5 şubat 2023 günü Ankarada ilk izlediğimde inanılmaz bir oyunculukla yıllarca hafızama kazınacak bir oyun izlemenin keyfini yaşamıştım.Yıllar sonra büyük heyecanla 2. kez izlemek istedim.8 ocak 2026 da Çankaya sahnesinde yazık ki o inanılmaz oyunculuk yerine bir tiyatrosever olarak stand up gösterisi izlemenin şaşkınlığı ve hayal kırıklığı içinde kaldım. Ne o gülerken ağlatan ağlarken güldüren duygu geçişi ;ne metindeki akıcılık ..Hiçbirinden eser kalmamış.Belki yıllardır sahnelemenın verdiği bıkkınlık ve monotonluktandır bu değişikliğin nedeni..Belki kapalı gişe oynamasının nedeni de artık daha çok eğlendirmesindendir. özellikli seyirciyi katarak ve ışıkları söndürmeden izlenen bir oyun ben de o eski tadı bırakmadı. Hatta tadımı tuzumu kaçırdı. Belki de artık başka bir oyun sahnelemenin yine o muhteşem oyunculuğu göstermenin vakti gelmiştir.Ama bu değil,boylesi değil...
Oyunu 27 Şubat 2025 akşamı Maximum Uniq'te izledim. Okan Bayülgen hakkında net bir kanaatim var artık. Bir hikaye anlatmaktan ve sanat kaygısından çok, büyük gösterişli işler yaparak “ben Türk tiyatrosunda iz bırakacağım” demek istiyor. Ama bu çaba, ortaya bütünlüklü bir eser çıkarmaya yetmiyor. Metin akmıyor, sahneler arasında kopukluk var. Tirat gibi ilerleyen kısımlar fazlalık yaratıyor; konu dağınık, parçalar birleşip bütün bir hikayeye dönüşemiyor. Karakter geliştirme de çok zayıf. Lucy’den Van Helsing’e kadar pek çok karakter derinlikten uzak, hatta karikatürize edilmiş hissi veriyor. Diyaloglarda ciddi bir sorun var. Kimi bölümler çeviri üslubundaymış gibi, sade değil ve anlaşılması güç. Bazen “yabancı dil derdi” izlenimi bırakıyor. İkinci perde özellikle çok sıkıcıydı. Tempo düşüyor, dramatik yükselişler etkisiz kalıyor, izleyicinin oyundan kopması kolaylaşıyor. Söyleşiye kalanlar vardı. Ben sonu gelsin diye kendimi kesecektim bir ara. Bazı seyircilerin dediği gibi: “Tiratlar tiratlar olmuş.” Gerçekten de neredeyse her sahne yüksek sesli konuşmalara yaslanıyor ama bu seslerin arkasında net bir mesaj bulmak zor. Bolca sembol, göndermeler, otomat/zombi figürleri var ama “niye burada, neye hizmet ediyor?” sorularının cevabı yok. Teknik olarak (ışık, dekor, müzik) emek verilmiş ama gösteriş metnin önüne geçmiş. İyi teknikle kotarılmaya çalışılmış bir şov gibiydi, sahne parlıyor ama içerik boş kalıyor. Şunu da eklemek isterim: Okan Bayülgen’i daha önce Amadeus’ta izlemiş ve gerçekten beğenmiştim. Orada oyunculuğu yerindeydi, oyunun bütünlüğüne katkı sağlıyordu. Ama Richard yorumunda olduğu gibi, Drakula da benim için berbat bir deneyim oldu. Bir oyuncunun sahnede değerli olması başka, sahneyi kendi şovuna dönüştürmesi bambaşka. Sonuç olarak bu haliyle Drakula bence bir tiyatro eseri olmaktan çok, sahnede yapılmış gösterişli bir deneme. Benim için yalnızca yorucu bir tecrübe oldu. Klasikler ustalık ve samimiyet ister; bu oyunda ikisini de bulamadım. Okan'dan nezaketle rica ediyorum, artık yeni bir oyun kurgulama ve sahneleme lütfen...
Uzun süredir, hatta tüm yaşamım boyunca izlediğim oyunlar içinde en kötüler içine yerleşti diyebilirim. Kaldı ki işim de bunun üzerine olduğu için çok çok fazla oyun izledim oradan hesap edebilirsiniz. Konudan başlayalım ki Bram Stoker'ın zaten çok iyi bir materyal sunduğunu düşünürsek zaten zengin bir tema olarak önümüzde duruyor Drakula. Ancak bu oyuna sözüm ona yorum getirmiş olan bu eser ne işliyor anlaşılamıyor. Güya Caravaggio'nun eserleri ve yaşamından hareketle gerçek ölümsüzlüğün sanatın ölümsüzlüğü olduğunu gösterme çabasında. Ancak o kadar bölük pörçük bir işleyiş var ki mesajı zorla aldım diyebilirim. Aldığımıza şükür aslında.
Söylediğim gibi metin paramparça bir metin. İçinde de Van Helsing, Caravaggio, Nazi dönemi, Bram Stoker'ın Drakula'sından kimi karakterler resmen yüzüyor. Hiçbiri de herhangi bir şey anlatmayacak biçimde ana metne serpiştirilmiş düzeydeler. Oyunculuklara gelecek olursak Okan Bayülgen ve Hayko Cepkin görevlerini yapıyor ama bu tatsız hikayenin içinde izleme keyfi oluşmuyor. Diğer tüm oyuncular ancak bağrışıyor ve kaçışıyor.
Müzikal olma iddiası ile oyuna konulmuş müziklerin tema ile bütünlüğü yok. Başka başka şarkılar, aryalar vs. eserin içine öylesine konulmuş ki olmasa çok daha iyi olurdu. Dekor, ışık ve sahne düzenine gelecek olursak tamamı yorucu, duman gözleri kör edecek derecede kullanılmış. Hele ki ön sırada boğulacaktık. Kostümler biçimsiz ve bu kadar büyük bir prodüksiyona göre ucuz.
Aslında bu tip eleştirilerde önce "verdiğimiz paraya yazık," denilir ama ekleme yapmak istiyorum. Yalnızca maddi olarak değil bir hevesle oyun seçtikten sonra tükenen yaşam enerjime, buraya sarf ettiğim bir güne, orada otururken çektiğim sıkıntıya da acıdım. Umarım böyle bir deneyimin tekrarı olmaz.
16 şubat (bu akşam) Uniq’de izlemeye çalıştığım , Drakula uyarlamasından çıkıp “Okan Bayülgen’in histeri krizlerini” anlatan oyunumsu. Tiyatro adabı gereği perde arasına kadar sabretmek zorunda kaldım. Şu an perde arası verildi ve ikinci perdeyi izleyemeyeceğim. Geride kalanlara sabırlar dilerim. İlk şoku atlattıktan sonra ilk perde için daha detaylı yorum ile güncelleme yapacağım.
Herkes Kocama Benziyor / Temsili Sahne