İnsanlar Mekanlar Nesneler oyununun henüz 5.nci temsilini 26.01.2025 tarihinde Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde izledim. Öncelikle oyunun finalinde söyleyeceğim cümleyi en başta kurayım; sinir bozucu derecede muhteşem ötesi, çılgın, yoğun bir şekilde dramı her zerremde hissettiğim ve ayakta dakikalarca alkışlanacak nitelikte kusursuz bir oyun izledim dün akşam! Zorlu PSM prodüksiyonlarının genelde diğer oyunlara nazaran daha iyi olduğunu biliyordum, deneyimle tecrübeledim. Çünkü ekstra bir bütçe ayrılıyor, üzerine daha çok titreniyor ve bu nedenlerin sonucunda bilet fiyatları da haliyle daha yüksek oluyor. Bu oyun da onlardan biriydi, 1800 TL’ye yakın bir fiyat ödediğim için beklentim epey yüksekti. Merve Dizdar’dan kusursuz bir oyunculuk resitalini izleyeceğimizden şüphem olmadığı ve kendisini çok yakından görmek istediğim için en ön B sırasından biletimi almıştım. Sahneye girdiğimizde perdenin kapalı oluşu mutlu etti çünkü tiyatro bu demek bence. Sürprizli olmalı, dekoru ile ilgili merak uyandırmalı. Oyun öncesi seyirciye açık dekorlu oyunları genelde sevmiyorum. Oyun enteresan bir sahne ile başladı ve enteresanlığını katiyen bırakmadı oyun bitimine kadar. Uyuşturucu bağımlısı ve bir kimlik arayışında olan Sarah’ın tedavi olmak ve sanrılarından, kaygılarından, depresif ve de halisünatif reaksiyonlarından kurtulmak amacıyla gittiği rehabilitasyon merkezinde yaşadıklarını ve ne yöne doğru evrildiğini anlatıyor oyun. Öncelikle dekora değinmek isterim. Rejisinde İbrahim Çiçek’in olduğunu bildiğim için kendi kendime bir benzetme yaptım. Balina oyunundaki gibi bu oyunda da şeffaf bloklardan oluşan bir rehabilitasyon merkezi görünümü ile karşı karşıyayız. Sahneler arasında dekorlar değişmeli şekilde tasarlanmış ve kurgulanmış. Dekor değişimleri oldukça kusursuz şekilde ilerliyor ve seyirciyi seyirden koparmıyor. Hatta dekorları değiştiren dekor görevlilerin büründüğü kılık ve maskeler oyunun birer parçası niteliği taşıyordu. İzleyenler ne demek istediğimi net anlayacaktır. Erkek kardeşinin ölümünden dolayı kendi hayatına adapte olamayan Sarah’ın, adeta içsel huzuru ya da anlık bu depresif durumdan kurtulma çaresi olarak bir kaçış yolu olarak seçtiği uyuşturucu ve alkol ile ilişkisini görüyoruz. Bu ilişkinin kendisine ve ailesine verdiği zararlar ve bunların doğurduğu kopuk ilişkiler, yenilmeyen akşam yemekleri, yaşanılmamış anılar, tamamlanmamış eksik hayatlar… Arada oyun içinde dinamiği son derece hissedeceğimiz müzikler, tekno danslar ve karakter çoğalmaları Sarah’ın kendi içinde uyuşturucunun etkisiyle yaşadığı sanrılara ve halüsinatif reaksiyonlara ışık tutuyor. Fakat tüm bunların özelinde Merve Dizdar’a ayrı bir parantez açmak istiyorum. Çünkü son zamanlarda izlediğim en kusursuz ve etkileyici performanstı! Oyunculuk dersi niteliğinde izlediğimiz bu muhteşem oyunculuk karşısında söyleyebileceğim tek kelime; bu rolü kendisinden başka hiçbir oyuncunun canlandıramayacak oluşu olurdu. Cast seçimi bu noktada o kadar doğru olmuş ki, yan oyuncular her ne kadar harika oyunculuk sergileseler de üzgünüm ama Merve Dizdar’ın oldukça gölgesinde kalıyorlar. Bu diğer oyuncularda olan bir eksiklik değil, tamamiyle Merve Dizdar’ın kendi oyunculuk yeteneğiyle alakalı bir durum. Yanına hangi oyuncu gelseydi aynı durum yaşanırdı şüphesiz! Kendisini bir kez daha ayakta alkışlıyorum. Koca oyunu, bu kadar zor, uzun ve sert bir metni sırtlamak her yiğidin harcı değildir. Oyunda en beğendiğim detay; Sarah’ın geçirdiği ataklarda birçok Sarah karakterinin birden ortaya çıkarak zaman döngüsü çerçevesinde yaşadığı duygu durumlarını anlatması oldu. Rehabilitasyon merkezinde uygulanan tedavi yönteminin değişik yollarını, din methoduyla işlenen uygulama eylemleri, grup terapileri, travmaların gün yüzüne çıkarılarak bu travmalarla yüzleşme-hesaplaşma ikilemleri ve günün sonunda aydınlanma ve hepsinden arınma sürecine şahit olduğumuz 130 dk.lık muhteşem bir oyundu. İnsanlar-mekanlar-nesneler aracılığıyla yüzleşme & hesaplaşma adımlarını derin bir text ile sunmakla beraber arka planda çok güçlü bir reji var ve bir alkışı da o rejide oturan İbrahim Çiçek hak ediyor. Işık, ses, dekor ve bunların işleniş biçimindeki tavır çok özneldi ve oyunu da olduğundan güçlü kılıyordu. Oyunu seyrederken Sarah’ın kendini sürekli martı diye tasvir etmesinin nedenini daha iyi anlıyorum. Finalde dönüştüğü kimlikle hesaplaştığı aile yüzleşmesindeki duygu birikimleri ve gün yüzüne çıkan gizli gerçekler o kadar acı ve gerçekti ki… Duncan MacMillan’ın bu yorucu ve zor metni ancak bu kadar gerçek bir şekilde seyirciye nakledilebilirdi. Tüm ekibi alkışlıyorum. Başta İbrahim Çiçek ve Merve Dizdar’ı elbette! Tebrikler, tebrikler, tebrikler…
İzlediğim tiyatro, müzikal, bale ve opera temsillerini kendimce yorumladığım güncel paylaşımlarıma Instagram’da @metinler.sahneler hesabımdan ulaşabilir, ilgileniyorsanız takibe alabilirsiniz!
İnsanlar Mekanlar Nesneler / IdPro