Geçtiğimiz akşam Alan Kadıköy’de, uzun zamandır merakla beklediğim ve güçlü kadrosuyla beklentimi hayli yükselten Arşimet Prensibi’ni izledim. Ancak maalesef, salondan büyük bir hayal kırıklığıyla ayrıldığımı en baştan söylemeliyim.
Oldukça bıçak sırtı, hassas ve spesifik bir konuyu (şüphe, çocuk ve istismar algısı) merkezine alıyor. Fakat geçtiğimiz günlerde yine Özge Özder’in başrolünde olduğu Gidion’un Düğümü’nü izlemiş biri olarak; hem konunun ağırlığı hem yaratılmak istenen karanlık atmosfer hem de oyunculuk stili bana inanılmaz tanıdık geldi. Bu benzerlik, bende oyuna karşı ekstra bir “tekrar” hissiyatı yarattı.
90 dakikalık arasız bir gerilim inşa edilmeye çalışılmış. Ancak aralara serpiştirilen flashback’ler ve tekrarlı sahneler, gerilimi tırmandırmak yerine oyunun süresini sündürüp seyirciyi yormaktan öteye geçememiş.
Yüzme antrenörünü canlandıran oyuncunun, mesleği gereği dahi olsa oyunun neredeyse tamamında sahnede yarı çıplak kalmasını dramaturjik olarak gerekçelendiremedim. Bir noktadan sonra metne hizmet etmeyen bir tercih gibi hissettirdiği için açıkçası pek hoşlanmadım. Oldukça yetersiz bulduğum dekor ve müzik tasarımı da bu kopukluğu ne yazık ki toparlayamamış.
Bir izleyici (ve sahne arkasına kafa yoran biri) olarak beni en çok yoran teknik detay ise Alan Kadıköy’ün fiziksel şartlarıydı. Kulis ile sahne arasındaki o tek perdenin tam kapanmaması yüzünden, oyun boyunca sahnede olup bitenden ziyade kulisteki hareketliliği izleme dürtüsüyle savaştım. Tiyatronun en temel kuralı olan “illüzyon” o aralıktan sızıp kayboldu ve seyir zevkimi ciddi şekilde zedeledi.
Zor bir metin, ancak tercih edilen yorucu kurgusu, eksik sahnelemesi ve mekanın teknik azizliği sebebiyle üzülerek tavsiye edemeyeceğim bir deneyim oldu.
Arşimet Prensibi / Tiyatro Dokuz