-
29. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında gerçekleşen Ankara Devlet Tiyatrosu’nun uyarlaması olan Faust temsilini 30.01.2026 tarihinde AKM Tiyatro Salonu’nda izledim. 2025’teki edisyonda gerçekleşmeyip 2026’da bağımsız gerçekleşmesini hâlen anlayamasam da; ne yazık ki festivalde izlediğim en olamamış temsil olduğunu üzülerek söyleyebilirim. Devlet Tiyatroları’nın genelde gereksiz uzun oyunlar sahnelediğini biliyoruz ama bu oyun hem 3 saatlik süresi bakımından,
hem de kopuk ve net olmayan bir sahnelemeye sahip oluşu bakımından oldukça sıkıcı geçti benim için. Arada olamamış işler de izleyince olan oyunların kıymetini daha iyi anlıyorsunuz. Yine tekrarlıyorum, ben kendi perspektifimden baktığımda hiç sevemedim. Normalde bu kadar katı eleştirmem hiçbir temsili harcanan emekten dolayı fakat burada emek bile benim gözümde oyunu kotaramamış. Gelelim oyunun içeriğine… Faust; bilgiye, mutluluğa ve hayatın anlamına karşı doyumsuz bir doktorun şeytan Mephistopheles ile yaptığı anlaşmasını ve bu anlaşma neticesinde aşk, hırs, arzu, ihtiras, pişmanlık gibi birçok sınavla yüzleşerek hesaplaşmasını konu alıyor. İlk perdede şeytanın onun birden hayatına dahil oluşunu, Gretchen’e olan aşkını, şeytanla yaptığı anlaşmayı, Gretchen’in abisi Valentine’i öldürerek aşık olduğu kadını tutsak ettirmesi ve idama sürüklemesini, binevî hırslarının kurbanı olma yolundaki ilk trajik sürecini izliyoruz. Sükun Işıtan’a karşı en sonki ödül törenindeki teşekküründen dolayı bir ön yargım vardı yalan değil fakat oyunculuğuna gelecek olursam kusursuz bir performans sergiledi, kendisini ilk kez izleme fırsatım oldu. Keşke Medea Material’de izleyebilme şansım olsaymış… Genel olarak dekoru, görsel efektleri, özellikle kostümleri ve başrol oyuncuların oyunculuklarını çok beğendim. 2 puanı zaten onlara verdim. Fakat; uyarlama ve çeviri oldukça sıkıntılı. Metin çok kopuk, çok anlaşılmaz ve bağımsız geçişleri var. Açıkçası daha yalın ve net bir anlatımla, Wolfgang von Goethe’nin kült eseri FAUST’u bir opera uyarlamasıyla, canlı orkestra eşliğinde izlemek isterdim. Ya tiyatroya uyarlaması yanlış olmuş ya da opera uyarlaması ile daha başarılı olurmuş, bilemedim… İkinci perdenin daha iyi geçeceğini umuyordum fakat birden eserin toplumsal-politik boyutunun açılışı ile birlikte Faust’un kişisel arayışlarını ve hırslarını devlet ölçeğine taşıdığını bu sefer imparatorluk dönemiyle irdeleyerek izledik. Faust’un buradaki dönüşümü artık bireysel bir hazdan ziyade toplumu şekillendirme hayaline evrilir. Saray eğlenceleri, maskeler ve iktidarın gösteri ve aldatı ile yürüyebildiğinin altını çiziyor. Ama ne yazık ki benim nezdimde tüm bu evreler kafamda bir türlü birleşemediği için ortaya sadece sürekli saatime baktığım, bir an önce bitsin diye beklediğim, sıkıcı bir temsil çıktı. Faust’a karşı bir önyargı beslemek istemiyorum, umarım bir gün bu eserin operaya veya daha iyi bir uyarlamasına rast gelirsem mutlaka izlemek istiyorum. Bu arada temsilde absürd bir anlatım hakimdi, bu özgün bir uyarlama mı emin olamadım lakin o absürd anlatımı sevdim. Emek her daim takdir edilmeli fakat günün sonunda bu emek beni tatmin etmiyorsa sadece kuru bir tebrikle geçiştirmek durumunda kalıyorum. O sebeple “tebrikler”…
İzlediğim tiyatro, müzikal, bale ve opera temsillerini kendimce yorumladığım güncel paylaşımlarıma Instagram’da @metinler.sahneler hesabımdan ulaşabilir, ilgileniyorsanız takibe alabilirsiniz!
-
Üzülerek söylüyorum, hiç olmamış. Çok sıkıcı bir üç saat geçirdim. Hiç sevemedim.
