-
Maceracı Annelerin Savunması Adına, annelik, özgürlük, yas ve kardeşlik üzerine düşündüren; bütün bunları dağcılık üzerinden tartışmaya açan çok sevdiğim bir oyun oldu. Simon Marshall’ın metninin esin kaynaklarından biri, iki çocuk annesi ve dünyanın önemli kadın dağcılarından Alison Hargreaves. Hargreaves, 1995 yılında Everest’e oksijen ve Sherpa desteği olmadan tırmandı; birkaç ay sonra ise K2 zirvesinden dönerken hayatını kaybetti. Ölümünün ardından yaptığı seçimlerin ve aldığı risklerin anneliği üzerinden tartışılması, Marshall’ın metninde de karşılığını buluyor.
Oyunun merkezinde Theo ile Nancy adında iki kardeş var. Çocukluklarında anneleri bir dağa tırmanmak üzere evden ayrılıyor ve bir daha geri dönmüyor.İki kardeş, annelerinin ardından kalanlarla ve onun yaptığı seçimlerle yeniden yüzleşirken oyun da çok zor bir sorunun etrafında dolaşmaya başlıyor: Bir kadın anne olduğunda kendi hayatıyla ilgili ne kadar özgür olabilir? Annelik, onun tutkularından ve hayallerinden vazgeçmesini beklemek için yeterli bir gerekçe midir? Üstelik aynı riskleri alan bir baba ile bir anneye gerçekten aynı gözle mi bakıyoruz?
Fatma Zehra Durgut ile Sezer Arıçay’ın sahnedeki uyumunu ve kardeşlik ilişkisini çok sahici buldum. Durgut’un oyunun fiziksel tarafındaki performansı özellikle etkileyiciydi; Arıçay ise Theo’nun duygularını daha çok içinde tutan hâlini küçük mimikler ve bakışlarla çok güzel kuruyor. İki oyuncunun farklı karakterlere geçişleri ve zaman zaman aynı karakteri paylaşmaları da oyunun sevdiğim ayrıntıları arasındaydı.
Sarp Doğa Çelik’in çevirisi ve rejisi, metnin tartıştığı meseleleri seyirci adına cevaplamaya çalışmadan önümüze bırakıyor.
Oyunun bende en çok karşılık bulan tarafı, anneliği bir kadının geri kalan bütün kimliklerinin önüne koymadan tartışabilmesi oldu. Çünkü burada savunulan yalnızca dağlara çıkan kadınlar değil; anne olduktan sonra da arzuları, hedefleri, merakları ve kendilerine ait bir hayatı olan kadınlar. Bittikten sonra da zihnimde yaşamaya devam eden bir oyun oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, Maceracı Annelerin Savunması Adına’yı gönülden öneriyorum.
Oyun üzerine daha ayrıntılı yazımı Instagram’daki @tiyatroajandam hesabımda okuyabilirsiniz.
-
Geçen hafta Bahçe Galata’da izleme fırsatı bulduğum “Maceracı Annelerin Savunması Adına”, son yıllarda izlediğim sahne yapımları arasında en çok keyif aldığım, etkisi uzun süre üzerimde kalan nadir oyunlardan biri oldu.
Gerek oyuncuların etkileyici performansları gerekse metnin akıcı ve doğal dili sayesinde oyun boyunca dikkatiniz bir an olsun dağılmıyor. Oyuncuların sahnedeki doğallığı, karakterleri yorumlayış biçimleri ve yarattıkları gerçeklik hissi gerçekten çok etkileyici. İzlerken sahnedeki karakterlerle aranızda samimi bir bağ kuruluyor ve kendinizi oyunun dünyasının içinde buluyorsunuz.
Böylesine macera ve fiziksel hareket üzerine kurulu bir metinde sahnede bir tırmanma duvarı görmeyi beklerken, iskele sisteminin bu kadar yaratıcı ve işlevsel bir sahne tasarımına dönüştürülmesi ayrıca takdire değer. Sade ama son derece başarılı sahne tasarımı, oyunun anlatımına büyük katkı sağlıyor. Üstelik bu iskele sistemi üzerinde, yalnızca oyuncuların hareketleri ve sahneleme tercihleriyle biz seyircilere adeta bir dağın zirvesindeymişiz hissinin yaşatılması, oyunun en etkileyici yanlarından biri. Fiziksel mekânın hayal gücüyle bambaşka bir dünyaya dönüşmesine tanıklık etmek gerçekten çok keyifli.
Çevirinin başarısını da ayrıca vurgulamak isterim. Sahnedeki akışı hiç sekteye uğratmayan, kulağa doğal gelen ve seyirciyi metnin içine çeken bir dil kullanılmış. Çeviri, yönetmenlik ve sahne düzeni arasındaki uyum, oyunun başından sonuna kadar temposunu korumasını ve seyirciyle kurduğu bağı güçlendirmesini sağlıyor.
