-
Çok büyük beklentiyle gittiğim ancak beklentimin çok altında kalan bir müzikal maalesef ki. Öncelikle bu kadar uzun bir oyun seyretmek ( yaklaşık 3,5 saat) her ne olursa olsun güzel olacak bir oyunun bile seyir zevkini düşürür. Usta oyuncuları seyretmek, çalan şarkılar ile nostalji yaşamak ve dekor kostüm ile görsel şölen yaşamak dışında olay örgüsü çok zayıf, diyaloglar cok basit ve güncel göndermelerin cokkkkk fazla oluşı nedeniyle beklentimin altında kalan bir oyun diyebilirim. Ancak verilen çokkkkk büyük emek için tebrik ederim özellikle arka plan o dekorlaro taşıyan planlayan ekibi ayrıca tebrik ederim.
-
-
Gırgıriye Müzikali’nin prömiyerini 15.04.2026 tarihinde Ülker Sports Arena’da izledim. Müjdat Gezen’in yazıp yönettiği bu büyük prodüksiyon, hem nostalji hem de politik göndermelerle bezeli, iddialı bir iş olarak karşımızda. Ama açık söylemek gerekirse; gece benim için sahneden önce organizasyonla başladı ve ne yazık ki
o kısım oldukça sancılı ve problemliydi. Öncelikle alana çok erken gelmenize rağmen ciddi bir yönlendirme eksikliği var. Doğu-Batı girişlerini tamamen insanlara sorarak buluyorsunuz ve kapasite yetersizliği sebebiyle yaklaşık 1 saat soğukta bekletiliyorsunuz. Kapıların açılması da ancak protestolar, ıslıklar ve tezahüratlar eşliğinde oyun başlamasına 30 dk kala zar zor gerçekleşti. Bu kadar büyük bir mekânda böyle bir organizasyon eksikliği gerçekten düşündürücüydü. Açıkçası bu kadar büyük bir stadyumda sahnelenmesine gerek var mıydı sorusu da aklımın bir köşesinde kaldı. Üstüne bir de Bülent Ersoy’un kadrodan ayrıldığını kapıda öğrenmek… Seyir deneyimi daha başlamadan biraz gölgelenmiş oldu. Kendisi çok önem taşımıyordu benim için ancak bu kadar PR’ı fazlasıyla yapılan bir müzikalin bilinen bir sanatçıyla yollarını son dakika ayırması büyük bir amatörlük. Oyunun kendisine gelecek olursam; hikâye klasik Gırgıriye evreninden tanıdığımız Bayram ve Güllü’nün aşkı etrafında şekilleniyor. Ailelerine rağmen birbirlerini seven ama kavuşmakta zorlanan bir çift… Güllü’nün assolist olma hayali uğruna annesi Sabahat’le birlikte mahalleyi terk etmesi, şöhret yolunda ilerleme kararı alması ama kalbinin hep Bayram’da kalması… Ve sonrasında Bayram’ın da assolist olarak karşısına rakip çıkmasıyla gelişiyor. Hikâye, Sulukule atmosferi içinde ilerlerken hem mahalle kültürünü hem de o eski Türkiye hissiyatını sahneye taşımaya çalışıyor. Bu noktada şunu söylemeliyim; oyun gerçekten izleyiciyi zaman zaman geçmişe götürmeyi başarıyor. Ancak ne kadar o eski Türkiye’yi hatırlatmaya çalışsa da, günümüzün acı gerçekliği sizi o rüyadan hızlıca uyandırıyor. Belki de oyunun en dokunaklı taraflarından biri tam olarak bu çelişkiydi. Bu sebeple yer yer siyasî göndermeler vardı ve bu cesur hareketi yapamayanlara inat sonuna dek destekliyorum. Sahne geçişleri kendi içinde akıcıydı ve bu uzun süreli yapının temposunu ayakta tutmayı başarmış. Dekor ise işlevsel ama bu kadar büyük bir prodüksiyon için biraz daha özgün ve detaylı bir tasarım beklerdim. Daha çarpıcı bir görsel dünya kurulabilirdi diye düşünüyorum. Oyunculuk tarafında ise gerçekten güçlü bir kadro izledik. Gülben Ergen’in Güllü performansını beğendim. Zaten kendisine olan hayranlığım ayrı, ama onu Dadı’dan beri yıllar sonra sahnede oyuncu olarak izlemek gerçekten keyifliydi. Perran Kutman’ı tekrar sahnede görmek ise başlı başına çok değerliydi; tam anlamıyla bir ustadan oyunculuk resitali izledik. Müjdat Gezen’i sahnede görmek ve onun politik göndermeleriyle dolu bir gece geçirmek de benim için ayrı bir deneyimdi. Levent Kırca’ya selam göndermesi