Antrakt7 tiyatro ekibinden FAIRFLY oyununu 20.06.2026 tarihinde Pax Sahne’de izledim. Bu sahnede izlediğim ilk oyun deneyimiydi ve bu deneyimi Fairfly ile yaşadım. Daha en başta şunu söylemem gerekiyor; sahnenin fiziksel koşullarıyla çok bağ kuramadım. Oturma düzeni, alanın basıklığı ve genel yerleşim beni biraz dışarıda bıraktı. Hatta muhtemelen tekrar tercih etmeyeceğim bir sahne olacak. Ama ilginç olan şu ki, sahneyle kuramadığım bağı, sahnedeki oyuncular fazlasıyla kurdurdu. Joan Yago’nun metni, ilk saniyeden itibaren içine çeken, sıcak, samimi ve fazlasıyla güncel bir yerden yaklaşıyor. Çalıştıkları bebek maması şirketinden toplu şekilde işten çıkarılan dört beyaz yakalı çalışanın hikâyesini izliyoruz. Ama bu bir “işten atıldık ne yapacağız?” hikâyesinden ziyade bir ihtimalin hikâyesi. “Olası bir hayat” izliyoruz sahnede. Eğer bu dört kişi bir araya gelip bir şirket kursaydı ne olurdu? İşte oyun tam olarak bu sorunun peşine düşüyor. Ve bu ihtimal, düşündüğümden çok daha katmanlı bir yere evriliyor. Sinek larvalarının, piyasadaki bebek mamalarından daha besleyici ve ulaşılabilir olduğuna dair yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkan “Fairfly” fikri… İlk başta absürt gibi duran bu fikir, aslında kapitalist sistemin içinde alternatif üretme çabasının oldukça somut bir karşılığına dönüşüyor. Dört farklı karakter, dört farklı bakış açısı… Biri daha realist, biri daha otoriter olma derdinde, biri daha idealist, biri daha kırılgan… Bu karakterlerin ortaklık kurma süreci, sadece bir şirket kurma hikâyesi değil; bir denge kurma ve o dengeyi sürekli kaybetme hikâyesi aynı zamanda. Çünkü birlikte üretmek kadar zor bir şey varsa, o da birlikte kalabilmek. Oyunun en sevdiğim taraflarından biri, anlatım dilinin bu çok katmanlı yapıyla kurduğu ilişkiydi. Zaman geçişleri, ihtimaller, kırılmalar… Hepsi sahnede oldukça akıcı bir şekilde birbirine bağlanmış. Ne izlediğinizi kaybetmiyorsunuz ama tek bir düzlemde de kalmıyorsunuz. Oyunculuklara ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Dördü de gerçekten gelecek vadeden, sahnede varlık kurabilen oyuncular. Ama özellikle Oylum Seriner’in performansı benim için bir adım öne çıktı. Sahnedeki varlığı, enerjisi ve karakterle kurduğu bağ oldukça etkileyiciydi. Oyun, kapitalist sistemde ayakta kalma mücadelesini, “büyük balık küçük balığı yutar” gerçeğini ve dünyayı değiştirme arzusunun ne kadar kırılgan bir şey olduğunu oldukça net bir şekilde ortaya koyuyor. İyi bir fikirle yola çıkmanın yetmediğini, o fikri taşıyabilmenin bambaşka bir mücadele olduğunu hatırlatıyor. Ve en önemlisi şu soruyu bırakıyor geride: dünyayı değiştirmek mi zor, yoksa değişmeden kalabilmek mi? Bu oyunu izlerken bir yandan şunu düşündüm: büyük prodüksiyonlarla, sınırsız imkânlarla sahnelenen işler izliyoruz sürekli. Ama burada bambaşka bir değer var. ODTÜ THBT kökenli dört genç oyuncunun, kendi imkânlarıyla bir şey üretme çabası… O emek, o arayış, o “bir yerden tutma” hali… Benim için bu oyunu özel kılan şey tam olarak buydu. “Fairfly”, büyük bir prodüksiyon değil. Ama samimi, içten ve derdi olan bir iş.
Ve bazen bu, her şeyden daha kıymetli oluyor. Keyif aldım, düşündüm ve bağ kurdum. Teşekkürler…
Elizabeth Costello / BahçeGalata