Şafakta Buluş Benimle, ilk anda bir aşk oyunu gibi açılıyor; fakat çok kısa sürede bambaşka bir yerden konuşmaya başlıyor. Merkezinde aşk değil, inkâr ile kabullenme arasındaki o sessiz ama sert çatışma var. Ve bu çatışmayı Melis Tamtaş ile Selin Çobanoğlu sahnede gerçekten kuruyor.
Melis Tamtaş’ın Helen’i, seyirciyi baştan itibaren ikna ediyor. Helen’in inandığı şeye inanarak izliyorsunuz oyunu. Gerçeğe tutunma biçimi, kaçışı, duruşu; her şey son derece sahici. Helen’i güçlü kılan şey, duygularını göstermesi değil, onları bastırırken bile hissettirmesi.
Selin Çobanoğlu’nun Robyn’i ise oyunun karşı kuvveti gibi çalışıyor. Konunun üzerine gidiyor ama ezmeden; hatırlatıyor ama dayatmıyor. Oyundaki bazı anlar özellikle çok güçlü, çünkü duygu doğrudan ve filtresiz. Robyn, bilen ama hâlâ anlamaya çalışan bir yerden duruyor.
Melis Tamtaş’ın oyunculuğunda acının içinden sızan komedi, oyunun en insani anlarını yaratıyor. Gülerken içimizin burkulduğu o ince çizgi, sahnede doğal ve kendiliğinden beliriyor. Bu anlar oyuna nefes aldırıyor, seyirciyle metin arasında canlı bir bağ kuruyor.
Oyunun sekansları dikkat çekici bir akışla ilerliyor. Sahneler kesilerek değil, birbirine devredilerek kuruluyor. Duygular yarım bırakılmıyor; taşınıyor, derinleşiyor. Bu da hikâyenin seyircinin zihninde parçalanmadan ilerlemesini sağlıyor.
İki karakterin dönüşümü, oyuncuların net ve cesur seçimleriyle görünür hâle geliyor. Tartışmalar gerçek, yakınlıklar gerçek. Sahnedeki bağ mesafesiz ve dürüst.
İki kadın, kendi imkânlarıyla, sessiz ama güçlü bir iş çıkarmış.
Tüm ekibin emeğine sağlık.
“Yakınlar Bana Memo Der” oyununu izledim ve gerçekten çok etkilendim. Metnin oyuncusu tarafından yazılmış olması, oyuna ayrı bir samimiyet ve içtenlik katmış.
Celil Yüce’nin kaleminden çıkan bu sıcak ve içten metin, seyirciyi geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Ancak beni en çok etkileyen unsur oyunculuk oldu. Oyuncunun bedenini karakterle uyumlandırması ve hikâye anlatıcılığındaki başarısı dikkat çekiciydi. Sahnede hikâyeler arasındaki geçişler son derece doğal ve akıcıydı. Tek kişilik bir performans olmasına rağmen sahneyi güçlü bir şekilde doldurduğunu düşünüyorum. Yönetmen Yiğit Cesaret’in oyuna getirdiği ince ve yerinde dokunuşlar, oyunculukta karşılığını net bir biçimde bulmuş.
Kömürlükte başlayan ve insanın hayatını sorgulamasına alan açan bu güzel oyun, seyirciyi hem geçmişe misafir ediyor hem de duygusal bir bağ kurduruyor. “Yakınlar Bana Memo Der” mutlaka izlenmesi gereken, samimi ve etkileyici bir çalışma.
Şafakta Buluş Benimle / SBB