde Yüzler / Atatürk Kültür Merkezi
Ülkemiz jeopolitik konumu gereği yüzyıllardır emperyalizmin ve kapitalizmin hedefi olmuştur. Büyük yüz ölçümü nedeni ile de hem nüfusu hem de haini çoktur. 1919 yılında da çoktu hain, şimdi çok daha fazla ! İşte bu kitlenin 1919 yılındaki heveslerinin nasıl kursaklarında kaldığını anlatan MUHTEŞEM BİR DESTAN Yüzünde Yüzler …
İnanılmaz kalabalık kadrosu, muhteşem oyuncuları, Anadolu Ateşi kalitesindeki dans ve müzikleri, ışığı, efektleri, kostümleri, marşları ile gözyaşları içinde soluksuz geçen bir 65 dakika. Ve tüm salonun dakikalarca ayakta alkışı, oyunu net özeti budur.
1919 yılında Bandırma Vapurunun yola çıkışı ile başlayan oyun İstiklal Savaşının kazanılması ile sona eriyor. Mustafa Kemal ve Türk Halkının şanlı direnişi, İstiklal Marşının 10 kıtası eşliğinde müzikle, dansla, şiirler, marşla anlatılıyor. Devlet Tiyatrolarının tüm usta oyuncuları görev almış. Ama özellikle müthiş ses ve sahne hakimiyeti ile Doruk Nalbantoğlu çok etkileyici. Dekor, ışık desteği, müzik desteği, kostümler, danslar, müzikler tamamı kusursuz ve çok uyumlu. Arka planda verilen gerçek siyah beyaz tarihi görüntüler oyunun etkisini daha da artırmakta. Karayılan, Hasan Tahsin, Cephane taşıyan kağnılar ve daha niceleri…
Bir çift mavi göz eşliğinde “Bu Memleket Bizim” şiiri ile biten oyunu, bu ülkenin kurucusunu, Cumhuriyeti ve bu milleti seven herkesin muhakkak izlemesi gerekli. Ama özellikle ulusal bilinçten her geçen gün uzaklaşan çocuklarımızın seyretmesi önemli. Bu konuda da Anne Babalara büyük görev düşmekte.
*NOT : Mayıs ayının son gününe hatta Haziran ayının ilk haftasına kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
Kapıların Dışında / Pursaklar Devlet Tiyatroları Sahnesi
2.Dünya savaşının bitmesi ile birlikte, yenilen Nazi ordusunun bir askerinin yaşadığı şehre geri dönmesini ve sonrasında bildiği tanıdığı her şeyin yok olması sonucu yaşadığı psikolojik travmaları anlatan, müzikli bir trajedi. Özellikle inanılmaz güzel çalışılmış müzik ve dans koreografisi ile başarılı bir oyun. Prömiyerini izleme şansı buldum dün akşam.
Alman asker Beckmann yaşadığı şehre geri dönmüştür. Ama ne bir dostu ne bir ailesi ne de bir işi vardır artık. Muhatap olduğu kesim çıkarlarını önde tutmakta ona asla yardımcı olmamaktadır. Kendisini ülkesine zaten bir kere feda etmiş olan asker, bir kez daha feda edecek midir ?
Oyunun en güzel yanı şüphesiz genç DANS EKİBİ ! Müthiş uyumlular, danslar kusursuz, mimikler içten, müzikler çok etkileyici, ses düzeni harika, çok ama çok çalışmışlar bu net. Hepsini tebrik ederim. Oyunculuklarda başrolde Can Yılmaz ödüllük derecede başarılı. Tek bacağı sakat askeri fiziksel olarak ta çok iyi sahneye aktarmakta. Genç kız rolünde Lalizer Tuinman da etkileyici.
Dekor yıkık bir Alman şehrini aynen yansıtmış. Çok detaylı ve özenli yapılmış. Işık desteği keza çok iyi. Kostümler inandırıcı ve dönemi yansıtmakta. Müzikler oyunun dans ekibi ile birlikte en kuvvetli yönü. 2 Perde ve ara dahil 2,5 saat süren oyunun olumsuz yönlerinden birisi özellikle ilk perde de gereğinden fazla uzatılmış sıkıcı metinlerin olması. Ara geçişlerde ki müzik ve danslar olmasa uyutacak seviyede, hatta arada müzik başlayınca sıçrayan seyirci görmedim de değil :)
Savaşın toplum ve birey üzerindeki yıkıcı etkilerini hüzünle değil de, müzikli ve danslı olarak enerjik bir şekilde anlatan bu oyunu herkese tavsiye ediyorum.
*NOT : Mayıs ayının son gününe hatta Haziran ayının ilk haftasına kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
Acâibü'l Temâşa / Atatürk Kültür Merkezi
Son derece garip bir oyun ismi, yine keza anlaşılmaz bir tanıtım yazısı, ilk defa yazılıp oynanacak bir oyun olması ve üstüne üstlük enteresan oyun fotoğraflarını görünce itiraf edeyim ön yargılı olarak oyunun prömiyerine gittim. Ama karşıma sezonun en iyi oyunlarından birisi değil en iyi oyunu çıktı! Yönetmen Oğuz beyi ve tüm ekibi yürekten kutluyorum, harika bir komedi.
Osmanlı’nın son döneminde geçen oyunda, içinde doğaüstü cinlerin perilerin ifritlerin büyülerin olduğu, 4 farklı hikaye (Fasıl) söz konusu. Her bir hikaye sonunda insanoğlunun hırslarına, hatalarına, açgözlülüğüne atıflarda bulunulmakta. Oyuncuların kendi çaldıkları müzik eşliğinde müthiş bir enerji, aksiyon, hareket ve komedi seyirciyi büyülüyor. İnce ve zeki espriler yanında dümdüz kalın espriler de söz konusu :)
Oyuncu kadrosu muhteşem ve çok enerjik. Oyunun lokomotifi şüphesiz Hagop rolünde Abdurrahman Merallı. Bernarda oyunundaki performansı aylardır aklımdan çıkmayan ve bence Türk Tiyatrosunun yeni yıldızlarından Özge Arslan da oyunun diğer yıldızı. Yüz ifadesi bile gülmemize yetiyor ! Ses gücü de inanılmaz iyi. Kostümler net bir şekilde sezonun en iyisi. Renklerine ve dizaynlarına bayıldım, ışıl ışıl. Dekor döner kısa merdivenlerden oluşmuş bir platform. Oyuncular dikkat etmeli, çünkü çok hareketli bir oyun, ufak bir aksamada düşülebilir bir dekor söz konusu. Işık desteğini özellikle kutluyorum çünkü çok fazla emek isteyen detaylı bir düzen, gidince siz de fark edeceksiniz. Müziklerde yine oldukça iyi, enstrümanları oyuncuların kendilerinin çalması çok hoş olmuş. Oyunun olmayan sadece 2 yönü var bence. Konuya giriş kısmı uzun tutulmuş, ilk 10 dakika pek bir şey anlaşılmıyor. Sonu da çok hızlı geçilmiş, daha açıklayıcı ve uzun tutulabilirmiş.
Sezonun sonuna denk geldiği için çok az şanslı seyirci ancak bu sezon oyunu izleyebilecek. Ama gelecek sezonun yıldız oyunu olacağı şimdiden garanti. Güzel ve çok keyifli bir komedi izlemek istiyorsanız bu oyunu kesinlikle kaçırmayınız.
*NOT : Mayıs ayının son gününe hatta Haziran ayının ilk haftasına kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
Devlet Ana / Cüneyt Gökçer Sahnesi
Türk Edebiyatının ustalarından Kemal Tahir, romanlarında genellikle Anadolu kırsal hayatını, köyleri, köylüleri, eşkiyalığı ve Anadolu insanının yaşadığı fakirliği anlatır. Tarzından farklı olarak yazdığı “Devlet Ana” ise Osmanlı İmparatorluğunun ilk kuruluş dönemi olan 1290 – 1299 yılları arası yaşanan olayları içermektedir. Bu romanında, Batı Kültürüne karşı Türk İslam Kültürünün daha iyi, daha Halkçı ve daha insancıl olduğunu savunur.
Dün akşam AKM Opera Sahnesinde izlediğim oyun ise (Bu arada AKM Opera Sahnesi inanılmaz güzel ve DÜNYA STANDARTLARININ ÜZERİNDE muhteşem bir salon olmuş, geç ve sıkıntılı bitirilmiş olsa da yapanların emeğine sağlık) maalesef GÖRKEMLİ kadro ve dekoruna rağmen, etkisiz kalmış vasat bir oyun. Son derece kalabalık kadrosu, usta oyuncuları, Orkestrası, muhteşem dekoru oyunu kurtaramıyor. Kimin kim olduğu, kimin ne söylediği, konunun nasıl geliştiği belli olmayan çok zayıf bir uyarlama. Ses ve ses iletimi de sorunlu. Eş dost akraba puanlamasına - şişirmesine bakmamanız da ve direkt gidip izlemenizde fayda var. Oyun 2 perde ve 3 saat. (Bu tip 3 saatlik oyunlarda oyun başlangıç saati öne çekilmeli)
Oyuncu kadrosu yaklaşık 40 kişi ama sadece Osman Bey rolünde Kutay Sungar dikkat çekici. Kimi oyuncuların sesleri duyulmamakta. Dekor ise dediğim gibi çok iyi. Çift Perdeli, döner hareketli yapıda, seyirci tarafına doğru ilk 5 sırayı işgal eden ışıklı çalılık şeklinde yapılmış ön dekoru ile kusursuz. Işık, efekt, canlı müzik keza çok iyi. Kostümler ödüllük ve son derece de inandırıcı. Zaten oyun puanını da bu unsurlar için verdim.
Osmanlı kuruluş dönemine, tarihe ilgi duyanlara veya kalabalık göz alıcı prodüksiyonlar sevenlere tavsiye etmekle birlikte, gidince hayal kırıklığı yaşamamanız için vasat bir oyun ile de karşılaşacağınızı söylemek isterim.
Bella Figura / Mecidiyeköy Büyük Sahne
İçinde hiçbir duygu, mesaj, hareket, anlam barındırmayan bomboş bir oyunu bir yazar nasıl yazmayı başarabilir ? Hadi yazdı diyelim, bu oyun nasıl Repartuar Kurulunun önüne getirilebilir ? Hadi getirildi diyelim Kurul böyle bir oyuna nasıl onay verebilir ? Son yıllarda bu oyun kadar boş ve anlamsız bir metine sahip oyun hiç izlememiştim. Hayatında ilk defa tiyatroya gelen bir genç bu oyunla birlikte tiyatroyu da bırakabilir, o derece !
Kaçamak yapan bir koca, sorunlu sevgilisi ve karısının en yakın arkadaşının ailesi arasında tesadüfler sonucu bir restaurant’ta bir akşam yemeği boyunca geçen olayları anlatıyor. Gelgitler, bağrışmalar, kavgalar içinde geçen tek perde ve 1 saat 20 dakika süren bir ızdırap. Bari mesaj filan yok oyunda ama gülelim dersiniz o da yok maalesef !
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri yerinde, emek harcanmış net. Oyuncular arasında Sevgili rolünde Ebru Demirdöven sivriliyor, daha iyi adapte olmuş rolüne. Dekor son derece başarılı ve görkemli. Gerçek bir arabanın sahneye konması pek görülmeyen türden etkili. Restaurant’ta ki tuvalet ve sifon detayları gerçeğinden farksız. Işık desteği yeterli. Müzik desteği daha fazla olabilirmiş. Kostümler ise oyunla ve içeriği ile uyumlu. Zaten görüleceği üzere oyun olan puanını da bu mutfak tarafındaki başarısı ile almış görünmekte.
Hiçbir tiyatro türüne bağdaştıramadığım bu oyunu kesinlikle tavsiye etmiyorum, zamanınıza yazık. Diğer yandan ödenekli kurumların tiyatro hizmetlerine ilişkin aşağıdaki saptamamı da bu ayın sonuna kadar hatırlatmaya ısrarla devam edeceğim.
*NOT : Mayıs ayının son gününe hatta Haziran ayının ilk haftasına kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
Küçük Korku Dükkanı / Ahmet Vefik Paşa Sahnesi
Müzikal oyunları tiyatro sanatının içine tam olarak konumlandıramıyorum. Çünkü bu tarz oyunlarda tiyatro ana unsurlarına göre Opera, Dans, Müzikli Gösteri ve Konser unsurları daha ağır basıyor. Bazen bir tiyatro oyununda değil de bir Pop Konserinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Yıllardır gözlemliyorum, bu gerekçeler ile genel olarak tiyatro seyircileri müzikalleri çok sevmiyor. Hele bir de yüksek ses, replikten daha fazla yer alan gürültülü şarkılar ve kargaşa da varsa oyunu yarısında bile terk edebiliyor.
Ama bu oyunun puanının bu kadar düşük olmasının ve bu kadar negatif yorum yapılmasının sebebi yukarıda anlattığım gerekçeler değil bence. Yorumları okuyunca da görülecek ki bu oyunda ANA SORUN SES İLETİŞİMİ ! Mikrofonlardan mı ses sisteminden mi bilmiyorum, çoğu replik ve çoğu şarkı HİÇ DUYULAMADI ! Özellikle arka sıralarda. Dolayısı ile bir seyirci söylenen sözleri anlamadığı için oyunu da sevemedi ya da yarısında gitti. Oyunun Süreyya Opera Sahnesi gibi çok büyük ve katmanlı bir sahnede sahneye konması SES tarafında çok fazla incelik gerektirmeli. Yoksa oyun kesinlikle bu puanı ve yorumları hak etmiyor, çok büyük emek sarf edilmiş, enerjik bir oyun. Aşağıda detaylarını yazacağım. EĞER SES VER MİKROFON PROBLEMİ DÜZELTİLİRSE çok sevileceğini ön görüyorum.
Oyunun en güzel unsuru son derece enerjik ve konsantrasyonu yüksek oyuncu kadrosu. İşlerini severek yaptıkları belli. Dekor çok iyi, ışık desteği mükemmel, kostüm ve aksesuarlar olağanüstü. Müzikler dediğim gibi anlaşılamadığından oyunun negatif yanı. Oyunun yıldızı da şüphesiz AUDREY 2 :) Gitmeyen seyircilerin oyun zevkini bozmaması için için detayını yazmıyorum ama bayılacaklarını biliyorum :) Ayrıca belirtmek isterim ki, sadece sinema ve TV dünyasında görsel efektler vasıtası yapılabilecek bir yapımı tiyatro sahnesine aktarmak cesaret işidir. Bu bağlamda da yönetmen Boğaçhan Sözmen beyi tebrik etmek isterim.
Kara Komedi, Korku ve Bilim Kurgu türünü tiyatro da görmek istiyorsanız hele de müzikalleri seviyorsanız bu oyun tam size göre, kaçırmayın. Ama başta da dediğim gibi SES VE MİKROFON problemi düzeltilmediği sürece olumsuz görüşler devam edecektir.
Suçsuzlar Çağı Suçlular Çağı / Mecidiyeköy Büyük Sahne
Öncelikle Mayıs ayının son gününe hatta Haziran ayının ilk haftasına kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
İlgi çekici bir konusu var oyunun. Totaliter bir ülkede, bir suikastçının suç ortaklarını itiraf etmesi için hiçbir yöntem işe yaramayınca, bir grup suçsuz insanla suikastçı aynı hücreye kapatılır. Suçlu itiraf edene kadar ne olursa olsun kimse o hücreden dışarı çıkamayacaktır. Suçsuzlar arasında büyük panik başlar, Suçlu artık düşmanlarıdır. Asıl Suçlu kim Asıl Suçsuz kim tartışılır noktaya gelecektir. 2.Perde de ise roller tamamen değişecektir. Reginald Rose’un efsanevi “12 Öfkeli Adam” oyununa oldukça benzeyen bir konsepti var oyunun. Zaman zaman o oyunu izliyor gibi hissediyorsunuz. Suçlunun kim olduğunun oyunun son sahnesine kadar belli olmaması oyunu ilgi çekici ve başarılı kılmakta.
Tamamı erkek olan oldukça kalabalık bir kadro var. Oyunculuklarda Konsolos rolünde Sertel Uğur ve Sason rolünde Eren Pekgöz daha başarılılar. Özellikle Sertel Uğur rolü gereği yaptığı espriler ile oyuna renk katmakta. Dekor daha etkili ve detaylı olabilirmiş. Hapishane hücresi çokta iyi yansıtılamamış. Müzik ve Işık desteği fazla yok. Kostümlerde askeri üniformalarda eksikler söz konusu. Oyun 2 perde ve ara dahil 1 saat 50 dk. sürmekte.
Baskıcı rejimleri, totaliter iktidarları, insanoğlunun çıkarı için neler yapabileceğini ve savunduğu inançlar için hangi sınırları zorlayabileceğini anlatan mesajlarla dolu bu oyunu herkese tavsiye ederim.
Oyuncu - Ben Feuerbach / Konak Sahnesi
Öncelikle Mayıs ayının son gününe hatta Haziran ayının ilk haftasına kadar perdelerini kapatmayan DEVLET TİYATROLARI YÖNETİMİNE bir tiyatro sever olarak sevgilerimi sunarım, tebrik ederim. Gerçek halka ve tiyatroya hizmet budur ! Yıllardır tüm talep ve şikayetlerimize rağmen 30 Nisan’da yangından mal kaçırır gibi sezonu kapatan ŞEHİR TİYATROLARINI ise bir kez daha burada eleştirmek isterim. Seyircilerinizi ve Tiyatro sanatını seviyorsanız eğer, sizlerde Mayıs ayı sonuna kadar perdelerinizi açık tutmalısınız !
Oyuna gelecek olursak, yıllar önce Trabzon Devlet Tiyatrosunda Yurdaer Okur rejisi ve Hakan Meriçliler oyunculuğunda izlemiştim. Beni son derece etkileyen, tiyatro sanatının tüm argümanlarını içeren, modern tiyatro oyunlarından birisidir. Yine Tiyatro dünyamızın usta yönetmenlerinden Gürol Tonbul rejisi ve Hakan Özgömeç oyunculuğunda dün izlediğim bu yeni oyun, eski rejiyi bir adım öne götürmüş, mükemmel düzeyde bir yapım çıkmış ortaya ! Tüm ekibi tebrik etmek isterim.
Özellikle başrol de Hakan Özgömeç öyle bir performans sergiledi ki tüm salon dakikalarca ayakta alkışladı, haklı olarak. Konsantrasyonu, oyunu yaşaması, sahne hakimiyeti mükemmeldi ama beni asıl etkileyen becerisi SES GÜCÜ VE SESİNİ KULLANIŞ biçimi oldu. Resmen hazır ol da izler gibi sizin oyunu tam dikkat izlemenizi sağlıyor.
Dekor Üsküdar Tekel sahnesinin dar uzun yapısı nedeni ile biraz pasif kalmış. Daha geniş bir sahnede çok daha etkileyici olacaktır. Işık ve Müzik desteği çok az ama olduğu sahnelerde oldukça başarılı. Kostümler olması gerektiği gibi. Yazar Goethe, Şair Tasso ve Aziz Francesco’yu bilenlerin çok daha fazla seveceği bir oyun bunu da belirtmek isterim. Bilginiz yoksa da gitmeden önce bilgi sahibi olmanızı tavsiye ederim.
Halen İstanbul’da turnede olan oyunu izlemenizi önereceğim ama bilet yok :) Bilet bulabilirseniz muhakkak izleyiniz. Bir baş yapıt, özellikle oyunculuk bakımından …
Ted Bundy / Oda Tiyatrosu
Resmi olarak 36 gayriresmi olarak en az 78 kadının katili ve tecavüzcüsü, Dünyanın ilk seri katili ve “Seri Katil” ifadesinin yaratıcısı Ted Bundy’nin, 1989 yılındaki idamından hemen önce, son 1 saatinde celladı olan Gardiyan ile yaptığı konuşmaları (hayatının öz eleştirisini) anlatan ilgi çekici ve başarılı bir oyun.
Tamamen gerçek olaylara dayanması ve seri katilin son derece ilginç karakteri oyunun başarılı olmasında ana etken. Ted Bundy çevresinde çok saygı gören, başarılı, zeki, siyasete bile atılmış bir Avukat ! Bu başarılı tablonun arkasında tam anlamı ile bir vahşet saklı. En az 78 kadını öldürmüş, çoğuna da öldürdükten sonra tecavüz etmiş. Sonunda yakalansa bile tam 2 kez hapishaneden kaçacak kadar da ileri derecede zeki. Hapisteyken evlilik teklifi alıp evlenecek kadar da hayranı olan bir sapık ! Gardiyan ile olan konuşmasında, çocukken yaşadığı travmalar nedeni ile bu hale düştüğünü itiraf etmekte. Sevgisiz, anasız, babasız büyümüş. Çoklu kişilik bozukluğu var. Ama anlattığı travmaları dinlediğinizde, özellikle ülkemizde bu tip olayların sıradan şeyler olduğunu görmektesiniz. Her bu tip travma yaşayan birey Ted Bundy’ye dönüşseydi dünyamızın halini düşünemiyorum !
Ted Bundy rolünde Orhan Kılıç çok başarılı. Zeki profiline uymayan derecede fazla küfürlü konuşması olmamış sadece. Gardiyan olarak Türk Tiyatrosunun duayeni ve oyununda yönetmeni Kemal Başar’ın oynaması bence karakter profiline uymamış. Başka bir oyuncu oynamalıymış. Dekor sadece 2 sandalye ve bir masa. Kostümler ile Işık desteğinin uyumu ise harikulade. Oyunun finalinde bir de trajik sürpriz var.
Tiyatronet web sitesinde her an izleme imkanınızın olduğu bu oyunu, Dünyanın ilk ve en ünlü seri katilinin hayatını merak edenlere ve Suç Psikolojisine meraklı olanlara tavsiye ediyorum.
Bir İdam Mahkumunun Son Günü / AyDem Sahne Bakırköy
Özel tiyatroların tiyatro sanatına katkıları yadsınamaz. Ödenekleri olmadığı, bütçeleri ve sahne imkanları kısıtlı olduğu için ortaya çıkardıkları oyunları ödenekli tiyatrolara göre daha değerli bulmaktayım. Fakat öyle özel tiyatro ve oyunları var ki inanın bir Üniversite Tiyatro Kulübünün hatta bir Lise Tiyatro Kulübünün kalitesinin daha gerisinde !
Victor Hugo’nun yazdığı ve M. Emre Aydın’ın yönettiği “Bir İdam Mahkumunun Son Günü” adlı oyun işte giriş paragrafının sonunda yazdığım türde bir oyun maalesef. Dekorun, Kostümün, Işık desteğinin olmadığı, dolayısı ile incelemesini de yapamadığım, tek kişilik oldukça yetersiz bir oyun. Oyuncu Ali Aktı metin gereği zaten oldukça zor ve durağan oyunu seyirciye aktaramıyor. Duygusal hiçbir geçişin veya aktarımın olmadığı, ileri düzeyde sıkıcı bir anlatım var. Oyun tek perde ve 50 dakika sürüyor.
Tiyatro TV’nin Youtube kanalında oyunu izleyebilirsiniz ama oyunu izlemeye başladıktan sonra devam edebilir misiniz bilmiyorum. Tiyatro adına yapılan her emeğe saygım sonsuz ama bazı ana unsurlar temin edilmeden oyunlar sahneye konmamalı diye düşünüyorum.
Donör / Trabzon Devlet Tiyatrosu Haluk Ongan Sahnesi
Hayatımda seyrettiğim en iyi oyunlardan birisi olan “MICHELANGELO”, 2011 – 2012 sezonunda İstanbul Devlet Tiyatrosunda sahneye konmuş, birçok ödül almış çok güzel bir oyundu. Muhteşem dekorunu ve Atilla Şendil’in oyunculuğunu unutmak mümkün değil. İşte o efsanevi oyunun yönetmeni olan ve diğer oyunları ile de kendisini çok beğendiğim Saydam Yeniay, başarılı rejilerine bir yenisini daha eklemiş: DONÖR
Oyunun çağdaş yazarı Branko Ruziç Londra’da yaşayan Hırvat bir oyun yazarı. Oyunu ülkemizde ilk defa oynanıyor. Londra’da ki bir hastanede geçen oyunda, Genel Cerrah Anna, ertesi gün küçük bir kız çocuğu için organ naklini kabul eden bir bağışçı ile ön görüşmeye gelir. Karşılaştığı kişi çok yakından tanıdığı biridir ve şok gelişmeler birbirini takip eder. Her 2 kişinin de geçmişi karanlık ve çarpıtılmıştır. Geçmişin şiddetli bir muhakemesi başlar. Kurban görünen aslında yaşanan acıların faili midir ?
Tek perde ve 70 dakika süren oyunun ilk yarım saati durgun geçiyor. Ama gerçeklerin ortaya çıkması ile birlikte sürükleyici bir hal alıyor. Özellikle son 20 dakika da heyecan ve gerilim tavan yapıyor. Neredeyse 5 dakika da bir ortaya çıkan her yeni bir sürpriz oyunu oldukça başarılı kılıyor. Oyunun çıkış noktası Sırpların Avrupa’nın orta yerinde yaptığı Boşnak katliamı ve dünyanın “her zamanki gibi” bu olaya seyirci kalması.
Oyunculuklar başarılı. Gerek Kardelen Göktaş gerekse İnanç Keteci rollerinin hakkını vermiş. Oyunun ilk bölümünde sahnenin hakimi Dr. Anna, son bölümünde ise ortaya çıkan gerçeklerle birlikte bağışçı Andrey olmakta. Döner bir yapıya sahip dekor tam bir hastane odası havasını vermiş, başarılı. Işık desteği güzel ama hastanede ışıkların gittiği sahnede, sahneye verilen loş ışık bence olmamış. Müzik desteği pek yok. İlk bölümde arka planda verilen yağmur sesi kimi zaman replikleri anlaşılmaz kılıyor. Azaltılarak tamamen yağmur sesi kesilebilirmiş.
Sosyal medyada, basında, gazetelerde ve hatta çevremizde bize görünen şeylerin aslında çokta doğru olmadığını, büyük sırlar ve yalanlar barındırdığını anlatan, düşündüren, bir olayda suçlu aslında kim diye sorgulatan bu başarılı oyunu tüm tiyatro severlere tavsiye ediyorum.
Bir Taşın Başında
Yersiz Yurtsuz Tiyatro Antalya’da faaliyet gösteren özel bir tiyatro. Kurucusu Ruteba Doğan. Antalya Şehir Tiyatrosundan ayrılarak bu grubu kurmuş. “Taş Üçlemesi” diye adlandırdıkları 3 farklı oyunu (Bir Taşın Başında – Taşların Arasında – Taşlara Çarpa Çarpa) sahnelerde oynamaktalar. Ben “Bir Taşın Başında” oyununu izledim bugün.
Bir Heykeltraş, Çevirmen ve Belediye Denetçisi yeni ölen bir sanatçının “Anıt Mezar” projesi için "Bir Taşın Başında" bir araya gelir. Kendi yaşamlarındaki sıkıntıları dile getirerek, bu sıkıntılara çözüm arayışında bulunurlar. 1 Perde 1 saat süren bu oyunda ne bireysel ne de toplumsal en ufak bir mesaj alamadım, duygu yakalayamadım. Belki üçlemenin diğer 2 oyunu da izlendiği zaman bir mesaj yakalanabilir ama oyun tek başına bu hali ile gerçekten oldukça başarısız, monoton ve anlamsız olmuş.
Oyunculuklar vasat. Sadece Denetçi rolündeki sanatçı biraz daha önde. Dekor oldukça başarılı, bir mezar taşı atölyesi tam olarak sahneye konmuş. Işık desteği yok. Kostümler normal. Müzik olarak sahnenin hemen yanında Çello çalan bir sanatçı var ki arka planda oyuna hoş bir tını sağlıyor.
Oyunu Yersiz Yurtsuz Tiyatronun Youtube kanalında izleyebilirsiniz. Görüntü ve ses kalitesi inanılmaz iyi, dijital versiyon şeklinde çekilmiş. Bu uygulamaları için tiyatro yönetimini içtenlikle tebrik ederim. Umarım diğer özel tiyatrolara da bir örnek teşkil ederler. Her özel tiyatro bu şekilde oyunlarını yayınlarsa, ülkenin her bir yanındaki tiyatro severler ulaşma ihtimalleri olmayan oyunları bu şekilde seyretmiş olurlar.
Kelepçe Kullanma Kılavuzu / Duru Tiyatro (Watergarden)
Irmak Bahçeci çok sevdiğim bir yazardır. İstanbul Devlet Tiyatrolarında yıllar önce oynanan ve gelmiş geçmiş en sevdiğim oyunlar arasında yer alan MICHELANGELO ile yine büyük gişe başarısı yapmış (ve hala da oynanmakta olan) ALEVLİ GÜNLER oyunlarının yazarıdır. Kelepçe Kullanma Kılavuzu adlı oyunu ile başarılarına bir oyun daha eklemiş görünüyor.
İllüzyon gösterisi esnasında kocasını ortadan kaldıran kadın, eşinin bulunamaması üzerine cinayet zanlısı olarak tutuklanır. Emekliliğine saatler kalmış, yorgun fakat deneyimli komisere sorgulama görevi verilir. Amirlerinin baskısı ve kısıtlı zaman nedeniyle stresle sorgu odasına giren komiser yardımcısı ile şüpheli kadın arasında büyük bir irade savaşı başlar. Zaman geçtikçe roller değişecek ve hiç beklenmedik bir sonla karşı karşıya kalacaklardır.
Son derece sürükleyici, takip isteyen, yer yer güldüren, yer yer düşündüren ve sürpriz dramatik sonla biten eğlenceli bir oyun. Sinema ve TV dünyasından tanınan Hüseyin Avni Danyal ve Başak Daşman çok başarılılar. Özellikle Başak hanım, mimikleri, sempatikliği ve ses tonu ile oyunun lokomotifi. Bu arada tüm ekibe de teşekkür etmek isterim, çünkü genelde ünlü oyunculardan müteşekkil özel tiyatrolar devamlı olarak gişe amaçlı sabun köpüğü tarzı boş komediler sahneye koymakta. Bu oyunun o tarzda olmaması ve tiyatro sanatını öne çıkarması övgüye değer !
Turnede olan bir özel tiyatro olmasına rağmen dekoru çok beğendim. Emek harcanmış ve tam bir sorgu odası havası verilmiş. Işık ve Müzik destekleri de yerinde. Oyun boyunca devam eden gizemli ve mistik havanın, oyunun finalinde çok realist bir sorun ile bitmesi beklemediğim tek nokta oldu. Gidişata uygun bir gizemli son oyunu daha başarılı yapabilirmiş.
Sık sık Anadolu turnesine de çıkan bu oyunu tüm tiyatro severlere öneririm. İstanbul’da aralıklarla oynandığı için, özellikle Anadolu turnelerinde ilinize geldiği zaman kesinlikle bu oyunu kaçırmayın.
Başıboş / Mall of Antalya Sahne
Çağdaş ve Genç yazar Adam Szymkowicz’in Kara Komedi türünde yazmış olduğu bir oyun. Yalnızlığın insan psikolojisine yaptığı negatif etkileri konu eden oyun komedi tarzında başlayıp gelişse de özellikle 2.perde ve finalinde bayağı bir gerilim türüne dönüşmekte.
Oyunun merkezinde evinden dışarı çıkamayan ve psikolojik sorunlar yaşayan Celia var. Çok yalnız ! Evine gelen kargo görevlisine kafayı takıyor ve kendisi ile yaşamaya ikna ediyor. Tabi bu durumda Teddy isimli kargo görevlisinin savruk ve hayattan bir beklentisinin olmayışının da payı büyük. Tam mutlu olmaları beklenirken Celia’ın son derece sosyal ! kız kardeşinin eve gelmesi ile işler karışıyor. Ara dahil 2 Perde 2 saat süren oyunun ilk perdesinde bolca gülerken, ikinci perdede ve özellikle finalinde travmatik sinir bozucu bir gerilim söz konusu.
Oyuncu seçimleri de yerinde oyunculuklarda. Ana karakteri canlandıran Elif Yalçın çok başarılı bir performans ortaya koyuyor. Oyunu oynarken bizzat karakteri yaşıyor. Fiziksel görünüşü de rolüne çok uyumlu olmuş. Sesini kullanışı da son derece kuvvetli. Cazibeli kız kardeş rolünde Çağla Nefesoğlu Kesiç ve Teddy rolünde Samet Sünbül de çok başarılılar. Sadece bir konuda eksiklik gördüm ki, oyunun sonundaki Hall karakteri için kesinlikle başka bir oyuncu olmalıymış. Samet Sünbül’ün her 2 karakteri de oynaması biraz garip kaçmış.
Dekor canlı ve oyun ile uyumlu. Sadece telefonun kordonuna bir çare bulmaları lazım, oyuncular takılıyor ! Kostümler çok renkli ve hoş. Amanda’nın makyajının biraz fazla kaçtığını gözlemledim. Müzik ve Işık desteği de yine yerinde.
Yalnızlık, Kadın – erkek ilişkileri, klasikleşmiş kız kardeş kıskançlık problemleri üzerine hoş bir Kara Komedi izlemek isterseniz bu oyunu kaçırmamanızı tavsiye ederim.
Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi? / Ümraniye Sahnesi
2.Dünya Savaşı resmi olarak Almanya’nın Polonya’yı işgali ile başlamıştır. İşte o dönemde Polonya’da ki bir tiyatroda geçen direniş çabalarını anlatan, savaş karşıtı bir komedi. Yer yer oyunda kopmalar ve gereksiz uzatmalar olsa da keyifli ve güzel bir oyun. Oyunun süresi 2 perde ve ARA DAHİL 2,5 saat. Oyun broşürlerinde süre bilgisine muhakkak “ARA BİLGİSİ” de eklenmeli, izleyiciler bu bilgiye göre program yapıyorlar çünkü.
Oyun bir tiyatroda geçince, kahramanlarda tiyatrocular olunca elbette bu sanata ilgi duyan kişilerin daha çok zevk alacağı bir oyun. Oyunculuklar yerinde. Ama oyunun lokomotifi şüphesiz cıvıl cıvıl karakteri ile Şenay Saçbüker, çok başarılı. Sahnelerin tecrübeli ismi Bahtiyar Engin’de kısa rolüne rağmen etkileyici. Oyuncu seçimlerini ise başarılı bulamadım maalesef. Rolüne uymayan çok karakter var. Ama en belirgini şüphesiz Albay Erhard rolünde Tarık Köksal olmuş. Belki orijinal metinde ironi olsun diye öyle belirlenmiştir bilmiyorum ama görünümü çok net bir şekilde Anadolu Türk insanı :) O rolde bilinen Nazi tiplemesine yakın Ari ırk unsurlarını taşıyan, bir oyuncu uygun olurmuş.
Dekoru etkisiz, kısır ve olması gerekenden sade buldum. Bayrak, flama ve portreler ile güçlendirme yapılmış. Kostümler çok iyi, ışık desteği ve müzikler keza güzel. Tiyatroya hiç yakışmayan SİLAH PATLAMALARI özellikle 1.perdenin sonunda bolca mevcut. Oyuncuların sahneye giriş çıkışlarında neden sık sık salonu kullandıklarını anlamadım ? Kimi oyuncuların sesleri zayıftı, arka sıralara ulaşmadı, muhakkak mikrofon kullanılmalı büyük salonlarda.
Nazilerin soykırımına uğradığı için yıllardır mağdur durumda kalan Yahudilerin, aynı zalimliği şimdilerde Gazze’de kendilerinin ISRARLA yapması ülkemizde ve tüm dünyada büyük bir Yahudi nefreti oluşturdu. Bu duygu oyunu izleyen seyircilere de ister istemez yansıyor. Oyun duygusal yönden etkileyici olamıyor. Oyun bittikten sonra Gazze, Kıbrıs ve Ukrayna’da ki savaş görüntüleri verilerek savaşın yıkımları seyircilere hatırlatılıyor. (Kıbrıs’ta yaşananlar kanımca çokta bilinmiyor ülkemizde. Turgut Özakman’ın ÇILGIN TÜRKLER KIBRIS kitabını önemle tavsiye ederim)(Oyunun çok sevdiğim ödüllü yönetmeni ve oyuncusu Hüseyin KÖROĞLU’da aslen Kıbrıslıdır ve oyun broşüründe Kıbrıs savaşı üzerine hüzünlü anılarını anlatmakta)
Savaşı karşıtlığı üzerine hoş bir komedi izlemek, Polonya’nın işgal dönemini ve 2.Dünya savaşının başlangıcını öğrenmek istiyorsanız bu güzel oyunu kaçırmayın derim.
Savaş ve Barış / Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
Bolşevik devrimi öncesi Rus Aristokrasisi ve Çarlık dönemi tiyatrocular için vazgeçilmez bir oyun kaynağıdır. Yönetmen, oyuncu, yazar bayılırlar bu döneme. Halbuki seyirci tarafında bu dönem oyunları sevilmez, sıkıcı bulunur. Çehov, Tolstoy, Dostoyevski oyunları uzun ve monotondur. Savaş ve Barış kitabı da keza en uzun, zorlu ve anlaması gayret isteyen eserler arasındadır.
Hal böyleyken bir de tutup bu uzun klasik eseri (Oyun ara dahil 3 SAAT 20 DAKİKA) güncel yorumlama hatasına düşüp, tarz olarak ta ne olduğu belli olmayan Absürd / Kara Komedi sınıfında bir oyun çıkarırsanız, aşağıdaki gibi onlarca yüzlerce negatif yorum alırsınız. Dünyaca ünlü ve bol ödüllü bir yönetmen olmasına rağmen, Alexandar Popovski’nin Türkiye’de sahneye koyduğu bu 5. Oyunu da diğerleri gibi maalesef oldukça başarısız buldum. Bizdeki yabancı hayranlığı her sektörde karşımıza çıkmakta, tiyatro da eksik kalmamış. İlk perdenin bitmesini beklemeden çıkan seyirciler bile oldu.
Oyuncular arasında çok fazla ünlü oyuncu var (Levent Üzümcü, Can Başak, Murat Bavli gibi) ama bu oyuncular bile oyunu kurtaramamış. Fakat değinmeden geçemeyeceğim, kırmızı göz alıcı şık elbisesi, güzelliği, albenisi, ses gücü ve yılların getirdiği tecrübesi ile Anna Pavlovna rolünde Ayşegül İŞSEVER şüphesiz çok farklı ve başarılı idi diğer oyuncular göre. Büyük emek harcanmasına rağmen, oyun absürd olunca dekor da absürd olmuş ! Aralarında Sürat Botu ve buzdolabının da olduğu manasız onlarca aksesuar konusu, komedi düzeyinde ! Yerdeki çarşaflarda birkaç oyuncunun neredeyse düşmesine neden oluyordu. Kostümler, ışık ve müzik desteği ise mükemmele yakındı, oyun puanını da bu kısımlara verdim zaten.
Toplumdaki kültürel yozlaşma tiyatro seyircisine de iyiden iyiye yansımaya başladı ! Oyunda cep telefonu ile oynayan, fotoğraf çeken, uzun uzun video çeken görgüsüzlere şimdi de çatır çutur ses çıkararak kraker bisküvi yiyenler eklendi ! İstanbul Tiyatro seyircisindeki gerileme maalesef artarak devam etmekte.
Rus edebiyatını, klasik eserleri, tiyatroyu seviyorsanız kesinlikle bu oyundan uzak durun. 3,5 saatinize yazık ! Ve tiyatro yönetmenleri, lütfen şu GÜNCEL YORUMLAMA takıntılarınıza artık bir son verin, ipin ucu kaçtı.
Babamın Kelimeleriyle / Mecidiyeköy Stüdyo Sahne
Akademisyen ve işkolik bir oğul, Bakıma muhtaç demans hastası bir baba ve babaya bakmak için tutulan son derece sevimli bir bakıcı arasında geçen, sevgisizlik ile iletişim bozukluğunun negatif etkilerini, sevgi ve temas kurabilmenin neleri değiştirebileceğini anlatan güzel bir oyun.
1990’lı yılların başında Kanada’da geçen oyunda, yıllardır babası ile iletişim kurmamış ve hayatın yoğunluğuna kendisini kaptırmış bir üniversite hocası, babasının demans hastası olması sonucu yaşadığı olaylar üzerine babasının evine gelir. Niyeti kısa zamanda babasını bakımevine götürmektir. Bu arada babasına bakmak için bir de bakıcı tutar. Halkın içinden gelen, sempatik, sevimli, sevgi dolu ve oğul – baba arasındaki sıkıntıları iyi tespit eden bu kadın işleri kökünden değiştirecektir.
Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda harikulade. Herkes rolüne tam oturmuş. Özellikle oyunun yıldızı bence Bakıcı rolündeki Gülizar Oltulu. O kadar sıcak ve sempatik ki her sahnede olduğu an oyunun havası pozitife dönüşüyor. Elbette Nişan Şirinyan ve Kerim Altınbaşak’ta çok iyiler.
Dekor için özel paragraf açmak isterim. Mecidiyeköy Stüdyo Sahnesinin o küçük ve sınırlı alanı o kadar muhteşem kullanılmış ki, o küçük sahneye 3 – 4 odalı bir evin tamamı, mutfak ve üstüne üstlük deniz kıyısında bir iskele sığdırılmış ! Tam bir mühendislik harikası ! Son yıllarda gördüğüm en efektif dekor diyebilirim. Aytuğ Dereli ve tüm ekibini tebrik ederim. Işık, kostüm ve müzik destekleri ise yeterli düzeyde.
Çevremizde oldukça fazla görülmeye başlayan, bakıma muhtaç anne – baba ile çocukları arasındaki sorunlara değinen ve çözümler sunan bu sevgi odaklı oyunu, bu durumları yaşamış veya yaşamakta olan hatta yaşaması muhtemel herkese önemle tavsiye ederim.
Maviydi Bisikletim / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
Dinçer Sümer nahif bir yazardır. Genelde eski zamanları konu alır romanlarında, oyunlarında. “Eski Fotoğraflar” gibi. Ben de bir eski zamanlar aşığı olduğum için bu gibi öyküleri, kitapları, oyunları çok severim. “Maviydi Bisikletim” oyunu da 1950’li yılların İzmir’ini anlatan nahif bir oyun.
Oyunda unutulmaya yüz tutmuş o kadar güzel şeyler var ki, hatırlaması bile insana mutluluk vermekte. Sahaflar, Antikacılar, Antika eşyalar, eski film afişleri, radyolar, plaklar, eski esnaflar, eski yaşam biçimleri … Saymakla bitmez. Oyunun kahramanı bu argümanlar eşliğinde İzmir’de ki ilk aşkının hikayesini anlatıyor. Yaşadığı o unutulmaz ilk duyguları seyirci ile paylaşıyor. Anne ve babası ile yaşadıkları, arkadaşları ile yaşadıkları, okulda yaşadıkları olaylar da bu konuya eşlik ediyor. Sevimli, incelik dolu ve gerçekten çok sıcak (Hani kelimenin tam anlamı ile NAHİF) bir oyun.
Tiyatromuzun en sevdiğim genç ve sempatik oyuncularından (Bayb Face diyorum ben ona ) Çağrı Büyüksayar son derece başarılı bir performans sergiliyor. En son Oscar oyununda da yine çok başarılı idi. Yönetmen Ersin UMULU ile iyi bir iş çıkarmışlar. Keman ile oyuna eşlik eden sanatçımıza da teşekkür etmek isterim, kemana doyurdu izleyicileri. Dekor son derece nostaljik ve oyun ile uyumlu. Film afişleri havaya asılmış, bir sahaf, antikacı dükkanı ve Kukla vestiyeri de dekoru tamamlamış. Baba ve Anneyi kuklalar vasıtası ile canlandırmışlar. Müzikler keza eskilerden ve tabii yine çok güzel.
Eski olan her şeyi seven tipler vardır benim gibi. Sahaflardan, antikacılardan çıkamayan, Siyah beyaz filmleri seven, Türk Sanat Musikisi seven … Özellikle bu kişiler için kaçırılmaması gereken bir oyun. Ve tabii İzmir aşıkları için de …
Sivrisinekler / Müze Gazhane
Yeni nesil (Z Kuşağı) tiyatroyu sevmiyor, bu net. Gençleri Shakespeare, Çehov, Moliere sıkıyor ! Onları kazanmak için güncel konuları ve teknolojileri sahneye getirmek gerekli. Yapay Zeka, Cep Telefonu, PC Oyunları, Instagram gibi. İşte Sivrisinekler oyunu içeriğindeki CERN, Higgs Bozonu, Hackleme gibi konular nedeni ile bu türün başlangıcı sayılabilecek başarılı bir oyun.
Değil İstanbul’un bence Türkiye’nin en güzel Stüdyo sahnesi Müze Gazhane Meydan Sahnesi sanki bu oyun için dizayn edilmiş derecede oyuna yakışan bir sahne. 360’ dönen yapısı, sahneye giriş çıkış düzeni, ışık ve müzik desteği, seyirci oturma düzeni ile mükemmel bir uyum sağlamış oyun ile. Tabi görünürde konu teknoloji olsa da oyunun içine girince tamamen bir aile trajedisi söz konusu. Tipik kız kardeşler arası, ana – kız arası, ana – oğul hatta teyze - yeğen problemlerini içeren bir dram var sahnede. İzleyen herkes muhakkak kendi çevresinden bir iz bulacaktır oyunda. Özellikle orta bölümünde biraz sıkıcı ve gereksiz uzun diyaloglar olsa da (Oyun 2 perde, ara dahil 2 saat 15 dk) giriş ve final bölümleri oyunu kurtarıyor. 16 yaş üzeri bir oyun olduğunu da söylemem gerekli.
Oyunculuklarda sorunlu kız kardeş Jenny rolünde Senan Kara çok başarılı. Karakterini yaşayarak oynuyor. Natalie rolünde Pınar Demiral da dikkat çekici. Çok az rolü olan bazı oyuncular ise oldukça heyecanlı ve yetersizdi. Dekor, efekt ve Işık düzeni ödüllük derecede iyi. Kendinizi gerçekten de CERN’de deneyin yapıldığı laboratuarlarda hissediyorsunuz. Bazı giysileri ise döneme göre eski (Fazla klasik) buldum.
Fizik, Kuantum, Tanrı Parçacığı gibi ileri düzey teknik konularla ilgilenen veya Aile içi sorunlar yaşamakta olup bunlara çözüm arayışında olan herkese tavsiye edebileceğim bir oyun.
Çarpışma / Atatürk Kültür Merkezi
Oyunun tanıtımını okuduğumda tek kişilik olması, Bir Orkestra üyesinin hikayesini anlatması ve içeriği itibarı ile çokta keyifli olmayacağı yönünde bir ön yargıya kapıldım. Daha sonra oyun hakkında oldukça fazla sayıdaki övgü dolu yorumu ve puanları görünce bu sefer de yüksek bir beklentiye kapıldım. Ama seyredince ön yargılarımın da beklentilerimin de dışında bir oyunla karşılaştım !
Oyun (Tabii bana göre) ne yorumlardaki gibi muhteşem düzeyde ne de vasat seviyede, ilginç bir konuya ve gidişata sahip başarılı bir yapım. Özellikle “Aksesuvarcı” oyunu ile kendisini her zaman beğeni ile takip ettiğim Yönetmen Kubilay Karslıoğlu ve başarılı genç sanatçı Can Atak iyi bir iş çıkarmışlar. Bir orkestrada en atıl üye konumundaki bir sanatçının, ayrılmış olduğu karısı, çocuğu, iş arkadaşları ve Orkestra yönetmeni ile yaşadığı sorunlar anlatılıyor. Ki bu sorunlar oyunun sonuna doğru trajik bir hal alıyor. Finali ise gerçekten çarpıcı ve şok edici.
Tek perde ve 55 dakika süren oyun geçmiş yıllarda oldukça fazla sahnede kalan KONTRABAS oyununu andırıyor. Can Atak oyunu yaşayarak oynuyor, konsantre. Dekor sadece sandalye ve kürsüden müteşekkil. Işık düzenini çok beğendim, ödüllük. Yukarıdan aşağıya doğru süzülen ışıklar, dumanında etkisi ile sahneye ruhani bir hava vermiş.
Aslında orkestra üyesi ile özel olsun kamu olsun çalışan her bir bireyin yaşadığı sorunlar dile getirilmiş. Bu oyun o sorunların taraflarına yol göstermekte faydalı olabilir. Tarafların sorunları dikkate almadığında neler olabileceğini ise oyuna giderek görebilirsiniz.
Ben Medea Değilim / Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi
Ülkemizin Kadın Hakları, Kadının toplumdaki yeri ve Sorunları konusundaki çalışmaları ile en önde gelen ve başarılı isimlerinden olan Hülya Karakaş, aynı başarıyı tiyatro sahnelerinde tekrarlayamıyor maalesef. Bugüne kadar oyuncu veya yönetmen olarak sahneye koyduğu hiçbir oyunu maalesef beğenemedim. Ben Medea Değilim oyunu ile bu gelenekte devam etti maalesef.
Halbuki oyun oldukça ilginç, komik ve enerjik başlıyor. Kendisini hemen sevdiriyor. Bunun en büyük nedeni de oyunun tek güzel öznesi olan Şirin ASUTAY. Seyirci ile oldukça uzun süren bir etkileşimi – sohbeti söz konusu. Sempatikliği ve doğallığı olağanüstü. Bu hoş giriş bölümünden sonra oyun Antik Yunan dönemine kaydıkça sıkıcı ve anlamsız bir hal alıyor. Finalde yaşananlarda oyunu vasat olmaktan kurtaramıyor. Medea’nın yaptığı vahşeti haklı çıkarmak için yazarın vermiş olduğu kimi mesajlar da rahatsız edici seviyede. Kim Medea’nın yaptığını onaylayabilir ki dünyada ?
Usta oyuncu Berrin Koper’in sesi (yaşının da etkisi ile) çok zayıf kalmakta. Çoğu repliği duyulamadı. Dekor oldukça zayıf ve hantal. Asansörün ne anlamı vardı çözemedim ? Kostümlerde kafa karıştırıcı idi. Işık ve müzik desteği ise güzeldi.
Şehir Tiyatrolarında akşam seansları tüm taleplerimize rağmen hala 20.30’da başlıyor. Bu saatin Devlet Tiyatrolarında olduğu gibi 20.00’ye hatta uzun oyunlarda 19.30’a çekilmesi gerekiyor. Umarım artık bir yetkili bu sesimizi duyar !
Tek perde 1,5 saat süren bu oyunu, oyunda anlatılan sıkıntıları yaşayan kadınlarımız elbette ilgi ile izleyecek belki de sevecektir. Ama tiyatral açıdan beklentinizin yüksek olmaması yönünde sizleri uyarmak isterim.
Frankenstein (32 Kısım Tekmili Birden) / Bahçelievler Belediyesi Nurettin Topçu K.M
Son dönemde ivme kaybetmekte olan İstanbul Devlet Tiyatrosunun, yakın sezonlar içindeki en iyi oyunu diyebilirim ! Dünyaca ünlü FRANKENSTEIN Korku romanını 1 saat 15 dakika boyunca güldürerek, gülümseterek ve keyif içinde seyrettirmek büyük marifet gerektirir.
Bu marifeti yaratan 2 büyük etmen var. Birincisi çağdaş Alman oyun yazarı Sebastian Seidel. Bilinen korku romanını öyle başarılı yorumlamış ki hayranlık duymamak elde değil. İki kişilik kadroya sahip bir tiyatroda Frankenstein oyunu sahneye konacaktır. Gözünü hırs bürümüş tiyatro sahibi ve yönetmeni ile duygusal oyuncusu arasındaki ilişki, Frankenstein oyunundaki yaratan – yaratılan ilişkisine dönüşmektedir. Tabi bu dönüşüm oldukça trajik olsa da seyirciye çok keyif verici bir komedi biçiminde aktarılmaktadır. Sahne arkasında yaşananlarda elbette bu komediye dahildir.
Marifetin ikinci halkası da pek tabii Oyuncular ! Salih Bayraktar ve Levent Aras inanılmaz bir performans ortaya koymaktalar. Tempolu, fiziksel zorluklara sahip, hızlı karakter ve kostüm geçişlerini çok başarılı bir şekilde yapmaktalar. Her oyunun bir öne çıkanı vardır ama bu oyunda öyle bir seçim yapamıyorum, her 2 oyuncuyu da eşit derecede alkışlıyorum. Levent Aras’ın ses kuvveti ayrıca övgüye değer. Devlet Tiyatrolarının değişmeyen başarılı yönü Dekor, Kostüm, Efekt, Işık ve Müzik desteği yine bu oyunda da çok ileri düzeyde. Yaratığın oluşturulması esnasında aşağıya doğru kayan ışıklar oyuna büyük renk katmakta.
Bu arada oyun broşürlerinin ücretli olarak verilmesi yanlış uygulaması hala devam ediyor. Devlet Tiyatroları Şehir Tiyatrolarını örnek alarak, daha düşük boyut ve kalitede ÜCRETSİZ broşür vermelidir !
Tek perdelik bu komediyi herkese önemle tavsiye ediyorum. Kibir ve Sevgisizlik hangi trajedilere yol açmakta gidip görmeli, gülerek elbette …
Tut Elimden Rovni / Claphall
Yazarı Aziz Nesin, Yönetmeni Kemal Başar, Oyuncuları da “Yılın Umut Veren Genç Oyuncuları” ödülünü almış olunca, oyun öncesi beklentim oldukça yüksekti. Fakat izleyince büyük hayal kırıklığı yaşadığım, vasat seviyeye bile ulaşamamış başarısız bir oyunla karşılaştım.
10 yıldır evli olan ve İp Cambazlığı yapan bir çiftin, aralarındaki sorunları, anlaşmazlıkları, görüş farklılıklarını içlerinden döktükleri tek perde 1 saatlik bir oyun söz konusu. Karı koca arasındaki sorunlar artık zirve yapmış ve ayrılma noktasına gelinmiş. Erkek işine aşırı düşkün, karısının isteklerini görmezden gelmekte. Kadın kocasına ve işine saygı duymamakta, çocuk yapma isteği hat safhaya ulaşmış. İletişim sıfıra yaklaşmış. Oyun tamamen bu konu üzerinde devam ediyor ve izleyen seyirciye hiçbir mesaj vermeden de sona eriyor. Özellikle orta bölümlerde klişe ve tekrarlanan diyaloglar seyirciyi inanılmaz sıkmakta. Bir an önce oyunun bitmesini bekliyorsunuz.
Oyunculuklar başarısız değildi ama yılın en umut veren genç oyuncuları ödülünü alacak kadar da iyi değildi. Bu arkadaşlardan daha başarılı çok fazla genç oyuncu seyrettim. Dekor hemen hemen yok. Işık desteği yeterli. Müzikler zaman zaman oyuncuların sesini bastırmış, daha alt düzeyde olmalıydı. Makyajlar çok başarılı.
Aşağıda oyuna 9 veya 10 puan veren yorumları ve oyun genel puanını dikkate almamanızda fayda var. Çünkü sadece bu oyuna yüksek puan vermek için siteye üye olup, puanlama yapan eş dost tanıdık üyeler söz konusu. Bu durum bu sitenin de en büyük sorunu.
Oyun TİYATRONET web sitesinde online yayında. İstediğiniz an siteye üye olup, çok uygun fiyatlarla abonelik veya Kiralama yöntemi ile tek seferlik izleyebilirsiniz. TİYATRONET sitesi uzun süredir yayındaydı ama çok az oyun vardı. Şimdi bayağı yeni oyun eklenmiş. Bu sevindirici bir durum olmakla beraber hala sitede ki oyun sayısı yeterli değil. Özellikle Şehir ve Devlet Tiyatroları arşiv oyunlarının online olarak web üzerinden yayına sunulması hayalim de devam ediyor.
Bu oyun sadece aralarında ciddi sorunların olduğu ve çözüm arayışında olan çiftler için ilginç veya seyredilebilir olabilir. Ama onun dışındaki seyirciler için özellikle de tiyatral açıdan çok yetersiz ve zevk alınmayacak bir oyun maalesef.
Bir Yeryüzü Ozanı (Rıfat Ilgaz) / Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi
Türk Edebiyatının unutulmaz isimlerinden Rıfat Ilgaz’ın hayatını, özel yaşamını, yazarlığını, düşüncelerini, çektiği zorlukları ve acıları anlatan, film ve tiyatro öğelerinden oluşmuş otobiyografik bir belgesel. Yani bu yapımı tam bir tiyatro oyunu olarak değil de afişinde de yazdığı gibi FİLM VE TİYATRO karışımı bir belgesel olarak düşününüz.
Ama ben oyunu öncelikle tiyatral açıdan yorumlayacağım. Tiyatral açıdan baktığımızda oyun son derece başarısız ve zayıf maalesef. Bunun birçok nedeni var elbette. İlk akla gelen sıkıntı son derece gereksiz uzatmalar ve sahneler nedeni ile seyirciyi sıkan uzun süresi. 2 Perde 2 Saat süren oyun çok rahat 1 perde 1 saat olabilirmiş. İkinci konu yan rollerdeki oyuncuların yetersizliği. Genel olarak ses düzeylerinin zayıflığı. Öyle ki bazı sahnelerde konuşmalar arka sıraları bırakın önlerden bile duyulmuyor. Arka perdeye yansıtılan video (Sinematik) görüntülerin tiyatro sahnelerine göre fazlalığı da başarısızlıkta diğer bir etken. Son olarak oyunda verilmek istenen siyasi mesajların oyuna olan negatif etkisi ki bu konuya başlıca bir paragraf açmak isterim.
Ankara Birlik Tiyatrosu 1971 yılında Zeki Göker tarafından 1971 darbesine karşı kurulmuş, net bir şekilde Sosyalizmi savunan, tüm oyunlarını ve turnelerini de halkı aydınlatmak amacı ile yapan bir tiyatro grubu. Dolayısı ile Tiyatroyu sadece düşüncelerini aktarmak için bir araç olarak kullanıyorlar. Bu nedenle tiyatro oyunlarında ana tiyatro öğelerine çok dikkat edilmiyor. Tiyatro metinleri çok basit ve seyircinin düşünce yapısına yönelik yazılıyor. Aralara oyunla çokta ilgisi olmayan (kimisi komedi seviyesinde) siyasi sahneler konabiliyor. Mesela bu oyunda Rıfat Ilgaz’ın mecburiyetten anlaşma yapmaya çalıştığı dinci Matbaa sahibi ile yaptığı konuşma sahnesi komedi düzeyinde basitlikte. Bu bağlamda ABT oyunlarını izlemeye giderken tiyatrodan ziyade siyasi görüşlerin deklare edildiği bir propaganda gösterimi ile karşılaşacağınızı bilmeniz lazım.
Oyunu sinematik yanı ise çok özenli, detaylı ve emek verilerek hazırlanmış. Birçok profesyonel oyuncu yer almış. Sahneler sinema veya TV dizisi kalitesinde etkileyici. İlk perde sıkıcı bir tempoda giderken, ikinci perde ve özellikle HABABAM SINIFI devreye girince oyun daha izlenebilir bir hal almakta. Türk halkının çok sevdiği Hababam Sınıfı hakkında benimde yeni öğrendiğim ve şaşırdığım birçok ilginç detay öğreneceksiniz.
Bu oyunu (Daha doğrusu video belgeseli) sadece Rıfat Ilgaz’ı sevenlere, Eski muhalif sol edebiyatı ve Sosyalist düşünceyi savunanlara önerebilirim. Amacınız tiyatro oyunu izlemek ise asla vakit ayırmanıza gerek yok.
Paraya Hayır
İlginç, komik ve cazip bir konuya sahip olmasına rağmen, yönetmen ve bazı oyuncu dokunuşundaki eksikler nedeni ile “İyi” düzeyini kılpayı kaçıran vasat bir oyun. Her ne kadar komedi türünde olsa da yer yer drama ya da Kara Komediye geçişler var. Bu geçişlerin seyirciye iyi yansıtılamadığı birçok sahne var maalesef.
Tabii bu geçişleri yansıtacak kişi Yönetmen ve Oyuncular ! Gerek müzik gerek ışık gerekse de oyuncunun mimik ve ses desteği ile ancak yapılabilecek birçok geçiş bu oyunda yok. Dolayısı ile gülüp gülmeyeceğimize veya üzülüp üzülmeyeceğimize gecikmeli olarak karar verebiliyoruz.
Oyunun diğer eksi bir yönü de giriş bölümü. Richard’ın ailesine başına gelen şeyi ve aldığı kararı açıklaması o kadar uzun o kadar uzun sürdü ki biz seyirciler bile bayağı daraldık, hadi söyle dedik artık! Oyun metninde belki öyledir ama gerekirse yönetmen inisiyatif kullanıp bu gereksiz uzatmaları önleyebilirmiş. Zaten oyun genel olarak olması gerekenden çok uzun. Ortada tek perde 1,5 saatlik bir konu yok. Rahat 1 saate indirgenebilirmiş.
Oyunculuklarda Rose Carre rolünde Özgür Oktay başarılı. Claire rolündeki oyuncunun heyecanı ise biraz fazla idi. Daha sakin oynamalı. Kimi diyaloglarda da Kıbrıs lehçesi kendisini hissettirdi. Dekor sade ama olması gerektiği gibi. Kostüm, Işık ve Müzik destekleri de yeterli.
Buradan Lefkoşa Belediye Tiyatrosuna bir konuda teşekkürlerimi iletmek isterim. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devlet Tiyatroları oyunlarına broşür basamazken, bastığı nadir sayıda broşürü de 10 TL’den satarken, LBT’nin seyircilerine ücretsiz verdiği (ki olması gereken budur zaten) broşür son derece detaylı ve kaliteli idi. Tebrik ederim LBT yönetimini.
Oyunu gülmek, düşünmek ve paranın hayatımızı nasıl kötü yönde etkilediğini görmek isteyenlere tavsiye ederim. Ama seyretmek için LBT’nun Turne yapması lazım elbette. Bu konuda da kendilerine ilgili her kurum yardımcı olmalı.
Bernarda / Zorlu PSM
2019 yılında prömiyer yaptıktan sonra, günümüze kadar geçen 4 yıllık sürede halen sahnede kalan, birçok ödül kazanmış, beğeni toplamış, ünü dilden dile yayılan bu oyunu dün akşam izleme şansı buldum. Aşağıdaki abartı düzeyindeki bazı yorumlara katılmamakla birlikte, seyirciye çok hoş vakit geçirten ve kadının sömürülmesi üzerine yerinde sosyal mesajlar içeren güzel bir oyun.
Tek perde ve 55 dakika süren oyunun bu kadar beğenilmesindeki en önemli faktör şüphesiz Özge Arslan. 5 farklı (ama gerçekten her açıdan çok farklı) kadın karakteri inanılmaz bir geçiş hızı ile canlandıran Özge Arslan kazanmış olduğu ödülleri hak ettiğini gösterdi. Saniyeler içinde ölüme merdiven dayamış bir büyükanneden, 20’li yaşların heyecanını yaşayan genç bir kıza dönüşmesi hayranlık uyandırıyor. Oyun bir dram olsa da, oyunun gelişme bölümünde kahkahalara boğulacaksınız. Özge Arslan’ın özellikle Büyükanne karakterinde seyirci ile diyaloğa girmesi (Genelde cinsellik üzerine) oyundan daha çok keyif almanızı sağlıyor. Oyunun 15 yaş üzerine uygun olduğunu da belirtmeliyim.
