Tek perde, bir saat, ensemble oyun.
Mühendis kimliğimle söze başlıyorum: İzlemesi keyifli, anlaması biraz zor oyun. Ama bu, oyunu ilgi çekici yapıyor. ‘Ne kaçırmış olabilirim’ ya da ‘şuradaki sembol, sürreallik neyi gösteriyor, neyin eleştirisi’ gibi soruları sormama, merak edip düşünmeme yol açıyor. Nitekim, bu yorumları yazarken bile düşünmeye devam ediyorum.
Ana direğimiz travma, ölüm. Daha doğrusu beklenmedik ölüm ve bu yüzden beklentileri, hayalleri, istekleri hiç karşılanmamış ya da öyle sanan bir çocuk, birey. Bekir şef… Kutlanmayan doğum günü mesela.
Zamansal git gelli bir metin akışı var. Bir an çocukluğundayız, sonra gençliğinde, sonra bugünde. “-mış gibi yapma” karşıtlığı, gerçeklik arayışı, depresyon, yerleşik kabullere hiciv dolu eleştiriler -misal cenazelerin kalabalık olup, sağken tek bir kişinin bile evine gelmeyişi, ‘iyi bilirdik’ler… Benim üzerimdeki etkisi oyun süresince değil de oyundan çıktıktan sonra yavaş yavaş oturdu. Sanırım bunda o mutfak hengamesinin de payı var. Biraz yoruldum, ama Bekir şef daha yorgun, o yüzden şikayet etmeyelim.
Işık, oyunculuklar, dekor bence oldukça başarılı. Yorumlarda gördüğüm küfür çokluğu eleştirisine pek katılmıyorum. O karakterlerden ve kaostan bunlar beklenir. Süre, bence tam yerinde. Kısası eksik, fazlası çok gelir gibi.
Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum, ışığı ve seyircisi bol olsun. Bence merak edilesi, görülesi bir oyun.
** Yazdıkça farkediyorum ki güzel bir iş izlemişim. Tekrar teşekkürler. **
Zorlu PSM X PSM Atölye işbirliğiyle hayata geçirilen “Kısık Ateşte Düdüklü Tencere” oyununu 09.03.2025 tarihinde Zorlu PSM 0 Studio sahnesinde izledim. Henüz yeni bir oyun olduğu için ilk izleyenlerdenim. Mutfak ekipmanlarının, ortada büyük ve kare bir aydınlatma ünitesinin bulunduğu bir
mutfaktayız. Çok yoğun, koşuşturmalı ve hengame içinde misafirlere hazırlanan yemekleri izliyoruz. Burada ben gerçek yemek hazırlanır diye ummuştum mesela, sonuç olarak PSM atölyenin içinde bulunduğu bir iş olduğu için böyle bir beklentiye girdim. Yapılan el hareketleri önderliğinde pişirilen yemekleri az çok tahmin edebiliyoruz derken mutfağın şefi Bekir şefin bir gün öncesi tuhaf bir rüya görmesiyle oyun başlıyor. 30 metre büyüklüğündeki dev bir yumurtanın kendisini Üsküdar’dan Taksim’e kadar kovaladığını gören şefin bir yandan rüyasındaki aksiyonu anlatırken, bir yandan da dostları ile kutlama yapan beyefendi diye adlandırılan birine yumurta yapmasını izliyoruz. Olmuyor bir türlü yumurta, beğendiremiyor beyefendiye. Aslında her zamanki yediği poşe yumurta ama bugün bir şeyler eksik sanki… Derken; sürrealist bir anlatımla devam eden oyunda Bekir’in zaman-mekan değişimleriyle, içinde sıkışıp kaldığı o boyutlara ziyaret ediyoruz. Bekir şef önce anne karnına dönüyor, sonra çocukluğuna dönüyor, annesiyle diyaloglarını izliyoruz. Sonra yine mutfaktayız, tüm ekip tezgahta iş başında. Yine bir hengame, koşuşturmaca. Misafirler