🎭 Peter Danish’in kaleme aldığı ve geçtiğimiz yıl Off-Broadway’de "Last Call" adıyla sahnelenen oyun, iki dev orkestra şefi Leonard Bernstein ile Herbert von Karajan’ın Viyana’daki ünlü Hotel Sacher’in Blue Bar’ında karşılaşmasından yola çıkıyor. Yazarın anlattığına göre bu karşılaşma gerçekten yaşanmış bir anekdota dayanıyor. Ancak Danish’in yaptığı şey tarihsel bir sahneyi bire bir yeniden kurmak değil, o masada neler konuşulmuş olabileceğini hayal ederek iki büyük şefi tiyatral bir yüzleşmenin içine yerleştirmek.
🎭 Türkiye’de DEVLERİN SAVAŞI adıyla sahnelenen ve bu akşam prömiyeri gerçekleşen uyarlamada bu iki dev ismi Okan Bayülgen ve Celal Kadri Kınoğlu canlandırıyor. Sahne tasarımı oldukça sade: Ortada bir bar, iki yanda oturma alanları ve yalın bir dekor. Bu sadelik dekoru geri plana çekerek seyircinin odağını doğrudan oyunculara ve metnin kurduğu karşılaşmaya yönlendiriyor. Metnin gücü de burada yatıyor. Oyun bir biyografi anlatısı kurmaktan çok iki farklı sanat anlayışını karşı karşıya getiriyor. Bir tarafta disiplin, kontrol ve kusursuzluk arayışı, diğer tarafta daha duygusal, daha insani ve daha özgür bir yaklaşım. Diyaloglar ilerledikçe bu iki bakış açısı zaman zaman zekice laf atışmalarına, zaman zaman da daha derin bir tartışmaya dönüşüyor. Politik kimliklerden sanat anlayışına uzanan bu sohbet, iki büyük ismin rekabetini incelikli bir fikir çatışmasına dönüştürüyor.
🎭 Oyunun Türkiye uyarlaması yaklaşık kırkar dakikalık iki perde halinde sahneleniyor. Ancak metnin doğası düşünüldüğünde bu karşılaşmanın kesintisiz bir akış içinde izlenmesi belki daha güçlü bir dramaturjik etki yaratabilirdi. Tam oyunun ritmine kapılmışken verilen ara, sahnedeki gerilimin enerjisini bir miktar bölüyor.
(2) 🎭 Temsilin ardından gerçekleşen söyleşide bizzat sorduğum soru üzerine bu tercih de gündeme geldi. Oyunun iki perde olarak sahnelenmesi Okan Bayülgen’in bilinçli bir tercihiymiş. Bayülgen, günümüz seyircisinin dikkat süresinin oldukça kısaldığını, yarım saatten sonra salonda telefonların çıkmaya başladığını gözlemlediğini ve bu nedenle oyunun akışına bir ara koymayı özellikle tercih ettiğini belirtti.
🎭 Oyunculuk tarafında ilk perdede daha dengeli ilerleyen sahne, ikinci perdede belirgin biçimde Celal Kadri Kınoğlu’nun Karajan yorumunun öne çıkmasıyla farklı bir ağırlık kazanıyor. İlk perdede enerjisi hissedilen oyuncunun ikinci perdede karakteri daha da açtığını görmek mümkün. Karajan’ın disiplinli ve sistematik tarafı sahnede güçlü bir karşılık buluyor.
🎭 Okan Bayülgen’in Bernstein yorumunda ise zaman zaman onun televizyon programlarından ve sahnedeki diğer projelerinden aşina olduğumuz bir tavrın izleri hissediliyor. Bu tanıdık ton bazı seyirciler için eğlenceli bir yakınlık kurabilir ancak karakterle kurulan mesafe biraz daha derinleştiğinde oyunun dramatik etkisi de belki daha da güçlenebilirdi.
🎭 Metnin keyifli taraflarından biri de iki karakterin birbirini hem küçümseyen hem de aslında dikkatle takip eden tavrının yarattığı ince rekabet duygusu. İlginçtir ki bu iki büyük figürün neredeyse tek ortak hayranlık noktasının Maria Callas olması da oyunun hoş detaylarından biri.
🎭 Temsilin ardından gerçekleşen söyleşide yine tarafımca sorulan soru üzerine oyunun sahneleme geçmişine dair ilginç bir bilgi de paylaşıldı. Off-Broadway’de sahnelenen ilk yapımda Bernstein ve Karajan karakterleri iki kadın oyuncu tarafından canlandırılmıştı. Peter Danish’in anlattığına göre bu tercih aslında metni yazarken düşündüğü bir fikir değil, projede yer alan üç yönetmenin önerisiymiş. Yazar bu öneriyi kabul etmiş ve sonuçtan memnun olduğunu da söyledi. Ancak Türkiye’de oyunu iki erkek oyuncuyla izlerken, sanki metni ilk hayal ettiği haliyle sahnede görüyormuş gibi hissettiğini de özellikle belirtti.
