Bazı sofralar karın doyurmak için değil, yıllardır biriken o ağır sessizliği bozmak için kurulur..
Oyun, ilk dakikasından itibaren sizi o klostrofobik ama bir o kadar da tanıdık atmosfere hapsediyor. Geçmişin tozlu raflarından inen sırlar, karakterlerin arasındaki o ince gerilim hattında birer birer patlarken; canavar'ın aslında kim ya da ne olduğunu sorgulamaya başlıyorsunuz. Sahne tasarımı ve ışık kullanımı, hikayenin o karanlık ve samimi tonunu harika desteklemiş. Özellikle oyunculuk performansları, buraya parantez açıyorum (Tülin Hanım'ı ve Hakan Emre Bey'i daha önce izlemiştim ikisi de başarılı biliyorsunuzdur fakat Gülçin Hanım'ı ilk kez izledim ve mükemmel ötesiydi) metnin o bıçak sırtı duygusunu seyirciye geçirmekte çok başarılılar. Bağırıp çağırmadan da ne kadar büyük fırtınalar koparılabileceğinin kanıtı niteliğinde bir iş çıkmış ortaya. Uzun zamandır izlediğim en ayakları yere basan, en 'içimizden' ve en cesur yüzleşme hikayelerinden biriydi. Tiyatrodan çıktığınızda bile o mutfaktaki hayaletin sizinle birlikte eve geldiğini hissediyorsunuz.
Son oyuna yetiştirebildik kendimizi. İyi ki de son oyun olmuş. Yazar / Yönetmen Tunç Bey'i de tanıma fırsatımız oldu. Emeği geçen herkesin eline sağlık
Takımyıldızları / KAOS