YAKINLAR BANA MEMO DER
Celil Yüce'nin yazıp, yaşar kıldığı, Yiğit Cesaret'in yönettiği " Yakınlar Bana Memo Der " adlı oyun bir gencin yıkılan hayallerini, umutlarını, kıstırılmışlığını, hunhar yalnızlıklarını, arada kalmışlığını, çıkışsızlığını, kaybetmişliğini, yaşadığı duygusal kırıklıkları anlatıyor.
En yakınları sadece "Memo", daha uzakta olanlar "Mehmet", annesi ise "Oğlummm" diye çağırıyordu onu.Belki Orhan Kemal'in " Sokakların Çocuğu " romanındaki Cevdet'ti, belki Kemalettin Tuğcu öylülerinden çıkıp gelmişti Memo.Bir uç, bir sınırdaydı aslında.Evet, suskundu Memo.Sinikti ve bir o kadar da isyankar.
Dış dünyanın baskısından, acısından kurtulmak, kabuk tutmayan yaralarını sağıltmak için kendine bir sığınak bulmuştu....bir kömürlük.Bir tür anne karnına dönüş arzusu, diyelim.
" Ben gri rengi sevmem ki..."
Celil Yüce oynamıyor, yaşıyor.
Memo'yu sahici ve son derece inandırıcı bir biçimde canlandırıyor.Temposu yüksek oyunculuğu, yeteneğiyle pekiştirdiği doğru beden dili ve minik kullanımıyla Celil Yüce gelecek vaad eden önemli bir aktör olduğunu da kanıtlıyor.Role kattığı pathos övgüye değer.
Yiğit Cesaret 'varoşta genç olmak sorunu'nu yedeğinde taşıyan Memo'yu başarıyla, kusursuz bir biçimde, tüm inceliği, duyarlığıyla, ruhunun derinlikleri, sığlıklarıyla sahneye taşımış.Üstelik slogancı bir dil ve anlatıya sığınmadan...
Kırmızı kurdele kopartılmış, kömürlüğün kilitli kapısı ardına kadar açılmıştı...kümesin içinde ne mi vardı ?
" Yakınlar Bana Memo Der " mevsimin en iyi oyunlarından biri.Tiyatro sanatını önemseyenlerin bu oyundan tat alacaklarından, hiç kuşkum yok.
Harikulade bir esere imza atılmış...defalarca izlenmeyi.hak ediyor
Minnetle...
Bobik Nerede ?
" Yaşamın ezdiği ve yabanıl otlar gibi kapladığı üç kız kardeş..."
Yapımcılığını Mim Kolektif'in üstlendiği, Fatih Sönmez'in Anton Cehov'un " Üç Kızkardeş " adlı eserinden büyük bir başarı ve ustalıkla uyarlayıp yönettiği "Bobik Nerede ? " 'yi izlerken, neden bilmem, tıpkı Uşak Firs' gibi bir evde unutulmuş, bambaşka bir Olga, Maşa ve İrina ile karşılaştığımı ayrımsadım.
Evet, yaş almışlardı.Evet, Moskova'ya gitmek, yeni bir düzen kurmak, çalışmak, hep çalışmak, yaşadıkları bir dizi hayal ve hayat kırıklıklarını tümüyle geride bırakmak istiyorlardı.
" Gün gelecek bizler de anımsanmayacağız.Evet, unutulacağız."
Herkes çekip gitmişti. Andrey Sergeyeviç Prozorov kalmıştı ama.Peki ya Bobik neredeydi ? Yoksa Godot gibi o da hiç gelmeyecek miydi ?
" Şimdi susacağız Gogol'ün delisi gibi.Siz de susun..."
Zaman kaymaları arasında hunhar bir tutsaklığın içindeydiler adeta.Herkes birbiri için öteki ve aynıydı.Ve bir o kadar da mutsuz, düş yorgunu.Hayat kaçağı !
Herkes hem kendi öyküsünü, hem diğerlerinin öyküsünü yaşıyordu aslında.
Herkes Bobik'in nerede olduğunu belki biliyor, belki bilmiyor ama hep onu merak ediyordu...
Bobik kıracı yeşetten umut olmasın ?
Bobik yan odada uyuyan küçük bir çocuk mu sahiden ?
Sekiz ayrı karaktere hayat veren Kürşat Öçalan, Başak Daşman ( Maşa ), Aybanu Aykut ( Olga ), Selen Domaç ( İrina ), Jehat Kaplan belleklerde uzun süre kalacak, son derece duyarlı, etkileyici, tempolu, içten, eksiksiz, çağrışımlara açık, düzeyli yorumlara imza atmışlar.Sahneden yayılan enerji o kadar hissediliyor ki...
Özellikle belirtmeliyim, metin bağlamında kusursuz ve örnek bir uyarlama sözkonusu.Reji ve oyunculuklar adeta sözcüklerin ruhuna dokunuyor.
" Bobik Nerede ?" izlenmesi ve üstünde tartışılması gereken çok önemli bir oyun.
Yakınlar Bana Memo Der / Konsensus