yemek bekliyor! Mesleğinde kendisine yer edinemeyen ve artık bu deformasyonla bunalmış Bekir şefin asıl sorununa, yani babasının intihar sürecindeki derinliğe iniyoruz. Aslında Kurt Cobain’in bile intihar ettiği bu dünyada Bekir şefin babasının etmesi çok da farklı sayılmaz… İntiharın kabullenme sürecinde tüm bu yaşadıklarına bir neden arayan Bekir’in adeta ruhsal ve bedensel astral seyahatinde bu travma ile başedebilme sürecini izliyoruz. Mutfakta onca geçirilen zaman neticesinde eskiden o mutfakta çalışan babasının işten sonra bir bıçağa dönüşen, kepçeye dönüşen formlarını tasvir eden Bekir şefin duygu durum değişimleri çerçevesinde oyun finale doğru ilerliyor. Oyun boyunca kulağımıza gelen düdüklü tencere sesinin oyun sonuna doğru Bekir tarafından babası yerine konulduğunu anlıyoruz. Düdüklü tencereyle devamlı bir diyalog halinde olan karakterimiz, günün sonunda; kutlanmayan doğum günlerinin ışığında, buna bir özlem ve ithafen bu isteğini yerine getiriyor ve oyun nihai sona erişiyor. Buraya kadar yazdıklarımı okuyan insanlarda bir şeyler yerine oturmamış olabilir, olması da normal. Çünkü metnin çok havada kalan tarafları var. Aslında trajik bir konuyu ele alırken, güçlü bir ışık yönetimi ile zaman-mekan-kişi değişimlerini doğru uygulayabiliyorken asıl hikayeyi ve duyguyu, anlatılmak isteneni karşı tarafa verebilmekte güçlük çektiğini hissettim oyunun. Oyunda en beğendiğim ve özgün bulduğum detay; Bekir’in babasının cenazesiydi. Oradaki tasvir ve betimleme tavrı çok güzeldi, çok keyif aldım izlerken. Bilindik ve hepimizce tanıdık, sıradan bir cenaze töreninin farklı bir penceresinden ve bakış açısından izledik. GGenç oyunculara böyle bir fırsat verilmesi çok güzel. Bu bağlamda gelecek vaad eden genç oyuncular olduğunu düşünüyorum, sergiledikleri oyunculuklar yeterli düzeydeydi bence. Daha iyisi olamaz mıydı, her zaman daha iyisi olabilir. Ama mutlak gerçeklikte, var olan metinde “yeterli bir oyunculuk” olduğunu söyleyebilirim. Bir de oyunda bu kadar küfüre gerek var mıydı diye düşünmeden edemedim. Tek perde, 55 dk kadar süren oyun, daha fazla sürmüş olsa idi konudan biraz sapabilirdi. Bu nedenle yerinde bir süre olduğunu içtenlikle söyleyebilirim. 55 dk olmasına rağmen sonlara doğru saatimi kontrol ettim mesela, normalde bu eylemi gerçekleştirdiğim oyunlardan uzaklaşmaya yakın olduğumu hissetmişimdir. Neyseki sonradan iyi bir şekilde toparlamasıyla güzel ve kararında bir performans seyretmiş olduk. Genç yeteneklere kendilerini göstermek için böyle güzel fırsatların verildiğini görmek mutluluk verici. Umarım böyle destekler gün geçtikçe daha da artar. Sektörün buna ciddi ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. Tüm ekibi tebrik ederim…
İzlediğim tiyatro, müzikal, bale ve opera temsillerini kendimce yorumladığım güncel paylaşımlarıma Instagram’da @metinler.sahneler hesabımdan ulaşabilir, ilgileniyorsanız takibe alabilirsiniz!
Kısık Ateşte Düdüklü Tencere / Zorlu PSM