Hasta Diyaloglar: Alo adlı oyun, dijital dünyada terkedilmiş üç sosyal medya profilinin varoluşlarını, kimliklerini bulma çabaları üzerinden insanın dijital ortamda kendini arayışını derinlemesine ele alıyor. Profil sahiplerinin unutulmuş varlıkları, dijital yalnızlık ve iletişim eksiklikleriyle karşı karşıya kaldıkları anlarda, bir kadın sesine ulaşma arzusu öne çıkıyor. Bu arzu, oyunun temel felsefesine mükemmel bir şekilde işliyor. Kadın sesine duyulan özlem, yalnızlık, iletişim ve insan olmanın anlamı üzerine düşündüren katmanlı bir hikaye yaratıyor. Yönetmenin zekice kullandığı semboller ve sahne düzenlemeleri, dijital dünyanın soğukluğunda kaybolan içsel boşluğu izleyiciye fazlasıyla hissettiriyor. Karakterlerin varlıklarını kanıtlamak için verdikleri mücadele, hem duygusal hem de felsefi anlamda güçlü bir etki bırakıyor. Oyun boyunca izleyici, dijital dünyadaki yalnızlığın ve iletişimsizliğin insan ruhu üzerindeki etkilerini sorgularken, aynı zamanda varoluşun anlamını da derinlemesine düşünüyor. Beklenen çağrının sonunda ise, çözüm hem beklenmedik hem de derin anlamlarla dolu. Hasta Diyaloglar Alo, izleyiciyi hem duygusal hem de zihinsel bir yolculuğa çıkaran harika bir yapım. Oyun, sadece dijital dünyanın yalnızlık ve varoluş sorgulamalarını işlemiyor; aynı zamanda cinsiyet eleştirilerini de ustaca bir komedi unsuru ile sunuyor. Cinsiyet normları ve toplumsal roller üzerine yapılan derin eleştiriler, izleyiciyi güldürürken aynı zamanda düşündürüyor. Bu denge, oyunun hem eğlenceli hem de sorgulayıcı bir yapım olmasını sağlıyor. Kadın figürüne dair yapılan eleştiriler, hiç beklenmedik anlarda mizahi bir şekilde işlenerek izleyiciye rahatlatıcı bir perspektif sunuyor. Mizahın, ciddi ve derin toplumsal konuları dile getirmek için nasıl etkili bir araç olabileceğini görmek gerçekten değerliydi. Yazarın bu ince ve zekice yaklaşımı, oyunun sadece eğlenceli değil, aynı zamanda anlam yüklü olmasını sağlıyor. Bu dengeyi çok başarılı buldum, çünkü komedi, izleyiciyi önemli toplumsal meselelere daha açık bir şekilde yönlendirebiliyor. Gerçekten unutulmaz bir tiyatro deneyimi sundular. Bir kere daha seyretmek istediğim bir oyun oldu.
Yoyo Tiyatro’nun Dizilim adlı oyunu felsefi sorgulamalarla dikkat çekiyor. Özellikle, ‘Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan?’ sorusu üzerinden kurulan temalar, izleyiciyi zihinsel olarak derinden etkiliyor. Bu klasik soruyu modern bir bakış açısıyla ele alırken, aslında hayatın döngüselliği, kararların ve eylemlerin sonuçları üzerinde yoğun bir düşünsel yolculuğa çıkartıyor. Karakterler arasındaki ilişkiler ve olaylar, bu evrensel soru etrafında şekilleniyor ve her bir yeni gelişme, izleyicinin ‘ilk neden’ arayışını daha da derinleştiriyor. Oyun, yumurta ile tavuk arasındaki ilişkiyi bir metafor olarak kullanarak, yaşamın belirsizlikleri, başlangıçlar ve bitişler üzerine düşündürüyor. Her ayrıntısı özenle tasarlanmış sahnede, semboller ve metaforlar o kadar anlamlı ki, her izleyici kendi içsel yolculuğunu yapabiliyor. Oyunun bu derin felsefi katmanı, sadece eğlenceli bir seyirlik olmanın çok ötesine geçiyor ve izleyiciyi gerçek anlamda sorgulamaya davet ediyor. Dizilim, düşündüren, etkileyen ve akıllarda kalan bir tiyatro deneyimi sundu. Gidin ve seyredin!
Daha sahneye adımınızı atmadan “Paksoy Kasap”tabelası ile karşılaşıyorsunuz. Oyunla ilgili ipuçlarının gelmesiyle merakla içeriye adım attığınız an içinizden “ Vay be kasabı sahneye taşımışlar” diye geçiriyorsunuz. Kasap atmosferinin ardından kendinizi oyunun içinde buluyorsunuz ve oyun dünyasına dahil oluyorsunuz. Hem seyrediyor,hem de sorgulamaya başlıyorsunuz. Eğer ikinci kez seyretme ihtiyacı yaratan oyun severlerdenseniz bu oyun o oyun. Maruz oyununa uzun sezonlar maruz kalmak dileğiyle.
Hasta Diyaloglar: ALO / Terhane Sanat