Müzikler süper. Flamenko tınıları bolca mevcut. Geçiş sahnelerinde arka planda İspanya iç savaşının görüntüleri veriliyor. Işık desteği çok iyi. Dekor hemen hemen yok. 2 sıra dizilen çarşaflar videolar için perde görevi görmüş.
Baskıcı ve zorba rejimlerin, siyasilerin, aile bireylerinin asla başarılı olamayacağı ve çevresine felaketler yayacağı mesajını içeren bu oyun Feodal düzenin kadını nasıl bir kapana sıkıştırdığının da güzel bir örneği. Sadece Özge Arslan’ın muhteşem oyunculuğu için bile seyredilmesi gereken bir oyun. Sakın kaçırmayın, şu an turnede, yakında Samsun ve İzmir’de oynanacak.
Notre Dame'ın Kamburu / Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi
Anlaşılması çok kolay ünlü klasik kitapları bile oyunlaştırmak zordur ve beğeni oranı seyirci tarafında düşüktür. Hele bir de o klasik eserin okuması, anlaması ve sürükleyiciliği zor ise sahneye koymak büyük cesaret ister. İşte Prömiyerini izleme şansı bulduğum bu oyun tam da o seviyede bir oyun oldu. Cesaret isteyen bir sahneleme fakat vasatı bile zor yakalamış bir klasik tiyatro oyunu !
Bu vasatlıkta şüphesiz 1.perdenin çok etkisi var. Çünkü 1.perde o kadar karmaşık, kimin ne olduğunun netleşmediği ve ana konuyu anlaması o kadar zordu ki gerçekten hiçbir seyirci zevk almadı, bir şey anlamadı. Yorumlar oldukça negatifti. Sonra 2.perde ile birlikte roller ve ana konu netleşip, sürükleyicilik sağlanınca oyun kendisini izlettirdi, finali ile vasat düzeye çıkabildi. 1.Perde de çok fazla gereksiz ve uzun sahne var.
Oyunculuklar yerinde ama oyuncu seçimlerinde bazı uyumsuzluklar tespit ettim. Mesela Yüzbaşı rolündeki oyuncu oldukça sırıttı ve oyuna uyumu yoktu. Esmeralda rolünde Hülya Keli ve Rahip Frollo rolünde Emin Taşçıoğlu ise çok başarılı idi. Özellikle Emin Taşçıoğlu’nun ses kuvveti ve sesini kullanış biçimi mükemmel düzeydeydi.
Dekor tarafında da olmayan noktalar mevcut. Arka plandaki Notre Dame Kilisesi çok iyi sahneye uygulanmışken, ön ve yan plandaki dekorlar ise oldukça özensiz ve basitti. Işık desteği yerinde ama müzik desteği çok zayıftı. Böyle bir oyunda müzik çok daha etkili olabilirdi. Bu arada oyunun tanıtımında MÜZİKLİ OYUN deniyor ama alakası yok, oyunda müzik filan yok. Hatta normal bir oyundakinden bile daha az müzik söz konusu. Kostümler ise mükemmeldi ve dönemi çok iyi yansıtmıştı.
Gerek oyun tanıtımında gerekse de oyun bitimindeki emeği geçenlerin sunumu bölümünde Yönetmen Ferdi beyden bir konuşma veya açıklama bekledik ama olmadı. Bu tip bir sahnelemeler de oyun tanıtımı / broşürü çok daha detaylı yapılmalı. Oyun bitiminde de ufak da olsa oyunun yapım hikayesine dair bir konuşma olmalı!
Klasik eserleri seven, Victor Hugo kitaplarını beğenen izleyicilerin sevebileceği ama tiyatral açıdan çok memnun olamayacakları bu oyunu, sonuç olarak imkanı olan herkes izlemeli. Böylelikle en azından Ortaçağ Avrupasının bağnazlığı, cahilliği ve dinsel acımasızlığı konusunda bilgi sahibi olursunuz.
Barda Son Gece / Alan Kadıköy
Bu oyuna tiyatro değil de, şarkılı müzikli danslı gösteri dense daha doğru olurmuş. Çünkü replikten daha çok şarkı, caz, pop, piyano ve dans var ! Kadın sorunlarının sahneye yansıtılması denenmiş ama maalesef o konuda da başarılı olamayan çok başarısız bir yapım. Yukarıda yer alan OYUN PUANINA sakın aldanmayın, aşağıda göreceğiniz üzere bu puanı verenler hep ahbap dost tanıdık puanları. Sadece bu oyuna puan vermek için siteye üye olmuş kişiler.
Bir gece yarısı kapanmış olan bir barda karşılaşan 3 farklı kültüre ait kadının gece boyunca yaşadıkları anlatılıyor. Zaman zaman komedi zaman zaman duygusal öğeler ağır basıyor. Ama başta da dediğim gibi, yerli yersiz araya giren şarkılar ve danslar yapımı tiyatro olmaktan çıkardığı gibi seyirci konsantrasyonunu da sıfırlıyor. Hele finalde ki “Ayrılık” şarkısına bayağı bir güldüm, tam bir fiyasko.
Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar orta düzey. Azeri göçmen Temizlikçi Kadın rolündeki Başak Meşe bir adım önde. Dekor ödeneksiz bir tiyatro için üst düzeyde. Sadece piyano bile önemli bir maliyet unsuru. Bar havası ilgili aksesuarlarla çok iyi sağlanmış. Kostümler yerinde, ışık desteğini ise pek göremedim.
Oyun halen Youtube Pera Festivalleri kanalında yayında, girip hemen izleyebilirsiniz. Bu tip yapımları Youtube üzerinden tüm tiyatro severlere sundukları için Tiyatro Pera Yönetimine özellikle teşekkür etmek isterim. Ama bu oyun daha doğrusu müzikli gösteri sadece şarkı caz piyano pop sevip, arada kadın sorunları üzerine konuşmalar dinlemek isteyen seyircileri memnun edebilir.
Yirmibironbeş Treni / Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Merkezi
Her kesime hitap etmeyen, düşünmenin, hayatı anlamanın ve doğru şekilde yaşamanın peşinde olan seyircilerin ancak sevebileceği, varoluşçu Felsefe üzerine vasat bir tiyatro oyunu.
Vasat dedim yani çok beğenmedim çünkü içerik ilgi alanımın çok dışında. Zaten mevcut ülke ve hayat şartları altında oldukça yıpranmışken, bir rahatlama ararken, bu tip bir oyuna gelip te daha da fazla zihinsel yorulmayı her bünye kaldıramıyor. Elbette hayatın anlamını bulma yolunda çok güzel felsefik mesajlar ve geleceğe yönelik umutlar veriyor oyun. Ama bu mesajları alabilmek yorucu. Bununla birlikte Sivas halkının oyuna ilgisi ve beğenisi çok hoşuma gitti. Çünkü büyük şehirlerde bile bu tip oyunlara olan düşük ilgiyi yakinen bilen birisiyim.
1 Perde 1 saat süren oyunda, oyuncu seçimleri de oyunculuklarda çok iyi. Erkek rolünde Samet Sünbül oyunun lokomotifi. Kısa rolüne rağmen İstasyon Memuru rolündeki İsmail Tütüncü de oldukça başarılı ve sempatik. Dekor etkileyici. Devlet Tiyatroları web sitesindeki oyun fotoğraflarında dekoru kısmen görebilirsiniz. Işık düzeni mükemmel. Müzik az yer almasına rağmen olduğu dakikalarda bayağı bir başarılı. Kostümler de olması gerektiği düzeydeydi. Bu arada sahneye sıkılan dumanın dozajı ve seyirciye ulaştığı miktarı iyi ayarlamak lazım. Nefes alma sorunu yaşayan kimi seyirciler ciddi sıkıntı yaşadı.
Felsefeyi, varoluş konularını ve hayatın anlamını arayan seyircilerin ancak sevebileceği, geri kalan klasik seyircinin uzak durması gereken bir oyun.
1919: Şafak Sivas / Bornova Kültür Merkezi
Cumhuriyetimizin 100. Yılında böyle bir oyunu seyirci ile buluşturdukları için öncelikle Sivas Devlet Tiyatrosu yönetimine teşekkürlerimizi iletiriz. Büyük bir coşku ve kalabalık içinde yapılan, Cumhuriyet Yürüyüşü ve Havai Fişek Gösterisinden sonra gittiğimiz bu oyun, tam da kutlamakta olduğumuz günlere yakışan ve tamamlayan bir oyun oldu !
Oyun Mustafa Kemal Paşanın Samsun’a çıkmasının öncesini, Samsun’a çıkışını ve sonrasında halkı örgütleyerek Sivas Kongresini yaptığı süreci anlatıyor sadece. Bu süreç tarih kitaplarında çok düz anlatılır. Oyunu bu sürecin tüm detayını anlattığından benim gibi tarih kitaplarına meraklı insanlar için bile şaşırtıcı ve bilinmeyen içeriklere sahip. Dönemin ve Halkın aslında ne kadar da umutsuz ve çaresiz olduğunu idrak etme bakımından son derece faydalı olmakta. Ve Atatürk’e olan hayranlığımızı uç noktalara taşımakta. Sadece son sahnede neden birden Sivas Kongresinin bitişi tarihinden 28 Ekim 1922 gecesine atladı oyun anlayamadım. Oyunun orijinalinde mi var yoksa günün önemine istinaden mi yapıldı bilemiyorum. Ama şık olmuş !
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri yerinde. M. Kemal Atatürk rolünde Samet Sünbül çok başarılı ve inandırıcı. Zaten tam 6 yıldır Sivas’ta her 4 Eylül’de Atatürk’ün şehre gelişini canlandırmakta. Halk olarak sadece kadınların seçilmiş olması güzel bir fikir. Sait Molla rolünde İsmail Tütüncü’de yine etkili bir kötü adam rolünü canlandırdı. Sahne aralarındaki müzikler ve türküler oyuna duygusallık katmış. Dekoru biraz zayıf buldum. Işık düzeni iyiyidi. Kostümler kusursuzdu. Akılda kalan çok etkileyici ve duygusal sahneler vardı. Atatürk’ün Samsun’a ve sahneye ilk çıktığı sahne, Annesi Zübeyde Hanımla olan vedası ve Kazım Karabekir Paşa ile olan sahnesi mükemmeldi.
Pek sahnelerde rastlamadığımız türden bir özelliği de var oyunun. Seyirciyi karşılama ve uğurlama bölümleri. Salona girmeden önce sizleri girişte İşgal askerleri ve bayrakları karşılıyor ! Hesap soruyor ve düşmanca davranıyorlar. Ayrıca tablolarda o dönemki işgal komutanları ve onlara destek veren yerli vatan hainlerinin portreleri var. Direnişçi Türk vatandaşı seyircilere “Direniş” yazan kağıtlar dağıtıyor. Oyunun çıkışında ise her şey değişmiş görünüyor. Türk bayrakları asılı her yerde. Atatürk’ün o dönemin en ünlü basın mecmualarında ki haberleri var. Portrelerde de Kurtuluş savaşımızın kahramanları yerini almış. Bu naif ve zekice düşünce için Tiyatro yönetimine ve ekibine teşekkürlerimizi sunarım.
1919 Kurtuluş savaşının başlangıcını ve Kongre süreçlerini anlatan bu oyunu, o dönemi tanımak isteyen veya bildiğini zanneden herkese şiddetle tavsiye ederim. Tiyatral açıdan mükemmel olmasa da vermiş olduğu duygusal, siyasi ve milli mesajlar açısından çok güzel bir oyun. (Ellerinden telefonu düşürmeyen gençler varsa ailenizde, özellikle götürün bu oyuna bilinçlenmeleri için)
Eski Fotoğraflar / Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi
Ülkemizde yaşanmış, yaşanmakta olan ve yine yaşanacak olan kadın – erkek – aile – aşk – kan davası – taciz - pavyon hayatı gibi konuları baz alan, zorlu ve talihsiz hayat şartları üzerine ağır bir dramatik oyun. 1 Perde ve 1,5 saat süren, ara verilmeyen, ağır bir konuya sahip, her sahne geçişinde dekor değişiminin beklendiği ve tüm bu etkenler ile maalesef vasat düzeyde kalmış bir oyun.
Halbuki küçük dokunuşlar ile oyun iyi düzeye çıkabilirmiş. Mesela keşke 2 perde olsaymış. Mesela oyundaki birçok karakter için 2 oyuncu değil de daha fazla oyuncu kullanılsaymış. Devamlı dekor değişimleri başka bir yöntem ile çözülseymiş. (Örneğin arka planda video kullanılabilirdi bunun için) Oyuncuları (Serkan Yanar ve özellikle Kardelen Fatma Göktaş’ı) tebrik ediyorum. Birçok farklı karakteri başarılı bir şekilde oynadılar. Her karakter için değiştirdikleri kostümler bile büyük bir çaba gerektiriyor. Sadece pavyon şarkıcısını canlandırırken belli noktalarda aksamalar gördüm.
Kostümler bence olmamış. 60’lı 70’li yılların giysileri yerine güncel giysilerin kullanılması bence inandırıcılığı azaltmış. Dekoru zaten girişte yazmıştım. Her sahne geçişinde dekor değişimin gerekmesi dekorun gücünü azaltmış. Arka planda dönüp duran boş çerçevelerin içi, ilgili sahneyi destekleyen resimler ile doldurulabilirdi mesela ? Işık ve müzik desteği çok güzeldi. Özellikle arka planda çalan Türk Sanat Müziği şarkıları izleyenleri eskilere götürdü.
Özetle bir pavyon şarkıcısının hüzünlü hayat öyküsünün, zamanda parça parça geri gidilerek anlatıldığı bu oyunu, orta yaş üstü seyircilerin daha çok seveceğini öngörüyorum. Vaktiniz varsa izlemenizi önermekle beraber vasat bir oyunun sizleri beklediğini bilmenizi isterim.
39 Basamak / Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi
Tam 7 yıldır Sivas Devlet Tiyatrosunda kapalı gişe oynayan bu oyunun başarısını çok duymuştum. Sonunda dün akşam izleme imkanı buldum. Gerçekten de duymuş olduğum övgüleri fazlası ile hak eden, sıra dışı, inanılmaz tempolu, inanılmaz komik muhteşem bir oyun ! Usta yönetmen Volkan Ateş GÜNDÜZ’e ve tüm ekibe tebriklerimi iletirim. İstanbul’da özellikle son yıllarda seyrettiğim çoğu monoton ve sıkıcı onlarca Devlet Tiyatrosu oyununa örnek olacak bir yapım.
Oyuncu kadrosu sadece 4 kişi ama neredeyse 20’ye yakın karakteri canlandırıyorlar. Bu nedenle sahnelerde görmeye alışık olmadığımız türden hızlı karakter ve kostüm değişimleri söz konusu. Bu durumu yer yer espri olarak ta seyirciye sunuyorlar. Sinemavari sahneler bile canlandırılmış. Oyunun bitmek tükenmek bilmeyen bir temposu ve enerjisi var. Özellikle 2 yan karakteri canlandıran Serkan Yanar ve Burak Fındıkçı müthiş bir performans sergiliyorlar. Fiziksel olarak ta belki sadece akrobatların yapabileceği tarzda zor hareketleri başarı ile gerçekleştiriyorlar. Başroldeki İnanç Keteci ve Çağla Nefesoğlu Kesiç’te yine çok başarılar ve oyuna konsantreler. Ama Serkan Yanar’ı bir adım önde gördüm, tebrik ederim.
Dekor başlangıçta sade gibi görünse de oyunun devamında sizi şaşırtacak birçok sürpriz hareketli dekor var. Başta da dediğim gibi bir sinema filmini sahneye aktaracak derecede çeşitli sahne çok iyi canlandırılmış. Dekor tasarımını yapan Candan hanım ayrıca bir teşekkürü hak ediyor. Keza Işık, Müzik ve Kostüm tasarımları da başarılı. Kostümler tam da 1935 İngiltere ve İskoçya’sını yansıtmış.
Oyunda eksik gördüğüm yer ise 2. perdenin başındaki gereksiz bazı sahneler. Tempoyu ve komediyi düşüren bu 10 – 15 dakikalık bölüm olmasa daha iyi olurmuş. Bu arada oyun 2 perde ve ara dahil 2 saat 10 dakika. Diğer eksi de Tiyatroya hiç yakıştıramadığım silah patlaması bu oyunda da maalesef bolca var. Daha önce de dediğim gibi, silah oyunda zorunlu olsa bile hiç değilse sesi efekt ile ve düşük tonda yapılmalı. Silah patlaması sahneye hiç ama hiç yakışmıyor !
Oyun sonunda İnanç beyin yaptığı konuşmadan bu oyunun son temsil olduğunu duydum sanırım. Öyle ise çok ama çok yazık ! Bu oyun daha senelerce oynanmalı. Turnelere çıkmalı. Umarım duyduğum doğru değildir. Devamı olursa işinizi gücünüzü bırakıp muhakkak izlemenizi tavsiye ederim.
Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye / İrfan Şahinbaş Sahnesi
Bu tek kişilik Ankara Devlet Tiyatrosu oyununu daha önce İstanbul Şehir Tiyatrolarında Naşit Özcan oyunculuğu ve Ergün Işıldar rejisinde izlemiştim. Vasat ile iyi arasında gidip gelen o oyuna göre bir derece daha iyi bir oyun.
İki oyunda birçok açıdan birbirine benzer olsa da bu bir derecelik farkı oyuncu Erdinç Doğan yaratıyor. Oyuna hakimiyeti, sesini kullanış biçimi, farklı karakterleri çok seri ve başarılı bir şekilde oynaması ve tabii enerjisi ile oyunun başarılı olmasında en büyük etken. Sahne arkasındaki perdeye yansıtılan gerçek ve siyah beyaz görüntüler oyuna renklilik kazandırmış. İstanbul, şiir, öykü, edebiyat ve eski yaşam koşulları üzerine birçok güzel kısa öykü anlatılıyor.
Dekor çok iyi ve efektif yapılmış. Farklı sahneler harika bir şekilde tek bir yapıda toplanmış. Ses ve Müzik desteği de başarılı. Sadece 2 perde 1,5 saat süren oyun keşke 1 perde 1 saat olsaymış. Tek kişilik oyunların o insanı belli bir noktadan sonra sıkan durağanlığı olmayabilirmiş.
Şiir, Öykü, Edebiyat ve Sait Faik seven herkesin çok seveceği bu oyunu, TRT-2 Arşiv Youtube kanalında izleyebilirsiniz. Şu an sadece 2 oyun var kanalda. Umarım daha fazla oyun eklenir. Bu sayede ülkedeki binlerce tiyatro sever izleme imkanı olmadığı oyunları izleme fırsatı bulur ! Teşekkürler TRT-2 Yönetimi.
Bizim Yunus / Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Merkezi
Bu oyunu 2021 yılında izlemiştim. O zamanki yorumumu, bu oyun siteye eklenmediği için, 2014 yılındaki oyunun altına yazmıştım. Tekrar aşağıda iletiyorum:
" Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı, Mustafa Kurt'un yönettiği bu oyun Kültür ve Turizm Bakanlığının bu yıl Covid-19 tedbirleri nedeniyle Ramazan ayı için hazırladığı etkinlikler kapsamında, 17 Nisan 2021 Cumartesi günü TRT 2’den naklen yayınlandı. Ben de izleme fırsatı buldum.
TRT-2'den yayınlanma fikri oldukça güzel ve naif bir düşünce olmasına karşın, keşke yayın saatine biraz daha dikkat edilseymiş ! Saat 19.00 hiç uygun bir saat değil çünkü. İnsanların genelde yemek yediği veya Haber dinlediği bir saat 19.00. Bunun yerine gündüz 15.00 kuşağında veya akşam 21.00 kuşağında yayınlansa daha çok kişi seyredebilirdi diye düşünüyorum. Ayrıca TRT-2'bin bu Pandemi günlerinde buna benzer başka oyunları da yayınlamasını önemle rica ediyoruz.
Oyuna gelecek olursak, Yunus Emre'nin hayatını, şiirlerini, düşüncelerini ve İslam Tasavvufunu anlatan tek kişilik 50 dk. süren vasat bir oyun. İslamiyetin şekilci ve ana fikirden uzak Arap zihniyeti yorumu karşısında, özellikle Anadolu'da yeşeren ve İslamın özünü (Olması gereken) anlatan, şekilcilikten uzak Tasavvufi bakış açısını savunan Yunus Emre'nin hayatı anlatılmakta. Çoğumuzun bildiği o güzel şiirleri ve o şiirlerin nasıl oluştuğu gösterilmekte.
Yukarıda gösterilen kadro oyunun 2014 yılı kadrosu. Bu yıl ki kadroda oyuncu olarak Alpay Ulusoy rol alıyor. Çok başarılı ! Oyuna iyi konsantre olmuş. Dekor ve Işık düzeni muhteşem ! 2014 yılında da bir çok ödül almış zaten ! Özellikle sonsuzluk işareti şekline çevrilen tren rayları görüntüsü çok etkileyici ve zekice ! Arka plandaki yıldızlarla uyumlu olmuş. Ara sahne geçişlerindeki şarkıları ise beğenmedim, gerek yoktu diye düşünüyorum.
Yunus Emre'yi, Hacı Bektaşi Veli'yi, İslam Tasavvufunu seviyorsanız izlemenizi öneririm. Ama nasıl izleyeceksiniz ? Bence bu konuda Devlet Tiyatroları bir girişim yaparak oyunu Youtube kanallarında 1 haftalığına yayına sokmalı. Umarım bu satırları okuyarak gereğini yaparlar. "
Babalar ve Oğullar / Tiyatro Pera Sahnesi
Turgenyev’in ünlü romanı “Babalar ve Oğullar” bir türlü okuyamadığım veya tiyatro sahnesinde izleyemediğim bir eserdi. Sahneye konması cesaret isteyen oyunların yapımcısı Tiyatro Pera sayesinde sahnede izleme şansı buldum. Bu anlamda böyle zor bir oyunu sahneledikleri için kendilerine teşekkür ederim ama geçmiş başarılı oyunlarına göre gerçekten oldukça zayıf ve yetersiz kalmış bir oyun olmuş.
Şüphesiz bu zayıflıkta oyuncu seçimlerinin ve amatör oyunculukların büyük rolü var. Başroldeki Murat Göksu ve Amca rolündeki Barış Çakmak hariç diğer tüm oyuncular oldukça yetersizdi. Özellikle genç oyuncular o kadar kötüydü ki, ben yönetmen olsam bu kadro ile sahneye çıkmazdım. 2. Veya 3. Derece rollerde elbette genç oyuncuya şans verilir. Ama 1.derece rollerde bu tip tecrübesiz oyuncuları kullanırsanız başarısızlık kaçınılmaz olur. Bu oyunun Yardımcı rolde en iyi erkek oyuncu ödülü aldığını görünce gerçekten inanamadım ! Tiyatro ödüllerinin ahbap çavuş ilişkisi içinde verildiğinin sağlam bir kanıtı olmuş bu ödül.
Ayrıca Klasik oyunun güncel yorumlaması da bence olmamış. Kostümlerde (Ki bazı yerlerde evde giyilen giysiler söz konusu !), aksesuarlarda (Paten, motosiklet … vb) ve Dekorda (Video görüntü destekli) güncel enstrümanlar kullanılmış. 19.yüzyıl Rusya’sı bir anda 20.yüzyıl ABD’sine dönüşmüş ? Klasik yorumlama taraftarı bir seyirci olarak gördüğüm en kötü güncel uyarlamalardan birisi olmuş bu hali ile. Ayrıca oyunun en iyi giysi tasarımı ödülü aldığını görünce yine bir irkildim !
Oyun halen Youtube Pera Festivalleri kanalında yayında, girip hemen izleyebilirsiniz. Bu tip oyunları Youtube üzerinden tüm tiyatro severlere sundukları için Tiyatro Pera Yönetimine özellikle teşekkür etmek isterim. Yıllardır hem savunduğum ve dile getirdiğim “Dijital Tiyatro” konusunda güzel bir örnek teşkil ediyorlar. Ödenekli olsun özel olsun tüm tiyatro kurumları, sahnelemeyi bitirdikleri tüm oyunları videoya çekip İnternet üzerinden tüm seyircilere açmalı. Hatta bu yayınlardan bir abonelik sistemi ile gelir bile elde edebilirler. Ama bu uygulamayı “Tiyatronet” dışında yapan bir platform yok maalesef. Onlarda sınırlı sayıda oyun yayınlayabiliyorlar. Bu da tabii ilgiyi düşürüyor.
Eyvah Yine Karıştı (Oscar) / Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi
Bu oyunu geçen sezon İstanbul Şehir Tiyatrolarında Ersin Umulu rejisi ile izlemiştim. Dün akşam da Sivas Devlet Tiyatrosunda izleme şansı buldum. Artıları eksileri ile en az geçen sezon ki oyun kadar keyif aldım. Zengin ve hırslı bir Fransız iş adamının kızını evlendirme amacını merkeze koyan, entrikalarla dolu, hemen hemen 5 dakikada bir sürpriz gelişmeler eşliğinde seyirciyi şaşırtan ve güldüren başarılı bir Fransız vodvili.
İlk perde de tempo zaten karmaşık olan konunun anlaşılamaması nedeni ile biraz düşük. Ama 2.perdenin özellikle sonuna doğru ters köşelerin ve sürprizlerin artması ile oyun ilgi çekici bir hal almakta. Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda çok iyi. İnanç Keteci başrolde ve Mösyö Barnier rolünün hakkını vermekte. Kimi zaman repliklerinde hata yapmasına rağmen. Ama beni daha çok etkileyen genç Christian Martin rolünde İsmail Tütüncü, Madam Barnier rolünde Nilhan Nimet Öğütçen (Sesini muhteşem kullanıyor) ve evin şımarık genç kızı rolündeki Merve Kozan oldu. Özellikle Nilhan Öğütçen sahneye her girişinde seyirciye büyük keyif ve enerji verdi.
Dekor sade ve oynandığı dönemi yansıtması bakımından olması gerektiği gibiydi. Ama Şehir Tiyatrolarındaki oyunun dekoru çok daha renkli, efektif ve canlı idi. Işık desteği ve müziklerde o oyunda daha iyiydi. Bu konular bu oyunun bana göre eksileriydi. Artıları arasında ise Kostümler başta geliyor. 1960'lı yılların Fransa'sı tam olarak yansıtılmış. Şehir Tiyatrolarındaki oyunda kostümler dönemin ilerisindeydi.
Sivas Devlet Tiyatrosu çok güzel bir sahneye, oyuncu kadrosuna ve sahne arkası ekibine sahip. Oyunları da bir bölge tiyatrosuna göre yüksek sayıda ve son derece ilginç konulara sahip. Devlet Tiyatroları web sayfasında görebilirsiniz. Yeni Sanat Yönetmeni Sibel Ferlibel hanıma da başarılar diliyorum. Bu oyunlara halkın ilgisini ise yetersiz buldum. Bu oyunlar normalde full çekmeli ve bilet bulmak çok zor olmalı. Hele de 2 Üniversiteye sahip şehrin gençlerinin salonu doldurması gerekli. Bilet fiyatları da komedi derecesinde ucuz. Hal böyleyken gelen seyirci sayısını az buldum. Halkımız maalesef tiyatronun insana verdiği katma değeri görmekten çok uzakta ! Tabii oyunların tanıtımı da önemli. Sosyal medya hesapları çok aktif ve devamlı olarak kullanılmalı. Umarım Sibel hanım bu konuya dikkat eder. Çünkü sosyal medya hesapları güncel değil.
Ara dahil 2 perde 2 saat süren bu oyunu, eğlenmek ve gülmek için muhakkak seyretmelisiniz !
Haybeden Gerçeküstü Aşk / Kulis Sanat Tiyatrosu
2023 – 2024 Tiyatro sezonunun öncelikle tüm oyuncu, yönetmen, emekçi ve seyirciler için mutlu ve huzurlu geçmesi dileğiyle yeni sezon yorumlarıma başlıyorum. Bir sezona ilk defa ödenekli bir tiyatro yerine özel tiyatro ile başladım. Yılmaz Erdoğan’ın geçmişte çok başarılar kazanmış bu oyunu, maalesef aşağıda yazdığım nedenlerden dolayı vasat düzeyde kalmış bir komedi.
Bir kadın ile bir erkeğin tesadüfü olarak bir partide karşılaşmalarını, birbirlerini tanıyış süreçlerini, ilişkilerinin ilerleyişini ve sonunda evliliğe kadar giden süreçlerini anlatıyor. Günümüz kadın erkek sorunlarını Yılmaz Erdoğan tarzı ve zekası ile anlatan bu komedi, sık sık gülsek te, oyuncular Yılmaz Erdoğan ile Demet Akbağ olmayınca maalesef seyirciyi sarmıyor. Hep bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorsunuz. Bunda tabii oyuncuların etkisi büyük. Sanırım Melisa Varol’un ilk oyunuymuş bu oyun. İlk oyunu olmasına göre başarılı bulsam da, özellikle tiz sesi son derece yetersiz. Bu ses gücünü geliştirmeli. Erkek oyuncumuz tecrübeli Ali Okumuş ise oyun bir an önce bitse de gitsek modunda oynadı nedense.
Bu tip oyunlar turne ile seri şekilde birçok şehirde oynadığından, elbette oyuncular için yorucu olmaktadır. Bunu önlemek yada hiç yapmamak lazım ! Mesela oyun 2 perde 2 saat diye tanıtılırken 1 perde 1,5 saat sürdü. Direkt aklıma oyunda birçok skecin oynanmadığı geldi ? Mesela finali inanılmaz hızlı ve anlamsız oldu. Acaba bazı ara geçişler atlandı mı ? Ayrıca organizasyon ekibini de son derece yorgun ve isteksiz gördüm. Eğer turneler bu şekilde sonuç verecekse gösterime alınan şehir sayısı azaltılmalı. Dekor ve ışık desteği keza yetersizdi. Kostümler ise son derece kötü ve özensizdi. Bazı skeçlerde sahneye uygun giysilerin giyilmediğini –belki de yorgunluktan- hissettim.
Bu oyun şu an turnede ve birçok şehirde gösterime girecek. Programına baktım inanılmaz yoğun ! Elbette bu adette oynanırsa yukarıda yazdığım sıkıntıları o şehirlerde ki her tiyatro seyircisi de fark edecektir. Umarım bu yazdıklarım kendilerine ulaşır da seyircilere keyifli anlar yaşatırlar.
Bir Düş Gibi (Cahide Sonku) / Kayapınar Kültür Merkezi
"Var olmanın dayanılmaz hafifliği" sözünden hareketle, tek kişilik tiyatro oyunları için bulduğum bir söz var : " Tek kişilik oyunların dayanılmaz yalnızlığı !" Oyuncu ne kadar başarılı veya konsantre olursa olsun, tek kişilik oyunlarda belirli bir noktadan sonra seyirciler oyundan kopmakta, zevk alamamakta. Çünkü durağanlık engellenemiyor sadece bir oyuncu olunca.
İşte bu akşam izlediğim oyunda aynı bu türde. Oyuncu Güldeniz Türküstün inanılmaz başarılı bir performans sergiledi. Oyuna inanılmaz konsantre idi, adeta Cahide Sonku'nun hayatını bire bir yaşadı. Ama gel gör ki özellikle oyunun ortalarında seyirci durağanlıktan dolayı oyundan kopup gitti ! Tabi bunda oyunun tek perde ve 1 saat 20 dakika olmasının da büyük payı var. (Yukarıda yazan oyun saati bilgisi yanlış)
Dekor oldukça sade. Renk ve ışık desteği güzel. Arka planda sık sık video görüntüler gelmekte. Cahide Sonku'nun hayatındaki önemli kişiler ile diyalogları sergilenmekte. Müzikler mükemmel ötesi ! Zeki Müren ve diğer dönem şarkıları oyuna inanılmaz güzellik katmış. Oyun bittikten sonra da seyirci dağılırken şarkıya devam edilmesi hoştu.
Oyun broşürünün dağıtılması güzeldi ama fiyatını oldukça yüksek buldum. 10 TL nedir ? Bırakın parasını ücretsiz olması gerekir aslında. Ama diyelim ki maliyetine katkı olsun diyorsanız da lütfen biraz mantıklı fiyat belirleyiniz.
Cahide Sonku'yu merak edenlere, Tiyatro ve Sinema dünyasında kadının yerinin nasıl oluştuğunu öğrenmek isteyenlere, bir sanatçının nerelere kadar yükselip nerelere kadar düşebileceğini görmek isteyenlere oyunu tavsiye ederim. Yalnız oyuncu kalitesinin yüksek, oyunun ise vasat düzeyde olduğunu tekrar belirtmek isterim.
Ödenmeyecek Ödemiyoruz / Haller Gençlik Merkezi
Dario Fo oyunları halkçıdır, anti-kapitalisttir komiktir, düşündürücüdür. Çok oyununu izledim. Bu oyununu da başka gruplarda izlemiştim. En son Ankara Sanat Tiyatrosu AST yorumunu izlemiş ve vasat bulmuştum. Ama bugün izlediğim oyun en başarılı ve keyifli oyundu.
Bunda tabii en büyük faktörler şüphesiz Dekor, Işık ve Kostümler. Bir oyun ne kadar kötü olursa olsun bu faktörler nedeni ile seviye atlayabiliyor. Dekor muhteşem olmuş. 1974 İtalya'sında bir işçi evi ve eşyaları o kadar iyi kurgulanmış ki görmeniz lazım. Keza kostümler de tam da o dönemi anlatmakta. Dekorun arkasında asılı bulunan fatura - fiş - makbuzlar da harika dizayn edilmiş.
Oyunculuklar başarılı. Ana roldeki Özlem Akdoğan özellikle başarılı. Ama tek bir oyuncunun 3 - 4 farklı karakteri canlandırmasına oldukça şaşırdım ? Her ne kadar oyunda bile bu durum oyuncular tarafından "Fakir Tiyatroyuz" esprisi ile anlatılmış olsa da bu beni pek tatmin etmedi. Koskoca Eskişehir Şehir Tiyatrolarında bu oyuna nasıl tam oyuncu kadrosu bulunamaz ? Ödenek sıkıntısı mı var ?
Ezilen işçi sınıfının sorunlarını, fakirliğin değişmez sancılarını, politikacıların ve iktidarların her yerde aynı olduğunu komik bir dille anlatan bu oyunu muhakkak seyredin.
1984 / Nazım Hikmet Kültürevi
İstanbul dışı Tiyatro grupları arasında, Eskişehir Şehir Tiyatrolarından sonra en beğendiğim gruptur Nilüfer Kent Tiyatrosu. Vasat veya kötü bir oyununa çok az denk geldim. Ama vasat tarafında bu kural bugün bozuldu maalesef. Vasat ve anlaşılması çok güç bir oyun çıktı karşıma.
Tabii bu vasatlıkta ekibin veya yönetmenin fazla bir kusuru yok. Çünkü oyunun daha doğrusu kitabın kendisi zaten oldukça zor bir yapıt. Ünlü İngiliz yazar George Orwell’in kült eseri 1984 dünyanın en çok okunan kitapları arasındadır. Ama içeriğini, verdiği mesajları herkes kolaylıkla kavrayamaz. Kendisi de sıkı bir sosyalist olmasına rağmen, başta SSCB Stalin dönemi olmak üzere tüm totaliter ve baskıcı rejimlerin şiddetle karşısında durmuş olan Orwell, kitabını yazarken oldukça karmaşık bir kurgu kullanmıştır. Mesela Liseye giden çocuğuma dönem ödevi olarak verildiğinde, diğer birçok genç gibi benim çocukta kitabı anlayamamış ve zevk alamamıştı. Böylesine zor bir eseri sahneye koymak ise kelimenin tek anlamı ile cesaret işidir. Ki usta Yönetmen Murat Daltaban da bu durumu oyun broşüründe açıkça ifade etmiştir.
Oyun broşürü derken Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosuna en içten tebriklerimi sunuyorum. Çünkü girişte, kapı önünde, salon içinde, salon dışı oturma masa ve koltuklarında yani her yerde oyun broşürü vardı. Hem de en üst kalite ve detaylı bilgi içeren. Son 3 aydır Şehir, son birkaç yıldır da Devlet Tiyatrolarında oyun broşürü göremediğimizden pek de alışık olmadığımız bir durum !
Oyun video görüntüler ve kameralar ile desteklenmiş. Giriş kısmı video görüntüler gereğinden uzun. İlk 1 saat son derece sıkıcı ve anlaşılmaz. Bazı şeyler – kişiler – amaçlar netleşince son yarım saatte oyun biraz hareket kazanıyor, ilgi çekiyor. Tek perde ve 1 saat 35 dk. süren oyun keşke 2 perdeye bölünseymiş. İnanın çok daha iyi olurmuş seyirci ve seyir zevki açısından. İşkence sahneleri biraz sert olmuş. Oyunculuklara diyecek yok. Keza dekor, ışık, kostüm ve müzik desteği de çok iyi. Dekorda portatif, hareketli, uzun beyaz kuleler kullanılmış. Tam ortalarına konulan farklı renkteki ışıklar çok iyi düşünülmüş. Genel olarak bakıldığında bir akıl hastanesinin odasını andıran bir yapısı var dekorun.
Sonuç olarak kolay kolay herkesin anlamasının mümkün olmadığı, ya da zevk almakta zorlanacağı vasat bir oyun. Bu kitabı okumuş ve sevmiş herkes elbette izlemeli. Yalnız bu haftaki turnenin biletleri tükenmiş durumda. Biletleri yoksa gelecek turneyi beklemeliler.
Gidiş Dönüş Moskova (Retro) / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
Oyunun orijinal ismi RETRO. Ünlü Rus oyun yazarı Alexander Galin'in SSCB döneminde gişe rekorları kırmış bir oyunu. Yaşlılık, Yalnızlık ve Ebeveyn sorunları üzerine yer yer duygusal, düşündürücü ve hüzünlü sahnelerinde olduğu keyifli bir komedi.
Tabii bu oyunu bizim ülkemizde öne çıkaran en önemli unsur ise şüphesiz efsanevi oyuncu kadrosu ! Tiyatro dünyamızın gelmiş geçmiş en başarılı 2 ismini aynı anda sahnede görmek inanın büyük mucize ve gençler için bir fırsat. Sırf bu yüzden bile bu oyunu seyretmek gerekir. Zihni Göktay ve Hikmet Körmükçü ustalara bir kez daha saygılarımızı ve sevgilerimizi iletiyoruz !
Oyun aslında bu kadro olmasaydı bu kadar iyi olamazmış. Neden derseniz gereksiz uzun ve sıkıcı diyaloglar var. Süresi ara dahil 2 perde 2 saat 10 dakika. Ama perde süreleri eşit değil. İlk perde çok uzun, 1,5 saat sürüyor. Tüm oyun süresi rahat 1 saat 30 dakika sürebilirmiş. Rus yazarlar uzatmayı seviyor :)
Oyun boyunca çok hüzünlü ve düşündürücü sahnelerde var elbette. Özellikle yaşlı izleyiciler sık sık kendilerinden bir şey bulacaklardır. Hemen hemen her evde yaşanmakta olan yaşlı anne - yaşlı baba - hangi evlat bakacak - nerede bakacak gibi sorunlar detaylıca anlatılmış.
Dekor olağanüstü başarılı. Işık desteği ile daha da öne çıkmakta. Ödül alır diye düşünüyorum. Müzikler Rusya'dan ve oyuna tam uyumlu. Kostümleri ise biraz fazla güncel buldum, 1980 SSCB dönemi tam yansıtılamamış gibi geldi bana.
Başta yaşlı izleyicilerimiz olmak üzere, gülmek, eğlenmek, hüzünlenmek ve hayatlarının son demlerini planlamak isteyen herkese oyunu şiddetle öneririm.
Godot Geldi / Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi
Samuel Beckett’in yazdığı “Godot’yu Beklerken” Absürd ve Kara Komedi türünde en ünlü tiyatro oyunlarından birisidir. Felsefik öğelerin ağır bastığı bu oyunu Tiyatro dünyasının emektarları, yönetmenleri, oyuncuları çok severken, çoğu klasik tiyatro seyircisi ise maalesef Felsefeye uzak olduklarından ve verilen mesajlardan bir şey anlamadıklarından bu oyunu sevemez.
Hiç unutmam, bu oyunu yıllar önce yine Şehir Tiyatrolarında G.O.Paşa sahnesinde izlemiştik. Yanımdaki arkadaş, ki tiyatroyu çok sever, hayatında yarısında çıktığım tek oyundu demişti. Ben ikinci perdeyi de izlemiştim. Ama maalesef değişen bir şey olmamış ve oyundan zevk alamamıştım. Bu tip distopik veya ütopik oyunların seyirci tarafında bir karşılığı yok maalesef.
Yugoslav yazar Bulatoviç’in “Godot Geldi” oyunu ise o ünlü oyunun devamı niteliğinde kurgulanmış. Godot gelseydi devamında ne olurdu ? sorusuna yanıt aranmış. Ana oyun kadar sıkıcı ve anlaşılmaz olmasa da yine felsefik öğelerin ağır bastığı vasat bir oyun. Seyirci zevk alamıyor sonuçta. Günümüz siyasi yapısına ve ekonomik şartlarına sık sık yapılan göndermeler oyunu kurtaramıyor.
Oyuncu seçimleri sıkıntılı. Şüphesiz oyunun en anlamsız ve olmayan yönü 2 ana karakterden birisi olan “Vladimir” rolüne bir kadın sanatçının seçilmesi olmuş. Neden böyle bir şey yapılmış anlamak çok güç ! Hiç ama hiç olmamış. Meriç Benlioğlu’nun erkeğe benzemek için yaptığı mimik ve hareketler o kadar antipatik ve yapay ki ! Şehir tiyatroları kadrosunda bu oyunu oynayabilecek çok arkadaş var. Diğer oyunculuklar içinde ise şüphesiz Godot rolünde Can Başak son derece başarılı. Özellikle ses hakimiyeti mükemmel.
Dekor ve Kostümler mükemmel. Zaten oyuna verdiğim puanın büyük kısmını bu bölümler kapsıyor. Vladimir ile Estragon’un kostümleri olağanüstü başarılı. Bataklık ve ıssız kimsesiz bölge, telgraf telefon direkleri ile çok iyi resmedilmiş. Keza makyajlarda yine başarılı.
Felsefeyi seviyorsanız veya absürd distopik oyun izlemeyi seviyorsanız bu oyunu elbette kaçırmayın, izleyin. Ama bu konulara yabancı iseniz kesinlikle oyunu izlemenize gerek yok, sizin için vakit kaybı olur.
Yalnızlık İntiharı / Üsküdar Stüdyo Sahnesi
Ukraynalı Çağdaş Oyun yazarı Neda Nejdana’nın yazdığı kara komedi tarzındaki oyun, aslında çok ilgi çekici bir konuya sahip. Keza dekor, ışık, müzik desteği ve oyunun geçtiği yer itibarı ile oldukça da gizemli bir şekilde oyun başlıyor. Ama süre geçtikçe bu artı faktörler etkisini kaybediyor, konu bir türlü netleşmiyor, monoton bir hal alan oyun gerçekten çok hızlı ve bir o kadar saçma finali ile anlamsız bir şekilde son buluyor. Seyirci ters köşe yapılmak istenirken oldukça mantıksız bir son ile oyun bitiyor. Ayrıca açıkta kalan ve sonuca bağlanmayan birçok konuda oyunun diğer eksi yönü.
Oyunculuklar da oyuncu seçimleri de güzel. Erkek oyuncu Erşan Utku Ölmez’i, rol itibarı ile olması gerekenden daha fazla pozitif bir yapıda gördüm. Hüzünlü sahnelerde bile gülümsemesi bence olmamış. Dişi kedi rolündeki Handan Ölçener’i ise bayağı başarılı buldum, umut vadediyor. Gerek dekor gerek aksesuarlar (özellikle Dolunay’ın konumu) gerekse de ışık – renk desteği muhteşem. Devlet Tiyatroları web sayfasındaki detaylı oyun fotoğraflarından bu durumu sizlerde görebilirsiniz. Kendinizi gerçekten de bir binanın çatısında hissediyorsunuz. Mutfak ekibini tebrik ederim.
Bu arada hoş bir gelişmeden bahsedeyim. Yıllardır bu sayfalarda şikayet ettiğim OYUN BROŞÜRÜ verilmemesi olayına sonunda çare bulunmuş ! Oyun öncesi oyun broşürü dağıtıldı. Umarım tek seferlik veya sadece bu oyun için değildir. Genele yayılması tek dileğimiz.
1 Perde ve 1 saat 20 dakika süren bu oyun, ilgi çekici argümanları üzerinde barındırmasına rağmen, hızlı ve mantıksız finali ile vasatı aşamıyor. Ama yine de sıra dışı bir yapıya sahip olduğu için herkesin gidip izlemesini öneririm.
TangoPera / Atatürk Kültür Merkezi
İlk defa tiyatro hayatımda bir oyunun yarısında bu kadar çok seyircinin çıkıp gittiğini gördüm ! O ünlü ve nostaljik Kadıköy Süreyya Opera Sahnesinin koltukları ilk perde bitiminde yüzde otuz hatta yüzde kırk boşaldı ! Çünkü karşımızda bir müzikal tiyatro değil de çalgılı çengili aşırı gürültülü bir sokak arası düğün vardı sanki ! Maalesef rezalet bir yapım.
Bir Müzikal tiyatro da şarkı – dans – metin döngüsünü çok iyi ayarlamak lazım. Metinler arası elbette dans ve şarkı olacak ama bu oyunda dans ve şarkı arası metinler vardı ! Oyuncular 3 - 4 cümle etmeden tekrar başlayan şarkılar ve danslar seyirciyi illet etti. Çoğu da ilk perde bitiminde söylene söylene gitti zaten.
Oyunculuklar ve Oyuncu seçimleri de oyun kadar kötü yine. Özellikle Pedro ve Konsolos (Murat Yatman) rolündeki oyuncular çok antipatikti. Son derece kalabalık bir kadro var, çoğu işlevsiz. Sadece dans amaçlı sahnedeler. Klişe espriler (LGBT içerikli) hiç güldürmüyor. Müzikler ve şarkılar keza başarısız. İyi olan şeyler ise sadece Dekor ve Kostümlerdi. Büyük emek sarf edilmiş belli. Vermiş olduğum puanda sadece bu unsurlar yüzünden zaten.
“Keşanlı Ali Destanı” veya yakın zamanda oynanmış olan “Cibali Karakolu” gibi efsane müzikalleri seyretmiş iseniz bu müzikalimsi oyunu kesinlikle tavsiye etmiyorum. Sakın gitmeyin vaktinize yazık. Müzikalden soğursunuz !
Komik Para / Gaziosmanpaşa Sahnesi
Tam 2 kez bilet aldığım halde çeşitli nedenlerden dolayı gidemediğim bu oyunu sonunda dün G.O.Paşa sahnesinde izleme şansı buldum. Son derece komik, zevkli, sürükleyici ve oyuncu performanslarının ileri düzeyde olduğu bir İngiliz komedisi.
"Karmakarışık" adlı başarı ile hala sahnelenen oyuna son derece benzer bir yapıda. Seri şekilde gelişen istemsiz yalanların ve para hırsının insanı ne hallere düşürdüğünün ispatı yapılmakta. Ara dahil 2 perde ve 2 saat 15. dk süren oyunda hemen hemen her an gülüyorsunuz. Ama aşağıdaki tespitlere ben de katılıyorum, kesinlikle bir aile komedisi değil, artı 18'lik bir oyun. Bu durum tanıtım ve satışlarda muhakkak belirtilmeli.
Oyunculuklarda oyuncu seçimleri de mükemmel. Bu kadar birbirini iyi tamamlayan bir ekip izlememiştim. Sonra nedenini oyun broşürünü okuyunca anladım. Bu oyun 2016 Genç Günlerde aynı ekiple sahnelenmiş zaten. Oyuncular sık sık metin dışına çıkarak güncel ve siyasi espriler yapmakta, iyi sabitlenmemiş dekoru eleştirmekte, yapılan esprilere kendileri de gülmekte ! Hele de oyun esnasında telefonu çalan sorumsuz ve saygısız seyirciye dönüp söyledikleri eleştiriyi tüm salon ben dahil alkışladı ! Bu eleştiriyi yapan da zaten oyunun başrol oyuncusu ve yıldızı Can Tarakçı idi. Rolünü keyifle sergilemek gerçekten bir başka usta oyuncular için.
Dekor sade ve dönem İngiltere'si iyi yansıtılmış. Kostümler bence olmamış, fazla güncel, dönem yeterince yansıtılamamış. Işık ve Müzikler ise çok güzeldi. Bu arada G.O.Paşa sahnesine tam 22 yıl önce gitmiştim en son. Yeni koltuk yapısı hiç ama hiç olmamış. Eski düzen sahneyi görme bakımından çok daha iyiydi. Koltuklar fazla aşağıda. Görüş açısı yeterli olmuyor.
Fazla düşünmek istemiyorsanız, şu bunaltıcı gündemde biraz rahatlamak istiyorsanız ve sadece bol bol gülmeye ihtiyacınız var ise bu oyunu muhakkak seyredin.
D–21 Deniz’e Mektup / Haller Gençlik Merkezi
1980 Darbesi gerek tiyatro gerekse de sinema sektöründe çok ihmal edildi. Tüm toplumu derinden sarsan ve etkileyen bu olayın çok daha fazla oyunu ve filmi yapılmalıydı. Sanırım darbe sonrası yaşanan korku dönemi her yazarı ve sanatçıyı da üretim konusunda etkilemiş olmalı. Bu üretimsizlik yeni nesillerin o dönemi bilememesine ve yaşanılan korkunç acıları anlayamamasına neden oldu.
İşte bu yüzden o dönemi anlatan her oyun ya da film benim için altın değerindedir. Ne olursa olsun izlemeye çalışırım. Eskişehir Şehir Tiyatrolarının D-21 oyununu İstanbul turnesinde dün akşam izleme şansı buldum. İyi ki de izlemişim, mükemmel bir yapım !
Arkadaş Eskişehir Şehir Tiyatrolarından hiç mi kötü oyun ya da vasat oyun çıkmayacak :) Tüm oyunları mı mükemmel olur :) Can-ı gönülden tebrik ediyorum tüm Eskişehir Şehir Tiyatroları ekibini. Bugüne kadar hiçbir kötü veya vasat oyunlarını görmedim !
Oyun bir koğuştaki 8 mahkumun (Geneli siyasi suçlu) sevgi, vefa, dayanışma ve dostluk dolu ilişkilerini anlatıyor. Her birini ayrı bir hikayesi var. Baş rolde elbette Mehmet Hoca var. 9 yaşındaki kızına yazdığı mektuplar oyunun temelini oluşturuyor. Oyun 11 ayrı bölüm şeklinde sunulmuş. İlk giriş kısmı ve yine ilk 3 - 4 bölüm biraz sıkıcı. Ama oyun ortalarından itibaren seyirciyi kapsıyor ve son derece etkileyici final bölümleri ile sona eriyor. Özellikle son sahnelerde gözyaşınızı tutmanız oldukça güç.
Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda son derece başarılı. Mehmet Hoca rolünde Sermet Yeşil oyunun lokomotifi. Ama şüphesiz oyunun yıldızı oyun süresi boyunca (1 perde 1,5 saat) seyirciyi devamlı güldüren tipik Türk vatandaşı Salih karakteri ! Olaylara yorumları ve saptamaları efsane düzeyde iyi :)
Dekor son derece uygun, tam bir hapishane koğuşu resmedilmiş. Işık ve kostümler başarılı. Müzik derseniz ayrıca güzel. Özellikle oyunun başındaki “Şu Metrisin Önü” şarkısı o dönemi yaşayan ben gibilerin içini çok acıttı !
1980 dönemini merak eden, yaşayan, etkisinde kalan veya yeniden değerlendirmek isteyen herkese oyunu şiddetle tavsiye ederim. Şunu da belirteyim, gerek İstanbul Devlet Tiyatroları gerekse de İstanbul Şehir Tiyatroları bu oyunu muhakkak turne şeklinde tekrar İstanbul’a getirmeli. Çünkü oyun çok daha fazla seyirciye ulaşmaya değer yapıda.
Bir Halk Düşmanı / İBB Erdem Bayazıt Kültür Merkezi
Shakespeare ve Çehov'dan sonra sahnelere en çok aktarılan oyun yazarıdır Ibsen. Ben de ilk 2 yazara göre çok daha fazla severim Ibsen'i. Birçok oyununu izledim. "Bir Halk Düşmanı" adlı oyununu ise seyretme imkanı bulamamıştım bugüne kadar. Bugün Harbiye sahnesinde izledim. Gereksiz uzun olmasına ve eksiklerine rağmen özellikle 2.yarısındaki sürükleyiciliği ile oyunu başarılı buldum.
Yönetmen Orhan Alkaya sevdiğim bir yönetmendir. Sadece "Ayaktakımı Arasında" oyununu başarılı bulmamıştım. Diğer tüm oyunlarını çok sevdim. Bugün de iyi bir iş çıkarmış. Ama keşke aşağıda yazdığım olumsuz yönleri olmasa çok daha iyi bir oyun ortaya konabilirmiş.
Aşağıda birçok izleyicinin de tespit ettiği gibi, sahne geçişlerindeki canlı piyano ve yönetmenin yazdığı şiirden yapılma şarkılar hiç ama hiç olmamış ! Oyun zaten aşırı uzun (Ara dahil tam 3 saat !), bu şarkılar süreyi daha da uzatmış. (Özellikle 20.30 seansları için dönüş planınızı bu bilgiye göre yapın) İlk perde de çok gereksiz diyaloglar ve uzatmalar var. Rahat 2,5 saate indirgenebilirmiş.
İkinci olmayan şey ise şüphesiz başarısız dekor ve kostümler. Dekor oldukça özensiz ve basit. Kostümler güncel kıyafetlerden yapılmış. Halbuki oyun 1890 Norveç döneminde geçiyor. Neden güncel yaşam dekorları ve giysileri seçilmiş anlayamadım. O dönemde yaşananlar halen geçerliliğini koruyor demek istemiş olabilir yönetmen. Ama bu şekilde oyun inandırıcı olmaktan çok uzaklaşmış.
Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar yerinde. Özellikle ana roldeki Mert Tanık çok başarılı. Bir eli komple bandajlı şekilde sahne aldı. Bu fedakarlığı için kendisine bir seyirci olarak teşekkürlerimi sunarım. Muhsin Ertuğrul'un yolunu takip ettiği için. Keza yılların eskitemediği Müge Akyamaç'ı da sahnede görmek ve izlemek çok keyifliydi.
Şehir Tiyatrolarında bu sene başından beri devam eden Oyun Broşürü sıkıntısı hala devam ediyor. Özellikle yeni oyunlarda hala broşür yok ! Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül hanımın tekrar dikkatine sunuyorum. Lütfen bu sorunu acilen çözünüz.
Kapitalizm ve Liberalizmi yerden yere vuran, dürüstlüğün ve ahlakın önemini vurgulayan (Kaybetseniz bile !) bu oyunu, vermiş olduğu güncel mesajlar açısından da çok sevdim. Seyretmenizi öneririm.
Oscar / Müze Gazhane
Zengin ve hırslı tipik bir Fransız iş adamının kızını evlendirme amacını merkeze koyan, entrikalarla dolu, hemen hemen 5 dakikada bir sürpriz gelişmeler eşliğinde seyirciyi şaşırtan ve güldüren başarılı bir Fransız vodvili. Halen İstanbul Devlet Tiyatrosunda oynamakta olan "KARMAKARIŞIK" oyununa oldukça benzeyen bir yapı ve gidişata sahip olan oyun, tabii o oyun kadar da başarılı ve komik değil maalesef.
Özellikle ilk perde de tempo düşük. Gereksiz diyaloglar mevcut. Ama 2.perdenin özellikle sonuna doğru ters köşelerin ve sürprizlerin artması ile oyun oldukça ilgi çekici bir hal almakta. Oyuna neden "Oscar" ismi verilmiş anlayamadım. "Çanta" daha uygun bir isim olurmuş. Bazı tiyatro gruplarında da "Eyvah Yine Karıştı" ismi ile halen oynanmakta. 1985 - 86 sezonunda da "Döne Döne" adı ile oynanmış. Feridun Karakaya başroldeymiş. Onun anısına sahnede bir portresinin asılması çok güzel, vefalı ve anlamlı olmuş.
Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda çok iyi. Ustalardan Cem Karakaya başrolde ve Mösyö Barnier rolünün hakkını vermekte. Ama beni daha çok etkileyen genç oyuncu Çağrı Büyüksayar oldu ! "Gül'e Ağıt" oyununda da dikkatimi çeken bu oyuncu, uyanık Muhasebeci Christian rolünde inanılmaz başarılı. Tebrik ederim.
Dekor sade ama kullanılan renkler çok canlı ve pozitif bir sahne yaratmış. Işık desteği ve müzikler yerinde. Kostümleri ise döneme göre çok modern yani yanlış buldum. 1960'lı yılların Fransa'sı yansıtılamamış. Günümüzde geçiyor gibi giysiler seçilmiş.
Son 3 oyundur Şehir Tiyatrolarında hiç alışık olmadığımız bir durumla karşı karşıyayız. Oyun Broşürü yok ! Yeni oyun diye yetişmediği söylendi. Ama bu bir mazeret olamaz ! Büyük bir eksiklik. Şehir Tiyatroları yönetimi bu sorunu acil gidermeli.
Ara dahil 2 perde 2 saat süren bu oyunu, geçirmekte olduğumuz şu kötü günlerde biraz olsun kafa dağıtmak ve gülmek için seyretmelisiniz !
Uçurtmanın Kuyruğu / Ümraniye Sahnesi
Bir oyunu Prömiyerinde izlemek son derece zevkli, farklı ve ayrıcalıklıdır. Oyunda emeği geçen herkesi tek tek görürsünüz. Oyuncu ve Yönetmenin duygularını, görüşlerini dinlersiniz. Oyunun nasıl oluştuğunun perde arkasını öğrenirsiniz. İşte dün akşamda "Uçurtmanın Kuyruğu" isimli oyunu Prömiyerinde izleme imkanı buldum.
Başta Yönetmen Barış Dinçel'in (ki ünlü yazar ve tiyatro duayeni Savaş Dinçel'in oğludur) duygusal konuşması olmak üzere oyunda emeği geçen herkesi görme fırsat buldum. Ayrıca izleyici olarak ta birçok yönetmen ve oyuncuyu görmek keyifliydi.
Oyuna gelecek olursak, Savaş Dinçel'in ödül de kazanmış ünlü bir oyunu. Hayatı boyunca disiplinli bir babanın etkisinde kalmış, bu yüzden hayatını hiç yaşayamamış ve intihar etmek üzere olan bir adamın duygusal hesaplaşması anlatılıyor. Tam intihar edecekken gizemli bir misafir kapısında beliriyor. Ve aralarında geçmiş yılların muhasebesi yapılmaya başlıyor. Sonu biraz fantastik, biraz ucu açık ve hayali bitse de oyun boyunca büyük keyif alıyorsunuz. Usta işi bir oyun var karşımızda, tebrikler !
Oyunculuklarda oyuncu seçimleri de mükemmel. Gün Koper ve Şehir Tiyatrolarına yeni dahil olan Ali Yoğurtçuoğlu çok iyiler. Rollerine inanılmaz uyum göstermişler. Fiziksel yapıları da rollerine çok uyumlu. Dekoru aynı zamanda oyunun yönetmeni (Ki asıl uzmanlık alanı dekor tasarımıdır) yapmış. Yıkılmayı andırır eğik açılı daire duvarları ve giriş kapısı oyuna müthiş bir derinlik kazandırmış. Sıra dışı bir tasarım. Ayrıca oyunun konusuna da çok uyumlu olmuş. Müzik, ışık, kostümler yine her zamanki gibi vasatın üstünde.
Oyunun bana göre 3 eksiği var. Birincisi oyuncuların üstlerinin değişimi seyirci önünde değil de arka planda yapılabilirmiş. İkinci eksik finali. Finali biraz daha net biraz daha açıklanabilir yapıda olabilirmiş. Son olarak ta oyun broşürlerinin Prömiyere yetişmemiş olmasını büyük bir eksiklik olarak görmekteyim.
Sorunlu Baba oğul ilişkileri üzerine (Baba - Kız olarak ta düşünülebilir) keyifli, yer yer komik, yer yer hüzünlü, problemleri düzeltmek adına bolca mesajlar içeren ödüllü bir oyun izlemek istiyorsanız bu oyunu kaçırmayınız.
Tartuffe / Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi
Tartuffe'yi daha önce birkaç kez değişik sahne ve rejilerde izleme imkanım oldu. En son Tiyatro Mamart rejisinde izlemiştim, değişik ve başarılı bir yorumlama idi. Büyük yazar Moliere'in en başarılı oyunlarından birisi. Bugün de Hayal-i Temsil oyunundaki muhteşem yönetmenliği aklımdan hala çıkmayan Yiğit Sertdemir'in yorumunu izledim ki bu yorumda başarılı.
Yer yer gereksiz uzun diyaloglar ve şarkılara sahip olsa da oyunun geneli izleyene zevk veriyor, güldürüyor. Oyunu yerden yere vuranlara katılmadığım gibi muhteşem diyenlere de katılamıyorum. Eksileri artıları var.
Eksilerden başlarsak, bir kere müzikler gereğinden fazla yer almış ve üstelik çoğu söz anlaşılamıyor bile ! Bu sorunu devam edecek oyunlarda muhakkak çözmek lazım. Bazı oyuncular eğreti durmakta. Bazı diyaloglar gereksiz. Süresi 2 perde ve ara dahil 2 saat 30 dakika. Bu gereksiz şarkı ve diyaloglar azaltılsa süre 2 saate rahat iner ve çok ta güzel olur !
Artıları da elbette oldukça fazla. Bir kere gerek mutfak tarafı gerek sahne ekibi muazzam ! Hepsi usta isimler ! Dekor, ışık, kostümler mükemmel. Makyaj olağanüstü başarılı. 1600'lü yılların Fransa'sı aynen resmedilmiş. Oyunculuklar keza öyle. Özellikle en beğendiğim kadın oyunculardan Yeşim Koçak hizmetçi rolünde oldukça başarılı. "Melek" ve "Nora - Bir Bebek Evi" oyunlarındaki performansını aynen devam ettirmiş.
Bu arada oyun dışı güzel bir haber vermek isterim. Ümraniye Sahnesi İstanbul seyircisinin ulaşımda en zorlandığı sahneydi. Ümraniye trafiği nedeni ile birçok seyirci oyun kaçırmıştır. Ama artık bu ulaşım sorunu bitmiş ! 2 yeni açılan metro hattı ile (Bostancı - Dudullu ve Çekmeköy - Üsküdar) bu sahneye çok rahat ve zamanında gelebilirsiniz.
