Halil Babür’ün yazıp yönettiği ve geçen sene Tiyatro Festivali kapsamında “arayışlar” kategorisinde prömiyerini yapan Linçler ve Dudaklar oyununun sondan bir önceki temsilini 25.11.2025 tarihinde ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’nda izledim. 1 sene içinde oyunun sonlanıyor olması bence üzücü çünkü bu oyunun biraz daha yolu olması gerektiğini düşünenlerdenim. Öncelikle tüm olumsuz yorumlara rağmen izlemek istedim. Oyun size gül bahçesi vaad etmiyor, bunun bilincinde olunması gerektiğini savunuyorum. Derli toplu bir ev dekoru karşımızda. Yazılarıyla tanınmaktan ziyade açtığı canlı yayınlarla bir internet fenomenine dönüşen Cemal’i yakından tanıyoruz. Ailesiyle kuramadığı ilişkisi, soğuk tavrıyla eşrafında tanınan, bilinen bir kişiliğin beraberinde yaşadığı apartmanda kentsel dönüşüme ikna edemediği komşularıyla, kaleminin ve fikirlerinin hapsinde kendini bilhassa eve kapatmış, yeni insanları tanımaya ve hayatına dahil etmeye bir hayli uzak bir Cemal karakteri var karşımızda. Oyun adeta bir kült film niteliğinde, emin adımlarla ve yormadan, sakin bir şekilde ilerlerken sizi anda tutmayı başarıyor. Akıcılık konusunda muazzam, bir sinema filmi izliyormuşsunuzcasına yönetilen bir reji, geçişlerdeki dengeler ve düşünmeye iten bir incelikle başarılı bir iş var karşımızda. Haklı olmak ve mutlu olmak ikileminde hayatının dengesini kuramayan Cemal’in zorda kaldığı için evine sığınan ve evine aldığı bir kadınla ilişkisini gözlemiyoruz. Her ne kadar o soğuk tavrı olsa da aslında bir ilişki yaşamaya, sevilmeye bir o kadar muhtaç bir insan var karşımızda. Sadece tavrı farklı. Tanıştığı kadın ise; bağlanmaya korkan, özgürlüğüne düşkün, dili sert ve amaçsız bir kadın. O da aslında sevilmeye muhtaç ama tıpkı Cemal gibi onun da tavrı farklı. Haklı olayım derken yalnızlaşan Cemal’in ailesiyle kuramadığı bağı sokak hayvanlarında aradığını gözlemliyoruz. Sonra kapıcı ve onun kızı Leyla’nın Cemal’in hayatındaki yerini gözlemlerken; hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı bir farklı bakış açısıyla irdeleyici ve düşündürücü bir tavırla karakterlerin analizlerini yaparken buluyoruz kendimizi. Babasıyla arasında bir köprü görevi gören ve bundan bir hayli yorulmuş abisi, kendisini aramadığından dolayı sürekli yakınan annesi, birçok komşusunun şikayetine rağmen beslemeye devam ettiği hayvanları ve hırsızlığını yakalamasına rağmen neden yaptığını sorguladığı, kendisinin iyi bir okuyucusu ve bir bakımdan da iyi bir eleştirmeni olan Leyla’yla samimiyetsiz ilişkisini izliyoruz. Tümünün arasında kopuk gibi görünse de ortak bir dil var aslında. En nihayetinde yönetmen bunu sizin bulmanızı istiyor, bu sebeple size bir gül bahçesi vaad etmiyor, o gülü sizin dikmenizi ya da bulmanızı istiyor. Her insanın içinde öldürme arzusu yatar derinlerde bir yerde. Burada bunu sübliminal biçimde de işliyorlar. Bazen bir arzuyu ya da bir sevgiyi öldürmek bir canlıyı öldürmekle eşdeğerdir. Ghost of Tsushima anime oyununun “Beni bir sonraki hayatta bul” dizesiyle finale erişen oyunda aslında kurulamayan o bağ tamamen kendini sonsuz bir kabullenişe bırakıyor. Ve size de şu soruyu yöneltiyor; hayatta haklı olmak mı daha önemli yoksa mutlu olmak mı? Tüm ekibe katkılarından dolayı teşekkür ediyorum…
İzlediğim tiyatro, müzikal, bale ve opera temsillerini kendimce yorumladığım güncel paylaşımlarıma Instagram’da @metinler.sahneler hesabımdan ulaşabilir, ilgileniyorsanız takibe alabilirsiniz!
Faust / Ankara Devlet Tiyatrosu