Geç de olsa izleyebildiğim için çok mutluyum . Burçak Çöllü'ye İstanbul 'da yaşamış kıymetli kadınların hikayelerini bizlere getirdiği için ne kadar teşekkür etsem az. Bugün de kaygılar, üzüntüler, yaşananlar ve yaşanamayanlar ortak .Ve şimdi kadınlar tarafından dile getirilmesi çok önemli. Oyunun İzmir Devlet tiyatrosunda devam ediyor olması da çok kıymetli. Oyuncular , musiki , müzisyenler , dekor , mükemmel ekip işi. Keşke bitmeseydi...
Nihayet Makamı, etkisi perde kapanınca geçmeyen; insanın içine usulca yerleşip orada kalmayı sürdüren oyunlardan biri. Üzerinden 24 saat geçtiği hâlde hâlâ zihnimde ve içimde dolaşıyor olması, iyi bir oyunda en sevdiğim şeylerden biri: bitse de tam bitmemesi, seyir sona erdiğinde bile duygusunu sürdürmesi.
Burçak Çöllü’nün yazıp yönettiği bu zarif metin, yalnızca işgal altındaki bir İstanbul’u değil, iç dünyaları da kuşatma altına alınmış insanları anlatıyor. Oyunu izlerken ben de son zamanlarda kendi dünyamın vandallar tarafından işgal edildiğini, sevdiğim ne varsa yakılıp yıkıldığına tanıklık ettiğimi düşündüm. Bu yüzden oyundaki şu replik bende ayrı bir yer açtı. Sabriye’nin, “Şehvar Hanım, İstanbul işgal altında…” sözüne karşı Şehvar’ın verdiği, “İşgalden kurtulup bu vandallara mı bırakacağız bu şehri?” yanıtı, yalnızca dönemin değil, bugünün ruhuna da değen çok güçlü bir cümleydi.
“Kadından şair mi olurmuş?” diyenleri varlığıyla utandıran Şair Nigâr Hanım’dan izler taşıması da oyunu benim için daha hüzünlü ve daha kıymetli kıldı. Şair Nigâr, Şehvar ve bugün hâlâ kendi aklına, kalbine, üretimine sahip olduğu için yalnız bırakılan kadınlar… Zaman değişse de bu kadınların çektiği sıkıntıların, üzüntülerin ve yalnızlığın biçimi değişse bile duygusunun benzer kaldığını düşündüm.
Oyunun en etkileyici yanlarından biri de zarafeti. Diyaloglarında, dekorunda, kostüm ve aksesuarlarında, renklerinde ve ışığında hissedilen o özen, oyunun ruhuna bütünüyle sinmiş. Nihayet Makamı, hem bu zarafetin içinden konuşuyor hem de onu kaybeden insanların yasını ve bununla yüzleşmesini taşıyor. Müzikler, oyunculuk, metin; hiçbirinde bir eksik ya da fazlalık yok. Her şey tam yerinde.
Ayşegül Uraz ve Gülhan Kadim, sekiz sezondur birlikte sahne almanın ahengini öyle doğal ve incelikli bir biçimde taşıyorlar ki, sahnedeki ilişkileri son derece sahici bir yerden seyirciye geçiyor. Burçak Çöllü’nün metni, müzikleri ve sahnedeki enstrümanı; Ayşegül Aykaç’ın o güzel sesiyle birleşince beni gerçekten başka bir boyuta taşıdı. Gözlerimin dolduğu çok an oldu.
Bir kez daha düşündüm ki Kumbaracı 50 sahnesinde karşılaştığımız işlerin en özel yanlarından biri de bu çok yönlü üretim hâli. Yazıyorlar, yönetiyorlar, oynuyorlar; dekoru, ışığı tasarlayıp uyguluyor, müziği besteliyorlar. Böylece sahnede bütünlüklü, sahici ve yaşayan bir dünya kuruluyor. Bu yüzden Nihayet Makamı, yalnızca izlenen bir oyun değil; içine girilen bir atmosfer, hafızada kalan bir duygu alanı gibi geliyor. Keşke bu oyunlar “Kumbaracı 50 klasikleri” gibi yılda birkaç kez yeniden seyirciyle buluşsa.
Umarım oyun, İzmir Devlet Tiyatrosu sahnelerinde seyircisiyle buluştuğunda da Kumbaracı 50’deki o özgün, incelikli ve sahici ruhunu koruyabilir. Benim için kesin olan şu: iyi ki izledim. Ve iyi ki bazı oyunlar, seyir bittikten çok sonra bile insanın içinde yaşamaya devam ediyor.
Kalabalık Faslı /