-
Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner…./ Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda / Azapta ruh gibi gıcırdıyor durmadan, /Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan /Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda…. Her Şey Yerli Yerinde- Ahmet Hamdi Tanpınar şiiri; oyunun açıklamasındaki, şiire güçlü bir karşılık olsun.. Yorum yazmak hiç niyetinde değildim. İki zıt farkı yorum görünce görüşlerimi belirtmek istedim. Asıl oyun sahnenin başladığı yer burası.. esrar perdesi aralanmış oluyor.
Çünkü her şey zıttı ile kaim olur. (Saatleri Ayarlama Enstitüsü) Belki bu yorum ile, görünür olmak veya kalmak arasındaki o seçimimi yapmış oldum; “GAYEV - Dostlarım, sevgili, değerli dostlarım benim! Bu evi sonsuzca bırakırken, susabilir miyim, tutabilir miyim kendimi veda duygularımı dile getirmeden, şu anda ruhumu ve tüm benliğimi dolduran... (Vişne Bahçesi, ÇEHOV)” Her oyuncunun konuşması ve diğerlerinin çıkardığı sesler 52 hertz balinasına birer saygı duruşudır.. Duygular ve anılar ise şiirdeki Maceralarımızı hatırlatma çabalarıdır, ada halkı gibi birer sarı yapraklar gibi rüzgarda uçuşup kaybolması ne üzücü değil mi? Terkedişler, kaçışlar… Arayışlar.. Her kaçış bir arayış değil midir? Hayastan halkını buna iten nedenleri irdelememiz gerekir.. Bir insan neden ana vatanını terk eder… Cevabını milyonlarca yıl önce yaşayan Eski Romalılar “Cognitio rerum" sözünü bizlere iletmişler.. Latince bir terimdir ve "şeylerin bilgisi" veya "olguların bilinci" anlamına gelir. Kendi olgu bilincimize, özellikle kavrayışımıza sahip olmak, ezber bilgi değil, her şeyin nedenini anlama fikri meydana getiriyor, bu olmaz ise. Başkalarının ürettiği arguman ve kelimeleri ile hipnoz edilmiş oluyoruz… Bir çok söz edilmesi gereken konu var.. Sahnedeki anlamsız hareketler, hayatın anlamsızlığını, ayın bile yerinde olmayacağını, değişkenliğini, terk edeceği gibi meteforlar… Bir duygudan alıp, başka bir duygu içine natürel bir şekilde, geçişleri, bir çok fiziksel hareketler.. Bizler tiyatro eleştirmenleri değiliz.. Sadece birer aynayız.. Varlık vergisinden bunalan Aşkale’li Mardiros (kelime anlamı, vaftisçi anlamına geliyor) dede. Sahnede ağızdan çıkan basit bir cümle gibi karşılık bulmuş olabilir. Oysa bir göz ağlarken, bir göz gülebilir mi hiç? İnsanın seveceği şeyin hep orda kalması fikri, ne yıkıcı.. bu duyguyu, bir adadan alıp bir evi terk eden Vişne bahçesi sakinlerine bırakmak istiyorum sınırsız fikir ve düşüncemi yazabilirdim ama bu hayatta bizi tutan şey, yine kendimizdir; unutmayın ki, boş bir yaşam asla temiz olmaz… LUBOV ANDREYEVNA RANEVSKAYA: (Odaya göz atar.) Elveda sevgili evim, yaşlı dedecik. Kış geçecek, ilkbahar gelecek, ama sen olmayacaksın artık, yıkıyorlar seni. Bu duvarları ne kadar çok gördük!…
-
Oyunu dün akşam izledim. Gençlik, birey olmaya çalışmak ve aynı anda azınlık olmak. Zor evet ama maalesef bana bu oyundan hiçbir duygu geçemedi :( Sembolleri anlamlandırmaya çalışmayı da bir noktada bıraktım. Kolektif oyun yazmak ve sahnelemek zor ve riskli. Yeni nesil tiyatro için belki de ben yaşlı bir izleyiciyim…
-
“Hertz 52” tanıtım metnini okuduktan sonra oluşan beklentim netti: düşündüren, belki biraz nostalji yaşatacak, eşimle birlikte keyifli bir tiyatro akşamı. Ne yazık ki sahnede karşılaştığımız gerçeklik, bu beklentimin epey uzağında kaldı.
Ortaya konan iş, klasik anlamda bir tiyatro oyunundan ziyade, gevşek bağlarla bir araya getirilmiş kişisel anlatılar silsilesini içeriyordu. Açılış sahnesinde atılan tokatlar ve hemen ardından oyuncuların seyirciye selam vermesi, gösteri sonlandı gibi bir düşündürme yapılması, sanki sonradan anlayacağımız bir bütünün parçası değil de kendi başına duran bir sahne olarak kaldı. Gösterinin devamında, oyuncuların zaman zaman birbirleriyle, zaman zaman mikrofon başında seyirciye yaptığı paylaşımlar, Büyükada’ya dair bireysel anıların aktarımına dönüştü. Ancak bu anlatılar, tanıtım metninde bahsedilen, “Ada neden yok oluyor” gibi bir hikâyeye cevap bulmada birleşmek yerine, sadece monologlar olarak kaldı. Oyuncuların kendi aralarında yaptıkları sohbetlerde dahi bir hikâye oluşturan öğeler olarak göremedik.
