Üç farklı karakterin kısa hikayelerinin belli sırayla sahneye taşındığı fakat aralarındaki bağlantısızlığın anlatımı karman çorman bir hale bürüdüğü "Yerden Yüksek Hikayeler", şahsım adına üzücü bir deneyimden öteye geçemedi. Sahneye konan her metnin aynı kalibrede olmasını beklemek tabii doğru değil fakat bu yola baş koyulduysa bazı şeylerin de tiyatro sanatının ciddiyetine yakışır şekilde ince elenip sık dokunarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Parasını ve en önemlisi değerli zamanını ayıran seyirciye bu derece birbirinden kopuk ve zorlama şekilde bir oyunun sunulması, beni bir tiyatrosever olarak gerçekten çok üzüyor.
Evren içinde çok uzak mesafeler arasında hızlıca yol kat edebilmeyi sağlayan, uzay-zaman dokusunun farklı noktalarını birbirine bağlayan teorik tüneller olarak adlandırılan solucan deliği, hiç kuşku yok ki uzaya dair en merak uyandıran unsurlardan biri. Arsız Kumpanya’nın yeni oyunu “Aykırı Solucan Delikleri” de Kayra ve Sıla isimli iki karakterin Oxford’a giderken çıktıkları ve zamanın mutlak olmadığı bir yolculuğun içine çekiyor seyircisini. Geçmişin, şimdinin ve geleceğin iç içe geçtiği karmaşık bir zamansal form eşliğinde hikayesi örülen oyundaki bu tercih “Ne olup bitiyor?” sorusunu merkeze yerleştiriyor. Bu da ister istemez oyunun odağını tek bir noktada toplamanın önüne geçiyor. Bir arada olmanın, birlikte hareket etmenin, bir şeyleri paylaşmanın ve zorluklara karşı ortaklık etmenin değerini öne çıkarsa da metnin dağınık anlatımı, yer yer seyirciyi bağlamdan koparabiliyor. Sahne ve ışık tasarımının mekan ve zamansal geçişleri aktarmadaki pratik yapısı, oyunun en güçlü yanlarından biri olarak dikkat çekiyor. Oynadıkça daha da demlenip iyi olacağına kanaat getirdiğim Aykırı Solucan Delikleri’nin yolu açık olsun.
Yerden Yüksek Hikayeler / 1Oda1Tiyatro