#Hırsızlar; Persona Sahnedeyken, Gölge İş Başında Moris Panych’in yazdığı Hırsızlar, yönetmen Ali Gökmen Altuğ’un rejisiyle yüksek tempolu bir komedi gibi akıyor; seyirciyi kahkahaya boğuyor.
Ama asıl çarpıcılığı, gülmenin içine ustalıkla yerleştirilmiş psikolojik ve sosyolojik keskinlikte. Sahnede Feri Baycu Güler, Murat Kılıç, Merve Şen ve Toygun Elaldı metnin ritmini, gerilimini ve ince hicvini çok yüksek bir performansla taşıyor.
Komedi oynamak “şaka yapmak” değildir; zamanlama, ölçü ve disiplin ister.
Bu ekip, o disiplinin tam kıvamında tutuyor. Oyun, dört farklı insan tipini “iyi–kötü” diye ayırmadan, persona ile gölgenin birbirini nasıl beslediğini göstererek kuruyor:
1) Çaylak güvenlik görevlisi Dışarıdan bakınca rol net: düzeni temsil eden, kurala tutunan, “sistemin sesi” olmayı isteyen biri. İçerideyse başka bir gerilim var: görünürde küçük bir yetki alanı, kimlik açlığını hızla büyütüyor. Bir yandan görünür olmak, ciddiye alınmak, yer edinmek istiyor; diğer yandan yetkisi kadar konuşabildiğini bilmenin sıkışmasıyla hareket ediyor. Kural onun zırhı; gölgesinde ise gücün insana kolayca sirayet eden zorbalık ihtimali saklı.
2) Yaşlı güvenlik görevlisi Tecrübe ona kuralların mutlak olmadığını öğretmiş; hayatın gri bölgelerinde yaşamayı bilen biri. Dışarıdan sakin ve ölçülü. Ama içinde sessiz bir adalet terazisi çalışıyor: bazı ihlaller görmezden gelinebilir, bazıları ise çizgiyi aşar. Otoritesini sertleşerek değil, düzeni kendi ahlaki mimarisine göre yeniden yorumlayar kuruyor ve tam da bu yüzden gölgesinde, kuralları gerektiğinde eğip bükebilen soğukkanlı bir iktidar saklı.
3) Deneyimli hırsız Kendini suçun içinde değil, bir tür misyonun içinde konumluyor. Persona’sı: çevresini kollayan, “alan ama paylaşan” biri. Gölgesinde ise toplumsal onay arayışıyla beslenen bir meşrulaştırma makinesi var. Burada oyunun en tehlikeli alanına geliyoruz: insanın kendini haklı çıkarma kapasitesi. Bu karakterin iç sesi, neredeyse bir slogan gibi çalışıyor: “Alıyorum ama haklı sebeplerim var.”
4) Çaylak hırsız Zekâdan çok savrulma taşıyor. Yalan söylemeyi bile beceremeyen bir acemilikten ziyade, daha derin bir derdi var: hayatı “başına gelenler” üzerinden okuyan bir zihin. Sanki direksiyon onda değil; kader, şans, sistem, başkaları…
Hep başka bir odak. Bu yüzden suçu bir tercihten çok “sonuç” gibi yaşıyor. Gölgesi, sorumluluktan kaçış değil; sorumluluğu hiç sahiplenememiş olmakla ilgili.
Bu dört tip, oyunu bir “hırsızlık hikâyesi” olmaktan çıkarıp, toplumsal bir laboratuvara çeviriyor:
Ahlaki relativizm,
Gündelik fırsatçılık ve
Gücün yozlaştırıcı etkisi aynı sahnede görünür oluyor.
Üstelik bunu ajitasyona kaçmadan, Türkiye’nin gündemine dokunan ince politik hicivlerle yapıyor.
Kısacası Hırsızlar: Kahkaha attırırken, insanın içindeki meşrulaştırma cümlelerini yakalatıyor ve tam da bu yüzden akılda kalıyor.
Nazik daveti için sevgili Aykut Altın'a çok teşekkür ederim🙏
Ve oyun sonrası, o muhteşem performansın ardından bize zaman ayırıp sıcacık bir samimiyet ile sohbet eden oyunculara ayrıca teşekkür etmek isterim.
Sahnedeki enerjiyi kuliste de aynı içtenlikle taşıdıkları için… Teşekkürler @feryguler @muratkilic7 @senmervesen
@cocotoygun
Tebdil / 2383yapım