Gülmek, eğlenmek, düşünmek, karşılaştırma yapmak, klasik oyun seyretmek isteyen herkese bu oyunu önermekteyim.
Kuğunun Şarkısı / İnal Aydınoğlu Kültür Merkezi
Tüm ülkemizi ve halkımızı derin acılara boğan, hatta etkilerini üzerimizden hala atamadığımız dehşet verici Deprem felaketinden sonra, normalleşme adına ilk kez bir oyun seyretme imkanı bulabildim. Bu bağlamda acıların bir an önce yok olmasını istemekten ve oradaki insanlara devamlı maddi yardım yapmaktan başka bir şey elden gelmiyor maalesef. Ülkemizin başı sağ olsun !
Çehov, Tiyatro Dünyası ana unsurlarının, yönetmenlerinin, oyuncularının, hocalarının, öğrencilerinin vazgeçemediği ve çok sevdiği bir yazardır. Bu aşırı sevginin teknik veya sanatsal irdelemesine girmeyeceğim, bilenler biliyor zaten. Ama seyirci tarafında ise tam tersidir, çoğu seyirci Çehov oyunlarından zevk almaz, sıkılır. Aynen bu oyunda olduğu gibi !
Çünkü Çehov oyunlarında aksiyon, gerilim, heyecan yoktur. Düşünceler, fikirler, hayata dair tespitler yada halkın yaşadığı sıkıntılar uzun cümleler ile monoton bir dille anlatılır. Bu da tabi özellikle Türk Tiyatro seyircisine sıkıcı gelmektedir. Aşağıdaki bazı yorumcular oyunun düşük puanına şaşırmış. Ama tam da yazdığım sebeplerden dolayı bu seyirci puanı doğrudur, hatta beklediğimden yüksektir !
Oyun daha önce izlediğim "Kuğunun Şarkısı" oyunlarına göre daha görsel şekilde yorumlanmış. Belki de ilgiyi artırmak için. Ama özellikle birçok ünlü tiyatro oyunundan sahneler içerdiğinden, bu oyunlar hakkında bilgisi olmayan yada seyretmiş olsa da hatırlayamayan seyirciler için bu sahneler hiç bir anlam ifade etmiyor ! Çoğu kişi kişi boş boş sahneye bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyor.
Oyuncu kadrosu da oyunculuklarda çok iyi, ustalar sahnede. Sadece Yönetmen Bora Seçkin'in rolünü oldukça pasif buldum. Dekor, Kostüm, Müzik ve Işık desteği ise her zaman Şehir Tiyatrolarında olduğu gibi yine başarılı ve emek sarf edilerek yapılmış. Emekçileri tebrik ederim.
Bu oyunu sadece Çehov seven Tiyatro dünyası unsurlarına tavsiye edebilirim. Normal bir seyirci iseniz sakın gitmeyin, her Çehov oyunundaki gibi yine sıkılacaksınız.
Parmak / Üsküdar Stüdyo Sahnesi
Oyun İncelemesine başlamadan önce, İstanbul Şehir Tiyatrolarında ayyuka çıkan bir sıkıntıyı dile getirmek istiyorum: OYUN İPTALLERİ ! Evet, neredeyse artık her hafta 1 oyun iptal ediliyor ! En son bu hafta da KOMİK PARA adlı oyun iptal edildi. Bu iptal bu seneki kaçıncı iptal oyun, gerçekten bıktık ! Yedek oyuncu ve Yedek ekip uygulaması bu sene yapılmıyor mu ? Her oyuncunun bir yedeği yok mu ? Güç bela bilet buluyoruz, tüm planlarımızı oyuna göre yapıyoruz. Sonra birden oyun iptal oldu mesajı geliyor. Seyirci aşırı derecede rahatsız. Sosyal medya da bu durumu görebilirsiniz. Lütfen artık bu iptalleri engelleyin. Yıllardır tiyatroya gidiyoruz, eskiden böyle bir iptal kırk yılda bir olurdu. Genel Yönetmen Ayşegül İşsever hanımın ve Şehir Tiyatroları yönetiminin bu sorunu acil çözmesini bekliyoruz. Büyük Usta Muhsin Ertuğrul’un dediği gibi “Perde asla kapanmaz !”. Bu önemli tiyatro geleneğini bozmayın lütfen.
Konu Oyun İptallerinden açılmışken, aynı şehir ve aynı şartlarda hizmet veren İstanbul Devlet Tiyatroları yönetimini de, çok nadir Oyun iptali yaptıkları için gerçekten tebrik ediyorum. Şehir Tiyatroları yönetimine de örnek olmasını diliyorum.
Fakat Devlet Tiyatrolarında da başka büyük bir sıkıntı ve rezalet var: PROTOKOL UYGULAMASI. Özellikle numarasız bilet satılan küçük salonlarda en ön sıra PROTOKOLE ayrılmış oluyor. Normal seyircinin oturmasına izin verilmiyor. Bugün de Garibaldi Sahnesinde yine tartışma çıktı. Bu koltuklara İktidar partisinin tanıdıkları, eşleri veya Devlet Tiyatroları çalışanlarının, oyuncularının tanıdıkları, eşleri oturtuluyor. Tek kelime ile AYIP ! HAKSIZLIK ! HAK YEMEK ! Hepinizi şiddetle KINIYORUM ! Siz kimin koltuğunu kime vermiyorsunuz ? O koltuklar Devletin ! Devlette bu halkındır ! PROTOKOL uygulaması sadece oyunun ilk sahneye çıktığı Prömiyer gecesi yapılır. Onun dışında da sadece çok önemli bir kişi oyunu seyredecekse özel davetiye verilir. (Ki elbette o koltuk satılmamışsa verilir) Bu nedenle Garibaldi Sahnesi Yönetimine, İstanbul Devlet Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne sesleniyorum: LÜTFEN PROTOKOL UYGULAMASINI KALDIRINIZ ! Bu konunun takipçisi olacağız.
Ayrıca PROTOKOLE gösterdiğiniz hassasiyetin onda birini OYUN BROŞÜRÜ hazırlamaya gösterseydiniz (Ki asıl görevinizde budur !) çok iyi olurdu. Aylardır gittiğim hiç bir oyunda Oyun Broşürü dağıtılmıyor. Gerçekten acınası bir durum.
Oyuna gelecek olursak, Kosova’da geçen bir Gelin – Kaynana ilişkisi aslında. Web sitesindeki tanıtımda sanki Balkanlarda yaşanan savaşın etkileri anlatılıyor gibi dursa da, oyun bir Gelin ile onun soğuk ve gaddar Kaynanası arasındaki sorunları ve çıkmazları anlatıyor. Oyunun ilerleyen bölümünde de Kadınların Balkan Coğrafyasındaki yaşadıkları sıkıntılar ve reva görülen uygulamalar (Çocuk Gelin gibi) eleştiriliyor. Fakat oyun asla tempoyu ve seyirci ilgisini yakalamayan vasat bir oyun. Özellikle ilk yarım saat son derece ilgisiz ve gereksiz olmuş. Oyun 1 perde, 1 saat 15 dakika sürmekte.
Oyunculuklar ve Oyuncu seçimleri yerinde. Özellikle Geç kız rolündeki sanatçıyı biraz küçük yaşlı seçmişler diye düşünüyordum ki oyunun devamında neden öyle olduğunu anlıyorsunuz. Dekor muhteşem. Behlüldane TOR ustanın bir eseri olduğu hemen anlaşılıyor. Işık ve Müzik desteği de çok güzel. Kostümler son derece inandırıcı ve coğrafyayı yansıtmakta. Zaten bu argümanlar oyunu kötü olmaktan kurtarıp vasat seviyeye çıkarmış.
Kadın sorunlarına değinen, ülkemizde de şiddetle yaşanmakta olan Gelin – Kaynana ilişkilerini irdeleyen bu oyunu sadece çok vaktiniz var ise izlemenizi öneririm.
Maçın Adamı / Garibaldi Salon
Yazıma öncelikle GARİBALDİ SAHNESİ ile başlamak istiyorum. Sayın İstanbul Devlet Tiyatrosu Yönetimi, bu salonu seçerken hiç mi düşünmediniz ? Hiç mi teknik şartlarını incelemediniz ? O kadar çok eksiği var ki saymakla bitmez. Şantiyenin içinde, korku tünelini andırır bir giriş yoluna sahip, İstikal caddesinin tüm seslerinin salona ulaştığı, asansörü olmayan, internetin giriş katında çekmediği (Online biletimi çok zor gösterebildim), 2 kat merdivenle çıkılan (Hiç mi engellileri, yaşlıları ya da dizinden sakat seyircileri düşünmediniz !), detaylı dekor kurmanın mümkün olmadığı bir sahne ! Gerçekten çok mu aradınız ? Acilen bu salonu gelecek sezondan itibaren salon listenizden çıkarınız.
Oyuna gelecek olursak, İngiltere’de geçen, 2 siyahi yazarın ortaklaşa yazdığı ve temelde 2 ana probleme (Irkçılık ve sorunlu Baba - Oğul ilişkileri) değinen tek kişilik bir oyun. Kadroda 2 oyuncu olduğuna bakmayın, ilk oyuncu sadece 2-3 dakika konuşup oyun boyunca seyirci bölümünde oturuyor. (Bununla ne mesaj verilme istendiğini de çözemedim inanın !) İlgi çekici ve sürükleyici bir metine sahip olsa da, tek kişilik oyunların dezavantajları ile vasat bir oyun şekline dönüşüyor.
Tek kişilik oyun demişken, daha önce de yazmıştım, artık tek kişilik oyunları repertuara almayın lütfen. Seyirci istemiyor. Sıkılıyor. Oyuncu çok zorlanıyor. Olacaksa bile oyunun süresi en fazla 40 ya da 45 dk. Olmalı. En sürükleyici metinlerde bile 40 dakika sonrası ilgi dağılıyor.
Oyuncu Cem Zeynel Kılıç mükemmel bir performans sergilemiş. Oyuna hakimiyeti, çok uzun bir metnin ezberi, mimikleri, diğer hayali karakterleri canlandırması ile dört dörtlüktü. Ama işte yukarıda saydığım gerekçeler çerçevesinde oyunu vasat bir oyun olmaktan kurtaramıyor bu meziyetleri. Dekor, müzik, ışık sıfır düzeyde. Ama zaten GARİBALDİ SAHNESİNDE bu saydığım unsurların iyi olmasının imkanı yok ! Teknik olarak mümkün değil bir kere.
Bu oyunu izlerken aklıma hep şu geldi: “Neden yerli bir yazardan yerli bir konu repertuarda olmaz ? “ Mesela yerli bir yazardan 1980 darbesi, öncesi veya sonrası yaşanan acıları anlatan bir oyunu sahnelerde görmeyi her zaman tercih ederim. İngiltere’de yaşanan ırkçılık sorunu mu daha önemli yoksa bu ülkede yaşanan sorunlar mı ? Oyunları seçenler bu konuyu bir düşünsünler lütfen !
Sorunlu Baba – Oğlu ilişkisi yaşayanlara veya yaşamışlara veya yaşaması olası kişilere öneriyorum bu oyunu sadece. Ders alacakları birçok konu olacak. Belki ilişkileri bile düzelecek. Ama onun dışındaki kitleler için vasat düzeyde kalmış ve ilgi çekmeyecek bir oyun.
Sefiller / Büyük Tiyatro
Aşağıda oyuna 9 - 10 puan verenleri (Hatta bazısı 100 - 1.000.000 bandına filan çıkmış :) ) ve inanılmaz övgüleri görünce doğrusu yorum yapmakta çekinmedim desem yalan olur ! Çünkü oyun hakkındaki düşüncelerim onları çok ama çok rahatsız edecek. Ama benimle aynı düşünceye sahip yorumları okuyunca da rahatladım biraz, tiyatro anlayışımdan şüphe duyacaktım yoksa ! Bence son derece yavan ve vasat kalmış başarısız bir tiyatro denemesi ...
Tiyatro denemesi dedim çünkü oyun tiyatrodan daha çok, müzikli danslı bir belgesel gösteri tarzında sahneye konmuş. Oyun boyunca susmayan, repliklerde bile devrede olan arka plan fon müziği oyunu batırdığı gibi, tiyatrodan alıp sinemaya evirmiş. Hiç değilse repliklerde müzik kesilmiş olmalıydı. Eğer oyunu tiyatral açıdan değil de "Anadolu Ateşi" vari bir danslı gösteri sınıfında değerlendirirsek elbette o zaman sahneye konana başarılıdır diyebiliriz.
Victor Hugo'nun bu ünlü romanının okumayan izleyiciler için oyunu anlamaları oldukça zor. Hele de zamanda yapılan ileri - geri atlamalar bu anlayışı daha da zora sokmuş. Sefiller romanının ana fikri oyunun hiçbir anında izleyiciye yansıtılamamış !
Dekor dersen sıfır ! Böyle bir oyunu sıfır dekorsuz kurgulamak ne kadar doğrudur ? Sahnenin durumunda göre devreye sokulan tekerlekli portatif dekorlar o kadar basit ve özensiz ki bazıları lise serenomisi seviyesinde. Kostümler ise dönemi yansıtmış, başarılı. Işık düzeni de yeterli. Oyun ara dahil 2 saat 40 dakika sürmekte.
Oyunculukları ve oyuncu seçimlerini beğendim. İlk defa izlediğim Durukan Ordu oldukça başarılı. Özellikle sesi çok etkileyici, böyle tok ve hükmeden bir sesi yıllardır sahnelerde görmemiştim. Ama bana göre en başarılı oyuncu, bazı sahnelerinde abartıya kaçsa da, Polis Müfettişi rolündeki Caner Gezener oldu.
GELELİM ÇOK ÖNEMLİ BİR SEYİRCİ PROBLEMİNE ! Tiyatro seyirci kalitesi ve seviyesi o kadar düştü ki, Cep telefonları ile yapılan GÖRGÜSÜZLÜKLER artık oyunları izlenemez hale getirdi ! Oyun boyunca 20'nin üzerinde (evet bizzat saydım, 20'nin üzerinde) seyirci cep telefonlarını açtı ve herkesi gözü önünde ya fotoğraf çekti ya video kaydı aldı ya da instagram - WhatsAPp'a girip yazışma yaptı ! YETER DİYORUM ! Bu görgüsüz seyirci bozuntularını engellemenin tek bir yolu var. O da yanında sağında solunda önünde arkasında oturan seyircilerin sert bir şekilde bu kişileri uyarması ! Yoksa bu rezalet artarak devam edecek. Baktım bunu yapanların yanında oturanların kılı bile kıpırdamıyor ? Bu kişilerde en az onlar kadar suçludur onu söyleyeyim. Yanımdaki genç bir ara telefonunu açtı aynı anda sert bir şekilde uyardım. Bu uyarıdan sonra da bir daha telefon ortada görünmedi. Bu problemi gidermek kesinlikle sessiz kalan kesimin tepkisine bağlı !
Sonuç olarak hiç beğenmediğim ve vasat bulduğum bir oyun oldu. Çoğunluk çok sevmiş, elbette olabilir, görüşlere saygı duyarım. Zevkler ve renkler tartışılmaz !
Rumuz Goncagül / CSO Ada Ankara
Bir oyunu başarılı kılan 2 önemli etken vardır. Birisi sahne tarafı diğeri ise oyunun mutfağı. Sadece bir taraf iyi ise kesinlikle çok başarılı bir oyun çıkmaz. Seyirci muhakkak bir şeyi beğenmez. Ama hem arka mutfak tarafı hem de sahnedeki oyuncular ustalardan oluşursa karşınıza hep çok iyi oyunlar çıkar. Aynen bu oyunda olduğu gibi !
Başta Yönetmen Zafer Algöz olmak üzere bütün tasarım ekibi ustalardan oluşmuş. Bir de üstüne üstlük Timur Selçuk'un o muhteşem şarkıları devreye girince oyun dört dörtlük olmuş. Bir Yeşilçam klasiğini andırır oyunda sık sık aklıma Kadir İnanır Türkan Şoray ikilisini o efsane filmleri geldi. Canlı Müzik ve solist arkadaşta süperdi. Oyundan 10 dakika önce sahneye çıkıp Türk Sanat Müziğinden örnekler sunmaları zaten oyunu 1-0 önde başlatıyor, seyirciyi inanılmaz havaya sokuyor. İyi düşünmüş yönetmen bu olayı !
Oyunculuklarda oyuncu seçimleri de usta işi ! Bence şu an Türk Tiyatrosunun en başarılı kadın oyuncusu olan Eylem Yıldız bu oyunda da yine muhteşemdi. Seyirciye bu kadar pozitif enerji veren başka bir kadın oyuncu görmedim uzun zamandır. Oyunun diğer yıldızı da Düzenbaz Refik Mayısoğlu karakterini canlandıran Uğur Keleş'ti. Kostümler dönemi çok güzel yansıtmış. Işık düzeni süper. Dekor ise Tekel sahnesine biraz dar kalmıştı.
Dekor demişken bir konuda yöneticileri uyarmak isterim. Bu tip müzikal ve dekor açısından kapsamlı oyunları küçük sahnelerde oynatmamak lazım. Kesinlikle büyük sahnelerde sergilenmeli. Hem oyuncular hem dekor tasarımcıları hem de bilet bulma şansı artan seyirciler bu işe çok sevinir, emin olun.
Bu muhteşem dönem oyununu herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Bilet bulmanız çok güç. Umarım AKM'de üstü üste birkaç kez sahneye konur da birçok izleyici izleme şansı bulur.
Ölesiye / Cüneyt Gökçer Sahnesi
Tiyatral açıdan başarılı ama vermek istediği mesajlar açısından hiç katılmadığım bir oyun. Yazarını sürgüne gönderen, 1917 Devrimini ve Sosyalizmi yerden yere vuran bu oyunun seçilme sebebini Devlette hala etkisini gösteren Soğuk Savaş döneminden kalma Sosyalizm korkusu olduğunu düşünüyorum.
Zira şu an tüm dünyada Kapitalizmin etkisi ile inim inim inleyen fakir ve orta direk halklar varken (Özellikle de ülkemizde durum bu kadar vahimken), Sosyalizmin veya Devletçiliğin daha doğru bir ekonomik model olduğu ispatlanırken ve kabul edilirken, böyle bir zihniyete sahip oyun seçilemezdi diye düşünüyorum !
Üstelik bence Mustafa Kurt Bey Yönetmenliği ve iktidara hoş görünen oyunları seçmeyi bırakıp, bence daha idari ve sorumlu olduğu sorunlara vakit ayırmalı diye düşünüyorum. Bakın yıllardır yazıyoruz ama ne ekibi ne de kendisi duymuyor ki bu isyanı oyunlarda hala oyun broşürü yok ! Ne kadar acı verici bir durum ! Ayrıca ara verilince sigara içmek isteyenler ile görevliler arasında kavga çıktı. Sigara içmem ve sevmem ama içenlere muhakkak bir çözüm bulmalı Devlet Tiyatrosu yönetimi.
Oyuna gelecek olursak 2 perde ve ara dahil 2 saat 30 dakika sürüyor. İlk perdenin önemli bir kısmı son derece durağan ve sıkıcı. Uyuyan seyirciler bile oldu ! İlk perdenin sonu ve 2.perdenin başı ile birlikte konu daha anlaşılır olunca, komedi ve mizahi yönlerde güçlenince oyun da keyifli bir şekilde sona erdi. Özellikle 2.perdenin hemen başındaki Rus Müziği ve Dansı süper güzeldi. Oyuna da hareket getirdi.
Oyunculuklar normal ama oyuncu seçimleri çok iyi değildi. Bazı oyuncular o kadar acemi idi ki bayağı sırıttılar. Şüphesiz oyunun yıldızı ve lokomotifi Rahip rolündeki Tunç Yıldırım idi. Seyirciyi çok güldürdü. Dekor dönemi başarı ile yansıtırken kostümleri çok başarılı bulmadım. Dönemin ilerisinde idi.
Yenilenmiş AKM'de ilk defa bir oyun seyretme imkanı buldum. Harika bir salon olmuş emeği geçenlere teşekkür ederiz. Yalnız salonda ses sorunu var bunu ilgililerin dikkatine sunarım. Arka sıralar replikleri fazla duyamıyor. Diğer büyük salonlarda olduğu gibi ya oyuncular mikrofon kullanmalı ya da yukarıdan mikrofon desteği sağlanmalı.
İlk bölümü sıkıcı olsa da sonrasında güldürerek keyif veren ama verdiği mesajlara asla katılamayacağım bir oyun.
Bence Katil Öldürdü / Şinasi Sahnesi
Paris sosyetesinde gerçekleşen bir cinayeti, bir yerli Türk yazar sahneye aktarırsa elbette komedi unsurları öne çıkacaktır. Nitekim öyle olmuş, çok komik, ince espriler ile süslü keyifli bir oyun. Ama hiçbir mesaj vermiyor bunu da akılda tutmak lazım.
2 perde ve ara dahil 2 saat 15 dk. süren oyun, Katil Kim ? sorusuna cevap arayan, gizemli konuları oyun sonuna kadar net cevaplamayan bir oyun. Bu nedenle merakla sonucu bekliyorsunuz. Araya atılan Anadolu kökenli espriler de işin süsü oluyor. Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda harika. Usta oyuncu Atanısev yine oyunun ana lokomotifi. Genç oyuncuları da çok beğendim.
Döner ve efektif dekor, ışık düzeni, müzikler ve kostümler mükemmel. Bu dallardan birinde muhakkak Ödül alır bu sene. Olmayan yönleri de var elbette oyunun. Karton espriler oldukça sırıtmış, olmamış. Ayrıca oyunun başındaki ve sonundaki müziklerde anlamsız olmuş.
Sadece gülmek ve hoşça bir 2 saat geçirmek istiyorsanız izleyin derim.
Kurdele Ya da Artı Sonsuz / SDKM Oda Tiyatrosu
Eskişehir Şehir Tiyatroları ve Nilüfer Kent Tiyatrosundan sonra en sevdiğim İstanbul dışı gruptur İzmit Şehir Tiyatroları. İstanbul’a her geldiklerinde muhakkak gitmeye çalışırım. Başarısız bir oyunlarına henüz denk gelmedim. Bugün seyrettiğim bu oyunları da yine çok ilgi çekici ve başarılı bir oyun.
Kadına Şiddet ve Kadının Toplumdaki yeri üzerine birbiri ile ilintili 2 farklı öykü ardışık anlatılmakta. 1 Perde ve 1 saat 10 dakika süren oyun oldukça sürükleyici. İlk öyküde bir Doktor ikinci öyküde ise bir Hostesin yaşadıkları travmalar anlatılmakta. İlk kadın ve ilk öykü son derece çarpıcı mesajlar ile doluyken, ikinci öyküyü oyunun ana fikrine hiç ama hiç yaklaştıramadım ? Çünkü ikinci öyküde Kadın ile ilgili bir sorun yok ? Cinsiyet bağımsız ister erkek ister kadın olsun gecenin bir yarısı hiç tanımadığınız bir erkek veya kadını evinize içkili olarak alırsanız elbette güvenlik sorunu yaşarsınız. Bu sorunu bir erkekte yaşayabilirdi ? Dolayısı ile 2. Bölümü oyunun temel felsefesine katkı veremeyen zayıf yanı olarak görüyorum.
İkinci eleştirimde oyunun tek kişilik olması. Gerek ilk gerekse de ikinci oyunda oyunun ta içinde 2 farklı erkek karakter var. Bunların ses olarak değil, canlı olarak oyunda olması gerekirdi diye düşünüyorum. Oldukça sırıttı bu karakterlerin olmaması. Amaçlanan ne ise olmamış.
Oyuncu Seçil Mutlu Oğuz aynı zamanda oyunu yazan ve yöneten kişi. Neredeyse 10 yıl olmuş oyun hala sahnede. Bugün 99.oyunu seyrettim. Bu büyük başarının temel kaynağı oyuncunun sahneye hakimiyeti ve konsantresi. Özellikle Hostes rolündeki içtenliği ve sempatikliği ödüllük derecede başarılı.
İzmit İstanbul komşu şehirler. Tiyatroları da komşu olmalı ! Sık sık karşılıklı turneler yapmalılar. Umarım Yöneticiler bu talebimize karşılık verirler. Bu sayede bu oyun İstanbul’a daha sık gelir ve daha çok seyircinin izleme imkanı olur.
Fosforlu Cevriye / Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
Ülkemizin ilk devrimci kadın yazarlarından Suat Derviş’in yazdığı ve diğer bir usta Gülriz Sururi hanımın uyarladığı, çok renkli, çok aktif ve çok muzip başarılı bir müzikal ! Yaftalı Tabut oyunu ile dikkatimi çeken Yönetmen Sayın Yelda Baskın hanımı da ayrıca tebrik etmek isterim.
1930 ve 40’lı yılların Arka İstanbul’u nu ve hayat kadınlarının zorlu yaşam koşullarını anlatan oyun özellikle müzikleri ve son derece başarılı orkestrası ile dikkat çekiyor. Devrimci yazar Suat Derviş’in politik eleştirisel dokunuşları ara ara hissediliyor. Zaman zaman tempo düşse de ara dahil 3 saat boyunca bayağı bir keyif alıyorsunuz oyundan. Bolca argo ve sınırlı müstehcen sahne de mevcut.
Cevriye rolündeki genç sanatçımızı çok beğendim. Son derece zor bir rolün üstesinden başarı ile gelmiş. Ayrıca Güllü rolündeki sanatçımızı da çok beğendim, inanılmaz bir efor sergiledi. Eskilerden Binnur Şerbetçiğlu’da yine farkını gösterdi. Kostümler, müzikler, ışık düzeni mükemmeldi.
Ama dekoru çok beğenmedim. 1930 İstanbul’u iyi verilememiş sahneye. Daha renkli ve daha Galata vari bir dekor olabilirmiş. Finali de çok belirsiz ve aceleye getirilmiş. Öyle ki oyun bitince orijinal romanın sonuna internetten tekrar bakmak zorunda kaldım. (Ki roman ile tiyatro oyunundaki sonlar biraz farklı !) Bazı repliklerin de müzikli – şarkılı şekilde olması gereksizdi. Bunlar oyunun olmayan yönleri idi.
Ara dahil 3 saat süren oyun nedeni ile dönüş plan ve programınızı iyi yapınız. Konu oyun saatlerinden açılmışken İSTANBUL ŞEHİR TİYATROLARINDAN 2 önemli ricamız var !
1) Lütfen eskiden olduğu gibi PAZAR GÜNLERİ 15:00 seansları YETİŞKİN OYUNLARI olsun.
2) Akşam seanslarının başlangıç saati 20:00’ye çekilsin.
Umarım Ayşegül hanım bu taleplerimize yanıt verir.
Gülmek, kahkaha atmak, eğlenmek, bazen de hüzünlenmek istiyorsanız bu oyunu muhakkak seyredin. Ama bilet bulabilirseniz tabii. Çünkü satışa çıktığı ilk 1 dakika sonunda bilet kalmıyor !
Aşkın En Kısa Gecesi / Nazım Hikmet Kültürevi
Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu çok beğendiğim bir topluluk. Düzenleyenlere özellikle teşekkür ederim ki, her sene İstanbul’a 2 veya 3 oyun ile turneye geliyorlar. Son derece güzel oyunlar çıkarıyorlar. Hele de 2019 yılındaki “HAYALİ’NİN HAYALİ” oyunu gerçekten muhteşemdi.
Bugün izlediğim bu oyunda o seviyede olmasa da yine de izlenebilir ve keyif veren bir İskoç komedisi. Edinburgh’da geçen ve orta yaş bunalımı yaşan 2 sorunlu tip arasındaki meyvelenen aşkı anlatıyor. Tabii ki bol espri ve kahkaha eşliğinde. Mesaj vermekten ziyade izleyenleri eğlendirmeyi amaçlamış bir oyun.
Oyunculuklar muhteşem. Özlem Zeynep DİNSEL ve Mert TİRYAKİ inanılmaz enerjik, konsantre, seyircinin gözlerinin içine hitap eden tarzları ile oyunun başarısındaki en büyük etmenler. Sahnede 4 oyuncu vardı ama broşür ve afişte 3 kişi yazıyor. Bunu anlamadım ? 4.oyuncunun elbette etkisi ve repliği çok azdı ama yine de kadroya yazılmalı.
Olmayan şeyler neydi ? Bir kere süresi. 1 perde 1,5 saat süren oyun ya 2 perde 45’er dakika olmalıydı ya da tek perde 1 saat. Çünkü ortalarda yer alan kimi sahneler son derece gereksiz ve seyircinin dikkatini azaltan sahnelerdi. Yönetmenin dikkatine sunarım. Sahne geçişlerindeki müzikleri ve şarkıları ise çok gereksiz gördüm. Son olarak ta herkesin kaldıramayacağı cinsel içerikli sahneler. Broşüre 16 yazılmış ama bence 18’lik bir oyun. Oyunun henüz başında bazı muhafazakar seyirciler salonu terk etti. Bu durumu önceden bir şekilde lanse etmek bu gibi durumları da ortadan kaldırır. Parantez açayım ben bu sahnelere çok güldüm :))
Işık, Kostüm ve Canlı Müzik desteği çok iyiydi. Dekoru ise zayıf buldum. O muhteşem İskoç mimarisi arka planda fotoğraf olarak değil de, dekor olarak sahneye konsa çok daha etkileyici olurmuş.
Gülmek ve eğlenmek isteyen, orta yaş bunalımında olan 35 yaş civarı herkese bu oyunu tavsiye ederim.
Kafkas Tebeşir Dairesi / Antalya Devlet Tiyatrosu Sahnesi
Tiyatro dünyasının ünlü yönetmenini, başarılı sahne arkası ekibini ve usta oyuncularını bir araya getiren görkemli bir BRECHT Oyunu ! Bazı kısımları gereksiz ve vasat olsa da, komedi unsurlarının keyif kattığı 3 saatlik başarılı bir yapım.
Dün izlemiş olduğum ve başarısız bulduğum 3 saatlik bir HAMLET oyunundan sonra yine 3 saatlik bir oyunu kaldırabileceğimi düşünmüyordum. Ama 2.perdenin ilk yarım saati hariç, ki son derece gereksiz bir bölümdü, seyirciyi sık sık güldüren komedi unsurlarını içeren keyifli bir zaman geçirdik. 2.Dünya Savaşı sırasında Gürcistan'da geçen oyun, anti kapitalist ve halkçı yönü ile tipik bir Brecht oyunu. Oyun nedense bana Sezuan'ın İyi İnsanı oyununu hatırlattı. Format açısından çok benzer yapıdalar.
Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda mükemmel. Özellikle Gruşa rolünde Zeynep Deniz Denker'e hayran kaldım. Asker olan sözlüsü rolündeki oyuncunun sözleri ise pek anlaşılamadı. Pek iyi bulmadım. Dekor ödüllük derecede iyi. Ayrıca gerek dekor gerekse de birçok sahne oyuncular için bayağı tehlikeli idi. Umarım bir kaza çıkmaz ileride. Yatay olarak yukarı uzanan tahta zemin bazı oyuncular için tehlike yarattı bile bu oyunda. Işık düzeni yine ödüllük. Kostümler de inanılmaz güzel ve komikti. Bu oyunun mutfak tarafı çok ödül alır sezon sonunda.
Oyundan ayrı olarak, artık alıştık demeden, oyun broşürü konusunu her zaman dile getireceğim ! Bu oyunda da broşür yoktu. Biliyorsunuz Devlet Tiyatroları parasız bir kurum olduğu için ! broşürleri para ile satıyor. Ama bu oyunda da yine parası ile alabileceğiniz bir broşür yoktu. Gerçekten çok yazık ! Koskoca Devlet Tiyatroları bir oyun broşürü nasıl bastıramaz ? Nasıl bir vurdum duymazlıktır bu ? Her oyunda tekrar tekrar bıkmadan usanmadan dile getireceğim bu eksikliği.
Keyifli bir Brecht oyunu izlemek istiyorsanız bu oyunu muhakkak seyredin derim. Ama gitmeden önce oyun hakkında ön bilgi almanız oyundan zevk almanız açısından çok yararlı olacaktır.
Hamlet / Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
Tiyatro dünyasının egemenlerinin 2 büyük saplantısı var. Yıllar geçse de bu saplantılar bitmiyor. Birisi Klasik oyunları modern yorumlama ! Diğeri de sahnede SİLAH PATLATMA ! Her 2 olguyu da seyirci sevmemesine ve istememesine rağmen ısrarla yapmaya devam ediyorlar. Yani "Sanat Halk içindir" demiyorlar ! Kendi egolarımızın tatmini içindir diyorlar !
İşte yine bir Klasik oyunu modern yorumlama faciası ! Hele de yazar Shakespeare olunca güncel yorumlamalar daha da acayipleşiyor. Ben bir Shakespeare oyununda cep telefonu, selfi çekim, teknolojik aletler, modern giysiler, dekorlar GÖRMEK İSTEMİYORUM ! Nokta. Klasik oyun Klasik sergilenmeli. Her şeyi ile.
Gelelim SİLAH PATLATMA takıntısına ! Yav arkadaş burada kaç kez edebi dille yazdık. SİLAH TİYATROYA YAKIŞMIYOR DEDİK ! Silah, şiddet, patlama en naif sanat olan Tiyatronun ÖZÜNE AYKIRI ! Ne zevk alıyorsunuz Yönetmenler Allah aşkına ? Ciddi merak ediyorum. Özellikle yıllar önceki ŞARK DİŞÇİSİ oyunu ile benim neredeyse 1 numaralı favori yönetmenim olan ENGİN ALKAN açıklar mısınız ? Bu silah sevdası nedir ? Yahu 1 değil 2 değil tam 5 kez yerimizden zıpladık bu akşam. Ne kadar çirkin bir şey şu silah patlatmak ! Seyirci istemiyor kardeşim, anlamıyor musunuz ? Hadi illa yapacağım diye inat ediyorsunuz bari Ramazan Topu şiddetinde yapmayın ! Düşük bir çatpat sesi ile olsa olmaz mı ? Lütfen bu satırları yazanları ve seyirci isteklerini dikkate alın artık, lütfen.
Oyuna gelecek olursak, yukarıdaki 2 unsuru bolca üzerinde bulunduran kötü ile vasat arasında gidip gelen 3 saatlik bir modern ! Hamlet uyarlaması. Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar iyi. Özellikle Hamlet rolünce Özgün AKAÇÇA ve Claudius rolündeki oyuncuyu beğendim. Elçim Atamgüç beklenenin aksine vasat ve pasif idi. Ophelia rolündeki sanatçıyı ise yetersiz buldum. Dekor sıfır düzeyde idi. Çocukların oynadığı tahta Legolar ile yapılmış gibiydi. Kostümler çağdaş stilde olup doğal olarak inandırıcılıktan uzaktaydı. Hele Hamlet’in sadece iç çamaşırı ve kadın ayakkabısı ile çıktığı sahnelere bir türlü bir anlam yükleyemedim ? Ne amaçlandı çok merak ediyorum ? Teşhir ? Sansasyon ? Kuvvetle muhtemel. Müzik ve Işık desteği ise güzeldi. Oyunun kimi yerlerinde arka planda çalan müziği beğendim.
Yukarıda yazdığım nedenlerden dolayı sevmedim bu oyunu. Önermem. Ama yine de gidecekseniz silah sesleri altında Anti-Klasik bir oyuna hazır olun …
Bir Ruhun Hikayesi / Şinasi Sahnesi
Tek kişilik oyunlar zordur. Hem oyuncu hem de seyirci açısından. Her ne kadar Tiyatro dünyasının hakimleri bu tip oyunları sevse de seyircilerin çoğu tek kişilik oyunlardan çok zevk alamazlar. On yıllardır sahneleri takip eden bir seyirci olarak ben de çok sevdiğim bir tek kişilik oyun çok göremedim.
Durum buyken İstanbul Devlet Tiyatrolarında tek kişilik oyunların sayısı her sezon artıyor ! Üstüne üstlük gelen bir oyun diğer sezonda - sezonlarda da devam ediyor. Biraz önce baktım, bu sezon tam 9 tane tek kişilik oyun var !!! Bazı oyunlarda sadece 2 kişilik. Devlet Tiyatrolarında kadroda yer alan oyuncuların sahneye çıkamama gibi bir dertleri varken ve seyircilerde kalabalık oyunlar isterken bu tek kişilik oyun hastalığı ne kadar mantıklı, tartışılır ! Devlet Tiyatroları yönetiminin dikkatine sunarız.
Oyuna gelece olursak, 53 yaşına gelmiş bir kadının hayatında yaşadığı mutlulukları ve mutsuzlukları anlattığı bir oyun. Tek perde 65 dakika süren oyun, o kadar çok zaman sıçraması yapıyor ki belli bir andan sonra, özellikle oyunun ortalarında, oyundan koptum. Metinler tekrara geçti. İlgim dağıldı. Ayrıca oyun metni de sıkıntılı. Seyirciye ne bir mesaj ne de bir çözüm önerisi sunuyor. Bu kadar dertleşme sonrası bir çözüm ya da sonuç bekliyorsunuz ama maalesef yok.
Tek oyuncu Zeynep Erkekli gerçekten çok başarılı bir efor çıkarmış. Oyuna çok konsantre. Mimikleri çok inandırıcı. Böyle uzun bir metni de hatasız bitirdi. Tebrik ediyorum. Oyuna verilen yüksek puanın sebebi de bu efor aslında doğal olarak. Ama Zeynep hanımın olağanüstü oyunculuğu oyunu kötü olmaktan kurtaramıyor maalesef.
Dekor sadece eski püskü, paslanmış bir yangın merdiveninden ibaret. Oyunun gidişatına göre sahne dönüyor. Müzik ve Işık desteği çok güzel. Bu arada oyunun arka planında Işık Desteği hariç tüm kadro kadınlardan oluşmuş. Bu da oyunun ana konusuna çok uygun olmuş.
Başarılı bir tek kişilik performans izlemek istiyorsanız oyunu izleyin. Fakat gerek içerik gerekse de gidişat anlamında vasat altı bir oyun ile karşılacağınızı da unutmayın.
Aziz Dostum Çehov / Atatürk Kültür Merkezi
Tam 3 yıl önce sahnelenmeye başlamasına rağmen türlü nedenlerden dolayı (Garibaldi Sahnesine ulaşım, Pandemi, Oyun İptali …vb) bir türlü izleyemediğim bir oyundu. Sonunda Üsküdar Stüdyo sahnesinde dün izleme fırsatı buldum. Usta ve sahneye hakim oyuncular sayesinde izleyene keyif veren güzel bir komedi.
Önce Garibaldi Sahnesine değineceğim. Bu sahne hakkında birçok şikayet var. Arka sıraların sahneyi görememesi gibi. Aşağıda da okuyabilirsiniz bazılarını. Anadolu yakasından da toplu ulaşıma son derece ters. 3-4 araç değiştirmeniz gerekiyor. Bunlara ilaveten geçen sezon sonuna kadar bazı oyunlar sadece bu sahnede sergilendi. Diğer sahnelerde veya Anadolu yakasında göremedik bu oyunları. Bunun üzerine geçen sezon sonunda İstanbul Devlet Tiyatrosuna yazılı şikayette bulundum. Bu oyunların diğer sahnelerde de oynanması için. O yazı mı etkili oldu yoksa tesadüf mü bilmiyorum, bu oyunlar bu sezon artık diğer sahnelerde de programa alınmaya başladı. Bu anlamda İstanbul Devlet Tiyatrosu Yönetimine teşekkür ederim.
Oyuna gelecek olursak, 2,5 kısa oyundan oluşan bir Çehov komedisi. 2,5 diyorum çünkü “Tütünün Zararları” adlı oyun sadece 10-15 dakika süren ve karısından dertli bir erkeğin içini döken kısa bir metin. Oyun demekte güç aslında. Diğer 2 kısa oyun ise “AYI” ve “Bir Evlenme Teklifi”. Daha önce birkaç kez izlediğim bu oyunlar dün çok daha keyif verdi bana. Neden mi ? Bir alt paragrafa geçelim.
Oyunu güzelleştiren en büyük unsur şüphesiz oyunculuklar ve Oyuncu seçimleri. Türk Tiyatrosunun usta isimleri Erdinç Gülener ve Eylem Yıldız çok ama çok başarılı. Sahneye hakimiyetleri, konsantrasyonları, iş ciddiyetleri ama en önemlisi de Seslerini kullanım güçleri ! Ben gerçek bir sanatçıyım tarzlarını hissedebiliyorsunuz. Kostümler son derece güzel ve dönemi yansıtırken, Dekorun bu kadar zayıf ve basit olmasına şaşırdım. Sahne yanlarındaki ve arkasındaki perdeler ile kaplı devasa yapılar ile ne mesaj verilmek istenmiş, anlamadım. İtici bir görünümleri vardı. Tiyatro sanatının tek nefret ettiğim özelliği olan “Sahnede silah görünürse, muhakkak patlar !” bu oyunda da kendini gösterdi maalesef.
Çehov oyunlarını seviyorsanız, Klasiklerden hoşlanıyorsanız ve her şeyden önemlisi güçlü oyunculuk izlemek istiyorsanız bu oyunu kaçırmayın.
Cadı Kazanı / Kağıthane Sadabad Sahnesi
Son yılarda seyrettiğim en iyi oyunlar arasında yer alan “Hayal-ı Temsil” oyununun ve diğer birçok başarılı oyunun yönetmeni Yiğit Sertdemir’den yine usta işi bir baş yapıt ! Her ne kadar başlangıç kısmı biraz dağınık ve aceleye getirilmiş olsa da, gelişme ve final bölümleri ile izleyiciye büyük zevk veren başarılı bir dramatik oyun.
Arthur Miller’in 1952 yılında yazdığı bu oyun her ne kadar 17.yüzyılda ki Salem’de geçen Cadı Avcılığı ve Dinsel Yobazlığı eleştirse de, o zamanki (1950’li yıllarda ki) Totaliter ABD hükümetinin politikalarını da eleştirmekte. Hatta bu oyun yüzünden yazar da yargılanmıştır. Özgürlük ve Demokrasinin beşiği ABD yargısı tarafından !
Salem Cadıları birçok filme ve diziye konu olmuştur. Korku türünde elbette. Dolayısı ile böyle bir konuyu tiyatro sahnesinde görmek, türü dram olsa bile çok ilgi çekici. Karanlığın ve Yobazlığın hüküm sürdüğü ABD’nin Salem kasabasında Cadılıkla suçlanan kişilerin yargılanmasını anlatan oyun, arka planda İnsanoğlunun hırslarını, bencilliğini, yalanlarını, dinsel zaaflarını ortaya koymakta. Ne acıdır ki bu dinsel fanatizm ve dinsel baskı din ayırt etmeden hala günümüzde de geçerliliğini korumakta. Özellikle ülkemiz kırsalında.
Oyuncu kadrosu çok zengin. 7-8 tane usta var oyunda. Ama 2 oyuncuyu çok beğendim. Vahşi John rolünde Burak Davutoğlu ve Rebecca rolünde Rozet Hubeş. Oyunun yeni olmasından mı bilmem birçok oyuncu sık sık hatalı kelimeler kullandı. Oyuncu başına düşen metin göz önüne alındığında çok hoş olmayan bir durum bu. Ayrıca “Tanrı” lafı yerine “Allah” lafının seçilmesi pek inandırıcı olmamış. Dekor çok iyi. Salem Ormanlarının karanlık ve kasvetli yapısı çok iyi yansıtılmış. Işık desteği çok iyi. Kostümler mükemmel. Her detay düşünülmüş. Müzik ve ses seviyesini ise hiç beğenmedim. Seyirciyi inanılmaz rahatsız edecek seviyede yüksek bir ses seviyesi var. Müze Gazhane’de bunu 3.kez yaşıyorum. Hoparlör ses seviyeleri azaltılmalı. Efekt / ses uzmanlarının, İdari işlerin ve Yönetmenlerin dikkatine.
Bu arada Şehir tiyatroları yönetimine bir kez daha teşekkür etmek isterim. İnanılmaz özenle hazırlanmış OYUN BROŞÜRLERİ için. Yazar Tanıtımı, Yönetmen Tanıtımı, Yönetmen Yazısı, Oyun fotoğrafları ve Oyuncu kadrosunu tanıtan broşürler gerçekten harika. Koskoca DEVLET TİYATROLARI ise hala oyun broşürü vermemeye devam ediyor Bu da onların utancı olsun.
Yaklaşık 3 saat olan süresi nedeni ile özellikle akşam seansı izleyicileri geri dönüşlerini iyi planlamalı. Dev oyuncu kadrosu, içerdiği konu, vermek istediği amaç ve son derece sürükleyici yapısı ile bu oyunu herkese tavsiye ediyorum.
Don Kişot'un Yeni Maceraları / Kozyatağı Kültür Merkezi
2022 – 2023 Tiyatro Sezonuna bugün gitmiş olduğum bu oyun ile başladım. Bu sezonun tüm tiyatro severler, oyuncular, yönetmenler, sahne arkası emekçiler ve eleştirmenler için başarılı ve mutlu geçmesini temenni ederim !
Ve hemen ilk eleştirimi de yapayım ! Koskoca İstanbul Devlet Tiyatrosu Ekim ayı programında 1, evet sadece 1 (Bir) adet yeni oyun var ? Bu nasıl bir iştir ? Bu nasıl bir vurdum duymazlıktır ? Yaz ayında sanırım herkes tatili fazla uzatmış. Bir ödenekli tiyatro, arkasında bu kadar destek varken, nasıl 1 adet yeni oyun çıkarabilir ? Geçmişte her sezon en az 3 - 4 yeni oyunla başlanırken son 2 yıldır İstanbul Devlet Tiyatrolarında büyük bir yeni oyun sıkıntısı var. Mesela Şehir Tiyatroları 4 yeni oyunla sezona başladı ! Birçok yeni oyunu hızlı bir şekilde sahnelerde görmek istiyoruz. Sayın Kubilay Karslıoğlu ve Mustafa Kurt beylerin dikkatine !
Oyuna gelecek olursak, usta Yönetmen Nurullah Tuncer’in sahneye koyduğu, anti emperyalist, anti kapitalist, anti Batıcı, Avrasya politikaları destekleyen, yer yer felsefik ve sosyolojik vurguların yapıldığı, sıradışı ama bence başarılı bir eleştirel oyun. Aşağıda bayağı bir sert ve olumsuz yorum okudum. Elbette haklı oldukları yerler var ama genel olarak belki de siyasi ve tarihi bakış açıma çok uygun olduğu için ben oyunu beğendim.
Önce empati yaparak aşağıdaki arkadaşları desteklemek isterim. Tek perde ve 1,5 saat süren oyunda ara olmaması ve özellikle orta bölümlerde oyundan kopularak halkın anlamakta oldukça zorlandığı Felsefe, Sosyoloji ve Sınıfsal Ekonomi konularına girilmesi izleyici de bir soğukluk yaratıyor. İzleyici sahnede ne mesaj verilmek isteniyor, anlamıyor. Bazı anlamsız sahnelerde bu düşünceyi artırıyor. Mesela Tarih Meleği anlamsızlığı ? Bu sahneler olmasa ve oyun 1 saat veya en fazla 1 saat 10 dakikaya yayılsa çok daha iyi olabilirmiş.
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri başarılı. Don Kişot ve Sancho’yu canlandıran oyuncular bence uyumlu olmuş. Ama bana göre oyunun en başarılı ismi Rocinante rolündeki Zeynep Kızıltan idi. Bu kadar kalabalık kadroya gerek var mıydı tartışılır. Ama bence çok fazla bir oyuncu kadrosu söz konusu. Dekor harika, Behlüldane Tor işi olduğu belli. Özellikle gerçek bir kitapçı dükkanını doldurabilecek sayıdaki kitaplar dekorun en ilgi çekici yanı. Arka perdeye yansıtılan video görüntüler ise bir o kadar mantıksız ve anlamsız. Kostümler ve makyajlar gerçekçi, başarılı. Müzikleri ise başarısız buldum. Özellikle ilk yarım saatte arka planda çalan disko sesi bayağı rahatsız edici.
Eksileri ve artıları ile kimi seyircinin hiç sevmeyeceği kimi seyircinin ise beğeneceği bu oyunu ben sevdim. Tavsiye ederim. Özellikle politik olarak Batıya karşı olanların sevme ihtimali daha yüksek olacak bu oyunla ilgili yorumumu, oyunun finalinde Don Kişot’un söylediği son cümle ile bitiriyorum: “Cenneti Dünyaya İndirin !”.
*Not: Tiyatrolar web sitesi yönetiminin dikkatine ! Yukarıda oyunla ilgili hemen hemen hiçbir bilgi yok. Acilen bilgileri sayfaya yazınız.
Çingene Boksör / Müze Gazhane
İstanbul Şehir Tiyatroları 36. Genç Günler kapsamında MÜZE GAZHANE Meydan Sahne'de, Cafer Alpsolay yönetimi ve Ercan Demirhan oyunculuğunda izledim bu oyunu.
Son derece hüzünlü bir konuya sahip, Nazi Almanya'sının insanlığa olan zulmünü çok gerçekçi bir şekilde sahneye koyan başarılı bir oyun. Nazilerin döneminde Orta Sıklet Boks Şampiyonu olan "RUKELİ" adlı boksörün hazin ve gerçek hikayesi. İnternet'te boksörün hikayesini detaylıca okuyabilirsiniz. Nazilerin genelde bilindiği üzere sadece Yahudi kökenlilere değil, birçok sınıftan topluluğa katliam yaptığını gösterir başarılı bir çalışma.
Tek perde ve sadece 40 Dakika sürmesine rağmen Boksörün hayatı çok iyi anlatılmış. Tek oyuncu Ercan Demirhan son derece enerjik ve konsantre. Oyun sonu Prömiyer ve Ödül töreninde yaptığı espriler ile de seyircilerde oldukça olumlu bir izlenim bıraktı. İzleyicilerin yarısından çoğu da Şehir Tiyatroları oyuncuları ve mutfak ekipleriydi. Herkesi bir arada görmek bu Genç Günlerin bir geleneği artık. Oldukça da keyifli bizler için.
Dekor, Efektler, Müzik ve Işık desteği her zamanki gibi mükemmel. Kostüm ve makyaj inandırıcı ve başarılı. Oyunun olmayan yönleri de var elbette. Oyunun hemen başında sandık içinde hem de Gaz Maskesi ardında yapılan ilk konuşmaları hiç kimse anlayamadı. Bunu muhakkak değiştirmek gerekli. Maske çıkarılarak konuşma yapılmalı. Gerçek hayattaki RUKELİ zayıf, hareketli ve kıvırcık saçlı birisiymiş. Oyuncu seçimi pek uymamış. Ya da en azından makyaj ile gerçek Boksöre fiziksel olarak benzeme sağlanabilirmiş. Bir de Final bölümü daha belirgin olmalıymış. Mesela arka planda video görüntüler desteği ile gerçek hayatta nelerin olduğu özetlenebilirmiş.
Her sene festivalde en az 2 GENÇ TİYATRO oyunu olurdu. Bu sene maalesef sadece 1 oyun var. Kesinlikle bu sayı artmalı. 3- 4 oyun seviyesine çıkmalı. GENÇ TİYATRO çok başarılı oyunlar sahneye koyuyor yıllardır. Ama maalesef Şehir Tiyatroları bu başarılı oyunları normal sezona dahil etmiyor. Etmeli artık ! Dün izlediğim oyun bu sene seyrettiğim onlarca oyundan çok daha başarılı idi. Umarım yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever Hanım bu tespitimize kulak verir. *
*Mayıs ayında yazdığım bu çağrımıza kulak veren Ayşegül hanımı tebrik ediyorum ! Oyun Şehir Tiyatrolarında sezon programına dahil edildi.
Yedi Kadın / Şinasi Sahnesi
Her kadının (Özellikle ev hanımlarının) yaşadığı ve yaşamakta oldu tipik ailevi sorunları sahneye yansıtan ve çözümler sunan, son derece eğlenceli ve keyifli başarılı bir yapım. Oyun her ne kadar ABD'de geçtiği için ülkemizde yaşanan kimi sorunlara doğal olarak değinemese de oyunu izleyen her kadın oyunda kendi yaşadıklarından bir parça bulabiliyor. Bu arada oyun o kadar kadın yanlısı ki bir ara kendimi ev hanımlarının yapmakta olduğu bir GÜN toplantısında hissettim :)))
2 perde ve ara dahil 2 saat 20 dakika süren bu oyunun süresi daha kısa olsa daha iyi olurmuş. Özellikle 10 - 15 dakikada bir araya giren şarkılı bölümleri gereksiz buldum. Sadece bu bölümler çıkarılsa bile oyun çok daha keyifli olabilirmiş. Seyirciler bu bölümlerden resmen sıkıldı.
Oyunculuklar iyiydi ama oyuncu seçimlerinde bazı uyumsuzluklar gördüm. Oyuncuların şevkini kırmamak için detay vermiyorum. Oyunun hem yönetmeni hem de Sherry rolündeki Ebru Aytürk ise son derece başarılıydı. Enerjisi en arka sıralara kadar hissedildi. Geçmişte aldığı ödülleri teyit etti !
Arka sıralar demişken Üsküdar Tekel Sahnesinin bir sorunundan bahsetmek isterim. Nasıl dizayn edilmiş bilmiyorum ama orta sıralardan arkaya doğru gidildikçe sahnenin ön bölümü hiç ama hiç görülmüyor. Bu yüzden Yönetmenlerin bu duruma bir çare bulması gerekir. Sahne kurulumu arkaya doğru genişletilebilir veya ön taraftaki diyaloglar daha arka tarafta yapılabilir.(Mümkünse tabii)
Dekor, Işık düzeni, Kostümler ve Müzikler (Canlı piyano) mükemmeldi. Tam bir ABD Bar havası sahneye verilmişti. Danslarda da ekibi başarılı buldum.
Kadınların yaşadığı sorunlara ışık tutan bu keyifli oyunu özellikle kocalarından şikayet eden her ev hanımına şiddetle tavsiye ediyorum :)) Ama bu sezon bitti artık maalesef ! Lafı gelmişken bir daha söylemek isterim ki, Tiyatro sezonu Ekim - Nisan değil,, Eylül - Haziran aylarına genişletilmeli. VERİLEN 4 AYLIK ARA İNANILMAZ FAZLA !
Yedi Kadın
Çok teşekkür ederim ilginize ve dikkatinize Yasemin Hanım :) Hemen o oyuna da yorumu aktarıyorum.
Yedi Kadın
İstanbul Devlet Tiyatroları Üsküdar Tekel Sahnesinde, Ebru Aytürk Şayan yönetiminde bugün izlediğim bu oyunun, tiyatrolar web sitesinde ayrıca bir kaydı olmadığı için, bu bölümde yorumlamasını yapıyorum.
Her kadının (Özellikle ev hanımlarının) yaşadığı ve yaşamakta oldu tipik ailevi sorunları sahneye yansıtan ve çözümler sunan, son derece eğlenceli ve keyifli başarılı bir yapım. Oyun her ne kadar ABD'de geçtiği için ülkemizde yaşanan kimi sorunlara doğal olarak değinemese de oyunu izleyen her kadın oyunda kendi yaşadıklarından bir parça bulabiliyor. Bu arada oyun o kadar kadın yanlısı ki bir ara kendimi ev hanımlarının yapmakta olduğu bir GÜN toplantısında hissettim :)))
2 perde ve ara dahil 2 saat 20 dakika süren bu oyunun süresi daha kısa olsa daha iyi olurmuş. Özellikle 10 - 15 dakikada bir araya giren şarkılı bölümleri gereksiz buldum. Sadece bu bölümler çıkarılsa bile oyun çok daha keyifli olabilirmiş. Seyirciler bu bölümlerden resmen sıkıldı.
Oyunculuklar iyiydi ama oyuncu seçimlerinde bazı uyumsuzluklar gördüm. Oyuncuların şevkini kırmamak için detay vermiyorum. Oyunun hem yönetmeni hem de Sherry rolündeki Ebru Aytürk ise son derece başarılıydı. Enerjisi en arka sıralara kadar hissedildi. Geçmişte aldığı ödülleri teyit etti !
Arka sıralar demişken Üsküdar Tekel Sahnesinin bir sorunundan bahsetmek isterim. Nasıl dizayn edilmiş bilmiyorum ama orta sıralardan arkaya doğru gidildikçe sahnenin ön bölümü hiç ama hiç görülmüyor. Bu yüzden Yönetmenlerin bu duruma bir çare bulması gerekir. Sahne kurulumu arkaya doğru genişletilebilir veya ön taraftaki diyaloglar daha arka tarafta yapılabilir.(Mümkünse tabii)
Dekor, Işık düzeni, Kostümler ve Müzikler (Canlı piyano) mükemmeldi. Tam bir ABD Bar havası sahneye verilmişti. Danslarda da ekibi başarılı buldum.
Kadınların yaşadığı sorunlara ışık tutan bu keyifli oyunu özellikle kocalarından şikayet eden her ev hanımına şiddetle tavsiye ediyorum :)) Ama bu sezon bitti artık maalesef ! Lafı gelmişken bir daha söylemek isterim ki, Tiyatro sezonu Ekim - Nisan değil,, Eylül - Haziran aylarına genişletilmeli. VERİLEN 4 AYLIK ARA İNANILMAZ FAZLA !
Çingene Boksör
İstanbul Şehir Tiyatroları 36. Genç Günler kapsamında MÜZE GAZHANE Meydan Sahne'de, Cafer Alpsolay yönetimi ve Ercan Demirhan oyunculuğunda izlediğim bu oyunun, tiyatrolar web sitesinde ayrıca bir kaydı olmadığı için, bu bölümde yorumlamasını yapıyorum.
Son derece hüzünlü bir konuya sahip, Nazi Almanya'sının insanlığa olan zulmünü çok gerçekçi bir şekilde sahneye koyan başarılı bir oyun. Nazilerin döneminde Orta Sıklet Boks Şampiyonu olan "RUKELİ" adlı boksörün hazin ve gerçek hikayesi. İnternet'te boksörün hikayesini detaylıca okuyabilirsiniz. Nazilerin genelde bilindiği üzere sadece Yahudi kökenlilere değil, birçok sınıftan topluluğa katliam yaptığını gösterir başarılı bir çalışma.
Tek perde ve sadece 40 Dakika sürmesine rağmen Boksörün hayatı çok iyi anlatılmış. Tek oyuncu Ercan Demirhan son derece enerjik ve konsantre. Oyun sonu Prömiyer ve Ödül töreninde yaptığı espriler ile de seyircilerde oldukça olumlu bir izlenim bıraktı. İzleyicilerin yarısından çoğu da Şehir Tiyatroları oyuncuları ve mutfak ekipleriydi. Herkesi bir arada görmek bu Genç Günlerin bir geleneği artık. Oldukça da keyifli bizler için.
Dekor, Efektler, Müzik ve Işık desteği her zamanki gibi mükemmel. Kostüm ve makyaj inandırıcı ve başarılı. Oyunun olmayan yönleri de var elbette. Oyunun hemen başında sandık içinde hem de Gaz Maskesi ardında yapılan ilk konuşmaları hiç kimse anlayamadı. Bunu muhakkak değiştirmek gerekli. Maske çıkarılarak konuşma yapılmalı. Gerçek hayattaki RUKELİ zayıf, hareketli ve kıvırcık saçlı birisiymiş. Oyuncu seçimi pek uymamış. Ya da en azından makyaj ile gerçek Boksöre fiziksel olarak benzeme sağlanabilirmiş. Bir de Final bçlümü daha belirgin olmalıymış. Mesela arka planda video görüntüler desteği ile gerçek hayatta nelerin olduğu özetlenebilirmiş.
Her sene festivalde en az 2 GENÇ TİYATRO oyunu olurdu. Bu sene maalesef sadece 1 oyun var. Kesinlikle bu sayı artmalı. 3- 4 oyun seviyesine çıkmalı. GENÇ TİYATRO çok başarılı oyunlar sahneye koyuyor yıllardır. Ama maalesef Şehir Tiyatroları bu başarılı oyunları normal sezona dahil etmiyor. Etmeli artık ! Dün izlediğim oyun bu sene seyrettiğim onlarca oyundan çok daha başarılı idi. Umarım yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever Hanım bu tespitimize kulak verir.
İnziva / Alan Kadıköy
Yerli ve genç bir yazardan, ilgi çekici bir konuya da sahip olmasına rağmen, sahneye uygulayış ve sürükleyicilik açısından vasat düzeyde kalmış bir oyun.
Konu değişik ve ilgi çekici. 2 Düşman askeri nedeni belirsiz bir şekilde bir mağaraya düşerler. Çaresiz durumdadırlar. Birbirlerine ihtiyaçları vardır. Ama düşmandırlar ! Süre geçtikçe ortaya çıkan halüsinasyonlar durumu daha da çıkmaz bir hale sokacaktır.
Savaş karşıtı mesajlar veren oyunda oyunculuklar orta düzey. Arka plandaki sesin zaman zaman sözleri bastırdığına dikkat edilmemiş. Özellikle final bölümünde. Mağaranın Boks Ringi şeklinde verilmiş olması zekice bir uygulama olmuş. Yalnız dekor her özel tiyatroda olduğu gibi zayıf kalmış. Ring dışında bir şey yok. Halbuki mekanın Mağara olduğunu gösteren enstrümanlar da olmalıydı. Asker üniformaları daha belirgin olabilirmiş. Işık desteği ise başarılı.
Şu an Youtube'da yayınlanmakta olan bu oyunu izlemenizi öneririm. Farklı yorumlar farklı eleştiriler Yönetmen - Yazar'a muhakkak yardımcı olacaktır. Yerli yazar ve oyunlara destek olmamız gerekiyor.
Limon / Kozyatağı Kültür Merkezi
Memet Baydur sevdiğim bir yazardır. Yazdığı birçok oyunu izledim. Hepsi de güzeldi. Özellikle 1990'li yıllarda gişe rekorları kıran oyunu KAMYON çok başarılı ve unutulmaz bir oyundu. (Yeri gelmişken bu oyunu tekrar çevirmek ve sahnelere koymak umarım birilerinin aklına gelir !) Ama bugün izlediğim oyunu son derece başarısız ve sıkıntılı bir oyun çıktı !
Oyun o kadar karmaşık, anlaşılmaz, sıkıcı ve iç daraltıcı ki kelimelere sığdıramıyorum. İlk perdenin sonunda salonun neredeyse beşte biri boşaldı. Oyun 2 perde ve ara dahil 2,5 saat sürüyor. Oyunun kurgusu gereği perdeler eşit süreli değil. 1. perde 1,5 saat. Ara 15 dakika. 2.perde 45 dakika. (Devlet tiyatroları web sitelerindeki oyun tanıtımlarında oyun sürelerini sürekli yanlış vermekteler, birileri bunu düzeltsin lütfen. Bu oyun için 2 saat 10 dakika yazıyor. Halbuki oyun 2,5 saatlik bir oyun)
Oyunun yönetmeni Anadolu Ajansına verdiği oyun tanıtım demecinde "Seyircilerin sabır göstermesi gereken bir oyun" demişti. Dolayısı ile biraz hazırlıklı gitmiştim. Ama gerçekten de bu kadarını beklemiyordum. Kim kimdir ? Kim kimin neyi ? Aralarındaki ilişkiler ne ? Konu ne ? Mesaj ne ? Gelecek - geçmiş - zaman ne ? Görüleceği üzere neredeyse oyunun tamamı açıklanmayan ucu açık sorularla başlayıp bitti. Hemen hemen hiç bir soruya cevap verilmedi. Yukarıdaki oyunun özet yazısını okursanız sanırım ne demek istediğimi anlayacaksınız. Oyunun özeti bile anlaşılmaz !
