CKM’de seyrettim. Ses düzeniyle ilgili bir sıkıntı oldu ve Esra Hanım’in sesi cok duyulamadi. Oyun sonunda kendisi kibarca seyircilerden özür diledi ve çok şekerdi ♥️
Metinde nedenlerim cok oldu benim. Mine’nin derdini anlamaya çalışmakla birlikte neden o derdin daha da derin anlatilamadigini sorguladım.
Sahne oldukca kalabalıktı. Yaşlı anne evi icin fazla modern buldum. ( cok kisisel bi yorum 😌 )
Derdin çok büyük oldugunun farkındayim. Ama onu da aktariim ama bi de bu var bunu da soylemem lazim , ah ama bu da o kadar onemli ki es gecmemeliyimlerle dolu bir metindi.
Belki de ilk once bir okumak ve sonra seyretmek gerekiyodu ( en azından benim icin)
Sevgiler
Tek kisilik oyunlarin coklugu arasinda siyrilabilecek bir performans. Gulistan’in derdine ortak olurken bazen metnin sallandigini , neden bu daha hafif gecildi diye de dusundugum ama bunlara ragmen bir cok BUYUK produksiyonlardan cok daha iyi oldugunu kabul ve takdir ettigim bir oyun oldu.
Tesekkurler. ♥️
Ayrica dogumgununuz tekrar kutlu olsun Sibel kardes
Tiyatromuzun son yıllarında özellikle arkası maddi olarak güçlü yapımcı ve sponsorlarla desteklenen yüksek prodüksiyonlu yapımlarda uzun yıllardır ekranda boy gösteren oyuncuların sahneye dönüşünü veya ilk kez çıkışını, uyarlamaları veya farklı disiplinlerde üretim gerçekleştirirken bir “heves” ile oyun yapmaya soyunanlarla sıklıkla karşılaşıyoruz. Yönetmenliğini üstlendiği filmlerle —her ne kadar büyük çoğunluğunun niteliği tartışılsa da— kendine özgü bir anlatım dilini perdeye taşıyan Onur Ünlü de bu kervana katılanlar arasında yerini aldı.
•••••
“Onur Ünlü Sineması” denince akla gelen ilk filmlerden biri olan ve konusu itibarıyla sinemamızın tartışmasız özgün işlerinden “Güneşin Oğlu” da sezonun yeni oyunu olarak Zorlu PSM & Dolkun Production yapımıyla sahneye taşındı. Yönetmenliğini Onur Ünlü’nün yanı sıra Nagihan Gürkan’ın yaptığı oyun; kadrosunda yer alan İbrahim Selim, Deniz Celiloğlu, İlayda Alişan ve Beyti Engin gibi isimlerle dikkatleri çekerken beni özellikle böyle bir filmin tiyatro sahnesine nasıl uyarlandığı yönünde meraklandırdı.
•••••
Absürt ögelerin mizahla harmanlandığı, dinamik anlatım dilinin bir yandan da felsefi meselelere alan yola girerek katman katman açıldığı oyun, Fikri Şemsigil’in “mucize”yi arayışının etrafında dallanıp budaklanan hikayesiyle hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir profil sergiliyor. Oyunun 85 dakikalık süresinin ilk 45’lik bölümünü filme adeta nazar yapacak seviyeye erişmesi izlemesi son derece zevkli bir dilim sunsa da son 40 dakikalık bölümde rüzgar birden tersine dönerek olay örgüsünü, karakterleri ve verilmek istenen mesajı karıştırarak fazla homojen hale getiriyor. Bu noktada seyircinin sabır sınırlarını zorlayan anlar başlarken sabit olmayan dekor tasarımının oradan oraya değişen yapısı ve sinematik kurguya yakışan hikaye akışının sahnedeki görünümü, oyunu da dağınık bir finale hazırlıyor.
•••••
Ruhun farklı bedenlerde yeniden var oluşu, hayallerin peşinden gitmek ve yaşam-ölüm arasında düşünmeye sevk eden oyun, özellikle İbrahim Selim, Deniz Celiloğlu ve özellikle Zeynep Kankonde’nin performansıyla dikkat çekse de filmi yeniden izlemenin verdiği hissiyattan öte geçemiyor. Bu noktada tiyatro sanatına daha yatkın reji dokunuşlarının ve anlatım tarzını görmeyi çok isterdim. Bu haliyle risk alınmaktan kaçınılmış ve filmin anlatısına fazlaca sadık kalan bir profil sergiliyor.
İyi Değilim Ama Anlatacak Kadar Da Kötü Değilim / Satsuma Sahne