Yalnız bir adam hayatını paylaşacağı biri olmadığı için tek başına saf kötü niyeti olmayan haliyle yaşamaya devam ediyor. Biriyle arkadaşlık kurma ihtiyacını Harbiye’de bir tuhafiye mağazasının vitrinindeki cansız manken ile camekan arkasından sohbet ederek gideriyor. Diğer insanları kendinden daha üstün gördüğü ağzından dökülen her cümleden anlaşılıyor. Avukat olduğunu vurguladığı üst kat komşusundan överek bahsetmesi ve çok büyük insan olduğunu dile getirmesi örneklerden bir tanesi.
Bunun yanında iş yerinde tevazu göstererek yapılması gereken her iş yapan, yine sözümona büyük insanların işinin öne alınması söyledikleri için öne alıp halleden, ek mesaiye kalınması gerekiyorsa işin gereğidir deyip sorgulamadan kalan Samir, bu hali ve tavrıyla toplumda çalışan kesimin aynası oluyor. Bu boyun eğercesine verilen tavizler ve pozisyonu gereği kendimizden üstün gördüğümüz insanlar bizden neler götürüyor bilmeliyiz. Toplumda fedakarlığın bu denli fazla olması kişinin karakterinden ve varlığından ödün vermesine sebep oluyor.
Sokağa çıktığında ise her adımında Beyoğlu’nun farklı yüzlerine tanık oluyor. Bu birbirinden çok uzak kimliklere sahip insanlar ilçenin kargaşasını gözler önüne seriyor.
Bunların aşama aşama işlendiği oyunda sahnelerin ilerlemesi beni pek içine çekmedi, mutlu ayrıldığımı söyleyemeceğim. Oyun duyguları kullanıp dramatik katkıların olduğu, seyirciyi etkilemek ve içine çekmek üzerine kurgulandığı bir hikayeye sahip. Yukarıda dile getirdiğim şekliyle güzel görünse de karakter ve metin beni yakalayamadığı için oyuna epey dışardan baktım. Bittiğinde çaba gösterilmiş ve yeterli bir oyun izlediğimi hissettim, daha ötesi olmadı. İçten bir öneri sunamayacağım, yine de akşamınızı doldurduğu için şikayet edeceğiniz bir oyun olacak kadar negatif bir noktada değil, iyimser bir yaklaşımla kararı size bırakayım.
Oyun distopya ve kara komedi unsurlarıyla beraber sıradan olmayan bir performans sunuyor. İlk yarısını seyrederken beklentimin üstünde ilerledi ve epey keyif alarak seyrettim, çok güzel bir oyun olduğu düşüncesine kapıldım. Ortalarından sona doğru gelirken konudan çok koptum, aynı konunun kendi içinde döndüğü hissine kapıldım ve maalesef yetersiz geldi. İlk yarıdaki akış ve dinamikle devam etse çok iyi bir oyun seyrettiğimi söyleyecekken finalde bu cümleyi kurmaktan uzak kaldım.
Çiğdem Yıldız’ın performansı o kadar etkileyici ki oyunun sönük kalması bir yana kendisi göz alıcıydı. Zira oyunu farklı bir seviyeye taşıdığı da aşikar. Seyrederken epey keyif aldım, uzun süre anımsayacağım bir oyunculuk performansıydı, oyunun tadına tat katmış. Bunun haricinde genel itibarıyla aklımda yer edecek bir oyun seyrettiğimi söyleyemeyeceğim.
Değişim / Dönüşüm / Tatlı Ekşi Tiyatro