Oyuna 2 puan verdim çünkü bir çok şeye bayağı emek harcanmış. Dekor, ışık, kostümler güzel. Oyunculuklar da başarılı. Özellikle Aziz rolünde Lebip Gökhan ile cıvıl cıvıl neşeli genç kız rolündeki Çağıl Tekten çok başarılı.
Bir de oyun dışı bir soruna değinmek isterim. DEVLET TİYATROLARINDA OYUN BROŞÜRÜ YOK ! OLMALI ! Oyunu tanıtan, kim kimdir, yönetmen ne demiş, oyunun amacı ne, kadro kim gibi konuları içeren oyun broşürleri muhakkak seyircilere ücretsiz sağlanmalı. Eskiden vardı, 2 TL idi. Artık o da yok ! Koskoca bir kurumun ücretsiz oyun broşürü dağıtacak gücü olmalı. Adı üstünde, DEVLET !
Sonuç olarak koskoca bir 2,5 saatlik zaman kaybı. Genelde ne kadar kötü olursa olsun bir oyuna gitmeyin demem. Ama bu oyun için diyorum. Ama giderseniz de eminim keşke bu adamı dinleseymişiz diyeceksiniz !
Gül'e Ağıt / Dr. Enver Ören Kültür Merkezi
Sahnelerimizde ülkemize ait yerel oyunlar bence çok az yer alıyor. Elbette klasikler, yabancı yazarların oyunları her sezon fazlası ile olmalı. Ama yerel yazar ve oyunlara da sık sık imkan tanınmalı. İşte bu eksiliği gideren bir oyun "Gül'e Ağıt". Bazı kusurlarına rağmen çok başarılı bir Töre trajesidisi ve draması.
Doğu ve Güneydoğu bölgemizde şu an itibarı ile bile hala tam çözülemeyen Töre Cinayetlerini ve Kadınlarımızın sınıfsal ezilişi anlatıyor. Özellikle 2.perde ve finale doğru tavan yapan duygusal anlar, en soğuk insanlara bile bolca gözyaşı döktürüyor. Özellikle kadın izleyiciler çok ama çok etkilendi, gözlemledim. Ülke gündeminde çok yer alan Güldünya Tören adlı kızımızın Töre kararı ile katledilmesi sahneye konmuş. (Yalnız bir not ekleyeyim, sonu gerçek yaşananlara göre değiştirilmiş, neden böyle yapıldı anlayamadım !) Oyunun sonunda cinayet sonrasında yaşananların bir özeti verilebilirmiş. İnternette Güldünya'nın ve katillerinin gerçek hikayesini okuyabilirsiniz.
Yönetmen Özgür Kaymak'ı oyuncu olarak çok seyrettim. Daha önce de Yönettiği 2 oyunu izledim. "Son" oyununu çok başarısız, "Mavi Kuş" oyununu ise çok başarılı bulmuştum. Bu oyunda da çıtasını yükseltmeye devam etmiş. Tabii bazı kusurlar da yok değil ! Aşağıda da herkesin şikayetçi olduğu gereksiz uzun oyun süresi konusunda en de hemfikirim. Net yarım saat fazlası var oyunun. Ara dahil 2,5 saat süren oyun 2 saatte bitirilebilirmiş. İlk yarım saat çok gereksiz sahnelerle dolu. Veteriner olayı gereksiz. Finali biraz çabuk ve etkisiz olmuş. Daha dramatik yapılabilirmiş.
Oyunu seçimleri de oyunculuklarda mükemmel ötesi ! Başroldeki Aslı Nimet Altaylar harika bir iş çıkarmış. Rolüne inanılmaz uymuş. Sempatikliği, sevimliliği ve enerjisi üst düzey. Usta oyuncular sahnede görmek (İskender Bağcılar, Hikmet Körmükçü, Tarık Şerbetçioğlu gibi) keyif verici. Ama oyunun asıl yıldızı, aldığı alkış ile de bu durum tescillendi, Deli rolündeki Uğur Dilbaz oldu. Son derece zor bir rolü büyük bir performans ile sahneye koydu. Yardımcı erkek rolde bu sene ödülleri toplar diye düşünüyorum.
Dekor çok sade ama etkileyici. Tavandan sarkan tül ve perdeler ile yan aksesuarlar tam da bir Doğu köyünün havasını vermiş. Arka planda tavuk - horoz sesleri bu durumda katkı sağlamış. Ses derken bir konuya değinmek isterim. Harbiye Sahnesinde muhakkak ama muhakkak oyuncuların MİKROFON kullanması gerekiyor. Salon büyük olduğu için arka sıralar çoğu diyalogları duyamıyor ! Buna yönetmenlerin çok dikkat etmesi lazım.
Işık desteği de mükemmel düzeydeydi. Kostümler yöreye tam uyumlu. Müzikler biraz daha etkin ve yöresel olabilirmiş. Sahne geçişlerindeki dansları ise gereksiz buldum.
Süresi biraz uzun olsa da, bizden ve içimizden olan, her bir insanımızın bir şekilde kıyısından geçtiği Töre, Namus, Kadın ve Şiddet üzerine çok güzel dramatik bir oyun. Muhakkak izleyin. Son sözüm ise Şehir Tiyatroları yönetimine:
"Bu oyunun topluma, kadınlarımıza, kızlarımıza ve sonuçta ülkeye yararlı olabilmesi için, büyük şehirlerimizde değil de özellikle Doğu ve Güneydoğu illerimizde sahneye konması gerekli ! Bu yüzden bu oyunun o bölgelere çok sık turneye gitmesi en doğru seçim olacaktır. İlaveten Turne kültüründeki 1-2 günlük kısa süreli gösterimler şeklinde değil 1 haftalık uzun süreli gösterimler ile yapılmalıdır. Bu şekilde toplumsal bilinç ve farkındalık sağlanmış olacaktır. Umarım yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever hanım veya yardımcıları buradaki önerimi dikkate alırlar !"
Yatak Odası Komedisi / Müze Gazhane
Birbirleri ile bağlantılı 4 evli çiftin bir gece içinde yaşadıkları ilginç ve komik olayları anlatan, herhangi bir mesaj vermekten uzak, temposuz ve vasat bir İngiliz komedisi.
Oyun yapı itibarı ile "KARMAKARIŞIK" adlı oyuna benzese de o oyundaki muhteşem tempo ve mizahın çok gerisinde kalmış. Espriler son derece basit ve demode. Bir türlü oyuna ısınamıyorsunuz. Oyunun dingin ve tutuk bir gidişatı var. Ne olacağını az çok tahmin ettiğiniz bir çok sahne var. Bu da oyunu sürükleyici olmaktan çıkarıyor. Tabii ki kimi karı - koca atışmalarında yer yer oldukça gülüyorsunuz ama bu oyunun geneline yansımıyor. Oyuncu olarak birçok başarılı oyununu seyrettiğim (Özellikle 12 Öfkeli Adam oyunu) Ali Gökmen Altuğ'u bu yönetmenlik çalışmasına başarılı bulamadım maalesef.
Oyunculuklar fena değil. Ama Aslıhan Kandemir ile Nurdan Kalınağa bir adım daha önde. Ergin Gürmen ustayı uzun bir süre sonra sahnelerde görmek güzel. Kostümler dönemi ve İngiliz yaşam tarzını aynen yansıtmış. Dekor yan yana 3 yatak odasından oluştuğu için biraz dar kullanılmış. Müzik desteği hemen hemen yok gibiydi.
Evlilik hayatını mizahı yönden anlatması nedeni ile büyük bir ümitle ve beklentiyle gittiğim oyun ben de hayal kırıklığı yaşattı. Sizin de aynı duyguları yaşamamanız için beklentinizi düşük tutarak gitmenizde fayda var.
Kutlama / Gaziosmanpaşa Sahnesi
Harold Pinter'ı bizim yönetmenler çok sever ! Ülkemizde birçok oyunu sahneye konmuştur. Çoğunu izledim, bazıları güzeldi. Ama bu oyun onlardan birisi değil ! Gerek içeriği gerekse de sahneye konuş tarzı ile vasat hatta vasatın altında bir yapım.
Bir kere oyunda verilmek istenen bir mesaj yok ? Sadece aşırı zengin, şımarık ve sosyetik kesimlerin kirli, çıkarcı ve çarpık ilişkileri anlatılıyor. Bunları anlatmak için bir oyun yazmaya gerek yok ki ? İsterdim ki oyunun arkasında yukarı konan TV'de verilen görüntülere değinilsin ! O görüntülerde dünya tarihindeki katliamlar, savaşlar, soykırımlar ve terör saldırıları gösteriliyor. Önlerinde sergilenen oyun ise bambaşka ? Görüntülerle alakası yok ?
Zaten Harold Pinter'de çelişkilerle dolu bir yazardır ! İnsan hakları der, savaşa karşı barış der, kahrolsun kapitalizm der ama sonra gider Sırp Kasabı ve dünyanın gördüğü en büyük canavarlardan birisi olan Miloseviç için açılan "Miloseviç Serbest Bırakılsın" kampanyasına imza verir !!! Nasıl bir demokratlık bu ? Daha doğrusu nasıl bir insanlık ?
Oyuna dönecek olursak, kadro ünlü ve tecrübeli oyuncularla dolu. Herkes rolüne uyum sağlamış. Ama bu da oyunu kurtaramamış. Oyunun geçtiği üst düzey restoranda canlı müziği ünlü müzisyen ve yazarımız Burçak Çöllü piyanosu ile sağlıyor. Naif bir düşünce. Dekor ve ışık düzeni mükemmel. Kostümler yeterli.
Ama bir konu vardı ki acayip yanlış ve saçma olmuş. Oyunun konusu, kişileri ve yazıldığı zaman belli iken (1999), oyuna akıllı cep telefonlarının ve selfie çekiminin eklenmesi son dönemde gördüğüm en saçma tiyatro olayıydı. Usta yönetmenimize yakışmamış bu durum. Bence devam edecek oyunlarda bu unsur hemen kaldırılmalı. Ayrıca oyunun sonuna, sadece seyirciyi etkilemesi için eklenmiş olan, Çav Bella şarkısını ucuz bir taktik olarak görmekteyim.
Normal zamanda olsak bu oyuna gitmenizi asla tavsiye etmezdim. Zaman kaybı. Ama Pandemi nedeni ile sahnede oyun bulmak çok güç. O yüzden tiyatrosuz kalmaktansa vasatta olsa gidip izlemenizi öneririm.
Ebedi Barış / Kültüral Performing Arts
İspanyol yazar Mayorga'nın terör, barış, din ve devletlerin arka planda yaptıkları yasadışı eylemler üzerine mesajlar içeren sıra dışı bir oyun. Oldukça ilgi çekici ve farklı bir konuya sahip olan oyun, aşağıda belirteceğim hatalar ile vasat düzeyde kalmış maalesef.
3 adet köpek bilmedikleri bir yerde uyanırlar. İlaçla uyutulmuşlardır. Hedefleri K7 Terörle Mücadele köpeği olmaktır. Sadece 1 tanesi başaracaktır. Köpeklerin özellikleri yukarıdaki oyun özetinde çok detaylı anlatılmış. Tekrar etmiyorum. 3 köpek üzerinden 3 farklı siyasi anlayış resmedilmiş. Yapılan sınavlar boyunca her düşünce yapısının eksileri ve artıları ortaya konmuş. Devletlerin yapmaması gereken eylemler eleştirilmiş. Dini düşünceler ve Ateizm sorgulanmış. Finali ise sönük, anlaşılmaz ve ucu açık kalmış.
Oyunculuklar yeterli. Sadece İnsan rolündeki oyuncunun sesi inanılmaz zayıf, anlaşılmadı. Çok daha yüksek ses tonu ile konuşmalı. Gerek makyajlar gerekse de kostümler çok yetersiz. Karakterlerin köpek olduğu kesinlikle anlaşılmıyor. Üzerinde daha fazla düşünülmeli. Işık düzeni berbat. Oyun boyunca karanlık ortamda oyunu izliyorsunuz. Oyuncuların yüzü seçilemiyor. Özellikle diyalog olan sahnelerde ışık desteği olmalı.
Tiyatronet web sayfasından sadece 24 TL karşılığı izlenebilecek bu oyunu, özellikle İstanbul Özel tiyatro oyunlarını seyredemeyen Anadolu tiyatro severlerine tavsiye ederim. Pandemi koşulları varken evinizden rahatça izleyebilirsiniz.
Öldün, Duydun mu? / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
Covid-19 nedeni ile oyun iptalleri o kadar fazlalaştı ki, bir oyunu seyretmek büyük bir lütuf ve şans haline geldi ! Öyle ki Şehir Tiyatroları Şubat ayı programı bugün açıklandı ve neredeyse sahnelerin tamamı boş ! Oyun filan olmayacak. Programda görünen oyunlarda az kişili kadrolar. Umarım o oyunlarda iptal olmaz.
Bu şartlar altında bugün izleme şansı bulduğum oyun, tiyatro zekasından asla şüphe duymadığım büyük usta Yiğit Sertdemir'in yazdığı, kara komedi tarzında, başarılı ve oldukça ilginç bir konuya değinen bir oyun. İntihar eden bir adamın diğer dünyada bir Melek (Masalcı) tarafından sorguya alınması ile oyun başlıyor. Sonra da devreye Tanrı giriyor ! Oyun boyunca adamın tüm pişmanlıkları, hataları, korkuları ile hesaplaşması sağlanıyor. Finali ise inanılmaz bir sürprizle sona eriyor.
Bu oyunun Muhafazakar ve dini çevrelerce oldukça tepki alacağını düşünüyorum. Çünkü çok görmediğimiz türden canlandırmalar söz konusu. Her ne kadar oyunun sonunda hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığı ortaya açıksa da, bir çok kişiyi rahatsız edici sahneler ve sözler mevcut. Benim şahsi düşüncem tüm inançların kutsal değerlerine sonsuz saygıyı içerir. Bu bağlamda ben olsam oyunu daha farklı yazar, yönetirdim. Kimseyi rahatsız etmeyecek şekilde bir yöntem bulurdum.
Oyunculuklarda oyuncu seçimleri de çok yerinde. Dekor, renklendirme ve aksesuarlara bayıldım. İlaç kapsülleri ile dolu intihar küveti tasarımı dahiyane idi ! Işık ve kostümlerde çok iyiydi. Arka plana yansıtılan video efektleri yersiz ve gereksiz buldum.
Ağır depresyon yaşamış veya yaşayan, hayat ile ilgili sorunları olan kişilere çözümler sunan bu oyunu gülmek istiyorsanız izleyebilirsiniz. Ama tekrar ediyorum, dini değerlere hassas iseniz hiç önermem.
Yol / Mecidiyeköy Büyük Sahne
40 kişiyi aşan muazzam kadrosu, iddialı tanıtımları ve medyaya sunuluş şekli ile büyük beklenti içinde gittiğim, ama aşağıdaki diğer tüm yorumcularında belirttiği gibi, olumsuz yanlarının çok daha ağır bastığı ve hayal kırıklığı yaratan vasat bir oyun.
Bir kere başrol oyuncusu inanılmaz yanlış seçilmiş. Bu kadar genç bir oyuncuya nasıl Yunus Emre oynatılır ? Hadi gençlik dönemini diyelim oynat ama orta yaş ve üzeri yılları için kesinlikle daha yaşlı bir oyuncu seçilmeliydi. Oyunculukların geneli de vasat düzeydeydi. Usta oyuncular bu vasatlığa dahil. Sadece Moğol Komutanı rolündeki Alparslan Çağlar'ı çok beğendim.
Oyunda o kadar çok dans ve yüksek sesli müzik vardı ki bir ara ANADOLU ATEŞİ gösterisinde zannettim kendimi ? Çoğu anlamsız, uzun süren ve bir mesaj vermeyen bu danslar ile yönetmen neyi anlatmak istedi acaba ? Üstüne üstlük Şaman ayini sandığım bazı dinsel ritüellerin müslüman tarikatları çıkması da beni ayrıca şok etti.
Gelelim aslında en önemli eleştirime. Oyunun ana mesajı yanlış ! Yunus Emre kimdir ? Yunus Emre Anadolu insanını şekilci ve gerici Arap kökenli ibadet anlayışından kurtaran, İslamın gerçek yüzünü gösteren, tasavvuf konusunda halkımızı aydınlatan öncü bir Eren'dir. Şiirleri çeşitli yobaz mollalarca şeriata aykırı diye yakılmıştır. Oyun boyunca Yunus'un dine bakış açısını boş yere arayıp durdum ! Maalesef yönetmen Yunus'un amacını sahneye yansıtamamış. Veya yansıtmaktan çekinmiş. Sanırım şu an ülkeye hakim olan gerici ve şekilci Arap hayranlığının baskısı altında kalmış.
Son eleştirim büyük hayranı olduğum Dekor Tasarımı konusunda ülkenin en iyisi olan Behlüldane Tor için olacak. İlk defa büyük ustanın çok ama çok kötü ve özensiz yaptığı bir dekora rast geldim ! O kadar basit ve baştan savma yapılmış ki yakıştıramadım.
Oyunun elbette güzel yanları da var. Bir kere inanılmaz detaylı yapılıp emek harcanmış kostümler ! Resmen ödüllük. Açık ara ! Sonra yine ödüllük seviyede olan makyajlar. Her bir oyuncu üzerinde tek tek büyük emek harcanmış. Işık desteği harika. Müzikler çok yüksek sesli ve uzun süreli olsa da, danslar ve koreografi mükemmel.
Pandemi nedeni ile birçok oyunun seri şekilde iptal edildiği, gelecekte belki de komple bir kapanmanın konuşulmaya başlandığı bu salgın günlerinde, bu tip çok kalabalık kadrolu bir oyunu seyretmek, vasat bile olsa biz seyirciler için bir lütuf ! Bu yüzden oyunlar iptal olmadan bir an önce gidip beklentiye fazla girmeden seyretmenizi öneririm.
Paket Servis / Bakırköy Sahne 74
Covid-19 öncesi zaman darlığı nedeni ile sadece Şehir ve Devlet Tiyatrolarına gidebiliyordum. Özel tiyatrolara zaman kalmıyordu. Birçok ünlünün yer aldığı medyatik özel oyunlarda gözüm kalırdı !
Fakat Pandemi ile birlikte özellikle geçen sene ödenekli tiyatrolar sahneleri kapatınca, birçok gişe yapmış özel oyunu online olarak internet üzerinden izleme imkanı bulduk. Ve neredeyse tamamına yakının tiyatro sanatı ile ilgisi olmayan, sadece gişe amaçlı yapılmış, şişirilmiş birer balon olduğunu üzülerek gördük !
İşte bu oyunda o balonlardan birisi. Konu, tempo, oyuncular, oyuncu seçimleri, ışık, dekor inanılmaz başarısız. İnanın birçok lise veya üniversite tiyatro oyunu bu oyundan kat be kat iyidir ! Ne güldüren ne düşündüren, bol bol küfür, argo ve cinsellik içeren çok kötü bir yapım.
Aşağıda bu oyuna 10 puan veren kişinin ekibe olan yakınlığını da bayağı merak ettim doğrusu. Tamam, genelde oyun ekibinin tanıdıkları - sevdiklerini oyunlara bol bol 10 puan verir, çok rastlarız buna ama bu oyunu yapan veya oynayan çocuğum olsa da yine 2 puandan fazla vermem. Yağcılığın ve şakşakçılığında bir sınırı olmalı ?
Digitürk üyelerine TİYATRONET web sayfasındaki bazı oyunlar ücretsiz olarak online hediye ediliyor. Güzel bir uygulama. Ama lütfen hediye diye çok başarısız ve kalitesiz oyunları da üyelerinize sunmayınız.
Tek Başıma / Mecidiyeköy Stüdyo Sahne
Tek kişilik oyunlar zordur. Hele de süresi 1 saati geçiyorsa seyirciyi oyuna adapte etmek kolay iş değildir. (Oyun 1 Perde - 1 saat 10 dakika) Ama oyuncu Fulya Ülvan'ın son derece başarılı performansı ile karşımıza çok eğlenceli, komik ve keyif verici bir oyun çıktı Mecidiyeköy Stüdyo Sahnesinde !
Orta yaştan yaşlanmaya doğru giden, yalnız, hayatta aradığını bir türlü bulamamış, çok konuşkan ve enerjik bir kadının (Susan) yıllar önce kız arkadaşları ile yaptığı Avustralya seyahatini tekrarlaması konu ediliyor. Havaalanında başlayıp Havaalanında biten oyunda, Susan oyun boyunca hayatının muhakemesini yapıyor. Mutlulukları, acıları, hüzünleri, kaçırdığı fırsatlar, erkek arkadaşları, kız arkadaşları ... Geçmişe duyulan büyük özlemle gelecekte mevcut hali ile mutlu kalabilmek çabası oyunun ve Susan'ın izleyicilere vermek istediği ana mesajı içeriyor.
Oyuncu Fulya Ülvan kelimenin tek anlamı ile harika ! Müthiş bir enerjiye sahip, konsantrasyon mükemmel, mimikler ve duygu geçişleri yerinde. Oyunda 1 dakika bile sıkılmamıza izin vermedi :) Dekor harika olmuş. Oyunun Devlet Tiyatroları tanıtım sayfasındaki fotoğraflarında da görüleceği üzere, sahneye çift taraflı yapılmış, portatif, kullanışlı ve üzerindeki nesneler - renkler çok güzel seçilmiş. Işık ve müzik desteği yine çok iyi.
Bu oyuna özellikle gelecek için kaygıları bulunan ya da karar verme aşamasında olan orta yaş veya orta yaş üstü kadın izleyicilerimiz muhakkak gitmeli. Çünkü bu oyundan alacakları büyük fikir ve dersler ilerisi için mutlu olmalarına neden olabilecek.
Vur, Yağmala, Yeniden / Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
Nilüfer Kent Tiyatrosunu çok beğenirim. İstanbul ve Eskişehir Şehir Tiyatrolarından sonra 3.sıraya koyarım. Giderek te kendilerini aşıyorlar ! Şimdi de zor bir deneysel tiyatro işine girişmişler : "VUR - YAĞMALA - YENİDEN" Her biri 3 kısa oyundan oluşan aslında 5 farklı tiyatro oyunu.
1 Bölüm yaklaşık 1,5 saat dolayısı ile her 1 bölüm aslında 1 oyun demek. Yani 2 veya 3 bölümü peşi sıra vermek çok mantıklı olmamış ! Tiyatro tekniği açısından da seyir keyfi açısından da yanlış bir şey. Ben bugün sadece ilk bölümü yani 3 farklı kısa oyunu izleyebildim. 2.Bölüme gücüm ve konsantrasyonum kalmadı !
İlk oyun tamamen seyirci etkileşimli, komik, eğlenceli ve sürükleyiciydi. Oyuncular sık sık seyirci ile diyaloğa ve fiziksel etkileşime girdiler. Demokrasi, Siyaset ve Özgürlük kavramları üzerine güzel mesajlar verdiler. İkinci oyun İşkence, Şiddet ve Diktatörlük kavramları üzerine idi. Sert sahneler vardı. Üçüncü oyun ise yıllar sonra tekrar birleşen 2 homoseksüelin ilişkisini çözümlemeye çalışan vasat bir oyundu.
Oyunculukları çok başarılı ve etkileyici buldum. Kostüm - dekor - müzik hemen hemen hiç yok, sıfır. Sahnenin arkasına ünlü düşünürlerin oyunda konu edilen fikirler üzerine yaptıkları saptamaları anlatan uzun yazılar yansıtılmış.
Diğer 4 bölümü izleme şansım olmadığı için bir genelleme yapmam haksızlık olur. Ama 1.bölümü beğendim, hoş vakit geçirdim. Umarım tekrar İstanbul'a gelebilirler ve böylece kalan bölümleri de izleyebiliriz.
Gazâle (Uzun Gece) / Üsküdar Tekel Sahnesi
Bu oyunu 2 yıl önce Şehir Tiyatrolarında Bora Seçkin rejisinde izlemiş ve hiç beğenmemiştim. Tiyatro oyunundan çok bir tasavvuf gösterisi olan o oyuna yaptığım eleştiriyi oyunun sayfasında okuyabilirsiniz. Aşağıdaki yorumlara ben de katılıyorum, dün akşam Devlet Tiyatrolarında Hidayet Erdinç yönetmenliğinde izlediğim yeni oyun 2 seneki oyundan çok daha başarılı, sürükleyici ve anlaşılır.
Niye başarılı ? Bir kere bu sefer bir tiyatro yapılmaya çalışılmış. Eski oyunda bu amaç yoktu ! Sonra oyunculuklar da oyuncu seçimleri de bu sefer mükemmel olmuş ! Özellikle başroldeki Seda Yıldız oyun ve ses gücü ile sahneye ve oyuna son derece hakim. Sonra Celep Ağa rolündeki Murat Yatman da çok başarılı. Oyunu seyredilir kılan ve seyirciyi bol bol güldüren replikleri ile ayrı bir güzellik yaratmış.
Oyunun finali dahil olmak üzere, her noktasında yapılan detaylı açıklamalar ve karşılaştırmalar izleyicinin oyunu çok daha iyi anlamasını sağladı. Kimi yerde günümüz politikasına atıflar yapıldı. TSK'ya her zaman muhalif olan (Bu yüzden de TSK'dan atılmış olan) yazarın bu kitabında da o zamanki askeri güç olan Yeniçeri Ocağına olan nefreti çok açık hissediliyor. Yazarları bırakın bir yana, hiç bir yurttaş kendi ordusuna her ne sebeple olursa olsun düşman olmamalı ! Problem var ise de yapıcı bir şekilde düzeltmeye çalışmalı.
Dekor ve Işık düzenine resmen hayran kaldım ! Tek kelime ile ödüllük ! İlgilileri tebrik ederim. Kostümlerde harika olmuş. Müzik desteği ise fena değildi.
Oyunun başarısız yönleri de var tabii. Bir kere girişteki neredeyse 10 dakika süren anlamsız dans görüntüleri ve son derece yüksek ses desteğindeki giriş sahnesi hiç olmamış. Bir anlam çıkarmak güç. Sonra her zaman dile getirdiğimiz ama yönetmenlerin inatla yapmakta olduğu perde sayısı ve oyun süresi konusu ! Tamı tamına 1 saat 45 dakika süren oyun yine TEK PERDE yapılmış ! yeter gerçekten yeter ! Böyle bir oyun tek perde olmaz, olamaz ! Yapın 2 perde oyunun başarısı artsın. Bu inat nedendir anlamak gerçekten güç. 3. ir konuda Celep Ağanın makyajı, bence abartılı ve yakışmamış.
İstanbul devlet Tiyatroları Müdürlüğünün dikkatine - Oyun dışı bir konuya değinmek isterim. Üsküdar Tekel sahnesinde bu sezon saat 15.00 seansları oynanmıyor. Nedenini bilmiyorum ama hemen düzletilmesini talep ediyoruz. Ulaşım problemi nedeni ile 15.00 seansları tekrar programa alınmalı.
Osmanlı Tarihine, Tasavvufa, Saray entrikalarına, Yeniçeri Ocağı ve sistemine meraklı herkesin çok seveceği bu oyunu muhakkak izleyin.
Yaftalı Tabut / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, çevirmeni ve Sosyalisti Fatma Nudiye Yalçı’nın hikâyesini anlatan, pozitif, enerjik, sürükleyici ve hareketli bir oyun. Beğendim ama eleştireceğim birçok noktası da var oyunun !
Her şeyden önce oyunun süre ve perde sayısı problemine değineceğim. Artık tüm yönetmen ve yazarlar kabul etsin bunu ve buna göre eserlerini ortaya koysunlar : 1 PERDE EN FAZLA 1 SAAT OLMALI ! Büyük puntolarla yazıyorum çünkü küçük olarak çok yazdım bir şey değişmedi ! 1 saat 45 dakikalık bir oyun ne kadar güzel olursa olsun seyirciyi sıkıyor ! Bunu öğrenin artık ? Yapın 1 saat üzeri oyunları 2 perde, sorun bitsin. Çok mu zor anlayamıyorum ?
Oyunun süresi nedeni ile ortalarda oyundan kopsak ta özellikle giriş bölümü hayli güzel ve enerjik. Geçen sezon biliyorsunuz SEZON MİNİMAL adı altında sunuldu. Ayrıca Kadın yazar ve yönetmenlerimizin oyunları öne çıkarıldı. Bu oyunda da hem yazar hem yönetmen hem de 7 kişilik oyuncu kadrosunun tamamı kadın ! Ama özellikle erkek karakterleri kadın oyuncuların canlandırması bence hiç olmamış ! Hele de canlandırılan karakterler Nazım Hkmet veya Hikmet Kıvılcımlı olunca daha da garip kaçmış. Yanlış olmuş bence.
Bu arada Yafta ne demek, tam bilmeyenler olabilir, yardımcı olayım. TDK'ya göre yafta kelimesinin biri gerçek biri mecazi olmak üzere iki farklı anlamı var. İlk Anlamı: Ürünlerin fiyatı, kullanım şekli ve içeriği hakkında bilgiler veren yazılı kağıt parçası İkinci Anlamı: Peşin hüküm, önyargı.
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri çok güzel. Özellikle genç oyuncu Şenay Bağ'ı çok beğendim. Bensu hanımda yine her zamanki gibi çok başarılı. Dekor minimal sezon gereği yok gibiydi. Kostümler dönemi yansıtabilmiş. Müzikler ve danslar da güzeldi.
Oyun dışı bir konuya daha değineceğim. Yıllarca hükümet kontrolündeki Şehir Tiyatrolarında neler eleştirilmişti hafızalarımızı bir tazeleyelim : "Oyun seçimlerinde muhafazakar veya hükümetin istediği ideolojik oyunların olması" Bu yüzden fırtınalar koparılmıştı. E Peki şimdi muhalefete geçen yeni yönetim ne yapıyor ? Eleştirdiği şeyi kendisi yapıyor ! Kendi ideolojisindeki oyun, yazar ve yönetmelere yer veriyor ! Çelişki ve yanlış değil midir bu ? Lütfen oturup bir düşünün. (Not: Ben muhalif düşünceye sahip bir seyirciyim)
Oyunu seyreden ve çok alkışlayan kitlenin neredeyse tamımı kadın seyirciydi. Bu yüzden bu oyuna özellikle kimler gitmeli fazla söze gerek yok sanırım ...
Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık / Müze Gazhane
1980 Darbesini yeni kuşak bilmez. Hatta orta kuşakta bilmez. Benim gibi 70'liler de ancak hatırlar. Çocuktum o zamanlar, ilkokula gidiyordum. Özellikle 12 Eylül öncesi sokaklarda yaşanan terör, çatışma ve ölümler bir çocuk için nasıl kötü bir kabustu tasavvur ediyorsunuzdur sanırım !
1980 Darbesi Tiyatroda da yerini bulamamıştır ! Nedense yönetmen ve yazarlar bu konuya hep uzak kaldılar. O dönem yaşanan yasakların ve korkuların etkisi mi acaba ? Çok az oyun seyrettim bu konuda. Bugünkü oyunda aslında o dönemi değil de o dönemim 35 yıl sonraki etkilerini anlatıyor. Direkt o dönemi anlatan oyunlar olmalı artık.
Oyuna gelirsek zamanda sıçramalar eşliğinde o dönem yaşanan kötü olayların ileriki yıllarda aileleri ve insanları nasıl etkilediğini anlatıyor. Zaman zaman tempo artsa da maalesef donuk dingin yapısı oyunun finaline kadar sürüyor. Artı yönleri olmasına rağmen vasat düzeyde kalmış bir dönem oyunu.
Artı yönleri neler hemen ileteyim. Oyunculuklarda Abla - kız kardeş yani Ebru Üstüntaş ile Hazal Uprak çok başarılı. Oyunda zaten Ablanın üzerine kurulmuş. Zemini su ile kaplı portatif dekor az görülür cinsten ve çok başarılı. Barış Dinçel ustanın başka bir şaheseri daha !Ayrıca suyun üzerine yansıtılan video görüntülerde ilginç olmuş. Işık düzeni ve kostümler çok iyi. Kostümler tam o dönemi yansıtmış.
Ama şüphesiz oyunun en sevdiğim yönü muhteşem müzikleri oldu ! Kesinlikle ödüllük ! Cahit Berkay, Anadolu Folk ve 1980'li yılların Türk filmlerini andıran müziğine bayıldım. Emeği geçenlere teşekkür etmek isterim.
Müze Gazhane Meydan sahnesinde seyrettim oyunu. Bir uyarım olacak Sahne yöneticilerine. Teknik ekibin sahnenin hemen yanında ve seyircinin gözü önünde olması hiç ama hiç olmamış. Buna acil çözüm bulunması gerekir. Seyircinin oyuna ilgisini ciddi anlamda dağıtıyor bu durum.
1980 Darbesini merak edenlerin veya darbeden dolayı ciddi anlamda acı yaşayanların sevebileceği bu oyunu seyretmenizi öneririm. Ama beklentiniz fazla olmasın !
Çirkin / Kadıköy Emek Tiyatrosu
İspanyol yazar Michel Del Castillo'nun, çirkin bir insanın çocukluğundan ihtiyarlığına kadar yaşadığı zorlukları ve dışlanmışlıkları anlatan, vasat düzeyde kalmış bir oyunu.
Vasat diyorum çünkü oyun boyunca seyirciyi etkileyen veya heyecanlandıran bir bölüm yok maalesef. Bu sitede 8 veya 9 puan üzeri puan alan çoğu oyun gibi, bu oyunda yine eş dost ekip puanları ile 8,6'lık seviyeye ulaşmış. Bu seviyede bir oyun değil kesinlikle, izleyin isterseniz.
Oyun İspanya'nın Galiçya bölgesinde geçiyor. Tek kişilik bu oyunda oyuncu Hamit Demir son derece başarılı. Rolünü çok iyi özümsemiş. Kuklalar vasıtası ile diğer birçok karakteri de başarı ile canlandırıyor. Ama bu başarıları oyunu iyi seviyeye yine de taşıyamıyor. Dekor sade ve etkileyici. Işık düzeni ve İspanyol ezgilerinin sunulduğu canlı gitar desteği ile yapılan müzikler de çok güzel.
Tiyatro Evi'nin Youtube kanalında yayınlanmakta olan bu oyunu, boş vaktiniz varsa izleyebilirsiniz.
Veba / Hoca Ahmet Yesevi Kültür Merkezi
Sıkıcı ve anlaşılmaz bir giriş bölümüne sahip, bu negatif başlangıcı daha sonra toparlar gibi olsa da seyirciye zevk veremeyen vasat bir oyun.
Ortalama bir seyircinin oyunu sevebilmesi için önce oyunun konusunu anlaması lazım. İlk 15 - 20 dakika konuya direkt girilmediği için konuyu anlayamıyorsunuz. Sonrasında her şey açığa kavuştuğunda ise gereksiz uzatmalarla sıkılmaktan kurtulamıyorsunuz. Normal olarak 1 saatte bitilecek bir oyun 1 saat 35 dakikaya ötelenmiş. Bu da seyirciyi sıktı tabii. Ben dahil !
Şehir Tiyatrolarının en büyük gücü olan dekor ve kostüm bu oyunda sıfır ! Neden böyle tercih edilmiş anlayamadım ? VEBA salgını yaşanan karanlık bir şehir çok daha etkileyici sahneye yansıtılabilirdi. En azından arka fon değiştirilebilirdi. Müzik ve Işık desteği ise güzel.
Bu oyunun 2 oyuncu kadrosu var. Pandemi riskine karşı yapılmış sanırım. Biri Sevil Akı'lı bir grup diğeri ise İrem Arslan'lı bir grup. Bize İrem Arslan'lı grup düştü. Diğer grubu izlemediğim için karşılaştırma yapamıyorum. İzlediğim grupta oyunculuklar maalesef vasat düzeyde kalmış. Sadece Doktor rolündeki İrem Arslan çok başarılı idi.
Kağıthane Sadabad Sahnesine ilk defa gittim. Evime çok uzak çünkü. Sahne, salon ve salonun dışı mükemmel. Yapanların eline sağlık ! Dış salonda başta Vasfi Rıza Zobu olmak üzere birçok eski tiyatro ustasının kostümleri ve tiyatro dünyasının argümanları sergilenmekte. Gittiğinizde incelemenizi tavsiye ederim.
Daha önce de birkaç kez dile getirdim ama bir değişiklik olmadı. Şehir tiyatrolarında akşam seansları hala 20.30'da başlıyor. Özellikle uzun süren oyunlardan sonra eve dönüşte ulaşım ve güvenlik sorunu ortaya çıkıyor. Bir kez daha dile getirmek isterim, lütfen akşam seansları saat 19.30 veya 20.00'de başlasın. Yeni Şehir Tiyatroları yönetimi umarım bu sorunumuzu çözer.
Yaşadığımız Covid salgınına çok benzerlik gösteren bir konuyu anlatan bu oyunu eğer çok boş vaktiniz varsa izlemenizi öneririm. Özellikle gidilecek bir oyun değil maalesef.
Hayat Der Gülümserim / Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi
Kadınların ülkemizde, dünyamızda, geçmişte ve gelecekteki yerlerine, önemine değinen 5 farklı kadının hikayesini anlatan başarılı bir oyun. 1 saat 20 dakikalık oyun süresince tek bir an bile dikkatimizi dağıtmayan bu sürükleyici oyun için ünlü yönetmenimiz Özen Yula'yı tebrik ederim ! "Gayrı Resmi Hürrem" oyunundaki üstün başarısını tekrar etmiş.
Tabii bu başarıda en büyük pay müthiş bir oyunculuk sergileyen tiyatromuzun mihenk taşlarından Sema Keçik ! Olağanüstü iyi oynamış. Özellikle hafif kalın ses tonu seyirci ve sahne üzerinde büyük etki yaratıyor. 5 farklı kadın karakteri çok başarılı hızlı geçişlerle inanılmaz iyi canlandırıyor. Oyunu da hissederek oynuyor, özellikle hüzünlü sahnelerde gözlerinin dolmasından bunu daha iyi anlıyoruz. Oyun broşüründe 2 kişi görünüyor oyuncu olarak ama aslında oyun tek kişilik bir oyun. Diğer erkek karakter sadece oyunun sonunda 2 - 3 dakika görünüyor.
Dekor, ışık ve kostümler çok iyi. Sadece dekorda bir noktayı anlayamadım. Sahnenin ortasındaki devasa yukarı doğru merdivenin sonundaki 3 şekilden oluşan kombinasyonu anlayamadım ? O şekiller ne anlama geliyordu ? Oyun boyunca gözüme takıldı bu durum. Daha anlaşılır olması gerekirdi diye düşünüyorum.
Müzik konusunda ise ayrı bir paragraf açıyorum. Çünkü oyun sırasında Sema Keçik'in söylediği 2 adet Türk Sanat Müziği şarkısı bizleri mest etti ! Böyle muhteşem ses mi olur ! İnanın şu an sahnelerde boy gösteren sanatçıların fersah fersah ötesinde ! Oyunun sonundaki "Kadın Hakları" ve "Kadının hayatımızdaki önemi" konularındaki mesajlar çok yerinde ve etkileyici idi !
Oyunun sonunda özellikle Kadın seyirciler oyunu çılgınca ve "Bravo" sesleri içinde dakikalarca alkışladı. Dolayısı ile özellikle kimlerin bu oyunu muhakkak seyretmesi gerektiğini anladınız !
Dört Mevsim / Mecidiyeköy Büyük Sahne
İSTANBUL DEVLET TİYATROLARINDA BÜYÜK REZALET ! BÖYLE BÜYÜK PUNTOLARLA YAZIYORUM Kİ İLGİLİLER FARK EDİP GEREĞİNİ HEMEN YAPSIN ! BUGÜN MECİDİYEKÖY BÜYÜK SAHNEDE 15:00 SEANSINDA OYNANAN OYUNDA (KİMBİLİR BAŞKA HANGİ SEANSLARDA DAHA !), COVID19 GEREĞİ BOŞ OLMASI GEREKEN KOLTUKLARA DA BİLET SATILMIŞ, BÜYÜK BİR YOĞUNLUK OLUŞMUŞ, SOSYAL MESAFE KALMAMIŞ, DAHA ÖNEMLİSİ BU YÜZDEN SEYİRCİLER ARASINDA TARTIŞMALAR HATTA KAVGA BİLE ÇIKMIŞTIR ! KURALLAR DERDEST EDİLEREK RESMEN SUÇ İŞLENMİŞTİR. BU BÜYÜK REZALETE SEBEP OLAN SAHNE GÖREVLİLERİ HAKKINDA ACİLEN GEREĞİ YAPILMALIDIR. AYRICA TEKRARI MUHAKKAK ÖNLENMELİDİR ! BİR DEVLETTE KURALLARI BOZANLAR BİZZAT DEVLETİN MEMURU OLURSA O ÜLKEDE NELER OLMAZ ! YAZIK !
İşte bu gergin ve soğuk ortamda başlayan oyuna konsantre olmakta da hayli zorlandım. Özellikle kadın karakterin (Beatrice) ilk konuşmasını tam 20.dakikada yapması oyunu iyice anlaşılmaz kıldı. Hiç kimse kadın - erkek arasındaki ilişkiyi başlarda çözemedi. İkisi de evlenmiş, eşlerini aldatmış bir kadın ile erkeğin yaşama yeni bir başlangıç yapma çabası oyunun ana konusu. Yaşanan büyük tecrübeler yeni bir ilişki için avantaj mı yoksa dezavantaj mı ? Oyun bu sorunun cevabını aramakla geçiyor, bir mesaj vermiyor, kararı seyirciye bırakıyor. 2 perde 1 saat 45 dk. süren oyun maalesef hiç bir şey ifade etmeden, seyirciye zevk vermeden vasat bir şekilde sona eriyor.
Özellikle oyunda canlı olarak yapılan ev boyama işi ile pasta yapma işine bir anlam veremedim ? Yönetmen ya da yazar ne mesaj vermek istedi anlamak güç ? Bence son derece gereksiz ve oyunu uzatan fuzuli 2 sahne idi.
Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda çok iyi. Özellikle Adam rolünde Devrim Evin'i çok beğendim. Enerjisini ve ışığını sahneye çok iyi aktarıyor. Ama bu 2 oyuncunun başarısı manasız, durağan ve vasat oyunu kurtaramıyor. Dekor fena değil. Ahşap ağırlıklı ve yeterli detaya sahip. Işık ve müzik desteği de iyi sayılır. Dışarıdaki mevsimsel durumlar daha iyi bir efektle verilebilirmiş.
Tarih boyunca her daim geçerli olan Kadın - Erkek sorunları üzerine bir mesaj veremeyen bu oyunu, sadece şu kişilere önerebilirim: Evli olup sorun yaşayan veya evlilik sonrası yeni bir ilişki başlangıcında olan kişilere önerebilirim. Belki oyunun bizim görmediğimiz bir yönünü fark edip, hayatlarına mutluluk katarlar.
Moby Dick / Hoca Ahmet Yesevi Kültür Merkezi
Tiyatro sahnelerine aktarılmaları cesaret, beceri ve bütçe isteyen Dünya Klasiklerini Sezon programlarında gördükçe çok mutlu oluyorum. Oyun başarılı olmasa bile bu tip Klasiklerin sahnede her daim olması lazım. Frankenstein, 80 Günde Devri Alem, Dr. Jekyll ve Mr. Hyde gibi.
İşte bu klasiklerden birisi olan Moby Dick bu sezon Şehir Tiyatroları sahnelerinde ! Öncelikle bu Repertuvar seçimi için Seçici Kurulu tebrik ederim. Umarım devamı gelir.
Oyuna gelirsek ise gerçekten hiç ama hiç olmamış maalesef ! Hangi birisini anlatsam bilemiyorum. Aklıma gelenleri yazacağım. Bir kere bu oyun konusu ve kurgusu ile itibarı 1 perde // 55 Dakika olamaz ! Olursa işte böyle kötü olur. Rahat 2 perde 2 saatlik bir konu söz konusu ! Neden bu kadar aceleye getirilmiş anlamak güç. Hele bir Finali var ki kimse hiç bir şey anlamadı !
Dekor inanılmaz kötü. Şehir Tiyatrolarının imkanları varken nasıl bu kadar kötü bir dekor yapılabilir ? Ne Gemi ne Sahildeki Han hiçbir şekilde sahneye yansıtılamamış. İnanın Lise Tiyatrolarında bile daha iyi dekorlar gördüm. Müzik ve Işık desteği de yetersiz. Bu tip bir oyunda müzik çok etkili olurdu halbuki ?
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri de çok kötü. Neden erkek olan karakterlere kadın oyuncular seçilmiş anlamak güç. Zaten oyun o kadar kısa ki herhangi bir oyuncunun göstermesini de beklemekte yanlış ! Sadece Ishmael rolündeki genç oyuncu Direnç Dedeoğlu'nu beğendim. Umut vadediyor.
Son dönemde dikkatimi çeken oyun dışı önemli bir konu var. Bilet aldığı halde gelmeyen seyirciler ! Elbette insan hasta olabilir, işi çıkabilir, gelemeyebilir. Ama bu sezon salonlar o kadar boş ki insanların dikkatini çekmek istedim. İnanın bugün salonda sadece yüzde 30 civarı doluluk vardı. Zaten Pandemi nedeni ile sadece salonun yarısına bilet satılıyor. Bilet bulmak daha da zorlaştı. Bir de bu bilet alıp ta gelmeyen seyirciler olunca, oyunu seyretmek isteyip te bilet bulamayan seyircilerin hakkı yenmiş oluyor ! Gelmenizin kesin olmadığı oyunlara lütfen bilet almayınız ! Ya da gelemeyeceğiniz kesinleşirse sisteme girip biletinizi askıya alınız ! Bu şekilde oyunu seyretmek isteyen seyircilere şans tanımış olursunuz.
Daha aklıma gelmeyen birçok negatif yanına rağmen, Moby Dick gibi bir oyunu sahneye koymak cesaret ve emek işidir. Bu nedenle yukarıdaki puanı verdim. Oyunu muhakkak seyredin, destek olun ama beklentinizi çok düşük tutun.
Melek / Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi
Tek kişilik oyunun broşürünü okuyup, fragmanını izleyip, konusuna ve fotoğraflarına baktıktan sonra karşıma vasat bir biyografik oyun çıkmasını bekliyordum. Ama Yeşim Koçak'ın muhteşem performansı ve Yönetmen Jale Karabekir'in ince dokunuşları ile çok güzel bir oyun izleme imkanı buldum !
1930'lu yılların ünlü tiyatro, sinema ve opera sanatçısı Melek Kobra'nın maalesef çok kısa süren hayatı konu ediliyor oyunda. Özlemleri, acıları, pişmanlıkları, kıskançlıkları ... Konusu itibarı ile son derece karamsar, karanlık ve hüzünlü bir oyun aslında. Bu tip bir oyun için uzun sayılabilecek 75 dakikalık süre, oyucu ve yönetmen becerisi ile keyifli bir hal alıyor.
Oyuncu Yeşim Koçak bayıldığım oyuncular arasındadır. Henüz kötü bir oyununu izlemedim ! Özellikle Nora ve Hedda Gabler oyunlarındaki büyüleyici oyunculuğunu asla unutamam. Bu oyunda da yine oldukça başarılı. Farklı karakterleri canlandırmadaki ustalığı göz alıcı. Ama yazarın veya yönetmenin yerinde olsam bu oyunu tek kişilik yapmazdım ! Keriman Halis Ece, Ferdi Tayfur ve Cahide Sonku gibi karakterlerin de muhakkak sahnede olmalarını bir şekilde sağlardım. Oyun çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum.
Dekor oldukça sade ve etkisiz. Sezon Minimal gereği tabii. Işık düzeni ve kostümler yeterli. Oyunun başında ve sonunda ki Melek Kobra'nın orijinal sesi etkileyici. Müzikler çok güzel. Nostaljik Kerem Yılmazer Sahnesinde böyle bir nostaljik oyunu izlemekte ayrı bir güzellik !
1930'lu yılları, Eski Beyoğlu'nu, Operayı, Tiyatroyu seven herkesin çok seveceği bu oyunu muhakkak seyredin.
Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikayesi / Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu
Yıllardır oyun izleyen ve eleştirmeyi de çok seven bir tiyatro aşığıyım ! Bir oyuna 9 veya 10 puan verdiğim nadirdir. Kusursuz dediğim oyun da azdır ! İşte bu akşam izlediğim bu oyun o çok nadir oyunlardan birisi oldu ! TEK KELİME İLE MUHTEŞEM !
Tek kişilik oyunların üstadı ve seyirci ile diyaloğa girerek gidilen oyunları keyif dolu hale getiren Levent Üzümcü elbette bu muhteşem oyunun en önemli yapı taşı. 1 saat 15 dakikalık harika bir performans, harika şarkılar, çoğunlukla güldüren ama yer yer ağlatan bir konu. Girit'ten zorla göç ettirilen bir ailenin gurur dolu yaşam öyküsü. Arka planda dostluk, eşitlik ve kardeşlik mesajları.
Dekor resmen ödüllük. Işık düzeni, müzikler, şarkılar, kostümler keza yine öyle. Esen Koçer'in sesi etkileyici. Levent Üzümcü'nün oyunu kesip orkestra ve seyirci ile girdiği diyaloglar çok sempatik ve sevimli. Bu konudaki aşağıdaki olumsuz yorumlara katılmıyorum.
Ölmeden önce izlenmesi gereken 10 tiyatro oyunundan birisi olan bu oyunu, ne yapıp edip en kısa sürede izleyin. Malum Pandemi nedeni ile tekrar bir kapanma olursa çok ama çok pişman olursunuz, benden uyarması :)
Kısraklı Kadın / Kağıthane Sadabad Sahnesi
Öncelikle yeni açılan MÜZE GAZHANE Kültür Yerleşkesi hakkında gitmeyenler için bilgi vermek istiyorum. Tek kelime ile muhteşem bir sanat merkezi yapılmış ! Kadıköy'ün göbeğinde, içinde ne ararsanız var ! 2 Adet Tiyatro Sahnesi, 2 Adet Sergi Salonu, 1 Karikatür Müzesi, 2 süper ötesi Müze Bölümü, Kütüphane, Kafeler, Konser Alanı ...
Hele eski Gazhane tesisleri Fotoğrafçılar için bir hazine kaynağı ! Muhteşem fotoğraflar çekilebiliyor. Dolayısı ile Instagram hastaları da bu yere kesinlikle bayılacak :) Bu yüzden buraya oyuna gelirseniz en az 2 saat önce gelip geziniz. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bir sanatsever olarak en içten teşekkürlerimi iletirim.
Oyuna gelirsek maalesef Müze Gazhane kadar güzel değil ! Sıkıcı, etkisiz, temposuz ve fazla bir mesaj veremeyen vasat bir oyun. Geçen yıl biliyorsunuz Şehir Tiyatroları "Sezon Minimal" ismi ile az kadrolu oyunlar sunmuştu. Ayrıca geçen sezon Kadın Yazar ve Yönetmenlere de ayrılmıştı. İşte bu oyunda bir kadın yazar ve yönetmenimizin sahneye koyduğu bir yapım.
Orta Asya ve Anadolu Türk Korku geleneğinin önemli unsurlarından "Al Basması - Al Karısı - Lohusa Humması" olayı irdeleniyor. Oyunun Korku ve Gerilim içinde geçmesini beklerken, kısa süre içinde Kadının dünya ve toplumda ki yeri üzerine karşılıklı bir konuşma ile karşılaşıyorsunuz. Bu da tabii tempoyu ve beklentiyi düşürüyor. Ayrıca oyunun finali de oldukça sıradan ve etkisiz.
Oyuncu kadrosu çok kuvvetli. Özellikle Elçim Atamgüç yine çok iyi. Dekor olması gerektiği üzere oldukça sade. Hastane odası yeterli tasvir edilmiş. Müzik ve Işık desteği yerinde. Kostümler güzel. Hele de Elka'nın (Al Karısının) giysisi muhteşem dizayn edilmiş, bir şaman havasında.
Değişik ve gizemli bir konuya sahip olmasına rağmen, vasat seviyeyi geçemeyen bir oyun. Birçok yeni oyunun geldiği bu yoğun tiyatro sezonunda, bu oyuna öncelik vermeseniz iyi olur diye düşünüyorum.
Seneye Bugün / Atatürk Kültür Merkezi
Yönetmenlerin ve Repertuvar Kurullarının vazgeçemediği, Bernard Slade'in yazdığı romantik komedi "Seneye Bugün" hemen hemen her sezon bir tiyatro grubunca sahneye konur. Bu sene de sıra İstanbul Devlet Tiyatrolarında ! Kaç kez izledim hatırlamıyorum ama bugün izlediğim Celal Kadri Kınoğlu rejisi diğerlerinin bir tık önünde.
Ahlaki açıdan sıkıntılı bir konusu var aslında oyunun. Evliliklerdeki ihaneti ve sadakatsizliği kutsuyor, sevimli göstermeye çalışıyor. Bu anlamda düşünüldüğünde sevimsiz ve antipatik gelecek konu, diyaloglar, espriler ve reji marifetleriyle seyirciyi bir hayli güldürüyor.
Oyunculuklar çok iyi. Özellikle "Doris" rolünde Gerçek Alnıaçık'a bayıldım ! Duayen Celal Kadri Kınoğlu'nun ise birçok sahnede gereğinden fazla abartılmış ses tonu ve mimiklerini yadırgadım. Daha gerçekçi olabilirmiş. Dekor ve Işık düzeni muazzam ! Rahat ödül alırlar diye düşünüyorum. Kostümler dönemi yansıtıyor, başarılı. Sahne geçişlerindeki (5'er Yıllık geçişlerdeki) arka fona verilen dönem fotoğrafları çok zarif düşünülmüş. Alkış kısmında oyunda görev alan 2 genç oyuncunun olmamasını ise hiç doğru bulmadım ! Emekçiler unutulmasın lütfen !
Ana konusu ve verdiği mesajlar biraz sıkıntılı olsa da Hoşça vakit geçirip, bolca gülmek ve az biraz da hüzünlenmek istiyorsanız bu oyunu seyretmenizi öneririm.
İfigenya / Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
Bu tiyatro sezonu şansıma Mitolojik oyunlar ile başladı. Önce "Antigone" sonra "İfigenya". İkisi de başarılı ikisi de birbirine benzer yapıya sahip oyunlar.
Ünlü Truva Savaşının öncesinde yaşanan bir Baba - Kız trajedisini anlatıyor oyun. Tanrıları öfkelendiren Baba (Kral), Tanrılar için kızını kurban edebilecek midir ? Devlet mi Gelenekler mi yoksa Evlat Sevgisi mi kazanacaktır ? Açmazda olan bir babanın dramı !
Yurtdışı çalışmaları ile dikkat çeken ünlü Yönetmenimiz Serdar Biliş seyircinin oyuna olan ilgisini çok iyi bir yerden yakalamış ! Bütün sahne geçişlerinde arka planda verilen video görüntüler ile günümüz dünyasının Bana - Kız ilişkileri röportajlar şeklinde sunulmuş. Yer yer ağlatacak derecede hüzünlü bu röportajlara bir de dertli ve yanık türküler eklenince, seyirci Antik Yunan'dan sıyrılıp bir anda kendisini günümüz Türkiye'sinde buluyor ! Ayrıca oyuncularında kimi yerde oyunu kesip kendi yaşadıklarını anlatması sıkıcı olması beklenen oyunu keyifli bir hale getiriyor.
Oyunculuklarda oyuncu seçimleri de yerinde. Özellikle İfigenya rolünde geç oyuncu Ceren Kaçar'ı çok beğendim. Oyuna inanılmaz iyi konsantre olmuştu. Dekor sıfır ! Oyun broşüründe yönetmen "Sezon Minimal" nedeni ile dekordan - rejiden - süreden ödün verdik dese de, dekor bu kadar boş olmamalıydı ! Başka "Sezon Minimal" oyunlarını da izledik ama hiç bu kadar boş dekor görmedik. En azından dönemi hatırlatan birkaç parça eşya muhakkak sahnede yer almalıydı ! Kostümlerde olmamış ! Kesinlikle dönemi yansıtamamış. Işık ve Müzik desteği ise yeterliydi. Oyunun hemen başında mevcut durumun ve yaşanmakta olanların detaylı olarak açıklanması oyuna sıfır bilgi gelen seyirciler için oldukça yararlı olmuştur. Bu da oyunun önemli bir artısıydı.
Oyunun bir diğer eksik yönü ise bazı farklı karakterleri mevcut oyuncuların canlandırması olmuş. Özellikle Kral Menelaos karakterini kadın oyuncunun canlandırması oldukça yanlış ve iticiydi. Gerek Menelaos gerekse de Aşil karakterleri için 2 farklı oyuncu muhakkak oyuna dahil edilmeli görüşündeyim.
Babasını özleyenlerin, Baba - kız ilişkilerinde sorun yaşayanların çok seveceği bu Antik Yunan oyununu izlemenizi öneririm.
Patron / KATS Sahne
Jason Milligan'ın Komedi türü değil de Kara Komedi türü denebilecek bu oyununu, Cemal Hünal ülkemize uyarlamış. Karakterleri, yerleri ve yaşananları Türkiye'de düşünmüş. Doğal olarak ta olmamış ! Uyarlama yaparken kültür faktörü hep göz önünde tutulmalı. "Bu tip bir olay bizim ülkemizde yaşanır mı ki ?" sorusu iyi irdelenmeli.
Bir kere oyun inanılmaz uzun ! 1 saat bile olmayacak bir konu 1,5 saate yayılmış. Bu yüzden özellikle oyunun ortasında iyice sıkılıyorsunuz. Herkesin ortak görüşü şu artık, bir oyun ya tek perde 1 saat olmalı ya da 2 perde 2 saat olmalı !
2 Kiralık katilin yanlış bir adamı öldürmesi ve bunun Patron'a nasıl izah edilebileceği çabası oyunu tek konusu ! Oyunculuklar fena değil. Özellike "Seyirci" oyununu çok beğendiğim Onur Şenay yine başarılı. Oyunda görünmeyen Patronun seslendirmesini ise Tamer Karadağlı yapmış.
Dekor yok, Kostüm yok, Müzik zayıf, Işık desteği zayıf. Çok fazla küfür ve argo kelime oyunun diğer başarısız bir yönü. Sonuç olarak oyunu izlemenizi tavsiye etmiyorum.
Bu arada eğer DİGİTÜRK üyesi iseniz, Digitürk'ten alacağınız hediye ücretsiz kod ile "Tiyatronet" web sitesindeki birçok oyunu yıl sonuna kadar ücretsiz izleyebilirsiniz. Bu fırsatı kaçırmayın derim !
Antigone / Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
2021 - 2022 Tiyatro sezonunu bugünkü oyun ile açtım. Umarım Pandeminin geçen sene gibi kesmediği bir sezon yaşarız ! Net bir şekilde özlemişiz sahneleri ! Alınan Covid-19 tedbirlerini de son derece yerinde buldum. (Devlet Tiyatrolarının da Şehir Tiyatroları gibi sezonu erken açmasını bekliyoruz !)
Oyuna gelirsek başarılı, farklı ve sürükleyici tipik bir Engin Alkan bir oyunu. Antigone oyununu en son 2012 yılında İstanbul Devlet Tiyatrolarında Kenan Işık yorumu ile izlemiştim. O oyun vasattı. Bu oyun ondan bir seviye daha iyi. Klasik oyunların güncel yorumlanması kervanına Engin Alkan'da katılmış :) Ama bu sefer güzel olmuş güncel uyarlama ! Devletleri dikta yönetimi ile yönetmek isteyen devlet adamlarının yanlışlarını gösteren kaliteli bir Sofokles uyarlaması.
Oyunculuklar çok iyi. Özellikle Kreon rolünde Cengiz Tangör ve Antigone rolünde Aslı Menaz çok başarılı. Dekor, kostüm, efekt ve ışık düzeni muhteşem. Fakat dekor konusunda kafama birçok şey takıldı ! Sahnedeki birçok nesneyi konu ile bağdaştıramadım ? Sadece önü olan bir araba, Balonlar, Plaj Sandalyesi, elektrik direkleri konu ile ne kadar alakalıydı ? Ne mesaj vermek istemiş Barış Dinçel ? Anlamakta güçlük çektim.
Sahne geçişlerindeki Müzikler ve şarkılar da bence olmamış. Kafiye bile yoktu şarkılarda ! Bir değer eksiklik ise harika bir şekilde gitmekte olan finalin sonlanış biçimiydi. Henüz izlemeyen seyircilerin zevkini bozmamak adına detay veremiyorum eleştirim için. Gidenler de anlamıştır zaten ne demek istediğimi !
Negatif yönleri olmasına rağmen, pozitif yönlerinin ağır bastığı, sürükleyici bir Yunan Tragedyası izlemek istiyorsanız bu oyunu kaçırmayın.
Hipokrat / Haldun Taner Sahnesi
Öncelikle önemli bir duyuru yapmak isterim. İBB Kültür Youtube kanalında birbirinden ünlü ve gişe yapmış özel tiyatro oyunları yayınlanmaya başladı. Anadolu'da yaşayan veya İstanbul'da olup maddi gücü elvermeyen tiyatro severler için HAZİNE niteliğindeki bu oyunları yayından kaldırılmadan izlemenizi tavsiye ederim.
Oyuna gelecek olursak ta, çok övgüsünü duyduğum, bu sayfada ve İBB Kültür oyun sayfasında inanılmaz sayıda olumlu yorum alan bu oyun doğal olarak ilgimi çekmişti. Her ne kadar aşağıda belirtildiği kadar muhteşem olmasa da ortalamanın üzerine ve başarılı bir yapım ! Emeği geçen herkese teşekkür ederim ! Yerli bir yazardan böyle etkileyici bir oyun beklemezdim. Tebrikler !
Oyunculuklar çok iyi. Yalnız bir konuya değinmeden geçemeyeceğim. Canan Ergüder başarılı bir oyuncu, ben de çok beğenerek takip ediyorum. Ama o kadar abartılı ve övgü dolu yorumlar var ki insan şaşırıyor ! O kadar da değil demek isterim ! Hemen ispatını da göstermek isterim ki, oyun boyunca en az 6-7 kez metni şaşırdı, dili sürçtü ! Bu kadar muhteşem bir oyuncu ise bu kadar hata yapmamalıydı ! Ayrıca Şehir ve Devlet tiyatrolarında çok daha başarılı birçok kadın oyuncumuz var, hatırlatmak isterim.