-
-
2025’in son oyunu olarak izlediğim “Pembe Pırlantalar” oyununu 26.12.2025 tarihinde Büyükçekmece AKM Bedia Muvahhit Salonu’nda izledim. Uzun zamandır listemde olan oyunu izlemeye bir hayli çekiniyordum çünkü komedi türündeki oyunlara karşı genelde hep temkinli duruyorum. Benim nezdimde komedi oyunu yapabilmek trajedi & dramdan çok daha zor bir iş. Güldürebilmek hüzünlendirebilmekten çok daha zor bir meziyet bence. Salona ilk girdiğimizde basit ama yeterli bir ev dekoru karşılıyor bizi farklı bölmelerden oluşan. Duvarların rengi biraz Michael Pertwee’nin yazdığı “A Bit Between The Teeth” e gönderme niteliğinde, İngilizvari bir renk seçimi olsa da bütünüyle ele aldığımda komedinin yanısıra absürd ve deneysel bir tavır da gördüm oyunda. Oyun; kendi hâlinde, kendi vaktinde yaşayan sıradan bir adamın iş ortağı yüzünden bir günde hayatının alabora edilişini konu alıyor. Hatta oyunda birkaç kez tekrarlanan bir repliği ele alacak olursam; o yağmurlu günde tek isteği evinde oturarak pişirdiği fasulyesini yemek olan bu denli düz bir adamın çapkın iş ortağı yüzünden önce arabasını, sonra adını ona vermesiyle başının belaya sürüklenerek olayların daha da çözümlenemeyecek kadar komplike bir hâle dönüşmesini izliyoruz. Burada seyirciyi güldürme amacı üzerine kurulu bir metin var fakat bir tiyatrosever olarak bu metin bana fazla yetersiz ve zorlama geldi. Absürd ve deneysel bir tavırdan bahsetmiştim; çünkü Türkiye’de oynanan bir çeviri oyunu tıpkı Moliere’nin Cimri’sindeki gibi toplumumuza ve geleneklerimize göre bir evrim geçirerek düzenlenmiş fakat Cimri’deki o tadı alamadım ben. Cimri’de karnım ağrıyana kadar güldüğümü hatırlıyorum, üstelik süresi daha uzun olmasına rağmen bittiğine üzüldüğüm bir oyundu benim için. Ama burada ne yazık ki o iki buçuk saatin biraz zor geçtiğini söyleyebilirim kendi adıma. Süre bakımından biraz uzun, yer yer kendi içinde tekrara düştüklerini gördüm, konuyu ara ara tekrar ele aldıkları bazı yerler atılsa daha keyif verebilirdi. Tiyatroda metinlere sadık kalınırken tıpkı bu oyundaki gibi metin uyarlamalarını izlemek keyifli olabiliyor ama yerinde ve dozunda, amaca uygun yapılabildiği zaman… Diğer türlüsü kabak tadı veriyor tabir-i caizse. Yine de benim için ortalama bir oyun olurken salonda yükselen kahkahaları da ele alacak olursam birçoğunun da eğlendiği bir oyun izledik. Ara ara günümüzde kabul görmüş toplumsal yaralarımıza da ışık tutmalarını sevdim. Mesela bir ara Dilan Polat’lara gönderme yaptılar, bence yerinde ve komikti. Ceyhun Fersoy ile Sinan Çalışkanoğlu’nun arasındaki uyum göze çarpıyordu, Lemi beyin enerjiyi yükseltmesi, o muazzam ses tonu ve diksiyonuyla bir müfettişe hayat verdiği bu oyun; Aşkım ismindeki bir kedi, adaş olan Diana ismindeki iki kadın, çapkın ve kendi halinde olan iki ortak kuyumcunun bir günde bir yalanla nasıl hayatlarının değiştiğini, çıkmaza doğru sürüklendiğini ve günün sonunda tüm kördüğümlerin çözülmesiyle daha içinden çıkılamaz bir duruma dönüşmesini konu alarak sizi tamamiyle güldürmeyi ve keyifli bir zaman geçirmenizi vaad ediyor. Ben tam anlamıyla tatmin olmasam da sizlere gitmenizi tavsiye edebilirim, her ne kadar “şiddetle” olmasa da…
İzlediğim tiyatro, müzikal, bale ve opera temsillerini kendimce yorumladığım güncel paylaşımlarıma Instagram’da @metinler.sahneler hesabımdan ulaşabilir, ilgileniyorsanız takibe alabilirsiniz!
