FİLLER VE KARINCALAR
Bazı oyunlar biter, salondan çıkarsın ve orada kalır.
Bazıları ise seninle birlikte yürür, eve gelir, günlerce aklının bir köşesinde dolaşır. Filler ve Karıncalar benim için kesinlikle onlardan biri oldu.
Yaşar Kemal’in halk masallarından beslenen bu anlatının sahne uyarlaması, masalsı bir dilden yola çıkıp bugünün gerçeklerine dokunan çok güçlü bir yere varıyor. Özellikle uyarlama metnin başarısı burada kilit nokta. Arzu Gamze Kılınç, metni sahneye taşırken ne masalın şiirselliğini kaybettiriyor ne de politik alt metni sertleştiriyor. Tam tersine; sadeleşerek derinleşen, seyirciyi zorlamadan içine alan bir dil kuruyor. Bu denge oyunun ruhunu ayakta tutan en önemli unsur.
Oyunu izlerken en çok sevdiğim şey şu oldu:
Bana ne düşüneceğimi söylemedi. Bağırmadı, parmak sallamadı. Politik mesajlarını yumruk gibi değil, bir aydınlanma hissiyle verdi.
Sahneleme tercihleri bu etkiyi büyüten en önemli unsurlardan biri. Dekor son derece minimal: Basit bir platform, büyük bir kumaş, filler metaforunu taşıyan borular ve gerektiğinde ortaya çıkan küçük parçalar… Ama her biri öyle yerli yerinde kullanılmış ki sahnede “az”ın içindeki büyük gücü görüyorsunuz. Hortumların ve ustaca kullanılan ışıkların yarattığı atmosfer, fillerin o baskın varlığını sahnenin her köşesine taşıyor. Parmaklarla hayat bulan karıncaların giderek devleşmesi ise hem şaşırtıcı hem de zekice düşünülmüş bir sahne büyüsü.
Müzik, ışık ve hareket düzeni tam gerektiği kadar.
Hiçbiri öne geçmeye çalışmıyor, hiçbiri eksik kalmıyor. Oyunun ritmi sahnede doğal bir akışla ilerliyor.
Sahnede yer alan oyuncuların her biri adeta başrol gibi. Hiçbir abartıya kaçmadan, kusursuz bir uyumla akan bir oyun izliyorsunuz. Bu da sizi seyirci koltuğunda değil, anlatının tam içinde tutuyor.
Bu oyun bana bir kez daha şunu hatırlattı:
Büyük işler yapmak için büyük bütçeler değil; akıl, emek, cesaret ve sahici bir söz yeterli.
Fillerin uykusunu kaçırmak isteyen tüm karıncalara gelsin bu oyun.
Oyunculukları ve sahne tasarımını çok beğendim.
Hikaye için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Oyundaki iki karakterimize olan yaklaşım çok dışarıdan ve yargılayıcı bence. Elbette iki beyaz yakalı, hırslı, motivasyonları sadece aşmak olan bir ikili. Ama onları anlayabileceğimiz hiçbir şey mi yok? Metnin içindeki duruma olan genel bakış açısını eksik buldum. Eğer böyle bir sahne tasarımı olmasaydı hikayede ilgi çekici bir şey kalmayacaktı gibi geliyor. Durum böyle olunca da, bu tip alternatif işlerde aslında özünde çok basit olan bir metnin, karmaşık şekilde sahneye yansıtıldığını gördüğümde seyirci olarak biraz kandırılmış hissediyorum
Filler ve Karıncalar / Cihangir Atölye Sahnesi