🎭Bu akşam Koma Sahne'de izlediğim oyun “Ne oldu, nasıl oldu?” sorularını sordurtarak seyirciyi içine çekmeyi başaran, polisiye yapısıyla merakı diri tutan bir anlatı üzerine kurulmuş. Spoiler vermemek adına, konuya girmeden şu kadarını söyleyebilirim ki, hikaye boyunca seyirciye bu soruları sordurtan o dramaturjik oyun aklını sevdim, oyunun en güçlü artılarından biri kesinlikle bu.
🎭Oyunculuk performansı son derece sağlam. Karakterle kurulan bağ, anlatının yükünü taşıyacak kadar güçlü ve sahici. Ayrıca konu seçimi de önemli bir artı. Alışıldık hikayelerin dışına çıkan, farklı bir şey izlediğimi hissettiren bir metinle karşılaşmak iyi geldi. Böyle işler izlemeyi özlemişim.
🎭Oyunun adını da içine alan sürpriz ters köşesi ise bana biraz fazla ani sunuldu gibi geldi. Yavaş yavaş ısıtılan bir hikayede, cevabın bu kadar ani verilmesi kısa bir yabancılaşma hissi yarattı bende. Ancak bu durum, genel olarak seyir zevkimi sabote eden bir noktaya dönüşmedi.
🎭Toplamda yaklaşık 55 dakikalık, özgün metni ve güçlü oyunculuğuyla iz bırakmayı başaran bir oyun izledim. Napacayık, başka oyunlarını da izleyeceyik ☺️ Yolları açık, alkışları bol olsun.
🎭Tırtıl GPT-148, genç bir çiftin hayatında yaşanan ani bir kırılma üzerinden bellek, hastalık ve birlikte kalma fikrini merkezine alan bir oyun. Gündelik ve tanıdık bir hayat akışıyla başlayan anlatı, kısa sürede seyirciyi insanın zihni ve bedeni üzerindeki kontrolünü kaybetme ihtimaliyle yüzleştiriyor.
🎭Son yıllarda tiyatro sahnesinde Alzheimer ve hafıza teması etrafında şekillenen yapımların artmasını olumlu buluyorum. Bu oyun da çağın hastalığı olarak görülen bu meseleye, yerli bir metinle ve yapay zeka gibi güncel bir başlığı dahil ederek farklı bir perspektif eklemiş. Hastalık, yalnızca bireysel bir trajedi olarak değil, ortak bir hayatın yeniden kurulma çabası olarak ele alınmış. Bilimsel bilgiler metnin içine abartısız ve anlaşılır bir biçimde yerleştirilmiş, anlatı didaktikleşmeden ilerliyor.
🎭Oyunculuklar, oyunun taşıyıcı gücü. Ali Haydar Çataltepe'nin (ki aynı zamanda oyunun yazarı) performansı, "Bundan böyle daha fazla sahne üzerinde olmalı" dedirten cinsten, çok başarılı. Dilara Vural (reji ve sahne tasarımı da kendisine ait) ise hasta yakını olma halini, oradaki şefkati, sahiplenişi, gücü öyle içten taşıdı ki sahneye...Bravo. İki oyuncu da rol yapma hissi vermeden, son derece gerçek ve içten bir oyun ortaya koydu. Doktor rolündeki Dilek Sağır'ın rol gereği tıbbi mesafesi, akıcı anlatımı ve ama zamanla empati kuran yönünü de görüşümüz iyi aktarıldı.
🎭Işık, güzel kurgulanmış. Sahne düzeni, anlatının önüne geçmiyor, daha çok karakterlerin içinde bulunduğu ruh haline eşlik eden bir çerçeve sunar gibi tasarlanmış. Görsel anlamda risk almayan bu yaklaşım, metni ve buna bağlı oyunculukları parlatmış.
🎭Tırtıl GPT-148, Alzheimer temasına yeni bir şey söyleme iddiasından çok, bu meseleye çağdaş bir yerden bakma çabasıyla dikkat çeken bir oyun olmuş. Kutlarım. Yolları açık olsun.
Kimsin ve Neredesin Ulan Bay Hilmi / Oyun Laboratuvarı