“Yaş otuz beş, yolun yarısı eder” derken Cahit Sıtkı Tarancı, insanın ömrü boyunca yolculuğunda karşılaştığı tüm dönemeçleri, hesaplaşmaları ve içsel sorgulamaları bizlere armağan etmişti. Bu akşam sahnede izlediğimiz oyun ise bu sorgulamayı başka bir cepheye, Doğulu Abbas’ın askerlikte yaşadığı insancıl ve bir o kadar zorlu deneyimlere taşıdı.
Doğulu Abbas’ın hayatla ve insanlıkla sınavı, sahnede izlediğimiz her sahnede bizlere bir kez daha hatırlattı ki, insanın en büyük zaferi, içindeki insanlık duygusunu koruyabilmesidir. Komutanın adaletli ve merhametli duruşu, bizlere liderliğin aslında sadece emir vermek değil, gönüllere dokunmak olduğunu gösterdi.
Oyuncunu samimiyeti, metnin derinliği ve sahnedeki yalın ama güçlü anlatım için emeği geçen herkese teşekkürler. Her bir sahnede, bizlere bir nebze olsun insan olmanın ağırlığını ve güzelliğini hatırlattığınız için minnettarız.
Oyunu izlerken,, sadece bir oyun izleyerek değil, hayatımızın en değerli kavramlarını tekrar sorgulayarak ayrılıyoruz. İnsan olmak, yolun hangi yarısında olursak olalım, bir ömür sürecek bir mücadele.
Arthur Miller’ın “Satıcının Ölümü” adlı oyununu 24 Nisan 2026 tarihinde Zorlu PSM’de izleme fırsatı buldum. Gerek yüksek prodüksiyon değeri, gerek geniş ve güçlü oyuncu kadrosu, gerekse sahne tasarımıyla uzun süredir merak uyandıran bir yapım olduğu açıkça hissediliyor.
Es Devlin imzalı dekor, başlı başına oyunun ruhunu taşıyan bir anlatı aracına dönüşmüş; sahne estetiği öylesine etkileyici ki, izleyiciyi daha ilk anda içine çekmeyi başarıyor. Oyunculuklar ise neredeyse tartışmaya kapalı bir ustalık sergiliyor. Daha önce sahnede izleme şansı bulduğum Zerrin Tekindor, Fatih Artman ve Kerem Arslanoğlu bir kez daha beklentiyi karşılayan performanslar ortaya koyarken, Halit Ergenç’i ilk kez tiyatro sahnesinde izlemek benim için ayrı bir deneyimdi. Ergenç’in sahnedeki hakimiyeti ve karakterle kurduğu güçlü bağ, oyunun dramatik derinliğini önemli ölçüde besliyor.
Metin, Arthur Miller’ın kaleminden çıktığı haliyle güçlü; ancak sahneye uyarlanış biçimi de bu gücü koruyarak ilerliyor. Oyunun en dikkat çekici tercihlerinden biri ise müzik kullanımındaki minimal yaklaşım. İlk perde boyunca, bir bölüm hariç, neredeyse tamamen müziksiz bir anlatım tercih edilmiş. Bu durum, odağı bütünüyle oyunculuk ve metne yönlendirirken; ikinci perdede artan efekt ve müzik kullanımıyla dramatik yoğunluk farklı bir boyuta taşınıyor.
Bununla birlikte, ilk perdede yer yer hissedilen durağanlık, anlatının temposunu zaman zaman zayıflatıyor ve izleyicinin dikkatinde küçük kopuşlara neden olabiliyor. Hikâyenin bazı bölümlerinde ritmin düşmesi, güçlü metne rağmen sahnedeki enerjiyi geçici olarak sekteye uğratabiliyor.
Tüm bu yönleriyle “Satıcının Ölümü”, bir insanın hayalleri ile gerçeklerin acımasız ağırlığı arasındaki çatışmayı çarpıcı bir biçimde sahneye taşıyor. Özellikle bir hayalin, gerçeklerin yükü altında yavaş yavaş çöküşünü anlatma biçimi, oyunun en etkileyici ve kalıcı yanlarından biri olarak öne çıkıyor.
Vakit Tamam Abbas / Oyun İşleri