Volkan Bey’in izlediğim ikinci oyunuydu, Tolga Bey’i de yine ikinci kez sahnede izledim. Ekipteki herkesin çok yetkin olduğuna eminim ama metin ve oyunculuk için üstün yeteneklerle karşılaşacağınızı söyleyebilirim. Hangisine şaşıracağımı bilemedim, duyduğuma mı gördüğüme mi… izlediğim oyunlar içinde listenin en tepesinde bir yerlere yerleşti. Oyundan çıktığımda 40 yıldır yaşadığım İstanbul’u yeniden tanımak istedim. Alnımdaki sırrı bulmak zor olacaktır ama denemeye değer.
Cok kotuydu. Dekor ve oyuncularin kostumleri eksik kalmis. Kucuk cocukla dedesi ayni giyinmis. Biraz peruk biraz daha eglenceli kiyafetler, daha muziklu bir oyun olabilirdi. Afiste muzikli cocuk oyunu yazmislar sadece gecislerde 10 saniyelim muzikler vardi.
Tek kelimeyle muhteşemdi.
Güç dengelerinin değişmesiyle gelen bir kırılma noktası…
“Güvendiğinizi ve tanıdığınızı sandığınız” birinin, tanımadığınız birine dönüşmesi… Çoğumuza hiç de yabancı olmayan bir durum.
Özlem Zeynep Dinsel, hayatta insanın başına gelebilecek en acı deneyimi sahneden değil, kalbinden seyirciye aktarıyor. Abartısız, kasmadan, oynamadan—sadece “olarak” orada, o sahnede devleşiyor.
Sesini bu denli ustalıkla kullanan bir oyuncuyu izlemek gerçekten büyüleyiciydi. Oyunun sonunda ise boğazımda bir düğüm, midemde bir yumruk, zihnimde bir balyoz darbesiyle baş başa kaldım. Hele ülkemizdeki sıcak ve bir türlü alışamadığımız gündemle birleşince, bu oyunun uzun süre sahnelerde kalacağından eminim.
Muhteşemdiniz, Sevgili Özlem Zeynep Dinsel.
Kalabalık Duası / Fiziksel Tiyatro Araştırmaları