Oyunun giriş bölümü çok etkileyici, sizi hemen sarıyor. Soluksuz izliyorsunuz. Keza gelişme bölümü de öyle. Ama finale doğru konudan uzaklaşıp, doktorların iç dünyalarında ki çelişkiler anlatılmaya başlıyor. Bu da oyunun heyecan ve etkileyicilik seviyesini oldukça aşağı çekiyor. Giriş ve Gelişme bölümündeki akıcılık finale yansıtılsa ödüllük bir oyun olabilirmiş.
Dekor ilginç. 2 ayrı hastanenin tuvaletleri sahneye aktarılmış. Duvarların tuvalet kağıdından yapılmış olması ilgi çekici. Işık desteği yerinde. Farklı yerlerdeki farklı Doktorların birebir aynı kelimeleri kullanarak konuşmaları gerçekten de olmamış, oyun tekrara düşmüş. Farklı kelimeler en azından kullanılmalıydı. Suriyeliler konusunda da amacını aşa, yer yer ırkçılığa varan söylemler vardı. O da olmamış maalesef !
Güzel, etkileyici, sürükleyici, düşündürücü güncel hayatımızın içinden bir oyun seyretmek istiyorsanız kesinlikle bu oyunu izlemelisiniz.
Anne Frank'ın Hatıra Defteri / Altkat Sanat
Ülkemizde tiyatronun yaygınlaşmasının ve sevilmesinin önündeki en büyük engel bana göre Yönetmenler ! Çünkü birçok güzel, klasik ve sevilebilir sade oyunu farklı yorumlayacağız - güncel yorumlayacağız - değişik olacağız - tiyatro birikimimi göstereceğiz düşüncesi ile normal seviyedeki seyirciler için bile anlaşılmaz ve sevilmez kılıyorlar ! Bir seyirci olarak rica ediyorum, lütfen oyunlarınızı anlaşılır ve izlenebilir yapınız !
İşte bir örnek size ! 2.Dünya Savaşının en hüzünlü ve bilinen olaylarından Anne Frank'ın Hatıra Defteri ! Kitabını okudum, sinema izledim. Ama bugün sahne de izlediklerim ile kitap arasında en ufak bir benzeşme bulamadım ! Danslar, müzikler ve maskeler ile bambaşka bir performans çıktı karşıma ! Neden ? Çünkü farklı yorumlama yapacağız ya ! Seyirci anlamayacak ya !
Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda yeterli. Anne Frank biraz daha genç birisi olabilirmiş sadece. Dekor, Işık Düzeni ve Kostümler çok güzel. Fazladan 1 puanı da bu faktörler için verdim.
Oyunu kesinlikle tavsiye etmiyorum, 1 saatinize yazık. Hele de Anne Frank'ın hayatını bilenler hiç izlemesin, bildiklerini de unuturlar ...
Palto / Nazım Hikmet Kültür Merkezi
Gogol'un Çarlık Rusya'sın da ki sınıfsal farklılık ve sömürü düzenini anlatan "Palto" oyunu, Tek kişilik bir oyun olarak yorumlanmış. Oyuncu Şükrü Veysel Alankaya'nın üst düzey performansına rağmen, aşağıdaki abartılı puanlarla şişirilen düzeyde olmayan vasat bir yapım.
Tabi bu vasatlıkta oyunun tek kişilik tercih edilmesi, dekor ve kostüm desteğinin çok zayıf olmasının büyük etkisi var. Oyuncu büyük bir maharetle diğer karakterlere de hayat veriyor ama kimi yerde metinler karışıyor. Kimin ne dediği anlaşılmıyor. Ayrıca finale doğru arka planda çalan müziğin (Yaklaşık 8-10 dk. sürdü !) oyuncunun sesini bastırması ise felaket ! Hiç kimse bu duruma dikkat çekmedi mi acaba ? Önemli bir çok sözü duyamıyorsunuz müzik yüzünden. Umarım bundan sonraki oyunlarda bu duruma dikkat edilir.
Alt düzey memur Akakiy'in komik başlayıp sonra trajediye dönen hikayesini merak eden izleyicilere tavsiye ederim. Ama burada ki şişirilmiş puanlara aldanıp beklentilerini yüksek tutmasınlar !
Teessür
Feminist İdeolojinin Mitolojik İdolü "Medea" birçok tiyatro oyununa konu olmuştur. Genelde de Yönetmenler farklı olabilmek adına hep güncel yorumlama alternatifi seçmişlerdir. Bu oyunda yine güncel bir Medea uyarlaması ve net bir şekilde olmamış !
Medea'nın hikayesi aslında Mitolojide çok daha uzun bir yer tutar. Okuyanlar bilir. Orijinal konuyu bir oyuna sığdırmak mümkün değildir. Bu nedenle genelde kocasından intikam aldığı bölüm ele alınır. Bu oyunda Medea'ya kocasının ihaneti ile başlıyor. Sıkıcı diyaloglar ile devam edip, son 10 dakikada hızlı bir final yapıyor.
Oyunun en kötü ve olmayan yönü şüphesiz müziği ! Canlı Müzik düşünülmüş. Oyun boyunca sahnede olan bir Kontrabas ve inanılmaz derecede sinir bozucu bir ses söz konusu ! Hangi mantıkla yapılmış anlamak güç !
Oyunculuklar vasat. Oyuncu seçimleri olmamış. Özellikle Medea rolündeki, oyunun yönetmeni de olan, Ilgın Sönmez çok yanlış bir seçim olmuş ! Karaktere hiç bir yönden uymamakta ! Dekor ve Işık desteği ise güzeldi. Kostümler güncel uyarlama düşünüldüğünde yeterli.
Medea'nın hikayesini bilmeyenlerin hiç anlayamayacağı ve sevemeyeceği bir oyun. Bilenler içinse sıkıcı olmaktan öteye gidemeyecek bir yorumlama ...
Uyandığımda Sesim Yoktu / Turan Bulak Kültür ve Sanat Merkezi
Bu oyunu çok seyretmek istememin 3 ana sebebi vardı. Birincisi Kanada, İngiltere ve Amerika başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde "Mouthpiece" adı ile kapalı gişe oynamıştı. İkincisi Kanada'da 2016-2017 sezonunda “Toronto Tiyatro Eleştirmenleri” tarafından “Yılın En İyi Kanada Oyunu” seçilmişti. Üçüncüsü de oyunun yönetmeni büyük usta Tamer Levent'ti !
Bu yüksek beklentiler ile izlediğim oyun bende büyük bir hayal kırıklığı yaşattı ! Bazı pozitif yanlarına rağmen maalesef standart ve vasat bir oyun söz konusu. Oyunun bu sitedeki yüksek puanına ds sakın kanmayın ! Ahlak ve etik dışı bir puanlama söz konusu ! Oyun ekibinin, oyuncularının, yapımcılarının tanıdıkları - eşleri - dostları sadece bu oyun için siteye üye olup, 10 puan vererek oyunun "çok başarılı" olduğu izlenimini yaratmak istiyorlar ! Aşağıda oy verenlerin durumuna bakarsanız bu düşüncenin ispatını rahatlıkla görebilirsiniz. Hemen hemen hepsi "1 Yorum / 0 Takipçi" statüsündeler.
Türü fiziksel-grotesk-epik-deneysel olarak adlandırılan bu oyunda, Baskı gören Kadınların yaşadıkları anlatılmaya çalışılmış. Fakat oyundaki Kadınlar Kanada'da üst düzey formatta yaşayan kadınlar olunca, ülkemiz kadın sorunlarının çok uzağında kalmış anlatılmaya çalışılanlar !
Genç oyuncular Burcu Görek ve Dilşad Çelebi çok başarılı. Oyuna son derece konsantre olmuşlar. Umut vadediyorlar ! Dekor olarak sadece bir küvet ve bir mikrofon var. Işık desteği zayıf. Kostüm yok. Yok derken eleştirel anlamda değil fiziksel olarak ta bir kostüm - kıyafet yok ! Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, yukarıdaki oyun tanıtım yazısı çok güzel ve emek verilerek hazırlanmış. Yazanın ellerine sağlık !
Farklı türde ve gişe olarak yurt dışında çok sükse yapmış bir oyun seyretmek isterseniz oyunu tavsiye ederim. Ama beklentilerinizi benim gibi yüksek tutmayın. Fazla hayal kırıklığı yaşamazsınız ...
İçinde Değerli Bir Şey Olabilir / ÇEKSANAT Görükle Kültür Merkezi
Distopik tiyatro zordur ! Seyirci açısından da sahneye koyanlar açısından da ! Deneysel tiyatro da zordur, anlaması, seyircinin sevmesi ... İşte bu 2 türün bir araya geldiği bir oyun ! İlginç, ilgi çekici ve beklentilerimin üzerinde bir performans çıktı karşıma !
Dünyada herkesin öldüğü sadece 2 kız kardeşin kaldığı distopik bir ortam var karşımızda ! Bir şarkıyı hatırlamak zorundalar. Ardından evdeki çöpleri belirli bir şekilde dizerek evden çıkabileceklerdir. Merakla oyuna kaptırıyorsunuz kendinizi. Ne olacak diye merak ediyorsunuz.
Oyuncular biraz heyecanlı görünseler de işin hakkını vermişler. Dekor şişirilmiş onlarca renkli çöp torbasından ibaret. Müzik ve Işık desteği güzel. Kostümler ve Makyaj oyunda asıl verilmek istenen amaca uygun olarak şiddet ve baskı görmüş kadınları anlatmakta.
39. Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri kapsamında İzmir Tube kanalında bunun gibi birçok oyun 25 Mayıs - 25 Haziran 2021 tarihleri arasında yayınlanacak. 2.kez online olarak düzenlenen bu festivalde birçok ilgi çekici oyun var. Muhakkak takip etmenizi önermekteyim. Salgın günlerinde tiyatro özlemimizi biraz da olsa giderecektir.
Annem, Oğlum ve Ben / Tiyatro Pera Sahnesi
Öncelikle Tiyatro Pera yönetimine çok teşekkür ediyorum ! Oynadıkları oyunları Youtube kanallarında yayınlamaları biz tiyatro severler için bu salgın günlerinde büyük bir nimet ! Az da olsa tiyatro açlığımızı gideriyoruz. Bu uygulamanın diğer tiyatro ekiplerine de örnek olmasını dilerim.
Ekibe çok teşekkür ettim ama bu oyun için aynı düşünceleri sunamıyorum ! Deli dolu, yaşlanmayı kabul etmeyen, entellektüel bir anneanne, otistik bir torun ve bunlara bakmakla mükellef dul bir kadının yaşadığı aile içi sorunları anlatan çok sıkıcı bir oyun ! 1 saat 45 dakikalık uzun süre bu sıkıcılıkta çok büyük etken. Bir kere bu kadar süre olacak bir konu yok ortada ? Dolayısı ile oyun geliştikçe seyirci oyundan kopuyor, hiç bir şey hissetmeden oyuna boş boş bakıyor. Gereksiz tekrarlar hat safhada ! Oyun 1 saate sığdırılsa daha etkileyici olabilirdi.
Dekor oldukça güzel. Orta üst sınıf bir Türk ailesinin yaşadığı ev çok iyi sahneye aktarılmış. Müzik ve Işık desteği çok güçlü değil. Oyunculuklar orta düzeyde. Anneanne rolündeki oyuncu özellikle ilk bölümde çok inandırıcı değil. Hareketleri yapmacık geldi. Otistik torun rolündeki genç oyuncu ise rolünün hakkını verebilmiş.
Bu tiyatrosuz geçen günlerde az da olsa özleminizi giderecek bu oyunu Tiyatro Pera Youtube kanalında izleyebilirsiniz.
Kürk Mantolu Madonna / Şükran Güngör Sahnesi
Yorumuma önce yukarıda yazan "Oyun Özeti" kısmı ile başlamak isterim. Her kim yazdı ise çok büyük imla hataları yapmış ! Bu siteye yakışmayan ve hiç rastlamadığım bir durum ! İvedilikle düzeltilmeli !
"Kürk Mantolu Madonna" kitabı yıllarca en çok satan kitaplar listesinin en üstünde yer aldı. İçeriği ve konusu hiç ilgimi çekmese de yine de kitabı alıp okumuştum. Maalesef abartıldığını düşünenlerdenim. Çok satan listesinde yıllarca yer alacak bir konuya - kaliteye sahip değil. Sanırım yazarı Sabahattin Ali'ye duyulan sevginin bir eseri bu durum.
Oyuna gelecek olursak, Tiyatroya hayatını adayan ve evinin garajını sahneye çevirerek öğrencileri ile tiyatro yapmaya başlayan Miraç Eronat'ın sahneye koyduğu vasat düzeyde kalmış bir oyun. Tabii bütçe olmadığı zaman tiyatro da başarı da zor geliyor ! Kostüm, Dekor, Işık ve Efektler bir oyunun başarılı olmasında çok büyük etken !
Bu oyunda da dekor, ışık ve kostümler oldukça yetersiz. Oyunculuklar da keza vasat düzeyde. Maria rolündeki kadın oyuncunun sesi ve öz güveni çok yüksekti ama yaptığı ezber hataları bu başarıyı ikinci plana itmiş. Ayrıca oyunun finali de aceleye getirilmiş.
Kitabını çok seven herkesin oyununu da izlemesini öneririm. Youtube'da izleyebilirsiniz.
Bizim Yunus
Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı, Mustafa Kurt'un yönettiği bu oyun Kültür ve Turizm Bakanlığının bu yıl Covid-19 tedbirleri nedeniyle Ramazan ayı için hazırladığı etkinlikler kapsamında, 17 Nisan 2021 Cumartesi günü TRT 2’den naklen yayınlandı. Ben de izleme fırsatı buldum.
TRT-2'den yayınlanma fikri oldukça güzel ve naif bir düşünce olmasına karşın, keşke yayın saatine biraz daha dikkat edilseymiş ! Saat 19.00 hiç uygun bir saat değil çünkü. İnsanların genelde yemek yediği veya Haber dinlediği bir saat 19.00. Bunun yerine gündüz 15.00 kuşağında veya akşam 21.00 kuşağında yayınlansa daha çok kişi seyredebilirdi diye düşünüyorum. Ayrıca TRT-2'bin bu Pandemi günlerinde buna benzer başka oyunları da yayınlamasını önemle rica ediyoruz.
Oyuna gelecek olursak, Yunus Emre'nin hayatını, şiirlerini, düşüncelerini ve İslam Tasavvufunu anlatan tek kişilik 50 dk. süren vasat bir oyun. İslamiyetin şekilci ve ana fikirden uzak Arap zihniyeti yorumu karşısında, özellikle Anadolu'da yeşeren ve İslamın özünü (Olması gereken) anlatan, şekilcilikten uzak Tasavvufi bakış açısını savunan Yunus Emre'nin hayatı anlatılmakta. Çoğumuzun bildiği o güzel şiirleri ve o şiirlerin nasıl oluştuğu gösterilmekte.
Yukarıda gösterilen kadro oyunun 2014 yılı kadrosu. Bu yıl ki kadroda oyuncu olarak Alpay Ulusoy rol alıyor. Çok başarılı ! Oyuna iyi konsantre olmuş. Dekor ve Işık düzeni muhteşem ! 2014 yılında da bir çok ödül almış zaten ! Özellikle sonsuzluk işareti şekline çevrilen tren rayları görüntüsü çok etkileyici ve zekice ! Arka plandaki yıldızlarla uyumlu olmuş. Ara sahne geçişlerindeki şarkıları ise beğenmedim, gerek yoktu diye düşünüyorum.
Yunus Emre'yi, Hacı Bektaşi Veli'yi, İslam Tasavvufunu seviyorsanız izlemenizi öneririm. Ama nasıl izleyeceksiniz ? Bence bu konuda Devlet Tiyatroları bir girişim yaparak oyunu Youtube kanallarında 1 haftalığına yayına sokmalı. Umarım bu satırları okuyarak gereğini yaparlar.
Lüküs Hayat / Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi
Zihni Göktay'lı efsanevi "Lüküs Hayat" oyununun yerini elbette hiç bir oyun alamaz ! O muhteşem oyunu canlı olarak sahnede seyretme şansını yakalayan nadir izleyicilerden birisiyim Ama o oyunun kalitesine ve güzelliğine bu kadar yakın bir oyun ortaya konacağını da asla beklemezdim ! Harika bir oyun olmuş ! Tüm ekibi tebrik ederim !
Tabi bu güzellikte usta Yönetmen Haldun Dormen'in dokunuşları çok net hissediliyor. Keza muhteşem bir de Orkestra söz konusu. Oyunun hemen başında eski nostaljik oyunlardan sahneler gösterilmesi çok naif bir düşünce olmuş ! Oyunculuklar yeterli. Özellikle Memiş - Ruşen rolündeki Ali Eyidoğan'ı çok beğendim.
Dekor yeterli ama daha etkileyici olabilirmiş. Kostümler oyunun dönemine göre (1933) biraz ileride olmuş. Akıllarda yer eden ünlü şarkısı başta olmak üzere Müzikler ve Danslar çok iyi. Oyunda bence olmayan tek şey ise gereğinden fazla yapılmış olan ara şarkılar oldu. Neredeyse diyalog kadar da şarkı vardı. Bir noktada sıkıcılık yarattı.
Hayatında bu oyunu seyretmemiş bir tiyatrosever var ise tabii ki muhakkak izlemeli. Daha önce seyretmiş olanlar var ise de yine seyretmeli ve o güzelim yılları - oyunları hatırlamalı ...
Bir İsyancının Savunması / Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi
Tarih boyunca Emperyalist büyük devletler Afrika ve Asya'da bir çok ülkeyi işgal ederek, sömürgeleri yapmış, kaynaklarını kullanmış. Yüz binlerce insan öldürmüşler. Bu devletlerin arasında Belçika veya Hollanda gibi gerek nüfus gerekse de yüz ölçümü olarak küçük devletleri görmek insanı daha da üzüyor ! Bu nasıl bir dünya ?
Hollanda'nın Endonezya'yı işgal ettiği 1946 yılında geçen gerçek bir olay anlatılmakta. Sömürgeci devlet ile İsyancı örgüt arasında kalan bir eylemci işçinin içine düştüğü çelişkiler ön planda. Yılların ve cezaların eskitemediği muhalif tiyatro Grubu Ankara Birlik Tiyatrosu bu sefer çok başarılı olamamış ama ! Oldukça durgun, temposuz, özellikle hızlı ve etkisiz finali ile zayıf bir oyunla karşı karşıyayız.
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri iyi. Ama onun dışında diğer tüm unsurlar yetersiz. Dekor oldukça basit, Işık desteği sıfır, kostümler gerçekçi değil. Slogan bazlı bazı diyaloglarda oyunu zayıflatmakta.
Ankara Birlik Tiyatrosu muhalif oyunlar yapmaya devam ediyor. Ama biraz da tiyatronun temel unsurlarına önem vermeli artık. Daha etkili olduklarını görecekler !
Cahide Sonku Müzikali / Çankaya Sahne
Türk Sinemasının ilk kadın oyuncusu ve yönetmeni. Şehir Tiyatrolarının efsanevi oyuncusu. 1940'lı 50'li yıllarda erkeklerin rüyalarını süsleyen yerli " Marlene Dietrich " Cahide Sonku'nun hayatını anlatan müzikli - şarkılı bir oyun.
Artıları kadar eksileri de olan bir yapımla karşı karşıyayız. Oyunun kısa sürmesi, seyirciyi sıkmaması, Cahide Sonku'nun hayatındaki dönem noktalarını hızlıca anlatması, oyuncu Esin Ercan'ın Sonku'ya benzerliği gibi unsurlar oyunun güzel yönleri.
Ama diğer yandan zayıf bir dekor ve ışık desteği, sahne geçişlerindeki gereksiz şarkılar, oyuncunun şarkılara zayıf kalan sesi de oyunun eksileri. Aslında keşke hiç şarkı olmasaymış ! Oyunun içinde de bir yerde dendiği gibi oyunun adı "Cahide'nin Dramı" olsaymış. Çünkü o kadar tezat ve dramatik bir hayat yaşamış ki, oyuna yakışan isim de bu olurmuş. Ayakkabısından şampanya içilen muhteşem bir kadından, ispirto içmeye başlayan alkolik bir berduşa dönüşüm !
Son derece inişli çıkışlı bir hayat yaşamış olan bu büyük sanatçının yaşamını merak ediyorsanız izleyin derim. Ama beklentiniz yüksek olmasın. Vasat düzeyde kalmış bir oyun.
Dava / Yakîn Sahne
Kafka birçok insan için anlaması çok zor bir yazardır. Keza ünlü romanı "Dava" da öyle ! Mesela yukarıdaki Oyun Özetini lütfen okuyunuz. Kaç kişi anlar bu özeti ? Kaç kişi bir mesaj alır ? Dolayısı ile bu kadar zor bir yapıtı sahneye koymak ve başarılı olmasını beklemekte bir hayli iyimser yaklaşım olur.
İçeriği itibarı ile zaten oldukça zor bir oyun "Dava", Yakin Tiyatro tarafından farklı ve güncel bir yorumla sahneye konmuş. Ama maalesef olmamış ! Özellikle sahne geçişlerindeki müzik eşliğindeki anlamsız uzun sahneler ve zaman zaman bir çocuk tiyatrosuna dönüşen diyalog ve kostümler bu başarısızlığın en büyük nedenleri.
Oyundaki tek başarılı nokta oyuncuların oyun boyunca sergiledikleri portatif dekor üzerindeki akrobatik ve enerjik hareket tarzları ! Büyük fiziksel güç ve teknik gerektiriyor. Büyük emek harcanmış, net ! Bu nedenle ekibi gerçekten tebrik ederim.
Oyunculuklar çok yeterli değil ama ilerisi için umut verici ! Bu ekipten iyi oyunlar çıkabilir. Tabii bunun için öncelikle seyirciyi saracak oyunlar seçilmeli ! Dekor hemen hemen hiç yok. İnce demir çubuklardan oluşmuş modüler bir yapı kurulmuş. Işık desteği yetersiz. Kostümlere emek harcanmış ama ne kadar etki yaratıp oyuna uymuş tartışılır !
Tiyatro emekçisi bu grubu harcadıkları efor için tebrik ederim. Ama oyunun başarılı olmadığını söylemek zorundayım.
Artık Bir Davan Var / Sahne Pulchérie
Bir oyuna 10 puan veya 1 puan veriyorsanız 2 satır yorum yapamazsınız ! Bu yüksek beğeniyi veya yüksek eleştiriyi detaylandırmanız lazım. Ki verdiğiniz puana ikna olalım, inanalım ! Aksi takdirde oyun ekibine destek veya köstek amaçlı bir puanlama yaptığınız aşikar olur ...
Kafka'nın "Dava" isimli ünlü romanının günümüze ve ülkemize uyarlanmış bir yorumu var sahnede. Oyunun giriş ve gelişme bölümleri çok sıkıcı ve temposuz. Final bölümü ise etkileyici. Verilen mesajlar yerinde. Adalet ve Hukuk'un olmadığı bir ülkede yaşanan sıkıntılar resmedilmiş.
Oyunculuklar başarılı. Sadece başrol de ki oyuncunun sesi ve sahneyi kullanışı çok zayıftı ! Bir robot gibi konuşması oyunun monotonlaşmasın da ki en büyük etkendi. Işık ve Kostümler başarılı. Modüler dekor ve sahne tasarımı da yeterli.
Başarılı yönlerine rağmen asla izleyiciyi saramayan vasat ve monoton bir oyun olarak gözlemledim. Aşağıdaki abartılmış yorumları asla hak etmediğini düşünmekteyim.
Kapıların Dışında / Baba Sahne
Bu tip deneysel veya absürd tiyatroları anlamak, izlemek, keyif almak çok zordur. Aşağıda oyunu beğenen izleyiciler bile bu durumdan yakınmış. Özellikle ilk 15 - 20 dakika başta olmak üzere oyunu anlamakta ve izlemekte oldukça zorluk çektim. Sonuç olarak oyunu hiç beğenmedim.
Klasik bir tiyatro izleyicisi olarak oyunlara güncel dijital unsurların katılmasının karşısındayım. Videolar, Animasyonlar, Bilgisayar efektleri gibi ... Hadi diyelim bazı oyunlarda canladırması mümkün olmayan konularda video desteği olabilir ama bu oyunda neredeyse oyunun tamamında dijital görüntü teknolojisi kullanılmış. Oyuncular bu görüntülerdeki kişilerle aktif olarak diyaloğa giriyor. Sonuç olarak ta ortaya ucube bir durum çıkıyor.
Oyunculuklar ayrı bir eksiklik ! Ana roldeki oyuncunun oyun boyunca ki kekeleyen, tekleyen, ürkek konuşma şekli sinir bozucu. Pervin Bağdat vasat. Diğer 2 oyuncu ise oldukça yetersiz. Işık, dekor, kostüm desteği ise yeterli düzeyde.
Tabii bu oyunu bazı seyirciler sevebilir. Çünkü çok farklı bir tarzı ve anlatım şekli var. Ama ben o grupta değilim. Fırsat bulursanız seyredin, bakalım sevebilecek misiniz ?
Scapin’in Dolapları / Eskişehir Belediye Sanat ve Kültür Sarayı
Ülkemizin en başarılı ve en eski Tiyatro Kurumu İstanbul Şehir Tiyatrolarına bir rakip varsa o da tartışmasız Eskişehir Şehir Tiyatrolarıdır ! Oyunları, Yönetmen ve Oyuncu Kadrosu, Dekorları, Kostümleri ve ortaya çıkardıkları yapımlarla her geçen gün kalitelerini bir üst noktaya taşımaktalar. Gerçekten tebrik ederim bu başarılı ekibi !
Moliere'nin "Cimri" adlı oyununa çok benzer nitelikteki bu müzikli komedisi, 80 dk. boyunca izleyenleri güldürüp büyük keyif vermekte. Espriler, tempo ve oyuncuların oyuna olan uyumları çok başarılı. Oyunculuklar çok iyi. Özellikle Scapin karakterindeki oyuncuyu çok beğendim. Oyunun lokomotifi görevini üstlenmiş ve üstesinden gelmiş. Yönetmeni de çok başarılı buldum. 2014 Afife Ödüllerinde "En İyi Yönetmen" ödülünü almış Ümit Aydoğdu seyirciyi nasıl oyuna çekebileceğini çok iyi biliyor !
Kostümler, Işık ve Makyaj desteği mükemmel. Özellikle Makyajlar kesinlikle ödüllük ! Olmayan noktalar da vardı tabii. Mesela dekoru çok zayıf buldum. Böyle bir oyunun dekoru sadece sokak lambaları ve oturma bankları olmamalıydı ! Özellikle dönemi hissettiren ögeler - nesneler olmasını beklerdim. Ayrıca 2.kadın oyuncunun sesi de oldukça zayıf kaldı.
Gülmek, eğlenmek, keyif almak, iyi bir Moliere oyunu seyretmek istiyorsanız bu oyunu sakın kaçırmayın. Eskişehir Şehir Tiyatroları Youtube kanalında izleyebilirsiniz.
Sevmekten Öldü Desinler / İzmir Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu
Aşağıda 10 puan verenleri, oyuna çok iyi diyenleri gördükçe kendimden iyice şüphe etmeye başladım ! Tiyatro bilgim yetersiz mi acaba diye ! Aynı oyunu mu seyrettik ya da ? Ya da acaba bu puanları verenler, yorumları yapanlar oyun ekibinin tanıdıkları mı ? Sorular sorular ...
İnanılmaz derecede kötü ve müsamere boyutunda bir yapım. Seyrettiğim Kimi Lise tiyatroları bile inanın bu oyundan daha iyiydi ! Oyunculuklar amatör düzeyde. Mankenlerden tiyatro oyuncusu olamayacağı ne zaman kabul edilecek merak ediyorum ? Gişe amaçlı yapılan bu hareketler tiyatral rezaletle son bulmakta maalesef. Müzikler özensiz ve duygusuz yapılmış. Hiç bir anlam ifade etmiyorlar.
Oyuna 2 puan vermemin sebebi ise dekor, kostüm ve ışık desteğin yeterli olması. Bu konulara emek harcanmış en azından. Özetlersek sakın bu boş oyunu izleyerek değerli vaktinizi harcamayın. İzlenecek çok oyun var çünkü !
Sarıyer Belediyesi 27 Şubat - 27 Mart arasında 10.Tiyatro Şenliğini düzenliyor. Tabii dijital ortamda ! Bu anlamda Sarıyer Belediyesine teşekkürlerimizi iletiriz. Sarıyer TV Youtube kanalında birbirinden güzel oyunları izleyebilirsiniz. Duyurmak isterim ! İyi seyirler.
Nereye Gitti Bütün Çiçekler? / Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu
Savaş kötüdür. Mülteci olmak zor. Ama bir savaşta hem mülteci hem de kadın olmak çok daha zordur ! Bu oyun bir mülteci kampında kalan kadınların sıkıntıları, problemlerini, üzüntülerini ve özlemlerini anlatmakta.
Oyun maalesef çok durgun bir tempoya sahip. Hiç bir noktada akıcılık kazanamıyor. Sahne geçişlerindeki şakılar (özellikle finaldeki) anlamsız. Sorunlar anlatılmış ama bir çözüm - bir umut sunulmamış. Bu noktada da oyunu seyredenlere üzüntü ve çaresizlikten başka bir duygu hissettirilemiyor.
Oyunculuklar orta düzey. Avrupa Yakasındaki cıvıl cıvıl rolü ile gönüllerimizi kazanan Şenay Gürler bu oyun boyunca da çok etkin. Melissa karakterini canlandıran oyuncuyu ise beğenmedim. Karakteri gibi soğuktu. Dekor bir mülteci kampını andırır seviyedeydi. Kostümler ise daha gerçekçi olmalıydı.
Sarıyer Belediyesi 27 Şubat - 27 Mart arasında 10.Tiyatro Şenliğini düzenliyor. Tabii dijital ortamda ! Bu anlamda Sarıyer Belediyesine teşekkürlerimizi iletiriz. Sarıyer TV Youtube kanalında birbirinden güzel oyunları izleyebilirsiniz. Duyurmak isterim ! İyi seyirler.
Ödenmeyecek, Ödemiyoruz ! / AST Bilkent Sahne
Yazar Dario Fo, Çevirmen Füsun Demirel, Yapımda AST ekibi olunca doğal olarak beklentiniz yüksek oluyor. Ama aşağıda anlatacağım nedenlerden dolayı beklentilere cevap veremeyen vasat bir oyun söz konusu maalesef !
Dünyaca ünlü sosyalist yazar Dario Fo'nun oyunları komedi gibi görünse de arka planda hep bir dram ya da trajedi vardır. Ağlanacak halimize güldürür özetle ! Bu oyunda aynı türden. 2 saate yakın süren oyunda hep bir komedi durumu söz konusu olsa da arka planda ve de özellikle finalinde aslında ne kadar da trajik bir durumla karşı karşıya olunduğu anlatılır.
Oyunu vasat kılan ve sizi oyuna ısınmanızı engelleyen etmenlere gelelim. Bir kere girişi bölümü çok itici başlıyor. Kadın oyuncuların doğal olmayan abartılı oyunculukları rahatsız edici düzeyde. Orijinal eser mi böyle yoksa yönetmen mi bunu böyle istemiş bilmiyorum ama hiç olmamış. Çoğu sahne çok hızlı geçilmiş. Bazı diyalogları anlayamıyorsunuz bile. Mesela finali o kadar oldu bittiye getirilmiş ki bunu anlamak zor ! Halbuki en etkileyici ve mesaj veren bölümün finali olması gerekirdi ? Ayrıca araya sokulan siyasi mesajlarda gereksiz olmuş.
Dekor ve kostümler yeterli. 1970'li yılların İtalya varoşları aynen yansıtılmış. Avrupa ülkeleri içinde bizlere en çok benzeyen milletdir İtalyanlar. Bu durumu oraya yaptığım gezide de aynen tespit etmiştim. Kurallara uymama, Trafik alışkanlıkları, paldır küldür konuşmaları .... vb. Bu karakteristik benzeyişler oyunda bayağı bir hissediliyor. Hatta bir ara acaba oyun Türkiye'de mi geçiyor diye kendi kendine soruyor insan ! Müzikler ve ışık desteği daha iyi olabilirmiş.
Bu oyuna ulaşmamızı sağlayan Çankaya Belediyesine bir tiyatro sever olarak teşekkür eder, diğer belediyelerimizden de bu tip yayınlar bekleriz.
Geç Kalanlar / Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi
Bu oyunu 2016 yılında sahnelere ilk çıktığı sezon izlemiştim. O zamanlar bana biraz sıkıcı ve durağan gelmiş, vasat bulmuştum. Daha sonraları oyun hakkında yapılan yüksek sayıda olumlu yorumu duyup, aşağıda da verilen yüksek puan ve tavsiyeleri görünce, oyunu tekrar izlemek istedim. Şehir Tiyatroları Youtube kanalı da bu fırsatı bugün bana verdi.
Gerçekten de bugün daha farklı bir bakış açısı ile izlediğimde oyuna biraz haksızlık ettiğimi gördüm. Oyun 1.perdesindeki monotonluğa ve standart gidişatına rağmen, özellikle finali ile başarılı bir oyun. Vasat değil ! Sanırım 5 yıl önceki görüşlerimi ilk perdede ki klişe diyaloglar etkilemiş.
Evlilikteki Kadın - Erkek ilişkileri üzerine ders verici, öğretici, yol gösterici, çözüm bulucu bir oyun. Aşağıda bir izleyicinin de dediği gibi bu oyunu seyreden bir çiftin terapiste gitmesine gerek yok ! Hemen hemen her ailede yaşanan sıkıntılı ve üzüntü verici problemlere çok güzel değinilmiş. Daha ötesinde çözüm sunulmuş. Yazar Pervin Ünalp'ı tebrik ederim.
Oyunculuklar süper ! Özellikle, yine her zamanki gibi tabii, Elçin Atamgüç olağanüstü ! Dekor sade ve başarılı, ayrıntılara önem verilmiş. Buzdolabı üstündeki fotoğraf ve magnet'ler ince düşünülmüş. Işık desteği yeterli. Müzik desteği daha fazla olabilirmiş.
İnanılmaz sürpriz ve dramatik finali ile izleyen herkesi derinden sarsan bu oyunu, mutlu olsun olmasın tüm evli çiftlere öneriyorum. Ayrıca ileride evlenecek gençlere de tabii !
Aslan Asker Şvayk
Eskişehir Şehir Tiyatrolarının uzun süre boyunca Kapalı Gişe oynayan bu muhteşem oyununu, 2017 yılında İstanbul'a turneye geldiği zaman izlemiştim. O kadar sevmiştim ki bu oyunu, şimdi Eskişehir Şehir Tiyatroları Youtube kanalında yayınlanmaya başlayınca tekrar seyretme ihtiyacı hissettim. Tekrar tekrar izlenecek bir oyun emin olun !
Dünyaca ünlü Çek yazar Hasek'in savaş karşıtı bu oyunu 1.Dünya Savaşı sırasında Çek Cumhuriyetinde geçiyor. Aşırı zeki mi yoksa sersem birisi mi olduğu anlaşılamayan Köpek Satıcısı Şvayk'ın askere alınması ve sonrasında yaşadığı komik olaylar anlatılıyor. Tabii arka planda devamlı savaşın acıları ve insanoğluna yaptığı zararlara değiniliyor. Çok fazla gülüyorsunuz, espriler muhteşem, özellikle Kilise sahnesinde gülmekten yoruldum ! Trajik finali ise oyunun genel gidişatına tamamen ters olarak hüzünlü.
Oyunculuklar süper. Özellikle Sermet Yeşil harikulade bir performans sergiliyor. Rahip rolündeki oyuncuyu da çok beğendim. Müzikler çok iyi, akılda kalıcı. Kostüm, dekor ve ışık desteği de çok başarılı. Oyuncu makyajlarına değinmek isterim ki oyunun genel yapısına çok uyumlu olmuş.
Bu muhteşem oyunu seyredemedim diye üzülen herkes çok şanslı ! Eskişehir Şehir Tiyatroları youtube kanalında artık izleyebilirsiniz. Çekimler çok net sadece ses başlarda biraz zayıf kalmış, sonra düzeliyor. Arka plandaki çizimleri iyi görebilmeniz için de akşam izlemenizi öneririm.
Akrep
1997 yılında sahneye konduğunda büyük ses getiren, 1998 ve 1999 yıllarında birçok ödül kazanan, 1980 döneminin acılarını yansıtan hüzünlü ve etkileyici bir oyun.
Yaşadığı acılarla o dönemde çokça gündeme gelen muhalif Eşber Yağmudereli'nin Sinop Cezaevinde 1982 yılında yaşadıklarını anlatıyor oyun. Yalnız kaldığı hücresinde, yan hücreye getirilen cinayetten hüküm giymiş ve idam edilmesi söz konusu olan bir mahkumla (Altan Erkekli) yaşadıkları oyunu oluşturuyor. Ülkemizde o dönemde yaşanan yapısal ve hukuksal sorunlara parmak basıyor. Özellikle oyunun sonuna doğru hüzün oldukça artıyor, çok etkileniyorsunuz.
Kadro muhteşem ! Detay vermiyorum yukarıda oyun tanıtımına bakmanız yeterli ! Özellikle Altan Erkekli çok başarılı. Yönetmen Rutkay Aziz. Dekor Sinop Hapishanesini iyi yansıtmış. Işık desteği ve müzikler de güzel.
Youtube'da izleme imkanınız olan bu ünlü oyunu muhakkak seyredin. Özellikle o dönemi yaşamayan ve çokta bilgisi olmayan yeni neslin izlemesini özellikle öneririm. Acılar çabuk unutulur bu ülkede çünkü ....
Jeanne D'arc'ın Öteki Ölümü / Haller Gençlik Merkezi
Jeanne D'arc 100 Yıl savaşları sırasında Fransızları İngilizlerin elinden kurtaran, ama daha sonra siyasi ve dinsel çıkar ilişkileri yüzünden yakılarak öldürülen,
Fransız Katolik Azizesidir. Bu oyunda Jeanne D'arc'ın son anlarını farklı bir şekilde yorumlayan başarılı bir Komedi.
Hapishanedeki hücresinde son anlarını yaşamakla tekrar yaşama tutunmak arasındaki kararını vermek üzere olan Jeanne D'arc, bir anda kendisini ziyaretine gelen Tanrı ile baş başa bulur. Komedi de o anda başlar ! Sonra sahneye giren Cellat ile işler daha da karışık bir hal alır. O bir kahraman mıdır yoksa bir kurban mı ?
Işık, Dekor ve Kostümler süper. Özellikle dekorun duayen Barış Dinçel'in elinden çıktığı hissediliyor. Oyunculuklar ortalamanın üzerinde. "Tanrı" rolündeki Sinan Demirer daha da iyi. Ahlaki, Dinsel ve siyasal mesajlar oyunda bolca mevcut. İzleyenleri bol bol güldüren oyun, Finalinde ki sürpriz ve dramatik bir sahne ile sonlanıyor.
Eskişehir Şehir Tiyatroları Youtube kanalındaki bu oyunu hemen izlemenizi öneririm. Çok keyif alacaksınız. Ama bu oyundan daha iyi ve kaliteli bir oyun daha yayına girdi : "NAFİLE DÜNYA". Bu siteye henüz eklenmediği için detaylı analizini yapamıyorum ama bilin ki harika bir oyun. Sakın kaçırmayın ve o oyunu da hemen izleyin !
Marat Sade / Kadıköy Emek Tiyatrosu
Bu oyun Tiyatro Mundus'un seyrettiğim 2. oyunu. Daha önce "Akıl Defteri" adlı oyunlarını izlemiştim. İncelediğim kadarı ile (Bulut Fabrikası, Beckett gibi) genelde Dansa ve Performansa yönelik oyunları sahneye koymaktalar. Metnin, dekorun, kostümün olmadığı, hareket bazlı gösteriler çoğunlukta.
"Marat Sade" oyununu iyi bildiğim için, sağlıklı değerlendirme adına özelikle bu oyunları seyretmek istedim. Sonuç kötü maalesef ! Çok başarısız, bir çok tiyatro temel ögesi açısından eksik ve yetersiz bir oyun. Ben oy vermeden önceki 7 kişi ile alınan 9,3 'lük puan kesinlikle yanlış, haksız ve dostluk & destek ilişkileri ile alındığı aşikar bir puanlama. Oyunu seyrederseniz ne demek istediğimi anlarsınız!
Dekor sıfır. Kostümler yok gibi. Işık desteği vasat. Oyunun bir bölümünde kuklalar devreye sokularak oyuna renk katılmak istenmiş. Düşüncesi güzel olmakla birlikte o konuda da başarısızlık söz konusu. Oyunculuklar ise orta düzeyde.
Tiyatro Mundus (Mundus Latince bir kelime olup, temiz - düzenli ve zarif anlamına gelmekte) eski dönem oyunlarını Youtube kanallarında yayınlayarak bence tüm diğer tiyatrolara örnek oluyorlar, tebrik ederim. Ama oyunlarını biraz daha geliştirmelerine ihtiyaçları var.
Seyirci / KATS Sahne
Covid-19 şüphesiz Tiyatro dünyasına büyük darbe vurdu ! Gerek seyirci gerekse de emekçileri açısından. Ama bu Pandeminin bir yararı da oldu tiyatro severlere ! Dijital Tiyatro yayıncılığının başlamasına da neden oldu ! Geç bile kalınmıştı alsında.
Önce tiyatrolar.tv şimdi de tiyatronet yayın hayatına başladı ! Birçok özel tiyatro yapımını çok cüzi bir ücret karşılığı evinizden izleyebiliyorsunuz ! Dijital Tiyatro öncesi yapılan oyunlar sadece bulunduğu ilde izlenebiliyordu. Geniş kitlelere ulaşamıyordu. Şimdi yapılan herhangi bir oyunu Hakkari'de yaşayan bir tiyatro sever bile izleyebilecek ! Ne kadar güzel bir nimettir bu ! Emeği geçenlere teşekkür ederim.
"Seyirci" isimli oyunu da tiyatronet web sitesinden izledim. Sıra dışı, büyük emek harcanmış, birçok yönü ile etkileyici ve başarılı bir oyun ! Psikolojik sorunları olan, hayatının son demlerine yaklaşmış bir saat tamircisinin hayatının muhasebesini yapmasını anlatıyor. Pişmanlıkları, aşkları, ailesi, üzüntüleri, sevinçleri ... Ama hep bir izleyici olmuş, müdahale edememiş hayatına ! Bunun hayatında yarattığı olumsuzluklar göz önüne seriliyor.
Tek kişilik bu oyunda oyuncu Onur Şenay muhteşem bir performans sergiliyor. Dekor, müzik, ışık desteği mükemmel ! Özellikle dekor ödüllük derecede güzel. Her bir detay büyük incelikle işlenmiş. Artık yok olmaya yüz tutmuş mahalle aralarındaki bir Saatçi dükkanı aynen oluşturulmuş. O büyüleyici saat tiktakları sesleri ayrıca başarılı. Biz orta yaş ve üzeri seyircilerin çok iyi bildiği Saat Tamircilerinin büyüleyici nostaljik atmosferi insanı oldukça etkiliyor. Türk Sanat Musikisinin en güzel eserleri de sık sık oyunda yer alıyor. Nostaljik atmosferi tamamlıyor.
Oyunun olmayan yönü süresi. 1,5 saate yakalaşan süresi daha kısa olsa (Mesela 1 saat) iyi olurmuş. Belirli bir andan sonra ilginiz dağılmaya başlıyor. Çünkü gidişatı tahmin etmeye başlıyorsunuz.
Eski dönemleri özleyen herkesin çok sevebileceği bu oyunu tiyatronet web sitesinde istediğiniz zaman izleyebilirsiniz. Bence tüm tiyatro severler Dijital Tiyatroya destek olmalı. Bu iş yaygınlaşmalı ...
Akıl Defteri
Akılcılık ile Duygusallığın çatışmasını baz alan, kadın - erkek ilişkileri üzerine vasat bir oyun.
Paris'te küçük bir dairede kalmakta olan, planlı, programlı ve mantık üzerine bir yaşam kuran erkeğin hayatına, bir gün yanlışlıkla dairesine gelen plansız, programsız ve spontane yaşayan bir kız girer. Aralarında 3 - 4 günle sınırlı kalan hızlı bir ilişki yaşanır. Oyun bu çok değişken 4 günü anlatıyor. Hiç bir mesaj veremediği gibi çok mantıksız bir finalle de sonlanıyor.
Oyunculuklar vasat. Kadın oyuncu vasatın üstünde, erkek oyuncu altında. Dekor çok sade ve yetersiz. Kostümler 1968 Fransa'sını hiç ama hiç yansıtmıyor. Sahne geçişlerindeki müzikler ise çok hoş ve nostaljik.
Kurgusu ve içeriği ile hiç bir anlam taşımayan bu oyunu seyretmenizi önermem.
Trom
Bu oyunu iyi anlamak ve yorumlamak için kesinlikle öncesinde "Masanın Altında" oyununu seyretmek veya okumak gerekir. Ben o şanslı kişilerden birisiyim. Bu yaz Menfi Tiyatro'da Eraslan Sağlam rejisinde bu oyunu izledim. Oyun hala tiyatronun Youtube kanalında yayında. İzlemenizde fayda var.
O oyunun ana karakteri olan Dragomir 'i kendisi ile özdeşleştiren bir gencin, oyunu sahneye kendisinin nasıl koyacağını anlatmakta. Tek kişilik ve yaklaşık 2 saatlik zor bir performans ! Birçok karakteri, kadın - erkek fark etmeksizin canlandırıp oynuyor. Sıfır dekorda her sahneyi seyirciye tek tek anlatıyor. Hitap ve anlatım yeteneği olağanüstü başarılı. Seyirciye hakimiyeti yüksek.
Oyunu eksik kalmış yönleri de yok değil tabii. Bir kere süresi çok uzun. Rahat 45 dk. daha kısaltılabilirmiş. Gereksiz detaylar bolca var. Girişteki kendini tanıtım sahnesi bence olmamalıydı mesela. Asıl metindeki final sahnesi anlatılmamış. Dekor, ışık ve müzikte oyunda yok.
Çok fazla methiyesini duyduğum, bu sitedeki yüksek puanı ve bolca olumlu yorumu ile oldukça merak ettiğim bu oyunu sonunda seyrettiğim için mutluyum. Biraz abartılmış olsa da güzel bir oyun. Hemen seyredin derim !
Teftişör / Fişekhane
Bir oyuna hem 10 puan hem de 1 puan veren olunca o oyun daha da ilgimi çekmekte. Bu puanları verenlerin aşağıdaki yorumlarını da okudum tabii. Her 2 gruba da katılmıyorum. Ne müthiş ne de çok kötü bir oyun ! Vasat bir Gogol'un Müfettiş uyarlaması !
Oyunu vasat kılan 3 önemli unsur var bana göre. Birincisi ilk 20 dakikalık giriş bölümü. O kadar hızlı ve o kadar anlaşılmaz ki çoğu seyirci bu bölümü anlamakta zorlanır ! Konuşmalar çok hızlı ver seri. Özümsemekte zorlanıyor insan. İkinci unsur ise gereğinden fazla olan süresi ! Net 2 saat. Ama o kadar boş ve tekrarlayan diyalog var ki rahat yarım saat daha az olabilirmiş. Üçüncü sıkıntı ise kadın oyuncuları erkeklerin canladırması olmuş ! Ne anlamı var ? Ne amaçlanmış ? Kadro sorunu mu vardı yoksa ? Olmamış. Bu unsurlar oyunu maalesef iyi olmaktan geriye çekiyor.
Oyunculuklar çok güzel. Tüm ekip hem de ! Kolay görülen bir şey değildir bu sahnelerde ! Işık ve Müzik desteği de keza çok güzel. Kostümler oyunla uyumlu. Dekoru ise beğenmedim. Farklı olmak adına mantıksız bir yapı kurulmuş.
Müfettiş oyununu biliyor ve seviyorsanız, bu oyunu da bir izlemenizi öneririm. Bakalım bu uyarlama size göre nasıl olmuş ? Ne kadar farklı bakış açısı olursa bir oyun o kadar iyi değerini bulur çünkü ...
Tartuffe
Moliere'in dünyaca ünlü oyunu Tartuffe'nin oldukça farklı ve yenilikçi bir yorumu. Çok güldürüp eğlendiren bu değişik yorumlama için Yönetmen Emrah Eren'i ve tüm ekibi tebrik ederim.
Yaklaşık 2 saat boyunca bol bol gülüyorsunuz. Oyunu daha önce 2 farklı reji ve sahnede izlemiş biri olarak diyebilirim ki seyredince çok eğleneceksiniz ! Özellikle klasik eserden farklı bitirilen finali benim için çok büyük bir sürpriz oldu ! Ama final şarkısı ile verilen mesaja da çok uyumlu idi ! Esprilerin kalitesi çok yüksek. Oyuncuların enerjisi çok etkin.
Oyunculuklar çok iyi. Özellikle Hizmetçi rolündeki oyuncu Feri Baycu Güler'i çok beğendim. Kostümler çok renkli ve başarılı. Cıvıl cıvıl ! Müzikleri bir ustanın, Tolga Çebi'nin eseri ! Işık desteği yerinde. Dekor sadece 1 tane, yan yatmış bir haç görünümündeki konak ! Her ne kadar ilgi çekici olsa da daha detaylı bir dekor yapılabilirmiş. Cep telefonu ve siyasal taşlamaları yerinde bulmadığımı ifade etmeliyim.
Bu sıkıcı ve sinir bozucu Sokağa Çıkma Yasağı döneminde bolca gülmek ve eğlenmek istiyorsanız bu oyunu kaçırmayın.
Bir Valize Ne Sığar Ki? / AST Bilkent Sahne
Öncelikle kapanmak üzere olan ülke tiyatrosunun temel taşlarından AST Ankara Sanat Tiyatrosuna destek vererek ayakta kalmasını sağlayan Çankaya Belediyesine bir tiyatro sever olarak teşekkür etmek isterim. Hem AST kurtuldu hem de Ankara dışındaki tiyatro izleyicilerinin AST oyunlarına erişimi sağlandı !
Oyun her yönü ile kaliteli olduğunu hissettiriyor ! Dekor güzel, kostümler güzel, ışık desteği güzel, müzik ve orkestra mükemmel. Ödenekli bir tiyatro kalitesinde. Oyunculuklar ise zaten tartışılmaz, üst düzey. 2.Dünya savaşı zamanı, Alman işgali öncesi Atina'da bir meyhanede kapalı kalan bir grup Anadolu göçmeninin hikayesi anlatılıyor. Bazen hüzün çoğunlukla komedi hakim oyuna.
Tiyatral açıdan çok başarılı olan bu oyunun verdiği mesajlara ve içeriğine ise iki açıdan katılmıyorum. Birincisi sadece Yunan tarafının acıları ve sıkıntıları anlatılmış. Halbuki yaşanan acılar ve sıkıntılar her 2 taraf içinde ortaktı. Nasıl acılar ve sıkıntılar ortak yaşandı ise sahneye de öyle ortak yansıtılmalıydı. Tarafsız olmalıydı !
Diğer katılmadığım nokta ise bizzat Mübadele uygulamasının eleştirilmesi ! Her ne kadar bir çok üzüntü ve acıya sebep olsa da, o dönemde ve o savaş koşullarında alınan bu karar son derece doğruydu. Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün düşünüp uyguladığı birçok diğer karar gibi doğruydu. Çünkü eğer bu Mübadele olmasa idi her 2 tarafta da yaşamaya devam etmek isteyenler ya öldürülecek ya tutuklanacaktı. Yani bu oyuna konu bile olamayacaklardı !
Doğru olan şey ne savaşların ne de savaşların acı sonuçlarından biri olan Mübadelelerin olmaması !
Tiyatroyu özlediğimiz bu eve kapanma günlerinde Youtube'da yayınlanmakta olan bu kaliteli oyunu hemen seyredin lütfen. Çünkü sadece 2 gün yayında kalacak.
Yıldız Tozu / Sanat Fabrikası
Balkanların dünyaca ünlü oyun yazarı Duşan Kovaçeviç'in birçok oyununu izledim. "Profesyonel" hariç hiç bir oyununu sevemedim. Belki bu sevdiğim 2. oyunu olur diye umuyordum ama olmadı maalesef ! Hatta seyrettiğim en kötü oyunu denebilir !
Birbirleri ile inanılmaz derecede uyumsuz olan 2 ayrı evli çiftten, uyanık ve zeki olanlarının yaşadığı gizli bir ilişkiyi anlatıyor oyun. Eşlerine ihanet eden bu 2 kişinin, mevcut eşlerinden ayrılıp evlenmeye karar vermeleri ile olaylar gelişiyor. Özellikle oyunun sonuna doğru da gelişmeler absürt bir hal alıp, saçma sapan bir sonla oyun bitiveriyor.
Dekor olarak sadece bir masa ve 2 sandalye var. Kostümler etkisiz. Işık desteği zayıf. Oyunculuklar çok kötü. Özellikle baş roldeki kadın oyuncunun (Yelena) sesi çok zayıf ve düşük.
Hiç bir mesaj veremeyen, güldüremeyen, düşündüremeyen vasatın altında bir oyun. İzlemenizi önermem.
Kadın Ölüleri / Su Gösteri Sanatları Merkezi
Youtube'dan yayınlanan 38.İzmir Tiyatro Günleri Festivalinde oyunu seyretme imkanı buldum. Ülkemizin çözülemeyen sorunu olan Kadına Şiddet üzerine hüzünlü ve dramatik bir oyun.
Çevremizde de sık sık tanık olduğumuz Kadının Yalnızlaştırılması, Kadına Şiddet, Tecavüz, Cinsel istismar ve Namus cinayetleri 10'ar dakikalık kısa öyküler halinde sunulmakta. Her bir öykü oldukça acı veriyor izleyenlere. O yüzden bunu bilerek izlemelisiniz. Özellikle anlatılan trajedileri yaşayan izleyiciler çok etkilenecektir.
Dekor çok sade, yok gibi. Kadınların hepsi aynı elbiseyi giyiyor, Kefeni andırıyor ! Müzikler çok güzel. Işık desteği yerinde. Öykülerin arasında, oyunun başında ve sonunda kısa dans gösterileri var. Oyunculuklar çok başarılı, 5 kadın oyuncumuzu da tebrik ederim.
Kadına Şiddet ve Kadının Toplumuzdaki yeri üzerine yerinde mesajlar veren bu hüzünlü oyunu seyretmenizi öneririm.
Sineklerin Tanrısı
Bu salgın günlerinde birçok oyunu ücretsiz olarak evimize getiren 38.İzmir Tiyatro Günleri organizasyonu ilk defa sınıfta kaldı ! İnanılmaz derece kötü bir görüntü ve ses kalitesi ile bir oyun yayınlandı. El kamerası ile çekim mi olur ? Böyle bir amatörlük olur mu ? Lütfen sorumlulardan hesap sorulsun ! Yayınlanacak diğer oyunlar bunun gibi olmasın !
Oyun zaten amatör genç lise öğrencilerinin yaptığı bir oyun. Söyledikleri kolay anlaşılmıyor. Kelimeleri yutuyorlar. Tiyatro eğitimi almamışlar. Bunlar yetmezmiş gibi bir de ses kalitesi kötü olunca, 2 saatlik oyunun büyük bir kısmı anlaşılmaz olmakta.
Aslında oyun içerik olarak çok ünlü bir kitabın uyarlaması. İngiliz yazar William Golding'in 1954 yılında yazdığı çok ünlü bir romanın sahneye konmuş hali. Bu kitabı lise yıllarında okumuştum. Beni çok etkilemişti. Issız bir adaya düşen bir grup İngiliz gencinin zamanla nasıl insandan hayvana dönüşebildiğini anlatmakta. İnsanın doğasındaki vahşeti açığa çıkaran bir kitap.
Dekor, Işık düzeni, kostümler ve müzik mükemmel. Ödenekli profesyonel bir tiyatro kalitesinde. 5 puanı da o yüzden verdim zaten. Oyunculuklar çok amatörce. Tabii doğası gereği bu oyunda tamamı profesyonel bir kadro oluşturmak imkansız. Sadece "Domuzcuk" rolündeki genç arkadaşı ilerisi için umut verici gördüm.
Oyunun puanına ve aşağıdaki yorumlara sakın aldanmayın. Çoğu sadece bu oyun için siteye üye olup, yüksek puan vermiş kişiler. Büyük ihtimalle oyun ekibi ve arkadaşlarının yakın çevresi. 8 puanlık bir oyun değil çünkü.
Görüntü ve Ses kalitesi çok kötü olduğu için oyunu izlemenizi önermiyorum. Ancak kitabı okumuş ve çok sevmiş kişiler, merak ediyorlarsa izleyebilirler.
Atlı Karınca Hikayeleri / Nâzım Hikmet Kültür Merkezi
İzmir'de ki tiyatro kültürünün ve ortaya konan yapımların, Ankara ve İstanbul'un gerisinde olduğu aşikar ! Youtube'dan yayınlanmakta olan İlk dijital tiyatro festivali olan 38.İzmir Tiyatro Günlerinde bu durum daha da ortaya çıktı.
Mesela dün bir oyun izledim, Tiyatro US yapımı "Tesla" ! Son derece başarısız, amatör ve etkisiz bir lise müsameresi havasındaydı maalesef. Tabii ki emeğe saygım sonsuz ama ben olsam böyle bir oyunu sahneye koymazdım.
"Atlı Karınca Hikayeleri" ise şu ana kadar seyrettiğim tüm İzmir ekibi oyunlarından daha güzel ve farklı idi ! Yazarı, içeriği ve sahneye konuşu ile kalitesini hissettirdi. 1800'lü yılların sonunda Viyana'da geçen, kadın sömürüsü, sınıf farklılıkları ve cinsellik üzerine bir oyun. Ama sonuçta verdiği mesajları ve oyunun gidişatını anlamakta zorluk çekiyorsunuz. Bu da oyunu vasat bir hale sokuyor.
Oyuncu Yasemin Şimşek Tüzün çok başarılı. Birbirinden çok farklı karakterleri başarıyla canlandırıyor. Özgüveni yüksek. Kostümler, müzik ve ışık desteği de iyi. Dekor biraz yavan kalmış.
Farklı bir oyun izlemek istiyorsanız seyretmenizi öneririm. Gidişatını anlayamazsanız bile sırf Yasemin Şimşek Tüzün'ün oyunculuğu görmeniz kazancınız olacaktır.
Darmaduman / Sahne Salt
Toplumun uç noktalarındaki 2 çok farklı çiftin ilişkilerini konu alan yerli bir oyun. Kadın - Erkek anlaşmazlıkları, İhanet, Kadının toplumdaki yeri, Kadına şiddet gibi bilinen konular ele alınmakta. Ama maalesef oyun bir mesaj vermemekte !
Zengin ve kültürlü bir çift ile, onların yanında çalışmakta olan bir hizmetçi ve ona şiddet uygulayan işsiz kocası oyunun kadrosunu oluşturmakta. Zengin adamın işsiz olan erkeğe yüklü bir para vererek, Hizmetçi eşinin gizemli bir konuda susması gerektiğini istemesiyle olaylar gelişmekte. Fakat final hiçte beklendiği kadar gizemli çıkmamakta.
Dekor sadece 1 deri koltuk ! İş yerlerinin bekleme salonlarında olan türlerden. 4 kişinin yan yana sığdığı bir koltuk. Oyun boyunca da tüm oyuncular burada oturmakta. Işık desteği çok güzel. Oyuncuların sahne geçişlerinde gördüğü rüyaları destekliyor. Rüyalara değinmişken, yazar bu rüyalar ile oyuna renk getirip, karakterlerin psikolojik durumlarını irdelemek istemiş. Ama bence başarılı olamamış. Rüyaların oyunda yaşananlara bağlantısı yavan kalmış.
Oyunculukları çok beğendim. Her bir oyuncu çok başarılı ve oyunu özümsemiş. Fakir çiftin şiveleri çok doğal ve gerçekçi.
Oyun bir şekilde kendisini izletiyor. Sürükleyici diyebiliriz. Ama sonunda yaşananlar ve veremediği mesajlar ile vasat bir oyun olmaktan kendini kurtaramıyor.
Şişman Güzeldir / Ataşehir Deniz Gezmiş Parkı Amfi Tiyatro
Çok sevdiğim iki usta, ünlü İtalyan oyun yazarı Dario Fo ve "Uçurtmayı Vurmasınlar" ile "Züğürt Ağa" filmleri ile her daim aklımda kalan ünlü oyuncu Füsun Demirel'in bir araya geldiği bir oyunun çok iyi olmasını beklerdim. Ama maalesef vasatın altında kötü bir oyun çıktı karşıma !
Avrupa'da Türkiye'ye her yönden en çok benzeyen ülke olan İtalya'da ki Kadın sorunları üzerine komedi tarzında yazılmış eleştirel bir oyun. Zaman zaman kültürel farklılıkları hissetmenize rağmen ülkemizde de yaşanabilecek sorunlar anlatılmakta. Oyunu izlerken aynı konuyu bir Türk oyun yazarı bizim insanımıza uyarlasa çok daha iyi olurdu diye düşünmedim değil !
Füsun Demirel hariç oyunculuklar çok yetersiz. Oyuna adapte olamamışlar. Dekor vasat. Daha detaylı olabilirmiş. Kostüm - ışık desteği keza zayıf.
Sadece Dari Fo oyunlarını çok sevenler belki oyundan zevk alabilir. Geri kalan herkes için sıkıcı olacağını düşündüğüm için tavsiye etmiyorum.
Tırnak İçinde Hizmetçiler / Kadıköy Boa Sahne
Oyunun yüksek puanı, aşağıda verilen bolca 10 ve 9 puanlar, oyuna düzülen onlarca methiye sonucu büyük bir merak ve beklenti içinde oyunu seyretmeye karar verdim. Sonuç tam bir hayal kırıklığı ! Vasat bir "Yerli" Hizmetçiler uyarlaması !
Hemen baştan söyleyeyim, "Hizmetçiler" oyununu iyi bilirim, 2 farklı reji ve sahnede izledim, ayrıca da okudum. Dolayısı ile o oyunu bilmeyen bu oyunu anlayamaz döngüsünün dışındayım.
Sanırım oyunun bu kadar çok iyi yorum almasının temel sebebi, Genç ve işsiz tiyatrocuları - tiyatro dünyasının ana sorunlarını - camia içi ilişkileri anlatması ! Bu dünyada yer alan insanlar doğal olarak bu oyuna daha farklı gözle bakıyor. Kendilerini oyuncuların yerine koyuyor. Böylelikle de vasat oyun süper oyun oluyor ...
Dekor yok, Kostüm yok, Işık yok. Oyunculuklar ise başarılı. Herkes Nezaket Erden'i övmüş ama bana göre Pınar Güntürkün çok daha iyiydi ! Ayrıca oyun süresi itibarı ile tek perde değil de 2 perde olsa daha iyi olurmuş.
