Kaybolan ve yitip giden kimliklerin izini ısrarla takip ederek sistemle yüzleşmekten çekinmeyen cesur bir anlatı.
•••••
Üretimlerini takdirde takip ettiğim ve çizgilerini kolay kolay bozmaya da niyetleri olmayan Cihangir Atölye Sahnesi, sezonun hemen başında seyirciyle buluşturduğu Yaşar Kemal uyarlaması Filler ve Karıncalar’da hızını alamadan yine bir sistem eleştirisini doğru metin seçimi ve reji tercihiyle sahneye taşıdı. Fransız yazar Roland Topor’un “Joko’nun Doğum Günü” adlı eseriyle bu sezonki haykırışını yüksek perdeden duyurmaya devam eden topluluk, bu tercihleriyle dahi kendilerinin sıkı takipçilerini hayal kırıklığına uğratmıyor.
•••••
Bir atık su deposu işçisi olan Joko’nun başkalarını sırtında taşımayı kabullenmesiyle başlayan dönüşümü gerçeküstü bir absürd komedi şeklinde yansıtan oyun, “erk”i elinde bulunduran sistemin/iktidarın şiddet, baskı, zulüm ve eşitsizliği rıza yoluyla sıradanlaştırarak bireyin benliğine söz geçirememe acizliğini eleştirel bir biçimde aktarıyor. Joko’nun sahip olduğu “beden”i üzerindeki hakimiyetini kaybetmesi ve akabinde yabancılaştığı bedeninin sistemin elinde bir araca evrilmesi, insanlığın geçmişten bugüne değişmeyen aciziyetini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Emir, sindirme, itaat ve kabullenme döngüsünün keskin şeması, CAS’ın kararlı tutumuna eşlik eden Muhammet Uzuner’in trajikomik ve grotesk rejisi sayesinde etkileyici bir anlatı yansıtıyor.
•••••
Topluluğun önceki oyunlarına göre sahne tasarımının çok daha doyurucu olduğu gözlerden kaçmazken bu noktada Veli Kahraman’ın dokunuşları metnin anlatısıyla bütünleşerek doğru bir şekilde hizmet ediyor. Oyunun yüksek performans gerektiren hareket tasarımı konusunda ise en büyük şans, Hicran Akın imzalı koreografi oluyor. Buna eşlik eden ve gözümüzü doyuran Nihan Şen’in kostüm tasarımları, oyunun duygusunu iliklere işleyen Berkay Özideş imzalı enfes müziklerle vurucu etkisini daha da yukarı taşıyor. Ve en büyük alkışı da birbirinden yetenekli ve pırıl pırıl genç oyuncular hak ediyor kesinlikle. Metnin mesaj veren ve hissedilir derecede ağır tonu altında hiçbir şekilde ezilmeyen; aksine onu daha da yücelten performanslar, 55 dakikalık bir başkaldırıya dönüşüyor. Oynandıkça daha da iyi olacağına yürekten inandığım oyunun yolu açık, seyircisi bol, ilham alanı çok olsun.
Yıllar sonra yeniden fakat eskisi gibi mi?
•••••
İngiliz yazar Tim Foley’nin çağdaş tiyatronun dikkat çeken metinleri arasında yer alan oyunu “Sürüklenmiş”, yıllardır birbirinden uzak kalmış iki kardeşin ölüm döşeğindeki babaları vesilesiyle yeniden bir araya gelişi ve giderek suyun yüzüne çıkan hesaplaşmalarını sahneye taşıyor. Oyundaki iki kardeşe hayat veren Tuğrul Tülek ve Rıza Kocaoğlu’nun da 15 yıl aradan sonra bu oyun için aynı tiyatro sahnesinde buluşması da adeta kaderin bir cilvesi oluyor. Usul usul yaklaşan bir babanın ölümü etrafında geçmişle bugünün pamuk ipliğine bağlı dokusunun giderek koptuğu oyunda hırçın dalgalar misali uzaklardan kıyıya vuran yüzleşme; yarım kalan, konuşulmayan, arka plana atılan ve hafızadan silinmeye zorlanan meselelerin buluştuğu somut bir kavrama dönüşüyor. Bu noktada farklı yerlerde birbirine zıt hayatlar yaşayan iki kardeş, yas tutma sürecinde kendilerini ve birbirlerini yeniden keşfettikleri bir sarmala dahil oluyor. Hesaplaşmanın bir yandan değer verme, sevme, affetme, empati kurma ve birlikte paylaşma gibi olgularla yumuşayan yapısı, oyunu farklı duygusal tonların paletine yerleştiriyor.
•••••
Oyunun konu itibarıyla zihinde oturan ve bir yere konumlanan yapısı, sahneye taşınma noktasında aldığı pürüzlerle törpüleniyor kanımca. Öncelikle en dikkat çeken noktaların başında gelen oyunun çevirisi, kimi anlarda kulak tırmalayacak düzeydeyken kimi noktalarda ise oyunun bağlamına ters düşüyor ve sanki eksik cümleler tahmini bir akışla doldurulmuş hissiyatı yaşatıyor. Bunun yanında metnin oyuncuların üzerine tabiri caizse dar gelen kalıbı, sahneye taşındığında seyircinin duygusal derinliği “hissetme”si noktasında hafif kalıyor. Bu da oyunun belli anlarında karakterler ve olay örgüsüyle olan bağını zayıflatıyor. Hikayenin akışı noktasında sahneler arası geçişlerin bu derece keskin olması da oyunun en göze çarpan noktalarından biri.
•••••
Kerem Çetinel imzalı sahne ve ışık tasarımının metnin atmosferini hakkıyla yansıtan görünümü oyunun dikkat çeken teknik detaylarından biri olurken son anlara doğru karakterlerin denizde dalgalarla boğuştuğu anın hissiyatını seyirciye geçiren koreografi de dikkat çekiyor. İki kardeş arasındaki duygusal kopuş ve uçurumun yanı sıra çevresel tahribat konusuna da ucundan dokunmayı başaran oyun, özellikle Tuğrul Tülek ve Rıza Kocaoğlu’nun birbirine uyan başarılı performanslarıyla ayakta kalıyor. Belli anlarda temponun düşmesi seyirciyi oyundan koparacak noktaya getirse de duygusunu nispeten geçirmeyi başaran oyun, üzerine düşünülecek meselelerin tohumlarını seyircisinin zihnine bir şekilde serpiştiriyor.
Joko'nun Doğum Günü / Cihangir Atölye Sahnesi