İBBŞT deki kadar güzel....hatta daha bile güzel
Yalnızlık Adası’nın “o yok kara parçası”nın ücra bir köşesinde Ana Kraliçe ile buluştuk geçen gün.
Sorularımıza bazen soruyla karşılık verdi.
“Neden sordun bu soruyu?”
Bir sessizlik oldu birden gözlerini kıstı, durdu bir zaman.
Bütün bu hayatla nasıl baş etmişti Ana Kraliçe? Sahi, tanıdık mı gerçekten birbirimizi, tanıyıp, anlayabildik mi? Fakat…
Fakat, diye üstelemiyoruz. Belki devam edecek anlatmaya, bilmiyoruz. Birbirimizin tarihine yazılıyoruz o an. Sahi, bizi birleştiren hangi kodlardı, hangi yaşanmışlıklar?
Yalnızlık leşini bekleyen bir akbaba gibiydi hep. Yalnızlık ufunet, irin, gözyaşı kokuyordu… Yalnızdı Kraliçe. Alkışları da, hıçkırıklara da yaşamıştı. İsminin üstünü çizenler umurunda değildi nicedir. Kimliksizdi, kim olduğunun önemi yoktu. O, Ana Kraliçe’ydi. Gece Kraliçesi Kulübü’nün sahibi…
Gece kısalmıştı. Sabah yakındı. Kâh bizimle konuşuyor, kâh eskide kalmış zamanları anıyordu.
Baş başaydık. Çırılçıplak, uluorta, en yalın halimizle.
Birden tarçın sarısı bir ışık düştü sahneye…
Çok eski, uzak bir zamandan çıkıp gelmişti Ana Kraliçe. Geçmişin hayaletleriyle, ufuksuz, dipsiz düşbozumlarıyla ödeşmişti çoktan.
Issız sarp doruklarda, tekinsiz denizlerde, omuzunda, yanıbaşında alıcı kuşlar her defasında acıyla, ateşle sınanmıştı. Şimdi yepyeni şafakları hayal ediyordu. Oysa yalnızlıkla umut arasındaki göçüğün gittikçe büyüdüğünün, farkındaydı. Hesabı sorulmamış, her defasında çifte su verilmiş elemlerini, düşündü bir an. Hayatın arka kapısını aralama zamanıydı. Gözlerine o an bir yıldız düştü!
Hava bıçak gibi soğuktu. Gece çökmüştü sokaklara. Ölü suların, durgun yüzünde yapraklar yüzüyordu usulca…
Gece Kraliçesi yalnızlığına kadeh kaldırıyordu.
GECE KRALİÇESİ teksti, rejisi, oyunculuklarıyla gerçek bir tiyatro olayı !
İstanbul Efendisi Müzikali / House Of Performance