Ölü Canlar, ismiyle ne kadar da uyumlu bir hikâye… Sahnede izlediğim yorum, kolay yoldan zengin olma hırsının insanı nasıl içten içe çürüttüğünü çarpıcı ve yer yer ironik bir dille anlattı. Çiçikov’un, Çarlık Rusya’sının yasal açıklarından faydalanarak “ölü canlar” üzerinden kendine bir gelecek kurma çabası; aslında yalnızca bireysel bir kurnazlık değil, sistemin yarattığı büyük bir ahlaki boşluğun aynası gibi duruyor.
Oyunda etkilendiğim bir başka şey, bu çürümüşlüğün sadece bir döneme ait olmadığını hissettirmesiydi. Kolay kazanç arzusu, mevzuatın arkasına saklanan fırsatçılık ve değerlerin yerini çıkar hesaplarının alması… Güldürürken rahatsız eden, eğlendirirken düşündüren bir sahne dili vardı.
Karakterlerin abartılı ama bir o kadar gerçek halleri, sistem eleştirisini daha da görünür kıldı. “Canlı” görünen ama aslında ruhunu çoktan kaybetmiş insanların hikâyesini izledik sanki. Kızım Petruşka’ya bayıldı☺️ Benim için de yalnızca iyi bir uyarlama değil, güçlü bir toplumsal ayna oldu. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim👏👏👏
Ölü Canlar / İstanbul Devlet Tiyatrosu