Aslında Kaşık Yok, daha salona ilk adım attığınız anda farklı dekoru ve renk kullanımıyla dikkatinizi çeken bir oyun. Oyun başladığında “Şimdi neler olacak?” diye merak etmeye başlıyorsunuz; zaman ilerledikçe ise hikâyenin arka planını ve yaşananların nedenlerini yavaş yavaş çözüyorsunuz. Kahyanın hiçbir durumu ya da koşulu sorgulamadan 56 yıl boyunca aynı döngüyü sürdürmesine ve gizemli bir misafirin gelişiyle bu düzenin nasıl değiştiğine tanıklık ediyorsunuz.
Dekor, kostüm ve ışık tasarımını oyunun öne çıkan unsurları olarak değerlendirebilirim. Bununla birlikte, metnin yer yer yüzeysel kalması, hikâyenin daha fazla derinleştirilebileceğini düşündürmesi ve finalin yeterince sağlam bir temele oturmaması, benim açımdan oyunun zayıf yönleri oldu. Bu nedenle oyun, genel anlamda ilgimi çekse de beklentimi tam olarak karşılamadı.
Tüm bunlara rağmen, birden fazla katmanı içinde barındıran ve sezonun farklı işlerinden biri olarak değerlendirilebilecek bir yapım olduğunu düşünüyorum.
**Benim puanım: 7,5/10**
Sezonun açılışını “Misafir”in prömiyerini izleyerek yapmak benim için oldukça güzel bir başlangıç oldu. 1960’lı yıllarda Türkiye’den Almanya’ya başlayan işçi göçünü; gurbet, aidiyet, uyum ve yurtsuzluk kavramları üzerinden ele alan oyun, Musa’nın trajikomik hikâyesi üzerinden dönemin toplumsal gerçekliklerine de ışık tutuyor.
Oyunu genel anlamda çok beğendim. Oyunculukların yanı sıra kostüm tasarımı, dekor, ışık, müzik ve koreografinin birbirini tamamlayan uyumu sayesinde oyun boyunca atmosferden kopmadan ilerleyebiliyorsunuz. Özellikle farklı unsurların bir bütünlük içerisinde kullanılması, anlatılan hikâyenin seyirciye geçmesini oldukça kolaylaştırıyor.
Sezonun açılışına yakışan, enerjisi ve anlatımı güçlü bir yapım olmuş. Bu oyunun sezonun iddialı yapımlarından biri olacağını düşünüyorum ve açıkçası yeni sezon için beklentimi de yükseltti. Çok yüksek puanlar veren biri olmamama rağmen, bu oyun için puanım **9/10**.
Aslında Kaşık Yok / İstanbul Devlet Tiyatrosu