Lacrima, görkemli sahne dili, güçlü oyunculukları ve etkileyici anlatımıyla, bir gelinliğin ardındaki görünmeyen emeği, insanın kırılganlığını ve toplumsal eşitsizlikleri ustalıkla görünür kılıyor. Hem estetik hem de vicdani açıdan iz bırakan bir tiyatro deneyimi. Yönetmen Nguyen, bir röportajında özellikle genç kadın karakterlerin önceki kuşakların sırlarını açığa çıkarma işlevinden söz ediyor. Camille de bu karakterlerden biri... Bu
açıdan bu ilişki ve BATININ yaklaşımı ile doğunun varoluş biçimlerinin karşılaştırması harika idi. Sevgi ve dayanışma umudu ayakta tutuyor; ANCAK ikisinin de nefesini kesen düzen yerinde duruyor. BU YÜZDEN BAZI YÖNLERDEN KARMAŞIK ŞEKİLDE HEDEFİNİ ANLATISINI BERRAK SUNAMIYOR.. DÜZEN'İN AYNEN YERİNDE KALDIĞINI GÖRMELİYDİK... TEŞEKKÜRLER BU GÜZEL OYUNU BİZE SUNDUĞU İÇİN HERKESE...
KABACA sorulması gereken ise : “Bir prensesin birkaç saatlik ihtişamı için, onlarca insanın ömründen eksiliyor. Lacrima bu görünmeyen emeği muazzam bir sahne diliyle görünür kılıyor. Ama asıl soru şu: İnsanların acısını görünür kılmak, o acıyı yaratan düzeni sorgulamak için yeterli mi?”
Beyaz altının laneti altında dokunan ilmeklere damlayan kanlı gözyaşları…
•••••
İstanbul Tiyatro Festivali’ni yıllardır ve istikrarlı bir şekilde takip eden izleyici olarak festivalin 30’uncu edisyonunun açılışını yapmak üzere İstanbul’a gelen Théâtre National de Strazburg (TNS) yapımı “Lacrima”ya tanıklık etmek paha biçilemezdi. Topluluğun direktörü ve uluslararası sahnenin en çarpıcı yönetmenlerinden Caroline Guiela Nguyen imzalı oyunun bünyede ve zihinde bıraktığı iz, temsil bittikten sonra dahi dalga dalga yayılan etkisiyle artarak devam etti. Latince’de “gözyaşı” anlamına gelen oyunun ismi, kumaşların dokusuna işlenen kolektif yası ve acıyı öylesine derinden bir anlatımla sahneye taşıyor ki arasız 175 dakikalık devasa sürenin varlığı, bir an dahi rahatsızlık yaratmıyor.
•••••
Haute couture (yüksek moda) kültürünün görünüşte her ne kadar ışıltılı ve paha biçilemeyecek bir zanaat gibi görünse de arka planında gözyaşıyla harmanlanmış görünmeyen bir emeği temsil ettiğini tüm çarpıcılığı ile aktaran oyun; sömürünün insan bedenindeki ve el işçiliğindeki somut izlerini anlamak için laboratuvar titizliğinde yaratılan bir dekor tasarım ile yansıtıyor. Seyircisini bir yandan ortaya çıkan güzellik karşısında hayran bırakan; diğer yandan ise sürecin arkasındaki korkunç şiddet ve sömürü düzeninin kaşları çatık sert yüzüyle karşı karşıya getiren Lacrima, Nguyen’in adeta granit dayanıklılığına sahip bir temel üzerine inşa ettiği metni sayesinde ahlaki gerilimini adım adım tırmandırıyor.
•••••
Bir İngiliz prensesinin düğünü için sipariş edilen gelinliğin Paris’teki bir modaevinden Alençon’daki dantel atölyelerine, oradan Mumbai’deki nakış ustalarına uzanan yolculuğunu hayatları birbirine düğümleyen küresel bir üretim süreciyle birbirine bağlayan oyun, kültürlerarası ve eşzamanlı bir kurgu yapısıyla ilerliyor. Bu noktada oyundaki canlı kamera kullanımı ve dizi/film estetiğini andıran hikâye aktarımı, tiyatronun sınırlarını genişleterek multidisipliner bir yapıya dönüşüyor. Doğrudan acıyı temsil eden ve onu görünür kılan bir tavrı benimsemeyen Nguyen, bu kapsamda hem metin hem de reji konusunda acının bedenlere, jestlere ve emeğe nasıl işlendiğini öne çıkarıyor. Bu da oyunu ajitasyon çerçevesini içerisine sıkıştırmayıp klişelerden uzaklaştırıyor. Yönetmenin “Dünyayı güzelleştiren insanlara…” ithaf ettiği oyunun bizlere sorgulattığı “Bugün kim ağlıyor?”, “Çağımızın gözyaşları neler?” ve “Yüksek moda ürünleri nerede üretiliyorlar ve hangi sistemler tarafından ortaya çıkarılıyorlar?” gibi sorular, metnin katman katman açılan dokusunu besliyor. Bu da zamanı, bedenleri, zanaatkârlığı, gururu, şiddeti ve gözyaşlarını kumaşın her bir santimetrekaresine özenle işliyor.
•••••
Açıkça ortada olan güzellik biçimlerini ödenen bedeller üzerinden tartışmaya açan Lacrima, özenli dekor ve ışık tasarımına eşlik eden kamera kullanımıyla da izleyici için standartların dışında bir deneyim vadediyor. Ellere ve kumaş üzerindeki küçük ayrıntılara bakmak için son derece doğru bir tercih olan kamera, Lacrima’da yalnızca “göstermek” için kullanılmıyor. Yönetmenin ifadesiyle aynı zamanda bakış meselesini de gündeme getiren kamera, “Neye bakmayı seçiyoruz ve görmemeyi kabul ettiğimiz şeyler neler?” sorusuna cevap arıyor. Bu sayede kamera bu hareketin bir parçası olarak bizi, artık bakışımızı başka yöne çeviremeyeceğimiz noktaya kadar yaklaştırıyor. Sarsıcı ve cesur üslubunu rolüyle adeta bütünleşen oyunculuklarla yücelten oyun, gözyaşının içine hapsolan hikâyeleri birer birer sahneye akıtıyor.
M u a z z a m.
Lacrima / Strasbourg Ulusal Tiyatrosu