Ölümün ötesinde varlığın ve yokluğun iç içe geçtiği bir yerde iki “ruh” un Mısra ve Piraye’nin hikayesini izledik. Unutulmanın,anıların, endişelerin, korkuların, haykırışların, kederin,kabullenişlerin izlerini gördük. Oyunda duygu geçişleri, felsefik ve psikolojik derinlik, duygu yoğunluğunu yansıtan renkli ışık tasarımı, ahenk, metin ve Selena Demirli Doğan ve Dilek Uluer’in oyunculukları ve sahne uyumları oldukça başarılıydı. Mısra ve Piraye’nin birbirleriyle kurmuş oldukları o duygusal bağ, çatışmalar, çözülmeler, birbirlerine dokunmadan oluşturdukları o kuvvetli etkileşim sahnede bizleri hayata dair katmanlı bir yüzleşmeye tanık etti. Beklediğimize değen bir oyun oldu. Ölüm ve yaşam arasındaki o ince çizgide var olmayı, var olamamayı, bencilliği, ölümü ve ölümden sonraki yaşamı “net” bir perspektifle oyunda irdeleme şansı bulabildik. Bir insanın en korktuğu yerden “unutulma” kavramı üzerinden korkularımızla yüzleşirken, geride bıraktıklarımız ve onların devam eden bu döngüde hayatlarına bizsiz mutlu bir şekilde devam edecek olmaları endişesinin içimizi kat ve kat kemirdiğine de şahit olduk. Gazetecilere yapılan atıflar anlamlı olmuş ve konu bütünlüğünü bozmamak adına yüzeysel bırakılmış. Müziklerin oyunla uyumu, metnin tiyatro ve şiir bütünselliği, koreografi ve yenilikçi, sıradışı ambiyansıyla tiyatro sahnelerinde eşine az rastlanılan bir oyun izledik. Avangart sanatın hakim olduğu oyunda, estetik olarak danslar, sembollerin de eşlik ettiği bir metafor oluşturulmuş. Bu da oyuna ayrı bir güç katmış. Üzerine çokça konuşulması gereken bir oyun olmuş “Şairler Mezarlığı”. Emeği geçen herkesi tebrik ediyoruz.
İllmek ilmek işlenmiş, sahnenin her tarafının, hatta salonun tamamının büyük bir titizlikle oyunda kullanıldığı etkileyici bir reji örneğini izledik. Kostümünden dekoruna, canlı orkestrasından müziklerine, kurgusundan temasına her yönüyle başarılı, duygu yoğunluğunun yüksek olduğu, temponun bir an bile düşmediği, Rum ve Türk ezgilerinin sahneyi parlattığı adeta bir resitaldi “Sen De Gitme Triyandafilis”. Klasik bir aşk hikayesinden ziyade, savaşın gölgesinde her şeyden habersiz aklı çocuk kalmış bir genç kızın, ailesinden, memleketinden ayrı kalması, ötekileştirilmesi ve var olma mücadelesi üzerine kurulu bir temanın işlendiği bir oyun izledik. Canlı müziklerle kurulu bir düzende oyunun sahnelenmesi, oyuna ritimlerle bütünleyici etki yapması tüylerimizi diken diken etti. Bengü Hanım ve Fırat Bey de şarkıları çok başarılı bir şekilde seslendirdiler. Güçlü ve emek verilmiş bir prodüksiyon olmasına rağmen oyunun ilk perdesinde konunun yavaş ilerlediğini, akışın sürenin de uzun olmasıyla beraber biraz bozulduğunu belirtmeliyim. İkinci perde de Sultan& Triyandafilis döngüsünde oyunun ana teması üzerine kurulan yoksulluk, savaş, çaresizlik olgularının daha anlamlı olarak yansıtıldığını gözlemleyebiliyoruz. Hikayenin yapısından kaynaklı bir durumdur muhtemelen ama ; ilk ve ikinci perde arasında daha dengeli bir sahnelenme kurulabilirmiş. Ebru Gülerarslan Serin “Sultan” rolünde duygu geçişleri, diksiyonu ve sahne performansı ile sezonun en başarılı oyunculuklarından birisini gösterdi. Sezonun iddialı prodüksiyonlarından birisini izlemiş olduk. Emeği geçen herkesi tebrik ediyoruz.
Şairler Mezarlığı / A.H.E.N.K