İki perde, 120 dakika, harika bir tiyatro. Hem yenilikçi, hem klasik. Hem metni kuvvetli, hem oyunculukları. Tasarımı başarılı, müzikleri yerli yerinde.
Tiyatro Hayali, bir kez daha yapmış yapacağını. Şebbaz oyunuyla, geleneksel gölge oyunu ve güncel konuları birleştirmiş, klasik tiyatro içinde nefis bir biçim sergilemişlerdi. Düş Payı oyunuyla da edebiyat, sinema ve tiyatroyu bir araya getirmiş, yine yenilikçi bir iş ortaya koymuşlar. Çok da güzel olmuş.
Sahne tasarımı, kostüm, müzik, ışık… İlk dakikadan itibaren beni bu hikayenin içine çekti. Marmara Kliniği ile başlayıp, Burgazada’ya kadar aldı götürdü. İki saat boyunca nerede olduğumu, bunun bir kurgu olduğunu unutturdu.
Oyuncuların hepsine kocaman ayakta bir alkış. Karakterler arası geçişler, doğallıkları, hayal ettiklerini bence gerçekleştirmişler. Tebrikler Tiyatro Hayali!
Metin için sanırım ayrı bir paragraf açmak lazım. Her iki yazara da öyküleri özelinde büyük ilgim var. Onları sahnede izlemek, kendi adıma ayrı bir keyif oldu. Her ikisi de halkçı, ama farklı biçimlerde kaleme alan yazarlarımız. Biri belki daha romantik, az politik. Diğeri salt gerçekçi, politik. Biri varsıl, diğeri yoksul. Ama günün sonunda her ikisi de yazmadan duramayacak olan birer güzel sanat aşığı yazar. Metin sanırım bu iki ayrı noktadan, orta noktaya doğru bizi taşıdı dün gece. Bize izletilen kurmaca hikayenin içindeki kurmaca senaryo bu yüzden değişti belki de. Ve güzel sanat yapıldığında ortaya çıkan sanat eserini onlara sergilemek, bize de izlemek düştü sadece. Sait Faik’in rızası da olsa Orhan Kemal bu senaryoyla ne yapacağını bilebilir mi?
Emeği geçen herkesi tebrik ediyor, ayakta alkışlıyorum. Edebiyata biraz meraklıysanız, tiyatroyu seviyorsanız, mutlaka gitmeniz gereken bir oyun. Işığı, seyircisi bol olsun.
İki perde, ara dahil 90 dakika, kaliteli bir oyun.
İzlediğimiz isimler, Herbert von Karajan ve Leonard Bernstein. Onlar kim mi? Tarihin iki büyük orkestra şefi. Onları peki biz tanıyor muyuz? Büyük çoğunluğumuz, hayır. Bir önemi var mı? İşte bu oyunu izlerken yok. Çünkü karşımızda aslında iki tane büyük egosantrik yaşlı var. Ve onların homur homur, böbür böbür konuşmaları var. Kimi zaman diyalog, kimi zaman monolog. İkisi de muazzam karakterler. Biri disiplin ve mükemmele ulaşmanın simgesi, diğeriyse yaratıcılığın, kural tanımazlığın. Birbirlerine büyük saygı, nefret ve haset duyan bir ikili. Kocaman ömürler. Oyunun geçtiği tarih 1988, yer Viyana Hotel Sacher. Hikayeler ikinci dünya savaşı zamanı. Biri Avusturya’lı, diğeri Amerikan Yahudisi. Çatışmaları düşünmeyi size bırakıyorum.
Oyun sonrası söyleşide öğrendik ki yazar Peter Danish’in metnine bütünüyle sadık kalınmış ve kendisi bu oyunu izlediğinde “işte tam olarak böyle sahnelenmeliymiş” yorumunda bulunmuş. Gerçekten de harika bir reji, oyunculuklar. Sürenin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Keşke daha da uzun olsa diyerek gözlerimi alamadım sahneden. Sanat hakkında, onun yaratımlarının insan üzerindeki etkileri hakkında, ilkeler hakkında düşündüren, tiyatronun ne kadar etkili bir medya olduğunu gördüğüm bir akşam oldu benim için.
Oyunun yardımcı oyuncusu ve aynı zamanda yönetmeni olan Nihal Usanmaz’ı ayrıca tebrik etmek istiyorum. Metni ve bu iki dev oyuncuyu, sahneye koymada, parlatmada büyük iş başarmış.
Oyunda emeği geçen herkesi tebrik ediyor, seyircisi ve ışığı bol olsun diyorum.
Düş Payı / Tiyatro Hayali