Pınar Güntürkün’ün tek başına sahneyi nasıl doldurduğuna hayran kaldım. Bir kadının öfkesini, kırgınlığını ve hayata tutunma çabasını kimi zaman güldürerek kimi zaman boğazınızda bir düğüm bırakarak anlatıyor. Ayten öyle sahici bir karakter ki bir süre sonra oyun izlediğinizi unutup gerçekten onun hikâyesini dinliyormuş gibi hissediyorsunuz. Güldüğünüz yerlerde bile altında ince bir hüzün var. Özellikle kadınların çok tanıdık duygular yakalayacağını düşündüğüm, bittikten sonra da insanın zihninde devam eden çok güçlü bir oyun. Pınar Güntürkün’ü ayakta alkışlamamak mümkün değil.
İki karakterin değil; aslında vicdanın, geçmişin ve suskunlukların sahnedeki çarpışması. Ahmet Saraçoğlu ve Bahtiyar Engin’in muhteşem uyumu, tek perde boyunca hiç düşmeyen bir gerilim yaratıyor. Replikler o kadar akıcı ve gerçek ki, izlerken bir oyunun içinde değil, bir hesaplaşmanın tam ortasında hissediyorsunuz. Eski bir depoda başlayan bu yüzleşme, aslında insanın kendi içindeki karanlıkla karşılaşmasını barındırıyor. Çünkü oyun boyunca zihninizde tek bir cümle yankılanıyor: “Geçmiş aslında çok geçmiş değildir.” İzlemesi değil, hissetmesi ağır bir oyun,harikaydı.
Herkes Kocama Benziyor / Temsili Sahne