Jennifer Tremblay’in kaleme aldığı ve yayımlandığı günden bu yana önemli ödüllere layık görülen; çağdaş Fransızca tiyatro repertuvarında dikkat çeken metinler arasında yer alan “Liste”, verilen fakat yerine getirilmeyen bir sözün yarattığı pişmanlıkla hikayesini katman katman açmak istese de soru işaretleri bırakıyor. İçsel bir pişmanlıkla boğuşan kadının travmalarının sahnedeki karşılığı, İnci Türkay’in tüm çabasına rağmen seyirciye geçmekte zorlanıyor. Bunda hiç kuşku yok ki metnin tartışmaya açık monoton yapısı etkili oluyor. Işık ve ses kullanımının hikayenin aktarımındaki etkisi her ne kadar dikkat çekici olsa da duygusal kırılmanın yoğunluğunun yumuşak tonu tatmin edicilikten çok uzakta konumlanıyor. Tiyatro dediğimiz sanat bir oyuncunun çıkarak bir olayı, durumu anlattığı bir formda olmamalı.
Birbirine pek çok açıdan benzer oyunların olduğu bir ortamda risk almaktan çekinmeyen, farklı bir fikirle yola çıkan ve en önemlisi de büyük bir özveriyle sahnelenen metinleri izlemekten büyük bir zevk alan tiyatrosever olarak geç de olsa izleme fırsatını yakaladığım A.H.E.N.K imzalı “Şairler Mezarlığı”ndan adeta sarsılarak ve zihnimde milyonlarca düşünceyle ayrıldım. Ersin Doğan’ın kaleme aldığı Şairler Mezarlığı’nı izlemek isteyenlere öncelikle şunu söylemek isterim ki oyuna girdiğiniz kişi ile çıktığınızda dönüşeceğiniz kişi asla aynı olmayacak. Bunun bilinciyle ve bugüne dek yaşamınızdaki gerçeklerden en az biriyle yüzleşmeye hazırsanız oyunun kollarına hem kendinizi hem de duygularınızı usulca bırakabilirsiniz.
•••••
İki ruhun zamansız ve mekansızlıktaki karşılaşmasına tanık olduğumuz oyun, beraberinde zihne kazınan hatıraları, asla unutulmayacak travmaları, özlemle hatırlanan sıcacık duyguları ve yaşan(ma)mış hayatların pişmanlıklarını usul usul sahnenin üzerine dökerken bir kısmını da seyircisinin kucağına olanca ağırlığıyla bırakıyor. Yaşamın fazlasıyla uzağında ve ölümün ötesinde varlıkla yokluğu bir bütün haline getiren bu iki ruh, Mısra ve Piraye’nin hikayeleri aracılığıyla sahnede adeta yaşayan bir bedene dönüşürken incelikle işlenen anlatımın da yardımıyla oyunun katman katman açılan bölümlerinin her biri yüzde süzülen bir gözyaşına dönüşüyor. Şairler Mezarlığı’nın günden güne unutulan veya henüz öldükten kısa bir süre sonra unutulan ruhları, unutmamanın gücünü tüm etkileyiciliği ile bizlere tekrar hatırlatıyor.
•••••
Yukarıdan yere uzanan şerit kumaşların sahne tasarımında belirleyici bir rol üstlenerek sınır, gölgelerin yansıdığı yüzey ve mekansızlığın içinde bir sütun görevi üstlendiği oyun, özellikle renk ve ışıkların metne hizmet edecek şekilde son derece efektif kullanımıyla takdiri hak ediyor. Bunun yanı sıra sahnenin arka planında yer alan salıncağın varlığı Mısra’nın tekme yediği ana rahmini temsil ederken bunun oyunun belirli anlarındaki ölçülü kullanımı anlatımı zenginleştiren bir unsur haline dönüşüyor. Bunun yanında atmosferi oluşturmak için tercih edilen sis, ışık ve renkler kadar etkili olurken müzik kullanımının repliklerin sarf edildiği bazı sahnelerdeki yüksek seviyesi bir nebze odağı ona doğru kaydırabiliyor.
•••••
İzleyen her seyircinin kendinden bir şeyler bulacağı, hatta ve hatta gözyaşlarına hakim olamayacağı Şairler Mezarlığı; üzerine yazmanın, konuşmanın ve tartışmanın son derece zor olduğu, hissedilmesi gereken bir oyun. Tabii bunda hiç kuşku yok ki Ersin Doğan’ın itinayla kaleme alınan metnini yukarı taşıyan Selena Demirli Doğan ve Dilek Uluer’in yüreklerimize dokunan harika performansları etkili oluyor. İkilinin sahnedeki enerjisi ve birlikteliği, karakterlerin ruhuna üflenmiş sihirli bir nefes oluyor adeta. Tüm ekibin yüreğine sağlık.
Liste /