Suçlu ile empati kurma ve affetme üzerine yazılmış, ne yazık ki kötü bir uyarlama ve kötü bir çeviri. En azından bu çok seziliyor. Oyun içindeki dinamikler çok durgun ve karşılıklı diyalogların süresi etkileyiciliğinin az olmasından kaynaklı çok uzun tutulmuş gibi. Oyunculuklar yeteri kadar etkili değil, bundaki en büyük etken sanki kendi aralarında oynuyormuş gibi ses problemi. Özellikle Evrim Alasya bir tık hayal kırıklığı. Metin daha iyi olsa sanırım çok daha etkili bir drama olabilirdi. İzleyiciye geçen etkinin seviyesi genele bakıldığında çok çok düşük.
Kültür bir anlamda, toplumu oluşturan bireylerin belli başlı konularda, yıllar içinde biriktirdiği ortak davranış ve tepki kalıpları, olumlu ya da olumsuz değer atfedilen simgeler, geçmişten gelen, ortak karara varılmış ve kutsallaştırılmış mitler, toplum içinde neyin doğru neyin yanlış, neyin iyi ve neyin kötü olduğuna dair fikir birliği sağlamaktır. Yaşadığımız zamanı paylaştığımız diğer bireylerle bu kodlar üzerinden iletişim sağlar; bu kodlarla o dönemin ortak zihniyetini oluştururuz. Oluşturduğumuz bu zihniyet, nelere güldüğümüzü ya da üzüldüğümüzü belirleyen temel unsurlardandır.
Geçmişte bu zihniyeti şekillendiren öğeler kitap, gazete, radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçlarıydı. Bu araçlarda paylaşılan medyanın, bu araçları yöneten kişilerin filtresinden geçmiş olması eleştirmeye müsait olsa da, bu kişilerin, toplum için nelerin faydalı ya da faydasız olabileceği konusunda, bu filtre hiç olmadanki haline kıyasla, bir öngörüsü ve hassasiyetleri söz konusuydu. Tıpkı, evdeki çeşmeden akan yağmur suyunun çeşitli filtrelemeden geçip bize ulaşması gibi. Bu durum, bir yandan da, toplum olarak ortak paydada buluşmayı daha mümkün kılıyordu. Yaratılan diziler, çalınan müzikler, okunan kitaplar, dergiler ve bu medya araçlarıyla mitleştirdiğimiz insanlar. Pop starlar, dizi oyuncuları, kanaat önderleri toplumun geniş bir kesimin hitap ettiğinden, üzerine konuşulabilinecek öğeler bulmak daha olasıydı. İletişim dediğimiz olgunun devamlılık sağlaması, kişiler arasında bağ yaratabilmenin ve insanın en çok gereksinim duyduğu sosyalleşmenin daha kolay olduğu bir dönemdi.
Günümüzde ise bu ortak paydada buluşabilmek neredeyse imkansızlaştı. Artık toplumun değil, küçük grupların kendi efsaneleri var. Seçeneğimiz o kadar bol ki, izlediğimiz, okuduğumuz, gördüğümüz herhangi bir şey üzerinde düşünmemize zaman tanımadan bir başkasına geçebiliyoruz. Bunlar, hazmedilmesi gereken şeyler değil de, hızlıca tüketilmesi gereken şeyler oldu. Belki de en olumsuz yanı da, üzerinde uzlaşabileceğimiz öğeler gitgide azalmaya başladı. Seçeneklerin bolluğu, kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğu konusunda karar vermede pek de mahir olmayan insanın binlerce seçenek arasında kaybolmasına sebep oldu. Hem kendisine hem de çevresine yabancılaştı. İyi ve kötünün, doğru ile yanlışın, gerçek ile gerçek olmayanın iç içe geçtiği bir dönem.
Oyun, bence, bu yabancılaşmanın ve gerçeğin tamamen ortadan kalktığı endişesinin absürt ve sarkastik bir şekilde ele alınışı.
Sahne tasarımından anladığımız üzere, gelecek bir zamanda, her şeyin yerle bir olduğu distopik bir evrende geçiyor. Zaman algısı olmayan bir ev olması da, bu absürtlüğün zeminini hazırlayan en önemli öğe. Çünkü zaman ortadan kalktığında, neyi hangi bağlamda konuşacağımız da havada kalıyor.
Yabancılaşma o kadar vahim bir duruma gelmiş ki, bir kadın ve erkek, karı-koca olduğunu, birbirlerini doğrulatarak ilerleyen bir bölümle anlıyorlar.
En belirgin sahnelerse, birbirlerine çok çok sıradan diyebileceğimiz hikayeler anlatıp (adamın eğilip ayakkabı bağcığını bağlamasını anlatması) bunlara şaşırıyor olmalarıydı.
