🎭Bir klasiği yeniden sahnelemekle, o klasikle konuşarak yeni bir oyun kurmak arasında önemli bir fark var. BGST Tiyatro’nun "Bahar Noktası Soruşturması", Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası'ndan, Can Yücel’in çevirisiyle Bahar Noktası'ndan yola çıkıyor fakat kaynak metni yalnızca bugüne uyarlamakla yetinmiyor. Shakespeare’in açtığı alanın içine kendi hikayesini yerleştiriyor ve ortaya, tanıdığımız metinle bağını hiç kaybetmeden kendi sözünü söyleyen yeni bir oyun çıkarıyor.
🎭Shakespeare’in oyununda bir grup zanaatkar, Theseus ile Hippolyta’nın düğününde sahnelemek üzere bir temsil hazırlar. "Bahar Noktası Soruşturması" bu tanıdık fikri başka bir yere taşıyor. Bu kez karşımızda Başkan’ın düğününde Bahar Noktası oynayan bir kumpanya var. Ancak temsil sırasında yaşanan bir olayın ardından kumpanya kendisini gerçek bir soruşturmanın ortasında buluyor. Böylece bir yandan onların sahnelediği Bahar Noktası devam ederken diğer yandan kumpanyanın kendi hikayesine ve soruşturma sürecine dönüyoruz. Anlatıcı konumundaki şair de bizi bu geçişler boyunca oyunun farklı dünyalarında dolaştırıyor.
🎭Burada önemli olan, oyun içinde oyun fikrinin kendisi değil çünkü bu yapı zaten Shakespeare’in metninde mevcut. Asıl mesele BGST’nin bu mirasla ne yaptığı. Shakespeare’in düğün için temsil hazırlayan zanaatkarları, bu kez Shakespeare oynayan bir kumpanyaya dönüşüyor ve kaynak metinde var olmayan yeni bir hikayenin içine yerleşiyor. Ben "Bahar Noktası Soruşturması"nı tam da bu nedenle bir klasiğin güncellenmesinden çok, Shakespeare’in üzerine yazılmış yeni bir oyun olarak görüyorum.
🎭Üstelik eklenen hikaye Bahar Noktasına iliştirilmiş ayrı bir parça gibi durmuyor. Kumpanyanın yaşadıklarıyla oynadıkları metin arasındaki bağ giderek güçleniyor, biri diğerinin anlamını çoğaltıyor. İktidar, sansür, sanatçının konumu ve politik olanın gündelik hayatın içine nasıl sızdığı üzerine söylenecek sözler de buradan çıkıyor.
(2)🎭Oyunun politik tarafında özellikle sevdiğim şey ise üslubu. Ne söylemek istediğini saklıyor ne de her göndermenin ardından dönüp seyirciye “Burada bunu anlattım” deme ihtiyacı duyuyor. Mizahını ve ironisini kuruyor, gerisini seyirciye bırakıyor. BGST’nin işlerinde sevdiğim özelliklerden biri bu. Seyircinin zekasına güvenen politik mizahın, yüksek sesle konuşmadan da ne kadar etkili olabileceğini gösteriyor.
🎭"Bahar Noktası Soruşturması" bir komedi ve gerçekten güldürüyor. Ancak kolay kahkahanın peşinden giden, seyircisini rahat ettirmek için bildik numaralara yaslanan bir komedi değil. Mizah, metnin dilinden, durumların tuhaflığından, oyuncuların zamanlamasından ve politik göndermelerin yarattığı ironiden doğuyor. Güldüğümüz şeyin altında başka bir anlamın dolaştığını hissetmek, oyunun komedisini benim için çok daha nitelikli kılıyor.
🎭Yaklaşık iki buçuk saat ve iki perde boyunca dikkatimin bir an bile düşmemesi ise ayrıca altını çizmek istediğim bir nokta. Uzun bir oyunda bunu sağlayabilmek yalnızca iyi bir metinle mümkün değil. Rejinin ritmi, sahneler arasındaki geçişlerin akıcılığı ve oyuncuların enerjisi süreyi neredeyse unutturuyor. Özellikle kumpanyanın kendi dünyasıyla Bahar Noktası arasındaki gidip gelmelerde oyun temposundan hiçbir şey kaybetmiyor.
🎭Oyunculuklarda tek tek performansların ötesinde çok güçlü bir ekip duygusu var. Birbirinin temposunu bilen, komedinin zamanlamasını iyi kullanan ve sahnedeki oyundan keyif aldığı hissini seyirciye geçiren bir kadro izliyoruz. Böyle bir metinde bu uyum ayrıca önemli çünkü anlatının farklı düzlemleri arasındaki geçişlerin inandırıcılığı büyük ölçüde oyuncuların kurduğu ortak ritme bağlı.
🎭Sahne tasarımı ve kostümlerde de gösteriş yerine yaratıcılığı öne çıkaran bir yaklaşım var. Son derece yalın ve pratik malzemelerin farklı işlevler kazanması, oyunun teatral tarafını daha görünür hale getiriyor. Büyük dekorlara ihtiyaç duymadan sahnenin dönüşebilmesi, oyuncunun ve hayal gücünün yeniden merkeze yerleşmesini sağlıyor. Bu sadelik oyunun dünyasına çok yakışmış.