Oyunu izlemenizi öneririm. Bakalım aşağıdaki oyuna tapan Çoğunluktan mı olacaksınız yoksa oyunu beğenmeyen azınlıktan mı ?
Dansöz / Kadıköy Boa Sahne
1980 Darbesi sonrası her Yılbaşında tek TV kanalı ola TRT'de yeni yılın ilk dakikalarında Dansöz çıkardı ! Tüm Türkiye nefesi tutar, bu dans gösterisini izlerdi. Nesrin Topkapı mesela, efsane bir sanatçı idi ! Muhafazakar bir ülkenin kabuğundan çıkışının ilk adımlarıydı !
Sonraki yıllarda bu Dansöz olayı görsel ve sanatsal özelliklerini kaybetti. TV kanallarının artması, İnternet'in yaygınlaşması, kalitesiz dansözlerin piyasaya çıkması ile unutuldu gitti. Gece kulüpleri ve Pavyonlarla sınırlı kaldı.
İşte bu oyun Ankara'da ki bir pavyonda çalışan genç ve güzel bir dansözün yaşadığı acıları, aşkları, aldığı dans eğitimini ve dansözlüğe olan tutkusunu anlatıyor. Bu tip yerlerde yaşanan cinsel ve emek sömürüsüne değiniyor. Ağır, sert ve sürpriz bir finalle de sonlanıyor. Her ne kadar çok değişik bir konusu olsa da vasat bir yapım olmuş.
Genç oyuncu Sezen Keser çok başarılı. Zor bir rolü üstlenmiş ! Garip bir lehçesi var, sanki Almanya'dan gelen gurbetçi kızlarımız gibi konuşuyor. Ürkek, hüzünlü ve çekingen tavrı oyun boyunca dikkati çekiyor. Aralarda verilen dans sahnelerinin gişe amaçlı olduğu aşikar, ben gereksiz buldum.
Bir Türk filmi havasında geçen, mesaj veremeyen, Dansözlerin yaşadığı sorunları sahneye taşıyan orta düzeyde bir oyun. İzmir Tube'da sadece 2 gün yayında kalacak. İzlemenizde fayda var.
Şahane Düğün / Uğur Mumcu Sahnesi
Çok komik, çok tempolu ve sürprizlerle dolu keyifli bir Robin Hawdon oyunu. İstanbul Devlet Tiyatrolarında Haldun Dormen'in yönettiği "Karmakarışık" isimli oyuna içerik ve gidişat olarak oldukça benziyor.
Tabii ki aşağıda bazı seyircilerin dile getirdiği gibi, oyunculuklar oldukça yetersiz ve amatör seviyede. Özellikle ses ve mimik kullanımında sorunlar var. Ama işlerini o kadar şevkle ve istekle yapmaktalar ki, oyunda o kadar komik ki, 1,5 saatin nasıl keyifle geçtiğini anlayamıyorsunuz. Özellikle oda görevlisi rolündeki oyuncu umut vaat ediyor.
Dekor çok sade. Biraz daha detaylı yapılabilirdi. Oda geçişi kurgusu güzel düşünülmüş ama kimi sahnelerde oyuncular bu sınırı unutarak geçiyor ! Kostümler yeterli.
Youtube'da izlemeniz mümkün olan bu oyunu, şu sıkıntılı ve sevimsiz günlerde biraz gülebilmeniz adına şiddetle tavsiye ediyorum.
Aziz Nesin Kabare / Diyarbakır Sezai Karakoç Kültür ve Kongre Merkezi
Türkiye'nin ilk Dijital Tiyatro Festivali olan 38.İzmir Tiyatro Günleri kapsamında bu akşam İzmir Tube kanalından yayınlanan bu oyundan beklentim çok yüksekti ! Hem oyunun puanı hem de aşağıdaki yorumları beklentimi daha da artırmıştı ! Ama maalesef inanılmaz derece de kötü ve boş bir oyun çıktı karşıma.
Aziz Nesin hiç bu kadar kötü ve yavan yorumlanmamıştır sanırım ! Oyun seyircisiz oynandı Dijital yayın gereği. Belki oyunun bu kadar yavan olmasının nedenidir bu ! Çünkü bu tip komedi oyunlarının sinerji kaynağı seyirci ve seyircinin kahkahalarıdır. Seyirci ve gülme sesi olmayınca esprilerde havada kaldı hep !
Oyuncu kadrosu çok zengin halbuki ? Daha etkin bir oyun beklerdim. Aziz Nesin'i çok severim. Gençken tüm kitaplarını okumuşumdur. Hemen hemen tüm tiyatro uyarlamalarını seyrettim. Ama gerçekten bu yorumu çok başarısız çıktı.
Oyunlar İzmir Tube kanalında sadece 2 gün yayında kalıyor. O yüzden bir an önce seyretmenizi öneririm. Belki de ben yanılmış, aşağıdaki çok beğenen seyirciler haklıdır kim bilir ? Bir de siz seyredin bakalım ...
Gettodakiler / Moda Sahnesi
Öncelikle tüm Tiyatro tutkunu takipçilerime çok iyi bir haber vermek isterim ! Covid-19 salgınının azalması ile sezon başında açılmaya başlayan tiyatro sahneleri, biliyorsunuz vakaların tekrar artması nedeni ile hafta içi alınan kararlar ile tekrar kapatılmaya başlamıştı. İşte bu eve kapanma günlerinde bizlere ilaç gibi gelecek bir haber, aşağıda aynen veriyorum :
" İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 38’inci Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri başlıyor. “Tiyatro sizi başka dünyalar ile buluşturur” mesajıyla sanatseverlere seslenecek Türkiye’nin ilk dijital tiyatro festivali kapsamındaki 76 oyun İzmir Tube üzerinden yayınlanacak.
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 38’incisi düzenlenen İzmir Tiyatro Günleri 20 Kasım–22 Aralık tarihlerinde internet üzerinden evlere konuk olacak. Pandemi koşulları sebebiyle ertelenen tiyatro günleri kapsamındaki oyunların tamamı İzmir Tube üzerinden yayınlanacak. Türkiye’nin ilk dijital tiyatro festivali “Tiyatro sizi başka dünyalar ile buluşturur” sloganıyla izleyici karşısına çıkacak.
Çekimleri İsmet İnönü Sanat Merkezi, İzmir Sanat ve İzmir’deki farklı sahnelerde yapılan 44 yetişkin, 32 çocuk oyunu olmak üzere 76 eser Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri kapsamında yayınlanacak. İzmir’in ilk dijital festivali, 20 Kasım’da Teftişör, Barakalar ve Saraylar, Haydi Masallara ve Bremen Mızıkacıları oyunları ile başlayacak. İzleyiciler 33 gün boyunca oyunları İzmir Tube kanalından ücretsiz izleyebilecek. 38’inci İzmir Tiyatro Günleri’ndeki 76 oyunun 55’i İzmirli grupların desteklenmesi amacıyla yerel tiyatro toplulukları tarafından sahnelenecek. "
Gelelim oyuna. Oyun Festival kapsamında izlediğim 3.oyundu. Karmakarışık, ne dediği anlaşılmayan, ne mesaj verdiği çözümlenemeyen başarısız bir yapım.
Tiyatro yazarlarından ve Yönetmenlerinden bir ricam var ! Lütfen oyunlarınız anlaşılır olsun ! Farklı olmak adına, birkaç eleştirmenden övgü almak adına oyunlarınızı karmaşık hale sokmayınız. Seyirci ne izlediğini anlayabilsin !
Anladığım kadarı ile bu oyun, Tarih boyunca Gettolara tıkılan Yahudi, Eşcinsel, Fahişe ve Çingenelerin acılarını anlatıyor. Oyunculuklar vasat. Bazı oyuncular amatör seviyede. Sesleri zayıf. Girişteki dans gösterisi ve oyunun müziği ise çok güzel. Ayrıca kostümlerde çok başarılı. Fazladan 1 puanı da bu 2 olgu için verdim zaten.
Sadece çok vaktiniz varsa izleyin derim. Bakalım bir şey anlayacak mısınız ?
Barakalar ve Saraylar (Leonce ile Lena Üzerine Bir Çalışma) / Tiyatro Pera Sahnesi
Öncelikle tüm Tiyatro tutkunu takipçilerime çok iyi bir haber vermek isterim ! Covid-19 salgınının azalması ile sezon başında açılmaya başlayan tiyatro sahneleri, biliyorsunuz vakaların tekrar artması nedeni ile hafta içi alınan kararlar ile tekrar kapatılmaya başlamıştı. İşte bu eve kapanma günlerinde bizlere ilaç gibi gelecek bir haber, aşağıda aynen veriyorum :
" İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 38’inci Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri başlıyor. “Tiyatro sizi başka dünyalar ile buluşturur” mesajıyla sanatseverlere seslenecek Türkiye’nin ilk dijital tiyatro festivali kapsamındaki 76 oyun İzmir Tube üzerinden yayınlanacak.
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 38’incisi düzenlenen İzmir Tiyatro Günleri 20 Kasım–22 Aralık tarihlerinde internet üzerinden evlere konuk olacak. Pandemi koşulları sebebiyle ertelenen tiyatro günleri kapsamındaki oyunların tamamı İzmir Tube üzerinden yayınlanacak. Türkiye’nin ilk dijital tiyatro festivali “Tiyatro sizi başka dünyalar ile buluşturur” sloganıyla izleyici karşısına çıkacak.
Çekimleri İsmet İnönü Sanat Merkezi, İzmir Sanat ve İzmir’deki farklı sahnelerde yapılan 44 yetişkin, 32 çocuk oyunu olmak üzere 76 eser Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri kapsamında yayınlanacak. İzmir’in ilk dijital festivali, 20 Kasım’da Teftişör, Barakalar ve Saraylar, Haydi Masallara ve Bremen Mızıkacıları oyunları ile başlayacak. İzleyiciler 33 gün boyunca oyunları İzmir Tube kanalından ücretsiz izleyebilecek. 38’inci İzmir Tiyatro Günleri’ndeki 76 oyunun 55’i İzmirli grupların desteklenmesi amacıyla yerel tiyatro toplulukları tarafından sahnelenecek. "
İşte bu Türkiye'nin ilk Digital Tiyatro Festivalinde dün akşam "Barakalar ve Saraylar" adlı oyun yayınlandı ve seyretme şansı buldum.
Bir oyuna hem 10 hem de 1 puan veren olunca, oyun daha da ilgi çekici olmakta benim için. Zevkler ve Renkler tartışılmaz dense de ben beğenmeyenler tarafındayım. Oyunu hiç ama hiç beğenmedim !
Daha önce Şehir Tiyatrolarında izlediğim "Leonce ve Lena" oyunu zor, sıkıcı, idrak etmesi güç ve sahneye koyması zor bir oyundur. Bu oyun aynı yazarın " Hessenli Köy Postacısı " adlı bildirisi ile harmanlanıp, güncel bir reji eşliğinde sahneye konmuş. Dolayısı ile içerik daha da zorlaşmış. Sürükleyici ve anlaşılır değil. Arada okunan bildiri maddeleri dışında hiç bir şey anlamadım desem yeridir !
Zaten daha önce de birkaç kez ifade etmiştim, Klasik oyunların güncel dekor, güncel kostüm, güncel müzik ile yapılan güncel yorumlarını hiç ama hiç sevmiyorum.
Oyunculuklar yeterli. Dekor sıfır düzeyde. Kostümler güncel kıyafetlerden. Ara geçişlerdeki müzikler güzel. Çekimler seyirci olmadan tamamen ekran başındaki seyirciler için yapıldığı için, çekim ve ses kalitesi mükemmel düzeyde. Hatta sahne içine girilip yapılan yakın çekimler ile kendinizi tamamen sahnede hissettiğiniz anlar oluyor.
Görülüyor ki Digital Tiyatro geleceğimizde önemli bir yer tutacak. Bunun ilk adımı atılmış, devamı gelir umarım !
Geçit / Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi
Dağ başında baş başa kalmış bir Ağa ve bir Maraba üzerinden, ülkemizdeki Feodal düzeni eleştiren, keyif veren, sürükleyici, bizden bir oyun.
Sahnelerimizde bu tip yerel oyunları seyretmek güç. Çok zor çıkıyor karşımıza. Halbuki Tiyatronun evrensel mesajları arasındaki "Farkındalık" ve "Halkı Uyandırma - Düşündürme" açısından baktığımızda bu tip oyunlara çok ihtiyacımız var. Özellikle bu oyunun Güneydoğu ve Doğu'daki Ağalar tarafından hala sömürülmekte olan insanlarımıza ulaştırılması lazım !
Emre Narcı ve Müslüm Tamer ekibine denk geldim. Çok başarılılar, tebrik ederim. Ekip derken hemen bir saptamamı ileteyim : Geçen haftaki "Kısraklı Kadın" adlı yeni oyun oyuncu rahatsızlığı nedeni ile iptal edildi. Çok üzüldük. Çünkü bu Pandemi döneminde zaten seans sayıları çok azaldı. Hemen hemen her oyunda çift ekip var. "Kısraklı Kadın" oyununda neden yok ? Şehir Tiyatroları çok zengin bir kadroya sahip. Her oyunun tam bir yedek ekibi olmalı. Bir oyuncu rahatsızlansa bile hemen yerine oyuncu ikame edilmeli. Umarım İdareciler bu yazımı okurlar ve bir çare bulurlar.
Dekor sade ama etkili. Dağ başı havası iyi verilmiş. Ara geçişlerdeki video efektler çok gereksiz ve saçma idi. Müzik desteği daha fazla olabilirdi. Ayrıca şu sahnede SİLAH PATLATMA merakından artık Yönetmenlerimiz ve Yazarlarımız vazgeçmeli ! Silah ve Şiddet tiyatronun ruhuna, özüne aykırı ! Seyircilerin neredeyse tamamı silah veya silah kullanımını istemiyor ! Ne zaman bu isteğe karşılık vereceksiniz ? Lütfen sahnelerde silah patlatmayın artık !
Etkileyici, düşündürücü, ülkemizdeki Ezen - Ezilen ilişkileri üzerine çok güzel bir oyun izlemek istiyorsanız bu oyunu seyredin.
Newton Bilgisayardan Ne Anlar
Devlet Tiyatroları Repartuvar Kurulu üyelerine sormak isterim, böylesine boş, anlamsız, mesajsız, düşündürmeyen ve güldürmeyen bir oyunu nasıl olur da Repartuvara alırsınız ? Hadi kazara aldınız diyelim nasıl sahneye koyarsınız ? Hiç mi incelemediniz ? Hiç mi okumadınız ?
Bir oyunu bazıları sever, bazıları sevmez. Zevkler ve beğeniler farklıdır. Ama aşağıda da göreceğiniz ve oyun puanından da anlayacağınız üzere toplu olarak beğenilmeyen bir oyun bu ! Çünkü oyun o kadar boş ki anlatamıyorum. En azından evlilikler veya kadın - erkek ilişkileri üstüne mesaj vermesini bekliyorsunuz, inanın o da yok ! İlk perde sonunda birçok kişi gibi oyunu terk edecektim ama belki 2.perde toparlar diye kalmaya karar verdim. Yanlış yapmışım ! 2.Perde çok daha kötü çıktı !
Oyuna 1 değil de 2 puan vermemin tek sebebi çok güzel ve emekle hazırlanmış dekoru ! Detaylara çok dikkat edilmiş, arka planda ki dalga ve martı sesleri ile kendinizi gerçekten de Plajda hissediyorsunuz. Arkaya doğru sahne tam kapasite kullanılarak derinlik hissi çok başarıyla sağlanmış. Oyuncular da gayretli ve büyük emek sarf ediyorlar ama bu boş oyunu kurtarmaya yetmiyor.
Sonuç olarak kesinlikle izlemenizi tavsiye etmiyorum, büyük zaman kaybı. İstanbul Devlet Tiyatroları Yönetimi de belki bu tepkileri gördü sanırım çünkü oyun Kasım ayı programından çıkarılmış.
Zehir / Recep Tayyip Erdoğan Kongre Merkezi
Hollanda'lı ünlü yazar Lot Vekemans'ın (Yukarıdaki tanıtımda ismi eksik yazılmış) Evli Kadın - Erkek ilişkilerini irdelediği, iki cinsin dünyaya ve yaşananlara nasıl farklı açılardan bakabildiğini gösteren vasat bir oyun.
Vasat diyorum çünkü diyaloglar ve konu o kadar durağan ki birkaç sahne hariç sürükleyicilik yakalanamıyor. Özellikle oyunun ilk yarısı oldukça monoton. Ayrıca oyunun izleyenlere ne mesaj vermek istediği de belirsiz. Sorunların nasıl çözülmesi gerektiği üzerine bir yol göstermesini beklerdim oyundan.
İki oyuncu grubu ile oyun sahneye konuyor. Bize Ahmet Saraçoğlu - Sevinç Erbulak ikilisi denk geldi. Ellerinden geleni yapıyorlar, başarılılar ama bu başarı oyunu kurtarmaya yetmiyor.
Şehir Tiyatrolarında Pandemin ismini verdiği Sezon Minimal'in şüphesiz seyirci açısından en kötü yanı dekor olayı ! O görkemli, etkileyici ve detaylı dekorlar yok bu sene maalesef ! Son derece sade ve etkisiz dekorlar ile karşı karşıyayız. Kostüm, Müzik ve Işık desteği ise yeterli düzeydeydi.
Bir de oyun broşürü konusuna değinmek isterim. Bu sezon Şehir Tiyatrolarının en kuvveti yanı olan oyun broşürleri dağıtılmıyor nedense ? Pandemi nedeni ile oyun barkodunu okutun, broşürü telefonunuzdan okuyun cevabını aldım. Bence mantıksız. Her zamanki gibi broşürler bastırılıp, poşetlenip, oyun girişinde el değmeden her izleyiciye dağıtılabilir !
Ayrıca oyun başlangıç saatleri de 20.00 yapılmalı. 20.30 geç bir başlangıç saati ! Geri dönüşlerde toplu taşıma bulamama ve güvenlik sorunları ile karşı karşıya kalınabiliyor. Devlet tiyatrolarındaki gibi bu saat 20.00'ye çekilmeli.
Kadın - Erkek ilişkilerinde sorunlar yaşayan, çözümler arayan, gözlem yapmak isteyenlere önerebileceğim bir oyun. Ama tempolu bir oyun olmayacağını bilmenizi isterim.
Her Şey Yolundaymış Gibi / Garibaldi Salon
Kadın - Erkek ilişkilerindeki İhanet, Kıskançlık, Kürtaj, Sevginin tükenmesi, İlişkilerin sıradanlaşması gibi temel problemlere değinen 3 kısa oyundan oluşan başarılı ve etkileyici bir yapım.
İlk 2 oyunun kısa sürüp tüm zaman ağırlığının son oyuna verilmesi seyirciyi şaşırtıyor. Oyunlar daha dengeli dağıtılmalıymış. Bu dengesizlik ilk 2 oyunda verilmek istenen mesajları da düzgün yansıtamamış. Üstelik 3.oyunda belli noktalarda seyirci sıkılıyor. Gereksiz diyaloglar var. Final ise oldukça sürpriz ve etkileyici.
Oyunculuklar normal düzeyde bir oyuncu hariç. İlk oyunun kadın sanatçısı Demet Ergün'ü çok beğendim. İnanılmaz konsantre, oyunu gerçekten içinde yaşayan, hisseden ve bunu da seyirciye aksettiren çok başarılı bir performans sergiledi. 2. ve 3. oyunlardaki oyuncuların yaş seviyeler ise hiç olmamış. Büyümüş Çocukları olan ve yıllardır evli kalmış çiftler daha yaşlı olmalılardı. Çok genç seçilmişler.
Dekor hemen hemen hiç yok. Işık desteği zayıf. Ara geçişlerdeki müzikler dinamik. Mecidiyeköy Stüdyo sahnede ki Covid-19 tedbirleri ve oturma düzeni ise son derece başarılı.
Bu 3 kısa oyunda yaşananları yaşamış izleyicilerin özellikle çok etkileneceği (ki aşağıdaki yorumlarda da bu görünüyor zaten), Kadın - Erkek sorunları üzerine sürükleyici ve güzel bir oyun, kaçırmayın.
Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin / Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
Covid-19 salgını nedeni ile 2020-2021 sezonunu "Sezon : Minimal" adı altında tek perde - az sanatçı - az dekor şablonu altında açan İstanbul Şehir Tiyatrolarının sezondaki ilk oyununu izleme fırsatı buldum bu akşam. Her sene salonları dolduran 60-65 yaş üstü seyircilerin azlığı hatta hiç olmaması en dikkat çekici gözlemimdi.
Bol ödüllü Tiyatro Bam yapımı "Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin" gitmeyi çok istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım bir oyundu. Şehir Tiyatrolarında sahneye konulacağını duyunca çok sevinmiştim. Oyun bu sevincimi gölgede bırakmadı ! Başarılı, içten, komik, hüzünlü, bizden bir oyun !
3 kuşak sahnede. Anneanne - Anne - Kız ! 3 ayrı İstanbul dönemi. Ama yaşanan acılar ve hüzünler aynı ! Kadın - Erkek ilişkileri, Kadının toplumda ötelenmesi, Gelenekler, Baskılar, Ön yargılar ! Aile içi sorunlar ! Yazarın oyun broşüründe anlattığı gibi, çevremizde çok ama çok sık gördüğümüz tanıdık problemler ! Bolca kahkaha - espri - argo ! Az biraz hüzün, dram.
Oyunculuklar muhteşem. Esin UMULU ve Şebnem KÖSTEM gibi ustaların yanında genç sanatçı Yeliz ŞATIROĞLU da oldukça başarılı. Sadece Anneanne rolünde daha yaşlı bir oyuncu olmalıymış bence. Şebnem KÖSTEM çok genç kalmış bu rol için. Sanırım Pandemi nedeni ile oynayacak oyuncu bulunamamış. Dekor son derece basit, koşullar gereği tabii.
Anne - Kız, Damat - Kaynana, Karı - Koca gibi çevremizde sıkça gördüğümüz sorunlu ilişkilere ışık tutan, yanlışları gösteren, olması gerekeni anlatan bu sıcak oyunu izlemenizi öneririm.
Josef Bieder'in Yıldızının Parladığı An (Aksesuvarcı) / Küçük Tiyatro
Covid-19 nedeni ile tamı tamına 7 ay sonra ilk kez canlı tiyatro izleme imkanı buldum ! Hem de daha önce 2 kez bilet almama rağmen gitme imkanı bulamadığım Aksesuvarcı adlı bu oyuna. Her ne kadar bu Pandemi döneminde Youtube üzerinden Tiyatro oyunları izlesekte gerçekten de tiyatro tiyatroda izlenir ! Pandemi tedbirlerini de çok başarılı ve yeterli bulduğumu söylemeliyim.
Oyuna gelirsek, sıcak, sevimli, sizi saran başarılı bir yapım. İlk dakikadan oyunun sonuna kadar oyuna ilginiz kaybolmuyor. Bunda tabii usta oyuncu ve aynı zamanda oyunun yönetmeni olan Ali İpin'in büyük payı var. Yalnız aşırı kilosu göze çarpıyor, oyundaki eforunu da etkiliyor, acil kilo vermeli. Oyunun gereksiz diyaloglar ile uzatılmaması da oyunu başarılı kılan başka bir etmen.
Tiyatro, Opera ve Bale dünyasının arka planda kalan emekçileri oyunun ana konusu. Bu emekçilerin neler yaptıkları, hangi sorunlar ile karşılaştıkları, seyirciye gelene kadar yapılan çalışmalar hoş bir şekilde anlatılmakta.
Dekor çok iyi. Oyuna adını veren aksesuarlar keza öyle. Işık Düzeni ve arada sırada oyuna giren müzikler yeterli. İkini perdenin hemen başında tiyatro sahnelerinde görülmeyen türden çok hoş ve sevimli bir sürpriz var ! Gitmeyenler için burada yazmıyorum, sürpriz bozulmasın :)
Bu bizleri iyiden iyiye sıkan ve bunaltan Salgın döneminde, biraz olsun nefes almak, rahatlamak, insan olduğunuzu hatırlamak istiyorsanız bu oyuna muhakkak gidiniz.
Keşanlı Ali Destanı
Türk Tiyatrosunun "Lüküs Hayat" oyunundan sonraki 2 numaralı Müzikalidir "Keşanlı Ali Destanı" ! Ödenekli, ödeneksiz, amatör birçok uyarlamasını izledim. Bugün de Şehir Tiyatroları arasında İstanbul'dan sonraki en başarılı topluluk olan Eskişehir Şehir Tiyatroları yorumunu izleme fırsatım oldu.
Gerek oyun içeriği gerekse de uyarlayan ekip nedeni ile beklentim çok yüksekti. Ama büyük hayal kırılığına uğradım ! Çok büyük eksikleri olan vasat bir oyun çıktı karşıma ! Ki oyun sonundaki seyircilerin tepkisi de bu görüşümü ispatlar nitelikte.
Bir kere oyun içeriğinden farklı olarak yorumlanmış. Keşanlı Ali Destanı aslında bir dramdır, trajedidir. Yaşanan acıları, hüzünleri, fakirliği anlatır. Arada tabii ki komik sahneler vardır. Ama bu ana bütünlüğü bozmaz. Bugün izlediğim Reji ise oyunu tamamen komediye hatta maskaralığa çevirmiş.
Oyunculuklar vasat. Oyuncu seçimleri berbat. Hele de Keşanlı Ali için çok ama çok yanlış bir oyuncu seçilmiş. Daha genç ve daha karizmatik bir karakter olmalıydı. Ki Eskişehir Şehir Tiyatrolarında bunu yapacak kadro var. Oyunda Keşanlı'yı izlerken neredeyse "Kibar Feyzo" filminde Şener Şen'in canlandırdığı Maho Ağa'yı izliyorum sandım !
Dekor zayıf ve özensiz. Böyle görkemli bir oyun için daha fazla emek sarf edilmeliydi. Kostümler idare eder. Müzik ve Şarkılar ise güzeldi. Keşanlı'nın o ünlü şarkısını giriş ve finalde dinlemek keyif verdi. Ayrıca çekimi yapan ekibe de seslenmek isterim. Biraz özen biraz dikkat lütfen ! O nasıl bir çekim o nasıl bir ses kalitesi ? Çok uzak çekim ve düşük ses düzeyi oyun daha da başarısız kılmış.
Sonuç olarak daha önce Keşanlı Ali Destanı oyununu izlediyseniz ve de beğendiyseniz sakın bu oyunu izlemeyin ! Hem vaktinize yazık (yaklaşık 3 saat) Hem de moraliniz bozulmasın, oyunun o güzel hali aklınızda kalsın ...
Akdeniz
Tiyatro Pera sıradışı oyunlara imza atmış başarılı bir tiyatro grubu. Beğendiğim birçok oyunu oldu. Ama bu sefer farklı olalım derken bocalayıp, bir tiyatro oyunu yerine vasat düzeyde bir müzikli belgesel ortaya çıkarmışlar !
Müzikli belgesel diyorum çünkü bu yapım bir tiyatro oyunu değil ! Akdeniz yöresindeki ülkelerin, danslarını, müziklerini, kültürlerini, şiirlerini ve direnişlerini anlatan müzik ve dans destekli bir gösteri, bir belgesel ! Konu hemen hemen hiç yok. Bolca şiir, müzik ve şarkı var. Keşke müzikal olarak lanse etmeselermiş !
Bir diğer önemli eksiklikte belgesele konu olan ülkelerin seçimi ! Akdeniz ülkeleri sadece Avrupa ülkelerinden ibaret değil ki ? Kuzey Afrika ülkeleri de birer Akdeniz kültürü ? Onlarında az da olsa şairleri, şiirleri, şarkıları ve direniş öyküleri var ! O ülkelerden de birkaçı olmalıydı.
Oyunculuklar başarılı. Zor şarkıları ve dansları başarıyla sunuyorlar. Özellikle her dinleyişimde tüylerimi diken diken eden "Ay Carmela" marşı yine beni mest etti. Yorumlama da harikaydı. Kostümler, dekor ve ışık desteği vasatın üstündeydi.
Akdeniz Kültürü, Edebiyatı, Şiirleri ve Direnişlerini anlatan bir müzikli belgesel izlemek isterseniz bu yapımı izleyin tabii ki. Ama müzikal bir tiyatro izlemek amacındaysanız zaman harcamayın sakın.
Böyledir Bizim Sevdamız / Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi
Zülfü Livaneli'nin hayatını, yaşadıklarını, acılarını, sevinçlerini ve o ünlü şarkılarını ülkemizin 1950 sonrası siyasal gelişmeleri eşliğinde sahneye aktaran muhteşem bir müzikal oyun.
Müzikleri, dansları, oyuncuların eforları ile gerçekten çok etkileyici bir yapım. Özellikle Livaneli şarkılarını sevenler için sarhoş edici nitelikte. Ama bu şarkıların her kısımda tam olarak verilmesi oyunu bir parça konsere çeviriyor. Zaman zaman bir tiyatro değil de bir konser izliyor gibi oluyorsunuz. Şarkılar yarım olarak verilse daha etkileyici olurdu.
Ayrıca ikinci perdenin ortalarında Livaneli'nin hayatı ile ilgisi olmayan siyasi olaylara yer verilmesini çok doğru bulmadım. Tiyatro propaganda aracı olmamalı. Bu ilgisiz konular yerine aslında Livaneli'nin yaşamında en önemli basamakları içeren İstanbul Belediye Başkan Adaylığı ve Milletvekilliği anlatılmalıydı !
Oyunculuklar her Eskişehir Şehir Tiyatroları klasiği gibi muhteşem. Her bir sanatçının Livaneli şarkılarını başarı ile seslendirmesi takdire şayandı. Dekor ve kostümler etkileyici. Özellikle ışık düzenini ve renklendirme kurgusunu çok iyi buldum.
Benim gibi Livaneli şarkıları ile büyüyen herkesin çok seveceği, hafif konser tadında, görkemli bir müzikal izlemek istiyorsanız bu oyunu sakın kaçırmayın.
Dobrinja'da Düğün
20.Yüzyılda Avrupa'da 2 soykırım yaşandı. Birincisi Hitler'in Yahudilere yaptığı. Diğeri ise Sırp'ların Boşnak'lara ! Birincisi her platformda dile getirildi, lanetlendi. İkinci içinde Avrupa İnsan Hakları savunucuları başta olmak üzere kimsenin gıkı çıkmadı ! Katledilenlerin dinsel inancı için olabilir mi acaba ? Kesinlikle evet !
İşte bu vurdum duymazlık utancına ortak olmayan oyunun yazarı ve yönetmeni Nesrin Kazankaya'yı öncelikle tebrik ederim ! Bu katliama sessiz kalmayan çok nadir tiyatrocularımızdan ! Bu oyunu ile az da olsa yaşanan acılara tanık olabildik, biraz öğrenebildik.
Tiyatral açıdan ise maalesef vasat ve sıkıcı bir oyun. Özellikle ilk 45 dakikası son derece boş diyaloglarla dolu. Oyun ancak 2.perde de ritm kazanıyor. Ama ilk perde deki durgunluğun etkisi atlatılamıyor ! Siyasal - dinsel - savaş eleştirileri yerini aldatma - ihanet hikayelerine bırakıyor.
Kadro çok güçlü ve başarılı. Senija rolünde Başak Mete bir adım önce, Jasna rolünde Zeynep Özden bir adım geride. Dekor ve kostümler zayıf. Işık desteği çok iyi değil. Boşnak müzik ve dansları ise güzel. Tito'nun Yugoslavya dönemine yapılan övgüler yerinde.
Tüm insanlığın sessiz kaldığı Boşnak Katliamı hakkında biraz fikir edinmek isteyen herkesin izlemesini öneririm. Ama durgun ve vasat bir oyun olduğunu da bilin !
Simyacı
Paulo Coelho'nun " SİMYACI " romanı ülkemizde ve dünyada ilk çıktığı zaman bayağı sansasyon yaratmış, aylarca satış listesinde 1 numara olmuştu. İnternetin yaygın olmadığı, kitap okumanın çok sevildiği zamanlardı. Bu büyük sevgi ve ticari beklentiler kitabın tiyatroya uyarlanmasına da yol açtı.
Dostlar Tiyatrosu bu uyarlaması zor olan ve cesaret isteyen kitabı sahneye koydu. 23 yıl önce izleyemediğim bu oyunu şimdi Youtube kanalında izleme imkanı buldum. Özellikle altyazılı olmasını çok beğendim. Çünkü çekim ve ses kalitesi çok iyi değildi. Diyalogları daha iyi anlamamıza yardımcı oldu.
Oyunu ise maalesef çok beğenmedim. Vasat düzeyde kalmış. Uzun ve gereksiz diyaloglar çoğu yerde tempoyu düşürmüş. Araya atılan zorlama ve bayağı espriler iğrenç, kitabın özüyle ilgisi olmayan bir yapıdaydı. Yalnız ilgimi çekti, seyirci bu bayağı esprilerin hepsine kahkaha ile katıldı ! Gülmeye hasretlermiş sanırım yada oyuna Komedi oyunu diye gelmişler !
Alışık olmadığımız derecede Dekor, Kostüm, Işık ve Müzik desteği çok iyiydi. Çünkü Dostlar Tiyatrosunun son 10-15 yıldır ki oyunlarında bu unsurlar hep zayıf kalmakta. Dekorun ödül aldığını da eklemek isterim. Oyunculuklar her zamanki gibi iyiydi. Emre Kınay Ustasından daha iyi bir performans sergilemiş.
Simyacı romanını seven herkesin izleyebileceği bir oyun. Ama beklentiniz yüksek olmasın.
Aymazoğlu ile Kundakçılar
1958'te Max Frisch tarafından yazılmış olan "Bay Biedermann ve Kundakçılar" adlı yabancı oyunun, Genco Erkal tarafından ülkemizde yaşanır şeklinde yapılmış olan bir uyarlaması !
Ama keşke uyarlama değilde oyunun orjinali oynansaymış ! Çünkü yapılan uyarlamanın ülkemizde yaşanamayacağı o kadar açık ki ! Diyaloglar, kurumlar, olaylar her hali ile bu ülkenin dışından olduğunu hissettiriyor. Tiplemeler ve benzetmeler son derece zorlama olmuş.
Oyuncu kadrosu son derece kuvvetli ve tecrübeli. Sadece Hizmetçi Kız rolündeki oyuncu biraz zayıf kalmış. Dekor her Dostlar Tiyatrosu yapımında olduğu gibi zayıf ve yetersiz. Bütçenin kısıtlı olduğunu bas bas bağırıyor. Kostümlerde keza vasat düzeyde.
Burjuva sınıfının aymazlığını ve gelmesi artık açık olan tehlikelere karşı vurdumduymazlığını eleştiren bu oyunu, vaktiniz varsa seyredin ama çok büyük bir beklentiniz olmasın. Vasat bir uyarlama ...
Fay Hattı
Her zaman toplumsal olaylara, yaralara, acılara, sorunlara değinen kaliteli ve düşündüren oyunlarla karşımıza çıkan Genco Erkal, maalesef bu sefer karşımıza bomboş, sabun köpüğü tadında kara bir komedi ile çıkmış. Tamamen gişe amaçlı yapılan vasat bir komedi.
Oyun son derece uzun, gereksiz ve kendini tekrarlayan metinlerle dolu. Abartısız oyunun süresi yarı yarıya azaltılabilirmiş. Oyuna konu olan Deprem birçok insan için endişe, tedirginlik, korku hisleri oluşturduğu için kimi esprilerde maalesef güldürmüyor. Monoton bir gidişat söz konusu. Özetle fazla gülemiyorsunuz !
Oyuncular ustalardan oluştuğu için o konuda zayıf olan bir nokta yok. Dekor ve Kostümler olması gerektiği gibi. Müzik hemen hemen hiç yok. Deprem efektleri yetersiz.
Bu bilgiler ışığında oyunu seyretmenizi önermem, büyük vakit kaybı.
Venedik Taciri
Bu oyunu ilk defa tam 26 yıl önce Trabzon Devlet Tiyatrosunda Işıl Kasapoğlu rejisinde izlemiştim. Dekoru, kostümleri, oyunculukları ve sahnelemesi ile büyüleyici bir yapımdı. Özellikle Canberk Uçucu ve ve Olcay Kavuzlu muhteşem oynamışlardı. Aldığı ödüller de bu tespitlerimin bir ispatı olmuştu.
O klasik oyun ile bugün izlediğim modern yorumlaması ile arasında dağlar kadar fark var maalesef ! Klasik oyunların modern yorumlamalarını hiç sevmediğimi ve onaylamadığımı müteakip seferler belirtmiştim. Ama yönetmenler bu konuda ısrara devam ediyorlar maalesef. Bu ısrarda tabii ki özellikle özel tiyatroların bütçe problemlerinin de payı var ! Dekor - Kostüm - Sahne genişlikleri büyük bütçe istiyor. Özel tiyatrolarda bu problemi "Modern ve Çağdaş Uyarlama" bahanesi ile örtbas ediyorlar, durum artık bunu gösteriyor.
Oyuncu kadrosu son derece zengin ve tecrübeli. Ama bu güzel kadro bile modern uyarlamanın sıkıcılığını kapatamıyor ! Bir Shakespeare oyununda digital enstrümanlar olmamalı, Notebook olmamalı, cep telefonu olmamalı ...
"Modern Uyarlama" sevenlerin sevebileceği ama geri kalan herkesin çok sıkılacağı bir oyun, bu bilgiye göre izleyebilirsiniz. Umarım artık bir gün Klasik bir oyunu Klasik uyarlama ile izleyebiliriz !
Nereye Gidiyoruz? / Muammer Karaca Sahnesi
Bu gösterinin aslında bu sitede yer almaması lazım, çünkü bu yapım bir tiyatro değil ! Tek kişilik siyasal eleştirel bir Stand Up gösterisi. Bu yapımı burada veriyorsanız Cem Yılmaz veya Ata Demirer gösterilerini de vermek lazım ! (Ki onlarda tiyatro değil tabii)
Dolayısı ile tiyatro olmadığı için bu yapımı teknik yönden incelemekte mümkün değil. Dekor, Kostüm, Işık vb unsurlar yok. Genco Erkal ustanın hünerlerini gösterdiği, ülkemizi zayıflatan unsurları anlattığı, halkımızın zayıf yönlerine parmak bastığı tek kişilik bir komedi gösterisi.
Gülmek istiyorsanız ve siyasi eleştiriden hoşlanıyorsanız izleyebilirsiniz. Ama Youtube kanalında yayınlanan bu yapımın ses kalitesinin çok düşük olduğunu bilmenizde fayda var.
Hizmetçiler / Beyoğlu ikincikat
Bir düzeltme ile eleştirime başlamak isterim. Oyunu yapan grup İkincikat değil, Proje No2 Tiyatro. Bu bilginin düzeltilmesi gerekli. İkincikat sadece oyuna sahnelenme bakımından destek vermiş.
Jean Genet'in bu ünlü oyunu birçok tiyatro grubunca sahnelendi. Ben 2009 yılında İstanbul Şehir Tiyatrolarında ki "Berna Adıgüzel" rejisini izlemiştim. O uyarlama vasat düzeyi aşamamıştı. Proje No2 uyarlaması ise çok daha güzel ve etkileyici olmuş, tebrikler !
Hanımlarına hizmet vermekte olan 2 kız kardeş hizmetçinin iç dünyaları, özlemleri, nefretleri, kıskançlıkları, özentileri resmedilmekte. Bu duyguların zamanla nasıl saplantıya dönüştüğü irdelenmekte. Arka planda ezen - ezilen eleştirisi de mevcut.
Oyunculuklar mükemmel ! Gerek "Saliha Cansu Saka" gerekse de "Çiğdem Yıldız" çok başarılı ve oyuna konsantreler. Işık desteği ödüllük derecede mükemmel ! Kostümler kusursuz. Oyunun tek başarısız yönü, "Hanımefendi" rolü için bir erkeğin (Oyunun yönetmeni ayrıca) tercih edilmesi olmuş ! Ne amaçla hangi mesaj için bu yapılmış anlayamadım ? Hiç ama hiç olmamış. Oyunun çok güzel giden temposu bu tercihle birdenbire düşüyor.
Pandemi döneminde birçok oyun internet ortamına sunuldu ! Çoğu uzak çekim ve kalitesiz ses düzeyine sahipti. Ama bu oyun şu ana kadarki en başarılı görüntü ve ses kalitesine sahip ! Öyle ki inanın oyunu canlı seyretmekten bile daha fazla etki yaratıyor ! Yakın çekimlerle sanki sahnenin içinde yer alıyorsunuz ! Proje No2'yi bu başarıları nedeni ile de bir kez daha tebrik ediyorum !
Tiyatro dünyasının klasik oyunlarından olan "Hizmetçiler" oyununun Proje No2 uyarlamasını muhakkak seyretmenizi öneririm. Sırf çekim kalitesi için bile izlenecek bir oyun ...
Rahat Yaşamaya Övgü (Brecht Kabare)
"Rahat Yaşamaya Övgü" sahnelendiği 2008 ve 2009 sezonlarında bayağı ses getirmişti. Birçok ödül almıştı. Bu nedenle kaçırdığım için çok üzüldüğüm Müzikal oyunlar arasında idi. Neyse ki şimdi Tiyatro Pera Youtube kanalında izleme imkanı buldum.
Oyuna yapılan yorumlar ve aldığı ödüller nedeni ile olsa gerek beklentim çok yüksekti. Ama işin doğrusu büyük hayal kırıklığı yaşadım ! Müzik ve dansların konuşmalardan çok daha fazla olduğu vasat bir müzikal çıktı karşıma ! 3 farklı oyundan oluşan yapımda, ilk oyundaki güzel ve heyecanlı tempo, 2. ve 3. oyunlarda maalesef etkinliğini kaybediyor.
Bertolt Brecht’in “Schweyk İkinci Dünya Savaşı’nda”ı, “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi” ve “Üç Kuruşluk Opera” adlı oyunlarını harmanlayan, Kapitalist düzeni, Ahlaksızlığı, Rüşveti, Faşizmi, Savaşı, Siyasetçileri yerden yere vuran bir yapım. Çok güzel ve yerinde mesajlar arasında bir yanlış çok dikkatimi çekti yalnız ! Din eleştirisi yapalım derken iş kutsal değerlere hakarete dönüştürülmüş ! İncil'in üstüne oturulması bence çok yanlış olmuş. Oyunu izleyen muhafazakar bir Hristiyan ne hisseder, hiç empati yapılmamış ! Her inanışın bir kutsal değeri var ve o değerlere hakaretler bu oyunda en çok eleştirisi yapılan SAVAŞLARIN ana nedeni ! Olmaması gerekirdi bu sahnenin.
Oyunculuklar yerinde. Büyük usta Levend Öktem yine çok başarılı. Ustaya ilaveten Başak Meşe'yi de çok beğendim. Rollerini inanılmaz güzel canlandırdı. Dekor sıfırdı. Kostümler yeterli ve inandırıcı idi. Işık desteği de başarılıydı.
Müzikal oyun standartlarının üzerinde müzik ve dans içeren, bir Brecht oyunları özeti izlemek isterseniz bu oyunu izleyebilirsiniz.
Masanın Altında Bir Kış / Grand Pera
"Masanın Altında" oyunun tanıtımında "Göçmen Sorunları" ve "Kapitalist Düzen Eleştirisi" konuları ele alınmış dese de oyun bu perspektiflerden çok uzakta kalmış, kadın erkek ilişkilerini ele alan basit bir komedi !
Oyunun ilk bölümü çok daha ilgi çekici ve düşündürücü. Göçmen Sorunlarına atıflar var. Ama bu bölüm o kadar kısa ki zamanla verilen mesajlardan eser kalmıyor. Ev Sahibi Çevirmen kadın ile masa altı kiracısı ! Göçmen erkek arasındaki duyguları anlatan bir komediye dönüşüyor.
Dekor sade ve yeterli. Balkan müzikleri güzel ve etkileyici. Işık desteği yerinde. Oyunculuklar çok yeterli değildi. Florance rolündeki oyuncu hariç diğerleri tam adapte değildi. Sahne geçişleri de anlayamadığım şekilde uzundu.
Sonuç olarak arka planda Göçmen sorunlarını anlatmaya çalışan, kadın erkek ilişkileri üzerine vasat bir komedi.
Karşılaşma/LAR
1980 - 2012 döneminde ülkemizde yaşanan Politik, Ekonomik, Kültürel ve Dinsel değişimi irdeleyen, eleştirel komedi tarzında yapılmış başarılı bir oyun. Bol bol güldüren ama yanı zamanda içten içe düşünmemizi de sağlayan bolca sahne mevcut.
Oyunun en sevdiğim yönü, yapım ekibinin elinden geldiği kadarı ile tabii, her görüş ve yaşam biçiminin artılarını ve eksilerini ortaya koyması idi. Yani tek bir siyasi görüş öne çıkarılıp, diğerleri yerin dibine sokulmamış. Her görüşün doğruları ve yanlışları anlatılmış. Mesela paraya ve güce tapan yeni nesil zengin iktidar yanlıları eleştirilirken, diğer yanda gerçek İslamı uygulamaya çalışan idealist muhafazakar gençlerin de olduğu gösterilmiş.
Oyunculuklar çok iyiydi. Çok güldürdüler çok düşündürdüler. Kadro çok iyi seçilmiş. Özellikle yaşlı ve muhafazakar Halamıza bayıldım :) Dekor hemen hemen yok gibiydi. Işık desteği normaldi. Sahne geçişlerindeki danslar ve müzikler etkileyiciydi. Büyük emek sarf edilmiş, özen gösterilmişti.
Politik, Ekonomik, Dinsel görüşleri eleştiren tiyatro seyretmek hemen hemen imkansız artık. Çok az grup kaldı bu konulara dokunmaya cesaret eden ! Dokunanlarda fanatik kanatlardan olunca oyunların inandırıcılığı kalmıyor. Bu bağlamda yeterince tarafsız olduğunu gördüğüm bu oyunu seyretmenizi öneriyorum.
Sevgili / İzmir Sanat
Öncelikle site yönetiminin atladığı önemli bir eksiği düzeltmekle başlayayım ; Oyuncular : Zeynep Nutku ve Erk Bilgiç. Oyun ise keyifli bir absürt komedi. Evlilik, İhanet, Aldatma, Kadın - Erkek ilişkileri irdelenmiş oyunda.
Ünlü oyun yazarı Harold Pinter'ın yazdığı bir oyun. Evlilikte yaşanabilecek sorunları, sıkıntıları, tek düzelikleri ve ilgisizlikleri nasıl çözeriz sorunsalına cevap aranmakta. Bu çözüm arayışı komedi tarzı şeklinde verilince, süre de kısa tutulunca keyifli bir oyun karşımıza çıkmış.
Oyunculuklar başarılı. Ama oyuncu seçimi için aynı şeyi söyleyemiyorum. Çünkü aynı yaşlarda olması beklenen çiftler arasındaki yaş farkı çok bariz ! Daha yakın yaşlarda oyuncular seçilmeliydi. Dekor ve Kostümler güzel ve özenli. Müzik ve Işık desteği de yeterli.
Sadece 50 dk. süren bu oyunu izlemenizi öneririm. Evli çiftler özellikle izlemeli diye düşünüyorum.
Tiyatro Öldü
Bu oyunun "İstanbul Tiyatro Festivali" kapsamındaki gösterimini izledim. Youtube'da sizlerde izleyebilirsiniz. İlk sezon kadrosuna göre önemli ölçüde değişiklikler vardı. Daha isim yapmış ve tecrübeli isimlerle (Mahir Günşiray, Ayşe Lebriz Berkem, Cem Baza, Özlem Ünaldı, Hülya Aydın, Gökhan Ünal) oyun sergilenmiş.
Tabii bu kadro nedeni ile beklentim daha da yükselmişti. Ama sonuç tam bir felaket ! Baştan sona anlamsız diyaloglarla dolu, hiç bir mesaj veremeyen, güldüremeyen, üzemeyen, hissiz bir oyun çıktı karşıma ! 65 dk. süren oyunda boş boş gezinmelerin süresi bile rahat 15-20 dk.'yı buluyor, gerisini siz düşünün.
Lorca, Genet, Çehov ve Shakespeare’in isimlerini ya da oyunlarından küçük kısımlarını vermek oyunu kurtaramamış. Aslında bu oyun bize Ülkemizin oyun yazarlığı konusunda ne kadar da yetersiz olduğunun da iyi bir göstergesi. Sadece dekor ve kostümler iyiydi, ödenekli tiyatro seviyesindeydi. Birkaç puanı da Dekor ve Kostümlere verdim zaten.
Sonuç olarak asla izlemenizi tavsiye etmeyeceğim anlamsız bir oyun.
Karar Kimin / Tiyatro Ak'la Kara
Son derece ilginç, farklı, sürükleyici ve mükemmel bir oyun ! Tüm emeği geçenleri başta Savaş Özdural olmak üzere kutlarım !
Bir trafik kazası sonucu boyundan aşağısı felç olan, düzelme umudu kalmamış bir heykeltıraşın yaşamına son vermek istemesi, Hastane yönetiminin de bu karara karşı çıkması sonucu oluşan davayı anlatan bir oyun. Baştan sona ilgi çekici ve sürükleyici bir yapım. Özellikle finalde ki duruşma sahnesinde heyecan tavan yapıyor. Oyunun bir diğer güzel yanı da kararı bizlerin yani seyircilerin verecek olması ! Siz olsaydınız ne karar verirdiniz ?
Konu itibarı ile son derece hüzünlü ve dramatik bir içeriğe sahip olmasına rağmen, Heykeltıraş rolündeki Savaş Özdural'ın esprileri seyirciyi sık sık güldürüyor. Bazıları kahkaha seviyesinde hem de ! Oyunculuk olarakta son derece başarılı. Dekor, ışık, müzik ve kostümler oyunun heyecanı içinde çok fark edilmiyor !
Ötenazi bir hak mıdır? Gereklilik arz eder mi ? İnsan çok ümitsiz hastalıklar karşısında kendi hayatına son verme özgürlüğüne sahip midir ? Özellikle bu tip problemleri gerçek hayatında yaşamış veya yaşamakta olan herkesin çok ama çok seveceği bir oyun. Muhakkak izleyin, Tiyatro Akla Karanın bence en güzel oyunu !
Tehlikeli İlişkiler
Bu oyun sahnelendiği dönemde çok az sayıda ve sınırlı sahnede gösterime girmişti. Bunun "Teknik" nedenlerden mi yoksa "Keyfi" nedenlerden mi olduğu bayağı tartışılmıştı. Ben o dönemde izleme fırsat bulamamıştım. Şimdi bugün Şehir Tiyatroları Youtube kanalında nihayet izleme fırsatı buldum.
Oyunu beğendim, tiyatral açıdan çok sürükleyici ve etkileyici. Ama daha fazla puan veremememin ve "Mükemmel" statüsüne alamamamın bazı nedenleri var. Çoğu eleştirmenle aynı görüşteyim. Tiyatro ne için var ? Seyircisine ne mesaj vermekte ? Ne övülmekte ? Dikkat edilmelidir. Bu oyunun öne çıkardığı ve övgülediği konular (İhanet, Evli bir kadını baştan çıkarma, Çapkınlık, Ahlaksızlık .... vb) beni bayağı rahatsız etti. Bu eylemler eleştirilmiyor resmen yapılması öneriliyor ! Tiyatronun amacı bu mu olmalı ? İyi düşünmeli.
Tiyatral açıdan ise kusursuz bir oyun. Öncelikle dekor olarak kullanılan döner aynalar muhteşem bir tasarım olmuş ! Popovski yine seyirciyi kendine hayran bırakıyor. Kostümler olağanüstü başarılı. İlk bölümde beyaz ikinci bölümde siyah renkler oyunun gidişatına güzel uyum sağlamış.
Oyuncu kadrosu da mükemmel. Zor bulunur bir ekip yaratılmış. Oyunculuklar iyinin ötesinde. Özellikle Şebnem Köstem, Levent Üzümcü ve Selin İşcan çok başarılı.
Dolayısı ile izleyeni iki arada bir derede bırakan bir oyun. Sahneleme açısından mükemmel bir reji ama verdiği mesajlar açısından çok rahatsız edici bulduğum bir oyun oldu.
Ah Smyrna'm, Güzel İzmir'im
Bu oyun 2012 ve sonraki sezonlarda oynandığı zaman gitmeyi çok istediğim bir oyundu. Bir türlü fırsat bulmamıştım, içimde ukde kalmıştı. Bu nedenle oyunu Youtube kanalından paylaşıma sunan Tiyatro Pera yönetimine teşekkürü bir borç bilirim.
Oyun Kurtuluş Savaşı sonrası İzmir'deki göçe zorlanan çok zengin bir Rum ailesini ve içlerindeki Türk hizmetliler ile olan ilişkileri ele almakta. Yıllardır bir arada dostça yaşayan insanların nasıl düşman edilmek istendiğini irdelemekte.
İlk perde son derece sıkıcı ve durgun. Gereksiz sahne ve diyaloglar hat safhada. Çok ama çok fazla Yunanca diyalog var. İşin komik yanı bu sözler Türkçe'ye de çevrilmiyor ! Boş boş konuşanlara, kızanlara, gülenlere anlamadan bakıyoruz ! Müthiş bir reji hatası ! Ayrıca sanki İzmir'in tamamı Rum nüfusmuşta Türkler azınlıkmış imajı verilmek istenmiş. Halbuki o dönemde İzmir'in sadece üçte biri Rum'du. Bu hatayı da belirtmeden geçemeyeceğim.
2.Perde ise ilk perdenin aksine çok hareketli ve sürükleyici idi. Oyunu vasattan iyi seviyeye çıkarıyor. Ucu açık finaline rağmen ! Oyunculuklar orta düzey. Kosta rolünde Muhammet Uzuner çok başarılı. Dekor dönemi yansıtamamış. Kostümler keza öyle. 1920 dönemi değilde sanki 1950 - 60'lar dönemi giysiler tercih edilmiş.
Müzikler çok güzel. Özellikle 2 düşman gencin Rum müziği eşliğindeki kavga ile biten dansı akılda kalıcı ! Finalde ki şarkı da öyle. Savaşın kötü etkileri, dostluğun önemi ve gerekliliği sık sık vurgulanmış.
Eksiklerine rağmen ben oyunu beğendim. Yüzyıllardır düşman yapılmaya çalışılan iki kardeş toplumun, sonsuza kadar barış içinde ve bir arada yaşaması temennisiyle oyunu herkesin izlemesini isterim.
Fare Kapanı / 1001 Sanat
Agatha Christie hayran olduğum bir yazardır. Kitapları, oyunları, filmleri nefes keser ! Heyecan doruktadır, Katil kim ? sorusu son ana kadar belli olmaz. İşte bu oyunda aynı heyecanı yaşatan başarılı bir yapım olmuş !
Karların yolları kapadığı bir misafirhanede mahsur kalan 7 kişiden birisi öldürülür. Katil kimdir ? Olaya bir Komiser dahil olur. Herkes eşit derecede şüphelidir. Sorgulamalar derinleştikçe açığa çıkan yalanlar şüpheleri artırır. Ve sonunda klasik Agatha Christie finali yaşanır, katil son derece sürpriz birisidir !
Giriş bölümü gereksiz uzun, Finali aceleye getirilmiş. Tam tersi olmalıydı. Oyunculuklar yeterli ama Sibel Akdeniz rolünde biraz zayıf kalmış. Bedia Ener'in sahneyi ve sesini kullanışı mükemmel. Dekor ve Kostümler dönemi iyi yansıtıyor. Kar Fırtınası efektlerini hiç göremedim, oyunun tabiatı gereği olması gerekirdi.
Agatha Christie hayranı iseniz muhakkak izlemenizi öneririm. Bazı eksiklerine rağmen heyecanlı ve başarılı bir oyun olmuş.
Aşk Köpekliktir
Çok satan romanları tiyatroya uyarlamak cesaret işidir. Genellikle hüsranla sonuçlanır. Çünkü amaç Gişe'dir, sanat değil. O yüzden de gerek kitapta okuduklarını bulamayan seyirci, gerekse de gişede istediğini elde edemeyen yapımcı için bu tip uyarlamalar genelde kötü sonuçlanır. Bu oyunda belirtmiş olduğum tespitlere güzel bir örnek teşkil etmiş.
Ahmet Ümit'in rekorlar kıran "Aşk Köpekliktir" romanı, aşık olduğu bir seri katilin peşinde olan eski polisle ona aşık olan ve seri katile çok benzeyen bir kadının dramatik aşk hikayesi. Olay Almanya - Türkiye ekseninde yaşanıyor. Kitapta yaşananlar ve hissedilenler maalesef tiyatro sahnesine aktarılamıyor.
Oyunculuklar yeterli. Özellikle Gay Barmen rolünde Özgür Özdural çok başarılı. Ana karakter rolünde Füsun Kostak başlarda rolünü biraz yadırgasa da, sonra oyuna kendisini vererek başarı ile finalini yapıyor. Dekor olabildiği kadar iyi. Çok farklı yerlerde geçen bir oyunu sahneye koymak dekor tasarımı bakımından kolay değil.
Unutulamayan ya da saplantılı aşk hikayelerini seviyorsanız oyunu sevebilirsiniz. Eğer o kişilerden birisiyseniz Tiyatro Akla Kara Youtube kanalında verilmekte olan bu oyunu izlemenizi öneririm.
Kelebekler Özgürdür / İsmet İnönü Sanat Merkezi
Yazıma öncelikle tüm oyunlarını Youtube kanalında tiyatro sevenler için paylaşıma açan Tiyatro Akla Kara Yönetimine teşekkür ederek başlamak istiyorum. Umarım bu paylaşımlar diğer tiyatrolara da örnek olur. Sadece bir ufak uyarı yapmak isterim, oyunu çeken kamera sahneye çok uzak. Kamera çekimini yapan arkadaş sık sık sahneye ve oyunculara yakın çekim yapmalı.
Leonard Gershe tarafından yazılmış olan oyun, ilk defa 1969 yılında Broadway’de müzikal olarak sahnelendi. Ardından gördüğü ilgi üzerine 1972’de başrolünde Goldie Hawn’ın yer aldığı bir sinema filmi olarak ta yapıldı. Görme engelli 35 yaşındaki bir erkeğin tek başına ilk defa hayata atılmasını ve Ebeveyn baskısını konu edinmekte.
Tabi konu biraz ağır olunca oyun seyirciyi içine fazla çekemiyor. Arada bir dikkatiniz dağılabiliyor. Ayrıca 2.yarıda konu o kadar hızlı ve mantıksız gelişip final yapıyor ki, bana oldukça manasız geldi. Neşeli, hayat dolu, sevimli genç kadın rolündeki Buket Dereoğlu'nun yaptığı espriler oyunun en güzel yanını oluşturmakta. Rolüne inanılmaz uyum sağlamış. Don Baker rolünde "Yeni Tiyatro Dergisi” ve “Direklerarası Seyircileri” En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini de alan Kerem Kobanbay'ın oyunculuğu ise bana biraz yavan geldi. Çok monoton bir konuşma tarzı var, heyecan katamamış oyuna. Otoriter anne rolündeki Bedia Ener ise tek kelime ile muhteşemdi.
Dekor dönemi yansıtmış. Keza kostümlerde. Işık desteği daha iyi olabilirmiş. Müzik hatırda kalıcıydı.
“Dünyayı hiç görmemiş birinin gözünden görün” sloganıyla lanse edilen Kelebekler Özgürdür oyunu bana göre vasat bir yapım olmuş. Ama yine de fırsat bulduğunuz ilk anda izlemenizi öneririm, renkler ve zevkler farklıdır !
Kral Lear
Kral Lear zor bir oyun, zor bir metin. Uyarlamak, özellikle sahneye koymak cesaret işi. Öncelikle bu cesaret için Bornova Şehir Tiyatrosunu tebrik ediyorum. Ama oyunun kalitesi ve seyir zevki konusunda aynı değerlendirmeyi yapamıyorum !
Kral Lear rolündeki Hakan Taner Yıldırım ve birkaç oyuncu hariç oyuncular o kadar ruhsuz ve memur rolündeki oyundan hiç bir şekilde elektrik alamıyorsunuz. Lise müsameresi havası var. Oyuna duygularını katamamışlar. En öfkeli veya en duygusal olmaları gereken anlarda bile monoton bir anlatım tarzları var. İkinci perdenin başlarında bu durum zirve yapıyor. Sonuç olarak ta vasat bir oyun ortaya çıkıyor !
Dekor tasarımı orta düzey. Kostümler özensiz, basit ve dönemi kesinlikle yansıtmıyor. Yağmur sahnelerinde ses o kadar yüksek ki oyuncuları net duyamıyorsunuz. Işık desteği ise güzel ve yerinde.
Bu karantina günlerinde normal hayatta asla izleme şansı bulamayacağımız bu tip yapımları izleme fırsatı sundukları için Bornova Şehir Tiyatrosu yönetimine teşekkür ediyorum.
Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü
Bornova Şehir Tiyatrosunun seyrettiğim ikinci oyunu bu. İlki "Küheylan" idi. Zor bir oyun olmasına karşın yine de vasat bulmuştum. Ama bu oyun, içeriğinden olsa gerek, daha güzel ve bir kademe yukarısında !
Kara Komedi türündeki oyun 1969'da Milano'da yaşanan gerçek bir olaya dayanır. Duomo meydanı civarında bir bomba patlamış ve 16 kişi yaşamını yitirmişti. Polis solcu anarşistleri suçlamış ve aralarından birini tutuklamıştı. Adı Giuseppe Pinelli olan şüphelinin ölüsü, gözaltında tutulduğu emniyet müdürlüğünün penceresinden atılmış olarak bulundu. Pinelli'nin ölümü net bir şekilde cinayetti.
Sosyalist yazar Dario Fo bu cinayeti bir kurgu ile oyunlaştırır. Kara mizah şeklinde keyifli ama içeriği aslında hüzünlü bir eser ortaya çıkarır. Oyunda bolca Sosyalizm reklamı ve Faşizm eleştirisi mevcut. Gladio, Kontragerilla ve Derin Devlet gibi yapıların suçları ortaya serilmekte.
Dekor sade ve yeterli. Yalnız sahnenin ortasından geçen raylı sistemi çok beğenmedim. Kostümler inandırıcı. Işık desteği yerinde. Oyunculuklar vasatın üstünde. Deli rolündeki Murat Niyazi Emre yine çok başarılı.
Eleştirimi oyunun son sözleri ile kapatıyorum, oldukça düşündürücü ! “Deli: Boğazımıza kadar bok içindeyiz, işte bu nedenle başımız dimdik yürüyoruz ! ”
Küheylan
İzmir ülkemizin 3.büyük ve güzide şehri. Birçok alanda önde. Ama tiyatro konusunda bir türlü istenen sıçramayı yapamıyorlar ! Büyük potansiyellerini kullanamıyorlar ! Ankara ve İstanbul seviyesine çıkamıyorlar.
