Dün akşam oyunu bir arkadaşımla seyrettik. Oyundan çıktığımda üzerime bir araba laf boşalmış gibi hissettim. Ama aslında sözler kadar ışık, hareket, kişilerin sahnedeki pozisyonları ve birbirleriyle ilişkileri önemliydi diye düşünüyorum bugün. Oyun bizi harekete geçirdi, aklımız dönmeye başladı. Biz de çok konuştuk yolda yürürken. O pardesülü adam kimdi, arkada ve biraz yüksekte duran? Yargı dağıtan...Üstelik "sıradan insanlar"ın sözünü alıp kendi yargısı gibi etrafa saçan. Hatta bir başkası da onun sözlerini az sonra kendi yargısıymış gibi konuşan...bir siyasetçi, yetki sahibi, mentör, yol gösterici, akıl bulandırıcı. Kim olduğuna dair bir fikrim var. Bana kim olmam gerektiğini söyleyen odak. Peki o sıradan insanlar sıradan mıydı gerçekten, yoksa tilki gibi kişiler miydiler? Bize kurnaz geldiler. Hiiiç sorumluluk almadan sırtından sırtından itekliyorlar seni; sen önde git biz arkandayız der gibi. Sevmedik onları. Ya kendini tanımadan ilişkilenmek istemeyenlere ne demeli? Onlara eyvah diyorum. Yanmışlar ki ne biçim. Bir de baba mıdır, terapist midir; biri vardı. Sana ayna tutuyor gibi...şimdi ne hissediyorsun!!? Seni sürekli kendi içine döndüren, dışarıyla ilişkini kapatan. O da bir garipti. Hiç kimse güvenilir biri gibi değildi, tekinsizdi herkes... Oyunu beni çalıştırdığı için, heyecanlandırıp düşündürdüğü için sevdim.
Bilirbilmez / TE-A / Teatral Arayışlar