-
Üzülerek söylüyorum, hiç olmamış. Çok sıkıcı bir üç saat geçirdim. Hiç sevemedim.
-
30 ocak da AKM de izledim ve korkunç bir 3 saat 15 dakika geçirdim. Çok uzun zamandır bir tiyatro oyununda bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum. arada salondan çıkanlar da vardı. Bir arkadaşımla gittiğim için maalesef çıkamadım ama bu oyunun hakkı, arayı dahi beklemeden max. 40. dakkada salondan çıkmaktı. yani artık 2026 yılında 3 saatten fazla oyun
yapmak nedir Allah aşkına arkadaşlar???? Ağdalı ağdalı uzun uzun cümleler, cümlenin başından sonuna anlamı kaybediosun. Zaten yer yer uyukladım. Sükun Işıtan kendine bir karakter yaratmış ve aynı Medea Material daki gibi oynuyor. O kadar fazla ki sahne üzerinde bi ordan bi buraya, kısa bir süre sonra insanı fazlalığı rahatsız ediyor. Ne gereksiz harcanan bir para.... Ve ayrıca, İstanbul gibi büyük bir şehirde, insanların ulaşımını da düşünmek gerekir oyundan çıktıktan sonra. 8'de girilen oyundan 23:30 da çıkınca metro daha sık aralıklarla oluyor ama marmarayı kullanacak insanları da düşünmek gerekmez mi? 30 dakika marmarayı bekledik bide üstüne üstlük. Eve neredeyse ertesi gün ulaştık, neredeyse değil gerçekten gece 1'de eve vardım. arabayla Taksime gelmek aptallığın daniskası olur zaten. Bari en azından bu çilelere deyseydi....
-
29. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında gerçekleşen Ankara Devlet Tiyatrosu’nun uyarlaması olan Faust temsilini 30.01.2026 tarihinde AKM Tiyatro Salonu’nda izledim. 2025’teki edisyonda gerçekleşmeyip 2026’da bağımsız gerçekleşmesini hâlen anlayamasam da; ne yazık ki festivalde izlediğim en olamamış temsil olduğunu üzülerek söyleyebilirim. Devlet Tiyatroları’nın genelde gereksiz uzun oyunlar sahnelediğini biliyoruz ama bu oyun hem 3 saatlik süresi bakımından,
hem de kopuk ve net olmayan bir sahnelemeye sahip oluşu bakımından oldukça sıkıcı geçti benim için. Arada olamamış işler de izleyince olan oyunların kıymetini daha iyi anlıyorsunuz. Yine tekrarlıyorum, ben kendi perspektifimden baktığımda hiç sevemedim. Normalde bu kadar katı eleştirmem hiçbir temsili harcanan emekten dolayı fakat burada emek bile benim gözümde oyunu kotaramamış. Gelelim oyunun içeriğine… Faust; bilgiye, mutluluğa ve hayatın anlamına karşı doyumsuz bir doktorun şeytan Mephistopheles ile yaptığı anlaşmasını ve bu anlaşma neticesinde aşk, hırs, arzu, ihtiras, pişmanlık gibi birçok sınavla yüzleşerek hesaplaşmasını konu alıyor. İlk perdede şeytanın onun birden hayatına dahil oluşunu, Gretchen’e olan aşkını, şeytanla yaptığı anlaşmayı, Gretchen’in abisi Valentine’i öldürerek aşık olduğu kadını tutsak ettirmesi ve idama sürüklemesini, binevî hırslarının kurbanı olma yolundaki ilk trajik sürecini izliyoruz. Sükun Işıtan’a karşı en sonki ödül törenindeki teşekküründen dolayı bir ön yargım vardı yalan değil fakat oyunculuğuna gelecek olursam kusursuz bir performans sergiledi, kendisini ilk kez izleme fırsatım oldu. Keşke Medea Material’de izleyebilme şansım olsaymış… Genel olarak dekoru, görsel efektleri, özellikle kostümleri ve başrol oyuncuların oyunculuklarını çok beğendim. 2 puanı zaten onlara verdim. Fakat; uyarlama ve çeviri oldukça sıkıntılı. Metin çok kopuk, çok anlaşılmaz ve bağımsız geçişleri var. Açıkçası daha yalın ve net bir anlatımla, Wolfgang von Goethe’nin kült eseri FAUST’u bir opera uyarlamasıyla, canlı orkestra eşliğinde izlemek isterdim. Ya tiyatroya uyarlaması yanlış olmuş ya da opera uyarlaması ile daha başarılı olurmuş, bilemedim… İkinci perdenin daha iyi geçeceğini umuyordum fakat birden eserin toplumsal-politik boyutunun açılışı ile birlikte Faust’un kişisel arayışlarını ve hırslarını devlet ölçeğine taşıdığını bu sefer imparatorluk dönemiyle irdeleyerek izledik. Faust’un buradaki dönüşümü artık bireysel bir hazdan ziyade toplumu şekillendirme hayaline evrilir. Saray eğlenceleri, maskeler ve iktidarın gösteri ve aldatı ile yürüyebildiğinin altını çiziyor. Ama ne yazık ki benim nezdimde tüm bu evreler kafamda bir türlü birleşemediği için ortaya sadece sürekli saatime baktığım, bir an önce bitsin diye beklediğim, sıkıcı bir temsil çıktı. Faust’a karşı bir önyargı beslemek istemiyorum, umarım bir gün bu eserin operaya veya daha iyi bir uyarlamasına rast gelirsem mutlaka izlemek istiyorum. Bu arada temsilde absürd bir anlatım hakimdi, bu özgün bir uyarlama mı emin olamadım lakin o absürd anlatımı sevdim. Emek her daim takdir edilmeli fakat günün sonunda bu emek beni tatmin etmiyorsa sadece kuru bir tebrikle geçiştirmek durumunda kalıyorum. O sebeple “tebrikler”…
İzlediğim tiyatro, müzikal, bale ve opera temsillerini kendimce yorumladığım güncel paylaşımlarıma Instagram’da @metinler.sahneler hesabımdan ulaşabilir, ilgileniyorsanız takibe alabilirsiniz!
