Genel olarak 2000 kişilik salonlarda, mikrofonla icra edilen tiyatro oyunlarına çok sıcak yaklaşmıyor ve genellikle de gitmiyorum. Ama bu kez sahnede izlemeyi merak ettiğim oyuncular söz konusu olunca, bu prensibimden vazgeçip, gitmeye karar verdim. Prensibime bağlı kalsam daha iyi olurmuş. Anladığım kadarıyla bu kadar büyük salonlarda izleyici çekebilmek için ünlü isimler, alengirli dekor ve sahne düzenekleri ve uzun süren oyunlar gerekiyor. Bu oyunda bu unsurların hepsi mevcuttu. Tiyatroya olan ilgiyi daha geniş kitlelere yaymak adına güzel bir girişim ama tiyatro sanatı açısından yetersiz kalan bir oyundu kanaatimce. Zerrin Tekindor'un performansı parıldıyordu, oyunu omuzlayan kendisiydi. Halit Ergenç belki gününde değildi, bilemiyorum, ama oyunu sürükleyemedi. Fatih Artman maalesef hep aynı çizgide seyreden oyunculuğunun aynen burada da devam ettirmişti. Kerem Aslanoğlu ise çok zayıftı sahnede. Oyundaki sahne derinliği ve mekaniği oyunculuğun ve temanın önüne geçti ve oyunu tamamlayan veya pekiştiren bir boyuttan ziyade kendi başına ayrı bir performans gibiydi. Ben bir türlü oyunun içine giremedim ve dakikaları saydım maalesef. Kişisel bir izlenim tabii bu, ama pek memnun kaldığım bir oyun olmadı maalesef.
Ionesco'nun insanın ölümlülüğüyle yüzleşmesini ele alan kült eserinin bu yorumunu Erdal Devrim Aydın sırtlayıp götürüyor. Karakterlerin bir kısmının robot, ekrandaki ses, canlı köpek olarak yorumlanmış olması yaratıcı bir ilginçlik katsa da, esas Erdal Devrim Aydın'ın temposu hiç düşmeyen ve her anlamda "kıvamında" oyunculuğu eseri bu derece başarılı kılıyor. Oyunu izlediğimiz akşam maalesef salon çok boştu, buna üzüldüm açıkçası, vasat bir çok oyun kapalı gişe oynarken, olumlu yönde farklılaşan bu eserin daha çok izleyici hak ettiği kanaatindeyim.
Satıcının Ölümü / Zorlu PSM