Oyun Nazlı’nın kendi güncel hayatını bize göstermesiyle başlıyor. Oyunun ilk sahnesinde anlatılanların cevabını finalde alıyoruz. Beğendik köyünde yaşadığı hayatını ve hayallerini gördüğümüz Nazlı devamında o kısıtlanmış yaşamına, çevresinin baskısına ve o çevrenin negatif yaklaşımına rağmen mutlu olmaya nasıl gayret ettiğini sergiliyor.
Sanem Gençalp kendisinin kaleme aldığı oyunda aynı zamanda tek kişilik performans sergiliyor. Oyunun metnine hayran kaldım, akışı o kadar iyi ki, sahne değişiklikleriyle beraber zaman geçişli harika bir olay döngüsü var. Bazı anlarda eksik kalan parçalar sebebiyle emin olamadığımda, sonraki sahnede o boşluk hemen doldu. Dramaturjisi ve rejisi iyi bir düzen sağlamış, üstüne kafa yorulduğunu gördüm. Zamanda ileri geri dönüşler olmadan tekdüze anlatılan bir metin tercih edilip kolaya kaçılabilirdi, fakat zaten tek kişilik performansların oyuncuyu yücelten en önemli kısmı metnin gücü oluyor. Böyle bir durum varken de metni kuvvetli kılmak oyunun gücünü ortaya koyuyor. Bu anlamda epey tatmin olduğumu söyleyebilirim.
Değindik köyünde büyüyen, çevresinin yarım akıllı dediği karakterimiz aslında gayesi olan sadece gülmekten ve kesinlikle çok gülmekten keyif alan pozitif birisi. Oyunda zeytinyağlı yaprak sarması ve mobilya gibi ufak ama derinliği olan kırılma noktaları var. Karakterin kendini ifade etme biçimi ailesinden gördüğü üzere çok tutarlı ve öğrenilmiş şekilde ilerliyor. Bu çizginin dışına çıktığı anların sonuçlarını da yeterli görüyoruz. Finalde oyunun vurucu kısmını hızlı ilerletip dinamik tutması da beni memnun etti. Oyunda aşırılığa kaçan noktalar neredeyse yok. Hatta mümkün olursa daha da doğal, sahnedeymiş hissinden iyice kurtulup ilerleyebilir, böylece oyun epey iyi noktalara gelir.
Ayrıca karakterin sahnede iştahla kızılcık şerbeti içmesi detayını eklemeliyim. Bunun sadece karaktere keyif versin, laf olsun diye eklenmiş olamayacağını, “kan kusup kızılcık şerbeti içtim” deyiminden yola çıkıldığını düşünüyorum. Zira karakter o kadar çok derdi içine atıyor ki, böyle bir okuma yapmakta haksız da sayılmam. Hayatı o dertli anları yaşarken belki de çok zordu, ama sonrasında kızılcık şerbetinden aldığı keyfi seyretmek epey güzeldi.
Tiyatronun böyle tek kişilik performanslarla devam etmesi ve seyircinin salondan mutlu ayrılmasını sağlamasını değerli buluyorum. Zira iyi prodüksiyonlu oyunların sahne ve ışık tasarımı beraberinde, görkemli şovlarıyla övülmesi sanırım böyle oyunlarla eşitleniyor. Birileri tiyatro oyunlarının esas gücünün metin ve oyunculuklarda olduğunun farkında kalması gerekiyor. Sadece bu çerçevede bakarsak bile, Zeytinyağlı Yaprak Sarması oyununu gidip görmenizi tavsiye ediyorum.
(Instagram hesabımda, gidebileceğiniz oyunları sürekli olarak fiyat, konum gibi tüm detaylarıyla topluca listeleyip paylaşıyorum. Takip edebilirsiniz. Instagram: @ugurrsavas)
Oyunu yaklaşık bir ay önce izledim. Bir beklentim olmadan adından etkilenerek bilet almıştım. Tek kişilik kadın hikayelerinden çok keyif aldığımı fark ettim. Oyunu Sevgili Arsız Ölüm Dirmit'le çok özleştirdim. Acaba dedim, Nazlı ile Dirmit arkadaş olsaydı nasıl olurdu? Oyunun sonuna doğru çok kısa müzik giriyor ya o an diyorsunuz ki acaba müzik biraz daha kullanılsaydı oyun daha mı etkileyici olurdu. Nazlı ile kocasının ilişkisi de detaylandırılsın isterdim. Oyun genel olarak akıcı, doğal ve izlemesi keyifli bir oyundu. Keşke çok daha fazla seyircisi olsaydı. Emeğinize sağlık!
Temposu hiç düşmeyen, akıcı bir oyundu. Tek kişilik oyunlar kesinlikle ayrı bir kategoride değerlendirilmeli. Ayrıca oyuncumuzu ayrıca tebrik ederim, yazmak gibi zorlu bir işin üstesinden de ustalıkla gelmiş. Nedensiz bir tepki var tek kişilik oyunlara karşı, anlayamadığım şekilde. Herkes kendi imkanları ve isteği dahilinde, -ayrıca ülkenin geldiği bu son noktada gittikçe zorlaşmasına rağmen - mesleğini icra etmeye çalışıyor, o ya da bu şekilde. Başarılı buldum. Oyuncunun ve tüm ekibin emeğine sağlık.
Zeytinyağlı Yaprak Sarması / Tiyatro Lir