Uzun süredir bir işe bu kadar yorum yapma ihtiyacı hissetmemiştim. Bu yoruma başlamadan önce şunu belirtmek isterim: Bu oyuna büyük beklentilerle gittim. Hem ismi hem de metni nedeniyle beni çok heyecanlandırmıştı. Ancak açıkçası, uzun zamandır bu kadar beğenmediğim bir işle karşılaşmamıştım.
Devlet Tiyatrolarına ya da Şehir Tiyatrolarına karşı özel bir önyargım yok. Aksine, bu kurumlarda izleyip çok sevdiğim pek çok oyun oldu. Bu yüzden eleştirim herhangi bir kuruma değil, doğrudan bu işe yönelik.
Bu oyunda beni en çok rahatsız eden şey, diksiyonun aşırı yapay ve zorlamalı oluşuydu. Sırf “klasik” bir metin diye böyle konuşmak gerçekten gerekli mi? Kulak tırmalayan bu melodik anlatım, karakterlerin dönüşümünün ve duygularının önüne adeta bir duvar örmüş. Oyuncuların ne hissettiğini ya da nasıl bir değişim geçirdiğini anlayamıyorsunuz. Sadece melodik konuşan ve sürekli bağıran insanlar izliyorsunuz.
Bir noktadan sonra, kullanılan dile odaklanmaktan oyunun kendisini takip edemez hale geliyorsunuz. Üstelik oyun neredeyse üç saat sürüyor. Bu da izleyici için ciddi bir yorgunluk yaratıyor.
Anlatı açısından da büyük bir kopukluk vardı. İlk yarıda kendimizi “belki açılır” diyerek ikna edip izlemeye devam ettik. Ancak ikinci yarıda kopukluk iyice belirginleşti. Metni önceden okumayan birinin oyunu rahatça anlayabileceğini düşünmüyorum.
Aşk hikâyesi oldukça “cheesy” kalmıştı. Zaten duygusal olarak bağ kuramadığımız, dönüşümünü hissedemediğimiz karakterler izlediğimiz için her şey yapay gelmeye başladı. Sanki sahnede kolektif bir işten ziyade, herkes kendi performansını parlatmaya çalışıyormuş gibiydi. Bu da oyunu oldukça uzak ve soğuk hissettirdi.
Aralarda izleyicilerden duyduğum kadarıyla, genel bir “aklama” hali vardı: “Klasik ya, biz anlamıyoruzdur, kötüdür diyemeyiz.” Hayır, bazen kötüdür. Ve ben bir oyuna kolay kolay “kötü” demem.
Her şey mi kötüydü? Hayır. Dekor ve sahne tasarımını çok beğendim. İdam sahnesindeki gerçekçilik etkileyiciydi. Işık da zaman zaman dikkat çekiciydi. Ancak belli ki birçok detaya kafa yorulmuşken, ana meseleler gözden kaçmıştı.
İkinci yarıda salonda kalmakta gerçekten zorlandık. Tiratlardaki sürekli tekrar eden melodik tonlama ve bağırmalar bir noktadan sonra insanı bayıltıyor. Eğer sadece metin anlatılmak isteniyorsa, kitabını okumak çok daha anlamlı. Çünkü tiyatroda metinden önce hareketin ve eylemin geldiği unutulmuş gibiydi.
Oyun iki buçuk saat olarak belirtilmişti ama neredeyse üç saat sürdü. Evet, böyle şeyler olabilir; ama otobüsümü kaçırmama değmedi.
Aynı süre ve bütçeyle çok daha iyi işlere gidilebilir. Açıkçası kimseye önermem.
Faust / Ankara Devlet Tiyatrosu