-
ilk perdeden aşırı aşırı sıkıldım, ingiliz aksanlı tizzzz konuşmalar yapıdı ve ne yaşandı hiçbir fikrim yok. ikinci perdedeki ve kapanıştaki danslarla biraz daha iyi bir son yapan bir müzikal olsa da, bence iyi bir müzikal değildi. son dans hariç danslar da vasattı. yabancı bir prodüksiyon olmasından sebep beklentilerim yüksekti ancak bunun çok çok altında kaldı. herhangi bir bilgilendirici broşür verilmemesi ve internette de bilgi bulamamız ayrı bir fiyasko bence. bu insanlar kim? broadway oyunu mu ingiliz oyunu mu? yedek kadro mu? sokaktan toplama mı? bilmiyoruz. bizim milletimizde bunları sorgulamak da olmaığı için rastgele insanlarsa da şaşırmam açıkçası. 4 puanı özellikle kötü sahneleri olmaması ve sahne dekoruyla iki güzel şarkısına veriyorum. yoksa beğendiğim pek bir kısım olmadı açıkçası.
-
Tiyatrokare’nin henüz dumanı üstünde olan yeni oyunu “Konken Partisi”ni 15.02.2026 tarihinde Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde izledim. Donald Lee Coburn’un ölümsüz eseri Nedim Saban’ın uyarlamasıyla; Melek Baykal ve Mehmet Atay’ın birlikte muhteşem uyumu da birleşince ortaya güzel bir iş çıkmış doğrusu. Bu oyun bence bütünüyle komedi bir oyun sayılmaz, içinde yer yer hüzün de barındıran bir oyundu. Oyun; size gülmekten karnınıza ağrılar girmesini kesinlikle vaad etmiyor, bu beklentiyle giderseniz muhtemelen beğenmeyen kesimden olacaksınızdır. Güzel ve yeterli bir bahçe dekoru karşımızda. Oyuna girdikçe anlıyoruz ki; burası bir huzurevinin bahçesi. Hayatlarında artık inzivaya çekildikleri son baharlarında olan Fonsia ve Weller’ın bir anda birbirleriyle tanışmaları ile şekillenen huysuz ve tatlı arkadaşlıklarına tanıklık ediyoruz. Yalnızlıktan nitekim bunalmış ama zaman zaman bununla yaşamayı öğrenmiş, huysuz ve aksi bir yaşlı adam ile içinde kopan çığlıkları susturmaya alışmış, daha mütevazi, dindar, kırılgan ve kendi halinde yaşlı bir kadının zamanla birbirine dönüştükleri bir arkadaşlık ilişkisini izliyoruz. Başlangıçta sohbetler sıcak, samimi ve tatlı ilerlerken oynayacakları bir oyun bu iki yalnız insanın yalnızlığını sonlandıracak ve birbirine yaklaştıracaktır. Bay Weller’ın konken oyunu takıntısı sebebiyle; zaman zaman hayatlarını, en gizli anılarını, kimseye söyleyemedikleri gerçekleri ve içlerinde gizli bir yerde bastırdıkları o insanları masaya yatırmasıyla oyun kendi gerçekliğinden ve kural çerçevesinden çıkıyor. Bu iki insanın belki hayatlarında bir dönüm noktası olabilecek boyuta gelmesi neticesinde birbirlerine dostane açılmalarına ve gitgide hayatlarında birbirlerine yer vermesine tanıklık ediyoruz. Başladıklarından beri her oyunda Weller oyunu sürekli kaybederken, Fonsia ise sürekli kazanmaktadır. Bu durum zamanla psikolojik bir savaşa sebebiyet verir. Kartlar açılıkça karakterler de eşzamanlı olarak açılır. Sonradan anlıyoruz ki; oynadıkları şey kart değil, hayatlarının muhasebesidir. Yaşlılık-yalnızlık-gurur ve kırılganlık çerçevesinde izlediğimiz oyunda karakterlerimiz maskelerini ardında bırakarak hayatları boyunca kaçtıkları gerçekleriyle yüzleşir ve savaşırlar. Ve kavga ettikleri birbirleri olmanın ötesinde kendi geçmişleri olur… Konken masası onlar için birer terapi alanına dönüşmüştür. Geçenlerde izlediğim bir oyunda bir muhabbet kuşu üzerinden hayvanlarla empati yaparken, bu oyunda da bu iki yaşlı insan vesilesiyle huzurevinde yaşayan insanlarla empati yaptım. Ve bu empati yaklaşımıyla zaman zaman gülerken, hayatlarımızdan benzer örneklere tanıklık ederken bir yandan da hüzünlendim. Metin bence güzel, reji de olması gerektiği kadar sahnedeydi. Ben müziklere bayıldım! Melek Baykal ve Mehmet Atay zaten muazzam bir performans sergiliyorlar, gerçekten Fonsia ve Weller’ı oldukça özümsemişlerdi. Bu onları izlerken gayet net belli oluyordu. Yazımın başında da belirttiğim gibi; oldukça komedi ve kahkahalara boğacak bir oyun bekliyorsanız tatmin olmuş şekilde ayrılacağınızı sanmıyorum. Ancak iyi bir oyun izlemek umuduyla giderseniz sizin de hoşunuza gidecek, sıcak ve samimi bir oyunla karşılaşacağınıza eminim. Yolları açık, alkışları bol olsun!