de çok şık bir hareketti. Ruhu şad olsun… Günay Karacaoğlu, Ceyhun Fersoy ve Şeyla Halis gibi isimlerin sahnedeki profesyonelliği gerçekten çok net hissediliyordu. Diğer oyuncularla aralarındaki tecrübe farkı da bu anlamda belirgindi. Müzikal tarafında ise Ömür Göksel, Suzan Kardeş ve Selçuk Ural gibi isimleri izlemek keyifliydi. Semiha Yankı ile adeta Eurovision gecesine kısa bir yolculuk yaptık. Ancak müzikal bir işte tüm performansların playback olması beni açıkçası biraz uzaklaştırdı. Canlı performansın getirdiği o duygu eksik kalmış gibi hissettim. Ayrıca günümüzün bazı ikonik isimlerine yapılan göndermeler de bana çok yerinde gelmedi; yer yer zorlama ve gereksizdi. Aynı şekilde Gülşah Saraçoğlu’nun sahnedeki varlığı da hikâyeye çok bir katkı sağlamıyordu, olmasa da olurdu diye düşündüm. Oyun toplamda 3 saat 45 dakika sürdü (20 dakika geç başlama ve 20 dakika ara dahil). Bu süre, özellikle başlangıçtaki aksaklıklarla birleşince seyir deneyimini biraz zorlayan bir noktaya geliyor. Ancak sıkılmadan izlediğimi söyleyebilirim. Genel olarak baktığımda “Gırgıriye Müzikali”; nostaljiyle beslenen, politik göndermeleriyle yer yer çok keyifli, güçlü oyunculuklarla ayakta duran ama organizasyon ve bazı tercihleriyle de tökezleyen bir iş olmuş. Tüm eksiklerine rağmen sahnede gördüğüm emek ve yaratılan atmosfer, oyunu izlemeye değer kılıyor. Alkışı zaten bol olacaktır…
İzlediğim tiyatro, müzikal, bale ve opera temsillerini kendimce yorumladığım güncel paylaşımlarıma Instagram’da @metinler.sahneler hesabımdan ulaşabilir, ilgileniyorsanız takibe alabilirsiniz!
-
Perran Kutman ve Müjdat Gezen gerçekten çok heyecanlıydı heyecanlarını görmek çok güzeldi. Ancak Oyunun süresi, sahnede kurulan dünyanın ağırlığını taşıyacak bir derinlik sunmak yerine zaman zaman uzayan ve seyirciyi yoran bir akışa dönüşüyor. Olay örgüsü ise ne yazık ki bütünlüklü bir yapı kurmakta zorlanıyor; sahneler arasında hissedilen kopukluk, anlatının ruhunu yer yer dağıtıyor. En belirgin
eksiklik ise, izlediğimiz şeyin kimliğinin netleşmemesi: Bir müzikal mi, bir konser mi, yoksa bir tiyatro oyunu mu? Sanki her birinden parçalar alınmış, ancak bu parçalar tek bir estetik çatı altında tam anlamıyla birleşememiş. Bununla birlikte, mizahın sahnedeki varlığı etkileyiciydi ben beğendim. Müjdat Gezen ile Perran Kutman’ı izlemek, adeta geçmişin o sıcak, samimi tiyatro geleneğine kısa bir yolculuk gibiydi. Mizahlar mükemmeldi! Ceyhun Fersoy’un performansı ise beklenmediğim kadar iyiydi olumlu anlamda şaşırttı beni. Ancak Gülben Ergen 'i müzikal performansında sorun yoktu ama oyun performansını pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Uğur Dündar, Semiha Yankı ve Selçuk Ural gibi isimleri sahnede görmek, nostaljisi güzeldi Özlediğimiz anıların sahneye taşınması, oyunun en kıymetli yanlarından biri. Uğur Dündar’ın “Arena”sına yapılan yolculuk, Levent Kırca’nın anısının yaşatılması ve Gırgıriye’den süzülen o tanıdık replikler, izleyiciye geçmişle bugün arasında duygusal bir köprü kurması güzel. Dekorlar ve kostümler ise bu nostaljik atmosferi destekleyen, özenle düşünülmüş detaylar güzel. Kısacası ez cümle , biçimsel olarak aşırı dağınık ve uzun ama duygusal olarak zengin bir sahne deneyimi… İzleyiciyi yer yer tereddütte bırakan, ancak anılarla örülü anlarda içini ısıtan bir gösteri.
-
Muhteşem bir performans, harika oyunculuklar. O kadar güzeldi ki oyun bittikten sonra bir süre etkisinden çıkamadık sahnede sanki gerçekten hayvanlar yyer alıyordu. Kesinlikle izlenmesi gereken bir oyun ve oyunculuklar , tebrikler…
Gırgıriye Müzikali / TiyatroTr