🎭Monologlar Müzesi deyince aklıma, içinde hayatın izlerini taşıyan mekanlar geliyor. Bir zamanlar yaşanmış, bugün de yaşamaya devam eden ama her köşesinde yıllar öncesinden bir anı saklayan yerler… Böyle mekanları bulup hikayenin parçası haline getirmek, topluluğun tiyatro anlayışıyla özdeşleşti. "Kuğugölü" için seçtikleri yer, Moda’daki Kuğugölü Apartmanı’nda bulunan Moda63. Bir zamanlar Ateşer ailesinin yaşadığı bu daire, Füsun Ateşer’in isteğiyle Nesin Vakfı’na bırakılmış ve bugün ailenin eşyalarını da barındıran bir hafıza evine dönüşmüş. Oyun ise bu evin kapısından önce başlıyor.
🎭Gösterim öncesinde gelen mesajla Oyun Atölyesi’nin Antre Kafe’sinde buluştuk. Kapıda isimlerimize göre masalara yönlendirildik. Kafede gerçek müşteriler de otururken, karakterler bir buluşma için yavaş yavaş gelmeye başladı. Biz de, satın almak amacıyla göreceğimiz daireyle ilgilenen kişiler olarak oradaydık. Konuşmalarına tanıklık ediyor, bir şey sorduğumuzda hikayenin içinden gelen cevaplar alıyorduk. Böylece oyun, daha kafede bizi kendi dünyasına aldı.
🎭Sonra sekizer kişilik dört grup halinde Kuğugölü Apartmanı’na geçtik. Apartmanın girişinde kısa bir video izledikten sonra bize verilen rotayla daireye çıktık. Odalarda eş zamanlı oynanan oyunları farklı sıralarla izledik. Ayrı yazarların kaleminden çıkan metinler aynı evin geçmişinde buluşuyor, bir odada duyduklarımız, diğerinde öğrendiklerimizle yeni anlamlar kazanıyor. Çocukluktan taşınan duygular, aile bağları ve özellikle yalnızlık, bende hikayeleri bir arada tutan izler oldu. Oyunun konusuna daha fazla girmiyorum, izleyecek olanların merakını ve oyunun sürprizlerini kaçırmak istemem.
🎭Oyun, karakterlerle aynı zamanı paylaştığımız şimdide geçiyor. Onlar geçmişi kendi bakış açılarından anlatırken, bugünle geçmiş arasında bağ kuran bir figür de anlatıya dahil oluyor. Sinema ve dizilerden aşina olduğumuz bu tercihi, bir evin sahneye dönüştüğü tiyatro oyununda görmek bana çok incelikli geldi.
🎭Oyuncuların hepsini çok başarılı buldum. Daha önce farklı oyunlarda izlediğim, ama bazılarını uzun zamandır sahnede görmediğim isimlerle yeniden karşılaşmak beni ayrıca mutlu etti. Kafedeki karşılaşmadan odalardaki anlatımlara kadar karakterlerini inandırıcılıkla yaşattılar.
🎭Karşılanma biçimi, rotanın düzeni ve çıkışta ismimize hazırlanmış zarf da seyirciye gösterilen özeni hissettiren ayrıntılardı. Monologlar Müzesi’nin bu kez Moda’da böyle bir iş yapmasına ayrıca sevindim.
🎭Hangi anlatımın beni daha çok etkilediğini düşündüğümde kesin bir cevap veremiyorum. Bazıları kişisel olarak daha derin bir yere dokundu fakat oyunculuklar öylesine güçlüydü ki her karakterin anlatısı bende karşılık buldu.
🎭Evdeki gündelik eşyalar, evin belli bir zaman diliminde donup kaldığı hissini veriyor. Bunun bir oyun olduğunu bildiğim halde, anlatılanlar gerçekten o evde yaşanmış gibi hissettim. Oyun bittiğinde evden çıkmak istemedim, biraz daha kalıp odalara, eşyalara bakarak hikayenin izini sürmek istedim. Tiyatro seyircisine bunu hissettirmek kolay değil. Kuğugölü’nde hikaye ve mekan öyle iyi bağdaştırılmış ki apartmanın sükuneti için alkışlarımızı orada yükseltemesek de ben alkışlarımı buradan gönderiyorum. 👏
🎭Tiyatro B23’ün sahnelediği "Çok Küçük Bir İhtimalin Hikayesi", yıllardır aynı kitapçıda çalışan, akşamlarını aynı barda geçiren Kenneth’in alıştığı düzenin bozulmasıyla başlıyor. Eboni Booth’un "Primary Trust "adlı metninden uyarlanan oyun, büyük bir değişimin bazen yeni bir işe başvurmak ya da biriyle sohbet etmek kadar küçük görünen adımlarla başladığını anlatıyor. 🎭Yelda Baskın’ın yönetiminde sahne, Kenneth’in hayatındaki üç
temel mekana ayrılmış: Sam’in kitapçısı, Wally’s barı ve Primary Trust bankası. Dekorun her alanı kullanılıyor, ışık ve müzik de mekanlar arasındaki geçişleri destekliyor. Özgün adın banka tabelasında korunmasını özellikle anlamlı buldum. Türkçe başlıktaki “ihtimal” duygusuna, "Primary Trust" adının çağrıştırdığı “temel güven” fikri de böylece eşlik ediyor. 🎭Kenneth’i izlerken, çocukluk travmasının onda sosyal fobiyi andıran bir çekingenliğe dönüştüğünü düşündüm. Alıştığı çevrenin dışına çıkmak, yeni insanlarla tanışmak ve onlara güvenmek onun için kolay değil. Berker Güven, özellikle Kenneth’in bunaldığı anlarda bu iç sıkışmasını çok etkili aktardı. Kimi sahnelerde onunla birlikte benim de nefesim daraldı. Tayfun Erarslan ise üstlendiği üç ayrı karakterin her birini birbirinden farklı ve son derece inandırıcı biçimde canlandırdı. Hare Sürel’in karakterler arasındaki çevik geçişleri ve İbrahim Arıcı’nın oyunculuğu da yapımın güçlü yanları arasındaydı. 🎭Oyunun ritmi ise özellikle bar sahnelerinde aksıyor. Zille bölünen karşılaşmalar, değişen bar çalışanları ve bu yolla gösterilen zaman atlamaları, Kenneth’in birbirine benzeyen günlerini anlatmayı amaçlıyor. Fikir başta işliyor ancak tekrarlar uzadıkça sahneye yeni bir duygu ya da anlam katmıyor. Açıkçası bir noktadan sonra beni sıktı. Bu bölüm kısaltılsa anlatılmak istenen kaybolmaz, oyunun temposu belirgin biçimde güçlenirdi diye düşünüyorum. 🎭 “Çok Küçük Bir İhtimalin Hikayesi”, güçlü oyunculuklarla hayat bulan sıcak bir oyun. Kenneth’in kabuğundan çıkmak için attığı adımların karşılık bulması, hikayeye sessiz ama güçlü bir başarı duygusu katıyor. Finalde ise insanda, geçmişin ağırlığına rağmen değişmenin mümkün olduğuna dair bir umut kalıyor.
Monologlar Müzesi “Kuğugölü”