İzlediğim tiyatro, müzikal, bale ve opera temsillerini kendimce yorumladığım güncel paylaşımlarıma Instagram’da @metinler.sahneler hesabımdan ulaşabilir, ilgileniyorsanız takibe alabilirsiniz!
-
🎭Tiyatrokare’yi tek bir çizgiyle tarif etmek zor. Farklı dönemlerden ve farklı kaynaklardan beslenen metinleri bir araya getiren bir repertuvar anlayışları var. Bu çeşitlilik içinde bu akşam izlediğim KONKEN PARTİSİ sade anlatımıyla öne çıkan, kökünü geçmişten alan bir metin olarak karşıma çıktı.
🎭D. L. Coburn’un "The Gin Game" adlı metninden uyarlanan oyunun, sahnede büyük iddialar kurduğunu düşünmüyorum. Daha çok, iki insanın karşılaşmasına alan açan, oyunculukların ön plana çıktığı, sade bir Nedim Saban rejisi.
🎭Sahneye baktığımda, huzurevinin verandası ve ona açılan küçük bir bahçe görüyorum. Gösterişsiz ama işlevini yerine getiren bir kurgu. Bu alan, iki karakterin dünyasını net bir şekilde çerçeveliyor. Biri hayata karşı daha kapalı, mesafeli bir erkek (Weller Martin/Mehmet Atay), diğeri ise huzurevine yeni gelmiş, hala bağ kurmaya çalışan, daha canlı bir kadın (Fonsia Dorsey/Melek Baykal). İkisini bir araya getiren şey ise konken oyunu.
🎭Metin yaşlılık ve yalnızlık gibi başlıklara temas ediyor ama bunu ağırlaştırmadan ilerliyor. Daha çok seyirciyi içine çeken, yer yer gülümseten bir akış var. Ancak bu hafifliğin altında, karakterlerin birbirine yöneldiği anlarda sertleşen bir damar da hissediliyor. Özellikle kaybetmeye tahammülün azaldığı anlar, oyunun en diri yerlerini oluşturuyor.
🎭İki usta oyuncunun varlığı, oyunun en güçlü tarafı. Salonun doluluğu da bunu açıkça gösteriyor. Seyirci bu isimlerle daha salona girmeden bağ kurmuş gibi. Başta sadece bir oyun gibi duran konken, oyun ilerledikçe daha kişisel bir alana taşınıyor. Rekabet duygusu, karakterlerin geçmişine ve kırgınlıklarına değen bir şeye dönüşüyor. Bu da oyunun asıl gücünü oluşturuyor.
🎭Benim için oyunun etkisi ise biraz daha kişisel bir yerden geldi. Hikayede açılan bazı başlıklar, tanıdık duygulara dokundu. Özellikle aile içindeki duygusal mesafeler ve yalnız bırakılmışlık hissi…
🎭Finale doğru yaşanan kırılma, oyunun en keyifli anlarından biri. Baştan beri daha ölçülü duran bir karakterin sınırını aşması, oyuna farklı bir enerji katıyor.
🎭Konken Partisi, yeni bir biçim denemiyor, seyirciyi şaşırtmak gibi bir iddiası da yok. Daha çok, artık daha az karşılaştığımız, benim nazarımda "eski güzel günleri" çağrıştıran bir tiyatro hissini yaratıyor. Sade bir metin, güçlü oyunculuk. Ben bu hissi zaman zaman özlüyorum. Özellikle böyle ustalarla buluşunca, o tanıdık tat daha da değerli geliyor.
🎭Tiyatrokare, benim için bu tür oyunların güven veren adreslerinden biri. Bu akşam da o çizginin başka bir örneğini izledim. Abartıya kaçmadan, temiz bir anlatıyla kurulan bir oyun. Salonun doluluğu da bunu doğruluyor. Ben de salondan, beklentimi karşılayan bir akşamla ayrıldım.
-
Mehmet Bey gercek hayatta nasildir bilmiyorum ama bu oyunda ki huysuz ihtiyar rolu ona cuk oturmus. Kendisine bayildim... Oyun cok eglenceli, iki usta oyuncu karsilikli iyiler - ozellikle Mehmet Bey - ama oyunda akicilik yok, akmiyor biraz tutuk gibi. Reji'den kaynaklli oldugunu dusunuyorum. Azicik daha akici hale getirebilseler, tadindan yenmez...
-
Grease Müzikali