Lacrima — 10 üzerinden 10 diyemiyorum. Aslında 7,5–8 vermeyi düşünüyordum fakat sahneleniş biçimi, dramaturjik yapısı ve metnin matematiği nedeniyle 9 vereceğim gibi. Avrupalıların yüzyıllardır sürdürdüğü sömürü düzeninin moda sektöründeki yansımalarını; ırkçılık, sömürgecilik, ataerki ve sınıfsal eşitsizliklerin nasıl iç içe geçtiğini oldukça etkileyici biçimde ele alıyor. İngiltere prensesinin gelinlik hazırlıkları üzerinden farklı coğrafyalardaki nakışçıların, dantel ve terzilerin hikâyelerine uzanırken kuşaklararası travma ve hastalık aktarımını, susturulan yası, görünmez emeği ve sömürünün insan hayatları üzerindeki yıkıcı etkilerini işliyor. Özellikle sömürünün ve faillerin aklanması, işkoliklik üzerinden toplumsal cinsiyet bağlamındaki ikiyüzlülük, insanın kendinden şüphe etmesi ve kendini sabote etmesi gibi meselelerin ele alınışını çok beğendim. Ana hikâyeyle yan hikâyeler birbirlerine çok iyi bağlanıyor. Önceden yerleştirilen ayrıntıların sonradan karşılık bulması, farklı karakterlerin hikâyelerinin birbirini tamamlaması ve bütün bu anlatıların güçlü bir finalde buluşması, saat gibi işleyen bir dramaturji ortaya çıkarıyor. Sinema estetiğiyle tiyatronun bir araya getirilişi, ışık kullanımı, sanat yönetimi, oyunculuklar ve sahne geçişleri de oldukça başarılı. 175 dakikalık süresine rağmen ritmini büyük ölçüde koruyan, akıcı bir oyun. Yine de biraz kısaltılabileceğini düşünüyorum. Oyunda ağlamadım ama etkilendim. Özellikle yan karakterlerin hikâyeleri çok etkileyiciydi. Yaşlı dantel işçisinin Avustralya'daki kızıyla ilişkisi ya da Hindistan'daki nakışçı adamın hikâyesi aklımda kaldı. Ele aldığı temalar nedeniyle yer yer didaktikleşme ve kör göze parmakçılık tehlikesiyle karşı karşıya kaldıysa da ustalıkla manevra yapabilmiş. Ayrıca politik söylemi oldukça açık olmasına rağmen diyalogları doğal, karakterlerin yaşadıkları çatışmaları da büyük ölçüde inandırıcı buldum. Buna karşılık ana karakterin aile ilişkileri beni pek ikna etmedi. Özellikle kızının hikâyesinin yeterince geliştirilmediğini düşünüyorum. Camille sinir bozucu, şımarık ve dramatik açıdan yeterince derinleştirilmemiş bir karakterdi. Julien'in hikâyesi de diğer karakterlere kıyasla biraz karikatürize edilmiş ve yüzeysel kalmış. Yan karakterlerin bu kadar incelikli yazıldığı bir metinde ana karakterin aile ilişkilerinin aynı ölçüde güçlü olmaması benim için önemli bir eksiklik. Yine de binlerce saatlik emeğin sonunda ortaya çıkan gelinliğin prenses tarafından yalnızca 27 dakika giyilmesi, oyunun anlattığı sömürü düzeninin çarpıcı bir özeti. Yüzyıllık sırlar, kuşaktan kuşağa aktarılan acılar, bastırılan yaslar ve sessiz gözyaşları... Bütün bunların özellikle finalde birbirine bağlanışını çok etkileyici buldum. Her karakteri ve dramatik tercihi aynı ölçüde başarılı bulmasam da sahneleme becerisi, anlatıların birbirine işlenişi ve dramaturjik bütünlüğüyle hayranlık uyandıran bir iş. İyi ki seyretmişim!
Lacrima / Strasbourg Ulusal Tiyatrosu