(3) 🎭 Söyleşide Danish ayrıca oyunun çıkış hikayesini de paylaştı: Eşiyle tatile gittiği Viyana'da, Hotel Sacher’de, masasında Bernstein ile ilgili kitaba dikkat kesilen bir garsondan Bernstein ile Karajan’ın burada karşılaştığını duyması, yazarı bu iki figürü aynı masada buluşturan bir oyun yazmaya götürmüş. Hatta Danish’in anlattığına göre o masaya oturup laptopunu açmış ve oyunun ilk taslağını kısa bir süre içinde yazmaya başlamış.
🎭 Sonuç olarak Devlerin Savaşı, iki büyük müzik figürünün hayatını anlatan bir biyografi oyunu olmaktan çok, onların temsil ettiği iki farklı sanat anlayışını sahneye taşıyan bir karşılaşma. İlk temsilin heyecanı ve küçük pürüzleri zamanla yerini daha oturmuş bir ritme bırakacaktır. Ancak şimdiden söylemek mümkün: Hotel Sacher’in barında başlayan bu sohbet, seyirciyi iki büyük sanatçının dünyasına davet eden keyifli bir tiyatro akşamına dönüşmüş.
🎭 Ayrıca bu metni sahneye taşımayı tercih etmiş olmaları da benim için ayrı bir mutluluk. Klasik müzik tarihinin iki önemli figürünü merkezine alan böyle bir oyunun Türkiye’de sahnelenmesi gerçekten kıymetli. Bu tercihlerinden dolayı yapım ekibine ayrıca teşekkür etmek gerekir.
Prömiyer gecesinde izleme fırsatı bulduğum bu oyun, bana yeni araştırma başlıkları ve dolayısıyla yeni bir merak alanı kazandırdı diyebilirim. Oyun öncesinde Herbert von Karajan ya da Leonard Bernstein hakkında hiçbir bilgiye sahip değildim; hatta isimlerini daha önce duymadığımı itiraf etmem gerekir.
Oyunda, iki usta maestronun bir otel lobisinde tesadüfen karşılaşmasına ve bu karşılaşma sırasında birbirlerine yaptıkları itiraflara tanıklık ediyoruz. Yazar Peter Danish bu hikâyeyi tamamen hayal gücüyle kurgulamış. Ancak diyaloglar o kadar olası ve gerçekçi ilerliyor ki, izlerken bunun gerçekten yaşanmış bir karşılaşmadan alınmış olabileceğini düşünüyorsunuz.
Karakterlerin temsil ettiği dünya da oldukça çarpıcı. Herbert von Karajan Avrupa’nın disiplinini, katı kurallarını ve geleneksel müzik anlayışını temsil ederken; Leonard Bernstein Amerika’nın daha rahat, ironik ve zaman zaman alaycı tavrını sahneye taşıyor.
Oyuncu seçimlerine baktığınızda ise oldukça isabetli bir eşleşme görüyorsunuz. Disiplinli tiyatroculuğuyla tanınan Celal Kadri Kınoğlu’nun Karajan’ı canlandırması; mizahı ve ironik diliyle bilinen Okan Bayülgen’in Bernstein’ı oynaması, Türk tiyatro izleyicisi için oldukça yerinde bir tercih olmuş.
Oyun boyunca iki büyük sanatçının birbirlerine duydukları kıskançlığı, öfkeyi ve rekabeti son derece sofistike bir dille ifade ettiklerini izliyoruz. Bu çatışma kaba bir hesaplaşmaya dönüşmek yerine kültür, zekâ ve empati üzerinden ilerliyor. Aslında bu durum günümüz sanat dünyasına da ince bir mesaj veriyor: Birbirini alt etmeye çalışırken bile ölçülü olmak ve kelimelerle “dayak atmanın” incelikli yollarını bilmek mümkün.
İki perde ve toplam 85 dakika süren bu oyunu; entelektüel merakınızı biraz daha beslemek, olaylara farklı perspektiflerden bakabilmek, zirvede görünen sanatçıların iç dünyasında neler yaşandığını görmek ve aynı zamanda Celal Kadri Kınoğlu ile Okan Bayülgen’in güçlü performanslarını izlemeniz için öneririm.
Lise ögrencileri (!) ve kendileri ile yaşıt öğretmenleri (!) arasında masum bir doğum günü kutlaması ile başlayan ziyaret sınırları zorlayan bir savaşa dönüşüyor. 80'lerde Sovyet izleyicisi olsam belki çarpılır silkelenirdim ancak bu demode oyunu 2026da Üsküdar'da yer yer sıkılarak, merak unsurunun zerresi olmadan izledim. Oyunculuklar ne yazık ki tatmin etmedi. Aysecan Tatari sahne alamadığı için ekibe dahil olan Ayşe Günyüz uyum sağlamış belki ama çok fazla replik karıştırıldı oyuncular tarafından. Ne yazık ki ŞT benim için hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor.
Devlerin Savaşı / Kabare Dada