(3)🎭"Bahar Noktası Soruşturması", bir klasiğe sadık kalmanın onun karşısında hareketsiz durmak anlamına gelmediğini gösteriyor. BGST Tiyatro, Shakespeare’in açtığı alandan kendi hikayesini çıkarırken mizahı, politik sözü, oyunculuğu ve rejiyi aynı bütünün içinde buluşturuyor. Kaynak metinle bağını koruyan ama kendi başına da ayakta duran, nitelikli ve çok iyi kotarılmış bir oyun.
🎭Benim için, “Bir klasik bugün yeniden ele alınacaksa ne yapılabilir?” sorusuna verilebilecek çok güzel cevaplardan biri. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim, herkesin seyretmesini isterim.
🎭 Edip Tepeli ve Zeynep Anacan’ın kurduğu JÜT, tiyatro yolculuğuna Halil Cibran’ın "Ermiş"iyle başladı. İlk yapım için çıtayı hayli yukarıdan koyan bir seçim. Cibran’ın eserinde El Mustafa, on iki yıl yaşadığı Orphalese kentinden ayrılıp ülkesine dönmek üzeredir. Onu uğurlamaya gelen kent halkı, gitmeden önce kendilerine son kez seslenmesini ister, insanın varoluşuna dair sorular yöneltir, El Mustafa da cevaplar. Bir olay örgüsünden ziyade insanın kendisine ve hayata bakışını kurcalayan şiirsel, felsefi bir metindir Ermiş.
🎭 Oyunun duyurusunu ilk gördüğümde tam da bu yüzden heyecanlandım. Cibran’ın dünyasının sahnede nasıl bir karşılık bulacağını merak ediyor, açıkçası beni biraz sarsacak, zihnimi dürtecek, salondan çıktıktan sonra da peşimi bırakmayacak bir şey izleyeceğimi düşünüyordum.
🎭 Salona girdiğimde karşılaştığım sahne bu beklentimi daha da yükseltti. Sütunları, üzerlerine yerleştirilen nesneleri ve ışığıyla neredeyse bir tapınağı, ritüel alanını çağrıştıran bir dünya kurulmuştu. Müzikle birlikte bu görsel dünya, Ermiş'in atmosferine iyi bir hazırlıktı.
🎭 Sonra oyun başladı. Edip Tepeli önce El Mustafa olarak değil, kendisi olarak çıktı karşımıza. Halil Cibran’dan ve Ermişten söz ederek seyirciyi metne hazırladı. Oyun ilerledikçe sahne tasarımının işlevi de belirginleşti. Söz edilen kavramlar sırası geldikçe onlarla ilişkili nesneler ışıkla görünür hale geliyordu. Dekorun anlatıyla kurduğu bu ilişkiyi oldukça zarif buldum.
🎭 Edip Tepeli, metni sahneye taşırken meddah geleneğinin olanaklarından yararlanmayı, El Mustafa’nın çevresindeki farklı insanları tek bedende buluşturmayı tercih etmişti. Meddahlığın sese, bedene, taklide ve tip yaratmaya açık bir gelenek olduğu kuşkusuz. Edip Tepeli de sahne hakimiyeti yüksek, bedenini ve sesini çok iyi kullanan, dönüşüm kabiliyeti güçlü bir oyuncu. Fakat benim için mesele onun kaç farklı kişiye dönüşebildiğinden çok, bu dönüşümlerin seçilen metne ne kattığıydı.
🎭 Şivelerden popüler kültür göndermelerine, politik figür imitasyonlarından seyircinin de katıldığı şarkılı bölüme uzanan bir "mizah" dili tercih edilmişti. Mesele bunların komik olup olmaması değil, Ermiş'le nasıl bir ilişki kurduğuydu. Ben o ilişkiyi bulmakta zorlandım. 🎭Ermiş'in seyirciye yaklaşmak için özel bir çabaya ihtiyaç duyduğunu düşünmüyorum. Bu metinden özellikle güncel bir bağ kurulmasını da beklemiyorum. Aşk, evlilik, özgürlük, acı, ölüm gibi meseleler üzerine konuşan bir metnin güncelliği zaten insanın kendisinde saklı. Yüz yıl önce sorulan bazı soruların hala cevabını arıyor olmamız yeterince güncel değil mi?
🎭 Mizah elbette Ermiş'in dünyasına girebilir. Mesele onun varlığı değil, nereden doğduğu ve nereye vardığı. Metnin içinden kendiliğinden çıkan bir tebessümle, metnin arasına yerleştirilen bir komedi anı aynı şey değil. Tam El Mustafa’nın sözü ağırlık kazanmışken gelen ton değişiklikleri beni yeniden o dünyanın dışına çıkardı. Benim için form, metnin önüne geçti.
🎭 Yine de ayrı ayrı baktığımda sevdiğim şeyler vardı: Edip Tepeli’nin oyunculuğu, sahne tasarımı, ışık kullanımı, kurulan atmosfer, müzik… JÜT’ün ilk yapımı için böylesine iddialı bir metin seçmesini de cesur buluyorum. Fakat bütün bunlar, benim için oyunun bütünüyle aynı etkiyi yaratmadı. Edip Tepeli’nin dönüşüm gücünü, mizahını ve seyirciyle kurduğu doğrudan ilişkiyi başka bir anlatıda izlemeyi isterim. Ermiş'te ise bütün bunlardan biraz daha azını, Cibran’dan biraz daha fazlasını duymak isterdim.
Bahar Noktası Soruşturması / BGST - Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu