Çarşıda pazarda, günlük hayatta herhangi bir yerde kadın kılığına girmiş bir erkeği görse rahatsız olacak ve belki de şiddet uygulayacak bir zamanda ve toplumda, erkek olarak çıkıp yapsa sapıkça kaçacak; ya da bir kadının çıkıp da yapması halinde, en iyi tabirle hafiflikle suçlanacağı mizahı, kadın kılığına girmiş bir erkek olarak hafifmeşrep-belaltı'nın sınırlarında, ona buna laf atan ve ağzının payını veren hazır cevap üslupla, ki Türk halkı da buna teşneymiş, konuşması sadece basit bir sahne şovundan çok daha fazlasını; halkın kendi ahlak(!) anlayışına tamamen zıt bir yerden halkı güldürebilmeyi başarmasını; Seyfi Dursunoğlu'nun kendi içindeki diğer yanı keşfederken, halkın da kendi mizah anlayışının sınırlarını keşfetmesi bakımından önemli bir kırılma yarattığı düşüncesindeyim. Bu kadar uç bir noktada yaratılan mizahın, diğer mizahçılara açtığı alanı ve cesareti de unutmamak gerek.
Oyun, Seyfi Dursunoğlu'nun Huysuz Virjin'i nasıl, onun en kırılgan noktasından, küçüklüğündeki kibarlığına karşı olan acımasızlığa veremediği ve biriktirdiği cevaplardan ve babasının onu sessizlikle karşılayıp yokmuş gibi davranmasından yarattığını göstermesiyle, derinlikli bir core'a sahip. Huysuz'u çevirsen Seyfi, Seyfi'yi çevirsen Huysuz Virjin demesiyle de, bu karakterin bir sahne şovundan ibaret olmadığını gösteriyor. Bu core'u güçlendiren ve parlatanın da Armağan Çağlayan olduğunu söylesek abartmış sayılmayız. 20 dakikalık veya 7 bölümlük bir şovdan, 300 bölüm çıkarabilmek ve ince bir ipte, televizyon gibi çok önemli bir mecrada bunu başarabilmek çok büyük bir başarı.
Oyun, iyi bir altyapıya ve etkileyici olma potansiyeline sahip yükselişleriyle ortalamanın üstündeyken, maalesef oyunculukta biraz sınıfta kalıyor. Armağan Bey için Seyfi Dursunoğlu'nun ne anlam ifade ettiğini, alkışlanırken dökülen gözyaşlarından gördüm. Bu karaktere hayat vermiş olmak istemesini de anlayabiliyorum fakat hem tonlama, hem mimik ve jestler itibariyle metnin, zamanlama itibariyle önünde giden bir oyunculuk vardı. 'şimdi de bu geliyor ve yapmalıyım' gibi. Bazı anlarda, kendini bulduğunu ve iyileşeceğini düşündürürken, oyun boyunca süren bir tutukluk olarak devam etti.
Bu oyun ve oyuncu özelinde değil, herhangi bir oyunda körgöze parmak bir siyasi çıkış ve alkış beklenince rahatsız oluyorum. Mizansen gereği olsa da. Metnin içinde ustaca yapılan bir göndermenin hiçbir zaman yerini tutacak bir şey değil ve bayağı gözüküyor ne yazık ki.
Tüm eksilerine rağmen, Celal Kadri hocanın yönetmenliği oyunu olduğundan bir üst seviyeye taşımış. Daha derinlikli bir metin ve oyunculukla çok daha iyi bir noktada olabileceğini düşündürdü. Emeği geçenlere teşekkürler.
Seyfi Bey / Vay Prodüksiyon