Ben daha önce bulaşıkçılar oyunu izlemedim, bu versiyonuyla tanımış oldum o yüzden sorun metin mi yoksa oyunculuk mu bilemeyerek söylemem gerekir ki Dora karakteri benim için havada kaldı fakat sanırım zaten öyle olması gerekiyordu.
Büyük resmi görüp sonra ona kör kalmayı ve küçük dünyasını olabildiğince büyülü bir pencereden yaşayıp kendini avutmayı ya da kandırmayı seçen, elinden gelenin en iyisinin de bu olduğuna karar vermiş bir karakter Dora ve tam da böyle olduğu için oyunun lokomotifi bu karakter, çünkü ancak bu şekilde sekteye uğramadan devam eden düzene gerçekçi bir bakış atılabileceği düşünülmüş olmalı. Fakat öte yandan aynı düzenin fena halde ezdiği Molly için kahramanlığa da soyunabiliyor dolayısıyla hem karşısında hem içinde ve temelinde duruyor sistemin Dora. Bir emek savunusu var ama bunu gülünç bir yerden yapıyor metin Dora üzerinden. Sahipsizleştirilmiş ve bu sahipsiz haliyle aidiyetsiz haliyle yüceltilmiş bir emek vurgusuyla sona eriyor oyun, sen ben yokuz aslolan çalışmaktır sözleriyle, absürdlüğü buradan geliyor. Metindeki Sisifos göndermesiyle birlikte düşünüldüğünde böylesi anlamsız bir emek anlayışını benimsemekle nasıl yaşamaya devam ediliri sorup cevaplamaya çalışıyor oyun diyebiliriz. Fakat Dora’nın absürdlükle tatmin olmayıp yine de küçük anlam yaratma arayışları metnin kendi bacağına sıkıyor sanki, ben anlatmaya çalıştığı şeyi, durduğu yeri ikircikli olarak tanımlayabilirim bu sebeple ve yine bu sebeple oyun tam bir tatmin sağlamadı benim için, daha çok bir ee? ile kaldı içimde.
Ama o ışıktan köpükleri ve o efsane dekoru övmemek ne mümkün, ne harika işti o sahne!
Herkesin emeğine sağlık, alkışınız bol olsun!
Fakat yine ne şahane bir oyun, nasıl gitmemişim bunca yıl. Kumbaracı50 artık tereddüt etmeden zevk alacağımdan emin bir şekilde gittiğim tek sahne. Bir kez daha iyi ki varsınız Yiğit Sertdemir& Gülhan Kadim, çokça tebrikler.
Bulaşıkçılar / Myart