yıllar geçti, bu oyunun bende bıraktığı etkiy başka hiçbir oyun bırakmadı. 3 kere izlemişimdir, cd’si arabamda senelerce çaldı. en sonunda çizilmekten çalmamaya başladı gariban.
tek dileğim -o kalabalık oyuncu kadrosuyla nasıl olur bilmem ama- tekrar oynanmasıdır. izletmek istediğim yeni insanlar katıldı hayatıma :)
Halil Cibran’ın Kemikleri Sızlamış mıdır?
Halil Cibran, bazılarımız için yalnızca bir yazar değildir. Onun kelimeleri hayatın içinde kısa bir mola, bazen bir nefes, bazen de kendimize yeniden yön bulmamızı sağlayan bir pusuladır. Adı geçtiğinde insanın bir an durası, düşündüğü şeyi yarıda bırakıp kendi içine dönesi gelir.
Çünkü Cibran, anlam aradığımız o uzun yolculukta kimi zaman rehberimiz, kimi zaman yoldaşımız, kimi zaman da sessizce yanımızda yürüyen bir yarenimizdir.
İşte tam da bu nedenle, Edip Tepeli’nin uyarlayıp sahnelediği “Ermiş” oyunundan çıktığımda hissettiğim şey büyük bir hayal kırıklığıydı.
Halil Cibran’ın Ermiş adlı eseri, kendi yalınlığı ve felsefi derinliğiyle sahneye taşınsaydı belki de uzun süre hafızamızdan çıkmayacak, tadı damağımızda kalacak bir tiyatro deneyimi yaşayabilirdik. Ancak metne yapılan müdahaleler, oyunu Cibran’ın dünyasına yaklaştırmak yerine ondan giderek uzaklaştırmış.
Üstelik bu tercih, Edip Tepeli’nin oyun sırasında kendi ifadesiyle, “Paşa gönlüm böyle istediği için” yapılmış.
Elbette tiyatroda uyarlama özgürlüğü vardır. Bir yönetmen ya da oyuncu klasik bir metni yeniden yorumlayabilir, dönüştürebilir, hatta bambaşka bir yerden okuyabilir. Ama bunun için yapılan müdahalenin metne yeni bir anlam katması gerekir. Burada ise ne yazık ki tam tersine şahit oluyoruz.
Yer yer zorlama hissi veren taklitler, eserin ruhuyla uyuşmayan ve giderek bayağılaşan replikler, Cibran’ın o dingin ve zamansız dünyasını sahnede dağıtıyor. Metnin şiirselliği ve düşünsel ağırlığı kayboldukça geriye, ne olmak istediğine tam olarak karar verememiş bir uyarlama kalıyor.
Ve insan ister istemez soruyor:
Halil Cibran’ın metnine gerçekten bunları eklemek gerekiyor muydu?
Bence gerekmiyordu.
Jüt Tiyatro’nun izlediğim ilk oyunu “Ermiş” oldu. Umarım ekip bu tercihleri yeniden değerlendirir ve oyunu Cibran’ın metnine, diline ve ruhuna çok daha sadık biçimde ele alır. Çünkü böylesine güçlü bir eseri sahneye taşırken bazen yapılması gereken en cesur şey, metnin önüne geçmeye çalışmak değil, onun gücüne güvenmektir.
Aksi hâlde Ermiş gibi zamana direnmiş bir eserin tiyatrodaki yolculuğunun, ne yazık ki kendi metni kadar uzun soluklu olacağını düşünmüyorum.
Gecenin benim için tartışmasız başarılı tarafı ise sahne ve ışık tasarımıydı.
İrem Fıçıcıoğlu ve Eren Uğurhan, oyunun atmosferini taşıyan ve seyircinin gözünü sahnede tutmayı başaran iki isim. Oyundan geriye kalan hayal kırıklığının içerisinde onların çalışmaları özellikle dikkat çekiyor.
İki ismin de önlerinde çok parlak bir yol olduğunu düşünüyorum. Başarılarının devamını merakla takip edeceğim.
Keşke Ermiş de sahne ve ışık tasarımının gösterdiği özeni, Cibran’ın kelimelerine gösterebilseydi.
O zaman belki de yazının başındaki soruyu sormak zorunda kalmazdık:
Halil Cibran’ın kemikleri sızlamış mıdır?
Küskün Müzikal / Kadıköy Emek Tiyatrosu