Carmen'i 7 Şubat 2026 akşamı Ankara Devlet Opera ve Balesi’ndeki Prömiyer'inde izledim. Zaten daha ilk perde başlamadan salonda o özel temsil hissi vardı. Performans öncesi ne kadar emek sarf edildiğine dair kısa bir hoşgeldiniz konuşması yapıldı. Dört perde, aralar dahil yaklaşık üç buçuk saat sürdü. Eser Sevilla/İspanya'da geçiyor ama bestecisi Bizet, o yüzden ile Opera'yı Fransızca izledik. Salonun tamamı doluydu, seyirci de oldukça ilgiliydi. 3,5 saat boyunca telefonunu kontrol eden çok az kişi vardı.
Orkestra özellikle ikinci perdedeki tavernanın canlılığı ve dans hissini çok iyi taşıdı. Müzik yer yer gerilimi iyi verdi. Vokal performanslarda Carmen ve Don Jose arasındaki karşıtlığa bayıldım. Carmen’in sahneye girdiği ilk an, Habanera aryası özellikle:
Aşk derbeder bir çingene çocuğudur, asla yasa tanımaz.
Eğer beni sevmezsen, ben seni severim. Seversem eğer, korun benden!
kısmı karakterin özgürlük değil toksikliğini müthiş verdi.
Escamillo’nun girişinde salonun enerjisi yükseldi. Don Jose’nin düşüşü küçük bir kartopu gibi başlıyor, ikinci perdeden sonra dağdan aşağı yuvarlanan çığ gibi önüne geleni, kendisi de dahil, süpürüyor. Psikolojik açıdan kime hak vereceğim ben şimdi Carmen'e mi, Don Jose'ye mi diye ikilemde bırakıyor. Ancak üçüncü perdeye geldiğimizde tempo düşüyor. Dağ sahneleri dramaturjik olarak zaten zor; gerilim hazırlanıyor ama sahne enerjisi mecburen askıda kalıyor. Bu temsilde üçüncü perde biraz uzadı ve akışın en zayıf halkası bence. Ben zaten Libretto'yu (metni) gereğinden uzun buldum. Bugün yazılsa bu eser daha fit bir şekilde rahatlıkla 2 saate indirilebilir diye düşünüyorum.
Sahneleme ve reji tarafında Sevilla meydanından tavernaya, oradan dağ kampına ve finalde arenaya geçişler netti. Carmen gibi bir eserde reji ya çok modern bir yorum getirir ya da klasik çizgiyi iyi işletir; burada ikinci yol seçilmiş. Büyük risk alınmamış ama hikaye anlaşılır ve akıcıydı.
Sahne tasarımı ve ışık Carmen’in İspanya hissini taşıdı. Renkler, kalabalık sahnelerdeki koro düzeni ve bazı anlarda 70–80 kişinin aynı anda sahnede olması etkileyiciydi. Sahneye çıkan çocuklar ayrı bir hava kattı. Gerçekten müthiş bir emek var, kostümler için bile ne uykusuz geceler geçirilmiş çok belli.
Carmen’in özgürlüğü ile Jose’nin sahip olma arzusu arasındaki çatışma, son perdede tam anlamıyla bir kırılmaya dönüştü. Neredeyse 150 sene önce kadının özgürlüğünün böyle resmedilmesi beni tarihsel açıdan şaşırttı. Carmen, üstelik 1800'lerde, erkeklerin kafasındaki kadın rolünü reddediyor. Hayır diyebiliyor ama erkekleri de özellikle Jose'yi ilk perdede manipüle ederek, küçümsüyor. Adam askerlik kariyerini yakıyor, hapislere atılıyor, Carmen sonradan konusu geçince: (Zuniga'ya) "Ne oldu ya o zavallı askere" gibi bir şey söylüyor. Bu da eseri rahatsız edici bir insan trajedisine taşıyor. Final sahnesi bunu güçlü biçimde hissettirdi. Daha fazla spoiler vermemek için finalin detayları hakkında yazmıyorum.
Bu yüzden benim notum: 8/10. Çok iyi bir gece, güçlü bir prömiyer, müzikal ve sahnesel olarak tatmin edici bir Carmen. Ama üçüncü perdedeki tempo kaybı ve yer yer uzunluğu, bunu 9 seviyesine çıkarmadı.
Monte Kristo Kontu /