Sahne üzerindeki fiziksel aksiyonları da anlamlandıramadığımı ifade etmem gerekir; bir oyuncunun diğer bir oyuncunun kafasına su dökmesi, sahnedeki tüm eşyaların dağıtılmaya başlanması, kıyafetin çıkarılıp mayolu olarak anıların paylaşılması, krema ile yapılmaya çalışılan taç, bir oyuncunun diğer bir oyuncunun yüzüne yeşil bir su tükürmesi… Tüm bunların anlamlanmasını bekliyorsunuz; ancak oyun ilerlerken bu soruların hiçbirinin karşılık bulmadığı görülüyor. Bir “flash forward” hissi yaratan açılışın, anlatının geri kalanıyla birleşerek bir noktaya varmasını ümit ediyorsunuz, ama bu bağ da kurulmadan oyun sona eriyor.
Sonuç olarak “Hertz 52”, seyirciye, tanıtımında belirtilen bir hikâye sunmaktan çok, parçalı bir gösteri olarak kalıyor. Eşimle salondan çıkarken aklımızda kalan temel soru şuydu: “Az önce ne izledik?”
Değerlendirmem sert gelebilir; fakat iyi bir işi takdir etmek ne kadar değerliyse, beklentimi karşılamayan bir işi de aynı açıklıkla değerlendirmek gerekir düşüncesindeyim. Bu bağlamda, “Hertz 52”yi kişisel olarak önerebileceğim bir oyun değil.
-
Sessiz sedasız koptu kıyamet, duygudan duyguya, halden hale sürüklendiğimiz, kah dalgalı kah durgun bir deniz gibi bizi adanın sularında yüzdüren, zaman zaman da boğulma tehlikesi geçirmemimiz sağlayan su gibi oyun, tüm ekibi yürekten kutluyorum, hangardz bağımsız tiyatrosu serüveninde emin adımlarla ilerlemeye devam ediyor, muhakkak takip edilmesi gereken çiçek gibi bir ekip…
-
Ve Günün Birinde Bir Şeyler Daha Öldü
Hangardz'dan " 52 Hertz "
Tahliye vapurunun iskeleden hareket etmesine dakikalar kalmıştı.Yüzlerde sadece korku, endişe, panik vardı...ve bir tokat !
Dört genç kadın tüm çocukluklarını, kayıplarını, hayata dair umutlarını, düş kırıklıklarını, sevdalarını yaşadıkları bu adaya bir oyunla veda etmek istiyorlardı.Bellekleri ve hatıraları onlara ihanet etmeyecekti nasılsa.Evet, bir oyun...neden olmasın ?
" 52 Hertz " günümüzde, özellikle niteliksel ve estetik anlamda hayli seyrelmiş, hatta az bulunur bir duyarlığı, kat kat derinleştiren, çağcıl, akıcı, enerjik, yalınkatlıktan uzak bir sahne diliyle izleyiciye yansıtıyor.Dahası biçemi, iç sürekliliği, yarattığı atmosfer ile de zaman, hatırlama, özlem ve çağrışımları başarıyla aktarıyor.Özellikle Garine Maral Çizmeciyan'ın adeta bir virtüözite sergilediği o dans sahnesi...
Evet, " 52 Hertz " de sorgulama, tarihsel ve toplumsal sorunsallar, ödeşme, tartışma, edilgin bir suskunluk zekayla, estetikle, duyarlıkla ele alınmış.
Diana, Lara, Tara ve Garine'yi izlerken neden bilmiyorum bir Murathan Mungan şiirinde buldum kendimi.
" Seyyar bir fotoğrafçının dikkatiyle ve balkalarının elyzılarıyla yazdığı kitabı/ filme alıyormuş gibi, cebinde çocukluğu geçmişi, yüreğini koyarak filmin her karesine/ tamamlamış kendini." Evet, o tamamlamak hali.
Zinnure Türe yer yer absurde, gerçek ötesini zorlayan detayları, simgeleri, etki, izlenim, anı, algıları, yaşananlarla, olan bitenleri 'kusursuz,yalın bir bütünsellik' içinde yorumlamış.
Garine, Tara, Lara, Diana için ada denizdi, ada özgürlük, ada kendini bulmaktı...boyunlarında taşıdıkları kolyeyi saklamamaktı.Kalabalık içinde görünür olmaktı.Geçmişe ait revnaklı zamanlardı.Adadan uzakta kalmak hiç iyi gelmemişti onlara...gelmeyecekti de.
Panço yoktu.Lale Sineması, yaz kampı, samimiyet yoktu...kalmamıştı.Hatıralar...sadece hatıralar ve zamanla soğuyan, buzkesen ilişkiler.Hepsi bu !
" 52 Hertz " izlenmesi gereken çok önemli bir çalışma.
Künye :
Metin: Ortak Üretim
Yönetmen: Zinnure Türe
Yönetmen Yardımcısı: Öykü Gökduman
Dramaturg: Miran Bulut
Oyuncular: Diana Chilingaryan, Garine Maral Çizmeciyan, Lara Narin, Tara Demircioğlu
Dış Ses: Miran Bulut , Sedat Can Güvenç , Zinnure Türe
Ses Tasarımı: NodDuo
Işık Tasarımı: Utku Kara
Kostüm & Aksesuar Tasarımı: Hilal Polat
Dekor Tasarımı: İsabel Gültop Gebenlioğlu
Görsel ve Afiş Tasarım։ Anet Sandra Açıkgöz
Fotoğraflar: Ayten Çelik
Video: Murat Çetinkaya
Yapım: Hangardz
Genel Koordinatör: Lara Narin
Operasyon Ekibi: Yeğya Akgün, Sevada Haçik Demirci, Antranik Kristapor Bakırcıoğlu, Bared Çil
Işık operatörü: Abrek Bayseç
Ses operatörü: Esra Değer
52 hertz / hangardz