Arşimet Prensibi, suyun kaldırma kuvvetinden çok, bastırılanların ağırlığını anlatan çarpıcı bir yüzleşme oyunu. Gündelik ve masum görünen bir durum, sahnede yavaş yavaş gerilime dönüşürken; suskunluklar, bakışlar ve arada kalan cümleler seyircinin içine doğru genişliyor. Her replik, suya atılan bir taş gibi dalga dalga yayılıyor. Suskunluklar ise daha kırılgan bir hal alıyor. Oyun, gündelik olanın içindeki kırılganlığı ustalıkla açığa çıkarıyor. Normal görünenin altında biriken öfke, korku ve inkâr; basit bir olaydan evrensel bir yüzleşmeye dönüşüyor. Metnin zekâsı kadar rejinin sadeliği de etkileyici: hiçbir şey fazla değil, hiçbir şey eksik. Her hareket, her bakış, bilinçli bir gerilim taşıyor.
Oyunculuklar son derece dengeli ve sahici. Karakterler temsil edilmiyor, yaşanıyor. Bu çok net geçiyor. Seyirci, bir hikâyeye dışarıdan bakmıyor; onun içine, tam orta yerine bırakılıyor. Finalde ise insan, sadece oyunun bitişine değil, kendi sessizliklerine de tanıklık etmiş oluyor.
“Arşimet Prensibi”, günümüz tiyatrosunda cesur, sarsıcı ve uzun süre zihinden çıkmayan bir iş. Sadece izlenmesi değil, üstüne düşünülmesi gereken bir oyun.
Arşimet Prensibi / Tiyatro Dokuz