"Küheylan" oyunu da bu tespitime iyi bir örnek teşkil ediyor. Her ne kadar ağır ve zor bir metinde olsa maalesef oyun vasat düzeyde kalmış. Reji ve oyunculuklar çok yetersiz. Seyirciyi yoran ve gereksiz uzun metinlerin bolca olduğu bir yapım.
İngiliz yazar Peter Shaffer’ın 1973 yılında bir gazete haberinden yola çıkarak kaleme aldığı oyun, gerçek bir hayat hikayesine dayanıyor. Oyun İngiltere’nin bir kasabasında geçer ve 17 yaşında bir psikiyatri kliniğine getirilen Alan Strang’ın tedavi sürecinde doktoruna anlattıklarını konu ediyor. Psikolojik bir dram.
Aynı anda 4 ayrı sahneyi verebilen döner yapıdaki dekor ilginç. En üstte Küheylan maketi var. Bu arada Küheylan soylu Arap atına verilen isimdir. Yalnız dekorun dönerken çıkarttığı ses ve oyuncuların dekor üstünde yürürken ki ayak sesleri çok fazla çıkıyor. Buna keşke bir çare bulsalarmış. Işık desteğini hiç beğenmedim. Bazı sahnelerde ışığın şiddeti göz alıyor. Oyunculuklar son derece zayıf. Amatör seviyede. Sadece Doktor rolündeki Murat Niyazi Emre hariç.
Bir an önce İzmir Şehir Tiyatrolarının kurulmasını ve olması gerektiği gibi kaliteli yapımların gelmesini diliyorum.
Ağır Roman / Eskişehir Belediye Sanat ve Kültür Sarayı
Metin Kaçan'ın ünlü romanı "Ağır Roman" 1997 yılında Mustafa Altıoklar tarafından filmi yapıldığında da sansasyon yaratmıştı. Birçok tartışmayı beraberinde getirmişti. Beğeneni beğenmeyi çok olmuştu. Tiyatro oyunu da benzer kaderi yaşamış görünüyor ! Çünkü seveni de oldu beğenmeyeni de !
Ben çok beğendim açık söyleyeyim ! Beklentilerimin çok üstünde çıktı ! Böylesine zor bir konu tiyatroya ancak bu kadar iyi uyarlanır ! Özellikle ilk bölümü seyirciyi çok güldürüyor. Dramatik ikinci yarı ise hüzünlü. Ama genel eleştiriye ben de katılıyorum, oyun romana ve filme sadık olmalıydı ! Farklı bir sonla bitirilmiş. Belki filmle aynı finali yapmak tiyatro sahnelemesi açısından zor olabilir diye düşünülmüş olabilir ama her şeyin bir çaresi istenirse bulunurdu.
Oyuncu seçimleri çok iyi. Salih karakteri hariç, bence olmamış ! Mahallenin fırlama karakteri Fethi çok başarılıydı ve çok güldürdü ! Birçok farklı sahne, sahnenin efektif kullanımı ile çok iyi dağıtılmış. Dekor olağanüstü başarılı. Müzikler güzel (Aynı filmi gibi). Işık desteği yerinde.
1990'lı yılların sorunlu dönemini görmek, Roman - Çingene kültürünü tanımak isteyenler için çok iyi bir fırsat bu oyun ! Kaçırmayın, izleyin.
Bir Şehnaz Oyun / Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi
Turgut Özakman’ın yazdığı ve Eskişehir Şehir Tiyatrolarının kurulduğu 2001 yılında sahnelediği ilk oyun olan ‘Bir Şehnaz Oyun’un ilk yönetmenliğini de usta rejisör Ergin Orbey üstlenmişti. Tiyatronun kurucu genel sanat yönetmeni Ergin Orbey’in anısına bir saygı duruşu niteliğinde, 2017 yılında 100. Prodüksiyon olarak, yine başka bir Usta Murat Atak tarafından tekrar sahneye konan keyifli bir müzikal !
2 saat boyunca Eskişehir Senfoni Orkestrası eşliğinde çalgılı, çengili, müzikli, kahkaha dolu anlar yaşıyorsunuz. 1914 İstanbul'u anlatılmakta. 1.Dünya Savaşının hemen öncesi. Arka planda yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler önde tabii ki güzel bir aşk hikayesi. Oyuncuların orkestra ve seyirci ile girdiği diyaloglar oyunu daha da sevimli kılıyor.
Oyuncu seçimleri çok iyi. Tüm karakterler oyuncularla iyi uyum sağlamış. Özellikle Şehnaz ve Müştak rolündeki oyuncular çok başarılı. Dekor biraz zayıf geldi bana. Kostümler, Işık desteği ve Makyajlar ise iyi. Müzikler de oyuna tam uyumluydu.
Bu karantina günlerinde biraz gülmek, kafa dağıtmak istiyorsanız, Youtube'da yayınlanan bu oyunu kesinlikle kaçırmayın.
Gergedan
Absürt Tiyatronun öncülerinden Romen yazar Ionescu'nun 1959 yılında yazmış olduğu bir oyun. İçimizdeki hayvanı ortaya çıkaran bu oyun, İnsanların Nazizm’e teslim oluşunu kara mizahi bir dille anlatmakta. İri ve yalnız yaşayan bir hayvan olan gergedan bu oyunda Nazileri temsil ederken herkesin gergadanlaşmaya başlaması da Nazilerin önlenmez yayılışını temsil etmekte.
Ana fikri ve mesajları çok iyi olsa da oyunu maalesef hiç sevemedim. Bunda en büyük etken şüphesiz oyunda çok fazla haykırış, çok fazla bağırtı, yani özetle çok ama çok fazla gürültü olması ! Sanki bu gürültü yetmiyormuş gibi bir de arka plan müziğinin ve ara geçişlerdeki müziklerin çok yüksek tonda sahneye verilmiş olması oyunu daha da itici kılmış !
Oyunculuklar yeterli. Ana karakter Berenger rolünde Hakkı Kuş çok başarılı. Kostümler, Makyajlar, Dekor ve özellikle Işık desteği mükemmel. Ama bu etkenler oyunu sevmemize ve beğenmemize yeterli olmuyor.
Absürt Tiyatroyu sevenler bu oyunu sevebilir. Hele de yüksek sesi ve gürültüyü seviyorlarsa ! Ama geri kalan seyirci için zevk alınmayacak bir oyun.
Bir İnce Sızı Nisan 1915 / Ahmet Vefik Paşa Sahnesi
Yaklaşık 1000 yıldır bu topraklarda iç içe, yan yana, kardeşçe yaşayan iki komşu halkı ayırmak ve bölmek için, geçen yüzyılın başında emperyalist güçler el ele verdi. Ve bunda da başarılı olup, iki halk arasında düzelmesi çok zor görünen derin bir nefret yarattılar. Ki öne sürdükleri birçok iddia uluslararası mahkemelerde çürütülmesine rağmen !
İşte bu nefretin ve ayrımın nasıl başladığı, kimlerin yaptığı, hangi yöntemleri ve entrikaları denediği üzerine güzel bir tarihi oyun var karşınızda. Çanakkale cephesi ile İstanbul'da yaşananlar aynı anda anlatılıyor. Arka planda tabii ki hüzünlü bir de aşk hikayesi !
Kalabalık oyuncu kadrosu görevini iyi yapmış. Özellikle Osmanlı ordusuna gönüllü yazılan Ermeni vatandaşı Karabet rolünde Emre Nurettin Örük çok başarılı. Ayrıca Vatana İhanetin bir ırk değil bir karakter sorunu olduğununda güzel bir göstergesi ! Dekor, Kostüm, Işık desteği yerinde. Farklı sahnelerin hızlı geçişleri iyi ayarlanmış.
Oyunu zayıf yönleri de var. Temponun artması gereken 2.perdesinde tam aksine temponun yavaşlaması ilk sıkıntı. Bunda ikinci yarıdaki bazı gereksiz uzun diyalogların büyük payı var. Önemli bir diğer eksiklikte çok çabuk ve oldu bittiye getirilen Final sahnesi. Daha duygusal ve uzun olabilirmiş.
Kültür Bakanlığı Youtube sayfasında her an izleyebileceğiniz bu oyunu, Ermeni Sorununu daha iyi kavramanız adına izlemenizi öneririm. Ve umarım iki komşu halk arasındaki nefret bu tip kaynaştırıcı oyunlar ile bir gün sona erer ...
Marx'ın Dönüşü
Karl Marx oyun sırasında şunu söyler : "Ekonomi ve Politika üzerine okumaktan dünyada daha sıkıcı bir şey varsa o da Ekonomi ve Politika üzerine yazmaktır ! " İzleyenleri ve beni güldüren bu sözler gibi onlarca espriyi içinde barındıran nefis bir oyun !
Karl Marx'ın diğer dünyadan izin alarak :) kendisini, yaşamını, felsefesini ve eleştirilere verdiği cevapları anlatan 80 dakikalık güzel bir oyun. Sizi sık sık düşünmeye sevk ediyor. Kapitalizmi ve yaşadığımız sancılı hayatı sorgulatan sorular var oyunda. Neden dünyanın sadece yüzde 1'i tüm gelirlerin yüzde 40'na sahiptir ? gibi.
Marx'ın Jenny ile yaptığı evlilik, Londra’ya sürülmesi, üç çocuğunun ölmesi, zamanın politik hareketleri, Paris Komünü, dostu Engels, rakibi Bakunin, eşi Jenny ve kızı Eleanor’la girdiği ideolojik çatışmalar derken zaman su gibi akıp geçiyor. Ama eğlenceli ve mutlu bir şekilde.
Dekor her Dostlar Tiyatrosu yapımı gibi (Düşünce egemen olduğundan) hemen hemen hiç yok. Bir masa , sandalye ve kürsüden ibaret. Arka plana yansıtılan video görüntüler dönemde yaşananları ve anlatılan kişileri gösteriyor. Genco Erkal usta da her zamanki gibi olağanüstü başarılı bir performans sergiliyor.
Genco Erkal'ın Youtube kanalında gösterime giren bu efsane oyunu, bu karantina günlerinde muhakkak izleyin, izletin.
Osmancık / Büyük Tiyatro
Ankara Devlet Tiyatrosu, Türk Tiyatrosunun temel taşı ve Okuludur. Her oyunu, her oyuncusu ile farklıdır, kalitelidir, öndedir. İşte bu okulun bir başarılı eseri daha; OSMANCIK ! Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş dönemini objektif bir şekilde anlatan başarılı bir oyun !
Kalabalık kadrosu ve çok uzun bir dönemi 2 saate sığdıran mantıklı uyarlaması ile son derece sürükleyici, heyecanlı, keyif veren bir oyun. Kuruluş dönemi bütün sancıları, sorunları, kavgaları ile yansıtılmış. Siyasi ve Dini mesajlar peşinde koşmaması Yönetmenin en büyük artısı olmuş şüphesiz. Osman Bey rolündeki Orhan İzyiğit bu zorlu karakterin altından kalkmayı başarmış. Gençlik, Olgunluk ve yaşlılık dönemlerini iyi yansıtmış.
Sahne geçişleri arasındaki canlı müzik bir harika ! Tempolu ve oyunun gidişatına göre çok iyi uyarlanmış. Akılda kalıcı ! Ayrıca finaldeki Ağıt'ta son derece etkileyici ve hüzünlü idi. Sahne geçişlerindeki dekor değişikleri çok hızlı ve başarılı. Kostümler kusursuz. Işık desteği yerinde.
Kültür Bakanlığı Youtube kanalında yayınlanmakta olan bu oyunu muhakkak izlemenizi öneririm. Ayrıca kanalda başka oyunlarda var ama sayısı ivedilikle artırılmalı.
Şair, Şiir, Şuur / Feraizcizade Oda Tiyatrosu
Tek kişilik oyunlar zordur ! Hem oyuncu hem de seyirci açısından. Ama konu bu oyundaki gibi İstiklal Marşımız ve Kurtuluş Savaşı dönemi olunca, o zorluk yerini gurura ve hüzne dönüştürerek, karşımıza güzel bir oyun çıkarmış !
Tek perde ve sadece 47 dk. süren oyunda, Milli Şairimiz Mehmet Akif'in İstiklal Marşını nasıl yazdığı, hangi duygular altında oluşturduğu, Milli mücadele dönemi ve karşılaştığı zorluklar anlatılmış. Atatürk başta olmak üzere oyunda yer alan diğer karakterler dış ses ve video görüntü olarak verilmiş. Akif'in kızgınlıkları, sevinçleri, umutları kısaca tüm yaşam yapısı oyunun temelini oluşturmuş.
Dekor ve kostümler son derece sade. Dönemi çok iyi yansıtmış. Işık desteği yeterli. Finali görkemli. Oyuncu Emre Nurettin Örük, Mehmet Akif rolünün altından kalkabilmeyi başarmış, inandırıcı.
Kültür Bakanlığı Youtube kanalından her an izleyebileceğiniz bu oyunu, bu ülkede yaşayan ve kendini bu ülkenin bir ferdi olarak kabul eden herkesin gururla izlemesi gerektiğine inanıyorum.
Tersine Dünya
Orhan Kemal'in bu ünlü eserini, 2015 yılının sonunda İstanbul Devlet Tiyatrosu yorumu ile izlemiş ve beğenmiştim. Tiyatro dünyamızın ünlü oyuncu ve yönetmenlerinden Engin Alkan'ın Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosundaki bu yorumunu ise çok daha fazla beğendim ve keyif aldım, tüm ekibe tebrikler !
Özellikle ilk 2 saat sizi çok güldüren ve eğlendiren bir oyun var karşınızda ! Ülkemizin en trajik sorunu olan Kadına Şiddet ve Kadının Toplumumuzdaki değeri üzerine, güldürerek mesaj vermek istemiş Orhan Kemal. Başarmışta ! Son yarım saat ise oyun oldukça hüzünlü ve dramatik bir hal alıyor.
Oyuncular harika ! Dekor harika ! Renkler ve Işık desteği harika ! Kostümler harika ! Hele de Bekçi ve Komiser kostümlerine bittim :) Müzikler güzel. Oyuna eklenen espriler güzel. Tek sıkıntı bazı uzun ve gereksiz sahnelerle 2,5 saate varan süresi ! 2 saatte de oyun yapılabilir ve daha da güzel olurmuş.
Marmara'da, Anadolu'da, TV'ler de, Festivallerde, her yerde bu oyun muhakkak sergilenmeli. Ülke egemen erkek toplumunun bu oyuna çok ama çok ihtiyacı var !
Romeo & Juliet
Klasik oyunları Yönetmenlerimizin "Güncel ve Çağdaş" yorumlama ısrarlarına bir türlü anlam veremiyorum ? Hem oyunu hem de kendilerini zayıflatıyorlar bana göre. Yönetmen Serdar Biliş bu konuda daha da ısrarcı ! İstanbul Şehir Tiyatrolarında sahnelediği "Güncel ve Çağdaş" "12.Gece" faciasına bu oyunda eklenmiş maalesef !
O güzelim Shakespeare'in aşk hikayesi "Romeo ve Juliet", günümüz dünyasında barbar bir Lise sınıfına uyarlanmış ! Böğürtü, Haykırış, Küfür, Argo, Cinsellik, şiddet, kavga içinde o güzelim hikaye yok edilmiş ! Afişte 15 yazıyor ama 18 olmalı bence. Lisede ki gençlerimize düzgün birer birey olabilmeleri için bu oyunu mu örnek vereceğiz ?
Tek perde 110 dk. süren oyunda özellikle "ŞİDDET" temasının öne çıktığını görüyoruz. Her diyalog yada sahnede bir bağırtı bir kavga bir şiddet var ! Seyirci ciddi anlamda geriliyor. Shakespeare bu yorumu izlese ne düşünürdü diye geçti içimden oyunu izlerken ?
Olumlu tek yön olarak arka plandaki sahnelerin yazıldığı sınıf tahtası yorumu ve üzerine yansıtılan video efektler sayılabilir. Işık desteği de güzeldi.
Umarım bir gün sahnelerde "Klasik" yorumlama ile "Klasik" bir oyun izleriz ! Çünkü gerçekten yıllar oldu izlemeyeli, özledik ...
İki Efendinin Uşağı
Bir oyunu sevmişsem, başka bir yönetmen veya tiyatro grubunca yapılan yorumunu da severim. Keza bir oyunu sevememişsem, hangi yönetmen veya tiyatro sahnesi yaparsa yapsın, o oyunu yine sevemem ! İlk defa bu durum bugün değişti !
Ocak ayında İstanbul Şehir Tiyatrolarında Aslı Öngören Rejisi ile sahneye konan "İki Efendinin Uşağı" oyununu beğenmemiş, vasat bulmuştum. Nedenlerini o oyun eleştirimde detaylıca yazmıştım. Ama bugün seyrettiğim Nilüfer Kent Tiyatrosu oyuncularının sergilediği, Levent Süner'in yönettiği oyunun yorumunu beğendim ! Coşkulu, enerjik, tempolu ve çok güldüren keyifli bir oyundu. Tebrikler tüm ekibe !
Oyunun en başarılı yönü şüphesiz Müzikleri oldu ! Canlı olarak orkestranın yaptığı müziğin ezgisi hala dilimde ve kulağımda ! Muhteşemdi. Oyuncular keza öyle. Özellikle Silvio rolünde Adem Mülazim, Clarice rolünde Melisa İclal Gürmen çok iyilerdi. Ara dahil yaklaşık 3 saat süren oyunda bir an bile sıkılmadım. Bazı yerlerde kahkaha bile atıyorsunuz ! Çok güldüm, eğlendim. Işık desteği iyiydi. Kostümler dönemi çok iyi yansıtmakta.
Sadece oyunun dekorunu iyi bulmadım. Sahne yanına konan banklar ve oyundan çıkan oyuncuların sahneyi terk etmeyip banklara oturması bence iyi olmamış, seyircinin dikkatini dağıtan bir hareket olmuş. Bazı sahnelerde yandan ses ve diyalog desteği vermeleri de bu durumu düzeltmemiş.
Gülmek ve eğlenmek dışında bir düşünce ve mesaj içermeyen bir oyun ! Yani tipik bir Commedia Dell’ Arte oyunu. Ama bu karantina günlerinde bu tip oyunlara bayağı ihtiyacımız var gibi ! Kaçırmayın, izleyin, http://niluferkentiyatrosu.com/ web sitesinde.
Çöl Oyunu
Tiyatro neden yapılır ? Sanat için mi ? İnsan için mi ? Yıllardır koltukları çürüten fanatik bir tiyatro seyircisi olarak tabii ki 2. taraftayım ! Oyun seyirciyi güldürmeli, ağlatmalı, düşündürmeli, uyarmalı ... Yani bir duygu ya da fikir vermeli ! Mutlu etmeli ! Kendilerini kaf dağında gören yönetmenler, akademisyenler veya eleştirmenler için olmamalı tiyatro !
2015 yılı yapımı, Ali Düşenkalkar'ın yönetip, Mirza Metin'in oynadığı bu oyun tam da yazımın başında anlattığım 1.taraf için yapılmış bir oyun ! 1,5 saat boyunca kendimi çok zorlamama rağmen hiç bir mesaj yada zevk alamadığım bir oyun oldu ! Duyar gibiyim 1.taraf savunucularını "İşte gelişmemiş bir seyirci daha !" ama yanılıyorlar çünkü internete girip bakarlarsa benim gibi düşünen çok seyirci / eleştirmen var ! Başarısız ve anlamsız bir oyun.
İyi diyebileceğim tek şey dekor ve kostümlerdi. Dekor Çöl havasını başarılı bir şekilde yansıtıyor. Kostümler de ortama ve oyuna uygundu.
Şu an Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu web sitesinde birçok oyun var. Hepsini seyredebilirsiniz ama bunu hariç tutun, vaktinize yazık.
Titanik Orkestrası
Bol ödüllü bu oyunu ilk olarak 2006 - 2007 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatrolarında izlemiştim. Macit Koper yönetmen, Naşit Özcan ve Bensu Orhunöz gibi usta isimler oyuncu kadrosundaydı. O zamanda oyunu anlamamış ve sevememiştim, şimdi de farklı bir şey olmadı !
Felsefik, Psikolojik ve Gerçeküstücü mesajlarla dolu sıkıcı bir oyun. Verdiği mesajları algılamakta zorluk çekiyorsunuz. Oyunu seyreden diğer izleyiciler ile de zamanında görüştüğümde benzer görüşler almıştım. Bu sitede almış olduğu 8.1 puan bende soru işareti yarattı ? Kimler veriyor bu puanları ? Bu kadar iyi bir oyun ise hani yorumlar nerede ? Acaba tanıdık çevrelerin şişirme puanları mı söz konusu ? Sanat çevreleri bol ödül verdi diye seyirci de oyunu sevmek zorunda mı ?
Dekor, Kostüm ve Işık düzeni ise başarılı. Issız Tren İstasyonu çok iyi betimlenmiş. Keza oyuncularda öyle. İyi niyetli ve özümseyerek oynuyorlar. Trenlerin istasyona geliş gidiş efektleri de güzel canlandırılmış.
Felsefik, Gerçeküstü ve Kara Komedi türündeki oyunlardan hoşlananlar sevebilir. Ama geri kalan seyirciye öneremem.
Kanlı Düğün / Nazım Hikmet Kültürevi
İspanya İç Savaşının başlangıcında, henüz 38 yaşında iken, İnsanlık Düşmanı Franco rejimi tarafından öldürülen, Şair ve Oyun yazarı Federico García Lorca'nın İspanyol Feodal yapısını eleştiren dramatik bir oyunu.
Oyunu izlerken İspanya'da ki feodal yapının ülkemizdeki feodal yapıya benzerliği dikkatinizi çekiyor. Kan Davası, Köy kanunları, Kız kaçırma, Namus davası ... Sanki bir Türk kırsal yöresindeki oyunu izliyorsunuz. Fakat genel olarak negatif yönlerinin pozitif yönlerine ağır bastığı, bir türlü oyunun içine sizi sokmayan vasat bir yapım.
Olmayan yönleri ile başlayalım. Bir kere tempo yakalanamamış. En heyecanlı sahnelerde bile bir durağanlık var. Oyunculuklar yetersiz. Sadece Gelin rolündeki oyuncumuz biraz daha öne çıkmış durumda. Olmadık anlarda ortaya çıkan (ki neden Lorca bu karakteri oyuna dahil etmiş, anlaşılmıyor) Felaket tellalı kocakarı rolüne genç birisinin verilmiş olması inandırıcılığı çok azaltmış. Dekoru da zayıf ve detaysız buldum.
Pozitif yanlarına gelirsek, her şeyden önce oyunun muhteşem müziği (Canlı Müzikti) ve Flamenko dansları gelmekte. Özellikle oyunun başındaki ve sonundaki Flamenko dans gösterisi ve dansçıların uyumu beklentilerimin çok üzerindeydi. Kostümler dönemi iyi yansıtmakta. Sadece Gelinin düğün günü giydiği Gelinlik daha gösterişli ve itinalı olabilirmiş. Işık desteği de iyiydi.
Şu karantinalı ve tiyatrosuz günlerde, Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosunun internet üzerinden yayınlanan bu oyunu, tiyatro severlere bir nebze de olsa mutluluk vermekte. İzlemenizi öneririm.
Cambazın Cenazesi / Yüzüncüyıl Eğitim ve Sanat Merkezi
Corona virüsü nedeni ile evlere kapandığımız, karantina da olduğumuz, tüm tiyatroların iptal edildiği şu dönem şüphesiz her tiyatro sever için bir nevi işkence ! İşte bu ızdırap dolu günlere gün ışığı gibi doğan bir etkinlik yapıyor Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu !
Daha önceden oynanmış olan 7 oyununu web sitesi üzerinde yayına soktu ! Hemen ve istediğiniz saatte izleyebilirsiniz ! Tabii yerinde - canlı seyretmek gibi tat vermiyor ama şu günlerde evde boş boş oturmaktansa İnternet üzerinden (Büyük ekranlı TV'ye de yansıtabilirsiniz) tiyatro izlemek müthiş bir ayrıcalık ! Teşekkürler Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu yöneticileri !
Oyuna gelecek olursak, Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosunun ilk defa İYİ OLMAYAN bir oyununu izledim ! Çok fazla negatif yönü olan, kimi yerlerinde Lise müsameresine dönen, burada aldığı 8.5 puan ile yakından uzaktan alakası olmayan vasat bir traji komik hikaye !
Bir kere oyun süresi çok uzun. Konu 1,5 saatlik bir konu değil çünkü ! 1 saatte rahat bitirilebilirmiş. Hadi 1,5 saatte ısrarcısınız bari 2 perde yapın ? Özellikle orta bölümlerde oyun iyice sıkıcı bir hal alıyor. Dekor, Kostüm, Müzik desteği de çok zayıf. Onlarca karakterin sadece 3 kişi ile canlandırılması ise apayrı bir zaafiyet.
Bunun yanında oyun pozitif yönleri de bünyesinde barındırıyor. Verdiği mesajlar (Antikapitalist, Betonlaşma- Müteahhit - Para karşıtı, doğa ve çevre güzelliklerinden yana) çok yerinde ve anlamlı. 3 oyuncu da harika bir performans sergiliyor. Onlarca karakteri seri bir şekilde başarı ile canlandırıyorlar. Çok güzek espriler var.
Zaman zaman gülüp eğlensenizde, belli bir noktadan sonra bitse de gitsek demenize yol açacak derecede gereksiz uzun, iyinin altında vasat bir oyun.
III. Reich'ın Korku ve Sefaleti / Nazım Hikmet Kültürevi
Corona virüsü nedeni ile evlere kapandığımız, karantina da olduğumuz, tüm tiyatroların iptal edildiği şu dönem şüphesiz her tiyatro sever için bir nevi işkence ! İşte bu ızdırap dolu günlere gün ışığı gibi doğan bir etkinlik yapıyor Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu !
Daha önceden oynanmış olan 7 oyununu web sitesi üzerinde yayına soktu ! Hemen ve istediğiniz saatte izleyebilirsiniz ! Tabii yerinde - canlı seyretmek gibi tat vermiyor ama şu günlerde evde boş boş oturmaktansa İnternet üzerinden (Büyük ekranlı TV'ye de yansıtabilirsiniz) tiyatro izlemek müthiş bir ayrıcalık ! Teşekkürler Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu yöneticileri !
Oyuna gelecek olursak, eksik ve sıkıcı yönlerine rağmen başarılı bir yapım. Bilmeyenler için bilgi vereyim, III.Reich, Almanya’nın 1933 ile 1945 yılları arasında, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi idaresi altında, tek parti rejimine dayalı yönetim sistemiyle “Führer” unvanlı hükümet ve devlet başkanı Adolf Hitler’in liderliğinde egemenlik sürdüğü döneme verilen isimdir. Oyun o dönemin ilk yıllarına götürüyor bizleri. Nazilerin Alman yaşam ve toplumuna olan etkileri sarsıcı bir şekilde anlatılıyor.
Oyunu sıkıcı kılan bazı faktörler de var. Kimi bölümler oldukça uzun daha doğrultusu uzatılmış diyaloglarla dolu ! 8 - 10 dakikada anlatılacak konu 20 dakikaya uzatılmış. O bölümlerde bayağı sıkılıyor, oyundan kopuyorsunuz. Ayrıca bazı ifadeler (Korku, öfke, şaka, üzüntü ...) o kadar abartılı ki bazen lise müsameresi izlenimi alıyorsunuz. O anlarda inandırıcılık azalıyor.
Ama özellikle son yarım saati bu kötü faktörleri yok ediyor. Oyun seyirciyi tatmin edici şekilde sona eriyor. Oyunculuklar her zamanki gibi kaliteli. Kostümler inandırıcı ve dönemi iyi yansıtmış. Dekor ilginç ! Basamaklarla çıkılan dikey tarzda yapılan dekor oyun boyunca çok iyi kullanılıyor. Yönetmeni tebrik etmek lazım. Ayrıca müzik olarak arka planda oyuncuların elle yaptıkları ses efektleri harika düşünülmüş ! Çok başarılı ve ilk defa gördüm bu tip bir müzik desteği !
Buradan tüm Şehir, Devlet ve Özel tiyatro yöneticilerine sesleniyorum ! (Lütfen bu çağrıma siz seyircilerde destek olun !) Tüm tiyatrolar daha önceden kameraya çekilmiş olan tüm oyunlarını web siteleri üzerinden yayına koysun ! Bu tiyatrosuz günlerde seyirciye tiyatro zevki yaşatmış olurlar ! Ayrıca birçok izleyici kaçırmış olduğu oyunları tekrar izleme fırsatı bulur.
Herkesi bu oyunu ve diğer 6 oyunu internet üzerinden izlemeye davet ediyorum. İyi seyirler !
Yangınlar
Öncelikle bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ! Türk Tiyatrosunun temel taşlarını oluşturan, gerek oyuncu gerek yönetmen gerek sahne arkası gerekse de seyirci olarak tiyatroya emek ve gönül veren tüm kadınlarımızın Kadınlar Günü kutlu olsun !
Bu oyun Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosunun seyrettiğim 2. oyunu. Diğeri "Hayalini Hayali" idi ve bana göre bu sezonun en güzel oyunuydu. Bu oyunda onun kadar olmasa da başarılı. Türk Tiyatrosunun lokomotifleri Ankara ve İstanbul dışında bu tip başarılı ekiplerin çıkması ilerisi için ümit veriyor.
Bu oyunu "çok iyi" statüsüne taşıyamayan etmenlerle başlayalım. Öncelikle oyunun büyük bir kısmında arka fonda verilen müzik oyunu anlamamızı, oyuncuları duymamızı ve konsantre olmamızı engelliyor. Özellikle diyaloglarda arka fonda müziğe ne gerek var ? Dekoru yetersiz buldum, Lübnan ve 1975 - 1990 arası süren İç Savaş coğrafyası anlatılamamış ! Zaten oyun boyunca İç savaşın nedenleri ve tarafları hakkında bile ufak bir açıklama olmaması garip geldi. İlk perde çok gereksiz sahnelerle dolu. Kimin ne olduğu ancak ilk perdenin sonuna doğru netleşiyor. Giriş kısmındaki aşırı küfür dolu sahneler rahatsız edici.
Bu negatif yönlerine rağmen, birçok pozitif öğeyi de içinde barındıran bir oyun ki sonuç olarak başarılı bir yapımdır diyoruz. İlk perdenin aksine, tempolu, sürükleyici, dramatik ve çok başarılı bir ikinci perde izledik. Özellikle final bölümü şok edici ve çok başarılı ! Yıllardır film ve tiyatro izlerim, bu kadar ters köşe bırakan, bu kadar şaşırtan bir senaryo - oyun görmemiştim. Yazar Mouawad'ın ününün boş olmadığını anlıyorsunuz. Müzikler (Gereksiz olan bölümler hariç) ve ışık desteği çok başarılı. Oyunculuklarda Genç Nawal (Pınar Hande Ağaoğlu) ve Wahab'ı (Adem Mülazim) çok beğendim. Enerji dolu, ritmik, oyuna tam konsantre ve içtenlikle oynadılar. Yaşlı Nawal rolü için daha yaşlı bir oyuncu seçilebilirmiş.
Sonuç olarak başarılı ve farklı bir Ortadoğu coğrafyası dramı ! Özellikle son bölümü ile sizleri derinden etkileyecek, şok edecek, ağlatacak bir oyun. İzleyin diyeceğim ama İstanbul sahnelerinde bu sezon daha oynanamayacak görünüyor. Daha önce önerdiğim gibi, Konuk oyunlar çok daha fazla yer almalı Şehir ve Devlet tiyatroları programlarında.
Hayalî'nin Hayali / Nazım Hikmet Kültürevi
Sezonun tartışmasız EN İYİ VE EN KEYİFLİ OYUNU ! MUHTEŞEM BİR YAPIM ! Emeği geçen herkese öncelikle teşekkür ediyorum. Yazar Burçak Çöllü, Yönetmen Yiğit Sertdemir ve Başkan Turgay Erdem başta olmak üzere. Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu Anadolu tiyatro gelişimi açısından gerçek bir başarı örneği !
Ara dahil 3 saat süren bu tiyatro şöleninde ne ararsanız var ! Kukla Sanatı, Gölge Oyunu, Müzikal Gösteri, Dram, Ağıt, Komedi, Çalgı Çengi ... 1 dakika bile ilginiz dağılmıyor. Oyun sonunda Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde oyuncuları ayakta dakikalarca alkışlayan seyirci kitlesini uzun zamandır görmemiştik.
Oyunda her şey çok iyi, eleştirecek bir yön bulamadım. Dekor, kostüm, makyaj, ışık, müzikler her açıdan mükemmel. Tabii müziklerin iyi olması kadar doğal bir şey olamaz, çünkü oyunun yazarı işin erbabı ! Oyunculuklar çok iyi. Sunucu / Hayali rolündeki oyuncuyu özellikle beğendim. Yönetmen Yiğit Sertdemir 'de muhteşem bir oyun ortaya çıkarmış, bravo demekten başka diyecek bir şey yok ...
İstanbul Şehir Tiyatrolarında sahne sayısı artınca, doğal olarak yeni oyun çıkmaz oldu ! Hep eski oyunlar devri daim yapıyor. İzleyici yeni oyun istiyor. Bu açığı da yönetim, diğer şehirlerin Kent ve Şehir Tiyatrolarından oyun getirerek kapatmaya çalışıyor. İyi ki de öyle yapıyor ! Bence Konuk Oyunlar artarak devam etmeli. Her ay en az 3 - 4 adet Konuk oyun sahnelenmeli.
Bu arada bu sezon İstanbul'da gerek devlet gerekse de Şehir Tiyatrolarında oyunlar çok iyi ve kaliteli değil ! Sıradanlık hat safhada ! Bu kurumların yöneticileri, yönetmenleri, oyuncuları bence Bursa'ya ve diğer şehirlere gidip bu tip başarılı yapımları izlemeli, dersler çıkarmalı !
Oyunun bu sezon İstanbul'da gösterimi bu akşam bitti maalesef ! Umarım Şehir Tiyatroları bir güzellik yapar ve sezon bitmeden bir kez daha getirir bu oyunu. Yoksa imkanınız varsa Bursa'ya gidip izlenecek derecede unutulmaz bir yapım.
Bir Picasso / Mecidiyeköy Stüdyo Sahne
Pablo Picasso ile Nazi Almanya'sı Kültür Bakanlığı görevlisi bir yetkili arasında, 1,5 saat süren karşılıklı bir zihin savaşı ! Sanat, tarih, resim, ideolojiler üzerine bir fikir tartışması.
Hali ile oyun herkese göre değil. Bu konulardan haz almayanlar çabuk sıkılabilir. Ama ne kadar sıkılırsanız sıkılın, oyun esnasında salon terk edilmez ! Hele de Mecidiyeköy Stüdyo sahnesi gibi, oyun çıkış kapısının sahnenin ortasında olduğu bir salonda hiç çıkılmaz ! Oyuncular bile ne oluyor deyip, salonu terkeden görgüsüzlere baktı ! Bu kadar bile tahammül yoksa tiyatroya, gelmeyin kardeşim ! Bu tip insanlar maalesef sırf desinler veya instagram sayfalarında gittikleri görünsün diye geliyorlar inanın !
Oyun analizine gelecek olursak, yukarıda saydığım konuları sevenlerin ilgi ile izleyeceği bir oyun. Oyunculuklar çok iyi. Levent Öktem usta her zamanki gibi sahneye ve oyuna hakim. Disiplinli ve Soğuk Alman Görevli rolündeki Filiz Kılıç inanılmaz doğru bir seçim olmuş, role çok iyi oturmuş. Çok ta başarılı. Dekor ve ışık desteği güzel. Eksik kalan yön olarak oyun süresi sayılabilir. 1 saat 35 dk. süren oyun özellikle orta bölümlerde sıkıcı bir hal alıyor. 1 saate indirgenerek daha seyredilebilir bir oyun yapılabilirmiş.
Sanat, yakın tarih, resim, Picasso seven herkesin sevebileceği ama geri kalan herkesin sıkılabileceği bir oyun. Bu gerçekler üzerinden oyuna gitmenizde fayda var.
Leylâ ile Mecnun / Cüneyt Gökçer Sahnesi
Yazar İskender Pala, oyun tanıtımında "Romeo ile Juliet" ve "Leyla ile Mecnun" karşılaştırması yapmış. Hem içerik hem edebi hem de sosyolojik açıdan. Tespitlerine çoğunlukla katılıyorum. Çok haklı olduğu noktalar var. Ama eleştirdiği bir noktada aynı hatayı kendisi yapmış ! Diyor ki "Romeo ile Juliet genç nesiller iyi anlasın diye onların seveceği şekilde değiştirilip, sadeleştiriliyor. " Ama aynı sadeleştirme ve anlaşırlılığı Leyla ile Mecnun'da kendisi yapamamış !
Oyunun normal diyalog değil de şiirsel - oratoryal anlatımda olması son derece yanlış olmuş. Çoğu söylem anlaşılmıyor. Farsça ve Arapça kelimelerin fazlalığı oyunu anlaşılmaz kılıyor. Bu kadar güzel bir hikaye de sıkıcı hale geliyor. 1.perdenin sonunda salonu terkedenleri inceledim. Hem tiyatral çevreden hem de normal halk kitlesinden kişiler vardı. Demek ki her 2 kesim içinde olmamış bir oyun. Ben ise oyunu o kadar kötü olmamakla birlikte, vasat bulanlardanım. Daha iyi olabilirmiş.
Öncelikle oyuncu seçimleri. Aşağıdaki yorumların aksine ben Leyla rolündeki Damal Ece Hacat'ı beğendim. Özellikle fiziksel olarak tam doğru seçim, Fuzuli'nin Leyla'sını tam olarak betimliyor. Sadece ses olarak bazı noktalarda zayıf kaldığı oldu. Mecnun rolünde (Mecnun Arapça'da Deli demektir, efsanede ki ismi Kays'tır) Muzaffer Saygı'yı ise yapay buldum. Çok sıradan ve duygusuz bir anlatımı vardı. Anlatıcı rolünde Tunç Yıldırım oldukça başarılıydı, sesini çok etkili kullanmakta.
Kostümler inanılmaz güzelken Dekor bir o kadar kötüydü ! Daha doğrusu olmayan bir şeye kötü demek yanlış olur, dekor yoktu ? Böyle bir oyunda nasıl bu kadar zayıf dekor olur, anlaması güç ! Oyunun geçtiği Necid (Irak ile Hicaz arasındaki bir bölge) coğrafyası hiç anlaşılmıyor ! Hiç değilse 2 tane Palmiye ağacı veya bir vaha olsaydı bari ?
Oyun içinde atılan dinsel sahneler (Kabe sahnesi ve Sela sahnesi) yönetmen Mustafa Kurt'un konumunu koruma ve iktidara yanındayım mesajı olarak algıladım. Çünkü oyunda oldukça sırıttı bu sahneler. Ayrıca müziklerde de aklım karıştı. Kimi zaman modern kimi zaman tasavvuf musikisine dönüşen müzikler oyunun olmayan diğer bir yönüydü.
Sonuç olarak çok güzel ve bize hitap eden bir aşk hikayesi, maalesef yanlış seçim ve yöntemlerle vasat bir oyuna dönüşmüş. Ama yinede de gidip seyretmek lazım, Yazarın dediği gibi, Batı kültürüne verdiğimiz önemi Doğu kültürüne de vermeliyiz.
Hanımefendi'nin Ziyareti / Mecidiyeköy Büyük Sahne
Ahlak, Adalet, Dürüstlük üzerine mesajlar içeren, sürükleyici, merak uyandıran ve sonuna kadar kendini ilgi ile izlettiren başarılı bir oyun.
Zaman zaman karanlık - ütopik karakterlerin olduğu, komedi ile dram arasında gelgitlerin yaşandığı sahnelerin bolca gözlemlendiği bir yapım. Paranın - İktidarın - Emperyalizmin, kişilikleri - karakterleri - Adaleti nasıl bozduğunu, satın aldığını açıkça izliyorsunuz. Sadece zamanımızda yaşandığını düşündüğümüz bu ahlaksız davranışların aslında tarih boyunca insanoğlunu nasıl esir aldığını görüyorsunuz. Sık sık "Batı Ahlakı - Görgüsü" üzerine taşlamalar olsa da, aslında bu durum her kültürün ortak sorunu.
Dekor yine bir Behlüldane Tor yapımı ! Yani muhteşem ! Kostümler keza öyle. Oyun süresi iyi ayarlanmış, sıkmıyor, geçişler hızlı. Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar yerinde. Özellikle Belediye Başkanı rolünde "Uğur Keleş" ve Klara rolünde "Gönen Aykaç" çok iyi. Büyük Usta Can Gürzap ise keşke sadece bu oyunda Yönetmen olarak kalsaymış. Çünkü sahne performansı ve ses kuvveti yetersizdi. Yaşından dolayı tabii, kolay değil, zorlandığı her halinden belli olmakta. Alfred rolünde başka bir sanatçı değerlendirilmeliydi.
İçerdiği mesajlar itibarı ile ders verici, kimi zaman eğlendiren kimi zaman hüzünlendiren bu oyunu izlemenizi tavsiye ederim.
İki Efendinin Uşağı / Büyükçekmece Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi
Bir Ortaoyunu, Kavuklu - Pişekar, Karagöz - Hacivat gösterisi günümüz Avrupa sahnelerinde ne kadar anlaşılır, beğenilir, eğlendirir ise bir Commedia Dell’ Arte oyunu da bu dönemde bizim sahnelerimizde o kadar beğeniliyor, seviliyor, eğlendiriyor ! Kültür, Komedi ve Eğlence anlayışı farklılığı bu tip oyunlarda daha da belirginleşiyor ! Her ne kadar kimi zaman seyirciyi güldürse de birçok yönden eksik kalmış, olmamış, vasat bir komedi !
Oyunun çok ama çok önemli 2 eksiği var. Birincisi hiç ama hiç olmamış, anlaşılmayan, keyifsiz giriş bölümü ! İlk yarım saat o kadar anlaşılmaz ve keyifsiz ki oyun 1-0 yenik başlıyor maça ! Kim kimdir, amaç nedir, kim ne diyor hiç anlaşılmıyor. İkinci büyük zaafı ise son derece gereksiz sahnelerle tam 3 saate uzatılmış süresi ! 2 saatin bile fazla olduğu bir konuyu 3 saate yayarsanız, böyle başarısız bir yapım ortaya çıkarmış olursunuz ! "Zengin Mutfağı" oyunu ile göz dolduran Yönetmen Aslı Öngören maalesef bu oyunda aynı başarıyı tekrar edememiş.
Dekor çok basit ve kötü. Kostümler göz alıcı ve başarılı. Müzikler "Grup Gündoğarken" kalitesi ve ritminde. Oyunculuklar orta düzey. Hizmetçi rolündeki Seda Çavdar ve Silvio rolündeki Volkan Öztürk bir adım öndelerdi.
Bir de uyarı yapayım yeri gelmişken. Ümraniye sahnesi İstanbul Tiyatro müdavimi herkesin de bildiği gibi çok ters bir konumda. Trafik her daim her saat berbat ve inanılmaz yoğun ! Ben 2 saat önce yola çıkmama rağmen ancak yetiştim. Bu nedenle bu sahneye bilet alırsanız çok ama çok erken yola çıkın.
Sonuç olarak süresini dikkate aldığınızda vakit harcamanıza çok da gerek olmayan vasat bir İtalyan komedisi. Eğer çok vaktiniz varsa ve de en 1 saat sıkılmaya da hazırsanız izleyin derim.
Çın Sabahta / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
Hülya Karakaş her zaman olduğu gibi, yine ülkemizin en derin sorunlarından biri olan Kadının Yaşamımızdaki yeri ve önemine değinmiş. Usta kadın yazarlarımızdan Nezihe Meriç'in, farklı kuşaklardan iki ayrı kadının yaşadıkları acıları ve hüzünleri anlatan bir oyun.
Oyun tüm süresi boyunca maalesef durağanlıktan kurtaramıyor kendini. Arada bir müzik ve görüntü destekleri oyuna canlılık getirmeye çalışsa da maalesef vasat düzeyini bir üst noktaya çıkaramıyor. Özellikle oyunun başında çok fazla gereksiz diyalog söz konusu. 80 dakikalık oyun 60 dakikada yapılabilirmiş.
Dekor beklenmedik derecede zayıftı ! Özellikle balkon olayına çok güldüm. Mali yönden en güçsüz tiyatrolar bile ufak tefek malzemelerle balkon yapabilirken, yere çizilmiş bir dikdörtgen alana balkon denmesi oldukça komikti. Sanırım yeni yönetim bütçeyi bayağı kıstı ! Ülkemizin tek aylık tiyatro dergisine bile reklam vermeyen bir yönetimden beni çok şaşırtmayan bir hareket olur bütçelerin daha da kısılması !
Oyunculuklarda da sorun vardı. Genç kız karakterini canlandıran Ayşe Günyüz gerek ses gücü gerekse de oyunculuk yeteneği oldukça düşük düzeydeydi. Bu da tabii oyunu sıkıcı hale getiren unsurlardan birisi oldu.
Zaman zaman sizi güldürüp, duygulandırsa da vasat düzeyi aşamayan, sizi sıkan, Kadın sorunları üzerine bir oyun. Bol vaktiniz varsa gidip, bir de siz değerlendirin derim ...
Uçmak / Mecidiyeköy Büyük Sahne
Baştan sona sürükleyici, ilgi çekici, sizi akışın içine çeken, zamanın nasıl geçtiğini fark etmediğiniz (Ara dahil 2,5 saat süresine rağmen), son dönemde yapılmış en iyi tarihsel oyunlardan biri ! Tebrikler Tolga Evren , tebrikler Hakan Çimenser !
Tabii burada Tolga Evren olayını açmak lazım. İlk olarak yıllar önce yine İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı "AT" oyununda izlemiştim. O oyunda da devleşmişti. O günden bu yana sıkı bir hayranıyım. Bu oyunda ise artık Nirvana yapmış diyebiliriz :) Özellikle o son sahnede, ancak profesyonel ip cambazlarının yapabileceği, ip üzerinde yürümesi ve üstelik yürürken de son derece etkili bir konuşma yapması, bugüne kadar sahnelerde görülmemiş bir üstün beceri örneğiydi ! Bir kez daha tebrik ediyorum.
Tabii başka öğelerde var oyunu başarılı kılan. Muhteşem bir dekor, muhteşem bir ışık düzeni, dekorun üstüne yansıtılan muhteşem incelikteki video görüntüler, kostümler, efektler, o muhteşem dönem müziği ... Çok ödül alır bu oyun sezon sonunda.
Eksiklerde yok değil tabii ki ! Bir kere "Ayşe Hanım" karakteri doğru seçilmemiş. Role uymayan bir seçim yapılmış. Keza "Gülfiraz" karakterini canlandıran oyuncuda hiç ama hiç olmamış ! İnanılmaz derecede yapay ! Oyunun başındaki dönemi anlatmak isteyen 10 dakikalık müzikli danslı görsel şov çok güzel ama dönemin İstanbul'unu anlatmıyor ? Sanki bir Avrupa Orta Çağ şehrindeki festivali izledik ? Olmamış. Keza Kahve sahneleri de gereğinden fazla uzundu.
İnanılmazı başarmasına rağmen, 4.Murat tarafından beklenmedik bir ödülle ödüllendirilen ! Hezarfen'in hikayesini, korkularını, yaşadığı dirençleri, nasıl yalnız kaldığını, umutlarını, sevinçlerini öğrenmek ve muhteşem bir tarihi oyun izlemek istiyorsanız bu oyunu kaçırmayın !
Ay, Carmela! / Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi
İspanya İç Savaşının en hüzünlü hikayesi ve Dünya Protest müziğinin "Çav Bella " 'dan sonraki en önemli 2. şarkısı (Marşı da denebilir !) birleşince bir oyunun kötü olmasına imkan yok zaten ! Güzel, hüzünlü, sürükleyici bir yapım, Naşit Özcan her geçen oyununda daha da çıtasını yükseltiyor.
İyi ile Kötünün, Direniş ile Oportünizmin, Ahlak ile Karaktersizliğin çatışması oyun boyunca 2 eş arasındaki diyaloglarla tartışmaya açılıyor. Tüm ezilen insanların çığlığı Carmela'da hayat buluyor. Paulino karakteri ise tipik bir yakın geçmiş, fırsatçı kapitalist anlayışın tezahürü !
Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar yerinde. Latin - Endülüs karakteri Carmela için bence Ada Elize Ertem doğru tercih. Sadece Flamenko dansı konusunda biraz daha çalışsa iyi olurmuş. Işık, Dekor ve Kostümler çok güzel. Dekor tam da o dönemi yansıtmış.
Eksiklerde var tabii ! Öncelikle 2 perde yerine tek perde 60-70 dk. aralığında oyun bitirilebilirmiş, gereksiz diyaloglar fazla süre almış. Ayrıca finali son derece sönük ve sıradan olmuş ! Elinizde bu kadar muhteşem bir şarkı varken, final çok daha etkili - çarpıcı - gaza getirici şekilde yapılabilirmiş.
Yakın dünya tarihine, İspanya İç Savaşına, Lorca'ya, Baskıcı yönetimlere isyan edenlere ilgi duyan herkesin seveceği güzel bir oyun.
İyi Şanslar / Mecidiyeköy Stüdyo Sahne
İstanbul'un yeni tiyatro sahnelerinden ikisini bugün görme şansım oldu. Mecidiyeköy Büyük Sahne ve Stüdyo Sahnesi. İkisi de son derece güzel, kaliteli, izleme açısı verimli, her şey ile dünya standartlarında 2 sahne. Bu sahneleri bize kazandıran Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne ve İstanbul Devlet Tiyatrosu yönetimine bir seyirci olarak teşekkür ederim !
Oyuna ise fazla zaman ayırmayacağım çünkü son dönemde izlediğim en anlamsız oyun ! Ne amacı olan, ne mesaj verebilen, ne seyir zevki yüksek, ne komik, ne hüzünlü süper saçma ve boş bir oyun ! Sakın ama sakın vakit ayırıp gitmeyin. Aşağıdaki yorumlarda bu görüşümü destekliyor zaten.
Dekor, kostüm, ışık düzeni güzel. Ama metin o kadar kötü ki, oyuncularda oyunu kurtaramıyor. 75 dk.'lık bir işkence sizi bekliyor ! Bu kadar anlamsız bir oyun neden repartuara alınır, sorgulamak lazım ?
Her iyi yönetmen her zaman iyi oyuncu olamaz, her iyi oyuncu da her zaman iyi yönetmen olamaz ! Son dönemde iyi oyuncularımız maalesef yönetmenlik konusunda aynı performansı veremiyor. Zorlamamak lazım ...
Bay Z. / Mecidiyeköy Stüdyo Sahne
Uzun zamandır bu kadar sürükleyici, bu kadar heyecanlı, bu kadar mükemmel bir oyun izlememiştim, can-ı gönülden tebrikler Atilla Şendil'e !
Daha önce sahnelerde yer alan, "Grönholm Metodu", "Bekleme Odası" ve "12 Öfkeli Adam" konseptinde, çok benzer bir kurguya ve içeriğe sahip bir oyun. 1 saat 10 dk. boyunca soluğunuz kesiliyor. Katil kim temalı Alfred Hitchcock kitaplarını andıran, 4 yönetici arasındaki hırsız kim ? konusu ele alınıyor. Son dakikaya kadar da suçlu açığa çıkmıyor.
Oyuncu seçimleri mükemmel. Oyunculuklar harika. Özellikle Muhasebe sorumlusu rolünde Ali Çelik ve İdari İşler Sorumlusu rolündeki Gerçek Sağlar bir adım daha önce. Yıllardır bu tip şirketlerde çalışan benim gibi kişiler için oyun çok daha ilgi çekici.
Oyunun 2 eksiği vardı. Birisi çok zayıf kalmış olan dekoru. Bence biraz daha detaylı ve itinalı yapılabilirmiş. İkincisi ise çok ama çok hızlı biten finali ! Öyle ki oyun bittiğinde bazı seyirciler sonucu anlamadı bile :) Daha uzun ve detaylı sonlanabilirmiş.
Sonuç olarak kesinlikle kaçırılmaması gereken, seyretmek, çözmek ve anlamak için yüksek takip ve zeka gerektiren, çok başarılı bir güncel oyun ...
Kaçış 3: Kıyamete Çağrı / Üsküdar Tekel Sahnesi
2019 - 2020 Tiyatro sezonunu bu oyunla açtım. Öncelikle herkese seyir zevki yüksek bir sezon dilerim ! Umarım son yıllarda ivme kaybeden İstanbul Devlet ve Şehir Tiyatroları bu sezon kendilerini toparlar ...
Bu oyun çağdaş yazar Jennifer Haley'e ait. Bu yazarın geçen sezon CEHENNEM isimli oyununu Devlet tiyatrolarında izlemiştik. Her 2 oyunda aynı temaya sahip ; Teknolojik gelişmelerin insanoğlu ve aile üzerindeki yıkıcı etkileri.
Ama maalesef bu oyunda aynı geçen yılki oyun gibi, vasat düzeyi aşamayan, tiyatro olgusuna kendisini uyarlayamayan bir yapım. Zaten temelde sinema, görsel efektler, sanal gerçeklik ve Bilgisayar uygulamaları gibi teknolojik unsurlar bir türlü tiyatroya adapte edilemiyor maalesef. Bu kavramlar tiyatronun ruhuna ters dersek yanlış olmayız. Gelenekçi, muhafazakar, klasik tiyatro sevenlerin benimle aynı fikirde olduklarını yakınen biliyorum. Tiyatro sahnelerinde sinema, TV dizisi, PC oyunları, Sanal gerçeklik videoları görmek ne derece tiyatrodur, tartışılır ?
Teknik analize gelirsek, etkin bir sahne tasarımı var. Evden eve geçişler başarılı. Dekor çok sade, özellikle genç odalarında daha detaylı nesneler olmalıydı. Kostümler sade ve gerçekçi. Işık desteği yerinde. Oyunculuklar vasat düzeyde. Özellikle Baba rolündeki Ahmet Somers'in sesi oldukça zayıf kalmış, arka sıralar çoğu diyalogları duyamadı.
Belki yeni nesil gençler, PC oyunlarını sevenler, Yada çocuklarının oyun merakına çözüm arayan anne babalar bu oyunu sevebilir. Ama onun dışındaki herkes için vasat düzeyi aşamamış, sinema - video - sanal gerçeklik - pc oyunu düzeyinde kalmış bir oyun.
Hastalık Hastası / Dr. Enver Ören Kültür Merkezi
Bazı oyunlarda beklentiler çok büyük olunca, oyun İYİ bile olsa hafif bir hayal kırıklığı yaşarsınız. Bu oyunda tam o nitelikte bir oyun ! İyi ama daha iyi olabilirmiş !
Oyunun özellikle ilk 15-20 dk.'sı oldukça vasat. Karakterler yerine oturana, hikaye netleşene kadar oyundan çok fazla zevk alamıyorsunuz. Girişteki müzikli gösteri ise bence hiç olmamış. Sonrasında oyunu sevdiren karakterler devreye giriyor ! Özellikle Hizmetçi rolündeki Sevinç ERBULAK ve İstenmeyen Damat Adayı Çağrı BÜYÜKSAYAR çok başarılı. Komedi ve Espriler arttıkça oyunda güzelleşiyor. Şunu da ifade edeyim, "Argan" rolündeki Şükrü TÜREN bence olmamış ! Şehir Tiyatrolarında bu role daha uygun oyuncular vardı. Finali de oldukça aceleye getirilmişti, nedendir anlayamadım.
Dekor oldukça basit ve işlevsizdi. Müzikler güzeldi. Kostümlerin bir kısmının modern bir kısmının ise döneme ait olması garipti ? Yönetmen Tolga Yeter'in oğlunun oyunda yer almasını da doğru bulmuyorum. Yönetmen olsun Yönetim kadrosu olsun, 1. veya 2. derece yakınlarının oyunlarda yer alması bence etik değil ! TORPİL anlayışına veya "Bal tutan parmağını yalar" anlayışına fırsat vermemek lazım tiyatro sanatında ...
Bugün 1 değil 2 değil 3 değil 4 değil TAM 5 KEZ TELEFON ÇALDI oyun sırasında ! Yeter diyorum artık YETER ! Bunun artık tek bir çaresi kaldı. O da tüm oyun salonlarına GSM sinyallerini kesen JAMMER cihazlarının yerleştirilmesi ! Eğer bu yazımı okuyan bir Yönetici varsa lütfen bu konuyu gündemlerine ve bütçelerine alsınlar !
Her ne kadar yorumumda genelde olumsuz noktaları belirtsem de, genel olarak baktığınızda eğleneceğiniz , güleceğiniz, hoşça vakit geçireceğiniz bir oyun. Şu an bilet bulma imkanınız yok, sezon bitti, yeni sezonda kaçırmayın ama ...
Mavi Kuş
Oyunun yazarı bu oyunu 2002 yılında yazmış. 2001 yılında çevrilen ve inanılmaz sevilen Yılmaz Erdoğan'ın "Vizontele" filminden oldukça esinlenmiş görünüyor. O filmi andıran birçok sahne ve karakter var oyunda. 1950'li yılların kıraç ve fakir Anadolu'sunu anlatan sevimli bir yol hikayesi. Sıcak ve güzel bir oyun.
Aslında oyun oldukça kötü başlıyor. İlk 15-20 dk. sanki bir Lise müsameresi gibi. Ama oyun derinleştikçe, karakterler arttıkça, karakterlerin hikayeleri açığa çıktıkça oyun da güzelleşiyor. Hele bir "Ağa - Kahya" ikilisi var ki tüm oyunu neredeyse bu ikilinin esprileri kurtarıyor. Ağa rolünde "Şevket Avşar" ve Şöfor Kenan rolünde "Tarık Köksal" çok başarılı. Oyunun yönetmeni Özgür Kaymak'ın Şehir tiyatrolarındaki ilk 2 oyunu (İsimsiz & Son) hiç başarılı olmamış ve sevilmemişti. Yönetmen bu oyunu ile kendisini oldukça geliştirmiş görünmekte.
Oyunun müzikleri de çok güzel, çok bizden. "Selvi Boylum Al Yazmalım" havasında. Otobüs dekoru çok başarılı ama çevre dekorlar yok gibi. Işık desteği yerinde. Perdeye yansıtılan sinemasal görüntüler çok gereksiz. Finalde ki sürprizler ve ters köşeler ise oldukça etkileyici idi.
Son dönemde Şehir Tiyatrolarında izlemiş olduğum siyasal, dini, yandaş, başarısız ve torpilli oyunlardan sonra nihayet güzel bir oyun izlemenin keyfini yaşadım. Siz de yaşayın ve oyunu kaçırmayın !
İblis
105 yıllık köklü çınar Darülbedayi'de GERİYE DÖNÜŞ VE GERİCİLİK son hız devam etmekte ! Yeter artık diyorum ! Bu kadar siyasallaşmayın ne olur ! Artık seçtiğiniz , sahneye koyduğunuz tüm oyunlar iktidara şirin görünme çabasında olan , amacından sapmış, tiyatro olmaktan çıkmış beş para etmez oyunlara dönüştü ?
"Amanvermez Avni" ve "Aşk Bir Zamanlar" felaketlerinden sonra daha kötüsü olamaz diyordum, yanılmışım ! Bugünkü oyunun bir ilkokul müsameresinden, bir ortaokul gösterisinden yada bir Lise tiyatro denemesinden inanın hiç bir farkı yoktu ! Hadi Genel Sanat Yönetmeni, Yönetmen, Repartuar Kurulu uzaktan kumanda ile yönetiliyor diyelim, oynayan bir o kadar usta oyuncudan birisi de çıkıp demiyor mu ya "Bu nasıl bir rezalettir diye ?".
Dekor rezalet ve çok basit. Müzikler facia ve çok gürültülü. Oyunun başında ve sonundaki perdeye yansıtılan sinemavari görüntüler iğrenç. Kimi oyuncuların sesleri çok zayıf, hiç duyulmadı. Ses bu kadar zayıfken arka planda devam eden müzik oyunu daha da bitirdi. Oyunun konusu ise inanın gerçekten bir ilkokul müsameresi kalitesindeydi !
Umarım şu an ki İBŞT Yönetimi, Genel Sanat Yönetmeni ve Repartuar Kurulu bir an önce yeni yönetim tarafından değiştirilir. Bu sayede o eski ve muazzam Şehir Tiyatroları geri gelir sahnelere ...
Aşk Bir Zamanlar (Gazale)
Bugün seyretmiş olduğum gösteriye bir Tiyatro oyunu demek zor ! Daha ziyade bir "Tasavvuf Gösterisi" , bir "Musiki Dinletisi" veya bir "Divan Edebiyatı Anlatısı" olarak isimlendirilebilir. Yazarın kariyeri ve yazdığı kitapları ile de örtüşmekte bu tabirler.
İstanbul Şehir Tiyatroları Yönetimi ve Edebi Kurulu, güç ve para kaynağı mevcut iktidara şirin görünebilmek için maalesef bu tip Din ve Tasavvuf içerikli oyunlara fazla ağırlık vermeye başladı. Tiyatro adına yazık ! Siyasete alet edilmemeli ! Hadi diyelim illa bu tip bir oyun yapacaksanız, öncelikle tüm dünyanın kabul ettiği Mevlana, Yunus Emre, Ahmet Yesevi ve Hacıbektaş-ı Veli gibi bu konuların duayenleri sahneye konmalı ?
Teknik analize gelirsek, dekor çok sade ve işlevsel. Fakat oyun boyunca anlamsız yere çok fazla dönüyor ! Işık desteği güzel. Kostümler çok başarılı, dönemi aynen yansıtmış. Arka plana yansıtılan dijital efektler başarısız ve karmaşık. Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar vasat.
Ayrıca oyunla değil de seyircilerle ilgili can sıkıcı bir konuya da değinmek isterim. Son dönemde bir seyirci grubu türedi maalesef. 55-60 yaş ve üzeri kadınlar grubu. Sanki bir güne geliyorlar ! Oyun boyunca konuşup diğer seyircileri rahatsız ediyorlar. Cep telefonları kapatmayı unutuyorlar. (Bugün 2 kez çaldı oyun sırasında). Oyun esnasında çok da anlamadıkları halde fotoğraf yada video çekmeye çalışıyorlar ! Uyarmanıza da çok takmıyorlar ! Ciddi rahatsız edici bir durum. Diğer tüm seyircilerin bu konuda duyarlı olup, bunları kontrol etmeleri, uyarmaları şart oyunlardan önce.
Osmanlı dönemi yaşantısını, Tasavvufu, Dergahları, Musikiyi ve Divan edebiyatını sevenlerin hoşlanabileceği bir gösteri. Ama geri kalan herkes için sıkıcı ve bitirmesi zor olan vasat bir yapım ...
Bir Nefes Dede Korkut / Mecidiyeköy Stüdyo Sahne
Son yıllarda biliyorsunuz ülke konjonktörü ve siyasal İslam İslamiyet öncesi Türk Tarihine soğuk bakmakta ! Hatırlamak istememekte ! Sol, Demokrat ve İlerici olduklarını iddia eden kesimlerde o dönemi ve Türklüğü övmeyi "Faşistlik" olarak etiketleyen ilkel ve bağnaz bir düşünce yapısına sahip. Dolayısı ile o muhteşem dönemi bir türlü hakkıyla öğrenemiyoruz, dünyaya o kültürümüzü anlatamıyoruz !