Çevirmen ve yönetmen Doğa Çelik’i, sahnedeki uyumları ve başarılı performanslarıyla oyuna hayat veren tüm oyuncuları, yaratıcı ekibi ve emeği geçen herkesi gönülden tebrik ederim.
Hem anlatımı hem oyunculukları hem de yaratıcı sahne kullanımıyla izleyicisine keyif veren, hayal gücünü harekete geçiren ve tiyatronun imkânlarını yeniden hatırlatan bir oyun. Tiyatroya ilgi duyan herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
-
Maceracı Annelerin Savunması Adına, annelik, özgürlük, yas ve kardeşlik üzerine düşündüren; bütün bunları dağcılık üzerinden tartışmaya açan çok sevdiğim bir oyun oldu. Simon Marshall’ın metninin esin kaynaklarından biri, iki çocuk annesi ve dünyanın önemli kadın dağcılarından Alison Hargreaves. Hargreaves, 1995 yılında Everest’e oksijen ve Sherpa desteği olmadan tırmandı; birkaç ay sonra ise K2 zirvesinden dönerken hayatını kaybetti. Ölümünün ardından yaptığı seçimlerin ve aldığı risklerin anneliği üzerinden tartışılması, Marshall’ın metninde de karşılığını buluyor.
Oyunun merkezinde Theo ile Nancy adında iki kardeş var. Çocukluklarında anneleri bir dağa tırmanmak üzere evden ayrılıyor ve bir daha geri dönmüyor.İki kardeş, annelerinin ardından kalanlarla ve onun yaptığı seçimlerle yeniden yüzleşirken oyun da çok zor bir sorunun etrafında dolaşmaya başlıyor: Bir kadın anne olduğunda kendi hayatıyla ilgili ne kadar özgür olabilir? Annelik, onun tutkularından ve hayallerinden vazgeçmesini beklemek için yeterli bir gerekçe midir? Üstelik aynı riskleri alan bir baba ile bir anneye gerçekten aynı gözle mi bakıyoruz?
Fatma Zehra Durgut ile Sezer Arıçay’ın sahnedeki uyumunu ve kardeşlik ilişkisini çok sahici buldum. Durgut’un oyunun fiziksel tarafındaki performansı özellikle etkileyiciydi; Arıçay ise Theo’nun duygularını daha çok içinde tutan hâlini küçük mimikler ve bakışlarla çok güzel kuruyor. İki oyuncunun farklı karakterlere geçişleri ve zaman zaman aynı karakteri paylaşmaları da oyunun sevdiğim ayrıntıları arasındaydı.
Sarp Doğa Çelik’in çevirisi ve rejisi, metnin tartıştığı meseleleri seyirci adına cevaplamaya çalışmadan önümüze bırakıyor.
Oyunun bende en çok karşılık bulan tarafı, anneliği bir kadının geri kalan bütün kimliklerinin önüne koymadan tartışabilmesi oldu. Çünkü burada savunulan yalnızca dağlara çıkan kadınlar değil; anne olduktan sonra da arzuları, hedefleri, merakları ve kendilerine ait bir hayatı olan kadınlar. Bittikten sonra da zihnimde yaşamaya devam eden bir oyun oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, Maceracı Annelerin Savunması Adına’yı gönülden öneriyorum.
Oyun üzerine daha ayrıntılı yazımı Instagram’daki @tiyatroajandam hesabımda okuyabilirsiniz.
-
Maceracı Annelerin Savunması Adına, annelik, özgürlük, yas ve kardeşlik üzerine düşündüren; bütün bunları dağcılık üzerinden tartışmaya açan çok sevdiğim bir oyun oldu. Simon Marshall’ın metninin esin kaynaklarından biri, iki çocuk annesi ve dünyanın önemli kadın dağcılarından Alison Hargreaves. Hargreaves, 1995 yılında Everest’e oksijen ve Sherpa desteği olmadan tırmandı; birkaç ay sonra ise K2 zirvesinden dönerken hayatını kaybetti. Ölümünün ardından yaptığı seçimlerin ve aldığı risklerin anneliği üzerinden tartışılması, Marshall’ın metninde de karşılığını buluyor.
