1875 yılı, Connecticut. Bir kadının göğsü yarılmış, vücudundan kanlar boşalıyor. Doktor olduğu belli bir adam, bir elinde cam solüsyon, diğerinde iğne, ne yaptığını bilir halde, biraz acı ve sonrası cennet. Kandan bir kurdele oradan aşağıya iniyor, havada süzülüyor ve kendini bir sokakta buluyor. 1981 Temmuzu, Manchester. Her şeyin başladığı an. Havada keskin barut kokusu. İnsanlar sokaklara akmış. Siyahiler, beyazlar, latinler, herkes. Öfkeli, coşkulu, zapt edilemez. Alevler içinde. Polis arabaları ters dönmüş, taşlar camları dağıtmış. Yıllardır birikmiş ayrımcılık, şiddet, yoksulluk, yok sayılma, işsizlik vücutlardan saçılmış. Kan, ter, gözyaşı. Ve zafer, kurtuluş, özgürlük. Ve çöküş. Tam ortasında iki çocuk. Her zorluğu birlikte atlatmış, her pisliğe birlikte atlamış. Kafasındaki sesleri susturmaya çalışan, hep imkansızı kovalayan, daha fazlasını isteyen gönül titreten Mandy. Herkesin saygı duyduğu, kendinden emin, bıçkın, Mandy'e vurgun, şerefsiz Neil. Tüm bu yıkım arasında yolunu bulma çabasında. Kötü tercihleri geride bırakma, kötü alışkanlıklardan kurtulma savaşında. Her şey yıkılırken ayakta kalma umudunda. Vücutları eğilirken bile dik durarak karşı çıkıyorlar yazgılarına. Onu yazan bozuk düzene, çürük sisteme, aşağılık politikaya. Şeytan başbakana, iç işleri bakanına, polis şefine, ülkeye kafa tutuyorlar. Onları yıkan politik kararları bilmeden. Afganistan'da komünizmle mücadele, Güney Afrika'da sömürgecilik kovalama, Manchester'da ayaklanma. Hepsini bağlayan bir rota, bir çözüm, bir yıkım. İngiltere, Fransa, Almanya, hepsini kendi elleriyle alaşağı eden. Tüm bu yıkım bireysel olamazdı sonuçta. Karar alıcıların haysiyetsiz politikaları olmasa yüz binlerce insan nasıl saplanırdı bataklığa? Üç kere ölüp beş kere nasıl doğardı? Sahte İsa olarak çarmıhta götü başı nasıl dağıtırdı? Daha çişini tutamazken 10 cm topuklu ayakkabılarla nasıl depara kalkardı? İki büklüm olsa da sopasıyla devin ağzının ortasına nasıl çakardı? Büyük plazalar arasında hala dev gibi nasıl kalırdı? Kendinden çalınan hayatı nasıl geri alırdı? Bazı kötü alışkanlıkların politik tarihini öğrenmiş oldunuz. Şimdi gözleriniz kan çanağı içindeyken yüzünüze gülümseme oturtabilir ve bu çürük sistemle mücadele edebilirsiniz. Unutmayın ilk taşı atıp fitili ateşleyen bozulmamış iyi çocuklardır.
Kötülüğün kaynağı neresi? Her gün karşılaştığımız rutin hale nasıl geldi? Aramızda dolaşan, yan masamıza oturan, yolda önümüze geçen, kaldırımları dolduran. Üreyen, paylaşılan, içimize işleyen. Karanlığında boğan. Ekran başında zevkten kendinden geçiren. Uykulara sızan, zihni kemiren, sinirden deliye döndüren. İnsanın sınırlarını aştığında kaçabileceği neresi var? Travmalarda yıkılmadan sığınabileceği. Yapılabilecek bütün kötülükler pusuda beklerken güç kimde peki? Onu içine çekip beslenen de mi? Yoksa tek dokunuşla silip yok edende mi? Eli yanmadan bu gücü kim kavrayabilir? Onun altında ezilmeden? İnsanlarla kurulan bağlar kalkan olabilir mi? Yok sayan, göz diken, el uzatmayan insanlarla. Kapı önünde bekleyen tek bekçiyi kim destekler? Kalbi patlamaya hazırken kim yatıştırır? Göğsünü sıkıştıranları kim söküp atar? Yıkılırsa kim kaldırır? Bir terapist mi? Kendine bile faydası dokunmazken nasıl yapabilir? Kendi travmalarında tıkılmışken. Gerçekten faydası neye dokunur, iyiliğe mi, kötülüğe mi? Bir danışan ile arasındaki çizgi nerede kalır? Gizlediği ön yargılarda, suçlulukta, sırlarda. Bir silahın ardında. Her an patlamaya hazır, belki de çoktan patlamış. Ve karanlık küpün sekiz köşesine dağılmış. İnsanların binbir haline.
Bazı Kötü Alışkanlıkların Politik Tarihi / Ara Sahne