İşte bu oyun o gizlenen ve pek anlatılmak istenmeyen Eski Türk kültürüne ve yaşam şekline ışık tutan çok içten - sıcak bir oyun. Dede Korkut'un yazıya dökülen 12 hikayesinden 3 tanesi anlatılmakta. Kopuz ve eski Türk müzik aletleri oyuna eşlik etmekte. İlk 10 dakikada bir Şaman dansı var ki büyüleyici. Anadolu Türkmen kültüründeki Semah dansını andırmakta. Oyunu izlerken kendinizi resmen Orta Asya bozkırlarında hissediyorsunuz !
Dekor çok sade, daha işlevsel olabilirdi. Kostümler inandırıcı. Müzik ve Işık desteği güzel. Oyunculuklar samimi ve yeterli. Oyunun sonunda da seyircilere çok hoş bir sürprizleri var :)
Ama keşke diyorum, bu oyun çok daha kalabalık, çok daha görsel, çok daha uzun süreli dev bir prodüksiyon olarak sahneye konsaydı ! Orta Asya Türk Kültürümüzü tanımamıza Tarihsel bilinç çok fazla ihtiyacımız var. Çünkü net bir şekilde Araplaştırılmak istenen bir kültürde yaşamaktayız.
Oğuzlara, Orta Asya yaşamımıza, Şamanizme, Eski Türk geleneklerine ilgi duyan herkese tavsiye ediyorum bu sıcak ve içten oyunu ...
Vahşi Batı / Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi
ABD'li ünlü oyun yazarı Sam Shepard'ın en ünlü oyunu. "Aç Sınıfın Laneti" ile birlikte tabii. Sorunlu ve şizofrenik bir ailenin iç çatışmalarını anlatıyor. Arka perde de ABD'de yaşanan toplumsal problemlere gem vuruyor. Ama bir türlü seyircinin ilgisini yakalayamayan vasat bir yapım !
Yönetmen Ergün Üğlü kıdemli bir Şehir tiyatroları oyuncusu. Bugüne kadar tam 11 oyununu izlemişim. Bu da yönettiği 3. oyun. En Son "Karıncalar" oyununu yönetmişti. Farklı bir bakış açısı var oyunlarında bu anlamda umut vadediyor.
Kostüm, dekor, müzik ve Işık düzeni çok sıradan. Dekor dönemi iyi yansıtmakla beraber biraz sönük. Bu arada oyuna gidecekleri uyarmam lazım, dekor oyun boyunca aralıklarla parça parça yıkılıyor. Bu durumu oyunun başında çoğu kişi kaza zannetti. Ben dahil ! Ama 2. , 3. dökülüşten sonra işin aslını anladık.
Oyunculuklar yerinde. Özellikle Ahmet Saraçoğlu çok başarılı. Çünkü çok zor sahneler var. Kavga, dövüş, yıkım ... vb. Oyuna ve rolüne oldukça konsantre gördüm.
Sam Shepard çok övülür çağdaş tiyatro dünyasında. Bu seyrettiğim 2. oyunu. Ama maalesef ben aynı kanıda değilim. Bu oyununu da çok beğenmedim, vasat bir oyun. Kişiden kişiye değişir tabii beğeniler, bir gidip seyredip bakalım. Siz ne diyeceksiniz ?
Leenane'in Güzellik Kraliçesi / Kocaeli Sabancı Kültür Merkezi
Bazı oyuncular vardır, oyun ne kadar vasat veya sıkıcı olsa bile, sahnede duruşları - hakimiyetleri - karizmaları ile oyunu güzelliğe çevirirler. İşte Sumru Yavrucuk'ta o oyunculardan bir tanesi !
İrlanda'da bir kasabada geçen, İngilizlere nefret söylemleri ile dolu, bir Yaşlı Anne - Evde kalmış kız dramı. Kızını köle gibi kullanan anlayışsız bir anne. Bir koca bir ev bulma peşinde hayal kırıklıkları ile dolu yaşı geçgin bir kız. Yer yer komik yer yer dramatik.
Sumru Yavrucuk yine her zamanki gibi muhteşem. Rüçhan Çalışkur başarılı. Sade bir dekor, sade kostümler. Işık desteği yetersiz. Ama şüphesiz oyunun en güzel ve etkileyici yönü muhteşem Müzikleri ! Keman, gitar, arp, gayda ve flüt gibi çalgılarla yapılan İrlanda Kelt müziğinden birçok güzel örnek var. Yanlış duymadıysam hayranı olduğum Loreena McKennitt'de şarkıları söyleyenlerden birisi.
Her ne kadar 2. yarısında tempo düşüp, yer yer sıkıcı olsa da Sumru Yavrucuk sayesinde sürükleyicilik kazanan güzel bir oyun. Tavsiye ediyorum.
Filozof Ahmed / Üsküdar Stüdyo Sahnesi
Öncelikle Devlet Tiyatrolarının kangrene dönüşmüş bir sorunu ile ilgili olarak, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Sn. Mustafa KURT'a bir sesleniş yapmak istiyorum. Yıllardır Devlet Tiyatroları oyunlarında "OYUN BROŞÜRÜ" sorunu yaşıyoruz ! Bir ara paralı yapıldı, bir ara arkalı önlü tek sayfalık çok basit bir kartele verildi ama hiç bir zaman Şehir Tiyatrolarında olduğu gibi ücretsiz ve dolu dolu bir broşür verilmedi ! Lütfen artık oyunlarda ücretsiz ve en az 10-12 sayfadan oluşmuş Oyun Broşürü dağıtınız ! Tiyatroların halkı bilgilendirme sorumluluğu dahilinde lütfen bu işe bütçe ayırınız.
Oyunumuza gelirsek, Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji ekseninde bu unsurların hayatımıza olan etkilerini irdeleyen, düşündüren, yüksek seyir ve anlayış seviyesi gerektiren, dolayısı ile standart seyirci için hayli zorlayıcı bir oyun ! Felsefe ile ilgili 15 adet konu yaşandığı yer olan Fransa'da kısa oyuna çevrilmiş. Örnek olarak "Hiç" - "Maksat" - "Köken" gibi ağır konular var ! Tabii anlaması ve verdiği mesajı özümsemesi kolay olan konularda var. "Toplum " - "Millet" - "Siyaset" gibi.
Dekor son derece sade ve basit. 15 ayrı konu söz konusu olunda dekor derinliğine girilmemiş. Kostümler de düz. Işık desteği orta düzeyde. Oyuncu seçimleri güzel. "Fenda" rolündeki Deniz Arna'yı beğendim. Duayen Suna Selen'de tabii muhteşemdi. Ama şüphesiz oyunun başrolünde ki Süleyman Atanısev en iyisiydi. Oyuna konsantre, rolünü özümsemiş ve seyirci ile olan etkileşimi harikaydı.
Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji sevenlerin çok seveceği ama onun dışında kalan her seyirci için orta düzeyde ve zevk alma ihtimali zayıf olan bir oyun.
Kasaplığın Elkitabı / Besa Sahne Cevahir
Bu sezon İstanbul Şehir ve Devlet Tiyatroları yönetimleri el ele vermiş, seyircileri nasıl tiyatrodan uzaklaştırırızın planlarını yapmışlar ! 1-2 oyun hariç tüm oyunlar inanılmaz kalitesiz ve kötü ! Bu oyunda "Sahibinin Sesi" adlı oyundan sonra en kötü oyunlar sıralamasında 2.liği almakta !
Fransız edebiyatının Anarşist ruhlu yazarı Boris Vian'ın bu Savaş karşıtı absürd oyunu, oyun tanıtımına Artı16 yazılacak unsurları içermekte. Ki bence Artı18 olmalıydı ! Kara mizah - Kara Komedi - Espri yapılmak istenirken ensest ilişkiden tutunda pornoya kadar birçok yakışıksız sahneyi içermekte. Tiyatronun bir amacı, hedefi ve mesajı olmalı ! İnsanları ensest ilişkiye veya pornoya özendirmemeli !
Oyuna 2 puan vermemin tek sebebi ise ödüllük Dekoru ! Türkiye'nin bu alanda 1 numarası, ki Avrupa'da bile üst sıraları alır, Behlüldane Tor muazzam bir çalışma yapmış. Dönemi yansıtan, detaylara önem veren, bombardıman sahnelerindeki hareketli yıkımları ile süper bir dekor göreceksiniz ! Kostümlerde güzeldi ayrıca.
Oyunculuklar ve oyuncu seçimleri ise vasattı.
Yorumumu yanımda oturan çok yaşlı hanımefendinin oyun sonundaki sözleri ile noktalıyorum : " Hanımefendi: -Evladım oyunu beğendin mi ? Ben: -Hayır teyzecim, çok kötüydü maalesef. Hanımefendi: -Ben de hiç ama hiç beğenmedim. Ama sen de seyirci de alkışlıyorsunuz, anlamak mümkün değil ! ".
Söz Veriyorum / Fatih Reşat Nuri Sahnesi
Tiyatro dünyamızın etkin ve girişken isimlerinden Hülya Karakaş maalesef Yönetmenlik işinde aynı başarıyı gösteremiyor. BU seyrettiğim 4.oyunu ve hepside VASAT düzeyini geçememiş oyunlar. Ne iyi ne de kötü denebilir, tam da bu durumlar için tespit edilmiş bir terimdir VASAT !
Aslında elinde iyi bir konu varmış. Tanıtım broşüründe de yazdığı gibi. (Bu arada broşürde ÇEVİRMEN Fatuş Sevengil'i kızının anlatması hoş bir sürpriz olmuş !) Oyun 2 saatlik süresi boyunca üstündeki durgunluğu ve yavaşlığı bir türlü atamıyor ! Bombardıman sahnelerinde bile ! Seyirciye elektrik veya heyecan veremiyor. Diyaloglar zoraki söyleniyor sanki ? Bir an önce bitse de gitsek modunda.
Aşağıdaki yorumlarda en büyük eleştiri noktası olan oyuncu seçimi sorununa ben de katılıyorum. 3 oyuncunun gençlik hallerini GENÇ oyuncular oynamalıydı ! Olmamış, net ! 50 yaşına yaklaşmış insanların 18 yaş zorlaması oyunu sevimsiz kılan faktörlerden.
Güzel olan şeyler de vardı tabii ! Oyunu kötü olmaktan kurtaran. Öncelikle Müzikler harikaydı ! Etkileyiciydi. Dekor ve Kostümler sade ve tam da 1940-1960 arası SSCB dönemini yansıtmaktaydı, gerçekçiydi. Işık desteği iyi düzeydeydi.
Sonuç olarak Tarihe, 2.Dünya Savaşına, SSCB dönemine ilgi duyanların sevebileceği bir oyun. Ama dediğim gibi fazla bir beklentiniz olmasın !
Amanvermez Avni / Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuvar Kurulu tarafsızlığını yitirmiştir, bu çok net artık ! Artık herhangi bir oyunun içinde Abdülhamid var ise Osmanlı övgüsü var ise oyun direkt seçiliyor ! Kalitesine malitesine bakılmıyor ?
Oyunu izlerken birdenbire şok oldum ! Sherlock Holmes'un Osmanlı versiyonu bir polisiye oyun izlerken, Bakan ile Hafiye Polis konuşurken birden arkadan Abdülhamid çıkıyor ! Evet yanlış okumadınız Abdülhamid çıkıyor ! Ne alaka ne mantık ? Hele konuşmaları dinleyin daha da şok olacaksınız ! Bu sahneyi izleyipte gülmeyen olursa ben bir daha burada yorum yapmam ! Bu kadar siyaset bu kadar taraftarlık tiyatro da olmamalı ! Kocaman bir yazık ...
Oyunun sanatsal analizine bakarsak da, vasat düzeyi aşamayan bir Osmanlı dönemi eğlencesi olarak özetleyebiliriz. Oyun Ebus Süreyya Sami adlı pek bilinmeyen bir yazarın Amanvermez Avni serisi kitaplarından uyarlanmış. 10 kitabın ikisi bu oyunu oluşturmuş. Dolayısı ile son derece uzun ve sıkıcı, 2,5 saat sürmekte. Tek hikaye tek perde olsa daha iyi olurdu !
Dekor pek iyi değil. Sahnenin çok içine kurulduğundan, oyuncu sesleri çok zor duyuluyor. Orta sıralar neyse ama arka sıralar çoğu diyaloğu duyamadı. Kostümler dönemi çok iyi yansıtamamış, fazla modern. Işık ve Efekt desteği ise güzeldi. Oyunculuklar vasat düzeyde. Özellikle Doktor rolünde ki kişi son derece zorlama olarak oyuna sokulmuş, çok sırıtıyordu.
Eski oyuncu Yeni Yönetmen Selçuk Yüksel'in bu oyunu maalesef sınıfı geçememiş. Politik ve Torpilli bir seçimle sahneye konduğu çok açık !
Felatun Bey İle Rakım Efendi / Hoca Ahmet Yesevi Kültür Merkezi
Biraz durgun ve sıkıcı başlasa da, ilerledikçe sizi iyice içine alan, son derece sürükleyici, keyifli ve komik bir müzikli oyun ! Olumlu yönleri olumsuz yönlerini bastırmakta. Usta oyuncu Selçuk Soğukçay'ın sanırım ilk yönettiği oyun, başarılı da olmuş, ilk oyunlar genelde beğenilmemesine rağmen !
Güzel yönlerinden başlayacak olursak öncelikle oyuncu seçimleri ve oyunculuklar gelmekte. Bütün roller inanılmaz uymuş oyunculara. Usta oyuncularımız hünerlerini fazlasıyla göstermekte. Sinan Bengier, Engin Gürmen, Arda Aydın, Bekir Aksoy, Ayşegül İşsever, Aslı Aybars ... hepsi çok iyi. Ama Bayan Ziklas ile Dadı Kalfa'ya hem ben hem de tüm salon bayıldı :) Çok güldürdüler bizleri ...
Orkestra, müzikler ve şarkılar mükemmeldi, aşağıdaki olumsuz yorumlara kesinlikle katılmıyorum. Müziğin coşkulu olması bir kere oyunun ruhunun gereği !
Türk Sanat Musikisi ile eşlik edemezsiniz bu oyuna ?
Olumsuz yönleri de var tabii ! Bir kere çok anlamsız bir dekorla karşılaştık. 2.Dünya Savaşı gettolarını anımsatan dekor hiç ama hiç olmamış. Ne dönemi ne de oyunun içeriğini yansıtabilmiş ! Kostümler de çok anlamsız. Bembeyaz , forma tarzı ve Avrupa Rönesans dönemi balolarını anımsatan kostümlerin Ahmet Mithat Efendi ile olan ilişkisini çözemedim ? Işık desteği de zayıftı.
Ama yine de geneline baktığımızda çok keyif alacağınız, çok güleceğiniz, çok iyi zaman geçireceğiniz bir oyun, kesinlikle tavsiye ediyorum. (Ara dahil yaklaşık 3 saat sürdüğünden, çıkış saatinizi bu süreye göre ayarlayın. )
Kosovalı Peer Gynt / Atatürk Kültür Merkezi
Balkan Coğrafyası Yönetmenlerimizin vazgeçemediği bölgelerden ! Her sezon en az 2 oyun sahneleniyor. Hayatım boyunca seyrettiğim en iyi oyunlardan olan "Michelangelo" 'nun yönetmeni Saydam Yeniay'da bu geleneğe uymuş bu oyunuyla ...
Oyun ritmik, sürükleyici, akıcı, komik, trajik, hüzünlü birçok unsuru bünyesinde barındırıyor. Ki oyuncular bir ara bu durumu seyirciye itiraf etmekteler. Giriş sahnesi akılda kalıcı. Dekor son derece işlevsel ve güzel, yine bir Behlüldane Tor dekoru ! Baş rolde ki Erşan Utku Ölmez'i çok beğendim. Oyuna son derece konsantreydi.
Ama oyuna vasat ile iyi arasında bir puan vermeme neden olan unsurları da anlatmak lazım tabii. Bir kere oyunun sonlarına doğru, oyuncuların oyunu birdenbire durdurup, seyirciye açıklamalar yapmaları, yönetmene esprili göndermeler yapmaları, karşılıklı diyaloglar oyunla hiç ama hiç uyuşmamış ! Muhakkak bu sahneleri elemeleri lazım. Oyuna bir katkısı yok çünkü. Peer dışındaki diğer oyuncuları da oldukça vasat buldum. Dekor da çok güzel olmasına rağmen arka tarafın son derece karamsar ve siyah renklerle bezenmiş olması, oyunun ruhuna uymamış görüntüsü vermekte. Ayrıca 2-3 tane çok gereksiz sahne var.
Oyun genel itibarı ile güzel ve sürükleyici bir oyun. Avrupa'da ki göçmen ve Balkan coğrafyasında ki sıkıntılara değinmekte. Eksiklerine rağmen izlemenizi tavsiye ederim.
Ocak'ta Bahar / Ümraniye Sahnesi
Her Profesyonel kendi işini yapmalı bence ! Sahne ve Dekor Tasarımında Türkiye'nin en iyilerinden biri olan Nurullah Tuncer (ki aldığı ödüller bunun kanıtıdır), Yönetmenlik konusunda maalesef başarılı değil. Bu sadece benim değil, aşağıdaki gibi birçok kişinin ortak görüşü.
Başından sonuna kadar anlaşılamayan, ipe sapa gelmez imge ve simgelerle doldurulmuş, kimsenin anlamadığı sahnelerle ve diyaloglarla dolu çok kötü bir oyun var karşımızda. "Sahibinin Sesi" ile birlikte sezonun en kötü iki oyunundan birisi. Emir Kusturica'nın kemikleri sızlamıştır !
Güzel olan sadece 2 şey vardı, onları da söylemek lazım. Birisi işin içinde ustası olduğu için tabii, mükemmel bir dekor, diğeri de finalde ki Çav Bella şarkısı idi. Ayrıca oyunculuklarda Natalia ve Kara rolündeki sanatçılar birer adım öndeydiler.
Gidecek hiç bir oyun kalmadıysa ve de vaktiniz çok bolsa ancak gidip seyretmenizi öneririm. Yarısında çıkma şansınız yok, 1,5 saat tek perdelik bir oyun. İyi düşünün !
Tatlı Kaçık / Caddebostan Kültür Merkezi
İstanbul seyircisinin bayıldığı oyuncular vardır. Oyunları genelde çok iyidir ama çok iyi olmasa bile kapalı gişe oynar. Zihni Göktay, Rahmetli Suna Pekuysal, Ayşe Kökçü, Engin Alkan, Mert Turak, Nilgün Kasapbaşoğlu .... gibi. İşte bu kadrodan efsane TRT dizisi "Bizimkiler" 'in Annesi Ayşe Kökçü'nün oynadığı bu oyun sevimli bir duygusal komedi.
2 saat boyunca çokça gülüyor zaman zamanda hüzünleniyorsunuz. "İyilik tüm kötülükleri yener !" gibi günümüz dünyasına hiç ama hiç uymayan ütopik bir mesajı var oyunun ! Oyunda gördüğünüz Opal'in davranışları gerçek dünyada görmek imkansız ! Belki de oyunu bizlere sevdiren bu ütopik mesaj ...
Dekor, Işık, Kostümler mükemmel. İlk 20-25 dk. biraz yavan geçiyor. Video uygulaması çok gereksiz gibi geldi bana. Oyunculuklar yerinde. Sadece Eylül Soğukçay ses konusunda biraz zayıftı. Arka sıralar duymakta zorlandı.
Güzel bir oyun. Ama öyle numarasız sandalye biletleri için dış kapılara kadar uzanan sıralar oluşacak kadar da mükemmel değil ! Bunu bilerek gidin oyuna. Konuştuğum birçok kişide oyun sonrası hafif bir hayal kırıklığı gördüm. Daha iyi bir oyun bekliyorlarmış. Sizde hayal kırıklığına uğramayın, beklentinizi fazla yüksek tutmayın.
Sahibinin Sesi / Üsküdar Tekel Sahnesi
Devlet Tiyatroları Edebi Kurulu bu oyunu nasıl & neden seçmiş ? Nasıl sahnelenmesine izin vermiş ? Hiç mi incelememişler, araştırmamışlar ? Uzun zamandır bu kadar kötü bir oyun izlememiştim.
Hem "Sanat Sanat içindir" hem de "Sanat Halk içindir" görüşlerinin hiç birini savunamayan, en ufak bir mesaj / kazanım / fikir vermeyen bir oyun. İnanılmaz kendimi zorladım ama oyunun vermek istediği mesajı anlayamadım. Anlayan varsa ve burada yazarsa çok sevinirim.
Özellikle durduk yere yapılan bağrışmalar - haykırışlar (Kimi zaman böğürtü şeklini almakta) oyunu daha da iğreti hale getirmekte. Aşağıda da bir yorumcunun yazdığı gibi çoğu kişi ilk perde sonunda oyunu bıraktı. Ama ben düzelir umuduyla 2.perdeyi bekledim, düzelmedi maalesef.
Güzel olan şeyler de yok değildi tabii. Dekor, Işık düzeni, Kostümler yine mükemmeldi. Oyunculuklarda Bilal rolündeki Fatih Toğçuoğlu başarılı bir performans sergiledi. Ayrıca Zembul rolündeki Ebru Aytürk'ü de beğendim.
Sonuç olarak gidecek başka hiç bir oyun kalmamışsa gidin ancak bu oyuna. Hiç bir mesaj vermeyen, baştan sona anlamsız sahnelerle dolu son derece sıkıcı bir yapım ...
80 Günde Devr-i Alem / Selçuklu Kongre Merkezi
Eskiden İnternet, Bilgisayarlar, cep telefonları yokken Bilim Kurgu veya Fantastik konuları sadece kitaplardan okuyabilirdik. Ve bu konuda da en önde gelen isim Jules Verne idi. Kitapları bizi başka dünyalara taşırdı.
JUles Verne'in en önemli eserleri arasındaki 80 Günde Devri Alem çok keyifli bir kitaptır. Ve bu kitabı tiyatroya aktarmak cesaret işidir. Öncelikle yönetmeni tebrik ederim, geçen seneki Narnia Günlükleri gibi bu eseri de sahneye koymak ustalık ve özgüven istemekte.
Bazı eksik noktalarına rağmen komik ve keyifli bir oyun çıkmış ortaya. Sık sık yapılan espriler ve çok komik efektler oyuna renk katıyor. 5 kişi ile yaklaşık 20 karakterin üstü canlandırılmış. Bunun eksileri olmamış değil tabii ! Oyuncu seçimleri yerinde. Fogg rolünde Kemal Topal durgun bir performans sergilerken, Cem Zeynel Kılıç ve Uşak Passepartout rolünde Mustafa Yıldıran çok başarılı idi.
Yalnız birkaç oyuncunun ezberde hem de birkaç kez hata yapması hiç yakışık almadı ! Daha ciddi hazırlanmalı oyuncular. Ayrıca zaman zaman oyun bir yetişkin oyunundan Çocuk oyununa evriliyor, bu da bana göre olmamış. Yetişkinler hedeflenmeliydi bence. Efektler, Sahne tasarımı, Işık desteği ve kostümler ise çok güzeldi.
Sonuç olarak zaman zaman bir Çocuk oyunu havasına bürünse de, keyifli ve sürükleyici bir oyun. Fazla beklenti içinde olmadan izlenmeli ...
Uzlaşma / Ümraniye Sahnesi
Son yıllarda boşanmalar ve çocuğun kimde kalacağı sorunu biliyorsunuz ciddi oranda arttı. İşte bu konuları irdeleyen, evrensel mesajlar içeren, son dönem Fransız yazarlarından Chloe Lambert'in yazdığı, Usta oyuncu ama yeni yönetmenlerimizden Aslı İçözü'nün yönettiği çok başarılı ve keyifli bir oyun !
Sezon açıları daha 1,5 ay oldu ama şu an itibarı ile seyrettiğin en güzel oyun ! İnanılmaz sürükleyici. Bir an bile ilginiz dağılmıyor, tek perde 1 saat 35 dk. su gibi geçiyor. Zaman zaman güldürüyor zaman zaman kendimizi sorgulatıyor ! Çünkü bizleri her evde yaşananları anlatıyor. Oyun kitapçığında da dediği gibi : " En çok en yakınımızdakileri üzeriz ! "
Oyuncu kadrosu ve oyuncu seçimleri mükemmel. Herkes rolüne tam olarak uyum sağlamış. Dengesiz, panik, kuşkucu, endişeli, dramatik Anne rolünde Zeliha Bahar Çebi bir adım daha önde. Oyun boyunca her 10-15 dk. da bir açıklanan sürprizler oyuna renk katıyor.
İki konu var eleştireceğim. Birincisi oyun boyunca sahneden çıkan oyuncuların, arka tarafta seyircinin görebileceği alanda kalmalarını (Hatta kostümlerini değiştirmelerini) anlayamadım ? Mesaj neydi çözemedim, sanırım sadece farklı bir şey olsun diye yapılmış. Diğer konuda final bölümü. Oyunun sonunun ucu açık bitmesi çoğu seyirci gibi beni de mutsuz etti. Çok daha net bir son olmalıydı !
Son derece sürükleyici, ilgi çekici, kendimizden ve çevremizden bolca izler bulacağınız bu oyunu muhakkak seyredin ...
Bir Peri Masalı Radyum Kızları / Üsküdar Tekel Sahnesi
1. ve 2. Dünya savaşı arası ABD'de geçen, gerçek olaylardan esinlenilmiş, İşçi hakları ve Sömürü sorununa değinen, son yarım saati inanılmaz duygu yüklü başarılı bir İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı.
Önce oyunun başarısız yönlerine değinmek isterim. Bir kere oyun gereğinden fazla uzun ! Ara dahil 2 saat 40 dk ! Halbuki ara dahil 2 saatte de aynı mesajlar verilebilirdi. İlk yarım saat son derece gereksiz ve sıkıcı sahnelerle dolu. Oyuncular çok çekingen, sesleri zayıf. Fabrika Patronu rolünde çok sırıtmış, kurgu olmamış.
Başarılı yönlerine gelirsek, öncelikle son yarım saatte ki birçok seyirciye gözyaşı döktüren, duygu yüklü final sahnelerini söyleyebiliriz. Oyuncuların bu dönemdeki performansları etkileyici, ilk yarıdaki sönük hallerinin çok ötesinde ! Dekor ve Işık düzeni muhteşem ! Özellikle Fabrika çalışma alanının Hastane koğuşuna yarım dakikada çevrildiği sahne nefes kesici ! Çok zekice kurgulanmış. Kostümler ve Makyajlar çok gerçekçi. Özellikle oyunculara yapılan yara makyajları inanılmaz inandırıcı. 2-3 oyuncu diğerlerinin bir adım önünde. Özellikle Merve Şeyma Zengin'i çok beğendim.
Her ne kadar 10 üzerinden 9 alacak kadar muhteşem olmasa da, değindiği konular ve yukarıda yazdığım pozitif yanları ile beraber başarılı bir yapım olmuş ! Muhakkak izlenmeli.
Can Yeleği / Müze Gazhane
ABD ve müttefiklerinin yıllarca kan - gözyaşı - sefalet - fakirlik ve yok oluş getirdiği Ortadoğu coğrafyasının en hüzünlü konusu olan "Mülteciler - Göçmenler" sorununa ışık tutmaya çalışan bir oyun.
Konu her ne kadar üzücü ve çarpıcı olsa da oyun o etkiyi yaratamıyor izleyici üzerinde. Bunda oyunun tek kişilik olmasının büyük etkisi var. Keza yazar da demagoji yapmaya çalışmamış. Oyuncu Elçin Atamgüç'ün üstün performansı dahi oyunu bir üst seviyeye taşıyamıyor.
Dekor ve Kostüm son derece sade, gösterişsiz. Işık desteği normal düzeyde. Şu oyuncuların alınlarına yapıştırılan Mikrofon olayına bir türlü ısınamıyorum. Tiyatronun özüne aykırı gibi geliyor bana. Başka çareler bulunmalı.
Yaşadığımız coğrafyanın en önemli sorununa parmak basan bu oyun vasat düzeyi geçememiş maalesef. Ama yine de izlenmeli ...
Kendi Gök Kubbemiz (Yahya Kemal) / Üsküdar Stüdyo Sahnesi
"Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden."
Yahya Kemal'in en ünlü şiirlerinden Sessiz Gemi'nin son mısraları bunlar. Şiiri çok severim. Bu şiiri daha da çok ! Şiirde yazardım Üniversite yıllarında, kitap yapalım teklifi bile gelmişti. Bu nedenle bu oyunu daha farklı bir gözle izledim.
Tek kişilik bir oyun olmasına, şiir bazlı sahnelerin yoğunluğuna, içeriğinin de aksiyon ve hareket içermemesine rağmen sürükleyici ve güzel bir oyun çıkmış ! Okday Korunan'ı tebrik ediyorum. Sahneye de oyuna da son derece hakimdi. Giriş ve final sahneleri de etkileyiciydi. Ayrıca oyun Üsküdar Stüdyo sahnesinin o büyüleyici havası ile de birleşmiş, birebir uyum sağlamış.
Ama şüphesiz oyunun en başarılı yönü (Bana göre tabii) inanılmaz derecede etkileyici ve görkemli dekoru idi ! Çok büyük emek harcanmış, ilmek ilmek dokunmuş, ayrıntılara özen gösterilmiş bir şaheser karşımıza çıktı ! ŞİRİN DAĞTEKİN YENEN bu yılın tiyatro dekor ödüllerinde şimdiden finalde bence !
Keza Işık tasarımı da başarılıydı. Oyunun atmosferine uygun geçişler ve renklendirme çok yerinde idi. Önder ARIK beyi de tebrik etmeden geçmeyeceğim.
Şiirden, sanattan, zerafetten, eski İstanbul ve eski yaşam tarzından hoşlanıyorsanız bu oyunu sakın kaçırmayın. Yazımın girişine Sessiz Gemi'nin son mısralarını koymuştum. Sonuna da şiirin başlangıcını yazıyorum ;
" Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol. "
Hırçın Kız / Selçuklu Kongre Merkezi
Yeni tiyatro sezonunun ilgili herkese mutluluk getirmesini ve bol alkışlı geçmesini temenni ederek yazıma başlıyorum.
Gerçi benim için şanssız bir sezon başlangıcı oldu biraz ! Çünkü önce geçen haftaki Tekel Sahnesinde oynanacak olan "Radyum Kızları" adlı oyun iptal edildi. Oyuncu rahatsızlığı nedeni ile. Sonra da bugün oynanan "Hırçın Kız" adlı oyun neredeyse iptal ediliyordu ! Başroldeki Veda hanımın dünkü rahatsızlığı nedeni ile ! Ama bir mucize gerçekleşti ve sadece 1 gecelik okuma ve 1 adet prova ile Eylem Yıldız Katerina rolünü başarı ile oynadı ve oyunu kurtardı ! Kendisi oyun sonunda en büyük alkışı aldı haklı olarak ! Ben de tekrar teşekkürlerimi iletiyorum, inanılmaz bir cesaret ve oyunculuk sergiledi !
Oyuna gelecek olursak, eksiklerine rağmen keyifli ve sürükleyici bir oyundu, izlenmeli. Önce eksiklerden başlarsak, çok kötü ve savruk düşünülmüş dekor ile başlayabiliriz. Son derece basit, baştan savma, kullanışsız ve manasızdı ! İkinci konu gereğinden fazla yapılan ve hiç bir seyircinin anlamadığı İtalyanca konuşmalar ve bağrışmalardı ! Heykel görevi yapan beyazlar içindeki oyuncularla da hangi mesaj verildi, anlayamadık. Kadınları oldukça aşağılayan sahnelerin fazlalığı dikkat çekici ve rahatsız ediciydi.
Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar çok iyiydi. Arda Meriçliler her zamanki gibi sahneye ve oyuna hakimdi. Sık sık araya sokuşturulan güncel ekonomi esprileri herkesi güldürdü ama bana şunu da hatırlattı : "Güleriz ağlanacak halimize ! " Kostümler başarılıydı. Finalde ki sürpriz son etkileyiciydi.
Sonuç olarak başarılı, eğlenceli ve keyifli bir oyun. Yücel Erten yine iyi bir oyun çıkarmış ! Kaçırmamanızda fayda var !
Hansel ve Gretel'in Öteki Hikayesi
Giriş bölümü durağan ve sıkıcı olarak başlasa da , gelişme ve final bölümleri ile seyirciyi tamamen kapsayan , sürprizlerle dolu iyi bir oyun. Oyunun ortasından itibaren neredeyse her 6-7 dk. da bir ortaya çıkan inanılmaz sürprizler oyunu ilgi çekici kılmakta.
Pozitif yönlerle başlayalım. Öncelikle nefis ve çok emek harcanmış bir dekor ! Özel tiyatrolarda rastlanılmayan türden, tebrikler yine Barış Dinçel'e ! Özellikle şiddetli yağmuru içeri aksettiren pencereli çatı dekoruna bayıldım. Her 2 oyuncu da çok ama çok başarılı. Oyuna o kadar konsantre olmuşlar ki Ayça Bingöl ciddi ciddi tokatladı Salih Bademci'yi :) Aile içi ilişkileri sorgulamamıza neden olan oyun yazarının saptamaları da öğüt verici nitelikteydi.
Olmayan tarafları ise bir kere net olarak rahatsız edici ve çok sayıda KÜFÜRLÜ konuşma ! Hiç ama hiç inandırıcı değil ve yakışmamış. Haluk Bilginer direkt mi çevirmiş, merak ettim. Bu kadar fazla ve saçma sapan yerlerde küfür edildiğini pek görmedim. 2.konu ise giriş bölümünün gereğinden fazla uzun tutulması olmuş. İlk yarım saat oldukça sıkıcı. Son konuya ise aşağıda özel paragraf açıyorum ...
Kalbur üstü Özel tiyatro seyircisinde tiyatro seyretme kültürü fazla yok maalesef ! Kendilerini bir şey sanan, ukala, saygısız önemli miktarda seyirci söz konusu. Sinema ile Tiyatroyu karıştırıyorlar ! Ellerinde kahve bardakları (Starbucks !), yiyecek ve ağızda sakız ile tiyatro izlenmez ! Tek kelime ile görgüsüzlük ! Sırf bu yüzden, bu tiplere uzak kalmak için sadece çok ilgimi çeken oyunlara gidiyorum.
Tabii bu konuda tiyatro işletmesinin de sorumluluğu var. Kadıköy'e ve Anadolu yakasına harika bir tiyatro salonu kazandıran Oyun Atölyesi ekibi, bu konuda denetleyici ve engelleyici olmalı. Yiyecek ve içecekle salona girişe izin vermemeli ! Haluk beyin dikkatine !
Aile içi ilişkileri (Özellikle kardeşler arası) irdeleyen, sorgulayan ve çözümler öneren bu güzel oyunu her tiyatrosevere öneriyorum.
Aile Sırları / Besa Sahne Cevahir
Her ne kadar olaylar ABD'de geçse de, Aile içi ilişkiler (Anne- Kız, Baba-Kız, Karı-Koca, kuzenler, teyzeler, yalnız kalan ebeveyne kim bakacak problemi, boşanmalar ...) Evrensel bir konudur. Dolayısı ile her daim ilgi konusu olmuştur. Tam 2,5 saat süren ve dış görünüşte oldukça durağan görünen bu oyunda, bu nedenden dolayı seyirciden büyük ilgi ve alkış aldı. Ben de keza beğendim, kaliteli bir yapım !
Öncelikle şunu söylemek lazım, dekor ve sahne tasarımı kesinlikle bu sezonun en iyisi ! İnanılmaz güzel tasarlanmış, cezbedici, oyuna entegre ve kullanışlı. Bu nedenle de bir çok seyirci oyun öncesi bol bol fotoğraf aldı. Bu konuda değil İstanbul'un , Türkiye'nin en iyisi olduğunu düşündüğüm Behlüldane Tor'u bir kez daha tebrik ediyorum. En az Michalengelo oyunun dekoru kadar etkileyici ! Bir ilave, Işık Düzeni de mükemmeldi !
Oyunculuklara gelince 1 kişi hariç çok beğendim. Evin bekar, sorunlu ve lezbiyenlikle suçlanan kızı Ivy karakteri hiç olmamış. Ne fiziksel olarak diğer 2 kardeşe benziyor ne de oyunculuk kalitesi olarak ! Yanlış seçim ! Evin büyük kızı Barbara kilit ve hakim bir rolde.
"Katil Joe" ve "Böcek" isimli oyunları beyaz perdeye aktarılan, 53 yaşındaki aktör-yazar Tracy Letts, "Aile Sırları" oyunu ile 2007 yılının Pulitzer ödülünü kazanmıştı. Hemen hemen genç, orta yaş ve orta yaş üzeri herkesin şu anda evinde yaşamakta olduğu sorunlara atıflarda bulunan, zaman zaman güldüren zaman zaman da hüzünlendiren bu oyunu herkese tavsiye ediyorum.
Narnia Günlükleri
Öncelikle şunu söylemek isterim. Böyle Fantastik ve Ünlü bir kitabı tiyatro oyunu olarak sergilemek korkunç bir cesaret ve girişimcilik ister ! Bunu hem de başarı ile yaptıkları için tüm oyun ekibini ve yönetmeni tebrik ediyorum ! Oyun başarısız bile olsaydı, ki asla değil, bu tebriği hak etmekte !
Düşünün ki 2005 yılında bu kitap filme aktarılırken tamı tamına 185 Milyon USD harcandı ! 750 Milyon USD da hasılat elde etti. Böyle bir Fantastik yapımı 2,5 saatlik tiyatro sahnesine hem de müzikal olarak koymak her babayiğidin harcı değildir !
Gelelim sanatsal analize. Tabii ki artılar ve eksiler var. Oyuncu seçimleri, oyunculuklar, oyuncuların heyecanı ve istekleri güzel. Dekor muhteşem ! Işık desteği harika ! Kostümler olağanüstü ! Sahneye yağdırılan karın seyirci tarafına da verilmesi mükemmel bir düşünce olmuş ! İyice Narnia kışını hissediyorsunuz ! Salona girerken sahne koridorlarına yapılmış Orman ve Ağaç efektleri çok naif bir düşünce !
Eksi yönlerine gelecek olursak öncelikle gereğinden fazla uzun süresi sayılabilir. Özellikle 2.perde de çok fazla müzik ve dans var ! Hatta daha ileri gideceğim, oyun müzikal değilde normal bir oyun olarak dizayn edilseymiş çok daha zevkli bir oyun olurmuş. Ayrıca finalde ki savaş sahnesi de çok aceleye gelmiş ve olmamış. Son olarakta oyuna 6 puan vermeme neden olan ana unsur, oyunun tanıtımında yazdığı gibi hem büyüklere hem de küçüklere göre değil de, çoğunlukla küçüklere göre yapılması olmuş ! Çoğu sahnede bir çocuk tiyatrosu izlediğinizi hissediyorsunuz. Bence biraz daha büyüklere hitap etmeliydi !
Sonuç olarak kolay kolay Tiyatro sahnelerinde göremeyeceğiniz devasa bir Prodüksiyonu izlemek istiyorsanız kaçırmayı derim ! Ama çocuklara daha çok hitap ettiğini de unutmayın tabi ...
Matruşka / Fatih Reşat Nuri Sahnesi
Etliye sütlüye dokunmayan, apolitik, sabun köpüğü oyunlar bu sene ödenekli tiyatrolarda çok moda ! Daha yeni "Kahvede Şenlik Var" oyununu izlemişken, tamamen aynı format ve konuda bir vasat oyun daha !
Dekor, ışık ve kostüm desteğinin alışılmışın dışına zayıf olduğu oyunda oyunculuklar çok başarılı. Derya Yıldırım ve Cem Karakaya rollerine iyi adapte olmuşlar, içtenlikle oynuyorlar. Hem oyunun başında hem de devamında sık sık seyirci arasına girilip, oyunun seyirci arasında oynanması biraz itici olmuş. Sadece baştaki kısım yeterli olabilirmiş.
KAdın Erkek ilişkilerini gerçek hayatta da tiyatro sahnesinde de çözebilen bir üstad olmadığı için :) bu oyunda yine karmaşa içinde, mesajsız ve belirsiz bitmekte. Sadece 1 saat hoş zaman geçireyim diyenlere tavsiye ederim.
Artiz Mektebi / Müjdat Gezen Tiyatrosu
Oyuna çeşitli nedenlerden dolayı büyük bir beklenti içinde gittim. Yapımcı Müjdat Gezen Usta, Keyifli bir konu, Perran Kutman’lı Savaş Dinçel’li efsane bir geçmiş, gazete söyleşileri ve medya desteğiydi bu nedenler. Ama bir tiyatro oyunu veya müzikal yerine, Betül Demir Pop Konseri arası skeçler karşıma çıktı ! Maalesef hiç olmamış yakışmamış, vasat bir yapım.
Gişe endişesi nedeni ile tiyatro oyunu Betül Demir’in pop konserine çevrilmiş ! Müziklerin tiyatro oyunu ile ilgisi yok. Dans eşliğinde sunulan şarkılar, görsel olarak güzel ama tiyatro değil ! Günay Karacaoğlu ve İlker Ayrık hariç, diğer tüm kadro son derece yetersiz ve acemi. Betül Demir’in özgüveni doğal olarak yüksek ama tiyatro sahnesi başkadır, o da sırıtmakta. Sloganvari siyasal mesajlar daha mantıklı ve etkili bir şekilde anlatılabilirdi. Hababam Sınıfı tekrar edilmek istenmiş ama olmamış. Usta oyuncular Günay Karacaoğlu ve İlker Ayrık sayesinde oyun biraz kendini topluyor, güldürüyor. İyi ki varlar …
Tiyatroların para kazanmak uğruna giderek magazinleşmesi, pop kültürüne taviz vermesi, medyatik isimleri zorlama tiplerle tiyatroya aktarması çok üzücü bir durum. Müjdat Gezen’de bu kervana katılmış maalesef.
İstasyon / Üsküdar Tekel Sahnesi
Nihayet uzun bir süreden sonra İstanbul Devlet Tiyatrosunda güzel bir oyun izleyebildim ! Yeni nesil ve pek tanınmamış Ukraynalı Yazar Viter'in "İstasyon" adlı oyunu son derece ilginç konusu ve gelişim süreci ile seyredilmeye değer, başarılı bir yapım.
Ütopik hatta Fantastik diyebileceğimiz Ukrayna'da ki bir Tren İstasyonuna yolu düşen 2 kadın yolcunun, istasyonun müdavimi olan esrarengiz bir kadınla olan 1 saatlik hikayesi söz konusu. Gidecek seyircilerin seyir zevkini bozmamak ve spoiler vermemek için konu tarafında daha fazla açıklama yapamıyorum. Ama bilin ki son derece ilgi çekici ve gizemli bir konu var ! Oyun sonuna kadar da gizem açığa kavuşmuyor. Bu nedenle de oyun çok sürükleyici.
Oyun başlamadan önce sahneye ve seyirci tarafına verilen çok yoğun sis ve gizemli Orman sesleri oyuna çok çabuk konsantre olmanızı sağlıyor. Numarasız koltuk yapısı ile İstanbul'da ki en eşitlikçi, torpilsiz ve adil oyun salonu olarak gördüğüm Üsküdar Stüdyo sahnesi dekorla bütünleşmiş. Dekor da çok iyi, kostümlerde. Özellikle Gamze Şendil'in kostümü bir harika ! 3 oyuncuda çok başarılı. Oyunu severek ve isteyerek oynuyorlar. Berrin Akhasanoğlu bir adım önde.
İnsanların doyumsuzluğu, arzuları, hayalleri, istekleri ve hayal kırıklıkları üzerine felsefik ve irrasyonel mesajlarla dolu olan bu oyun, her tiyatroseverin muhakkak izlemesi gereken bir oyun. Usta yönetmenimiz Atilla Şendil'i tebrik ediyorum, kısır geçen bir sezonda bu kadar başarılı bir oyunu ortaya çıkardığı için !
Azizname / Yenişehir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi
Aziz Nesin Usta'nın akılda kalan eserlerinin anlatıldığı, Yücel Erten rejisinde, eğlenceli ve düşündürücü bir oyun ! Ülkemizin tipik ve kronik sorunlarına muhalif ve rasyonel bir bakış açısı !
İlk dikkatimi çeken unsur oynadıkları oyundan büyük keyif alan ve isteyerek oynayan güçlü oyuncu kadrosu. Fatih Topçuoğlu'nu özellikle çok beğendim. Ses gücü ve sahneye olan hakimiyeti çok güçlü. Ayrıca Hande Kaptan'da hem güzelliğiyle hem de performansı ile bir adım önde. Oyunun müzikleri de çok başarılı.
Olumsuz yönlerine gelecek olursak, 1-2 tane skeç son derece gereksiz ve zorlamaydı. Özellikle Çapkınlık Hikayesi bölümü çok başarısızdı. İhtilal skeci de çok uzatılmıştı. Zaten genel olarak oyun olması gerekenden yarım saat kadar fazlaydı. Gereksiz uzatmalar ve bölümler var, çıkarılsa çok daha iyi olacak.
Eğlenmek, gülmek, ülke sorunlarına mizahi yönden bakmak isteyecek tiyatro severlere tavsiye ederim. Ama çok büyük bir beklenti içinde de olmasınlar !
Fatima'nın Erkekleri / Mecidiyeköy Büyük Sahne
İstanbul'da ki ödenekli tiyatrolar bu sezon hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor maalesef ! Nereden, nasıl buluyorlar bu oyunları anlamak zor ! Hiç bir anlamı olmayan, mesaj vermeyen, içerik taşımayan oyunlar peş peşe sahneye sürülüyor ...
Bu oyunda keza öyle. Hiç bir anlam taşımıyor, mesaj vermiyor, seyirciye seyir zevki vermiyor. Sonra neden hiç yerel yazar çıkaramıyoruz diye kendimizi sorguluyoruz ? Eldeki malzeme bu kadar maalesef. Oyunun içine biraz ABD biraz da Hollywood öğelerini katmakla oyun kurtarılamıyor ! Zamanda atlamalar oyunu karıştırmaktan başka işe yaramamış.
İki şeyi beğendim oyunda. Birisi oyuncu seçimleri ve oyunculuklar. Özellikle Özlem Güveli çok başarılı. Hem ergen bir genç kızı hem de yaşlılığa doğru giden bir karakteri aynı oyun içinde çok başarılı canlandırıyor. Fiziksel yapısı buna uygun. Ama bu iyi oyunculuklar oyunu kurtaramamış yine de tabii. Diğer beğendiğim yön ise dekor oldu. Işık hüzmeleri şeklinde tüm sahneyi dolduran, tavandan tabana kadar uzanan ipler özellikle ışıklandırma esnasında büyüleyici bir hale bürünüyor. Ruhunuzu rahatlatan bir dinginlik hissi veriyor. Emrah Kürekçi'yi tebrik ediyorum.
Sonuç olarak seyretmezseniz hiç bir şey kaçırmayacağınız , anlamsız ve başarısız bir oyun.
Düdüklüde Kıymalı Bamya / Üsküdar Tekel Sahnesi
Kalitesiz, anlamsız ve vasat bir oyun daha ! Özellikle mi seçiyorlar bu tip vasat oyunları bilmiyorum ama son 2-3 yıldır ödenekli tiyatrolar büyük düşüşte ! Hele de İstanbul Devlet Tiyatrosu ! Küstürülen yönetmenler, küstürülen oyuncular ... Olan biz izleyicilere oluyor !
Bu oyunda da eleştirecek o kadar çok şey var ki ! Oyuncu seçimleri de oyunculuklarda berbat ! (Herkesin ve benim de beğendiğim Cemile karakteri hariç). Hele Postacı ve Genç Kız o kadar yetersizler ki ... Oyun ne kadar kötü olursa olsun her zaman öne çıkan dekor da bu sefer çok kötü ve anlamsız ! Ne anlatılmak istenmiş acaba, merak ettim ? Konu ve amaç dersen keza öyle ! 1,5 saatin sadece son 10-15 dk.'sında lümpen & apolitik zengin kitleye olan eleştiri dışında hiç bir şey yok ! Saçma sapan diyaloglar, seyirci gülsün diye eklenen klişe sözler, manasız saptamalar ...
Bir oyunun kalitesini ve başarısını gösteren en büyük delil oyunun sonundaki alkışlar ve oyun çıkışı seyircilerin kendi arasında yaptığı yorumlardır. Bu oyunda da oyun sonu standart ve cılız bir alkış ve oyun çıkışı neredeyse herkesin dilinde aynı söz : "Oyunu hiç beğenmedim ..."
Makedonya Gamzesi
Uzun zamandır konusu bu kadar belirsiz ve dağınık, türünü isimlendirmenin zor olduğu kötü bir tiyatro izlememiştim ! Tarihi desem değil, Duygusal desem değil, dram desem değil, komedi hiç değil ! Ama inanın hepsinden de birer parça içine katılmış, ortaya öylesine sürülmüş bir karışık türlü yemeği ! ! ! Yıllardır oynadığı ve yönettiği her oyununu beğendiğim Tarık Şerbetçioğlu'na bu oyunu yakıştıramadım !
Sanki Hükümet veya Büyükşehir Belediyesi , Şehir Tiyatrolarına bir direktif vermiş, "Abdülhamit Han'ı öven bir oyun yapın" diye, Yönetimde paldır küldür hiç de tiyatroya uygun olmayan bir eseri büyük bir zorlama ile sahneye koymuş ! Zorlama olursa da böyle başarısızlık olur işte ! MUhafazakar kesim şikayet eder hep, bizim niye oyunlarımız oynanmıyor diye ? Valla en iyi yazarınızın en iyi oyunu bu ise sahnelenmemeleri çok ama çok doğal ! İyi bir yazar, iyi bir eser var da sahnelenmiyorsa haklısınız ! Ama eser yok hiç ?
Oyun daldan dala atlıyor. Kimi zaman çengi köçek dans edenler, kimi zaman ağlamaklı duygusal aşk sahneleri, kimi zaman kabadayı dövüşleri, kimi zaman Cumhuriyet'in kurucu güçlerine dokundurmalar, kimi zamanda daha doğrusu sık sıkta Abdülhamit'e övgüler ... Partizanlık, Taraftarlık, Yağcılık zor zanaatmış vesselam !
Çok usta oyuncu var ama kurtaramamışlar oyunu ! Çünkü konu yok ortada. Ayrıca birkaç oyuncunun repliklerini unutmaları da oyuna iyi hazırlanılmadığını gösteriyor. Dekor'da iyi değildi. Seyirciye çok uzak olan sahne seslerin gelmesini engelliyor. Hatta yanımdaki hanım teyze oyunun arasında bu durumdan şikayetçi oldu. Ama daha komik olan yorum diğer yanımdaki yaşlı hanım seyirciden geldi. "Oyunun konusu nedir hala anlamadım vallaha ! " :)
Sonuç olarak büyük bir hayal kırıklığı ! Son derece yanlış bir oyun seçimi ! Siyasi ve zorlama olduğu aşikar ! Mevcut iktidara yanaşma hamlesi olduğu apaçık ! Bu nedenle de her daim başarısız olarak hatırlanacak bir oyun ...
Kahvede Şenlik Var / Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi
Şehir Tiyatrolarında son 2-3 senedir bir kalite düşüşü olduğu çok net ! Yeni oyunların büyük bir çoğunluğu vasat ya da başarısız. Bu oyunda maalesef vasat oyunlardan birisi olmuş. Bu oyunları seçenlerin - ortaya çıkaranların daha dikkatli daha özenir olması gerektiği inancındayım.
"Kahvede Şenlik Var" 1965 İstanbul'unun ve Türkiye'sinin kadın - erkek ilişkilerini ortaya çıkarmaya çalışan bir oyun. Dolayısı ile oyunun kadınları tamamen duygusal ve ince yapılı, erkekleri de tamamen maddi ve kaba yapılı olarak lanse etmesini yadırgamamak gerektiği inancındayım. Şu dönemde bu saptamaların tamamen tersi olsa da, o dönem için Sabahattin Kudret Aksal olanı biteni yansıtmış diye düşünüyorum.
Tabii ki bu oyunda güzel olan şeyler de var. Dekor - ışık - kostüm - oyunculuklar son derece başarılı. Özellikle Garson rolünde ki Ertan Kılıç'ı çok beğendim. Oyuna son derece iyi konsantre olmuş. Ama oyunun hemen başında seyirci ile olan diyalog sahneleri anlamsız geldi bana. Oyunu vasat kılan şeyler anlamsız tekrarlar, gereksiz uzun diyaloglar ve verilmeye çalışılan herkesin zaten defaten anladığı öğütler ! Bu unsurlar başarılı unsurların önüne geçmiş. Bu nedenle de oyun çoğunluk tarafından beğenilmemiş.
Konusu, içeriği, kadın - erkek ilişkilerini anlatması her ne kadar ilgi çekici olsa da, maalesef gidenlerin sıkılacağı ve beğenmeyeceği vasat bir oyun ...
Elektra
Antik Yunan Tragedyasının en ünlü 3 isminden birisi olan Sophokles'in yine kendisi gibi ünlü eseri Elektra oyununa büyük umutlarla gittim. Bu arada bir bilgi vereyim, Elektra kompleksi veya sendromu denen bir psikolojik rahatsızlık dahi var ! Elektra Sendromu Sigmund Freud'un bir görüşü olan Oedipus kompleksinin kız çocukları için geçerli olanıdır. 3-6 yaş arası kız çocuklarının babaya aşırı düşkün olmaları ve anneyi rakip olarak görmeleri olarak tanımlanmaktadır.
Oyun aşağıda belirteceğim olumsuzluklar olmasa sevilebilecek - beğenilebilecek bir oyun olurmuş. Ama değil maalesef ! Her şeyden önce her kim tasarladı bilmiyorum ama bu tip bir tragedya perde arası vermeden oynanmaz ! En ilgili seyircileri bile ilk 1 saatten sonra ciddi anlamda sıkan bir durum söz konusu. Neden 2 perde yapılmamış ? Mantıklı bir açıklama var mı acaba ?
Elektra rolündeki Özlem Öçalmaz muhteşem bir performans sergiliyor, cidden tebrik ederim. Bu kadar zor ve uzun bir metni , olması gereken ruh hali ile canlandırmak zor zanaat ! Ama onun dışındaki tüm oyuncuları son derece yetersiz buldum. Orestes karakteri olmamış mesela. Hele Koro'da görevli 2 tane kız oyuncu o kadar yetersiz ve acemiydi ki , nasıl seçiliyor bu tip oyuncular diye sorgulamaya başladım ? Biraz seçicilik lütfen ! Sonuçta İstanbul Devlet Tiyatrosu sahnesi. Her önüne gelen sahneye çıkmamalı. Oyuncu seçimlerinde adil olunmalı.
Kostümler çok güzel ve görkemli. Dekor yerleşimi ise kesinlikle olmamış ! Merkezi ve dikine yapılan dekor tasarımı (Neredeyse ana sahnenin sadece yüzde 70'lik kısmı kullanılmış) yanlarda oturan seyircilerin sahneyi net görmesini engelliyor. Ayrıca ışık projektörlerinin sahnenin ortasına ve içine kadar indirilmesi de mantıksız olmuş. Eski Yunan'da projektörler !
Sonuç olarak Klasik tiyatro seyircilerinin çoğunun beğenmeyeceği bir tragedya. Yukarıda yapılan yanlışlar olmasa iyi bir yapım olabilirmiş. Ama yine de ufak müdahaleler (Dekor - Işık - Perde Arası) ve oyuncu değişimleri olursa oyun kendisini kurtarabilir diye düşünüyorum.
NORA - Bir Bebek Evi / Maximum UNIQ
Oyunun Genç ve Başarılı Yönetmeni Ali Gökmen Altuğ, oyunun kitapçığında şöyle demiş : “Klasik oyunların “modern” yorumlarına hiç itirazım olmamakla beraber belki daha konservatif bir yerden baktığım için bu metinlerin özellikle ödenekli tiyatrolarda özgün haliyle seyirciyle buluşması gerektiğine inanıyorum. Sahneleme biçimim ve yorumum üstüne yolumu belirleyen temel etkenlerden biri bu yaklaşımım oldu.”
Kesinlikle destekliyorum, çok doğru bir bakış açısı ! Son 10-15 yıldır eski tiyatro klasiklerinin "Modern" "Farklı" "Çağdaş" yorumlarını üzülerek takip etmekteyim ! Üzülüyorum çünkü farklı bir bakış açısı getirmeye çalışırken komik duruma düştüklerinin farkında değil yönetmenler ! Olimpik yüzme havuzunda "Romeo ve Juliet" de izledik, Boks ringlerinde "12.Gece" de izledik !
Yıllar sonra bugün nihayet bir Tiyatro Klasiğini, yazıldığı gibi yani olması gerektiği gibi izledim ve de çok ama çok beğendim ! Dekor - kostüm - ışık - reji her şeyi ile dört dörtlük bir klasik İbsen tiyatrosu izledim ! Teşekkürler Ali Gökmen Altuğ !
Oyun her şeyden önce inanılmaz sürükleyici. Tüm salon soluksuz ve ilgi ile 2 saat 15 dk. oyunu izledi. Oyunculuklar çok iyiydi. Özellikle Nora rolündeki Yeşim Koçak o kadar başarılıydı ki bu senenin tüm "En İyi Kadın Oyuncu" ödüllerini alır diye düşünüyorum. Büyük bir heyecan, enerji ve ışıltı yayıyor sahneye ve izleyenlere. Sahneyi dolduruyor, seyirciyi büyülüyor. Çok yerinde bir seçim olmuş. Diğer oyunculardan sadece Kristina rolünde Berna Adıgüzel biraz bana sönük geldi.
Kadın haklarının yılmaz ve ilk savunucularında olan İbsen'in, oyunun finalinde Nora'ya yaptırdığı final konuşması muhteşemdi. Öyle ki başta yanımda oturan kadın seyirciler olmak üzere birçok kez konuşmayı alkışları ile böldüler :) Hala ülkemizde de devam eden erkek egemen topluma kadınlarımızın özgür bir haykırışı niteliğindeydi !
Kadıköy Haldun Taner Sahnesinde bu oyuna numarasız sandalye koltuğu bile bulmak imkansız. Müthiş bir ilgi var. Birçok seyirci kapıdan dönmek zorunda kaldı. Hatta oyun 10 dk. geç başladı ki Şehir Tiyatrolarında bu pek olmazdı. Bu büyük ilgiyi sonuna kadar hak eden bu süper oyunu ne yapıp edip izlemenizi öneririm ...
Anna Karenina / Atatürk Kültür Merkezi
20 Yıldır İstanbul'da ki tüm Devlet ve Şehir Tiyatroları oyunlarını takip ederim. Kimi zaman Özel oyunlara da giderim. Ama Ankara Devlet Tiyatroları oyunlarında ki Kalite ve Oyunculuk - Tiyatro Kültürü bir başka, hayranım ! Bu nedenle de İstanbul'a gelen her Ankara DT oyununa iki elim kanda olsa giderim !
Anna Karenina yine bu hislerimi yanıltmayan diğer bir başarılı oyun ! Özellikle Yönetmen İpek hanımı tebrik ediyorum. Dans Tiyatrosu denebilecek düzeyde değişik bir yorumlama yapmış. Rus Klasikleri zordur, yavaştır, uzundur, takibi kolay değildir, anlamak için biraz da tiyatro eğitimi gerekir. Ama bu oyunda bunların hiç birisine sahip olmadan oyunu takip edip, keyif alabiliyorsunuz. Danslar, oyuncuların uyumu, Koreografi, konsantrasyon çok başarılı.
Oyunculuklar ve Oyuncu seçimleri mükemmel. Anna rolündeki Aslı Artuk Şener ile Levin rolündeki Caner Gezener çok başarılı. Kont Vronski ise hiç ama hiç olmamış, role oturmamış. Sesi de zayıf kalmakta.
Dekor bence sönük ve iç karartıcı. Daha farklı düşünülebilirdi. Kostümler yeterli, müzikler harika. Hele de Levin'in milleti gaza getiren konuşmasında arka planda verilen müzik çok coşkulu ve devrimci !
Bu farklı ve başarılı Tolstoy yorumunu biz İstanbul seyircisine izleten Devlet Tiyatroları yönetimine sonsuz teşekkür ediyor, devamını bekliyoruz !
Tamamen Doluyuz / Garibaldi Salon
Tek kişilik oyunlarda, hele de Devlet Tiyatrolarında, ilgi çekmek - beğeni almak zordur. Komedi değilse işiniz daha da zorlaşır. Bir de üstüne oyun çeviri olunca, seyircinin ilgisini dağıtmamak maharet ister.
"Tamamen Doluyuz" oyununu bu ön yargılar içinde izledim. ama oyun beni tatmin etti, beğendim. Genç oyuncu Efe Erkekli beklediğimden daha iyi bir performans sergiledi. Tabi ara ara kontrolü kaybettiği sahnelerde oldu. Yavan geçen ve çoğu şeyin anlaşılmadığı ilk 20 dk. sonrası oyuna ısınıyorsunuz. Yavaş yavaş oyun ilginizi çekmeye başlıyor. Gülmeye de başlıyorsunuz !
Dış seslerin çoğunun ünlü kişiler olması ilginç olmuş. Dekor muhteşem ! Işık düzeni keza çok iyi. Müzikleri beğenmedim. Her arayanın arka tarafta sanal görüntülenmesi isabetli ve anlaşılır olmuş. Bazı zorlama dans sahneleri olmasa daha iyi olur diye düşünüyorum.
Sonuç olarak güzel ve keyifli bir komedi. Bu sezon oldukça fazla olan başarısız ve yavan ödenekli oyunlar arasından bu oyunu seçebilirsiniz !
Bizim Aile / Kağıthane Sadabad Sahnesi
2017 - 2018 İstanbul Devlet ve Şehir Tiyatrolarındaki tüm oyunları izlemiş biri olarak, bana göre tartışmasız sezonun en iyi oyunu ! Belki bu kararımda yakın zamanda kaybettiğimiz Münir Özkul Ustaya duymuş olduğum sonsuz saygı ve sevgi de etkilidir ama bu yıl en zevk alarak izlediğim oyun oldu.
Dekor - kostüm - müzikler - ışık düzenlemesi tek kelime ile harika. 2 ayrı evin tek bir ev haline getirilmesi dahiyane. Oyunculuklar yerinde. Özellikle Nevzat Çankara ve Funda Postacı mükemmel. Çocuk seçimlerinde bazı hatalar yok değil. Ama o kadar kusur da olacak artık. Oyunun sonunda Filme ve Münir Ustaya yapılan jest çok güzel ve duygusal.
Sonuç olarak eski Türk Filmlerini, tiyatrolarını, Eski günleri, 70-80'li yılları özleyenler için muhteşem bir tiyatro şöleni. Kaçırmayın derim !