Oyunun merkezinde Theo ile Nancy adında iki kardeş var. Çocukluklarında anneleri bir dağa tırmanmak üzere evden ayrılıyor ve bir daha geri dönmüyor.İki kardeş, annelerinin ardından kalanlarla ve onun yaptığı seçimlerle yeniden yüzleşirken oyun da çok zor bir sorunun etrafında dolaşmaya başlıyor: Bir kadın anne olduğunda kendi hayatıyla ilgili ne kadar özgür olabilir? Annelik, onun tutkularından ve hayallerinden vazgeçmesini beklemek için yeterli bir gerekçe midir? Üstelik aynı riskleri alan bir baba ile bir anneye gerçekten aynı gözle mi bakıyoruz?
Fatma Zehra Durgut ile Sezer Arıçay’ın sahnedeki uyumunu ve kardeşlik ilişkisini çok sahici buldum. Durgut’un oyunun fiziksel tarafındaki performansı özellikle etkileyiciydi; Arıçay ise Theo’nun duygularını daha çok içinde tutan hâlini küçük mimikler ve bakışlarla çok güzel kuruyor. İki oyuncunun farklı karakterlere geçişleri ve zaman zaman aynı karakteri paylaşmaları da oyunun sevdiğim ayrıntıları arasındaydı.
Sarp Doğa Çelik’in çevirisi ve rejisi, metnin tartıştığı meseleleri seyirci adına cevaplamaya çalışmadan önümüze bırakıyor.
Oyunun bende en çok karşılık bulan tarafı, anneliği bir kadının geri kalan bütün kimliklerinin önüne koymadan tartışabilmesi oldu. Çünkü burada savunulan yalnızca dağlara çıkan kadınlar değil; anne olduktan sonra da arzuları, hedefleri, merakları ve kendilerine ait bir hayatı olan kadınlar. Bittikten sonra da zihnimde yaşamaya devam eden bir oyun oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, Maceracı Annelerin Savunması Adına’yı gönülden öneriyorum.
Oyun üzerine daha ayrıntılı yazımı Instagram’daki @tiyatroajandam hesabımda okuyabilirsiniz.
-
Maceracı Annelerin Savunması Adına, annelik, özgürlük, yas ve kardeşlik üzerine düşündüren; bütün bunları dağcılık üzerinden tartışmaya açan çok sevdiğim bir oyun oldu. Simon Marshall’ın metninin esin kaynaklarından biri, iki çocuk annesi ve dünyanın önemli kadın dağcılarından Alison Hargreaves. Hargreaves, 1995 yılında Everest’e oksijen ve Sherpa desteği olmadan tırmandı; birkaç ay sonra ise K2 zirvesinden dönerken hayatını kaybetti. Ölümünün ardından yaptığı seçimlerin ve aldığı risklerin anneliği üzerinden tartışılması, Marshall’ın metninde de karşılığını buluyor.
Oyunun merkezinde Theo ile Nancy adında iki kardeş var. Çocukluklarında anneleri bir dağa tırmanmak üzere evden ayrılıyor ve bir daha geri dönmüyor.İki kardeş, annelerinin ardından kalanlarla ve onun yaptığı seçimlerle yeniden yüzleşirken oyun da çok zor bir sorunun etrafında dolaşmaya başlıyor: Bir kadın anne olduğunda kendi hayatıyla ilgili ne kadar özgür olabilir? Annelik, onun tutkularından ve hayallerinden vazgeçmesini beklemek için yeterli bir gerekçe midir? Üstelik aynı riskleri alan bir baba ile bir anneye gerçekten aynı gözle mi bakıyoruz?
Fatma Zehra Durgut ile Sezer Arıçay’ın sahnedeki uyumunu ve kardeşlik ilişkisini çok sahici buldum. Durgut’un oyunun fiziksel tarafındaki performansı özellikle etkileyiciydi; Arıçay ise Theo’nun duygularını daha çok içinde tutan hâlini küçük mimikler ve bakışlarla çok güzel kuruyor. İki oyuncunun farklı karakterlere geçişleri ve zaman zaman aynı karakteri paylaşmaları da oyunun sevdiğim ayrıntıları arasındaydı.
Sarp Doğa Çelik’in çevirisi ve rejisi, metnin tartıştığı meseleleri seyirci adına cevaplamaya çalışmadan önümüze bırakıyor.
Oyunun bende en çok karşılık bulan tarafı, anneliği bir kadının geri kalan bütün kimliklerinin önüne koymadan tartışabilmesi oldu. Çünkü burada savunulan yalnızca dağlara çıkan kadınlar değil; anne olduktan sonra da arzuları, hedefleri, merakları ve kendilerine ait bir hayatı olan kadınlar. Bittikten sonra da zihnimde yaşamaya devam eden bir oyun oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, Maceracı Annelerin Savunması Adına’yı gönülden öneriyorum.
Oyun üzerine daha ayrıntılı yazımı Instagram’daki @tiyatroajandam hesabımda okuyabilirsiniz.
Maceracı Annelerin Savunması Adına / BahçeGalata