🎭Bu akşam Terapi Sahne’de KÖREBELER'İ izledim. Önce mekandan başlamak lazım çünkü bu oyun mekandan bağımsız düşünülemez. Klasik bir sahne düzeni yok. Bir stüdyo daire; salon, mutfak, banyo. Ana oyun alanı, iki yanına seyircilerin oturduğu, ortada masa olan salon. Masa üzerinde çilingir sofrası, fonda eski tip perdeler, önünde sedir, üzerinde seccade, salona yakın alanda mutfak ve banyo. Seyirci olarak bir oyuna değil, bir evin içine giriyorsun. Bu da izleme deneyimini doğrudan değiştiriyor. Mesafe ortadan kalkıyor, izleyen değil tanık olan bir pozisyona geçiyorsun.
🎭Oyun, aynı masada buluşan iki farklı karakter üzerinden açılıp ilerliyor. Biri mütedeyyin, diğeri daha serbest yaşayan bir profil. Ama mesele bu zıtlık değil, bu zıtlığın aynı masa etrafında nasıl var olabildiği. İlk bölümde doğal ve akışkan bir mizah var. Zorlamayan, gündelik hayattan beslenen bir komedi.
🎭Oyun ilerledikçe ton değişiyor. Masadaki sohbet derinleştikçe, bireysel hikayeler açıldıkça işin içine daha karanlık ve sert bir katman giriyor. Adalet, hak, vicdan, intikam gibi kavramlar doğrudan anlatılmıyor ama sürekli dolaşımda. Metnin bu geçişleri kurma biçimini özellikle çok beğendim, neşeli bir yerden başlayıp giderek ağırlaşan yapıyı çok dengeli taşıyor.
🎭Oyunculuk tarafında ise ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Birine gülerken diğerine üzülmek ve acımak arasında kalıyorsun. Bir karakterin gözündeki merhameti görürken, bir an sonra onun öfkesine tanık oluyorsun. Bu duygu geçişleri o kadar sahici kurulmuş ki karakterler tek boyutlu kalmıyor, gerçekten yaşayan insanlara dönüşüyor.
🎭Sahneleme tarafında da aynı özen var. Reji, mekanı sadece bir arka plan olarak kullanmıyor, aksine oyunun aktif bir parçasına dönüştürüyor. Mekan kullanımı, gündelik eylemlerin sahneye dahil edilmesi, alanın tamamının değerlendirilmesi oyunu fazlasıyla gerçek kılıyor. Kostümler, dekor… Her şey kendi içinde çok tutarlı ve yerli yerinde.
🎭Finali özellikle çok etkileyici buldum. Oyunun başından itibaren kurduğu dengeyi son ana kadar taşıyabilmesi ciddi bir başarı. Uzun zamandır bir oyundan çıkıp “bunu tekrar izlemeliyim” hissini bu kadar net yaşamamıştım. Emeği geçen tüm ekibin yolu açık olsun.
🎭Bu akşam SBB’nin sahnelediği ŞAFAKTA BULUŞ BENİMLE oyunundaydım. Minimal imkanlarla kurulan bir sahnenin, doğru estetik tercihlerle nasıl etkileyici bir atmosfere dönüşebileceğinin güzel bir örneğini izledim.
🎭Sahne tasarımı özellikle dikkat çekiciydi. Zemindeki gümüş yansımalı yüzey ve onu çevreleyen mavi-yeşil ışıklar, oyuncuların yüzüne vuran dalgalı yansımalarla birlikte neredeyse fiziksel bir “su hissi” yaratıyordu. Yukarıdan sarkan bulut/tüller ve fondaki tül, mekanı hem somut hem de belirsiz bir alana dönüştürüyordu.
🎭Buna ek olarak fona yansıtılan video kullanımı da oyunun atmosferini belirgin biçimde zenginleştiren bir tercih olmuş. Bu projeksiyonlar sahneye sinematografik bir katman ekleyerek anlatının duygusal alanını genişletiyor. Zamanın parçalandığı, anların üst üste bindiği o hissi görsel olarak da destekliyor. Teknik olarak sade ama etkisi güçlü bir dokunuş.
🎭Metnin özü de zaten tam olarak bu eşikte duruyor. Hatırlamak ile unutmak arasında gidip gelen bir zihin. Kaybın içinden geçen birinin, zamanı doğrusal değil katman katman yaşaması. Oyun, yaşanan ile hatırlananı bilinçli olarak birbirine karıştırıyor, bizi de bu bulanıklığın içine bırakıyor. Bu anlamda metnin niyeti oldukça net; duyguyu doğrudan anlatmak yerine, onu çözülmesi gereken bir deneyime dönüştürmek.
🎭Ancak tam da burada bir kırılma yaşadım.
Çünkü böyle bir metnin en büyük ihtiyacı ritim. Ve ne yazık ki sahnelemede tempo bana oldukça düşük geldi. Sahne geçişleri, diyalog akışı ve duygusal yükselmeler olması gerekenden daha ağır ilerledi. Yaklaşık 1 saatlik bir oyunun akmasını beklerken, kendimi oyunu taşır halde buldum.
🎭Özellikle merkezdeki duyguyu (sevdiğini kaybetmiş birinin içsel çözülüşü) yeterince derin hissedemedim. Oyuncular samimi ve sahnede duruşları çok temizdi fakat metnin talep ettiği o “içine çökme” halini tam olarak alamadım. Öz tabirle, duyguyu izledim, ama tam olarak yaşamadım desem yeridir.
🎭Oysa bu metin, doğru ritim ve doğru yoğunlukla sahnelendiğinde çok daha sarsıcı bir yere gidebilecek potansiyele sahip. Çünkü anlattığı şey evrensel; sevmenin ardından gelen boşluk, hatıraların ağırlığı ve insanın kendi zihninde kaybolma hali.
🎭Sonuç olarak, ŞAFAKTA BULUŞ BENİMLE iyi bir metnin ve özenli bir sahne tasarımının üzerine kurulmuş. Ama benim için, olması gereken duygusal derinliğe ulaşamadığından biraz mesafeli kaldığım bir oyun oldu. Ekibin yolu açık olsun, nice yeni oyunlarda buluşmak üzere.
Körebeler / Terapi Sahne