🎭 Edip Tepeli ve Zeynep Anacan’ın kurduğu JÜT, tiyatro yolculuğuna Halil Cibran’ın "Ermiş"iyle başladı. İlk yapım için çıtayı hayli yukarıdan koyan bir seçim. Cibran’ın eserinde El Mustafa, on iki yıl yaşadığı Orphalese kentinden ayrılıp ülkesine dönmek üzeredir. Onu uğurlamaya gelen kent halkı, gitmeden önce kendilerine son kez seslenmesini ister, insanın varoluşuna dair sorular yöneltir, El Mustafa da cevaplar. Bir olay örgüsünden ziyade insanın kendisine ve hayata bakışını kurcalayan şiirsel, felsefi bir metindir Ermiş.
🎭 Oyunun duyurusunu ilk gördüğümde tam da bu yüzden heyecanlandım. Cibran’ın dünyasının sahnede nasıl bir karşılık bulacağını merak ediyor, açıkçası beni biraz sarsacak, zihnimi dürtecek, salondan çıktıktan sonra da peşimi bırakmayacak bir şey izleyeceğimi düşünüyordum.
🎭 Salona girdiğimde karşılaştığım sahne bu beklentimi daha da yükseltti. Sütunları, üzerlerine yerleştirilen nesneleri ve ışığıyla neredeyse bir tapınağı, ritüel alanını çağrıştıran bir dünya kurulmuştu. Müzikle birlikte bu görsel dünya, Ermiş'in atmosferine iyi bir hazırlıktı.
🎭 Sonra oyun başladı. Edip Tepeli önce El Mustafa olarak değil, kendisi olarak çıktı karşımıza. Halil Cibran’dan ve Ermişten söz ederek seyirciyi metne hazırladı. Oyun ilerledikçe sahne tasarımının işlevi de belirginleşti. Söz edilen kavramlar sırası geldikçe onlarla ilişkili nesneler ışıkla görünür hale geliyordu. Dekorun anlatıyla kurduğu bu ilişkiyi oldukça zarif buldum.
🎭 Edip Tepeli, metni sahneye taşırken meddah geleneğinin olanaklarından yararlanmayı, El Mustafa’nın çevresindeki farklı insanları tek bedende buluşturmayı tercih etmişti. Meddahlığın sese, bedene, taklide ve tip yaratmaya açık bir gelenek olduğu kuşkusuz. Edip Tepeli de sahne hakimiyeti yüksek, bedenini ve sesini çok iyi kullanan, dönüşüm kabiliyeti güçlü bir oyuncu. Fakat benim için mesele onun kaç farklı kişiye dönüşebildiğinden çok, bu dönüşümlerin seçilen metne ne kattığıydı.
🎭 Şivelerden popüler kültür göndermelerine, politik figür imitasyonlarından seyircinin de katıldığı şarkılı bölüme uzanan bir "mizah" dili tercih edilmişti. Mesele bunların komik olup olmaması değil, Ermiş'le nasıl bir ilişki kurduğuydu. Ben o ilişkiyi bulmakta zorlandım. 🎭Ermiş'in seyirciye yaklaşmak için özel bir çabaya ihtiyaç duyduğunu düşünmüyorum. Bu metinden özellikle güncel bir bağ kurulmasını da beklemiyorum. Aşk, evlilik, özgürlük, acı, ölüm gibi meseleler üzerine konuşan bir metnin güncelliği zaten insanın kendisinde saklı. Yüz yıl önce sorulan bazı soruların hala cevabını arıyor olmamız yeterince güncel değil mi?
🎭 Mizah elbette Ermiş'in dünyasına girebilir. Mesele onun varlığı değil, nereden doğduğu ve nereye vardığı. Metnin içinden kendiliğinden çıkan bir tebessümle, metnin arasına yerleştirilen bir komedi anı aynı şey değil. Tam El Mustafa’nın sözü ağırlık kazanmışken gelen ton değişiklikleri beni yeniden o dünyanın dışına çıkardı. Benim için form, metnin önüne geçti.
🎭 Yine de ayrı ayrı baktığımda sevdiğim şeyler vardı: Edip Tepeli’nin oyunculuğu, sahne tasarımı, ışık kullanımı, kurulan atmosfer, müzik… JÜT’ün ilk yapımı için böylesine iddialı bir metin seçmesini de cesur buluyorum. Fakat bütün bunlar, benim için oyunun bütünüyle aynı etkiyi yaratmadı. Edip Tepeli’nin dönüşüm gücünü, mizahını ve seyirciyle kurduğu doğrudan ilişkiyi başka bir anlatıda izlemeyi isterim. Ermiş'te ise bütün bunlardan biraz daha azını, Cibran’dan biraz daha fazlasını duymak isterdim.
Ermiş / JÜT