Otursam, kırk yıl düşünsem, bir gün Oyun Atölyesi ve Haluk Bilginer eleştireceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Oyun sonunda söylediğim ilk cümle “Ne izledik biz abi ya?” oldu.
Şimdi bu eleştiriyi okuyup tiyatrodan anlamadığımızı söyleyenler olacak. Evet oyun absürd. Evet, bunu bilerek gittik. Ama bu izlediğimiz ilk absürdizm örneği de değil. Ayrıca 7 ya da 8 kez Haluk Bilginer izlemişim. En basitinden Oyun Atölyesi’nde oynanan Şato’nun Altında oyunu absürd komedinin en güzel örneği. Ama ben Kel Diva’dan keyif alamadım. Çok üzgünüm.
Şu anda oyun 7 puan üzerinde. İlk birkaç ay tiyatro aşıkları ve daha iyi analiz yapabilen ya da tiyatronun o sanatsal kısmını yakalayıp keyif alabilenler nedeniyle bu puan normal ama sıra tiyatroya ilgisi daha az olan insanlara geldiğinde bu puan 6’lara belki de daha aşağılara düşer.
Oyun yanmış, bitmiş bir dünyada birbirine ve sıradan olaylara yabancılaşmış insanların iletişim kurma çabasını anlatıyor. Yani en azından ben öyle anladım. Oyunun bunu yansıtma çabası nedeniyle hayatımda dinlediğim en yorucu metindi. Gereksiz diyebileceğimiz çok fazla bölüm var. Spoiler olmasın diye bahsetmiyorum. Onları çıkardığımızda oyun 20 dakika falan sürer.
Oyunculuklara lâf söylemek haddimize değil. Taş oluruz. Zaten her bir oyuncu hem sahnede hem beyaz camda kendilerini kanıtlamış. Haluk Bilginer, koltukta otursun, hiç konuşmasın yine 80 dakika keyifle izlenir. Bana Tatlı Hayat’taki İhsan Yıldırım’ın beş parasız kalmış ve yaşlanmış halini hissettirdi. O yüzden izlerken keyif aldım.
Zeynep Dinsel’i Kızlar ve Oğlanlar’da çok beğenmiştim. Performansı yine çok iyiydi. Yiğit Özşener’i, Zuhal Olcay’ı ve Kıvanç Kılınç’ı sahnede ilk kez izledim ve her birinin rolün altından ustaca kalktığını söyleyebilirim. Gözde Kırgız’ı bir iki ufak rolde izledim ama asıl etkisinin çevirdiği oyunlarda olduğunu biliyorum. Ayrıca yönetmen koltuğunda Muzaffer Özcan’ı da görünce oyuna dair beklentim baştan çok yüksekti.
İtiraf etmeliyim, bu kadro, Oyun Atölyesi markası ve biletlere gösterilen rağbet beklentimi o kadar yükseltti ki belki de hayal kırıklığımın başlıca sebebi bu.
Mikrofon ile oynanan oyunlardan hiç keyif almıyorum. Özellikle Zuhal Olcay’ın sesi çok rahatsız ediciydi. Mikrofonun yanlış kullanımı buna yol açabiliyor. Çok fazla ekibin CKM gibi büyük sahnelerde rahatlıkla mikrofonsuz oyun oynayabildiğine şahidim. Bu kadronun da bu sahnede mikrofonsuz çıkabileceğini düşünmüştüm ama Zorlu PSM, Uniq Hall gibi performans sahnelerinin mikrofon takıntısına yenik düşüyoruz.
Dekor, yorucu sesler, sürekli bir sis efekti. TV’den bize bakan iki kasvetli surat. Bir komedi oyunu için beni fazlasıyla gerdi. Bunaldım, çok bunaldım.
Kısacası bu kadroyu sahnede görmek isterseniz, beklentinizi düşük tutarsanız, absürdizme ilginiz yüksekse oyuna gidebilirsiniz.
Evim gibi gördüğüm sevgili Oyun Atölyesi ve onun değerli ekibi bu eleştirilerime lütfen kırılmasın. Bugüne kadar sizleri nasıl övdüğümü diğer yorumlarımda görebilirsiniz. Yeni oyunları sabırsızlıkla beklemeye devam edeceğim. Kimi oyunlara 2-3 defa gidiyorum. Oyun Atölyesi aşkımızı hiçbir kötü hamle öldüremez.
Diva Kel mi bilemedim ama bazen Kral Çıplak dememiz gerekiyor.
Daha en başından farklı bir oyuna geldiğinizi size hissettiren yapısıyla, gerek konusu ve gerek biçimsel duruşu ile çok dikkat çekici bir proje. Bir distopyadan kalplerimize uzanan özgürlük arayışına şahit olduğumuz oyunda, ülkeden çıkamayıp hayaller ve hesaplaşmalar arasında sıkışıp kalmış ikiz kardeşler, birbiriyle uyumsuz ruhlarının karşıtlığını çarpıcı bir biçimde yansıtıyor. Kurtulmayı seçmek mi, yoksa bu düzende çürüyüp gitmeyi tercih etmek mi? Oyundan çıktığınızda tıpkı ismi gibi kırıldığımız yerdeki o tarifsiz boşluğu derinden hissetmemek imkansız. Metni ayrı güzel, oyunculukları şahane, ışık ve görsel tasarımı son derece etkileyici bir oyun…
Distopik hikayeler pek benlik değildir. Ama buna bayıldım. Belki de o kadar distopik olmadığındandır. Oyunun hem yazarı hem de oyuncularından biri olan Nazlı'nın kurduğu hayal dünyasının, günümüz gerçeklerine hiç de uzak olmadığını söylemek mümkün. Kısaca oyunun konusuna gelince: Abebıkı ülkesinde yaşayanlar, dünyada sadece kendi ülkelerinin var olduğuna inanmaktadırlar. Bu, onlara devlet idaresi tarafından dayatılan tartışmaya kapalı bir gerçektir. Abebıkı'da çocukların anneleri yoktur. İkiz olmadıkları istisnası dışında kardeşleri yoktur.Bağlanmak, sorgulama, düşünmek yasaktır. İçinde 3.107 adet kural olan bir kitapçığa bağlı olarak yaşamak zorundadırlar. Ama Nexium ve Vitali adlı ikizlerden Nexium herkesten farklıdır ve kendilerine dayatıldığı gibi yaşamak istememektedir.
Gerisini kendiniz izlersiniz. Zaten oyun ısınma turları atıyor. Önümüzdeki sezon daha oturmuş olarak karşınızda olacak. Küçük salon oyunlarının en güzel yanı, oyuncuların gözlerinin içine doya doya bakabilmek, mimiklerini hissedebilmektir. Selena'nın oynadığı karakterin kekelemeden başlayıp karakterinin gelişimi, Nazlı'nın oynadığı karakterin ise final sahnesindeki gözyaşları içimize işledi. İzlenecek oyunlar listenize mutlaka alın.
Kel Diva / Oyun Atölyesi