-
Uzun süredir bir işe bu kadar yorum yapma ihtiyacı hissetmemiştim. Bu yoruma başlamadan önce şunu belirtmek isterim: Bu oyuna büyük beklentilerle gittim. Hem ismi hem de metni nedeniyle beni çok heyecanlandırmıştı. Ancak açıkçası, uzun zamandır bu kadar beğenmediğim bir işle karşılaşmamıştım.
Devlet Tiyatrolarına ya da Şehir Tiyatrolarına karşı özel bir önyargım yok. Aksine, bu kurumlarda izleyip çok sevdiğim pek çok oyun oldu. Bu yüzden eleştirim herhangi bir kuruma değil, doğrudan bu işe yönelik.
Bu oyunda beni en çok rahatsız eden şey, diksiyonun aşırı yapay ve zorlamalı oluşuydu. Sırf “klasik” bir metin diye böyle konuşmak gerçekten gerekli mi? Kulak tırmalayan bu melodik anlatım, karakterlerin dönüşümünün ve duygularının önüne adeta bir duvar örmüş. Oyuncuların ne hissettiğini ya da nasıl bir değişim geçirdiğini anlayamıyorsunuz. Sadece melodik konuşan ve sürekli bağıran insanlar izliyorsunuz.
Bir noktadan sonra, kullanılan dile odaklanmaktan oyunun kendisini takip edemez hale geliyorsunuz. Üstelik oyun neredeyse üç saat sürüyor. Bu da izleyici için ciddi bir yorgunluk yaratıyor.
Anlatı açısından da büyük bir kopukluk vardı. İlk yarıda kendimizi “belki açılır” diyerek ikna edip izlemeye devam ettik. Ancak ikinci yarıda kopukluk iyice belirginleşti. Metni önceden okumayan birinin oyunu rahatça anlayabileceğini düşünmüyorum.
Aşk hikâyesi oldukça “cheesy” kalmıştı. Zaten duygusal olarak bağ kuramadığımız, dönüşümünü hissedemediğimiz karakterler izlediğimiz için her şey yapay gelmeye başladı. Sanki sahnede kolektif bir işten ziyade, herkes kendi performansını parlatmaya çalışıyormuş gibiydi. Bu da oyunu oldukça uzak ve soğuk hissettirdi.
Aralarda izleyicilerden duyduğum kadarıyla, genel bir “aklama” hali vardı: “Klasik ya, biz anlamıyoruzdur, kötüdür diyemeyiz.” Hayır, bazen kötüdür. Ve ben bir oyuna kolay kolay “kötü” demem.
Her şey mi kötüydü? Hayır. Dekor ve sahne tasarımını çok beğendim. İdam sahnesindeki gerçekçilik etkileyiciydi. Işık da zaman zaman dikkat çekiciydi. Ancak belli ki birçok detaya kafa yorulmuşken, ana meseleler gözden kaçmıştı.
İkinci yarıda salonda kalmakta gerçekten zorlandık. Tiratlardaki sürekli tekrar eden melodik tonlama ve bağırmalar bir noktadan sonra insanı bayıltıyor. Eğer sadece metin anlatılmak isteniyorsa, kitabını okumak çok daha anlamlı. Çünkü tiyatroda metinden önce hareketin ve eylemin geldiği unutulmuş gibiydi.
Oyun iki buçuk saat olarak belirtilmişti ama neredeyse üç saat sürdü. Evet, böyle şeyler olabilir; ama otobüsümü kaçırmama değmedi.
Aynı süre ve bütçeyle çok daha iyi işlere gidilebilir. Açıkçası kimseye önermem.
-
31 Ocak Cumartesi günü saat:20:00 İstanbul AKM’deki oyuna, tek kişilik birinci kategori biletim var. Gidemeyeceğim için, bileti aldığım fiyattan isteyene verebilirim.
İlgilenen mesaj yazabilir.
Faust / Ankara Devlet Tiyatrosu