-
Duncan Macmillan & Jonny Donahoe’nin yazdığı, dilimize Seçil Honeywill tarafından çevrilen “Harika Şeyler Listesi” oyununu 11.12.2025 tarihinde Alan Kadıköy’de izledim. Bora Akkaş’ı daha önce Afife’de izlemiştim, ilk kez tek kişilik gösterisini izlemek üzere alana geldik. Performansı öncesinde salona gelen seyircilerden seçtiklerine kendi harika şeyler listelerinden birer kartlar veriyor Bora bey. Kartlardan bir tanesini de bana verdi, benim kartım 123321 numaralı bir karttı ve üzerinde “Tersinden de aynı şekilde okunan kelimeler” yazıyordu. Performans esnasında her numarayı söylediğinde o numaraya ait kartın sahibi kartta yazan kelime veya cümleleri söyleyecekti. Oyun interaktif oluşuyla, samimi ve sıcak bir atmosfer içinde oynanmasıyla güzel ilerliyor ve sıkıcılıktan epey uzak. Seyircilerin de yer yer dahil oluşuyla bir tiyatro oyunundan ziyade tek kişilik bir performans izlediğimizi söyleyebilirim. Arada böyle temsiller izlemeyi seviyorum, farklı şeyleri denemeyi tercih edenlerdenim. 6 yaşındaki bir çocuğun gözünden ve onun anlatımıyla konuya giriş yapıyoruz. Yaşamdan bağlarını koparmış, mutsuzlukla ölüm arasındaki tuhaf bir dengede olan ve intihar etme eğilimindeki annesine hediye olarak yazdığı harika şeyler listesindeki ilk maddeleri dinliyoruz. Seyircilerden sesler geliyor. “Dondurma!” “Su savaşı!” Ve listenin ilerleyen kısımlarında hayatında yapmaktan keyif alacağı, ona bir şeyler katabileceğini düşündüğü tüm eylemleri, özneleri, nesneleri yazmaya devam ediyor. Hayatındaki ilk kayıbı, ölümle ilk yüzleştiği an köpeği Chuck’ın ötenazi yoluyla veterinerde yaşamına son verilmesiyle başlıyor. Ve ne zaman başı sıkışsa onunla sohbet ediyor, onun hayaletiyle dertleşiyor. Sonrasında babasıyla olan baba-oğul ilişkisini izliyoruz, hayatında baba figürünün yerini görüyoruz. Okulunda rehber öğretmen olarak çalışan hocasıyla iletişiminde hayatındaki eksik parçaları tamamlamaya çalışması neticesinde yazdığı kartların nasıl onu bir insana dönüştürdüğünün sinyallerini alıyoruz. Bütün bunlar olurken seyircilerin yer yer rol almalarıyla hikâye hem daha keyifli bir hâl alıyor, hem de daha akıcı ve anlaşılır oluyor. Ergenlik çağında kütüphanede tanıştığı Sam adındaki bir kıza aşık olan karakterimiz, onunla tanıştığı evreyle ilişki yaşadığı evredeki değişim ve dönüşümlerin hem keyifli anılarını, hem sancılı yönlerini bizlere aktarıyor. Belli bir yaştan sonra liste yapmaktan vazgeçen karakterimizin asıl benliğini ve onu o yapan tüm her şeyi aslında yazdığı harika şeyler listesi olduğunu geç de olsa fark etmesiyle tekrardan listeyi sıfırdan yazmaya başlıyor ve 1 milyona ulaştığında ise; 7 sene sonra mektubunu fark ettiği eski sevgilisiyle nasıl bir yol izleyeceğini bilmeden oyun finale erişiyor. 2 puan kırmamdaki sebep; metin akıcı fakat beklediğim vuruculukta değildi. Bora beyi izlemek çok keyifli, zira sahnede onu değil, sahiden 6 yaşındaki bir çocuğu izledik. Seyirciyle olan enerjisi de muazzam, hiç sıkılmadık. Dahil olurken de epey keyif aldık. Ama finalinde yarıda bırakıldı hissiyatı oluşturması ve hikâyenin daha etkili olmasını ummam sonucunda ortalamanın üzerinde, en’lerimin arasında yer almayan, güzel ve keyifli bir oyun izlediğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Gitmek isteyenlere de mutlaka tavsiye ederim, belki siz farklı bir pencereden izlerken kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz…
İzlediğim tiyatro, müzikal, bale ve opera temsillerini kendimce yorumladığım güncel paylaşımlarıma Instagram’da @metinler.sahneler hesabımdan ulaşabilir, ilgileniyorsanız takibe alabilirsiniz!
Faust / Ankara Devlet Tiyatrosu