Bu oyunda akıp gitmeyen bir şey var, bir tutukluk. Fakat nedenini sadece metne bağlayamıyorum. Pröyerdeki performanslar kabul etmek gerekir ki çok düşüktü, Tülin Özen’in alıştığımız sakin ama güçlü oyunculuğu bu kez sadece sakin ve ikna edici olmaktan uzaktı, Nilperi Şahinkaya’yı ben bir tiyatro oyununda ilk kez izliyorum ama onun da oyunculuğu çok donuk, mekanik ve
tutuktu. Düşük performans oyunda hep gereksiz eslere sebep oldu, oyun akmadı. Öte yandan sahnedeki 3 ekranı dekor değişiminde odak haline getirmek her ne kadar iyi fikir gibi görünse de yeterli karanlık sağlanmadığı için ekranlardan çok insanın gözü dekor değişimine kayıyordu ve bu da bir oyundan çok oyun provası izliyor hissi yaratıp insanı da oyunun akışından koparıyordu. Aslında metnin ve sahnenin arkaplanını oluşturan zamanın geçip gidişi, geçmişe duyulan özlem ve nostalji daha güçlü ve iyi bir oyun beklentisi yaratsa da odaktaki geçmişle birlikte karakterlerin değişim ve dönüşümünü, geçmişin bu dönüşümle kazandığı anlamların değişimini biraz yavan buldum. Emeğinize sağlık.
Ballı Süt / Kadar