Diğer sahnede birbirlerine anlattıkları hikayeler ise bence oyunun ana fikrinin zirvesiydi. Her şey iç içe geçmiş ve o kadar anlamsız ki; o durumda olmayan biz seyirciler için bir komedi unsuru haline geliyor.
Oyun, bahsettiğim bir düzleme oturmadığında, anlamsız ve gereksiz olduğu düşünülen birçok sahneden ibaretti. Oyuncuların yeteneklerini konuşturmak ve kendilerini parlatmak için yazdığı bir oyun bile denilebilir. Fakat bu oyun, her ikisini de çok iyi başarıyor. Hem yazarın fikrine hizmet ediyor hem de oyuncuların yeteneklerini göstere göstere oynayacakları bir oyundu.
Haluk Bilginer ve Zuhal Olcay'ı aynı sahnede izlemek çok keyifliydi. Yiğit Özşener'i ilk defa bir komedide izledim ve performansı bence iyiydi. Özlem Zeynep Dinsel'i daha önce BABA oyununda izlemiştim. Bu oyunun da hakkını vermiş. Bence oyunun yıldızı Kıvanç Kılınç idi. 'Nezle' hikayesini anlatırkenki performansı çok çok çok iyiydi.
Oyun başlarda ağır ve akıcı olmayan bir şekilde başlasa da, ortalarda ritmini buldu fakat düşüşler söz konusuydu. Böyle bir oyunu sahneye koyacak cesareti anca böyle bir kadro sağlayabilirdi. Konusu ve içeriği ilginizi çekmese bile, oyunculukları izlemek için gidilir.
Yıllar önce Haluk Bilginer'i Çöplük oyununda izlediğim heyecanı bugün de hissettim. Sanatında bu denli üst seviyedeyken kendi heyecanını koruduğunu görmek ve aynı heyecanı hissedebilmek çok güzel.
Sahne üstünde ve gerisinde verilen emek muhteşem.
Öncelikle tüm ekibi tebrik ederim. Buradaki olumsuz yorumları okuyup beklentim düşük olarak gelmiştim. Ama gelin görün ki oyun baştan sona bir harika! Tam da bugün dersimde speaking sınavımda öğrencilerimden aile içindeki iletişimin önemi hakkında konuşmalarını istemiştim. Bugün Kel Diva'da gelecekten bir zamanda İngiliz bir aile içindeki iletişimsizliğin mükemmel ötesi bir şekilde oyunun da türü olan deneysel ve absürt bir halde izleyiciye aktarılıyor. Kendimi oyun boyunca sorguladım acaba iletişim konusunda ne kadar iyiyim ve teknolojiye ne kadar yenik bir halde yaşıyorum diye. Bu oyunu defalarca ama defalarca izlerim. Yine gülümser, ince ince düşünürüm. Tüm oyuncular hepsi beklentimin ötesinde iyiydiler. Oyunu sevmeyen birçok kişi gördüm yorumlarda tıpkı tam arkamda oturan 3 kişi gibi. Oyun boyunca sürekli konuşmalar, telefonla ilgilenmeler ve saygısızca hayatlarından 80 dk.'nın ziyan olduğu cümleleri... Eğer bir oyunu sevmediyseniz sadece susun veya çıkın gidin. Diğer izleyicileri rahatsız etmeyin. Çok üzücü ve ayıp bir durum. Velhasıl, gidin ve izleyin. Emeğinize sağlık...
Hüseyin bey ve Berna Hanım herşeyi yazmışlar. Vallahi kalmamış bana yazacak bir yorum. Ben bir tek dekoru çok sevemedim. Mekansızlığı, zamansızlığı ve kaos'u yaratmak için kolaya kaçılmış gibi geldi bana. Kerem Çetinel'in çok daha güzel işlerini gördüğüm için belki de sevemedim.
Absürt komedi bilmeyen seyirci için zor bir oyun, çoğu insan sevmeyecektir ancak ben bu şekilde tiyatromuzun ve seyircinin gelişebileceğini düşünüyorum. Azıcık emek harcayıp, oyunun ne anlattığını/yada anlatmadığını araştırsın seyirci. Merak etsin nedenini, niçinini... Biraz da kendimizi eğitelim, çıtamızı yukarı koyalım, evrimleşelim :) Bunu da ancak böyle bir kadro başarabilirdi. Star isimler seyirciyi tiyatroya çeker, başka türlü bu tip oyunlar ilgi görmez. Emeklerine ve cesaretlerine sağlık...
Uzun Yol / Oyun Atölyesi