-
-
Sahnede tek bir tabure dekor olmasına ve tek kişilik bir performans olmasına rağmen Pınar Hanım ’ın çok katmanlı oyunculuk yeteneği etkileyici. Ancak duygusal anlamda bir eksiklik hissettiğimi söylemeliyim. Bence bu durumun en büyük sebebi, salondaki izleyici kitlesinin her an gülmeye programlanmış bir tetikte olma hali olduğunu düşünüyorum. Tiyatroya sadece gülmek ve eğlenmek için gelen kesimin, her cümlede bir mizah arayışı oyunun trajik veya derin duygusuna girilmesini zorlaştırıyor, tabii bunda oyuncunun dramı da farklı yerden yansıtma çabası da var. Günümüzde tiyatronun maalesef sosyal medya gibi bir kaçış alanı haline geldiğini gözlemliyorum. İnsanlar evlerinden artık sarsıcı, konusu güçlü veya ruhsal derinliği olan bir oyun izlemek için değil de sanki sadece gülüp eğlenmek ve kafa dağıtmak için çıkıyorlar. Tiyatro sahnesi, toplumsal veya bireysel gerçeklerle yüzleştiğimiz o vurucu etkisini yitirmiş gibi geliyor bana artık, yerini anlık keyif alınan, derinliksiz bir eğlence anlayışına bırakmış gibi. Anlık bir tüketim arzusuna dönüşmüş gibi.
-
Uzun zamandır buradaki puanı nedeniyle de izlemek istediğim bir oyundu. Dün akşam Kadıköy Eğitim Sahnesi’nde izledim. Bu sahnede izlemenizi önermiyorum pek. Koltuklar çok rahatsız ve koltuk araları çok dar.
Oyuna gelirsek, oyun metnini çok başarılı bulmadım. Ayten’in yaşadıklarının üzüntüsü bir türlü seyirciye ulaşmıyor, kocasıyla yaşadıklarının duygusu bir türlü geçmiyor. Bu duygu geçmeyince de oyunun sonundaki duygu durumundan çok etkilenemiyor insan. Klasik bir hikaye ama hep komedi taraftan yaklaşıyor, olayların trajik halini hissedemiyorsunuz. Yani sürekli bir olmamışlık durumu var.
Oyunculuk için konuşmak gerekirse, oyunun ilk yarım saatinde kendimi sorguladım, yanlış bir tercih yaptığımı düşündüm. Şive gerçekçi gelmiyor, mimikler itici, türküleri söyleyiş tarzı hoş gelmiyordu. Neyse ki yarım saatten sonra biraz yoluna girdi, oyuncu daha rahat oynamaya başladı, o sahte halden kurtuldu.
Seyirciden de bahsetmek istiyorum, ah şu Türk tiyatro seyircisi, oyunun akışını bozuyor resmen, metinde gayet acıklı bir şekilde yer alan cümlelere gülen, oyuncu ne yapsa sürekli gülen, tam duyguya girecekken gülerek sizi duygudan çıkaran bir seyirci kitlesi oluyor her zaman. O kadar sığ izliyor ki oyunu her şeyi komik sanıyor, tam gözlerim dolacak yanımda bir grup kadın sesli sesli gülüyor. Oyunun puanını da bu noktaya bu izleyici getiriyor, yılda 1 kez oyun izlediği için gittiği oyun da ortalama üstü bir oyun çıkınca yüksek puan veriyor.
Genel olarak oyun fena değil, vermek istediği duygu tam olarak yansımıyor, oyunculuk daha gerçekçi olabilir. Sıkılmadan izleniyor ama izlemezsem çok şey kaçırırdım dedirten bir oyun değil.
-
Yapılan yorumların, Haluk Bilginer isminin gölgesinde kalarak gerçeklikten uzaklaştığını düşünüyorum. Maalesef Anthony Hopkins’in muazzam performansını ve o sarsıcı film uyarlamasını izledikten sonra, bu sahneleme bana hiçbir duygu geçirmedi. Konu aslında dramatik derinliği çok yüksek ve güçlü işlenmeye müsaitken, senaryonun sahnede oldukça zayıf ve etkisiz kalması hayal kırıklığıydı. Haluk Bilginer özelinde ise oyunculuğun bu oyun için abartıldığı kanaatindeyim; benim düşünceme göre oldukça normal bir performans sergiledi. Oyun bittiğinde zihnimde veya kalbimde hiçbir iz kalmadan salondan ayrıldım. Sanatçıya duyulan hayranlığın, oyunun teknik ve kurgusal zayıflıklarını örtmemesi gerektiğini düşünüyorum.
-
Don Kişot müzikali maalesef büyük bir potansiyelin harcanması gibiydi. Eserin temelini oluşturan o güçlü felsefi derinlik, bu yapımda son derece yüzeysel ve basite indirgenmiş bir senaryoyla geçiştirilmiş. Özellikle Don Kişot ile Sancho arasındaki diyaloglar o kadar zayıf kalmış ki, oyun felsefi olarak çok şey verebilecekken, konusunu bilenler için hiçbir şey vermediğini düşünüyorum. Teknik açıdan da beklentilerin altındaydı; dekorun iki perde boyunca hiç değişmemesi oyunun zaten yavaş olan ritmini iyice yavaşlattığını düşünüyorum. Ekip sayıca kalabalık olsa da koreografiler zayıf, dansçılar arasındaki senkronizasyon ise oldukça kopuktu ve ellerinde tuttukları şamdanların ışıkları bazıları yanıyordu bazıları yanmıyordu. Sahne üzerinden ekstra indirilen dekorlar asimetrik duruyordu. Bunlar belki fazla detay şeyler ama bence özensizlik ve saygısızlık. Zaten çok zayıf olan replikleri, Selçuk Yöntem' in duygusuz ve sadece ezberlenmiş bir metni aktarır gibi ifade etmesi de karakterin etkisini iyice yok etmiş. Çok güçlü olabilecek bir yapımın her yönden basite kaçılarak bu kadar zayıf işlenmesi, özen gösterilmemesi gerçekten üzücü, izleyiciye saygısızlık olarak değerlendiriyorum.
Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler / Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu